Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
İdeoloji sözcüğünün iki anlamı var: geniş anlamda herkeste bulunan arka plan kabulleri toplamı, eleştirel anlamda ise bir kusur işareti; ikisini karıştırmak tartışmayı hemen bozuyor.
Ayrım içerikte değil, çünkü felsefi bir sistem de bütünlüklü bir dünya resmi sunar ve eyleme yön verir; aynı önerme iki biçimde de tutulabilir.
Aranan özellik sistemde değil tutunma biçiminde: bir görüşü ideolojik yapan şey, sahibinin hangi itirazın onu sarsacağını söyleyememesi ve her karşı örneği sistem lehine çevirmesi.
Bir fikrin kime yaradığını sormak meşru ve öğretici bir soru; o soruyu fikri incelemenin yerine koymak ise köken yanlışıdır ve çürütme değil konu değiştirmedir.
Köken sorusunun sırası üçüncüdür: önce iddia kendi başına değerlendirilir, çürütüldüğü hâlde savunulmaya devam ediyorsa ancak o zaman direncin kaynağı sorulur — ve aynı sıra kendi görüşlerin için de geçerlidir.
Açılış sahnesi
Bir masada iki kişi konuşuyor. Biri bir düşünce sistemini anlatıyor ve sistem gerçekten tutarlı; kavramları tanımlı, sonuçları öncüllerinden çıkıyor.
Öteki bir karşı örnek veriyor: peki şu durumda sistem yanlış çıkmıyor mu?
Cevap hazır. O durum, sistemin öngördüğü bir istisna ve zaten sistemin doğruluğunu gösteriyor.
İkinci kişi başka bir karşı örnek veriyor, bu kez tam ters yönden.
Cevap yine hazır ve yine sistemi destekliyor.
Üçüncü denemede ikinci kişi bir şey fark ediyor ve soruyu değiştiriyor: hangi durum bu sistemi yanlışlardı?
Masaya bir sessizlik iniyor. Sonra bir cevap geliyor ama cevap bir örnek vermiyor; soruyu soranın niyetini konuşuyor. Bu soruyu sormak, sistemin rahatsız ettiği bir konumda olmaktan gelir deniyor.
İşte tam bu anda bir şey oldu ve adını koymak bu dersin işi.
Sistem yanlış olduğu için değil, hiçbir şey tarafından yanlışlanamayacak hale geldiği için sorunlu. Ve son hamlede itiraz eden kişi bir muhatap olmaktan çıkıp bir belirtiye dönüştü.
Bu derste ne olacak
Önce ideolojinin iki ayrı anlamını ayıracağız. Bir anlamı tarafsız ve neredeyse kaçınılmaz; öteki eleştirel ve suçlayıcı. İkisini karıştırmak tartışmayı hemen bozuyor.
Sonra ayrımın nerede olmadığını göstereceğiz. Ayrım içerikte değil: aynı önerme hem felsefi hem ideolojik biçimde tutulabiliyor.
Ardından ayrımın nerede olduğunu arayacağız ve cevabı sistemde değil, sistemin sahibinin davranışında bulacağız.
En sonda da bu dersin kendi tehlikesine geleceğiz. İdeoloji suçlaması, karşı tarafı dinlememenin en zarif yolu olabilir ve çoğu zaman öyle kullanılıyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir düşünce sistemini ideoloji yapan şey nedir?
Kolay cevap şudur: yanlış olması. Bu cevap işlemiyor, çünkü yanlış bir felsefi kuram da yanlıştır ve ona ideoloji demiyoruz. Ayrım başka bir yerde ve o yeri bulmak dersin tamamını alacak.
Bu ders hiçbir siyasi görüşün ideoloji olduğunu söylemiyor. İşi başka: bir görüşün nasıl tutulduğuna bakmayı öğretmek.
Sıfır noktası
Sözcüğün iki ayrı kullanımı var ve dördüncü derste öğrendiğimiz iş burada tam olarak gerekiyor.
Bu tarafsız anlamda ideolojisiz olmak mümkün değil. Neyin önemli olduğuna, neyin adil sayıldığına ve hangi açıklamanın yeterli olduğuna dair kabullerin bir araya gelmiş hâli; beşinci derste gördüğümüz arka plan kabullerinin toplamı.
İkinci anlam ise bir suçlama taşıyor ve dersin asıl konusu bu.
Eleştirel anlamı tanımlamak için önce sistemin ne yaptığına bakmak gerekiyor.
Altıncı derste bu ölçütü bilim için kurmuştuk ve orada bir sınır ölçütüydü. Burada başka bir iş yapıyor: bir sistemin değil, bir tutumun ölçüsü oluyor.
Argümanın yapısı
Şimdi iddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: felsefi bir sistem de bütünlüklü bir dünya resmi sunar, kavramlarla çalışır ve eyleme yön verir.
İkinci öncül: öyleyse felsefe ile ideoloji arasındaki ayrım, sunulan resmin içeriğinde olamaz; aynı içerik iki biçimde de tutulabilir.
Üçüncü öncül: geriye kalan tek yer, sistemin itiraz karşısında nasıl davrandığıdır.
Sonuç: bir düşünce sistemini ideoloji yapan şey ne söylediği değil, kendi yanlışlanma koşulunu tanıyıp tanımadığıdır.
Bu sonuç dersin çekirdeği ve bir sınamayı hak ediyor.
Karşı örnek ölçütü daraltmayı gerektiriyor. Mesele gözlemle çürütülebilmek değil; herhangi bir yolla çürütülebilmeyi kabul etmek.
Daraltılmış üçüncü öncül şu: bir sistemi felsefi kılan, hangi tür itirazın onu sarsacağını söyleyebilmesidir. Bu itiraz bir gözlem olabilir, bir karşı örnek olabilir, bir iç çelişki olabilir.
Şimdi ikinci ve daha ilginç bir sınama.
Bu karşı örnek sonucu yeniden yazdırıyor ve dersin en önemli hamlesi burada.
Yeniden yazılmış sonuç şu: ideoloji bir öğretiler sınıfı değil, bir tutunma biçimidir. Bir görüş ideolojik olarak da felsefi olarak da tutulabilir ve hangi biçimde tutulduğu, ancak sahibi itirazla karşılaştığında görülür.
Bu formülasyonun iki sonucu var ve ikisi de rahatsız edici.
Birincisi: hiçbir öğreti baştan ideoloji ilan edilemez. Bir görüşün adına bakarak onu ideoloji saymak, tam olarak bu dersin uyardığı hatayı yapmak olur.
İkincisi: kendi görüşün de aynı sınavdan geçiyor ve senin için de aynı ölçüt geçerli. Beşinci derste gördüğümüz gibi, kendi tutunma biçimini görmek başkasınınkini görmekten çok daha zor.
Görüşler ve pozisyonlar
İdeolojinin nasıl teşhis edileceği üzerine üç ayrı pozisyon var.
Birinci görüş ölçütü sistemin biçiminde arıyor ve yukarıda kurduğumuz çizgiyi izliyor.
Bu ölçütün pratik değeri, bir sistemi içeriğine bakmadan sınayabilmesi. Sorulacak tek soru var ve tarafsız: bu sistemi ne çürütürdü?
İkinci görüş meseleyi bambaşka bir yerden alıyor ve fikirlerin havada durmadığını hatırlatıyor.
Bu konumun gücü, bir soruyu ilk kez sorulabilir hale getirmesi: bu fikir kime yarıyor? Soru gerçek ve cevabı çoğu zaman öğretici; bir düzenlemenin doğal ve kaçınılmaz sunulması, o düzenlemeden yararlananları görünmez kılabiliyor.
Bu ikinci görüşün tehlikeli bir yan ürünü var ve tehlikeyi adlandırmak gerekiyor.
Üçüncü görüş ilk ikisini de kendi ölçütlerine tabi tutuyor ve en zor soruyu soruyor.
Bu uyarının bu dersteki karşılığı doğrudan. İdeoloji eleştirisi de bir sistem ve o da bağışıklaştırılabilir: her itirazı, itiraz edenin ideolojik konumuyla açıklayan bir eleştiri kuramı, tam olarak eleştirdiği şeye dönüşür.
Eleştirenler bu üçüncü konuma şunu sorar: her ölçüt kendine uygulandığında zorlanıyorsa, hiçbir ölçüt kullanılamaz mı? Cevap genellikle hayır oluyor ve şu ekleniyor: ölçüt kullanılabilir, ama sonuçlarına kendisi de tabi tutulur ve tabi tutulduğunda ayakta kalmıyorsa bırakılır.
En güçlü itiraz
Şimdi bu dersin kendi tehlikesine geldik.
İtiraz şu: ideoloji suçlaması, karşı tarafı dinlememenin en zarif yolu. Bir kişiye onun ideolojik davrandığını söylediğinde, söylediklerini hiç incelemeden reddetmiş oluyorsun ve üstelik bunu bir çözümleme gibi sunuyorsun.
Bu itirazı çürütemem ve tarif ettiği hamle bu dersten çıkarılabilecek en kötü şey.
Ancak itirazın hedefi ideoloji çözümlemesi değil, onun sıra dışı bırakılmış hali.
Şöyle: köken çözümlemesi bir iddianın yerine geçtiğinde köken yanlışı oluyor. Ama sırası gelince yapıldığında farklı bir iş görüyor ve sıra şu:
Önce iddiayı kendi başına değerlendir. Öncülleri doğru mu, sonuç çıkıyor mu, karşı örnek var mı? Bu adımda kimin söylediği hiç konuşulmaz.
Sonra sonuca bak. İddia çürütüldüyse iş bitti; köken sorusuna gerek yok. İddia ayakta kaldıysa da iş bitti; onu kabul ediyorsun.
Köken sorusu ancak üçüncü bir durumda anlamlı: iddia çürütüldü ve buna rağmen savunulmaya devam ediyor. O zaman sorulacak soru artık iddianın doğruluğu değil, direncin kaynağı ve bu ayrı bir soru.
Yani ideoloji çözümlemesi bir çürütme aracı değil, bir direnç açıklaması. Çürütmenin yerine geçtiğinde işe yaramaz hale geliyor; çürütmeden sonra geldiğinde gerçek bir şey açıklıyor.
Ölçülü iddia şu: bir görüşün kime yaradığını sormak meşru ve öğretici; o soruyu görüşü incelemenin yerine koymak ise tam olarak dersin uyardığı hatanın kendisi.
Bu ölçülü halin son bir sonucu var ve en zoru. Bu sıralamayı kendi görüşlerine de uygulaman gerekiyor. Karşı tarafın direncini açıklayıp kendi direncini görmemek, ideoloji eleştirisinin en yaygın kullanılış biçimi ve tam olarak bağışıklaştırma.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: bir görüşün ne zaman çürütüldüğü konusunda taraflar anlaşamıyorsa, direnç ne zaman başlar?
İkincisi: bir sistemin hiçbir yanlışlanma koşulu vermemesi her zaman kusur mudur? Bazı temel kabuller için bunu beşinci derste meşru saymıştık.
Üçüncüsü: kendine uygulama sınamasını geçen bir ideoloji eleştirisi kurulabilir mi?
Dördüncüsü: bir fikrin kime yaradığını bilmek, o fikri değerlendirme biçimimizi meşru olarak etkilemeli mi, yoksa hiç etkilememeli mi?
Dördüncü soru göründüğünden pratik ve gündelik hayatta sürekli karşımıza çıkıyor. Bir ilaç çalışmasının üreticisi tarafından finanse edildiğini öğrendiğinde sonuca daha temkinli yaklaşıyorsun ve bu temkinlilik makul görünüyor. Aynı hamleyi bir felsefi argüman için yaptığında ise köken yanlışı işlemiş oluyorsun. İkisi arasındaki fark nerede? Muhtemel cevap şu: birinde denetlenemeyen bir seçim var — hangi verinin yayımlandığını üretici biliyor, sen bilmiyorsun. Argümanda ise bütün öncüller ortada ve kendin denetleyebiliyorsun. Ama bu cevabın her duruma yettiği söylenemez ve tartışma açık.
Yaygın hatalar
Bu konuda dört yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışİdeoloji karşı tarafın görüşüdür.
En yaygın kullanım ve tam olarak işe yaramaz olan. Sözcük bu biçimde kullanıldığında hiçbir şey ayırt etmiyor; yalnız katılmadığın görüş anlamına geliyor ve o anlamda zaten bir sözcüğe ihtiyaç yok.
Yaygın yanlışİdeolojisiz düşünmek mümkündür.
Geniş anlamda ideoloji, arka plan kabullerinin toplamı ve kabulsüz düşünmek imkânsız. Hedef ideolojisizlik değil, kabullerini görünür kılmak ve sınanabilir tutmak.
Yaygın yanlışTutarlı olmak yeterlidir.
Bağışıklaştırılmış sistemler genellikle son derece tutarlıdır ve tutarlılıkları güçlerinin kaynağıdır. Tutarlılık gerekli ama yeterli değil; yanlışlanabilirlikle birlikte aranır.
Yaygın yanlışBir görüşün kime yaradığını bulmak onu çürütür.
Köken yanlışının tam hali. Çıkar bağı bir dikkat işareti; incelemeyi başlatır, bitirmez. Çıkarına olan bir iddia da doğru olabilir ve sık sık öyledir.
Yaygın yanlışFikrini hiç değiştirmemek tutarlılıktır.
Bir görüşü yıllarca hiç değiştirmemek bir erdem gibi sunuluyor ve bazen öyle; görüş gerçekten sağlamsa değişmemesi doğaldır. Ama aynı kişi hiçbir konuda hiç geri adım atmıyorsa, ihtimal ikiye düşüyor: ya her konuda baştan haklıydı, ya da hiçbir itiraz ona ulaşmıyor. İkincisi çok daha yaygın.
Yaygın yanlışSistemin sahibi kötü niyetlidir.
Bağışıklaştırma bilinçli bir hile gerektirmiyor ve genellikle iyi niyetle yapılıyor. Bir karşı örneği sistem lehine yorumlamak, o sistemi gerçekten doğru bulan biri için en makul hamle gibi görünür. Beşinci derste varsayımlar için söylediğimiz şey burada da geçerli: hatayı niyete bağlamak, onu düzeltilemez kılıyor.
Kendin dene
Güçlü bir biçimde savunduğun bir görüş seç. Siyasi olması şart değil; bir meslek görüşü, bir eğitim görüşü ya da insanlar hakkında genel bir kanaat de olur.
Sonra tek bir soruyu cevapla ve yazılı cevapla: bu görüşün yanlış olduğunu bana ne gösterirdi?
Cevabın somut olmak zorunda. Bir olay, bir bulgu, bir karşı örnek ya da bir iç çelişki tarif et. Şunu söylersen alıştırma başarısız olur: yeterince güçlü bir kanıt gelirse fikrimi değiştiririm. O cümle bir cevap değil, cevap vermeme biçimi.
Üç durumdan biriyle karşılaşacaksın. Somut bir şey yazabildiysen, o görüşü sınanabilir biçimde tutuyorsun. Yazamadıysan ve görüş bir temel kabulse, bunu bilerek taşıyorsun ve beşinci derste gördüğümüz gibi bu meşru olabilir. Yazamadıysan ve görüş bir olgu iddiasıysa, elindeki şey bağışıklaştırılmış durumda.
Üçüncü durum bir suçlama değil bir tespit. Bu alıştırmayı yapan hemen herkes en az bir görüşünde üçüncü duruma düşüyor ve düştüğünü bilmek, bilmemekten iyi.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
İdeoloji sözcüğünün iki anlamı var: geniş anlamda herkeste bulunan arka plan kabulleri toplamı, eleştirel anlamda ise bir kusur işareti; ikisini karıştırmak tartışmayı hemen bozuyor.
Ayrım içerikte değil, çünkü felsefi bir sistem de bütünlüklü bir dünya resmi sunar ve eyleme yön verir; aynı önerme iki biçimde de tutulabilir.
Aranan özellik sistemde değil tutunma biçiminde: bir görüşü ideolojik yapan şey, sahibinin hangi itirazın onu sarsacağını söyleyememesi ve her karşı örneği sistem lehine çevirmesi.
Bir fikrin kime yaradığını sormak meşru ve öğretici bir soru; o soruyu fikri incelemenin yerine koymak ise köken yanlışıdır ve çürütme değil konu değiştirmedir.
Köken sorusunun sırası üçüncüdür: önce iddia kendi başına değerlendirilir, çürütüldüğü hâlde savunulmaya devam ediyorsa ancak o zaman direncin kaynağı sorulur — ve aynı sıra kendi görüşlerin için de geçerlidir.
Sonraki derse köprü
Bu derste sınanmaya kapalı bir düşünce sisteminin nasıl işlediğini gördük ve ayrımı sistemde değil tutunma biçiminde bulduk.
Şimdi modülün son komşusuna geçiyoruz ve orada sistem bile yok. Gündelik kanaat bir kuram değil; kimse onu kurmadı, kimse savunmuyor ve çoğu zaman kimse fark etmiyor bile. Yine de kararları yönetiyor.
Sonraki alt ders bunu soruyor: felsefe ile gündelik kanaat arasındaki fark nedir? Kanaatin neden bir kusur olmadığını, ne zaman kusur olduğunu ve felsefenin ondan tam olarak nerede ayrıldığını göreceğiz. Bu dersle M02 modülü kapanıyor.