Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Şikâyet bir durumun sana nasıl geldiğini bildirir, eleştiri o durumun kendi gerekçesini alıp sınar; ikisi farklı işler yapar ve şikâyet eleştirinin başlayabileceği tek yerdir.
Her toplumsal düzenleme ya açık bir meşrulaştırma taşır ya da sürdürülmesiyle örtük bir tane üretir; ikisi de birer iddiadır ve iddialar gerekçe ister.
Doğallaştırma bir düzenlemeyi insan eliyle kurulmuş bir tercih olmaktan çıkarıp işlerin olağan hâli gibi gösterir ve sorgulanacak bir şey bırakmaz.
Eleştirinin bedelli olmasının sebebi kişisel değil yapısal: bir düzenlemenin gerekçesi sorgulandığında o düzenlemeden yararlananların konumu da sorgulanmış olur.
Alternatif yükü yalnız öneri kısmında geçerlidir; bir gerekçenin tutmadığını göstermek için yerine yenisini kurmak gerekmez ve bu talebi çürütmeye uygulamak susturmanın kibar yoludur.
Açılış sahnesi
Bir kurumda bir kural var ve iki kişi aynı kuraldan rahatsız.
Birincisi toplantıda söz alıyor: bu kural saçma, kimse sevmiyor, canımı sıkıyor. Odada birkaç kişi başını sallıyor. Toplantı devam ediyor ve kural yerinde kalıyor.
İkincisi bir hafta sonra söz alıyor ve başka bir şey yapıyor. Önce kuralın hangi gerekçeyle konduğunu soruyor. Cevap geliyor: işleri hızlandırmak için. Sonra şunu söylüyor: bu kural konduğundan beri işler yavaşladı ve şu üç yerde tıkanma yarattı; yani kuralın kendi gerekçesi tutmuyor.
Oda susuyor. Bu kez tartışma başlıyor.
İki kişi de aynı şeyden rahatsızdı ve ikisi de dürüsttü. Aradaki fark ne?
Birincisi kuralı yaşadığını anlattı. İkincisi kuralın kendi gerekçesini alıp o gerekçeyle sınadı.
Bu fark bu dersin tamamı. Ve şuna dikkat et: ikinci kişi yeni bir şey icat etmedi. Beşinci derste öğrendiğimiz işi yaptı — bir düzenlemenin altındaki varsayımı yüzeye çıkardı ve sınadı. Yalnız bu kez varsayım bir cümlenin değil, bir düzenin altındaydı.
Bu derste ne olacak
Önce şikâyet ile eleştiriyi ayıracağız. Ayrım bir üslup meselesi değil ve şikâyeti küçümsemiyor; ikisi farklı işler yapıyor.
Sonra her toplumsal düzenlemenin bir gerekçe taşıdığını göstereceğiz. O gerekçe bir iddia ve iddialar üçüncü derste öğrendiğimiz muameleyi görüyor.
Ardından felsefenin neden sık sık düzenle başının derde girdiğine bakacağız. Sebep filozofların huysuzluğu değil, yaptıkları işin kendisi.
En sonda da en sert itirazı ele alacağız: eleştiri, alternatif önermeyen kişinin ucuz işi olabilir mi?
Merkez soru
Sorumuz şu: bir düşünce ne zaman eleştiri, ne zaman yalnız şikâyet olur?
Bu sorunun altında ikinci bir soru var ve dersin sonunda oraya varacağız. Eleştiri meşru bir iş ise, neden eleştirenler bu kadar sık bedel ödüyor?
Sıfır noktası
Önce iki şeyi ayıralım ve ayırırken birini yüceltmeyelim.
Şikâyet küçümsenecek bir şey değil. Bir düzenlemenin insanlara ne yaptığını yalnız yaşayanlar bilir ve o bilgi başka hiçbir yerden gelmiyor. Bir kuralın kâğıt üstünde ne kadar akıllıca olduğu, uygulandığında ne yaptığını söylemiyor.
Şikâyet eleştiriye şu adımda dönüşüyor: rahatsızlık, düzenlemenin kendi iddiasıyla karşılaştırılıyor.
Argümanın yapısı
Şimdi iddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: her toplumsal düzenleme bir meşrulaştırma taşır; neden böyle olması gerektiğine dair bir açıklaması vardır.
İkinci öncül: meşrulaştırma bir iddiadır ve üçüncü derste gördüğümüz gibi her iddia gerekçe ister.
Sonuç: öyleyse her toplumsal düzenleme sorgulanabilir ve sorgulamak bir saldırı değil, iddianın kendisinin gerektirdiği şeydir.
Bu sonuç eleştiriyi bir hak olmaktan çıkarıp bir gereklilik yapıyor. Şimdi sınayalım.
Bu karşı örnek öncülü daraltmayı gerektiriyor ve daraltma ilginç bir yere çıkıyor.
Bir düzenleme gerekçesiz sürüyorsa, sürdürülmesinin kendisi örtük bir iddia taşıyor: bu böyle kalmalı. O iddia söylenmemiş olabilir ama sonuçları var ve beşinci derste öğrendiğimiz gibi söylenmemiş bir öncül de yükü taşımaya devam ediyor.
Daraltılmış birinci öncül şu: her toplumsal düzenleme ya açık bir meşrulaştırma taşır ya da sürdürülmesiyle örtük bir tane üretir.
Bu daraltma eleştirinin işini de değiştiriyor. Açık gerekçeli bir düzenlemede iş gerekçeyi sınamak; gerekçesiz bir düzenlemede iş önce gerekçeyi yüzeye çıkarmak ve o iş daha zor, çünkü kimse onu savunmuyor.
Şimdi dersin ikinci sorusuna geçelim: eleştiri neden bedelli?
Cevap, birinci öncülün içinde duruyor. Bir düzenlemenin meşrulaştırması sorgulandığında, o düzenlemeden yararlananların konumu da sorgulanmış oluyor. Sorgulayan kişi bir iddiaya dokunduğunu düşünüyor; karşı taraf bir düzene dokunulduğunu görüyor.
Benzetmenin ne kadar rahatsız edici olduğuna dikkat et. Atsineği faydalı bir şey yapıyor ve yaptığı şey acıtıyor; at onu faydalı bulduğu için değil, canı yandığı için fark ediyor. Sokrates bu benzetmeyi savunma yaparken kullandı ve mahkeme onu ölüme mahkûm etti.
Görüşler ve pozisyonlar
Eleştirinin ne olması gerektiği üzerine üç ayrı pozisyon var.
Birinci görüş eleştiriyi rahatsız etmekte buluyor ve bir çözüm önermeyi görevinin parçası saymıyor. Filozofun işi yönetmek değil; yöneticinin kendi gerekçesini sınamasını sağlamak. Atsineği ata nereye gideceğini söylemiyor, yalnız uyanmasını sağlıyor.
Bu konumun savunucuları şunu ekler: eleştirenden çözüm istemek, çoğu zaman eleştiriyi susturmanın kibar yolu. Bir argümanın geçersiz olduğunu göstermek için yerine geçerli bir argüman kurmak zorunda değilsin.
İki karşı örnek birlikte bir ayrım veriyor. Bir şeyin yanlış olduğunu göstermek ile bir şeyin değiştirilmesini önermek farklı işler; alternatif yükü yalnız ikincisinde geçerli.
İkinci görüş bu konumu yeterli bulmuyor ve eleştiriye bir hesap soruyor.
Bu konumun getirdiği şey bir sorumluluk. Eleştiri, incelediği düzenin içinden geliyorsa, eleştirenin kendi konumunu da hesaba katması gerekiyor; dokuzuncu derste kurduğumuz kendine uygulama sınaması burada bir yöntem kuralına dönüşüyor.
Eleştirenler bu konuma şunu sorar: bir kuram kendini incelediği şeyin içine yerleştirirse, ölçütünü nereden alacak? Cevap tam verilmiş değil ve tartışma sürüyor.
Üçüncü görüş meseleyi ne dışarıdan ne de kuramsal olarak alıyor; eleştiriyi bir sadakat biçimi sayıyor.
Buradaki model önemli ve az bilinir. Eleştiri bir dışarıdan saldırı değil, içeriden bir düzeltme; eleştiren kişi kurumu reddetmiyor, kurumun kendi ölçütlerine uymadığını gösteriyor. Bu model pek çok gelenekte var ve genellikle en etkili olanı, çünkü karşı tarafın kabul ettiği ölçütü kullanıyor.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraza geldik.
İtiraz şu: eleştiri, bedelini ödemeyen kişi için ucuzdur. Bir düzenlemeyi eleştiren kişi çoğu zaman o düzenlemeyi yürütmek zorunda değil; yıkmak kolay, kurmak zor ve eleştirinin itibarı, yerine geçen şeyin işleyip işlemediğine hiç bakılmadan veriliyor.
Bu itirazı çürütemem ve tarif ettiği asimetri gerçekten var.
Ancak itiraz iki farklı işi tek torbaya koyuyor ve ayırmak gerekiyor.
Bir gerekçenin tutmadığını göstermek bir bilgi üretiyor ve o bilgi, kim ürettiğinden bağımsız olarak doğru ya da yanlış. Uygulamıyor olman, gösterdiğin şeyi yanlış yapmıyor; dokuzuncu derste öğrendiğimiz köken yanlışı burada tam olarak devreye giriyor.
Buna karşılık bir değişiklik önermek başka bir iş ve orada itiraz haklı. Öneri sahibi sonuçlardan sorumlu ve sorumluluk almadan öneri getirmek gerçekten ucuz.
Ölçülü iddia şu: eleştiri, çürütme kısmında alternatif borçlu değil; öneri kısmında borçlu. İkisini karıştırmak iki yönde de hata üretiyor — ya her eleştiri susturuluyor, ya da her öneri sorumsuz kalıyor.
Bu ölçülü halin bir sonucu daha var ve eleştirenin kendisini bağlıyor. Bir eleştiri ne kadar yerindeyse, eleştirenin onu duyurma biçimi de o kadar önemli hale geliyor; kimsenin dinlemediği doğru bir eleştiri, bir şey değiştirmiyor. Bu bir haklılık meselesi değil, bir işleyiş meselesi ve ikisini karıştırmamak gerekiyor.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: eleştirel bir kuram kendini incelediği toplumun içine yerleştiriyorsa, ölçütünü nereden alıyor?
İkincisi: bir düzenlemeyi kendi ölçütüyle sınamak en etkili yol ama düzenlemenin ölçütü kötüyse ne olacak? İçeriden eleştiri o durumda yetmiyor.
Üçüncüsü: eleştirinin bedeli kime düşüyor? Aynı eleştiriyi yapan iki kişi çok farklı bedeller ödeyebiliyor ve bu, kimin eleştirebileceğini fiilen belirliyor.
Dördüncüsü: bir toplumda eleştirinin mümkün olması neye bağlı? Geçen derste Mill'in ölçütünün bir imkân koşulu taşıdığını görmüştük ve o koşul burada bir düzenleme sorusu haline geliyor.
Yaygın hatalar
Bu konuda dört yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışEleştiri düşmanlıktır.
Bir düzenlemenin gerekçesini sınamak, o düzenlemeyi kuranlara karşı bir tutum değil. Üçüncü derste gördüğümüz gibi bir iddiaya saygı göstermenin en açık biçimi onu sınamaya değer bulmak; kimse ciddiye almadığı bir kuralın gerekçesini araştırmaz.
Yaygın yanlışŞikâyet değersizdir.
Bir düzenlemenin insanlara ne yaptığını yalnız onu yaşayanlar biliyor ve o bilgi başka bir yerden gelmiyor. Şikâyet eleştiri değil ama eleştirinin başlayabileceği tek yer ve onu küçümseyen bir eleştiri, kendi malzemesini kaybediyor.
Yaygın yanlışEleştiren mutlaka alternatif önermelidir.
Bu talep çürütme ile öneriyi birbirine karıştırıyor. Bir gerekçenin tutmadığını göstermek için yerine yeni bir gerekçe kurmak gerekmiyor; ancak bir değişiklik öneriyorsan sonuçlarından sorumlusun.
Yaygın yanlışİçeriden eleştiri sadakatsizliktir.
Kâtip Çelebi'nin modelinde tam tersi: eleştiren kişi kurumun kendi ölçütünü savunuyor ve uygulamanın o ölçütten saptığını gösteriyor. Sadakatsiz olan, ölçütün çiğnenmesini görüp susan.
Kendin dene
Sonra dört adımı sırayla yürüt.
Birinci adım: rahatsızlığını yaz ve bunun bir şikâyet olduğunu kabul et. Küçümseme; bu senin elindeki veri.
İkinci adım: bu düzenleme neden var? Cevabı tahmin etme, gerçekten sor. Cevap gelmiyorsa bu da bir bulgu — gerekçesiz sürüyor demektir.
Üçüncü adım: gelen gerekçeyi al ve düzenlemenin kendisiyle karşılaştır. Gerekçe hızlanmaksa gerçekten hızlandı mı? Gerekçe adaletse gerçekten adil mi? Burada iş, dışarıdan bir ölçüt getirmek değil; onların ölçütünü onların uygulamasına tutmak.
Dördüncü adım: bir şey öneriyor musun, yoksa yalnız gerekçenin tutmadığını mı gösteriyorsun? Cevabın ikincisiyse alternatif borçlu değilsin ve bunu söyleyebilirsin. Birincisiyse önerinin sonuçlarını da düşünmen gerekiyor.
Alıştırmanın işi seni bir kurumla karşı karşıya getirmek değil. İşi, elindeki rahatsızlığın sınanabilir bir şeye dönüşüp dönüşmediğini göstermek; dönüşmüyorsa da bunu bilerek taşımak.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Şikâyet bir durumun sana nasıl geldiğini bildirir, eleştiri o durumun kendi gerekçesini alıp sınar; ikisi farklı işler yapar ve şikâyet eleştirinin başlayabileceği tek yerdir.
Her toplumsal düzenleme ya açık bir meşrulaştırma taşır ya da sürdürülmesiyle örtük bir tane üretir; ikisi de birer iddiadır ve iddialar gerekçe ister.
Doğallaştırma bir düzenlemeyi insan eliyle kurulmuş bir tercih olmaktan çıkarıp işlerin olağan hâli gibi gösterir ve sorgulanacak bir şey bırakmaz.
Eleştirinin bedelli olmasının sebebi kişisel değil yapısal: bir düzenlemenin gerekçesi sorgulandığında o düzenlemeden yararlananların konumu da sorgulanmış olur.
Alternatif yükü yalnız öneri kısmında geçerlidir; bir gerekçenin tutmadığını göstermek için yerine yenisini kurmak gerekmez ve bu talebi çürütmeye uygulamak susturmanın kibar yoludur.
Sonraki derse köprü
Bu derste eleştirinin işini ve bedelini konuştuk. Bir şeyi hiç sormadık: eleştiren kişi bunu neden yapıyor?
Bedeli var, ödülü belirsiz ve çoğu zaman kimse teşekkür etmiyor. Buna rağmen yapılıyor ve yalnız kahramanlıkla açıklanamayacak kadar yaygın yapılıyor.
Sonraki alt ders bunu soruyor: anlam arayışı. Bir hayatı anlamlı kılan şeyin ne olduğunu, anlamın mutluluktan nasıl ayrıldığını ve bir şeyin anlamlı olması için sonuç vermesinin gerekip gerekmediğini göreceğiz.