İçeriğe geç

2.10 · Seviye 2 · İç gözlem: kendi zihnini nereden biliyorsun

Bellek iç gözlemi bozar

Deneyimleyen benlik ile hatırlayan benlik; tepe-son kuralı (peak-end rule) ve bir günün sonradan nasıl anlatıldığı

Farkındalık Akademisi — M06, Üst-Farkındalık ve Kayıt · 2.217 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme

Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.

Açılış

Rize'de bir yayla evinde beş gün geçiren Kocabaş ailesi, Ankara'ya döndükleri akşam sofrada tatili konuşuyor. Baba Ahmet kısa kesiyor: "Berbattı. Bir daha o yaylaya gitmem." Herkes nedenini biliyor: son gün sabahtan akşama yağmur yağdı, dönüş yolunda minibüs bozuldu, iki saat yol kenarında beklediler, eve gece yarısı vardılar.

On altı yaşındaki kızı Zeynep telefonunu açıp fotoğrafları gösteriyor. İlk dört günden yüzlerce fotoğraf var: sisin içinden çıkan çay bahçeleri, derede ayaklarını sokan küçük kardeşi, yayla evinin önünde akşam mangalı, babasının bir köylüyle saatlerce sohbet ettiği bir öğleden sonra. Fotoğraflarda babası neredeyse her karede gülüyor. "Baba," diyor Zeynep, "dört gün boyunca sen buradan hiç ayrılmak istemiyordun."

Ahmet fotoğraflara bakıyor ve bir şey söylemiyor. Tatilin dört günü güzeldi, bir günü kötüydü; ama hatırladığı tatil, son günün tatiliydi. Bu ders, bir deneyimi yaşamak ile onu sonradan hatırlamak arasındaki farkı, belleğin bir deneyimin hangi anlarını seçip hangilerini dışarıda bıraktığını ve bunun kendi iç dünyamız hakkındaki raporlarımızı nasıl değiştirdiğini anlatıyor.

Tek fikir

Bir deneyimi sonradan değerlendirirken, onu baştan sona eşit ağırlıkla hatırlamayız; en yoğun anı ve son anı belirleyici olur, süresi ise neredeyse hesaba girmez. Geleceğe dair kararlarımızı da çoğu zaman bu hatırlanan sürüme göre veririz.

Nasıl işler

Bu modülün önceki dersi, dalgınlığı fark ettiğimiz anı ve o ana kadar geçen gecikmeyi inceledi. Bu ders başka bir gecikmeye bakıyor: bir deneyimin bitmesi ile onun hakkında konuştuğumuz an arasındaki gecikmeye. Bir tatili, bir toplantıyı ya da bir günü değerlendirdiğimizde, o deneyimi doğrudan değil, belleğimizdeki sürümünü okuyoruz. Ve bellek, deneyimin tam bir kaydını tutmuyor.

Bu farkı düşünmenin yaygın bir yolu, iki ayrı bakış açısını ayırmak.

Ahmet'in deneyimleyen benliği dört gün boyunca çay bahçelerinde, derede ve mangal başında mutluydu. Hatırlayan benliği ise tatile tek bir hüküm verdi ve bu hüküm son günden geldi. İki benlik aynı kişiye ait, ama aynı şeyi söylemiyorlar.

Hatırlayan benliğin hükmü rastgele değil, belirli bir kurala uyuyor gibi görünüyor.

Tepe-son kuralının bir yan etkisi, sürenin neredeyse unutulması. İki saatlik bir sıkıntı ile yarım saatlik bir sıkıntı, en kötü anları ve sonları benzerse, sonradan benzer biçimde hatırlanabilir.

Bu üç kavram, iç gözlem açısından önemli bir uyarı taşıyor. Dördüncü modül, karar gerekçelerini sorduğumuzda aldığımız cevapların sonradan kurulduğunu göstermişti. Bu derste yanılgının kaynağı başka: soruyu doğru sorsak bile, "o gün nasıl hissettin?" sorusunun cevabı o günden değil, o günün bellekteki özetinden geliyor. Ve bu özet, tepe ile sona göre biçimlenmiş bir özet.

Ne biliyoruz

Tepe-son kuralının en bilinen sınamalarından biri, ağrılı tıbbi işlemler geçiren hastalarla yapıldı.

Hastaların hatırladığı toplam ağrı kişiden kişiye çok farklıydı. Bu değerlendirme, ağrının en şiddetli olduğu anla ve işlemin son üç dakikasındaki ağrıyla güçlü biçimde ilişkiliydi. İşlemlerin süresi büyük farklar gösterdiği hâlde, uzun işlemler özellikle kötü hatırlanmıyordu.

Bu bulgu, ardından gelen bir çalışmada doğrudan klinik bir soruya dönüştürüldü: son anı değiştirmek, hatırlanan deneyimi değiştirir mi?

Uzatılmış işlemi geçiren hastalar, son anları on üzerinden bir virgül yedi, karşılaştırma grubu iki virgül beş olarak değerlendirdi. Uzatılmış grup bütün işlemi daha az rahatsız edici olarak hatırladı ve onu başka yedi nahoş deneyim arasında daha az kötü bir yere koydu. Yaklaşık beş yıllık izlemde, hastaların yaklaşık yarısı tekrar kolonoskopiye geldi; bu oran uzatılmış işlemi geçirenlerde biraz daha yüksekti.

Hatırlanan deneyimin neden bu kadar önemli olduğu, bir tatil çalışmasında sınandı.

Beklenen ve hatırlanan tatil, anlık yaşanan tatilden hem daha olumlu hem de, ilginç biçimde, daha olumsuzdu; yani duygular beklentide ve bellekte daha yoğundu. Asıl önemli bulgu şuydu: tatili tekrar etme isteğini doğrudan öngören, anlık deneyim ya da beklenti değil, hatırlanan deneyimdi.

Gündelik hayatta

Gözlem görevi

Bir günün içinde yaşadığın ile sonradan hatırladığını karşılaştıracaksın.

Kayıt: Sayfanın soluna gün içindeki dört anlık değeri ve bunların ortalamasını yaz. Sağına akşamki genel değeri, ertesi sabahki genel değeri ve akşam aklına ilk gelen üç anı geçir. Ardından üç şeye bak: akşamki ve sabahki genel değerler, gün içindeki ortalamadan ne kadar farklı; aklına gelen üç anın içinde günün en yoğun anı ve son anı var mı; ve sabahki değerlendirme akşamkinden farklıysa, gece boyunca ne değişti?

Görevin bir günü değil, bir günün iki farklı kaydını karşılaştırması gerekiyor; bu yüzden anlık değerleri verirken akşam ne diyeceğini düşünmemeye çalış. Mümkünse görevi farklı türden iki günde, örneğin bir iş gününde ve bir dinlenme gününde tekrarla.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Bir deneyimi hatırladığım gibi yaşamışımdır."
Doğrusu

Redelmeier ve Kahneman'ın çalışmasındaki hastaların hatırladığı toplam ağrı, işlem boyunca anlık kaydedilen ağrının bir ortalaması değil, büyük ölçüde en kötü anın ve son dakikaların bir yansımasıydı. Ahmet'in tatili ve Okan'ın park günü de aynı örüntüyü gösteriyor. Hatırladığın deneyim, yaşadığın deneyimin seçilmiş bir özeti.

Yaygın yanlış"Bir şey ne kadar uzun sürdüyse, o kadar iyi ya da o kadar kötü hatırlanır."
Doğrusu

Süre ihmali, bir deneyimin süresinin sonradan yapılan değerlendirmeye çok az girdiğini gösteriyor. Redelmeier ve Kahneman'ın çalışmasında uzun işlemler özellikle kötü hatırlanmıyordu; Redelmeier, Katz ve Kahneman'ın çalışmasında ise işlemi uzatmak, son anlar daha hafif olduğunda hatırayı iyileştirdi. Uzun bir sıkıntı, iyi biten bir sıkıntı olarak hatırlanabilir.

Yaygın yanlış"Gelecekteki kararlarımı geçmiş deneyimlerimin gerçekte nasıl geçtiğine göre veririm."
Doğrusu

Wirtz ve arkadaşlarının çalışması, bir tatili tekrar etme isteğini anlık deneyimin değil, hatırlanan deneyimin öngördüğünü gösteriyor. Kararlarını hatırlayan benlik veriyor ve o, deneyimleyen benliğin yaşadıklarının tamamını taşımıyor. Ahmet'in "bir daha o yaylaya gitmem" kararı, dört güzel günü değil, bir kötü günü temel alıyordu.

Sınır

Bu dersteki iki çalışma ağrılı tıbbi işlemlerle yapıldı ve klinik bir bağlama ait. Ahu'nun durumu bu bulgulardan esinlenen bir uygulama gibi görünüyor, ama bir tedavinin nasıl planlanacağı hekimin klinik kararı; bu ders bir tedavi önerisi sunmuyor. Redelmeier, Katz ve Kahneman'ın çalışmasında da hatıradaki iyileşme ölçekte küçüktü.

Tepe-son kuralı güçlü bir eğilim, ama bir yasa değil. Kuralın her tür deneyimde, örneğin uzun süreli ve birçok parçadan oluşan bir dönemde, yıllara yayılan bir evlilikte ya da bütün bir meslek hayatında aynı biçimde işleyip işlemediği tartışılıyor. Bu derste kural, kısa ve sınırları belli deneyimler için güvenilir bir eğilim olarak kullanılıyor.

Deneyimleyen ve hatırlayan benlik ayrımı bir düşünme aracı; zihinde gerçekten iki ayrı benlik olduğu anlamına gelmiyor. Bu ayrımdan, hatırlayan benliğin "yanlış" olduğu sonucu da çıkmıyor. Wirtz ve arkadaşlarının belirttiği gibi, anlık kayıt nesnel deneyimi daha iyi yansıtabilir, ama hatırlanan deneyim de kişinin hayatına verdiği anlamın bir parçası. İnsanın kendi hayatı hakkında kurduğu hikâye, beşinci seviyenin konusu.

Kapanış

  1. Bir deneyimi sonradan değerlendirirken onu eşit ağırlıkla hatırlamayız; en yoğun an ve son an belirleyici olur, süre ise değerlendirmeye çok az girer.
  2. Nahoş bir deneyimin sonunu hafifletmek, deneyimi uzatsa bile onun daha az kötü hatırlanmasına yol açabilir; hatıra, deneyimin seçilmiş bir özetidir.
  3. Gelecekteki kararlarımızı çoğu zaman anlık deneyime değil, hatırlanan sürüme göre veririz; bu yüzden anında tutulan bir kayıt, hatırlayan benliğin özetini sınamanın bir yolu olabilir.

Üç soru

  1. Ahmet tatili "berbat" olarak hatırladı, ama fotoğraflar dört güzel günü gösteriyordu. Deneyimleyen ve hatırlayan benlik ayrımını ve tepe-son kuralını kullanarak bu farkı açıkla.
  2. Bir arkadaşın, "Bir işlemi uzatmak onu nasıl daha az kötü yapabilir? Daha uzun süre acı çekmek daha kötü olmalı" diyor. Redelmeier, Katz ve Kahneman'ın çalışması bu konuda ne buldu ve bunu hangi iki kavram açıklıyor?
  3. Proje yöneticisi Sena değerlendirme toplantısını haftalık notlarını paylaşarak bitirdi. Wirtz ve arkadaşlarının bulgusunu da düşünerek bu davranışın ekibin gelecekteki kararları için neden önemli olabileceğini açıkla.

Yanıtlar

Birinci soruda Ahmet'in deneyimleyen benliği dört gün boyunca mutluydu; fotoğraflar bu anların kaydı. Hatırlayan benliği ise tatile tek bir hüküm verdi ve tepe-son kuralına uygun olarak bu hüküm en yoğun ve son anlardan, yağmurlu son günden ve yol kenarındaki iki saatten geldi. Süre ihmali de işin içindeydi: dört günün uzunluğu, tek bir kötü günün yanında değerlendirmeye çok az girdi. "Ahmet tatili yanlış hatırlıyor" demek eksik; daha doğrusu, hatırladığı şey tatilin seçilmiş bir özeti.

İkinci soruda çalışma, işlemin sonuna daha hafif bir bölüm eklenen hastaların bütün işlemi daha az rahatsız edici olarak hatırladığını buldu. Bunu tepe-son kuralı ve süre ihmali açıklıyor: hatıra büyük ölçüde en kötü an ve son an tarafından belirleniyor ve süre neredeyse hesaba girmiyor. Uzatılmış işlemin son anları daha hafif olduğu için hatırlanan değerlendirme iyileşti. Arkadaşının sezgisi deneyimleyen benlik için doğru olabilir; toplam rahatsızlık uzun işlemde daha fazla olabilir. Ama hatırlayan benlik toplamı değil, tepe ve sonu tutuyor.

Üçüncü soruda Wirtz ve arkadaşlarının çalışması, bir deneyimi tekrar etme isteğini hatırlanan deneyimin öngördüğünü gösteriyor. Ekip projeyi son haftanın krizine göre "yıpratıcı" diye hatırlarsa, benzer bir projeye girmeye ya da aynı ekiple çalışmaya daha isteksiz olabilir. Sena'nın haftalık notları, deneyimleyen benliğin anlık kaydına yakın bir şey: altı ayın çoğunun iyi geçtiğini gösteriyor. Notları paylaşmak, hatırlayan benliğin özetini anlık kayıtla sınamanın ve gelecekteki kararları daha dengeli bir tablo üzerine kurmanın bir yolu.

Sonraki derse köprü

Bu derste anında tutulan bir kaydın, hatırlayan benliğin özetini sınamanın bir yolu olduğunu gördük. Ama böyle bir kaydı nasıl tutmalı? Gün içinde ne zaman, neyi ve nasıl sormalı ki kayıt, belleğin seçiciliğinden kaçabilsin? Sıradaki ders deneyim örneklemesi uygulamasına geçiyor: rastgele çalan bir zille, beş soruluk bir kaydı bir hafta boyunca tutmayı ve kaydı bozan şeyleri tanımayı.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.