İçeriğe geç

3.2 · Seviye 3 · Beden ve duygu sinyalleri

Kalp atışı sayma görevi

İç algı doğruluğunu ölçmenin en yaygın yolu ve neden tartışmalı olduğu

Farkındalık Akademisi — M07, İç Algı · 2.273 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme

Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.

Açılış

Ankara'da psikoloji okuyan Damla, bölümünde yürütülen bir araştırmaya gönüllü katılıyor. Göğsüne küçük elektrotlar yapıştırılıyor; araştırmacı ondan nabzını elle yoklamadan, yalnız içeriden hissettiği kalp atışlarını saymasını istiyor. Üç ayrı süre boyunca sayıyor: yirmi beş, otuz beş ve kırk beş saniye. Her sürenin sonunda bir sayı söylüyor.

Görev bitince araştırmacı ona alışılmış olmayan bir soru soruyor: "Nasıl saydın?" Damla bir an düşünüyor. İlk süre boyunca boynundaki atışı gerçekten hissettiğini, ama ikinci sürede o hissin kaybolduğunu ve ne yapacağını bilemediğini söylüyor. "Sonra sakin bir kalbin dakikada aşağı yukarı yetmiş kez attığını düşündüm, saniyelerle hesap yaptım." Üçüncü süre için ise ne hissettiğinden emin değil; bazen göğsünde yaygın bir şey, bazen hiçbir şey.

Damla'nın üç sayısı kâğıda üç benzer sonuç olarak geçecek. Ama arkalarında üç farklı şey var: bir algı, bir hesap ve ikisinin karışımı. Bu ders, iç algı araştırmalarında en sık kullanılan ölçümü, kalp atışı sayma görevini, kendi üzerinde denemeyi ve bir puanın arkasında ne durduğunu sorgulamayı öneriyor.

Tek fikir

Kalp atışlarını saymak, kalbini hissetmenin basit bir ölçüsü gibi görünür; ama sayılar çoğu zaman algının yanında tahmini, bilgiyi ve alışkanlığı da taşır. Bir ölçümün sonucuna güvenmeden önce, o sonucun nasıl üretildiğini sormak gerekir.

Nasıl işler

3.1 iç algıyı üç boyuta ayırdı ve bunlardan doğruluğun çoğunlukla kalp atışı görevleriyle ölçüldüğünü söyledi. Bu görevlerin en yaygını, katılımcının nabzını yoklamadan belirli sürelerde kalp atışlarını sayması ve sayının gerçek atışlarla karşılaştırılması. Temel Psikoloji Akademisi bu görevi duygu ve beden dersinde tanımlıyor ve görevin kalp algısından çok kalp hızına dair bilgiyi ölçüyor olabileceği eleştirisine değiniyor. Bu derste o eleştirinin ayrıntılarına ve görevi kendi üzerinde denemenin ne öğretebileceğine bakacağız.

Görevin arkasındaki fikir basit: kalbini daha iyi hisseden biri, atışları daha doğru sayar. Ama Damla'nın anlattığı gibi, bir sayı birçok yoldan üretilebilir. Kişi atışları belirli bir yerde, boynunda ya da göğsünde gerçekten hissederek sayabilir. Yaygın, belirsiz bir hisle sayabilir. Ya da hiç hissetmeden, kalp hızına dair bildiklerinden bir tahmin yapabilir.

Tahmin stratejisi ölçümü sessizce değiştiriyor. Kalp hızını iyi tahmin eden biri, kalbini hiç hissetmese bile doğru bir sayı söyleyebiliyor; kalbini gerçekten hisseden ama yalnız hissettiklerini sayan biri ise daha düşük bir sayı söyleyip daha "kötü" bir puan alabiliyor.

Bu sorunu aşmak için araştırmacılar başka bir yol da geliştirdi: atışları saymak yerine, her bir atışın zamanını yakalamak.

İki görevin aynı şeyi ölçüp ölçmediği, bu dersin bilimsel sorusu. Cevap, iç algı araştırmalarının önemli bir kısmının dayandığı ölçümün ne anlama geldiğini doğrudan etkiliyor. Ve aynı soru, gündelik hayatta bedenimize dair söylediğimiz her "hissediyorum" cümlesi için de sorulabilir: bunu gerçekten hissediyor muyum, yoksa bildiğim bir şeyi mi söylüyorum?

Ne biliyoruz

Kalp atışı sayma görevi, Schandry'nin bin dokuz yüz seksen birde yayımladığı Heart beat perception and emotional experience başlıklı makaleyle anılıyor. Bugün iç algı doğruluğunun en sık kullanılan ölçüleri arasında. Son yıllarda ise görevin geçerliliği hakkında ciddi sorular soruldu.

Puanların yüzde doksan beşten fazlası eksik sayılan atışlardan oluşuyordu. Gerçek atış sayısı ile bildirilen sayı arasındaki ilişki genel olarak zayıftı. En yüksek puan alan yüzde altmışlık kesimde ise kişilerin iç algı becerileri birbirinden ayırt edilemiyordu. Kavramsal olarak kişinin gerçek kalp hızından bağımsız olması gereken puanlar, gerçek kalp hızına yapısal olarak bağlıydı ve görevde kullanılan sürelere göre de değişiyordu.

Görevin içinde gerçekte ne olup bittiği, aynı ekibin bir başka çalışmasında katılımcıların stratejileri sorularak incelendi.

Özgün görevde katılımcılar üç farklı strateji kullandıklarını bildirdi: atışları bedenin belirli bir yerinde algılamak, yaygın bir biçimde algılamak ve kalp hızını tahmin etmek. Uyarlanmış görevde, katılımcılardan iç algıya dayanmayan ipuçlarından kaçınıp yalnız algıladıkları atışları bildirmeleri istendiğinde, puanlar yaklaşık yarı yarıya düştü. Yazarlar, görevin büyük ölçüde iç algı dışı süreçlerle karıştığı sonucuna varıyor.

Sayma ile algılamanın aynı şeyi ölçüp ölçmediği ise iki görevi aynı kişilerde karşılaştıran bir çalışmayla sınandı.

Her iki görev de kendi içinde tutarlı puanlar verdi; yani ikisi de güvenilir biçimde bir şey ölçüyordu. Ama iki görevin puanları arasında bir ilişki yoktu. Yazarlar, atışları saymak ile atışları algılamanın ayrı süreçler olduğu sonucuna varıyor ve iç algıyı sayma görevine dayanarak ölçen araştırmalar hakkında önemli sorular doğduğunu belirtiyor.

Gündelik hayatta

Gözlem görevi

Bu görevde kalp atışı sayma görevini iki farklı talimatla kendi üzerinde deneyecek ve kullandığın stratejiyi kaydedeceksin.

Kayıt: Altı ara için iki sütun aç: senin söylediğin sayı ve gerçek atış sayısı. Her ara için bir de strateji sütunu ekle: atışları belirli bir yerde mi hissettin, örneğin boynunda, göğsünde, kulağında; yaygın bir biçimde mi; yoksa tahmin mi ettin? İki turun ortalama farklarını karşılaştır. Son olarak şunu yaz: ikinci turda sayıların düştü mü, ve bu, birinci turda saydıklarının ne kadarının gerçekten hissedilmiş olduğu hakkında ne düşündürüyor?

Bu görev bir kalp muayenesi değil ve sonuçları bir sağlık bilgisi taşımıyor. Kalbinin hızı ya da ritmi seni tedirgin ediyorsa, bu bir alıştırmanın değil, bir kardiyoloji ya da aile hekimi muayenesinin sorusu. Görev sırasında kalbine odaklanmak seni gerginleştirirse, gözlerini açıp görevi bırakmak da bir seçenek.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Kalp atışlarımı doğru sayıyorsam, kalbimi iyi hissediyorumdur."
Doğrusu

Desmedt ve arkadaşlarının çalışmasında katılımcılar algının yanında tahmin de kullandı; yalnız hissedilen atışları saymaları istendiğinde puanlar yaklaşık yarıya indi. Doğru bir sayı, kalbi hissetmekten değil, kalp hızını iyi bilmekten de gelebilir. Damla'nın ikinci aradaki sayısı, hiç hissetmeden yaptığı bir hesaptı.

Yaygın yanlış"Kalp atışı sayma görevi iç algının yerleşik ve güvenilir bir ölçüsüdür."
Doğrusu

Görev uzun yıllar en sık kullanılan ölçü oldu, ama Zamariola ve arkadaşları puanların neredeyse tamamen eksik saymadan oluştuğunu ve gerçek kalp hızına bağlı olduğunu gösterdi; Ring ve Brener de sayma ile algılamanın birbiriyle ilişkisiz olduğunu buldu. Bu bulgulara yanıt olarak yorumlar yazıldı ve tartışma sürüyor; ama "yerleşik ve güvenilir" demek, bugünkü kanıtların ötesine geçiyor.

Yaygın yanlış"Bedenime ne kadar çok dikkat edersem, onu o kadar doğru algılarım."
Doğrusu

Burak'ın kalbine sürekli dikkat etmesi, onu daha doğru algılamasını sağlamadı; aksine her hızlanmayı bir tehlike işareti olarak okumasına yol açtı. Önceki derste de iç algı duyarlılığının, yani bedenine ne kadar dikkat ettiğine dair değerlendirmenin, doğrulukla aynı şey olmadığını gördük. Dikkat iç algının bir parçası, ama tek başına isabeti garanti etmiyor.

Sınır

Bu dersteki eleştiriler görevin kendisine yönelik; iç algının var olmadığını ya da önemsiz olduğunu söylemiyor. Bir ölçümün sorunlu olması, ölçmeye çalıştığı şeyin sorunlu olduğu anlamına gelmiyor. İç algı araştırmaları, bu eleştirilerin ardından algılama görevleri gibi başka yöntemleri de kullanarak sürüyor; Ring ve Brener'in de belirttiği gibi, algılama görevlerinin de kendi sınırları var.

Görevdeki deneme, araştırmalardaki ölçümün sade bir benzeri. Araştırmalarda gerçek atış sayısı elektrokardiyografiyle ölçülüyor; burada bir yakının bilekten sayması ya da bir saat, daha kaba bir karşılaştırma sağlıyor. Altı aralık bir deneme, kendi iç algı doğruluğun hakkında kesin bir şey söylemiyor; amacı, bir sayının arkasında hangi stratejilerin durabileceğini kendi deneyiminde görmek.

Kalp ve kalp atışı, bazı insanlar için kaygıyla yüklü bir konu. Kalp çarpıntısı ya da kalp hızı hakkında sürekli bir endişe taşıyorsan, bu görevi yapmak yerine bunu bir hekimle ya da bir ruh sağlığı uzmanıyla konuşmak daha doğru. Bedensel sinyallerin kaygıyla nasıl ilişkilendiği, bu seviyenin ilerleyen derslerinde yeniden karşımıza çıkacak.

Kapanış

  1. Kalp atışı sayma görevi, iç algı doğruluğunun en sık kullanılan ölçüsü oldu; ama insanlar atışları sayarken algının yanında kalp hızına dair bilgilerini ve tahminlerini de kullanıyor.
  2. Bu görevin puanları neredeyse tamamen eksik saymadan oluşuyor, gerçek kalp hızına bağlı ve atışların zamanlamasını soran algılama görevinin puanlarıyla ilişkisiz çıkıyor; görevin geçerliliği tartışmalı.
  3. Bir ölçümün sonucuna güvenmeden önce, o sonucun nasıl üretildiğini sormak gerekir; bedenimize dair "hissediyorum" dediğimiz şeyin bir kısmı, aslında bildiğimiz ya da gördüğümüz bir şey olabilir.

Üç soru

  1. Damla'nın üç sayısının arkasında üç farklı süreç vardı. Tahmin stratejisi kavramını kullanarak bunun bir iç algı ölçümü için neden sorun olduğunu açıkla.
  2. Desmedt ve arkadaşlarının uyarlanmış görevinde puanlar yaklaşık yarıya düştü. Bu sonuç, görevin özgün biçiminden elde edilen yüksek puanlar hakkında ne düşündürüyor?
  3. Kerem saatinin şarjı bitince kalp hızını daha az isabetli tahmin etti. Bu gözlemi bu dersteki bulgularla ilişkilendir. Kerem'in saatle "hissettiği" şey neydi?

Yanıtlar

Birinci soruda Damla'nın ilk sayısı gerçek bir algıya dayanıyordu, ikincisi bir hesaba, üçüncüsü ikisinin karışımına. Tahmin stratejisi, kişinin sinyali algılamak yerine ona dair bilgisinden bir sonuç üretmesidir ve Damla'nın ikinci sayısı tam olarak buydu. Sorun şu: kâğıtta üç sayı da aynı türden bir ölçüm gibi duruyor ve hepsi "iç algı doğruluğu" puanına dönüşüyor. Kalp hızını iyi bilen biri, kalbini hiç hissetmeden yüksek bir puan alabilir; puan, ölçmesi gereken şeyi değil, başka bir şeyi yansıtabilir.

İkinci soruda katılımcılardan yalnız gerçekten hissettikleri atışları saymaları istendiğinde puanların yarıya düşmesi, özgün görevdeki puanların önemli bir kısmının algıdan değil, tahmin gibi iç algı dışı süreçlerden geldiğini düşündürüyor. Yani özgün görevde yüksek puan alan birinin kalbini gerçekten iyi hissettiği sonucuna varmak için yeterli neden yok. Bu, özgün görevin hiçbir şey ölçmediği anlamına gelmiyor; ama ölçtüğü şeyin büyük ölçüde iç algıyla karışık olduğunu gösteriyor.

Üçüncü soruda Kerem saatin olduğu günlerde ekranda gördüğü kalp hızını kendi hissiyle birleştiriyordu; saat yokken bu dış bilgi ortadan kalktı ve tahminleri daha az isabetli çıktı. Bu, Desmedt ve arkadaşlarının bulgusuna benziyor: iç algıya dayanmayan ipuçları kaldırıldığında doğruluk düşüyor. Kerem'in saatle "hissettiği" şeyin bir kısmı, aslında gördüğü bir sayıydı. Saate bakmadan önce tahmin yazmak, kendi hissi ile saatin söylediğini ayırmanın basit bir yolu.

Sonraki derse köprü

Bu derste kalbimizi hissetmenin ne kadar zor ve ne kadar karışık bir iş olduğunu gördük. Ama gündelik hayatta bedenimizden gelen sinyallerin çoğu kalp atışı kadar ince değil: açlık, susuzluk, yorgunluk. Bu sinyaller daha kaba, ama yine de sık sık geç okunuyor. Sıradaki ders açlık, susuzluk ve yorgunluk sinyallerini ve onları neden çoğu zaman ancak iş işten geçtikten sonra fark ettiğimizi anlatıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.