Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Söylemek bir şeyin doğru olduğunu ifade eden cümle kurmaktır; göstermek onu cümleye dökmeden karşıya çıkarmaktır ve sanatın işi ikincisidir.
Sanat önerme bilgisi vermez ve verdiğini de iddia etmez; verdiği şey bir durumun içinden bakma imkânıdır ve bu, bir şeyin doğru olduğunu bilmekten farklı bir tür.
Platon taklidin hakikatten uzaklaştırdığını ve gerekçesiz ikna ettiğini söyler; Aristoteles aynı olguya bakıp şiirin tarihten daha felsefi olduğunu, çünkü tekili değil evrenseli anlattığını savunur.
Sanatın içinde hata düzeltme düzeneği yoktur ve bir eser yanlış bir görüşü de son derece inandırıcı kurabilir; etki ile doğruluk birbirinden bağımsız iki ölçüdür.
Bu yüzden eserin bilişsel değeri eserin dışında denetlenir ve ilişki rakiplik değil sıradır: eser bir imkânı görünür kılar, felsefe o imkânı sınar.
Açılış sahnesi
Bir kişi uzun bir roman bitiriyor. Kitabı kapatıyor ve birkaç dakika hiçbir şey yapmadan oturuyor.
Ertesi hafta, iş yerinde bir tartışma çıkıyor. Birinin durumu hakkında karar verilecek ve o kişi geçen sene olsa hemen bir taraf tutardı. Bu kez tutmuyor. Bir süre susuyor ve sonra kimsenin sormadığı bir soru soruyor: onun tarafından bakınca bu nasıl görünüyordu?
Şimdi şuna dikkat et. Roman ona hiçbir şey iddia etmedi. Tek bir öncül vermedi, tek bir sonuç çıkarmadı, bir kez bile şunu yapmalısın demedi.
Buna rağmen bir şey değişti.
Değişen şeyin ne olduğu bu dersin konusu. Çünkü iki ihtimal var ve ikisi çok farklı yerlere gidiyor.
Birinci ihtimal: roman ona bir şey öğretti ve öğrettiği şey bir tür bilgi. İkinci ihtimal: roman ona hiçbir şey öğretmedi, yalnız bir duyguyu güçlendirdi ve o duyguyu bilgi sandı.
Bu iki ihtimal arasındaki tartışma iki bin dört yüz yıldır sürüyor ve taraflarından biri felsefenin kurucularından.
Bu derste ne olacak
Önce sanatın felsefeden nasıl ayrıldığını göreceğiz. Ayrım keskin görünüyor: biri iddia eder ve gerekçe sunar, öteki etmez ve sunmaz.
Sonra o keskin ayrımdan çıkan sonucun fazla hızlı olduğunu göstereceğiz. İnsanlar eserlerden bir şeyler öğrendiklerini söylüyorlar ve bunu topluca uyduruyor olmaları ihtimali zayıf.
Ardından iki klasik konuma bakacağız. Biri sanatı hakikatten uzaklaştıran bir taklit sayıyor, öteki ise onu tarihten daha felsefi buluyor. İkisi de aynı yüzyılda, aynı şehirde, hoca ile öğrenci arasında.
En sonda da en sert itirazı ele alacağız: sanattan öğrendiğini sandığın şey, zaten sende olanın onaylanması olabilir mi?
Merkez soru
Sorumuz şu: bir sanat eseri bilgi verebilir mi?
Sorunun altında ikinci bir soru var ve asıl zorluk orada. Eğer veriyorsa, verdiği şey hangi türden? Bir eserden çıkıp bir sınavda cevaplanabilecek bir önerme almıyorsun; başka bir şey alıyorsun ve o başka şeyin adını koymak zor.
Sıfır noktası
Önce iki işlemi ayıralım, çünkü ayrım dersin geri kalanını taşıyor.
Bu fark bir üstünlük sırası vermiyor. İki işlem farklı ve ikisinin de yapamadığı şeyler var.
Şimdi tartışmanın en eski kaydına gidelim, çünkü sanatın ne yaptığı sorusunu ilk soranlardan biri ona ağır bir cevap verdi.
Bu tespit sanatı küçümsemek için değil, sanatın ne olduğunu belirlemek için yapılıyor. Platon'un asıl kaygısı ayrı: taklit güçlü bir şey ve insanı gerekçesiz biçimde etkiliyor. Bir eser seni ikna etmiyor, sürüklüyor ve sürüklenmek ile ikna olmak farklı işlemler.
Argümanın yapısı
Şimdi iddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: bir şeye bilgi demek için, o şeyin doğru olması ve doğruluğunun gerekçelendirilebilmesi gerekir.
İkinci öncül: sanat eseri bir iddia öne sürmez ve bir gerekçe sunmaz; bir roman kimseye öncül vermez, bir müzik parçası çıkarım yapmaz.
Ara sonuç: öyleyse sanat eseri bilgi vermez.
Bu ara sonuç temiz duruyor ve yanlış. Sınayalım.
Karşı örnek ikinci öncülü değil, birinci öncülü hedefliyor. Birinci öncül bilgi diye tek bir şey tanıyor ve o tek şey önerme biçiminde.
Ayrımı şöyle netleştirebiliriz. Bir şeyin doğru olduğunu bilmek bir tür bilgi; bir şeyi yapabilmek başka bir tür; bir durumun nasıl bir şey olduğunu kavramak üçüncü bir tür. Sanatın verdiği şey üçüncüsüne yakın duruyor.
Daraltılmış birinci öncül şu: önerme biçimindeki bilgi, doğruluk ve gerekçe gerektirir. Başka bilgi türleri için ölçüt farklı olabilir.
Bu daraltmayla argüman şu hale geliyor: sanat önerme bilgisi vermez ve vermediğini de iddia etmez; verdiği şey bir durumun içinden bakma imkânı ve o imkânın kendi ölçütü var.
Ölçüt ne olabilir? En az üç aday var ve üçü de eserden bağımsız kontrol gerektiriyor.
Bu son cümle dersin en önemli teknik noktası. Sanatın bilişsel değeri varsa bile, o değerin denetimi eserin içinde değil dışında.
Görüşler ve pozisyonlar
Sanatın bilgiyle ilişkisi üzerine üç ayrı pozisyon var ve ilk ikisi aynı okulda, hoca ile öğrenci arasında kuruldu.
Birinci görüş Platon'un konumu ve iki ayaklı. Birinci ayak yukarıda gördük: taklit, hakikatten uzaklaştırıyor. İkinci ayak daha ilginç ve bugün de tartışılıyor.
Platon'a göre alıştırma ve bu yüzden tehlikeli. Sanat, aklın yönetmesi gereken yanı güçlendiriyor.
İkinci görüş aynı gözlemi alıp tam tersi sonuca varıyor.
Bu cümlenin taşıdığı iddia güçlü. Bir eser tek bir kişiyi anlatıyor gibi görünürken, o kişiyi belirli bir durumdaki herhangi bir insan olarak kurar ve okuyan kendini oraya yerleştirebilir. Tarihteki gerçek kişi bunu yapmaz, çünkü kendine özgüdür.
Terimin tartışmalı kalması burada bir kusur değil, bilgi. Aristoteles'in tek bir cümlesi üzerine kurulmuş bir kavram ve o cümle birden çok okumaya açık; sahte bir kesinlik üretmek yerine tartışmanın açık olduğunu söylemek doğru.
Üçüncü görüş meseleyi bambaşka bir yerden kuruyor ve sanatın bilgi verip vermediğini değil, ne tür bir tecrübe ürettiğini merkeze alıyor.
Bu ayrımın gücü, sanattan alınanın ne olduğunu bir bilgi ya da bir duygu ikilemine sıkışmadan tarif etmesi. Alınan şey bir önerme değil, bir tanıma; ve tanıma, kendi hayatında bulanık geçen bir şeyi net bir örnekte görmekle oluyor.
Eleştirenler bu üçüncü konuma şunu sorar: tanımak, bilmek midir? Cevap tam verilmiş değil ve bu, üç pozisyonun da ortak açık ucu.
Üç pozisyonu yan yana koyduğunda aralarında beklenmedik bir uzlaşma çıkıyor. Üçü de sanatın gerekçesiz iş gördüğünde anlaşıyor; ayrıldıkları yer, bunun bir tehlike mi yoksa bir imkân mı olduğu.
Platon tehlike diyor, çünkü gerekçesiz ikna denetlenemez. Aristoteles imkân diyor, çünkü evrenseli tekil bir örnekte göstermek başka türlü yapılamıyor. Rasa geleneği ise üçüncü bir yol açıyor: eserin verdiği şey ikna bile değil, bir tanımadır ve tanıma bir iddia taşımadığı için denetlenmesi de gerekmez.
Üçüncü yolun bedeli şu: eğer eser bir iddia taşımıyorsa, yanlış olmakla da suçlanamaz — ama o zaman doğru bir şey verdiği de söylenemez. Bilişsel değer iddiası bu kapıdan çıkıyor ve dersin en güçlü itirazı tam oradan giriyor.
En güçlü itiraz
Şimdi en sert itiraza geldik ve hedefi doğrudan bilişsel değer iddiası.
İtiraz şu: bir eserden öğrendiğini sandığın şey, çoğu zaman zaten sende olan bir kanaatin canlı bir örnekle onaylanmasıdır. Onay öğrenme gibi hissettiriyor, çünkü ikisinin duygusu benzer.
Bu itirazı çürütemem ve tarif ettiği şey defalarca yaşandı.
İtirazın gösterdiği şey şu: sanatın içinde bir hata düzeltme düzeneği yok. Bilimde beklenmedik bir sonuç kuramı zorluyor, felsefede bir karşı örnek öncülü daraltıyor. Bir romanda böyle bir şey olmuyor; roman kendi kurduğu dünyada her zaman tutarlı kalabiliyor.
Ancak buradan sanatın bilişsel değeri olmadığı çıkmıyor. Çıkan şey, o değerin nerede denetleneceği.
Şöyle: eserin verdiği şey bir doğruluk iddiası değil, bir bakış imkânı. İmkânın kendisi doğru ya da yanlış olmuyor; onunla ne yapıldığı doğru ya da yanlış oluyor. Bir eser sana bir durumun içinden bakmayı öğretiyorsa, o bakışın gerçek durumlara uyup uymadığını eserin dışında kontrol etmen gerekiyor.
Ölçülü iddia şu: sanat, düşünülebilecek olanların alanını genişletir ve genişlettiği şeyin doğru olduğunu garanti etmez. Genişletme gerçek bir katkı; garanti eksikliği de gerçek bir sınır.
Bu ölçülü halin bir sonucu var. Sanat ile felsefe arasındaki ilişki rakiplik değil, sıra: eser bir imkânı görünür kılıyor, felsefe o imkânı sınıyor. Sırayı ters çevirmek de mümkün ve sık oluyor; bir felsefi ayrım bir esere konu oluyor ve orada elle tutulur hale geliyor.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor.
Birincisi: tanımak bir bilgi türü müdür, yoksa bilgiye hazırlık mıdır?
İkincisi: bir eserin bilişsel değerini eserin dışında denetlemek gerekiyorsa, o değer gerçekten esere mi ait?
Üçüncüsü: kötü bir eserin doğru bir şey göstermesi mümkün mü? Estetik değer ile bilişsel değer birbirinden bağımsız mı?
Dördüncüsü: felsefi bir metnin kendisi de bir üslupla yazılıyor ve üslup ikna gücüne katkı yapıyor. Bu, felsefeyi de kısmen sanat tarafına çekiyor mu?
Dördüncü soru bu akademinin kendisini de kapsıyor ve bu yüzden söylenmesi gerekiyor. Bu ders bir açılış sahnesiyle başladı ve o sahne bir argüman değildi; bir imkânı görünür kılmak için kurulmuş bir anlatıydı. Ders bunu bir hile olarak değil, gösterme ile söylemenin sırayla kullanılması olarak yapıyor — ama ikisinin sırayla kullanıldığı bir metinde, ikna gücünün nereden geldiğini okurun ayırt etmesi zorlaşıyor. Bu zorluk çözülmüş değil.
Yaygın hatalar
Bu konuda dört yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışSanat duygu, felsefe akıl işidir.
İki tarafı da yanlış tanıyan bir ayrım. Bir eser son derece hesaplı bir yapı kurar ve o yapı akıl işidir; bir felsefe metni de okuyanı bir şeye ikna etmek için ritim, örnek ve sıralama kullanır. Ayrım malzemede değil, iddia öne sürüp sürmemekte.
Yaygın yanlışBir eserin mesajı vardır ve iş o mesajı bulmaktır.
Eser bir mesajın süslü ambalajı olsaydı, mesajı bir cümleyle söyleyip esere gerek kalmazdı. Eserden çıkarılan tek cümlelik özet, çoğu zaman eserin yaptığı işi kaybediyor; özet söylüyor, eser gösteriyordu.
Yaygın yanlışEtkilenmek anlamaktır.
Bir eser seni sarstıysa bir şey öğrendiğini düşünüyorsun ve bu çıkarım geçerli değil. Sarsılma, eserin kuruluşundan gelebilir ve içeriği yanlış olabilir. Etki ile doğruluk birbirinden bağımsız iki ölçü.
Yaygın yanlışPlaton sanata düşmandı.
Platon'un kendisi diyaloglarını edebi bir biçimde yazdı, mitler anlattı ve karakterler kurdu. Sanatı bir araç olarak kullanırken eleştirisi ayakta kaldı; eleştirdiği şey sanatın var olması değil, gerekçesiz ikna gücünün eğitimde nasıl kullanılacağıydı. Konumu bir yasak değil, bir sınır tartışmasıydı.
Kendin dene
Sonra iki şeyi ayrı ayrı yaz. Birinci kâğıda, o eserden çıkardığın iddiayı tek bir cümlede yaz. İkinci kâğıda, o eserin sende bıraktığı ama cümleye dökemediğin şeyi tarif etmeye çalış.
Birinci kâğıdı şimdi sına. O cümle doğru mu? Gerekçesi ne? Karşı örneği var mı? Bu üç soruyu sorduğunda çoğu zaman cümlenin eserden bağımsız olarak tartışılabildiğini ve eserin ona bir kanıt sağlamadığını göreceksin.
İkinci kâğıt daha zor ve asıl mesele orada. Yazdığın tarif eksik kalacak ve eksik kalması bir başarısızlık değil; eserin yaptığı işin cümleye çevrilemez olduğunun kanıtı.
Son adım: ikinci kâğıttaki şeyin gerçek bir durumda işe yarayıp yaramadığını sor. Yarıyorsa eser sana bir şey verdi. Yaramıyorsa hoş bir tecrübe yaşadın ve o da yeterli bir sebep.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Söylemek bir şeyin doğru olduğunu ifade eden cümle kurmaktır; göstermek onu cümleye dökmeden karşıya çıkarmaktır ve sanatın işi ikincisidir.
Sanat önerme bilgisi vermez ve verdiğini de iddia etmez; verdiği şey bir durumun içinden bakma imkânıdır ve bu, bir şeyin doğru olduğunu bilmekten farklı bir tür.
Platon taklidin hakikatten uzaklaştırdığını ve gerekçesiz ikna ettiğini söyler; Aristoteles aynı olguya bakıp şiirin tarihten daha felsefi olduğunu, çünkü tekili değil evrenseli anlattığını savunur.
Sanatın içinde hata düzeltme düzeneği yoktur ve bir eser yanlış bir görüşü de son derece inandırıcı kurabilir; etki ile doğruluk birbirinden bağımsız iki ölçüdür.
Bu yüzden eserin bilişsel değeri eserin dışında denetlenir ve ilişki rakiplik değil sıradır: eser bir imkânı görünür kılar, felsefe o imkânı sınar.
Sonraki derse köprü
Bu derste gerekçesiz ikna gücünün ne yapabildiğini gördük ve sanatta bunun bir kusur olmadığını söyledik; eser zaten gerekçe vermeye çalışmıyor.
Şimdi aynı gücün gerekçe veriyormuş gibi göründüğü bir yere geçiyoruz. Bir düşünce sistemi, argüman biçiminde kurulmuş olabilir ve yine de sınanmaya kapalı işleyebilir; her itiraza hazır bir cevabı vardır ve hiçbir gözlem onu sarsmaz.
Sonraki alt ders bunu soruyor: felsefe ile ideoloji arasındaki fark nedir? İkisi de bütünlüklü bir dünya resmi sunuyor ve ikisi de kavramlarla çalışıyor; ayıran şeyin ne olduğunu bulmak sandığından zor.