İçeriğe geç

3.10 · Seviye 3 · Beden ve duygu sinyalleri

Duygu bulaşması

Başkasının duygusunun fark etmeden bize geçmesi (emotional contagion); kalabalık, toplantı, aile sofrası

Farkındalık Akademisi — M08, Duyguyu Okumak · 2.141 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 10 dk okuma · 14 dk dinleme

Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.

Açılış

Şanlıurfa'da bir bayram sabahı, Hatice Teyze'nin evinde kalabalık bir kahvaltı sofrası kurulmuş. Çocuklar gülüşüyor, çay bardakları dolup boşalıyor, herkes bir yandan konuşuyor. Kapı çalıyor ve büyük kız Zeynep giriyor. Selam veriyor, el öpüyor, ama yüzü gergin, omuzları kalkık; yolda kocasıyla tartışmış.

Hatice Teyze sofranın havasının birkaç dakika içinde değiştiğini fark ediyor. Kimse bir şey söylemiyor, ama gülüşmeler kısalıyor, ortanca oğlu sesini yükseltip küçük kardeşini azarlıyor, gelini çay doldururken bardağı biraz sert koyuyor. Hatice Teyze kendi göğsünde de bir sıkışma hissediyor; az önce rahattı. Zeynep tek kelime etmeden, sofradaki herkesi biraz kendi gerginliğine çekmiş.

Hatice Teyze bir şey yapıyor: Zeynep'i mutfağa çağırıp ona bir bardak çay veriyor ve "Ne oldu kızım?" diye soruyor. Ama önce kendine bir şey soruyor: bu sıkışma benim mi, yoksa Zeynep'ten mi geçti? Bu ders, bir odadaki havanın sessizce içimize sızmasını, bunun yüz yüze, bir kalabalıkta ve ekran üzerinden nasıl olduğunu ve kendi duygumuzu başkasından gelenden ayırmanın neden önemli olduğunu anlatıyor.

Tek fikir

Başkalarının duyguları, çoğu zaman farkında olmadan, yüz ifadeleri, ses tonu ve hatta ekrandaki kelimeler yoluyla bize geçebilir. Bir duyguyu fark ettiğimizde, onun bizim mi yoksa çevremizden mi geldiğini sormak, ona nasıl karşılık vereceğimizi değiştirebilir.

Nasıl işler

Önceki dersler bedenimizdeki uyarılmanın kaynağını yanlış okuyabildiğimizi gösterdi: kahve, açlık, hareket. Bu ders başka bir kaynağa bakıyor: çevremizdeki insanlar. Bir odadaki gerginlik, bir sofradaki neşe, bir toplantıdaki bıkkınlık, çoğu zaman bize kelimelerden önce ulaşıyor.

Bulaşmanın olası yollarından biri, başkalarının yüz ifadelerini kendimiz farkında olmadan, çok küçük ölçüde taklit etmemiz.

Temel Psikoloji Akademisi gözleyerek öğrenmeyi anlattığı derste, başkasının bir eylemini görmekle o eylemi yapmak arasındaki bağı, taklit ve ayna nöron kavramlarıyla ele alıyor. Duygu bulaşması bu fikrin duygu alanındaki bir yansıması olarak düşünülebilir; ama mekanizmasının ne olduğu, taklidin bulaşmanın nedeni mi yoksa bir eşlikçisi mi olduğu hâlâ tartışılıyor.

Farkındalık açısından bulaşmanın en önemli yanı, onun büyük ölçüde fark edilmeden olması. Hatice Teyze göğsündeki sıkışmayı hissetti, ama bu sıkışmanın kaynağını sormasaydı onu kendi duygusu sanabilirdi. Ortanca oğlunun kardeşini azarlaması da, belki onun kendi öfkesi değil, sofraya giren gerginliğin bir yansımasıydı. Bu yüzden bulaşmanın karşısında yapılabilecek ilk şey, onu durdurmaya çalışmak değil, fark etmek: bu duygu benim mi, yoksa bana geçen mi?

Bu sorunun cevabı her zaman net değil. Bazen başkasının duygusu bize geçer ve gerçekten bizim de olur; bazen de bizim duygumuz bir başkasınınkiyle buluşup güçlenir. Ama soruyu sormak bile, duyguyla aramıza küçük bir mesafe koyar.

Ne biliyoruz

Başkalarının yüz ifadelerine verdiğimiz tepkilerin ne kadar otomatik olduğu, ifadelerin bilinçli olarak görülmesinin engellendiği bir deneyde sınandı.

Mutlu ve öfkeli yüzlere maruz kalış bilinçsiz olduğu hâlde, katılımcılar bu yüzlere karşılık gelen belirgin yüz kası tepkileri verdi. Yazarlar sonucu, hem olumlu hem olumsuz duygusal tepkilerin bilinçsiz olarak uyandırılabildiği ve yüz yüze duygusal iletişimin önemli yanlarının bilinçsiz bir düzeyde gerçekleşebildiği biçiminde yorumluyor.

Duyguların yüz yüze etkileşimin ötesinde, bir sosyal ağ boyunca yayılıp yayılmadığı, uzun süreli bir izlem çalışmasında incelendi.

Ağda mutlu ve mutsuz insan kümeleri görülüyordu ve insanların mutluluğu arasındaki ilişki üç basamağa, yani arkadaşın arkadaşının arkadaşına kadar uzanıyordu. Bir buçuk kilometre içinde yaşayan ve mutlu olan bir arkadaş, kişinin mutlu olma olasılığını artırıyordu; benzer etkiler aynı evde yaşayan eşlerde, yakında yaşayan kardeşlerde ve kapı komşularında da görüldü, ama iş arkadaşlarında görülmedi. Etki zamanla ve uzaklıkla azalıyordu.

Duyguların ekran üzerinden de geçip geçmediği, bir sosyal ağ şirketinin kendi kullanıcılarıyla yaptığı bir deneyde sınandı.

Olumlu ifadeler azaltıldığında, kullanıcılar daha az olumlu ve daha çok olumsuz paylaşım yaptı; olumsuz ifadeler azaltıldığında ise tersi oldu. Yazarlar bunu, ekrandaki başkalarının duygularının kendi duygularımızı etkilediğine ve yüz yüze etkileşimin ve sözsüz ipuçlarının bulaşma için kesinlikle gerekli olmadığına dair deneysel bir kanıt olarak yorumluyor.

Gündelik hayatta

Gözlem görevi

Üç gün boyunca, başkalarıyla geçirdiğin anlarda kendi duygunun nasıl değiştiğini izleyeceksin.

Kayıt: Her durum için bir satır aç: durum, öncesindeki ruh hâlin, karşındakilerin tahmini ruh hâli, sonrasındaki ruh hâlin. Ekran yarım saati için ayrı bir satır yaz. Görevin sonunda şuna bak: ruh hâlin, birlikte olduğun insanların ruh hâline doğru kaydı mı? Hangi insanlarla ya da hangi ortamlarda bu kayma daha belirgindi? Ve bir duyguyu fark ettiğin bir anda, "bu benim mi, yoksa bana geçen mi?" diye sorduğun oldu mu?

Görevin amacı insanlardan uzaklaşmak değil; bazı ilişkiler ve ortamlar duygularımızı olumlu yönde de etkiliyor. Amaç, duygularımızın ne kadarının çevremizle birlikte şekillendiğini görmek.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Duygularım yalnız bana aittir; başkalarının ruh hâli beni etkilemez."
Doğrusu

Dimberg ve arkadaşlarının deneyi, insanların bilinçli olarak göremedikleri yüz ifadelerine bile kendi yüz kaslarında karşılık verdiğini gösteriyor. Hatice Teyze'nin göğsündeki sıkışma, Ozan'ın toplantıdaki bıkkınlığı ve Selin'in metrodan taşıdığı gerginlik, başkalarının duygularının fark etmeden bize geçebildiğinin gündelik örnekleri. Bir duygunun bizde olması, onun bizden doğduğu anlamına gelmiyor.

Yaygın yanlış"Duygular yalnız yüz yüze bulaşır."
Doğrusu

Kramer ve arkadaşlarının deneyinde, bir sosyal medya akışındaki duygusal içerik azaltıldığında kullanıcıların kendi paylaşımlarının tonu da değişti. Bu, yüz yüze etkileşim olmadan da bir tür bulaşmanın olabileceğini düşündürüyor. Ama bu deney kişilerin hissettiği duyguyu değil, kullandığı kelimeleri ölçtü; ekran yoluyla bulaşmanın ne kadar güçlü olduğu hâlâ tartışmalı.

Yaygın yanlış"Bir duygunun bana geçtiğini fark edersem, ondan hemen kurtulurum."
Doğrusu

Bulaşmayı fark etmek, onu hemen ortadan kaldırmıyor; Selin metrodaki gerginliği fark ettiğinde zaten bir iş arkadaşına sert davranmıştı. Fark etmek daha çok, duygunun kaynağını doğru yere koymaya ve ona tepki verirken bir an durmaya yardım ediyor. Bazen bu da yetiyor; bazen bir ortamdan ya da bir akıştan uzaklaşmak gerekiyor.

Sınır

Bu dersteki çalışmaların yöntemleri ve güçleri farklı. Dimberg ve arkadaşlarının deneyi çok küçük yüz kası tepkilerini ölçüyor ve bunların gerçek bir duygu bulaşmasına dönüşüp dönüşmediğini göstermiyor. Fowler ve Christakis'in çalışması gözlemsel ve sosyal ağlarda benzer insanların birbirini seçmesi gibi başka açıklamalardan tamamen ayrılamıyor. Kramer ve arkadaşlarının deneyi ise duyguyu değil, paylaşılan kelimeleri ölçtü ve etik açıdan tartışıldı. Üçü birlikte bulaşmanın gerçek olabileceğini düşündürüyor, ama ne kadar güçlü olduğunu ve hangi yollarla gerçekleştiğini kesin olarak göstermiyor.

Başkalarının duygularından etkilenmek, empatinin ve yakın ilişkilerin doğal bir parçası; bu ders onu bir sorun olarak sunmuyor. Ama sürekli olarak çevrendeki insanların duygularını taşıdığını, kendi duygunu onlarınkinden ayırmakta zorlandığını ya da yakın bir kişinin ruh hâlinin seni uzun süredir yıprattığını hissediyorsan, bu bir ilişki ya da destek konusu olabilir ve bir uzmanla konuşulabilir.

Görevdeki puanlar, hem kendi duygun hem başkalarının duyguları için kaba tahminler. Başkalarının ruh hâlini tahmin etmek her zaman doğru olmuyor; bu tahminler de kendi duygundan etkilenebiliyor. Kayıt, kesin bir ölçüm değil, ilişkilerindeki duygu akışına dair bir gözlem.

Kapanış

  1. Başkalarının duyguları, yüz ifadeleri, ses tonu ve hatta ekrandaki kelimeler yoluyla, çoğu zaman farkında olmadan bize geçebilir; insanlar bilinçli olarak göremedikleri yüz ifadelerine bile yüz kaslarıyla karşılık veriyor.
  2. Duyguların sosyal ağlar boyunca ve ekran üzerinden de yayılabileceğini düşündüren bulgular var; ama bu bulguların yöntemleri farklı ve bulaşmanın gücü ile yolları hâlâ tartışmalı.
  3. Bir duyguyu fark ettiğimizde "bu benim mi, yoksa bana geçen mi?" diye sormak, onun kaynağını doğru yere koymamıza ve ona tepki vermeden önce bir an durmamıza yardım eder.

Üç soru

  1. Hatice Teyze sofrada göğsünde bir sıkışma hissetti ve kendine bu sıkışmanın kendisine mi ait olduğunu sordu. Duygu bulaşması kavramıyla bu sorunun neden önemli olduğunu açıkla.
  2. Bir arkadaşın, "Facebook deneyi duyguların ekrandan bulaştığını kesin olarak kanıtladı" diyor. Kramer ve arkadaşlarının çalışmasının sınırlarını kullanarak bu cümleyi değerlendir.
  3. Ozan toplantıdaki bıkkınlığın kendisine değil odaya ait olduğunu sonradan fark etti. Bu fark etmek ona ne kazandırdı? Aynı fark etmeyi toplantı sırasında yapsaydı ne değişebilirdi?

Yanıtlar

Birinci soruda duygu bulaşması, bir kişinin duygusunun farkında olmadan başkalarına geçmesi. Zeynep'in gerginliği sofradaki herkese yayılmış ve Hatice Teyze de bir sıkışma hissetmeye başlamıştı. Bu sıkışmayı kendi duygusu sansaydı, ona göre davranabilir, örneğin kendisi de gerilip sofradaki havayı daha da ağırlaştırabilirdi. Sıkışmanın kaynağını sorması, onun büyük olasılıkla Zeynep'ten geldiğini görmesini ve Zeynep'le ilgilenmeyi seçmesini sağladı.

İkinci soruda cümle fazla iddialı. Kramer ve arkadaşlarının deneyi büyük bir örneklemle yapıldı ve akıştaki duygusal içerik azaltıldığında kullanıcıların paylaşımlarının tonu da değişti. Ama deney kişilerin hissettiği duyguyu değil, paylaşımlarında kullandığı kelimeleri ölçtü; kelimelerin tonu ile hissedilen duygu aynı şey olmayabilir. Ayrıca çalışma kullanıcıların açık onamı olmadan yapıldığı için etik açıdan tartışıldı ve dergi bir kaygı notu ekledi. "Kesin olarak kanıtladı" yerine "ekran yoluyla bir tür bulaşmanın olabileceğini düşündürdü" demek daha doğru olur.

Üçüncü soruda bıkkınlığın odaya ait olduğunu fark etmek, Ozan'ın projeye olan kendi hevesini yeniden bulmasını sağladı; bıkkınlığı kendi duygusu sansaydı, belki projeyi de bırakmak isteyebilirdi. Aynı fark etmeyi toplantı sırasında yapsaydı, kendi hevesini toplantıda dile getirebilir ve belki odadaki havayı biraz değiştirebilirdi; çünkü bulaşma tek yönlü değil, onun hevesi de başkalarına geçebilirdi.

Sonraki derse köprü

Bu derste başkalarının duygularının fark etmeden bize geçebildiğini gördük. Ama bir duygu bize geçtiğinde ya da kendi içimizden doğduğunda, yalnız nasıl hissettiğimizi değil, ne yaptığımızı da değiştirebiliyor. Sıradaki ders, «Duygu karara sızar», bir seçeneğin bize iyi ya da kötü gelmesinin onu tartmanın yerine geçtiği kısa yolu ele alıyor ve yorgun hâkimlerin kararlarına dair çok anılan bir çalışmayı, ona yöneltilen eleştirilerle birlikte okuyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.