İçeriğe geç

3.11 · Seviye 3 · Beden ve duygu sinyalleri

Duygu karara sızar

Duygu-sezgisi (affect heuristic); "aç yargıç" çalışması ve ona yöneltilen eleştiriler

Farkındalık Akademisi — M08, Duyguyu Okumak · 2.184 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme

Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.

Açılış

Edirne'de bir belediye biriminde ihale dosyalarını inceleyen Kadir, saat on ikiye yirmi kala masasındaki altıncı başvuruyu açıyor. Sabahki ilk beş dosyayı titizlikle okumuş, ikisinde eksik belge için firmaya süre tanımıştı. Altıncı dosyada da bir imza eksik. Kadir dosyayı "eksik" damgasıyla reddedilenler yığınına koyuyor ve kalkıp öğle yemeğine gidiyor.

Akşam evde, öğle arasında okuduğu bir yazı aklına geliyor: İsrail'de şartlı tahliye kararı veren hâkimlerin, yemek molasından hemen sonra çok daha fazla olumlu karar verdiği, molaya yaklaştıkça olumlu kararların neredeyse sıfıra düştüğü anlatılıyordu. Kadir altıncı dosyayı düşünüyor. Sabah ilk saatte gelseydi ona da süre tanır mıydı? Reddettiği şey eksik imza mıydı, yoksa açlığı ve yorgunluğu mu?

Ertesi sabah dosyayı yeniden açıyor ve bir şey daha fark ediyor: altıncı dosyadaki eksik, öbür ikisindekinden farklıydı; imza bir yetki belgesine bağlıydı ve tamamlanması haftalar sürecekti. Belki kararı doğruydu. Kadir'in önünde iki soru var: kararıma bir duygu ya da beden hâli sızdı mı, ve bunu nereden bilebilirim? Bu ders ikinci sorunun neden birincisinden zor olduğunu, bu konuda en çok anılan çalışmayı ve ona yöneltilen eleştirileri anlatıyor.

Tek fikir

Bir hâl, karara ait olmasa da karara sızabilir. Ama kendi kararımızda bu sızıntıyı görmek, onu genel olarak bilmekten zordur; gördüğümüzü sandığımız sızıntının başka bir açıklaması olabilir.

Nasıl işler

Temel Psikoloji Akademisi duygu ve karar dersinde bu alanın temel kavramlarını kuruyor: kararın konusundan doğan duygu ile kararla ilgisi olmayan bir olaydan taşınan duygu arasındaki ayrımı, bir seçeneğe duyulan genel sıcaklığın ya da soğukluğun onun riskini ve faydasını birlikte belirlediği duygu kestirmesini (affect heuristic) ve sakin bir anda yoğun bir hâlin etkisini küçümseme eğilimini. Burada tanımlar tekrar edilmiyor; soru başka: bunları biliyor olmak, kendi kararımızdaki sızıntıyı görmemize ne kadar yardım ediyor?

Duygu kestirmesinin hızlı çalıştığı, düşünmeye zaman kalmadığında daha da belirginleştiği deneylerle gösterildi. Bu, farkındalık açısından önemli bir ipucu: sızıntının en kolay olduğu an, kararın aceleyle, yorgun ya da başka bir şeyle meşgulken verildiği an.

Ama ipucu ile teşhis aynı şey değil. Kadir'in kararı molaya yakın verildi; bu, kararın açlıktan etkilendiğini göstermez. Belki dosya gerçekten farklıydı. Belki o saatte gelen dosyalar zaten başka türden dosyalardı. Bir kararın zamanını bilmek, kararın nedenini bilmek değil.

Bu iki terim, dersin merkezindeki çalışmanın neden bu kadar tartışıldığını anlamak için gerekli. Bir örüntü bir karar dışı etkenin izi olabilir; ama aynı örüntü, kararların hangi sırayla verildiğinden de doğabilir.

Ne biliyoruz

Bir hissin risk ve fayda yargılarını birlikte yönlendirdiği fikri, iki deneyle sınandı.

Yazarlar sonucu, insanların risk ve fayda değerlendirmelerini ortak bir kaynaktan, konuya karşı duydukları duygusal tepkiden türettikleri biçiminde yorumluyor. Farkındalık açısından birinci deney özellikle ilginç: zaman daraldıkça his kararın daha büyük bir kısmını taşıyor.

Duyguların ya da beden hâlinin gerçek hayattaki önemli kararlara sızdığının en çok anılan örneği, şartlı tahliye kararları üzerine bir çalışma.

Her oturumun başında olumlu kararların oranı yaklaşık yüzde altmış beşti; oturum ilerledikçe bu oran yavaş yavaş neredeyse sıfıra düşüyor, moladan sonra birden yeniden yüzde altmış beşe çıkıyordu. Yazarlar bunu, yargı kararlarının hukuken hiçbir ağırlığı olmaması gereken etkenlerden etkilenebileceğinin işareti olarak yorumladı.

Bu çalışma yayımlandığı yıl içinde iki yönden eleştirildi. Weinshall-Margel ve Shapard, aynı dergide yayımlanan bir mektupta, karar sürecindeki kişilerle yaptıkları görüşmelere dayanarak dosyaların rastgele sıralanmadığını öne sürdü: her oturumda avukatı olmayan mahkûmların dosyaları genellikle sona kalıyordu ve bu mahkûmların şartlı tahliye alma olasılığı avukatı olanlardan düşüktü. Danziger ve arkadaşları yanıtlarında, avukat temsili hesaba katıldığında da düşüşün sürdüğünü bildirdi.

Glöckner, açlık ya da zihinsel yorgunluğun hiç rol oynamadığını söylemiyor; yöntemsel etkenlerle gerçek etkinin birbirine karıştığını ve bu yüzden etkinin büyüklüğünün abartıldığını öne sürüyor. Verinin ayrıntılı analiz için erişilebilir olmadığını da not ediyor.

Bu tartışmanın farkındalık için önemli bir dersi var. "Aç hâkim" hikâyesi çok yayıldı, çünkü akılda kalıcı ve sezgiye uygun: hepimiz aç ya da yorgun karar verdiğimiz anları hatırlıyoruz. Ama bir açıklamanın bize doğru gelmesi, onun doğru olduğunu göstermiyor. Duygu kestirmesi, bilimsel bir bulguya duyduğumuz güvene de sızabilir.

Gündelik hayatta

Gözlem görevi

Bir hafta boyunca, verdiğin küçük kararlardan bazılarını, verildikleri andaki hâlinle birlikte kaydedeceksin.

Kayıt: Her kararı tek satıra, şu sırayla yaz: karar, saat, beden hâli, ruh hâli, o günün kararla ilgisiz güçlü duygusu (varsa), karar, hafta sonundaki yeniden değerlendirmen. Hafta sonunda iki şeye bak: hangi hâllerde verdiğin kararları sonradan daha çok değiştirmek istiyorsun? Ve bu örüntünün başka bir açıklaması olabilir mi; örneğin zor kararları belirli saatlere mi bırakıyorsun?

İkinci soru görevin asıl kısmı. Aç hâkim tartışması, bir örüntüyü görmekle onun nedenini bilmenin ayrı şeyler olduğunu gösterdi; kendi kaydın için de aynısı geçerli.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Aç hâkim çalışması, açlığın kararları bozduğunu kanıtladı."
Doğrusu

Danziger ve arkadaşlarının verisindeki örüntü gerçek, ama nedeni tartışmalı. Weinshall-Margel ve Shapard dosyaların rastgele sıralanmadığını öne sürdü; Glöckner aynı örüntünün açlık olmadan da, yalnızca uzun dosyaların moladan önce başlatılmamasıyla ortaya çıkabileceğini simülasyonla gösterdi. Açlığın kararları hiç etkilemediği söylenemez; ama bu çalışmadan etkinin büyüklüğü güvenle çıkarılamıyor.

Yaygın yanlış"Duygularımı karara karıştırmazsam doğru karar veririm."
Doğrusu

Temel Psikoloji Akademisi'nin duygu ve karar dersi, duygusal tepkileri zayıflamış bazı hastaların karar vermede ciddi biçimde zorlandığını anlatıyor. Kararın konusundan doğan duygu çoğu zaman kararın bir parçası; Tuncay'ın sorunu sabırsızlık hissetmesi değil, o sabırsızlığın sabahki banka kuyruğundan gelmesiydi. Amaç duyguyu kararın dışında tutmak değil, kararla ilgisiz olanı ayırt etmek.

Yaygın yanlış"Duygunun kararıma sızdığını fark edersem, kararım düzelir."
Doğrusu

Fark etmek, sızıntının nereden geldiğine dair bir soru açar; ama cevabı her zaman vermez. Kadir'in molaya yakın verdiği kararı ertesi sabah doğru çıktı; Derya'nın sinirli cevapları hem yorgunluğa hem de zor sorulara denk geliyordu. Fark etmek çoğu zaman en çok, kararı ertelemeye ya da sakin bir anda yeniden bakmaya yarıyor.

Sınır

Bu dersin merkezindeki çalışma gerçek dünyada önemli kararlar üzerine yapılmış ve bu yüzden çok etkili oldu; ama gözlemsel bir veri ve dosyaların sırası, sürenin planlanması gibi etkenlerden tam olarak ayrılamıyor. Eleştirilerden biri görüşmelere, öteki simülasyona dayanıyor; ikisi de asıl veriyi yeniden analiz edemedi. Bu yüzden ders, açlığın kararları ne kadar etkilediğine dair bir sayı vermiyor. Finucane ve arkadaşlarının deneyleri ise laboratuvarda, risk ve fayda yargıları üzerine yapıldı; gündelik kararlara taşınması bir çıkarım.

Görevdeki kayıt, kendi kararların hakkında bir gözlem, kesin bir analiz değil. Bir haftalık kayıtta gördüğün örüntünün, Nesrin'in kâğıtlarında ya da Derya'nın gece saatlerinde olduğu gibi, başka bir açıklaması olabilir.

Önemli kararları sürekli olarak yoğun bir öfke, kaygı ya da çaresizlik içinde verdiğini ve sonradan pişman olduğunu fark ediyorsan, ya da bu hâller büyük para, iş ya da ilişki kararlarına sık sık sızıyorsa, bu bir uzmanla konuşulabilecek bir konu olabilir.

Kapanış

  1. Bir hâl, karara ait olmasa da karara sızabilir; zaman baskısı altında bir konuya duyulan genel his, onun riskini ve faydasını birlikte belirlemeye daha yatkın oluyor.
  2. "Aç hâkim" çalışmasındaki örüntü gerçek, ama nedeni tartışmalı: dosyaların rastgele sıralanmaması ve uzun dosyaların moladan önce başlatılmaması da aynı örüntüyü üretebiliyor.
  3. Kendi kararlarında bir sızıntı görmek için kararla birlikte beden ve ruh hâlini kaydetmek işe yarar; ama gördüğün örüntünün başka bir açıklaması olup olmadığını da sormak gerekir.

Üç soru

  1. Kadir altıncı dosyayı molaya yirmi dakika kala reddetti. Bu kararın açlıktan etkilendiğini düşünmek için hangi bilgi yeterli değil, hangi bilgi daha çok işe yarardı?
  2. Bir arkadaşın, "Hâkimler aç olunca daha sert karar veriyor, bu bilimsel olarak kanıtlandı" diyor. Danziger ve arkadaşlarının çalışmasına yöneltilen iki eleştiriyi kullanarak bu cümleyi değerlendir.
  3. Serdar kendine "Bu teklifi kötü bir günün akşamı görseydim ne derdim?" diye sordu. Bu soru, duygu kestirmesi ve kararla ilgisiz duygu açısından neyi sınıyor?

Yanıtlar

Birinci soruda kararın molaya yakın verilmiş olması, açlığın kararı etkilediğini göstermeye yetmiyor; bir kararın zamanı onun nedenini söylemiyor. Ertesi sabah anlaşıldığı gibi, altıncı dosyadaki eksik öbür dosyalardakinden farklıydı. Daha çok işe yarayacak bilgi, benzer dosyalarda farklı saatlerde verdiği kararları karşılaştırmak ya da aynı dosyaya sakin bir anda yeniden bakmak olurdu; Kadir'in ertesi sabah yaptığı da buydu.

İkinci soruda arkadaşının cümlesi verinin taşıyabileceğinden fazlasını söylüyor. Danziger ve arkadaşlarının verisinde olumlu kararlar oturum ilerledikçe azalıyor ve moladan sonra yeniden artıyor, ama bunun nedeni tartışmalı. Weinshall-Margel ve Shapard, avukatı olmayan ve şartlı tahliye alma olasılığı daha düşük mahkûmların dosyalarının genellikle oturumun sonuna kaldığını öne sürdü. Glöckner ise olumlu kararların daha uzun sürdüğü ve hâkimin molaya az kala uzun bir dosyaya başlamadığı bir modelin, açlık hiç olmadan aynı örüntüyü üretebileceğini gösterdi. "Kanıtlandı" yerine "böyle bir etki olabilir, ama bu çalışma büyüklüğünü göstermiyor" demek daha doğru.

Üçüncü soruda Serdar'ın sorusu, teklifi değerlendirmesinin teklifin kendisinden mi yoksa o günkü iyi ruh hâlinden mi geldiğini sınıyor. İyi bir günün getirdiği genel olumlu his, kararla ilgisi olmayan bir olaydan, günün satışlarından geliyordu. Duygu kestirmesine göre bu his, teklifin riskini daha düşük ve faydasını daha yüksek gösterebilirdi. Aynı teklifi kötü bir günün akşamı düşünmek, teklifin kendisinde değişmeyen şeyleri ayırt etmesine yardım etti.

Sonraki derse köprü

Bu modülde beden sinyallerini, duygu adlarını ve bir duygunun kaynağını ayrı ayrı okumaya çalıştık; bu derste de bir hâlin karara sızdığını görmek için onun bağlamını, yani saati, öncesinde ne olduğunu ve kararın türünü bilmek gerektiğini gördük. Sıradaki ders, «Sinyal günlüğü», bu üç katmanı, beden, duygu ve bağlamı, bir hafta boyunca aynı satırda birlikte kaydetmeyi öneriyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.