Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Gündelik kanaat gerekçesi verilmemiş yargıdır ve bir kusur değildir; her yargıyı baştan gerekçelendirmeye kalkan biri kapıdan bile çıkamaz.
Gerekçesizlik güvenilmezlik demek değil: yüz tanımanın ve anadil dilbilgisinin gerekçesi verilemez ve ikisi de son derece güvenilir çalışır.
Asıl sorun şu: gerekçesi verilmemiş bir yargı kendi güvenilirlik sınırını bildiremez, yani nerede doğru olmaktan çıktığını söylemez.
Deneyimle düzeltilmiş sezgi ile hiç sınanmamış kanaat aynı düzenekten çıkmaz; farkı yaratan şey geri bildirim, yani kaç kez yanlışlanıp düzeltilmiş olduğu.
Felsefe kanaati terk etmez, onunla çalışır: kanaatleri veri sayıp yan yana koyar ve çeliştikleri yerde birinin bırakılmasını zorunlu kılar.
Açılış sahnesi
Bir kişi sabah evden çıkıyor ve akşam eve dönene kadar yüzlerce yargıda bulunuyor.
Kapıdaki adamın acelesi var, geçmesine izin veriyor. Otobüsteki gürültü tehlikeli değil, dönüp bakmıyor. İş yerinde bir meslektaşının sesindeki değişikliği fark ediyor ve o gün ona zor bir soru sormuyor. Öğle yemeğinde yeni bir yeri deniyor ve mutfağa bir kez bakıp içeri giriyor. Akşam bir haberi okuyor ve bu bana biraz abartılı geldi diye düşünüp geçiyor.
Bu yargıların hiçbirini gerekçelendirmedi. Hiçbirine dair bir öncül kuramaz ve sorsan çoğu için sadece öyle hissettim der.
Ve yargıların neredeyse hepsi doğru çıkıyor. Adamın gerçekten acelesi vardı, gürültü gerçekten tehlikesizdi, meslektaşı gerçekten kötü bir gün geçiriyordu.
İşte bu dersin sorunu tam burada başlıyor ve beklediğin yerde değil.
Sorun gündelik kanaatin güvenilmez olması değil. Sorun, o gün verdiği iki yanlış yargıyı da tam olarak öteki yüz doksan sekizi gibi vermiş olması. İçeriden bakınca ikisi arasında hiçbir fark yoktu.
Bu derste ne olacak
Önce gündelik kanaatin ne olduğunu tanımlayacağız ve onu bir kusur olarak kurmayacağız. Kanaat olmadan bir gün bile geçirilemez.
Sonra klasik argümanı kuracağız: gerekçesiz yargıya güvenilmez. Bu argüman temiz görünüyor ve yanlış; ikinci öncülü karşı örnekle kıracağız.
Ardından asıl sorunun nerede olduğunu bulacağız. Gündelik kanaat çoğu zaman doğru; söylemediği şey, nerede doğru olmaktan çıktığı.
En sonda da en sert itirazı ele alacağız: felsefe gündelik kanaati sorguluyor ama sınama aracı olarak yine kanaate başvuruyor. Bu itiraz haklı ve dersin sonunu değiştiriyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: gündelik kanaat bir kusur mudur?
Cevap hayır ve bu cevap dersin kolay kısmı. Zor kısım şu: kusur değilse, felsefe ondan tam olarak nerede ayrılıyor?
Sıfır noktası
Yunanca bu ayrımı yapan bir sözcük çifti var ve felsefenin en eski ayrımlarından biri.
Şimdi kanaatin neden bu kadar yaygın olduğuna bakalım, çünkü bir kusur değil bir zorunluluk.
Sağduyunun savunucuları şunu söyler: bazı yargılar o kadar sağlamdır ki, onları çürüten bir felsefi argümanla karşılaştığında argümanın bir yerinde hata olduğunu düşünmek daha makuldür.
Bu hamle bir kaçamak gibi görünüyor ve değil. Bir argümanı reddetmenin meşru bir yolu daha var: sonucu kabul edilemezse, öncüllerden biri yanlıştır ve hangisi olduğunu bilmesen de bunu söyleyebilirsin.
Argümanın yapısı
Şimdi klasik argümanı kuralım.
Birinci öncül: gündelik kanaat, gerekçesi verilmemiş yargıdır.
İkinci öncül: gerekçesi verilmemiş yargı güvenilmezdir.
Sonuç: öyleyse gündelik kanaate güvenilmez.
Bu sonuç yanlış ve yanlışlığı açılış sahnesinde duruyor. Sınayalım.
İki karşı örnek ikinci öncülü deviriyor ve devirdikleri yer önemli. Gerekçesini veremediğin bir yargı, güvenilir bir düzenek tarafından üretilmiş olabilir; gerekçe veremiyor olman, düzeneğin çalışmadığını göstermiyor.
Daraltılmış ikinci öncül şu: gerekçesi verilmemiş bir yargı, kendi güvenilirlik sınırını bildiremez.
Bu daraltma sonucu tamamen değiştiriyor.
Yeni sonuç: gündelik kanaate güvenilir, ama nereye kadar güvenileceği kanaatin kendisinden okunamaz. Sınırı görmek için dışarıdan bir işlem gerekiyor ve felsefenin devreye girdiği yer burası.
Buradan dersin pratik kuralı çıkıyor. Bütün kanaatlerini sorgulayamazsın ve sorgulamamalısın; hangilerini sorgulayacağını seçmen gerekiyor.
Buraya bir üçüncü ölçüt ekleniyor ve bu derse özgü: yargı, güvenilirlik sınırının dışına düşmüş olabilir mi? Yüz tanıma çok benzeyen kardeşlerde bozuluyor; gündelik sezgi de kendi tanıdık aralığının dışında bozuluyor.
Bu üçüncü ölçütün nasıl uygulanacağını sormak gerekiyor, çünkü sınırın dışına düştüğünü fark etmek tam olarak zor olan şey. Yine de üç işaret var ve üçü de dışarıdan okunabiliyor.
Birinci işaret ölçek: yargın küçük gruplarda oluştuysa ve şimdi çok daha büyük bir sayı hakkında konuşuyorsan, dayanağın kalmamış olabilir. İkinci işaret tanıdıklık: durum senin hiç geri bildirim almadığın bir alandan geliyorsa, sezgi aynı hızla çalışıyor ama boşa çalışıyor. Üçüncü işaret hız: yargı hiç duraksamadan geldiyse ve konu gerçekten karmaşıksa, hızın kendisi bir uyarıdır.
Görüşler ve pozisyonlar
Kanaat ile bilgi arasındaki ilişki üzerine üç ayrı pozisyon var.
Birinci görüş klasik olan ve ikisini basamaklı bir sıraya koyuyor.
Bu konumun gücü, açılış sahnesindeki asimetriyi açıklaması: iki doğru cevap veren öğrenciden birinin neden daha iyi durumda olduğunu söylüyor. Zayıflığı ise gündelik kanaate fazla düşük bir yer vermesi; oysa gün boyunca işleyen şey o.
İkinci görüş sırayı tersine çeviriyor.
Bu ikinci görüşün eleştirisi de açık: sağduyu tarih boyunca defalarca yanıldı. Bir zamanlar sağduyu, ağır cisimlerin daha hızlı düştüğünü söylüyordu ve yanlıştı. Yani sağduyuyu hakem yapmak, geçmişteki her sağduyu hatasını da korumak anlamına gelirdi.
Üçüncü görüş ikisinin arasına bir üçüncü kategori koyuyor ve bu kategori ne çıplak kanaat ne de kuramsal bilgi.
Bu üçüncü kategori dersin can alıcı noktasını veriyor. Deneyimli bir kişinin sezgisi ne gerekçesiz bir kanaat ne de bir kuram; yıllarca düzeltilmiş bir kanaat ve düzeltilmiş olması onu farklı bir şey yapıyor.
Bu ikinci cümle bu dersin tam ortasına düşüyor. Birikmiş kanaati düşünmeden taşımak boş; hiç birikim olmadan düşünmek ise tehlikeli, çünkü sınayacağın malzeme yok. İkisi birbirinin alternatifi değil.
Üç pozisyonu yan yana koyduğunda gerçek bir anlaşmazlık kalıyor ve konusu şu: kanaat ile bilgi arasında bir basamak mı var, yoksa bir dönüşüm mü? Birinci görüşe göre basamak var ve üstteki basamağa çıkan kişi alttakini geride bırakıyor. Üçüncü görüşe göre böyle bir bırakma yok; deneyimle düzeltilen şey yine kanaat ve düzeltilmiş hali de kanaat olarak kalıyor, yalnız çok daha iyi çalışıyor.
Bu anlaşmazlığın pratik bir sonucu var. Basamak görüşü doğruysa, bir alanda uzmanlaşmak sezgiyi kurala çevirmek demek ve kuralları öğrenen herkes aynı sonuca varabilir. Dönüşüm görüşü doğruysa, uzmanın bildiği şeyin bir kısmı hiçbir zaman kurala çevrilemez ve ancak yıllarca aynı işi yaparak edinilir. İki görüş, bir mesleğin nasıl öğretileceği konusunda farklı şeyler söylüyor.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraza geldik ve hedefi doğrudan felsefenin kendisi.
İtiraz şu: felsefe gündelik kanaati sorguluyor ama sorgularken yine kanaate başvuruyor. Dördüncü derste karşı örnek yöntemini kurmuştuk ve o yöntem tamamen sezgiye dayanıyordu: bir tanımın çok geniş olduğunu, bir örneğin kavrama girmediğini sana söyleyen şey senin sezgin. Öyleyse felsefe doxa'yı terk etmiyor, onunla çalışıyor.
Bu itirazı çürütemem ve tarif ettiği bağımlılık gerçek.
Ancak itiraz felsefenin ne iddia ettiğini biraz kaydırıyor.
Şöyle: felsefe kanaatten kurtulduğunu iddia etmiyor. İddia ettiği şey, kanaatleri veri olarak alıp aralarındaki çelişkileri görünür kılmak.
Fark şurada. Gündelik kanaat tek tek işler ve birbirleriyle karşılaştırılmaz; iki kanaatin çeliştiğini çoğu zaman fark etmezsin, çünkü ikisi hiç aynı anda gündeme gelmez. Felsefe onları yan yana koyuyor ve çelişki ortaya çıktığında biri gitmek zorunda kalıyor.
Ölçülü iddia şu: felsefe kanaati dışarıdan gelen bir bilgiyle değiştirmez; kanaatleri birbirine bakarak düzenler ve düzenleme sırasında bazıları elenir. Elenen kanaat, gerekçesi olmadığı için değil, tuttuğun başka bir kanaatle çeliştiği için elenir.
Bu ölçülü halin bir sonucu var. Felsefe gündelik kanaatin karşıtı değil, üzerinde çalışan işlem. Karşıtı olsaydı sıfırdan başlaması gerekirdi ve beşinci derste gördüğümüz gibi sıfırdan başlamak mümkün değil.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: sezgiler bir veri kaynağı olarak ne kadar güvenilir? Farklı topluluklarda farklı sezgiler çıkıyor ve hangisinin veri sayılacağı belirsiz.
İkincisi: iki sezgi çeliştiğinde hangisinin bırakılacağına ne karar verir? Şimdilik cevap, hangisinin daha güçlü hissedildiği ve bu ölçüt zayıf.
Üçüncüsü: pratik bilgelik gerçekten ayrı bir kategori mi, yoksa çok iyi işlenmiş bir kanaat mi?
Dördüncüsü: sağduyunun tarih boyunca yanılmış olması, bugünkü sağduyuya ne kadar güvenmemizi gerektirir?
Yaygın hatalar
Bu konuda dört yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışFelsefe sağduyuya karşıdır.
Felsefi çalışmanın büyük bir kısmı sağduyu yargılarını gerekçelendirmeye çalışır, çürütmeye değil. Sağduyuya aykırı sonuçlar dikkat çektiği için görünür oluyor; sağduyuyu doğrulayan çalışmalar sessizce birikiyor.
Yaygın yanlışGerekçesini bilmediğin yargı değersizdir.
Yüz tanıma ve anadil dilbilgisi bunun tersini gösteriyor. Değerli olan çok sayıda yargının gerekçesi hiç verilemiyor ve verilememesi bir eksiklik değil, o yetilerin çalışma biçimi.
Yaygın yanlışSezgi ile önyargı aynı şeydir.
İkisi de gerekçesiz geliyor ve bu benzerlik yanıltıyor. Ayrım geri bildirimde: bir hekimin yıllar içinde düzeltilmiş sezgisi ile hiç sınanmamış bir kanaat aynı düzenekten çıkmıyor. Sezginin değeri, kaç kez yanlışlanıp düzeltildiğine bağlı.
Yaygın yanlışHer şeyi sorgulamak daha iyi düşünmektir.
Sorgulama sınırsız yapıldığında düşünmeyi durduruyor ve dokuzuncu derste gördüğümüz gibi bir tutum haline geldiğinde kendi bağışıklığını da kurabiliyor. İyi düşünmek çok sorgulamak değil, doğru yerde sorgulamak.
Kendin dene
Sonra üç soruyu sırayla sor.
Birincisi: bu yargıyı hangi geçmiş deneyimden üretmiş olabilirim? Cevap bir liste değil bir örüntü olacak ve bulanık kalması normal.
İkincisi: bu yargı türünde daha önce kaç kez geri bildirim aldım? Yani yanıldığımda bunu öğrendim mi? Cevap hayırsa, o alandaki sezgin hiç düzeltilmemiş demektir ve kesinlik hissi seni yanıltıyor olabilir.
Üçüncüsü: bu durum, sezgimin tanıdık aralığının içinde mi? Yeni bir alan, tanımadığın bir topluluk ya da alışılmadık bir ölçek varsa, sezgi aynı kesinlikle konuşmaya devam ediyor ama dayanağı kalmamış oluyor.
Alıştırmanın işi sezgine güvenmeyi bırakmak değil. İşi, hangi alanlarda sezgine güvenebileceğini ve hangilerinde yavaşlaman gerektiğini ayırmak.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Gündelik kanaat gerekçesi verilmemiş yargıdır ve bir kusur değildir; her yargıyı baştan gerekçelendirmeye kalkan biri kapıdan bile çıkamaz.
Gerekçesizlik güvenilmezlik demek değil: yüz tanımanın ve anadil dilbilgisinin gerekçesi verilemez ve ikisi de son derece güvenilir çalışır.
Asıl sorun şu: gerekçesi verilmemiş bir yargı kendi güvenilirlik sınırını bildiremez, yani nerede doğru olmaktan çıktığını söylemez.
Deneyimle düzeltilmiş sezgi ile hiç sınanmamış kanaat aynı düzenekten çıkmaz; farkı yaratan şey geri bildirim, yani kaç kez yanlışlanıp düzeltilmiş olduğu.
Felsefe kanaati terk etmez, onunla çalışır: kanaatleri veri sayıp yan yana koyar ve çeliştikleri yerde birinin bırakılmasını zorunlu kılar.
Sonraki derse köprü
Bu dersle modülün beş komşusu tamamlandı. Felsefeyi bilimden, dinden, sanattan, ideolojiden ve gündelik kanaatten ayırdık ve beşinde de ayrımı konularda değil, iddianın nasıl tutulduğunda bulduk.
Şimdiye kadar felsefenin ne olduğunu ve ne olmadığını konuştuk. Bir soruyu hiç sormadık ve o soru en temel olanı.
Sonraki modül tam olarak bunu soruyor: felsefe neden yapılır? İlk dersi hakikat arayışıyla başlıyor ve orada beklenmedik bir zorluk var — hakikati aramanın değerli olduğu iddiası da bir iddia ve o da gerekçe istiyor.