Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Merakın en yaygın açıklaması onu bir bilgi boşluğunun rahatsızlığı sayar ve bu açıklama üç durumda kırılır: cevabı reddeden kişi, bildikçe daha çok soran kişi ve sonunu bildiği kitabı yeniden okuyan kişi.
İki tür merak var ve yönleri zıt: boşluk türü kapanmak ister ve kapanınca biter, bağlanma türü ise nesnesinin üzerinde durur ve sürmek ister.
Serbest araştırmayı sonradan işe yaradığı için savunmak merakı yine araçsallaştırır ve hiç işe yaramayan her araştırmayı geriye dönük olarak gerekçesiz bırakır.
Augustinus'un ayırdığı gözlerin arzusu bugün de işliyor: nesneden nesneye atlayan ve hiçbirinde durmayan bir iştah, bilgi sevgisi kılığında görünebiliyor.
Merak araçsal olmayan gerçek bir güdüdür ve en yüksek etkinlik olduğu gösterilemez; ayrıca serbest merakın koşulları eşit dağılmadığı için kimin merak edebileceği bir tabiat meselesi değil bir düzenleme meselesidir.
Açılış sahnesi
Bir kişi haftalardır bir soruyla uğraşıyor. Bir bulmaca, bir matematik problemi ya da bir metnin anlamı olabilir; önemli olan şu: kimseye bir faydası yok ve kişi bunu biliyor.
Bir akşam yanına biri geliyor ve şunu söylüyor: ben cevabı biliyorum, ister misin?
Kişi bir an duraksıyor ve sonra şunu diyor: söyleme.
Şimdi dur ve buradaki tuhaflığı gör.
Eğer istediği şey bilgiyse, cevap ona bedava sunuldu ve reddetti. Reddetmesi anlamsız olurdu; haftalarca uğraşıp elde edeceği şey tam olarak o cevaptı.
Öyleyse istediği şey bilgi değildi. Ya da yalnız bilgi değildi.
Bu ders o farkın peşine düşüyor. Modül boyunca felsefenin neden yapıldığına beş cevap verdik: hakikat, iyi yaşam, zihinsel özgürlük, toplumsal eleştiri ve anlam. Beşinin ortak bir yanı vardı ve o yanı hiç konuşmadık.
Beşi de felsefeyi bir işe koşuyordu. Bu ders, hiçbir işe koşulmayan halini soruyor.
Bu derste ne olacak
Önce merakın en yaygın açıklamasını kuracağız. Açıklama merakı bir rahatsızlık sayıyor ve rahatsızlığın giderilmesini hedef olarak koyuyor.
Sonra açılış sahnesindeki kişinin bu açıklamaya sığmadığını göstereceğiz. Yanına iki karşı örnek daha koyacağız ve üçü birden aynı yöne bakacak.
Ardından üç ayrı pozisyona bakacağız. Biri merakı bir araç, biri en yüksek etkinlik, biri de bir zaaf sayıyor ve üçüncüsü sandığından ciddi.
En sonda da en sert itirazı ele alacağız: karşılıksız merak bir ayrıcalık mı?
Merkez soru
Sorumuz şu: hiçbir işe yaramayacağını bile bile soru sormak neden sürüyor?
Sorunun altında bir ikinci soru var. Eğer merak bir araçsa, aracın işlevi bittiğinde durması gerekirdi; durmuyorsa araç olmaktan başka bir şey de.
Sıfır noktası
Önce en yaygın açıklamayı koyalım, çünkü güçlü ve dersin geri kalanı ona karşı kuruluyor.
Açıklamanın günlük hayattaki karşılığı çok güçlü. Yarım kalan bir cümle, adı dilinin ucuna gelmiş bir kişi ya da açılmamış bir zarf hepsi aynı huzursuzluğu üretiyor ve huzursuzluk kapandığında geçiyor.
Ayrımın ilk işareti açılış sahnesinde duruyordu. Şimdi iki karşı örnek daha koyalım.
Üç karşı örnek birlikte bir şey söylüyor: boşluk açıklaması merakın bir türünü doğru tarif ediyor ve ötekini hiç görmüyor.
Hayret ile boşluk arasındaki fark yönde. Boşluk seni kendinden uzağa, bir cevaba doğru itiyor; hayret seni nesnenin üzerinde tutuyor. Birincisi kapanmak ister, ikincisi sürmek.
Argümanın yapısı
Şimdi yaygın açıklamayı öncüllere ayıralım ve nerede kırıldığını tam olarak gösterelim.
Birinci öncül: merak, bir bilgi boşluğunun yarattığı rahatsızlıktır.
İkinci öncül: bir rahatsızlık, kaynağı giderildiğinde sona erer.
Sonuç: öyleyse merakın amacı bilgiyi elde etmektir ve bilgi elde edilince merak biter.
Üç karşı örnek de sonucu vuruyor ve hepsi aynı öncülden geçiyor.
Birinci öncül merakı bir eksiklik olarak kuruyor. Eksiklik modeli, merakın hedefini kendisinin dışına koyuyor: amaç merakın kendisi değil, bitmesi.
Daraltılmış birinci öncül şu: merakın bir türü bilgi boşluğunun rahatsızlığıdır; başka bir türü ise konusuna yönelen ve sürmek isteyen bir ilgidir.
Bu daraltma açıklamayı çürütmüyor, ikiye bölüyor. İki tür de gerçek ve ikisi farklı davranıyor.
Şimdi dersin asıl sorusuna dönelim. İkinci tür merak neden sürüyor?
Cevap verilirken bir tuzağa dikkat etmek gerekiyor. On birinci derste hakikat için yaptığımız hatanın aynısı burada da mümkün: bir şeyin işe yaradığını göstermek, onun neden yapıldığını açıklamıyor.
Serbest araştırmanın sonradan işe yaradığı çok sayıda örnek var ve bu savunma sık kullanılıyor. Savunma doğru ve aynı zamanda tehlikeli: merakı yine araçsallaştırıyor, yalnız ödemeyi ileri bir tarihe atıyor. Bu haliyle, hiç işe yaramadığı ortaya çıkan her araştırma gerekçesiz kalıyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Merakın değeri üzerine üç ayrı pozisyon var ve üçüncüsü genellikle hiç anlatılmıyor.
Birinci görüş merakı bir araç sayıyor ve bilgiyi ürettiği şeyle ölçüyor.
Bu konumun gücü, bilgiyi bir seçkinlik işareti olmaktan çıkarması. Bacon'ın hedefi merak değil, sonuçsuz kalmayı erdem sayan bir öğrenme kültürüydü ve o eleştirisi bugün de yerini koruyor.
Eleştirenler şunu sorar: ölçü ürün ise, ürününü çok sonra veren ya da hiç vermeyen çalışmalar ne olacak? Bu ölçüt uygulandığında en verimli hatların çoğu daha başlamadan kesilirdi, çünkü ne üreteceklerini kimse önceden bilmiyordu.
İkinci görüş merakı bir araç saymayı reddediyor ve bilmeyi en yüksek etkinlik olarak koyuyor.
Bu konum on birinci derste gördüğümüz kendinde değer tartışmasının bu alandaki hali. Söylediği şey şu: bilme, insanın en tam biçimde kendisi olduğu etkinlik ve ondan başka bir gerekçe istemek, sorunun yanlış sorulması.
Eleştirenler bu konuma iki şey sorar. Birincisi: bir etkinliği en yüksek ilan etmek, o etkinliği yapanların kendi konumunu yüceltmesi olabilir ve on ikinci derste aynı şüpheyi görmüştük. İkincisi: bilmek tek başına yeterliyse, kötü bir amaç için bilen kişi de aynı zirvede mi duruyor?
Üçüncü görüş merakı bir zaaf sayıyor ve dikkatle okunması gerekiyor, çünkü karikatürü kolay.
Bu konumun bugünkü karşılığını görmek zor değil. Bir kişi saatlerce hiçbir şeye yaramayacak ayrıntıları takip edebiliyor ve bunu merak sayıyor. Augustinus'un ayrımı burada işe yarıyor: hayret nesnesinin üzerinde duruyor, iştah ise nesneden nesneye atlıyor ve hiçbirinde durmuyor.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraza geldik ve bu kez hedefi ikinci görüş.
İtiraz şu: karşılıksız merak bir ayrıcalıktır. Hiçbir işe yaramayacak bir soruyla haftalarca uğraşabilmek için doymuş, güvende ve acelesi olmayan biri olmak gerekiyor. Bu koşulları taşıyan bir azınlık, kendi imkânını insanın en yüksek etkinliği ilan ediyor.
Bu itirazı çürütemem ve gösterdiği eşitsizlik gerçek.
Ancak itiraz iki ayrı iddiaya birden vuruyor ve yalnız birini deviriyor.
Birinci iddia şuydu: merak gerçek ve araçsal olmayan bir güdüdür. İtiraz buna dokunmuyor; bir yetinin koşullara ihtiyaç duyması onu sahte yapmıyor. Okuryazarlık da okul gerektiriyor ve kimse okuryazarlığın bir özenti olduğunu söylemiyor.
İkinci iddia şuydu: merak insanın en yüksek etkinliğidir. İtiraz burada tam isabet ediyor. Bir etkinliği en yüksek ilan etmek, onu yapamayanları alt sıraya koymak demek ve o sıralamayı yapan kişi genellikle üst sırada duruyor.
Ölçülü iddia şu: merak araçsal olmayan gerçek bir güdüdür ve en yüksek etkinlik olduğu gösterilemez. Aradaki fark küçük görünüyor ve büyük: birincisi bir gözlem, ikincisi bir sıralama.
Bu ölçülü halin bir sonucu daha var ve on dördüncü derse bağlanıyor. Serbest merakın koşulları eşit dağılmıyorsa, bu bir tabiat meselesi değil bir düzenleme meselesi. Kimin merak edebileceğini belirleyen şey kişilerin ilgisi değil, zamanın ve erişimin nasıl dağıtıldığı — ve o dağıtım eleştirilebilir bir şey.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: iki merak türü gerçekten ayrı mı, yoksa aynı şeyin iki evresi mi? Boşlukla başlayan bir ilgi zamanla bağlanmaya dönüşebiliyor.
İkincisi: Augustinus'un ayırdığı iştah ile gerçek merak arasındaki sınır nerede? Ölçüt olarak nesnede durmayı verdik ve bu ölçüt kendi başına yeterli görünmüyor.
Üçüncüsü: bilmek tek başına yüksek bir etkinlikse, kötü bir amaç için bilen kişi nerede duruyor?
Dördüncüsü: serbest araştırmayı savunmak için sonradan işe yaradığı örneklerini göstermek, savunmayı güçlendiriyor mu yoksa zeminini mi kaydırıyor?
Yaygın hatalar
Bu konuda dört yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışMerak bilgi açlığıdır.
Bu tanım merakın yalnız bir türünü tarif ediyor. Cevabı reddeden kişi, bildikçe daha çok soran kişi ve sonunu bildiği kitabı yeniden okuyan kişi bu tanıma sığmıyor.
Yaygın yanlışFaydası olmayan soru boş sorudur.
Bu ölçüt uygulandığında hangi soruların faydalı olacağını önceden bilmek gerekiyor ve bilinmiyor. Ölçütün kendisi, ancak sonuç alındıktan sonra uygulanabiliyor; yani soruyu sorarken kullanılamıyor.
Yaygın yanlışMerak her zaman erdemdir.
Augustinus'un ayrımı bunu bozuyor. Nesneden nesneye atlayan ve hiçbirinde durmayan bir ilgi de merak diye adlandırılıyor ve öğrenme üretmiyor; yalnız zaman tüketiyor.
Yaygın yanlışSerbest araştırma sonradan işe yaradığı için değerlidir.
Bu savunma merakı yine araçsallaştırıyor ve ödemeyi ileri bir tarihe atıyor. Sonucu şu oluyor: hiç işe yaramadığı anlaşılan her araştırma geriye dönük olarak gerekçesiz kalıyor.
Kendin dene
Sonra listeyi ikiye ayır ve ölçüt şu olsun: hangileri bir cevap aldığında kapandı, hangileri yeni bir soru açtı?
Birinci grup boşluk türünden. Kusurlu değil ve gün boyunca yaptığın işlerin çoğunu o taşıyor.
İkinci grup daha kısa olacak. O gruptaki her madde için şunu sor: bu konuyla ilk ne zaman karşılaştım ve o zamandan beri kaç kez geri döndüm?
Birden fazla kez geri döndüğün maddeler, senin bağlanma türünden merakının durduğu yerler. Genellikle bir ya da iki tane çıkıyor ve çoğu kişi onların ne olduğunu bilmiyor.
Son adım: o bir iki maddeye son bir yılda ne kadar zaman ayırdın? Cevap seni rahatsız ederse, on dördüncü dersteki soruyu kendine sor — bu zamanın nasıl dağıldığına kim karar veriyor?
Alıştırmanın işi seni daha meraklı yapmak değil. İşi, zaten sende olan merakın hangi türden olduğunu ve nereye gittiğini göstermek.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Merakın en yaygın açıklaması onu bir bilgi boşluğunun rahatsızlığı sayar ve bu açıklama üç durumda kırılır: cevabı reddeden kişi, bildikçe daha çok soran kişi ve sonunu bildiği kitabı yeniden okuyan kişi.
İki tür merak var ve yönleri zıt: boşluk türü kapanmak ister ve kapanınca biter, bağlanma türü ise nesnesinin üzerinde durur ve sürmek ister.
Serbest araştırmayı sonradan işe yaradığı için savunmak merakı yine araçsallaştırır ve hiç işe yaramayan her araştırmayı geriye dönük olarak gerekçesiz bırakır.
Augustinus'un ayırdığı gözlerin arzusu bugün de işliyor: nesneden nesneye atlayan ve hiçbirinde durmayan bir iştah, bilgi sevgisi kılığında görünebiliyor.
Merak araçsal olmayan gerçek bir güdüdür ve en yüksek etkinlik olduğu gösterilemez; ayrıca serbest merakın koşulları eşit dağılmadığı için kimin merak edebileceği bir tabiat meselesi değil bir düzenleme meselesidir.
Sonraki derse köprü
Bu dersle modül kapandı. Felsefenin neden yapıldığına altı cevap verdik ve altıncısı ötekilerden farklıydı: hiçbir işe koşulmayan hali.
Şimdiye kadar hep felsefe diye tek bir şeyden söz ettik. Kaynaklarımız Atina'dan, Bağdat'tan, Çin'den, Hindistan'dan ve Kuzey Afrika'dan geldi ve hepsini aynı kelimeyle andık.
Sonraki modül bu alışkanlığı sorguluyor. İlk dersi şunu soruyor: Batı felsefesi diye bir şey var mı, ve varsa sınırları nereden geçiyor? Bu kavramın ne zaman ve neden ortaya çıktığını, neyi görünür kılıp neyi gizlediğini göreceğiz.