İçeriğe geç

P00-D01-M02-02·Felsefenin sınırları

Felsefe ve din

sıfırdan ileri2.604 kelime≈ 17 dk

Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.

Beş cümlede dersin iskeleti.

Felsefe bir iddiayı kimin söylediğinden bağımsız olarak gerekçesiyle değerlendirir; dinî bir iddia zincirinin bir yerinde ise kaynağın otoritesine dayanan ve daha geriye götürülmeyen bir halka bulunur.

Bu ayrım gerçek ama akıl ile inancı iki ayrı kampa bölmez: kelâm gibi disiplinler inanç esaslarını akılla temellendirir, doğal teoloji gibi felsefi kollar da dinî iddiaları argümanla savunur.

Üç alan da bir yerde duruyor ve durakları farklı: bilim doğanın düzenliliğinde, dinî gelenek kaynağın otoritesinde, felsefe ise durmayı reddettiği için bitmeyen bir gerilemede.

İlişkinin üç modeli var ve üçünün de gerçek örnekleri: çatışma modeli Euthyphron sorusu gibi içeriden sınamalarda, iç içelik modeli felsefe tarihinin büyük kısmının din gelenekleri içinde yazılmış olmasında.

Ayrı alanlar görüşünün kaba hali sahtedir çünkü çatışmayı tanımla yok sayar; güçlü hali ise çakışmanın önceden ilan edilemeyeceğini, tek tek bakılarak bulunacağını söyler.

Açılış sahnesi

Onuncu yüzyılın sonunda bir düşünür, kendi çağının filozoflarına karşı bir kitap yazıyor. Kitabın adı, filozofların tutarsız olduğunu söylüyor.

Şimdi beklediğin şey şu olabilir: yazar inanca başvuracak, filozofları imansızlıkla suçlayacak ve tartışma orada bitecek.

Öyle olmuyor. Yazar filozofların yöntemini öğreniyor, mantığını sonuna kadar kullanıyor ve onlara kendi silahlarıyla itiraz ediyor. Yirmi tezi tek tek ele alıp her birinde şunu göstermeye çalışıyor: bu sonuç, sizin kendi öncüllerinizden çıkmıyor.

Yaklaşık yüz yıl sonra, başka bir coğrafyada, bir başka düşünür bu kitaba cevap yazıyor ve o da aynı yöntemi kullanıyor. Üstelik daha ileri gidiyor: felsefe yapmanın dinî bir yükümlülük olduğunu savunuyor.

İkisi de aynı gelenek içinde. İkisi de dindar. İkisi de argümanla çalışıyor. Ve birbirlerine taban tabana zıt sonuçlara varıyorlar.

Bu sahne, bu dersin ilk işini yapıyor. Felsefe ile din arasındaki ilişkiyi akıl ile inanç arasındaki bir kavga olarak kurmak, en baştan yanlış bir resim çizmek demek.

Bu derste ne olacak

Önce iki değerlendirme biçimini ayıracağız: bir iddiayı gerekçesiyle tartmak ile kaynağının otoritesine dayandırmak. Bu ayrım gerçek ve dersin çıkış noktası.

Sonra ayrımın hemen bozulduğunu göreceğiz. Din geleneklerinin içinde kendi başına titiz akıl yürütme okulları var ve felsefe geleneğinin içinde de dinî iddiaları savunan kollar var. İki kutup birbirinin içine geçmiş durumda.

Ardından ilişkinin üç ayrı modeline bakacağız: çatışma, ayrı alanlar ve iç içelik. Üçü de savunuluyor ve üçünün de dayandığı gerçek örnekler var.

En sonda da en sert itirazı ele alacağız: ayrı alanlar görüşü rahatlatıcı ama sahte olabilir mi?

Merkez soru

Sorumuz şu: felsefe ile din, aynı iddialar hakkında mı konuşuyor?

Cevabın kısmen evet olduğunu göreceğiz ve asıl iş o kısmın nerede bittiğini bulmak. Çünkü çakışmanın olduğu yerde gerilim gerçek, olmadığı yerde ise tartışmanın kendisi yanlış kurulmuş oluyor.

Bu ders hiçbir dinî iddianın doğru ya da yanlış olduğunu söylemiyor. İşi başka: iki farklı gerekçelendirme biçiminin nerede karşılaştığını göstermek.

Sıfır noktası

Üçüncü derste gerekçeyi tanımlamıştık: bir iddiayı destekleyen ve iddiadan bağımsız sınanabilen dayanak. Şimdi başka bir dayanak türüne bakalım.

Bu tanım bir değerlendirme taşımıyor ve taşımamalı. Bir iddianın kaynağa dayanması onu otomatik olarak zayıf yapmaz; gündelik bilginin büyük kısmı da tanıklığa dayanıyor ve üçüncü derste bunu görmüştük.

Birinci cevapta tartışma doğrudan başlıyor: zarar gerçekten var mı, zarar vermek her durumda yanlış mı? İkinci cevapta tartışma bir basamak geriye gidiyor: kaynak bunu gerçekten söylüyor mu, kaynağın yorumu doğru mu, kaynağın otoritesi neye dayanıyor?

Şimdi ayrımı bozan iki gerçeği masaya koyalım, çünkü onlar olmadan resim karikatür oluyor.

İki karşı örnek birlikte bir şey söylüyor. Akıl ile inanç, iki ayrı kampın bayrakları değil; iki kampın da içinde kullanılan araçlar.

Argümanın yapısı

Şimdi iddiayı öncüllere ayıralım.

Birinci öncül: felsefe bir iddiayı, kimin söylediğinden bağımsız olarak gerekçesiyle değerlendirir.

İkinci öncül: din geleneklerinde bazı iddiaların dayanağı, kaynağının konumudur ve bu dayanak iddiadan bağımsız sınanamaz.

Ara sonuç: öyleyse iki değerlendirme biçimi farklıdır.

Üçüncü öncül: farklı olmak çatışmak demek değildir; iki biçim ancak aynı iddia üzerinde karşılaştığında çatışır.

Sonuç: felsefe ile din arasındaki ilişki tek bir ilişki değildir; çakışan yerde gerilim, çakışmayan yerde bağımsızlık, ortak araç kullanılan yerde iş birliği vardır.

Şimdi bu argümanı sınayalım, çünkü ikinci öncül fazla geniş.

Bu karşı örnek öncülü daraltmayı gerektiriyor.

Daraltılmış ikinci öncül şu: din geleneklerinde bir iddia zincirinin bir yerinde, kaynağın otoritesine dayanan ve akıl yürütmeyle daha geriye götürülmeyen bir halka bulunur.

Bu haliyle öncül kelâmı dışarıda bırakmıyor; kelâmın da bir yerde durduğunu söylüyor. Ve şunu fark et: altıncı derste bilim için de aynı şeyi söylemiştik. Bilim de bir yerde duruyordu — doğanın düzenli işleyeceği varsayımında.

Yani üç alan da bir yerde duruyor ve üçünün durduğu yer farklı. Fark, hangi halkanın sorgulanmadan bırakıldığında.

Bu tablo felsefeyi üstün konuma koymuyor. Durmayı reddetmenin bedeli, hiçbir zaman bitmemek; durmanın bedeli ise durduğun yeri gerekçelendirememek.

Sonucun ilk yarısı da sınanmayı hak ediyor. Birinci öncül felsefenin iddiayı söyleyenden bağımsız değerlendirdiğini söylüyordu ve bu, uygulamada göründüğü kadar temiz değil.

Bu ayrım küçük görünüyor ama işlevsel. İki alan da otoriteye başvuruyor; biri bunu düzeltilmesi gereken bir sapma olarak görüyor, öteki belirli sınırlar içinde meşru bir dayanak olarak tanımlıyor ve o sınırları kendi içinde tartışıyor.

Sonucun üçüncü parçası — ortak araç kullanılan yerde iş birliği — en az fark edilen kısmı. Mantığın büyük bir bölümü, dilin anlam kuramının erken hali ve olasılık üzerine ilk sistematik düşünceler, dinî tartışmaların ihtiyacından doğdu ve sonra o tartışmaların dışına taşındı. Araç bir tarafın malı olmuyor.

Görüşler ve pozisyonlar

İlişkinin nasıl kurulacağı üzerine üç ayrı model var ve üçü de gerçek örneklere dayanıyor.

Birinci model çatışma. Buna göre iki taraf aynı konularda karşıt iddialar öne sürüyor ve biri doğruysa öteki yanlış olmak zorunda. Bu modelin en açık örneği, felsefenin dinî bir kavramı kendi içinden sorgulaması.

Bu soru iki bin dört yüz yıldır kapanmadı ve bugün de ahlak felsefesinin merkezinde. Değerini şuradan alıyor: dinî bir kavramı dışarıdan saldırarak değil, içeriden bir ayrım yaparak sınıyor.

Bu son tespitin ilginç yanı, yedi yüzyıl sonra bir başka gelenekte, nedensellik üzerine yürütülen tartışmada çok benzer bir biçimde geri gelmesi. Bir dinî tartışmanın içinden çıkan bir argüman, bilgi kuramının merkezine yerleşti.

İkinci model ayrı alanlar. Buna göre iki taraf farklı soruları cevaplıyor ve bu yüzden çatışmaları mümkün değil.

Üçüncü model iç içelik ve tarihsel dayanağı en güçlü olan bu.

Bu konumun ne yaptığına dikkat et. Çatışmayı reddetmiyor, çatışmanın nasıl çözüleceğine dair bir kural koyuyor ve kuralı geleneğin kendi içinden gerekçelendiriyor. Gazâlî ile İbn Rüşd birlikte okunduğunda görülen şey şu: tartışma dinin dışında değil, tam olarak içinde geçti ve iki taraf da argümanla çalıştı.

Aynı iç içelik başka geleneklerde de var. Orta Çağ Avrupa'sında felsefe manastır ve üniversite çevrelerinde yapıldı; Hint geleneğinde felsefi okullar kendilerini kutsal metinlerle ilişkileri üzerinden tanımladı; Budist gelenekte bilgi kaynakları üzerine geliştirilen teknik tartışma, dinî pratiği temellendirmek için kuruldu. Felsefeyi din geleneklerinden çıkarırsan geriye felsefe tarihinin küçük bir parçası kalır.

Eleştirenler bu modele şunu sorar: iç içe geçmiş olmak, bugün de öyle olması gerektiğini göstermez. Cevap genellikle kabul ediyor ve şunu ekliyor: göstermez, ama iki alanın doğaları gereği birbirine kapalı olduğu iddiasını da çürütür.

En güçlü itiraz

Şimdi en sert itiraza geldik ve hedefi ikinci model.

İtiraz şu: ayrı alanlar görüşü rahatlatıcı olduğu için benimseniyor, doğru olduğu için değil. İki taraf da dünya hakkında iddialarda bulunuyor ve iddialar bazen açıkça çelişiyor; ayrı alan demek, çatışmayı bir tanım hamlesiyle yok saymak.

Bu itirazı çürütemem ve tarif ettiği durum gerçekten yaşanıyor.

Ancak itiraz ayrı alanlar görüşünün en güçlü halini değil, en kaba halini hedefliyor.

Kaba hali şudur: çatışma tanım gereği imkânsızdır. Bu haliyle model gerçekten sahte, çünkü çatışmayı gözlemleyip tanımla ortadan kaldırıyor.

Güçlü hali ise şudur: çakışma yerel olarak belirlenir ve önceden ilan edilemez. Bazı iddialar gerçekten çakışıyor ve orada bir seçim gerekiyor; bazıları çakışmıyor ve orada tartışma yanlış kurulmuş oluyor. Hangisinin hangisi olduğu, önceden değil tek tek bakılarak bulunuyor.

İbn Rüşd'ün kuralı tam olarak bunu yapıyordu ve bu yüzden kaba modelden ayrılıyor: çatışmayı reddetmiyor, çatıştığı görülen yerde ne yapılacağını söylüyor.

Ölçülü iddia şu: felsefe ile din arasında tek bir ilişki yok. Çakışma noktalarını haritalamak, ilişkiyi baştan çatışma ya da baştan uyum ilan etmekten daha zor ve daha doğru.

Bu ölçülü halin bir sonucu daha var. İlişkiyi tek bir kelimeyle özetleyen her formül — ister kavga ister uyum desin — aynı hatayı yapıyor: on binlerce sayfalık ve birbiriyle çelişen bir tarihi tek bir cümleye indirgiyor.

Açık kalan sorular

Dört soru açık kalıyor.

Birincisi: kaynağın otoritesi akılla gerekçelendirilebilir mi? Kelâm bunu deniyor; denemenin başarılı olup olmadığı tartışılıyor.

İkincisi: bir metnin yorumlanabilir olduğu nereye kadar geçerli? İbn Rüşd'ün kuralı her çatışmada yoruma başvurmayı meşru kılıyor ve eleştirenler bunun sınırının belirsiz olduğunu söylüyor.

Üçüncüsü: dinî bir iddiayı sınamak, o iddianın içinde yaşandığı pratikten koparmadan mümkün mü?

Dördüncüsü: felsefe bir dinî geleneğin içinden yapıldığında hâlâ felsefe midir, yoksa savunma mı? İki tarafın da örnekleri var.

Dördüncü soru göründüğünden geniş, çünkü aynı şey her gelenek için sorulabilir. Bir siyasi görüşün içinden yapılan felsefe, bir bilimsel programın içinden yapılan felsefe ya da bir mesleğin içinden yapılan etik de aynı soruyla karşılaşıyor. Sonucu baştan belli olan bir sorgulama sorgulama mıdır sorusu, dinî bağlama özgü değil; orada yalnız daha görünür.

Yaygın hatalar

Bu konuda dört yaygın yanlış var ve dördü de aynı kaynaktan besleniyor: iki tarafı da tek tip sanmak.

Yaygın yanlışDin inanç, felsefe akıl demektir.
Doğrusu

En yaygın ve en yanıltıcı ayrım. Din geleneklerinin içinde teknik akıl yürütme okulları var; felsefe geleneğinin içinde dinî iddiaları savunan koca bir kol var. Bu ayrım iki tarafı da tanımıyor.

Yaygın yanlışDin tek bir şeydir.
Doğrusu

Kutsal metni merkeze alan gelenekler, pratiği merkeze alan gelenekler ve bir tanrı kavramı hiç taşımayan gelenekler aynı çerçeveye sokulamaz. Bir gelenek için doğru olan bir tespit, ötekinde konusuz kalıyor.

Yaygın yanlışFelsefe dine karşı çıkmakla başladı.
Doğrusu

Antik Yunan'da felsefe tapınak kültürünün içinde ve yanında gelişti; Sokrates'in kendisi de dinî bir dile başvuruyordu. Kopuş anlatısı çok daha sonraki bir dönemin kendini anlatma biçimi ve tarihe geriye dönük olarak yansıtılıyor.

Yaygın yanlışBir tartışmada dinî gerekçe kullanmak tartışmayı bitirir.
Doğrusu

Bitirmiyor, bir basamak geri alıyor. Kaynağın gerçekten öyle dediği, yorumun doğru olduğu ve otoritesinin neye dayandığı sorulabilir ve gelenekler bu üç soruyu kendi içlerinde yüzyıllardır tartışıyor.

Kendin dene

Sonra iddiayı geriye doğru takip et ve her adımda tek bir soru sor: bunu neye dayanarak kabul ediyorum?

Zinciri takip etmeye devam et ve durduğun yeri bul. Herkes bir yerde duruyor ve bu bir kusur değil; üçüncü derste gördüğümüz gerileme bunu zorunlu kılıyor.

Durduğun yeri bulduğunda üç soru sor. Bu duraktaki halka bir gözlem mi, bir akıl yürütme mi, yoksa bir kaynağın otoritesi mi? Bu duraktan geriye gitmeyi denedim mi? Ve denesem ne olurdu?

Alıştırmanın işi seni durağından etmek değil. İşi, durağının nerede olduğunu bilerek konuşmanı sağlamak. Kendi durağını bilmeyen biri, karşısındakinin durağını bir zayıflık sanıyor.

Aklında kalsın

Beş cümlede dersin iskeleti.

Felsefe bir iddiayı kimin söylediğinden bağımsız olarak gerekçesiyle değerlendirir; dinî bir iddia zincirinin bir yerinde ise kaynağın otoritesine dayanan ve daha geriye götürülmeyen bir halka bulunur.

Bu ayrım gerçek ama akıl ile inancı iki ayrı kampa bölmez: kelâm gibi disiplinler inanç esaslarını akılla temellendirir, doğal teoloji gibi felsefi kollar da dinî iddiaları argümanla savunur.

Üç alan da bir yerde duruyor ve durakları farklı: bilim doğanın düzenliliğinde, dinî gelenek kaynağın otoritesinde, felsefe ise durmayı reddettiği için bitmeyen bir gerilemede.

İlişkinin üç modeli var ve üçünün de gerçek örnekleri: çatışma modeli Euthyphron sorusu gibi içeriden sınamalarda, iç içelik modeli felsefe tarihinin büyük kısmının din gelenekleri içinde yazılmış olmasında.

Ayrı alanlar görüşünün kaba hali sahtedir çünkü çatışmayı tanımla yok sayar; güçlü hali ise çakışmanın önceden ilan edilemeyeceğini, tek tek bakılarak bulunacağını söyler.

Sonraki derse köprü

Bu derste iki değerlendirme biçiminin nerede karşılaştığını aradık ve tek bir ilişki bulamadık; bulduğumuz şey haritalanması gereken bir çakışma alanıydı.

Şimdi üçüncü komşuya geçiyoruz ve orada soru bambaşka bir yerden geliyor. Sanat bir iddia öne sürmüyor, bir gerekçe sunmuyor ve sınanmayı da istemiyor. Buna rağmen bir şey gösterdiği ve bir şey bildirdiği söyleniyor.

Sonraki alt ders bunu soruyor: felsefe ile sanat. Bir romanın ya da bir müzik parçasının bilgi verip veremeyeceğini, veriyorsa bunun hangi türden bir bilgi olduğunu tartışacağız.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.