Önce özete göz atDersin sonundaki özet, okumaya başlamadan önce yol haritası olarak.
Beş cümlede dersin iskeleti.
Hiçbir argüman bütün öncüllerini söylemez ve söylenmeyen öncül argümanın yükünü taşımaya devam eder; Aristoteles bunu bir hile değil, gündelik konuşmanın olağan biçimi olarak tarif eder.
Varsayımın iki türü var ve farklı biçimde tartışılırlar: örtük öncül argümana bir satır olarak eklenip sınanabilir, arka plan kabulü ise bütün satırların altında durduğu için ancak konuşmayı bir adım geri alarak konu haline getirilebilir.
Bulma yöntemi tek bir sorudur: bu öncülün bu sonucu vermesi için başka neyin doğru olması gerekirdi?
Her varsayımı aramak gerileme yaratır, o yüzden iki ölçütle seçilir: varsayım argümanın yükünü taşıyor mu, ve taraflar onda anlaşıyor mu? Yük taşımayan ya da paylaşılan varsayımlar yerinde bırakılır.
Bir varsayımı görünür kılmak onu çürütmek değildir ve orada durmak tartışmayı ilerletmez; gösterme işin birinci yarısı, o varsayımın neden yanlış ya da tartışmalı olduğunu söylemek ikinci yarısıdır.
Açılış sahnesi
Bir toplantı odasında yedi kişi var ve gündemde tek madde yazıyor: bu işi nasıl daha hızlı yaparız?
Konuşma hemen başlıyor. Biri süreçteki bir adımı atlamayı öneriyor, biri ekibe eleman eklemeyi, biri de aracı değiştirmeyi. Fikirler iyi, tartışma canlı, herkes katkı veriyor.
Kırk dakika sonra bir plan çıkıyor ve toplantı bitiyor.
Şimdi geri sar ve o kırk dakikada kimsenin sormadığı soruları say.
Bu işin hızlanması gerekiyor mu? Hızlanırsa ne kaybediyoruz? Bu iş yapılmalı mı? Yavaş olması bir kusur mu, yoksa işin doğası mı?
Hiçbiri sorulmadı ve hiçbirinin sorulmaması bir dikkatsizlik değildi. Odadaki yedi kişinin hepsi zeki ve hepsi işini biliyor.
Sorular sorulmadı çünkü gündem maddesi onları kapatmıştı. Cümle işin hızlanması gerektiğini bir soru olarak değil bir zemin olarak koymuştu ve odaya giren herkes o zemine bastı.
Bu modülün ilk dersinde felsefeyi bir arayış olarak tanımladık, ikincisinde sorunun nasıl bozulduğunu, üçüncüsünde gerekçenin ne olduğunu, dördüncüsünde kavramın sınırını gördük. Beşincisi hepsinin altında duran şeyle ilgili: söylenmediği için tartışılamayan kabuller.
Bu derste ne olacak
Önce varsayımın ne olduğunu tanımlayacağız ve iki farklı türünü ayıracağız. Biri argümanın içinde eksik duran bir öncül, öteki argümanın üzerinde durduğu zemin; ikisi farklı biçimde bulunur ve farklı biçimde tartışılır.
Sonra varsayım bulmanın yöntemine geçeceğiz. Yöntem tek bir soruya dayanıyor ve o soruyu doğru sormak öğrenilebilir bir beceri.
Ardından işin sınırına geleceğiz. Her varsayımı sorgulamak mümkün değil ve denendiğinde düşünmenin kendisi duruyor; hangi varsayımın sorgulanacağına karar vermek de ayrı bir iş.
En sonda da en sert itirazı ele alacağız: varsayım avcılığı bir tartışmayı çökertmenin ucuz yolu olabilir ve çoğu zaman öyle kullanılıyor.
Merkez soru
Sorumuz şu: bir cümlenin altında yatan ve hiç söylenmeyen kabuller nasıl bulunur?
Buna bağlı ikinci bir soru var ve dersin asıl zorluğu orada. Başkasının varsayımını görmek genellikle kolay; kendi varsayımını görmek neredeyse imkânsız ve bunun bir sebebi var. Kendi varsayımın sana bir kabul olarak değil, dünyanın hali olarak görünüyor.
Sıfır noktası
Gündelik konuşmada hiç kimse bütün öncüllerini söylemez ve söylemeye kalksa konuşamaz.
Söylenmemesi bir kusur değil. Konuşma ancak paylaşılan şeyler söylenmediğinde mümkün oluyor; her cümlenin altındaki her kabulü dile getirmek zorunda olsaydık tek bir cümleyi bile bitiremezdik.
Bu tespitin bugün için değeri şu: eksik öncül bir hile değil, dilin normal işleyişi. Yani karşındakinin bir varsayımı olduğunu bulmak onu suçlamak değil; herkesin argümanında var ve seninkinde de var.
Şimdi ikinci türe geçelim, çünkü bu birincisinden farklı çalışıyor.
İki tür arasındaki fark pratik. Örtük öncülü bulduğunda argümana ekler ve doğru olup olmadığını sorarsın. Arka plan kabulünü bulduğunda ekleyecek bir yer yoktur; yapabileceğin tek şey konuşmayı bir adım geri almak ve çerçeveyi konu haline getirmek.
Argümanın yapısı
Şimdi iddiayı öncüllere ayıralım.
Birinci öncül: hiçbir argüman bütün öncüllerini dile getirmez ve getirmesi de beklenmez.
İkinci öncül: dile getirilmeyen öncüller argümanın yükünü taşımaya devam eder; söylenmemiş olmaları onları etkisiz yapmaz.
Üçüncü öncül: bir argüman en zayıf öncülü kadar güçlüdür ve bu, öncülün söylenmiş olup olmamasından bağımsızdır.
Sonuç: öyleyse bir argümanı değerlendirmek, söylenmemiş öncülleri bulmayı gerektirir; yalnız söylenenlere bakan biri argümanın en zayıf yerini hiç görmemiş olur.
Bulmanın yöntemi tek bir soruya dayanıyor ve soru şu: bu öncülün bu sonucu vermesi için başka neyin doğru olması gerekirdi?
Yöntemin gücü, seni doğrudan tartışılması gereken yere götürmesi. Sunumun kötü olup olmadığını tartışmak vakit kaybı olabilir, çünkü asıl anlaşmazlık orada değil.
Şimdi kurduğumuz argümanı sınayalım.
Bu karşı örnek argümanı olduğu gibi bırakmıyor. Sonucu daraltmak gerekiyor ve daraltma iki ölçüte dayanıyor.
Birinci ölçüt yük: varsayım argümanın ağırlığını gerçekten taşıyor mu? Kaldırıldığında sonuç düşüyorsa taşıyordur; sonuç ayakta kalıyorsa o varsayım süs.
İkinci ölçüt tartışmalılık: taraflar o varsayımda anlaşıyor mu? Anlaşıyorlarsa yüzeye çıkarmanın bir faydası yok ve konuşmayı yavaşlatmaktan başka işe yaramaz.
Daraltılmış sonuç şu: bir argümanı değerlendirmek, yük taşıyan ve taraflarca paylaşılmayan varsayımları bulmayı gerektirir. Ötekiler yerinde bırakılır.
Bu iki ölçüt varsayım avcılığını bir alışkanlıktan bir işleme çeviriyor. Her cümlenin altını kazmak yerine, kazılacak yeri seçiyorsun.
Yöntemin arka plan kabullerinde nasıl çalıştığını da görmek gerekiyor, çünkü orada aynı soru işe yaramıyor. Örtük öncülü ararken sonuçtan geriye yürüyorsun; arka plan kabulünde bir sonuç yok, bir çerçeve var ve çerçeveye geriye doğru yürünmüyor.
Orada başka bir soru işliyor: bu konuşmada hangi soru sorulmadı ve neden sorulamadı? Sorulmayan soruların listesi, çerçevenin kenarını çiziyor.
Bir uyarı da gerekiyor. Varsayımı bulmak onun yanlış olduğunu göstermiyor ve bu ayrım dersin ilerleyen kısmında geri gelecek. Doğal olanın zararsız olduğu kabulü yanlış; toplantıdaki hız kabulü ise pekâlâ doğru olabilir. Bulma işlemi ile değerlendirme işlemi ayrı ve ikincisi birincisinden sonra geliyor.
Görüşler ve pozisyonlar
Varsayımlarla ne yapılacağı üzerine üç ayrı pozisyon var.
Birinci görüş en radikal olan. Bütün varsayımlar askıya alınmalı ve düşünmeye hiçbir şeyin kabul edilmediği bir yerden başlanmalı. Bu programın en bilinen hali modern felsefenin başında duruyor.
Bu programın çekiciliği açık: eğer her şeyi bir kez askıya alıp sağlam bir yerden yeniden kurabilirsen, geriye sorgulanmamış hiçbir kabul kalmaz. Descartes o sağlam yeri bulduğunu düşündü ve oradan yeniden inşa etmeye girişti.
İkinci görüş bu karşı örneği bir kusur olarak değil, düşünmenin yapısı olarak alıyor.
Benzetmenin işi şu: menteşe önermeleri doğru oldukları için değil, onlar sabit durduğu için sorgulama mümkün oluyor. Bir şeyi sorgulamak, sorgulamayan başka şeylerin üzerinde durmayı gerektiriyor ve hepsini birden sorgulamak bir derinlik değil, bir felç.
Eleştirenler bu görüşe şunu sorar: menteşe olan ile olmayan nasıl ayrılır, ve bir menteşe hiç sökülemez mi? Cevap şu yönde ilerler: menteşeler sabit ama sonsuza kadar sabit değil; bir dönemde sorgulanamayan bir kabul, başka bir dönemde tartışmanın konusu olabilir. Yani menteşe listesi tarih içinde değişiyor.
Üçüncü görüş meseleyi bireyden alıp topluluğa taşıyor ve en rahatsız edici sonucu o veriyor.
Buna göre varsayımlar tek tek kişilerin değil, geleneklerin taşıdığı şeyler. Bir gelenek içinde büyüyen kişi o geleneğin kabullerini bir görüş olarak değil, düşünmenin doğal biçimi olarak alıyor ve tam bu yüzden onları göremiyor. Görünür olmalarının tek yolu, başka bir geleneğin farklı kabullerle aynı işi yapabildiğini görmek.
Bu üçüncü görüşün sonucu bir yöntem öneriyor. Kendi varsayımını bulmanın en güvenilir yolu içe bakmak değil; farklı kabullerle çalışan birine bakmak. İçe bakış çoğu zaman aynı çerçeveyi tekrar üretiyor, çünkü bakan göz de o çerçevenin içinde.
Bu yöntemin ikinci bir kaynağı daha var ve daha kolay ulaşılıyor: tarih. Kendi dönemimizin kabullerini göremiyoruz ama iki yüz yıl önceki bir metnin kabullerini rahatça görüyoruz. Bir dönemin en zeki insanlarının tartışmadan geçtiği şeylere bakmak, kendi dönemimizde de böyle bir liste olduğunu hatırlatıyor; içeriğini bilmesek de varlığını biliyoruz.
Üçüncü görüşün eleştirilen tarafı da burada. Eğer varsayımlar ancak dışarıdan görülüyorsa ve herkes bir gelenek içindeyse, hiç kimse kendi kabullerini göremez ve karşılaştırma da yalnız bir geleneğin başka bir geleneğe kendi kabulleriyle bakması olur. Bu itiraza verilen cevap tam bir çıkış sunmuyor: karşılaştırma tarafsız bir bakış vermez, ama iki çerçeveyi birden görünür kılar ve bu hiç görmemekten iyidir.
En güçlü itiraz
Şimdi bu dersin kendisine yöneltilebilecek en sert itiraza geldik ve itiraz haklı bir yerden geliyor.
İtiraz şu: varsayım bulmak bir tartışmayı çökertmenin en ucuz yolu. Herkesin varsayımı olduğuna göre, herhangi bir argümanı istediğin an bir varsayım göstererek durdurabilirsin ve bunu yaparken bir şey söylemiş olmazsın.
Bu itirazı çürütemem, çünkü tarif ettiği şey gerçekten oluyor ve sık oluyor.
Ancak itiraz varsayım aramayı değil, onun yarım bırakılmasını hedefliyor.
Şöyle: bir varsayımı yüzeye çıkarmak işin birinci yarısı ve tek başına bir argüman değil. İkinci yarı, o varsayımın neden yanlış ya da neden tartışmalı olduğunu söylemek. İkincisi yapılmadığında ortaya bir itiraz değil bir işaret çıkıyor ve işaret tartışmayı ilerletmiyor.
Buradan bir ölçüt daha çıkıyor ve az önceki iki ölçütle birlikte çalışıyor. Bir varsayımı gösterdikten sonra kendine şunu sor: şimdi ne söylüyorum? Cevabın yalnızca bu bir varsayımdır ise, henüz bir şey söylememişsin.
Ölçülü iddia şu: varsayımı görünür kılmak bir tartışmayı çözmez ve tek başına bir itiraz da değildir; yaptığı şey, tartışılabilecek yeni bir yer açmaktır. O yerde ne söyleyeceğin ayrı bir iş ve asıl iş orası.
Açık kalan sorular
Dört soru açık kalıyor ve dördü de ileri derslerde geri gelecek.
Birincisi: menteşe kabulleri ile sıradan kabuller arasındaki sınır nerede? Ölçüt verildiğinde ölçütün kendisi de bir kabul oluyor.
İkincisi: kendi varsayımını gerçekten görebilir misin, yoksa yalnızca başkasının gösterdiğini mi görebilirsin?
Üçüncüsü: bir geleneğin varsayımlarını dışarıdan görmek için o gelenekten çıkmak gerekiyorsa, hiçbir geleneğe ait olmayan bir bakış mümkün mü?
Dördüncüsü: bir varsayımı değiştirmek bir görüşü değiştirmekten farklı mı? Görüş gerekçeyle değişiyor; varsayımın gerekçesi olmadığı için onu değiştiren şeyin ne olduğu belirsiz.
Yaygın hatalar
Bu konuda dört yaygın yanlış var.
Yaygın yanlışVarsayımı olan argüman kusurludur.
Her argümanın varsayımı vardır ve bu bir kusur değil, konuşmanın koşuludur. Kusur olan şey, yük taşıyan bir varsayımın tartışmaya kapalı tutulması. Varsayımın varlığı değil, dokunulmazlığı sorun.
Yaygın yanlışVarsayımı göstermek çürütmektir.
İki farklı işlem ve ikincisi birincisinden sonra gelir. Göstermek bir yer açar, çürütmek o yerde bir şey söyler. Yalnız birincisini yapıp durmak, tartışmayı ilerletmeden karşı tarafı savunmaya itmek anlamına gelir.
Yaygın yanlışTarafsız bir başlangıç noktası vardır.
Hiçbir kabulü olmayan bir yerden başlama fikri çekici ve işlemiyor; şüphenin kendisi dile, mantığa ve belleğe yaslanıyor. Tarafsızlık iddiası genellikle kendi kabullerini fark etmemiş olmanın adı.
Yaygın yanlışKendi varsayımını içe bakarak bulursun.
En sinsi olanı, çünkü doğru gibi geliyor. İçe bakan göz aynı çerçevenin içinde ve çerçeveyi çerçeve olarak göremiyor. Kendi kabullerini görmenin en verimli yolu, onları paylaşmayan biriyle konuşmak.
Kendin dene
Bir konuda seninle aynı fikirde olmayan birini bul ve ona şunu teklif et: on dakika boyunca birbirinizi ikna etmeye çalışmayacaksınız. Yapacağınız tek şey, karşı tarafın görüşünün doğru olması için başka nelerin doğru olması gerektiğini bulmak.
Sırayla çalışın. Önce sen onun görüşünü al ve altındaki kabulleri say; o düzeltsin. Sonra o seninkini alsın ve sen düzelt.
On dakika sonra iki listeye birden bakın ve şu soruyu sorun: hangi kabullerde anlaşıyoruz, hangilerinde ayrılıyoruz?
Neredeyse her seferinde şu çıkar: liste sandığınızdan çok daha uzun bir ortak bölüm içerir ve gerçek ayrılık bir ya da iki maddededir. O bir iki madde, kırk dakikadır tartıştığınız şeyin asıl konusudur ve ona hiç değinmemişsinizdir.
Alıştırmanın işi anlaşmak değil. İşi, anlaşmazlığın nerede olduğunu bulmak; çünkü yerini bilmediğin bir anlaşmazlıkla çalışamazsın.
Aklında kalsın
Beş cümlede dersin iskeleti.
Hiçbir argüman bütün öncüllerini söylemez ve söylenmeyen öncül argümanın yükünü taşımaya devam eder; Aristoteles bunu bir hile değil, gündelik konuşmanın olağan biçimi olarak tarif eder.
Varsayımın iki türü var ve farklı biçimde tartışılırlar: örtük öncül argümana bir satır olarak eklenip sınanabilir, arka plan kabulü ise bütün satırların altında durduğu için ancak konuşmayı bir adım geri alarak konu haline getirilebilir.
Bulma yöntemi tek bir sorudur: bu öncülün bu sonucu vermesi için başka neyin doğru olması gerekirdi?
Her varsayımı aramak gerileme yaratır, o yüzden iki ölçütle seçilir: varsayım argümanın yükünü taşıyor mu, ve taraflar onda anlaşıyor mu? Yük taşımayan ya da paylaşılan varsayımlar yerinde bırakılır.
Bir varsayımı görünür kılmak onu çürütmek değildir ve orada durmak tartışmayı ilerletmez; gösterme işin birinci yarısı, o varsayımın neden yanlış ya da tartışmalı olduğunu söylemek ikinci yarısıdır.
Sonraki derse köprü
Bu dersle modülün beş halkası tamamlandı. Felsefenin ne olduğunu adından çıkardık, sorunun nasıl bozulduğunu gördük, gerekçenin ne olduğunu tanımladık, kavramın sınırını çizdik ve en sonda söylenmeyen kabulleri yüzeye çıkardık. Beşi bir arada bir etkinliğin tarifi.
Ama bir etkinliği tarif etmek onu komşularından ayırmaya yetmiyor. Bilim de gerekçe ister, din de kavram tanımlar, sanat da varsayım söker.
Sonraki modül tam olarak bunu soruyor ve ilk dersi felsefe ile bilimi karşılaştırıyor. İkisinin de sınanabilir dayanak istediğini, ama sınamanın ne sayılacağı konusunda ayrıldıklarını göreceğiz.