İçeriğe geç

P00-D01-M03-03·Felsefe neden yapılır?

Zihinsel özgürlük

sıfırdan ileri2.337 kelime≈ 16 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Etki, işini ne kadar iyi yaparsa o kadar görünmez olur; ikna edildiğini bilen kişi etkilendiğini kabul ederken, farkında olmadan biçimlenen kişi fikri kendi malı sayar.

Sahipliği kökene bağlayan ölçüt fazla güçlüdür ve her şeyi eler; miras alınmış bir görüş sınandıysa senindir, kendi bulduğun bir görüş hiç sınanmadıysa özellikle senin değildir.

İkinci düzey arzu elle tutulur bir sınama verir: bir şeyi istiyor olmak birinci düzeydir, o isteğin arkasında durup durmadığına bakmak ikincisidir.

Üç gelenek üç ayrı yere işaret ediyor — Kant cesarete, Mill karşı görüşle çarpışmaya, Epiktetos ise gelen izlenime onay verip vermeme anına.

Özerklik bir durum değil bir uğraştır ve üç gözlenebilir izi vardır: hiç fikir değiştirdin mi, karşı görüşü sahibinin tanıyacağı biçimde anlatabiliyor musun, sana katılmayan birini en son ne zaman bilerek aradın.

Açılış sahnesi

İki kişi fikir değiştiriyor ve ikisi de aynı yere varıyor.

Birincisi bir akşam boyunca tartışıyor. Karşı taraf üç itiraz getiriyor, o üçünü de cevaplamaya çalışıyor ve üçüncüsünde takılıyor. Ertesi sabah kalkıp şunu söylüyor: sanırım yanılıyordum.

İkincisi hiç tartışmıyor. Aylar boyunca aynı çevrede, aynı sözleri, aynı örnekleri duyuyor. Bir gün konu açıldığında yeni görüşü ağzından çıkıyor ve şunu ekliyor: ben zaten hep böyle düşünürdüm.

Şimdi ikisine de sor: bu fikir sana mı ait?

Birincisi duraksıyor ve şöyle diyor: aslında beni ikna ettiler. İkincisi hiç duraksamıyor: tabii ki bana ait.

Buradaki tersliğe dikkat et.

İkna edildiğini bilen kişi, etkilendiğini kabul ediyor. Farkında olmadan biçimlenen kişi ise fikri kendi malı sayıyor.

Yani etki, işini ne kadar iyi yaparsa o kadar görünmez oluyor. Bu dersin sorunu tam olarak bu.

Bu derste ne olacak

Önce zihinsel özgürlüğü bir sahiplik sorusu olarak kuracağız: bir düşünce ne zaman sana ait olur?

Sonra en akla yakın ölçütü koyacağız ve o ölçütün çok fazla şeyi eleyeceğini göstereceğiz. Ölçüte göre bu dersin kendisi de sana ait olmaz.

Ardından ölçütü değiştireceğiz. Sahiplik kaynakla değil, düşünceyle kurduğun ilişkiyle ölçülüyor.

En sonda da en sert itirazı ele alacağız: sınadığını sanan bir zihin, sınama ölçütlerini de aynı yerden almış olabilir.

Merkez soru

Sorumuz şu: bir düşüncenin sana ait olduğunu nereden bilirsin?

Sorunun ilk hali yanıltıcı. Sahiplik bir mülkiyet gibi düşünülüyor ve sanki bir düşünce ya senindir ya değildir. Dersin sonunda bunun bir derece meselesi olduğunu göreceğiz.

Sıfır noktası

Önce zihinsel özgürlüğün ne olmadığını söylemek gerekiyor.

Bu tanımdaki ikinci cümle kritik. Etkilenmemiş bir zihin diye bir şey yok; dil dışarıdan geliyor, kavramlar dışarıdan geliyor, hangi soruların sorulmaya değer olduğu bile dışarıdan geliyor. Beşinci derste arka plan kabullerini konuşurken bunu görmüştük.

Yankı odasının en tehlikeli yanı sessiz çalışması. İçindeki kişi bir baskı hissetmiyor; tam tersine, kendini son derece özgür hissediyor ve herkesin onunla aynı fikirde olmasını görüşünün doğruluğuna kanıt sayıyor.

Bu iki durum birlikte, ikinci derste öğrendiğimiz korkuluk hamlesinin bir zihinde nasıl yerleştiğini gösteriyor.

Argümanın yapısı

Şimdi en akla yakın ölçütü öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: bir düşünce, ancak onu sen seçtiysen sana aittir.

İkinci öncül: düşüncelerinin büyük çoğunluğunu seçmedin; dilinden, ailenden, okuduklarından ve rastlantılardan edindin.

Sonuç: öyleyse düşüncelerinin büyük çoğunluğu sana ait değil.

Bu sonuç ilk bakışta ciddi ve sarsıcı görünüyor. Sınayalım.

Karşı örnek birinci öncülü hedefliyor. Öncül sahipliği KÖKENE bağlıyor ve köken hiç kimsenin elinde değil.

Ölçütü değiştirmek gerekiyor ve değişikliğin yönü bu akademide tanıdık. Dokuzuncu derste bir görüşü ideolojik yapan şeyin öğretinin kendisi değil ona tutunma biçimi olduğunu görmüştük. Aynı hamle burada da işliyor.

Daraltılmış birinci öncül şu: bir düşünce, onu sınayıp yeniden benimsediysen sana aittir. Nereden geldiği değil, onunla ne yaptığın belirleyici.

Bu ölçüt iki yönde birden keskin.

Bir yandan miras alınmış bir görüş senin olabiliyor: ailenden aldığın bir kanaati yıllar sonra ciddi biçimde sınadıysan ve hâlâ tutuyorsan, o artık miras değil.

Öte yandan kendi bulduğun bir görüş senin olmayabiliyor: hiç sınamadığın, itirazını hiç aramadığın bir fikir, sırf aklına ilk sen geldin diye sana ait olmuyor.

Bu kavram sahipliğe elle tutulur bir sınama veriyor. Bir isteğin sana ait olup olmadığını, onun arkasında durup durmadığına bakarak anlıyorsun.

Aynı sınama düşünceler için de çalışıyor. Bir görüşü savunuyorsun; peki o görüşü savunmak istiyor musun, yoksa kendini savunurken buluyor musun?

Görüşler ve pozisyonlar

Zihinsel özgürlüğün nasıl kazanılacağı üzerine üç ayrı pozisyon var ve üçü de farklı bir şeye işaret ediyor.

Birinci görüş sorunu cesaret meselesi olarak kuruyor.

Bu tarifin sert yanı, sorumluluğu kişiye vermesi. Kant'a göre başkasının düşünmesine bırakmak rahat: bir kitabın senin yerine anlaması, bir danışmanın senin yerine karar vermesi kolay ve o kolaylık bir bedelle geliyor.

Eleştirenler bu konuma şunu sorar: kendi aklını kullanmak bir karar meselesi mi? Bir kişi cesur olmaya karar verse bile, hangi soruların sorulabileceğini ve hangi cevapların akla yatkın olduğunu yine içinde bulunduğu ortam belirliyor. Cesaret gerekli olabilir ve tek başına yetmiyor.

İkinci görüş bu itirazı ciddiye alıyor ve özgürlüğü tek kişilik bir iş olmaktan çıkarıyor.

Bu konumun sonucu şaşırtıcı: zihinsel özgürlük yalnızlıkta kazanılmıyor. Sana katılmayan insanlara ihtiyacın var ve onların en iyi hallerine ihtiyacın var. Yankı odası bu yüzden özgürlüğün karşıtı; kimseyi zorlamıyor, yalnız çarpışmayı ortadan kaldırıyor.

Üçüncü görüş sorunu tamamen başka bir yere taşıyor ve en pratik olanı bu.

Buradaki anahtar kavram onay. Hangi izlenimin sana geleceğini seçemiyorsun; bir haber, bir söz ya da bir görüntü zihnine kendiliğinden giriyor. Seçebildiğin şey ona onay verip vermemek.

Bu üçüncü konum ilk ikisinden farklı bir yerde duruyor. Kant kaynağa bakıyor ve cesaret istiyor; Mill ortama bakıyor ve çarpışma istiyor; Epiktetos ise ikisini de dışarıda bırakıp tek bir noktaya bakıyor: gelen düşünceyi otomatik olarak kabul etmemek.

Üçünü yan yana koymak bir iş bölümü veriyor ve üçü rakip olmaktan çıkıyor. Kant sorunun kaynağını söylüyor, Mill çözümün nerede aranacağını, Epiktetos ise bugün ne yapılabileceğini. Bir kişi çevresini seçemeyebilir ve karşı görüşe erişemeyebilir; onay anını yine de fark edebilir.

Bu karşı örnek Mill'i çürütmüyor; ölçütünün bir imkân koşulu taşıdığını gösteriyor. Çarpışma gerçekten gerekiyor ve gerektiği için de bir toplumsal düzenleme meselesi haline geliyor — sonraki dersin konusu tam olarak orası.

En güçlü itiraz

Şimdi en sert itiraza geldik ve dersin kurduğu ölçütü doğrudan hedefliyor.

İtiraz şu: sınayıp benimsediğini düşünen kişi, sınama ölçütlerini de aynı kaynaktan almış olabilir. Neyin iyi bir gerekçe sayılacağını, hangi itirazın ciddi olduğunu ve ne zaman ikna olunacağını da öğrendin. Öyleyse sınama, özgürlüğün kanıtı değil; olsa olsa daha derin bir katmandan gelen bir onay.

Bu itirazı çürütemem. Beşinci derste kurduğumuz şeyin aynısı burada geri geliyor: bir çerçevenin içinden o çerçeveyi görmek yapısal olarak zor.

Ancak itiraz bir şeyi kanıtlamıyor: sınamanın işe yaramadığını.

Şöyle: ölçüt bir garanti değil, bir uygulama ve uygulamanın gözlenebilir izleri var. Bunlar özerkliği ispatlamıyor ama sınanmış bir zihni sınanmamış olandan ayırıyor.

Birinci iz geçmişte: bu konuda hiç fikir değiştirdin mi? Hiç değiştirmemiş bir kişi ya baştan her konuda haklıydı ya da hiçbir itiraz ona ulaşmadı.

İkinci iz karşı tarafta: karşı görüşü, onu savunan biri duyduğunda tanıyacağı biçimde anlatabiliyor musun? Anlatamıyorsan onu hiç duymadın.

Üçüncü iz arayışta: sana katılmayan birini en son ne zaman bilerek aradın? Yankı odasından çıkmak kendiliğinden olmuyor.

Bu üç izin hiçbiri kesinlik vermiyor ve üçü birden bir şey söylüyor: özerklik bir durum değil bir uğraş. Sahip olunan bir şey değil, sürdürülen bir şey.

Ölçülü iddia şu: zihinsel özgürlük tam olarak kazanılmıyor ve hiç kazanılmıyor da değil. Derece taşıyor ve derecesi, düşüncelerini kaç kez ve kimlerle karşılaştırdığına bağlı.

Bu ölçülü halin bir sonucu var ve bu akademiyi de bağlıyor. Bir akademi zihinsel özgürlük veremez; verse zaten özerklik olmazdı. Verebileceği şey, karşı tarafın en güçlü halini görmezden gelmeyen bir metin ve ölçütlerini açık eden bir yöntem.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: sınama ölçütlerinin kendisi nasıl sınanır? Kendine uygulama sınaması burada da tam bir çıkış vermiyor.

İkincisi: ikinci düzey arzu ölçütü ne kadar derine gidiyor? Bir kişi bir isteği onaylayabilir ve o onayı da koşullanmış olabilir.

Üçüncüsü: karşı tarafın en güçlü halini kim belirliyor? Bir görüşün en iyi savunusunu seçerken yine kendi ölçütünü kullanıyorsun.

Dördüncüsü: özerklik bir birey özelliği mi, yoksa bir topluluğun özelliği mi? Mill'in konumu ikinciye yakın duruyor ve sonuçları henüz çıkarılmış değil.

Yaygın hatalar

Bu konuda dört yaygın yanlış var.

Yaygın yanlışÖzgür düşünmek etkilenmemektir.
Doğrusu

Etkilenmemiş zihin diye bir şey yok; dil, kavram ve soru biçimleri dışarıdan geliyor. Özerklik etkiyi yok etmek değil, etkiyi görebilmek ve onunla ne yapacağına karar verebilmek.

Yaygın yanlışAykırı düşünmek özgür düşünmektir.
Doğrusu

Herkesin tersini söylemek de bir bağımlılık biçimi; bu kez ölçüyü yine başkaları koyuyor, yalnız işaret ters çevriliyor. Bir görüşü yaygın olduğu için reddetmek, yaygın olduğu için kabul etmekten daha özgür değil.

Yaygın yanlışFikir değiştirmek zayıflıktır.
Doğrusu

Değiştirebilmiş olmak, o görüşün sınanabilir biçimde tutulduğunun kanıtı. Hiç değiştirmemiş bir kişi güçlü görünüyor ve dokuzuncu derste gördüğümüz bağışıklaştırmanın en görünür işareti bu.

Yaygın yanlışKendi başına düşünmek yalnız düşünmektir.
Doğrusu

Mill'in gösterdiği şey tersi: itirazı gerçekten duymadan tutulan bir görüş, doğru olsa bile önyargı gibi tutuluyor. Kendi başına düşünmek, başkalarına rağmen değil başkaları sayesinde oluyor.

Kendin dene

Karşı görüşü yazılı olarak savun ve tek bir kurala uy: o görüşü gerçekten savunan biri metnini okuduğunda kendini tanımalı. Alay yok, zayıf hali yok, senin anladığın hali değil onun kendi hali.

Yazamıyorsan sebebi ikisinden biri. Ya karşı görüşü hiç duymadın ve duyduğunu sanıyordun; ya da yalnız çürütülmüş halini duydun. İkisi de bir bulgu ve ikisi de düzeltilebilir.

Yazabildiysen kendine ikinci soruyu sor: kendi görüşümü ilk kez ne zaman ve nerede duydum? Cevabı hatırlıyorsan iyi; hatırlamıyorsan görüş sana bir kaynağı olmadan gelmiş demektir ve bu tek başına bir kusur değil, yalnız bir dikkat işareti.

Son adım: bu konuda görüşünü en son ne zaman değiştirdin? Hiç değiştirmediysen iki ihtimal var ve ikisini ayırman gerekiyor. Konu gerçekten açık olabilir ve görüşün baştan doğru olabilir; ya da hiçbir itiraz sana hiç ulaşmamış olabilir. Elinde bu ikisini birbirinden ayıracak bir şey var mı?

Alıştırmanın işi seni fikrinden caydırmak değil. İşi, elindeki fikrin sınanmış mı yoksa yalnız taşınmış mı olduğunu göstermek.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Etki, işini ne kadar iyi yaparsa o kadar görünmez olur; ikna edildiğini bilen kişi etkilendiğini kabul ederken, farkında olmadan biçimlenen kişi fikri kendi malı sayar.

Sahipliği kökene bağlayan ölçüt fazla güçlüdür ve her şeyi eler; miras alınmış bir görüş sınandıysa senindir, kendi bulduğun bir görüş hiç sınanmadıysa özellikle senin değildir.

İkinci düzey arzu elle tutulur bir sınama verir: bir şeyi istiyor olmak birinci düzeydir, o isteğin arkasında durup durmadığına bakmak ikincisidir.

Üç gelenek üç ayrı yere işaret ediyor — Kant cesarete, Mill karşı görüşle çarpışmaya, Epiktetos ise gelen izlenime onay verip vermeme anına.

Özerklik bir durum değil bir uğraştır ve üç gözlenebilir izi vardır: hiç fikir değiştirdin mi, karşı görüşü sahibinin tanıyacağı biçimde anlatabiliyor musun, sana katılmayan birini en son ne zaman bilerek aradın.

Sonraki derse köprü

Bu derste özgürlüğü tek bir zihnin içinde aradık ve Mill'de bir şey dikkat çekti: kendi başına düşünmek, başkalarına rağmen değil başkaları sayesinde oluyor.

O cümle sorunun yerini değiştiriyor. Eğer bir zihin ancak başka zihinlerle çarpışarak açılıyorsa, çarpışmanın mümkün olduğu bir ortam da gerekiyor. Peki o ortam yoksa?

Sonraki alt ders bunu soruyor: toplumsal eleştiri. Felsefenin neden sık sık düzenle başı derde girdiğini ve bir düşüncenin ne zaman eleştiri, ne zaman yalnız şikâyet olduğunu göreceğiz.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.