İçeriğe geç

3.3 · Seviye 3 · Beden ve duygu sinyalleri

Açlık, susuzluk, yorgunluk

Sinyali geç okumanın bedeli; "açlıktan sinirlenmek" ve yorgunluğun kararlara sızması

Farkındalık Akademisi — M07, İç Algı · 2.311 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 11 dk okuma · 15 dk dinleme

Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.

Açılış

Eskişehir'de bir devlet hastanesinin acil servisinde asistan hekim olan Gökhan, yirmi altı saatlik nöbetinin son saatlerinde bir hasta yakınıyla konuşuyor. Kadın aynı soruyu üçüncü kez soruyor: babası ne zaman servise alınacak? Gökhan kendini sert bir cümle kurarken buluyor: "Size iki kez söyledim, bekleyeceksiniz." Kadının yüzündeki ifadeyi görünce bir şeylerin ters gittiğini anlıyor, ama o an ne olduğunu bilmiyor.

Yarım saat sonra kantinde, nöbetin başından beri ilk kez bir şey yerken, bir anda kendini başka biri gibi hissediyor. Sabahtan beri yemek yememiş, bir bardak çaydan başka bir şey içmemiş, gece boyunca bir saat bile uyumamıştı. Ama sorulsaydı "gayet iyiyim" diyecekti; yorgun olduğunu biliyordu ama ne kadar yorgun olduğunu hissetmiyordu, ve açlık hiç aklına gelmemişti.

Gökhan'ın sertliği karakterinden gelmiyordu; bedeninden gelen sinyallerin okunmamasından geliyordu. Bu ders, en kaba ve en tanıdık iç sinyallerin, açlığın, susuzluğun ve yorgunluğun, neden bu kadar sık geç okunduğunu ve okunmadıklarında duygularımıza ve kararlarımıza nasıl sızdığını anlatıyor.

Tek fikir

Açlık, susuzluk ve yorgunluk çoğu zaman kendi adlarıyla değil, sinirlilik, dalgınlık ya da hata olarak fark edilir. Sinyali adıyla okumak, onun bir duyguya ya da bir yargıya dönüşmesinin önüne geçebilir; ama yorgunluk gibi bazı sinyaller içeriden güvenilir biçimde okunamaz.

Nasıl işler

Önceki iki derste iç algının ince bir sinyali, kalp atışı üzerinden ölçülmesini inceledik. Açlık, susuzluk ve yorgunluk çok daha kaba sinyaller; insanların çoğu onları hissettiğini düşünür. Ama Gökhan'ın nöbeti gibi anlarda, bu sinyaller kendi adlarıyla değil, başka bir kılıkta ortaya çıkar: sabırsızlık, kırgınlık, dikkatsizlik, kararsızlık.

Açlığın bedende nasıl üretildiğini, mideden salgılanan ve açlık hissini artıran hormonu ve tokluk sinyallerini Temel Psikoloji Akademisi açlık ve yeme dersinde anlatıyor; aynı akademi duygu ve karar dersinde, aç ya da yorgunken sakin hâlimizdeki kararları öngörmekte zorlandığımızı da sıcak-soğuk empati açığı adıyla tanımlıyor. Bu ders o mekanizmaları yeniden kurmuyor; sinyalin bilince nasıl ulaştığına ve nasıl yanlış okunduğuna bakıyor.

Gündelik dilde bunun bir adı bile var: açlıktan sinirlenmek. Araştırmacılar bu durumu ciddiye alıp incelemeye başladı.

Açlıktan sinirlilik yalnız açlığın kendiliğinden yarattığı bir şey değil gibi görünüyor. Açlığın bir duyguya dönüşüp dönüşmemesi, kişinin bedenindeki durumu nasıl yorumladığına bağlı olabiliyor.

Bu ikinci kavram, farkındalığın burada neden işe yaradığını gösteriyor. Gökhan hasta yakınına kızgındı; ama kızgınlığın bir kısmı, kadının sorusundan değil, Gökhan'ın boş midesinden ve uykusuz gecesinden geliyordu. "Aç mıyım?" sorusu, "bu kadın beni sinirlendiriyor" yorumunun yerine başka bir açıklama koyabilir.

Yorgunluk ise başka bir zorluk taşıyor. Açlığın ve susuzluğun aksine, yorgunluk birikirken onu içeriden ölçmek giderek zorlaşıyor.

Gökhan'ın "gayet iyiyim" demesi bu yüzden şaşırtıcı değil. Bu dersin görevi, bu üç sinyali kendi adlarıyla ve mümkün olduğunda dışarıdan bir ölçüyle birlikte okumayı denemek.

Ne biliyoruz

Açlıktan sinirliliğin gündelik hayatta gerçekten görülüp görülmediği, deneyim örneklemesiyle yapılan bir çalışmada sınandı.

Daha yüksek açlık bildirimleri, daha yüksek öfke ve sinirlilikle ve daha düşük keyifle ilişkiliydi. Bu ilişkiler katılımcıların cinsiyeti, yaşı, beden kitle indeksi, beslenme alışkanlıkları ve genel öfke eğilimi hesaba katıldığında da sürdü. Uyarılmışlıkla ilişki ise anlamlı değildi.

Açlığın ne zaman bir duyguya dönüştüğü ise laboratuvar deneyleriyle incelendi.

Üçüncü çalışma bir laboratuvar deneyiydi: açlık, katılımcıların olumsuz duygular yaşamasına ve bir araştırmacıyı olumsuz yargılamasına yol açtı. Ama bu etki yalnız, katılımcılar yaşadıkları durumu bir duygu olarak kavradıklarının farkında olmadıklarında görüldü.

Susuzluk sinyalinin yaşla nasıl değiştiği, kontrollü bir susuz bırakma deneyinde incelendi.

Susuzluktan sonra yaşlı erkeklerin kanında susuzluğun bedensel göstergeleri daha çok yükseldi; ama yaşlılar daha az susadıklarını bildirdi ve daha az içti, bu yüzden bedenlerindeki sıvı dengesi susuzluk öncesine dönmedi. Yazarlar, yirmi dört saatlik susuzluktan sonra sağlıklı yaşlı erkeklerde gençlere göre bir susama ve su içme eksikliği olduğu sonucuna varıyor.

Yorgunluğun içeriden ne kadar iyi okunduğu ise uyku kısıtlaması üzerine yapılan bir deneyde ölçüldü. Temel Psikoloji Akademisi uyku dersinde Hans Van Dongen ve arkadaşlarının iki bin üçte yayımladığı bu deneyin performans bulgularını anlatıyor: her gece dört ya da altı saat uyuyan gönüllülerin dikkat performansı on dört gün boyunca birikerek düştü. Aynı deneyin bu ders için önemli olan bulgusu şu: katılımcıların kendilerini ne kadar uykulu hissettiklerine dair değerlendirmeleri, kısıtlamanın ilk günlerinde yükseldi ama sonraki günlerde ancak biraz arttı ve dört ile altı saatlik grupları birbirinden ayırt etmedi. Yazarlar, katılımcıların artan bilişsel kayıplarının büyük ölçüde farkında olmadığını düşündüklerini belirtiyor. Bu bulgu, yorgunluğu kendi hissimizle ölçmenin neden güvenilmez olabileceğini açıkça gösteriyor.

Gündelik hayatta

Gözlem görevi

Üç gün boyunca bu üç sinyali kendi adlarıyla okumaya ve dışarıdan bir ölçüyle karşılaştırmaya çalışacaksın.

Kayıt: Defterine her gün için iki bölüm aç. Birincisinde öğün öncesi ve öğleden sonraki duraklarda açlık, sinirlilik, son yemek ve son su saatlerini yan yana yaz. İkincisinde akşamki yorgunluk puanını, uyku saatini ve hata sayısını yaz; sinirlendiğin anlarda sorduğun üç sorunun cevaplarını da buraya ekle. Üç günün sonunda iki şeye bak: açlık puanın ile sinirlilik puanın birlikte mi yükseldi, ve yorgunluk puanın ile hata sayın aynı yönde mi gitti?

Görev, yemeği ya da uykuyu değiştirmeyi istemiyor; yalnız sinyalleri adlarıyla kaydetmeyi. Bir yeme bozukluğuyla uğraşıyorsan ya da yemekle ilişkin zorlayıcıysa, açlığı puanlamak sana iyi gelmeyebilir; bu durumda görevin yalnız yorgunluk bölümünü yap ya da hiç yapma.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Açlıktan sinirlendiğimde bunu hemen anlarım."
Doğrusu

Swami ve arkadaşlarının çalışması, açlığın arttığı anlarda öfke ve sinirliliğin de arttığını gösteriyor; MacCormack ve Lindquist ise bu etkinin, kişinin durumunu bir duygu olarak kavradığının farkında olmadığında ortaya çıktığını buldu. Gökhan hasta yakınına kızgındı ve aç olduğunu düşünmedi bile. Açlıktan sinirlilik çoğu zaman açlık olarak değil, başkasına yöneltilmiş bir kızgınlık olarak yaşanıyor.

Yaygın yanlış"Susarsam su içerim; susamıyorsam suya ihtiyacım yoktur."
Doğrusu

Phillips ve arkadaşlarının deneyinde sağlıklı yaşlı erkekler, bedenleri daha çok susuz kaldığı hâlde gençlerden daha az susadılar ve daha az içtiler. Saadet Hanım'ın deneyimi de buna benziyor. Susama, özellikle ileri yaşlarda, bedenin su ihtiyacının her zaman güvenilir bir göstergesi olmayabilir.

Yaygın yanlış"Ne kadar yorgun olduğumu en iyi ben bilirim."
Doğrusu

Van Dongen ve arkadaşlarının deneyinde, her gece az uyuyan katılımcıların performansı günler boyunca düşmeye devam ederken, kendilerini ne kadar uykulu hissettikleri ilk günlerden sonra pek değişmedi. Mustafa ve Yusuf'un deneyimleri de bu yönde. Yorgunluk birikirken onu içeriden ölçmek zorlaşıyor; uyku saatleri ve hatalar, his kadar güvenilir değil, ondan daha güvenilir olabilir.

Sınır

Bu ders bu üç kaba sinyali okumayı anlatıyor; beslenme, sıvı alımı ya da uyku için bir öneri sunmuyor. Ne kadar su içmek, ne zaman yemek ve kaç saat uyumak gerektiği kişiye, yaşa ve sağlık durumuna göre değişir ve bunlar bir hekimin ya da diyetisyenin konusu. Phillips ve arkadaşlarının bulgusu yedi kişilik gruplara dayanıyor ve yalnız erkeklerle yapıldı; bu bulgu bir yaşlının ne kadar su içmesi gerektiğini söylemiyor.

Baş dönmesi, sürekli halsizlik, açıklanamayan susama ya da açlık değişiklikleri gibi belirtiler, bir iç algı alıştırmasıyla değil, bir sağlık kontrolüyle ele alınmalı. Uzun yol şoförlüğü gibi uykusuzluğun can güvenliğini ilgilendirdiği işlerde de karar kendi hissine değil, mevzuattaki dinlenme kurallarına ve molalara dayanmalı.

Açlıktan sinirlilik bulguları, sinirliliğin her zaman açlıktan geldiğini söylemiyor. Bir kişiye ya da duruma duyduğun öfkenin gerçek nedenleri de olabilir. "Aç mıyım?" sorusu öfkeyi geçersiz kılmak için değil, onun kaynağını bir kez daha yoklamak için.

Kapanış

  1. Açlık, susuzluk ve yorgunluk çoğu zaman kendi adlarıyla değil, sinirlilik, dalgınlık ve hata olarak fark edilir; gündelik hayatta açlığın arttığı anlarda öfke ve sinirlilik de artıyor.
  2. Açlığın bir duyguya dönüşmesi, kişinin bedenindeki durumu bir duygu olarak kavradığının farkında olmamasına bağlı olabiliyor; "aç mıyım?" sorusu bu dönüşümün önüne geçebilir.
  3. Bazı sinyaller içeriden güvenilir biçimde okunamaz: susama yaşla zayıflayabilir, yorgunluk birikirken kendini ne kadar uykulu hissettiğin performansındaki düşüşü izlemeyebilir; bu sinyaller için saat, uyku süresi ve hata sayısı gibi dış ölçüler daha güvenilir olabilir.

Üç soru

  1. Gökhan hasta yakınına sert bir cümle kurdu ve aç olduğunu hiç düşünmedi. MacCormack ve Lindquist'in bulgusunu ve durumu duygu olarak kavramak terimini kullanarak bunun nasıl olabildiğini açıkla.
  2. Yusuf dördüncü gün kendini ilk günkünden daha yorgun hissetmedi, ama hataları arttı. Öznel uykululuk kavramıyla ve Van Dongen ve arkadaşlarının bulgusuyla bunu açıkla.
  3. Seda sinirlendiğinde kendine "Barış mı beni sinirlendiriyor, yoksa açım mı?" diye soruyor. Bu sorunun işe yaradığı ve yaramadığı birer durum söyle.

Yanıtlar

Birinci soruda MacCormack ve Lindquist, açlığın kişinin bedenindeki durumu bir duygu olarak kavradığının farkında olmadığında olumsuz duygulara ve başkalarını olumsuz yargılamaya yol açtığını buldu. Gökhan'ın boş midesi ve uykusuz gecesi, bedeninde olumsuz ve yüksek uyarılmış bir durum yaratmıştı; bu durum, kendi bedensel kaynağıyla değil, hasta yakınının tekrar eden sorusuyla ilişkilendirildi. Kızgınlık kadına yöneldi, çünkü Gökhan "aç mıyım?" diye hiç sormadı. "Gökhan sabırsız bir insan" demek kolay; ama kantindeki değişim, sertliğin bir kısmının bedeninden geldiğini gösteriyor.

İkinci soruda öznel uykululuk, kişinin kendini ne kadar uykulu hissettiğine dair değerlendirmesi. Van Dongen ve arkadaşlarının deneyinde bu değerlendirme kısıtlamanın ilk günlerinde yükseldi ama sonra pek artmadı, oysa performans düşmeye devam etti. Yusuf'un deneyimi buna benziyor: dördüncü gün hissi ilk günkünden farklı değildi, ama birikmiş uyku eksikliği hatalarında görünüyordu. Bu yüzden Yusuf'un hissine değil, uyku saatlerine ve hata sayısına bakması daha güvenilir bir ölçü.

Üçüncü soruda soru, sinirin bir kısmı gerçekten açlıktan geliyorsa işe yarar: Seda bir şey yedikten sonra konunun eskisi kadar büyük görünmediğini fark edebilir ve tartışmayı daha uygun bir ana erteleyebilir. Soru, sinirin gerçek bir nedeni varsa, örneğin Barış verdiği bir sözü tutmadıysa, tek başına yeterli değildir; o durumda açlığı fark etmek konuyu ortadan kaldırmaz, yalnız onu konuşmak için daha uygun bir an seçmeyi kolaylaştırır. Soru öfkeyi geçersiz kılmak için değil, kaynağını yoklamak için.

Sonraki derse köprü

Bu derste açlık, susuzluk ve yorgunluğun kaba ama sık sık geç okunan sinyaller olduğunu gördük. Bedenin başka bir sinyali ise belirli bir yerde toplanma eğiliminde: gerginlik. Omuzlarda, çenede, mide çukurunda biriken ve çoğu zaman ancak ağrıya dönüştüğünde fark edilen gerginlik. Sıradaki ders bir gerginlik haritası çıkarmayı öneriyor: günün hangi saatinde, bedenin neresinde gerginlik toplandığını kaydetmeyi.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.