İçeriğe geç

2.6 · Seviye 2 · İç gözlem: kendi zihnini nereden biliyorsun

Herkes iç ses duymaz

İç konuşmanın kişiden kişiye çeşitliliği; zihinde imge kuramama (afantazi, aphantasia)

Farkındalık Akademisi — M05, İç Deneyimin Biçimleri · 2.290 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme

Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.

Açılış

Antalya'da bir mahalle kütüphanesinde ayda bir toplanan kitap kulübünde, o akşamın kitabında uzun bir manzara betimlemesi var. Kulübü yürüten Gizem, tartışmayı açmak için bir oyun öneriyor: "Gözlerinizi kapatın ve bir elma düşünün. Rengi ne, parlak mı, sapı var mı?"

Masadakilerin çoğu gülümseyerek anlatıyor: kırmızı, biraz çizik, sapında tek bir yaprak. Sıra Serdar'a geldiğinde bir süre susuyor. "Elmayı düşünüyorum," diyor, "ama görmüyorum. Gözümün önünde hiçbir şey yok. Ben hep 'gözünün önüne getir' lafını bir benzetme sanırdım." Masada kısa bir sessizlik oluyor. Sonra İlknur ekliyor: "Ben de başka bir şeyi yeni fark ettim. Siz kitap okurken kafanızda bir ses mi duyuyorsunuz? Ben hiç duymuyorum. Sayfaya bakıyorum ve anlıyorum, o kadar."

Kulüp o akşam kitabı neredeyse hiç konuşmuyor. Herkes birbirine, kendi zihninin içinin nasıl olduğunu soruyor ve her cevap bir öncekini biraz şaşırtıyor. Bu ders, iç deneyimin en temel sandığımız iki biçiminin, zihinde görüntü kurmanın ve iç konuşmanın, insanlar arasında ne kadar farklı olabildiğini ve bu farkın neden çoğu zaman yıllarca fark edilmediğini anlatıyor.

Tek fikir

Bazı insanlar zihinlerinde hiç görüntü kuramaz, bazıları da neredeyse hiç iç ses duymaz. Herkes kendi iç deneyimini evrensel sandığı için bu farklar yıllarca gizli kalabilir; iç dünyanın biçimi, dışarıdan bakınca birbirine benzeyen insanlarda bile çok farklı olabilir.

Nasıl işler

Önceki derste, rastgele anlarda yapılan dikkatli betimlemelerde beş iç deneyim biçiminin oranlarının bir insandan ötekine ne kadar değiştiğini gördük. Bu ders o farkın iki uç noktasına bakıyor: iç görmenin ve iç konuşmanın neredeyse hiç olmadığı insanlar.

İlk uç, zihinde görsel imge kurmanın yokluğu. Çoğu insan bir yüzü, bir odayı ya da bir elmayı düşündüğünde, gerçeği kadar net olmasa da bir görüntü yaşıyor. Ama bazı insanlar, hayatları boyunca böyle bir görüntü yaşamadıklarını bildiriyor.

Afantazi üzerine ilk kuşku şuydu: bu insanlar gerçekten görüntü kurmuyor mu, yoksa kurdukları görüntünün farkında mı değiller? Bu iki olasılık birbirinden çok farklı. Birincisinde iç deneyimde gerçekten bir eksik var; ikincisinde ise iç gözlemde. Önceki modülde iç gözlemin ne kadar yanılabildiğini gördüğümüz için bu soru önemsiz değil. Bir sonraki bölümde, bu soruyu iç gözleme dayanmadan sınayan bir deneye bakacağız.

İkinci uç, iç konuşmanın yokluğu. Çocukların bir işi yaparken kendi kendilerine yüksek sesle konuşmasını, yani özel konuşmayı, Temel Psikoloji Akademisi gelişim modülünde Vygotsky'nin kuramıyla birlikte anlatıyor; o konuşmanın zamanla içe dönüp sessiz bir iç konuşmaya dönüştüğü düşünülüyor. Ama yetişkinlerde bu iç konuşmanın ne kadar yer tuttuğu çok farklı olabiliyor.

Bu iki farkın ortak bir özelliği var: ikisi de içeriden fark edilmesi zor farklar. İç dünyanı yalnız sen yaşıyorsun ve onu başkalarınınkiyle doğrudan karşılaştırma imkânın yok. "Gözünün önüne getir" ya da "içinden say" gibi sözleri herkes kullanıyor ve herkes onları kendi deneyimine göre anlıyor. Serdar'ın yıllarca bir benzetme sandığı şey, masadaki çoğu kişi için düz bir betimlemeydi.

Bu, farkındalık açısından önemli bir ders: iç dünyanın biçimi bir varsayım değil, keşfedilecek bir şey. Kendi zihninin nasıl çalıştığını bildiğini sanmak, en derin körlüklerden biri olabilir.

Ne biliyoruz

Afantazinin gerçek bir imge yokluğu mu yoksa bir farkındalık eksiği mi olduğunu, iç gözleme dayanmayan bir ölçümle sınayan bir deney yapıldı.

Genel nüfustan farklı olarak, afantazik katılımcılarda imgeye dayalı bu etki neredeyse hiç görülmedi. Kendi bildirdikleri görsel nesne imgelemi ortalamanın belirgin biçimde altındaydı; ama uzamsal imgelem puanları, yani nesnelerin nerede durduğunu ve nasıl yerleştiğini zihinde tutma, ortalamanın üstündeydi. Yazarlar bu sonucu, afantazinin bir iç gözlem eksikliği değil, duyusal ve deneyimsel imgenin gerçek bir yokluğu olduğu yönünde yorumluyor.

Afantazinin yalnız görmeyle sınırlı kalıp kalmadığını ve başka zihinsel süreçlerle ilişkisini daha geniş bir tabloyla inceleyen bir çalışma da var.

Afantazik katılımcılar öbür duyularda da daha az imgelem bildirdi, ama hepsi çok duyulu imgelemin tümüyle yokluğunu bildirmedi. Kendi hayatlarına dair anılarını ve hayal ettikleri gelecek sahnelerini daha az canlı ve daha az zengin olarak betimlediler. Daha az ve niteliksel olarak daha yoksul rüyalar bildirdiler. Buna karşılık uzamsal yetenekleri etkilenmemiş görünüyordu. Yazarlar bu sonuçları, imgelemin geniş bir zihinsel süreçler kümesine eşlik eden olağan bir temsil aracı olabileceği ve iç temsillerin bireyler arasında geniş bir yelpazeye yayıldığı yönünde yorumluyor.

İç konuşmanın yokluğunun davranışa nasıl yansıdığını ise yakın tarihli bir çalışma ele aldı.

Düşük iç konuşma bildirenler, sözel çalışma belleği görevinde daha düşük performans gösterdi ve iki kelimenin uyaklı olup olmadığına karar vermekte daha çok zorlandı. Buna karşılık görevler arasında geçiş yapma performansı ve kategorilerin algısal yargılar üzerindeki etkisi iç konuşma farklarıyla ilişkili çıkmadı.

Gündelik hayatta

Gözlem görevi

Bu görevde kendi zihninde imge kurma ve iç konuşma deneyimini birkaç küçük sınamayla yoklayacak ve bunu bir yakınınınkiyle karşılaştıracaksın.

Kayıt: Defterine iki sütun aç: sen ve yakının. Her satıra bir sınamayı yaz, yüz, kapı, gün doğumu, koku, şarkı, dokunma ve sessiz okuma; altlarına ikinizin seçtiği basamağı ya da kısa cevabı. Sayfayı üç cümleyle kapat: ikinizin en çok ayrıştığı sınama hangisiydi, bu ayrışmayı daha önce fark etmiş miydin, ve bir sözü, örneğin "gözünün önüne getir" ya da "içinden say", yıllarca farklı anlamlarda kullanmış olabilir misiniz?

Bu görev bir tanı aracı değil. Hiçbir basamak doğru ya da yanlış değil; görevin amacı, kendi iç dünyanın biçimini varsaymak yerine onu bir kez yoklamak ve başka birinin iç dünyasının ne kadar farklı olabildiğini görmek.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Herkes zihninde görüntü kurar; kuramadığını söyleyenler yalnız bunun farkında değildir."
Doğrusu

Bu, afantazi üzerine ilk sorulan sorulardan biriydi. Keogh ve Pearson'ın deneyi, kişinin kendi raporuna dayanmayan bir ölçümle, afantazik katılımcılarda imgenin algı üzerindeki etkisinin neredeyse hiç görülmediğini gösterdi. Bu, en azından bu katılımcılarda, afantazinin bir farkındalık eksikliği değil, gerçek bir imge yokluğu olduğunu düşündürüyor.

Yaygın yanlış"Zihninde görüntü kuramayan biri hayal gücünden yoksundur."
Doğrusu

Barış zihninde bir odayı göremiyor, ama ölçüleri ve yerleşimi hatasız aklında tutuyor. Keogh ve Pearson'ın katılımcılarında uzamsal imgelem ortalamanın üstündeydi; Dawes ve arkadaşlarının çalışmasında da uzamsal yetenekler etkilenmemiş görünüyordu. Hayal gücü tek bir biçimde gelmiyor; görüntü bunlardan yalnız biri.

Yaygın yanlış"İç sesim yoksa düşünmüyorum demektir."
Doğrusu

Önceki derste sembolsüz düşünmenin, kelimesiz ve imgesiz bir düşüncenin, rastgele anlarda iç konuşma kadar sık görülebildiğini gördük. Nedergaard ve Lupyan'ın çalışmasında az iç konuşma bildirenler yalnız sözel çalışma belleği ve uyak gibi belirli görevlerde zorlandı; görev değiştirme gibi başka görevlerde fark yoktu. Düşünce dile bürünmeden de yürüyebiliyor.

Sınır

Bu dersteki çalışmaların çoğu, katılımcıları kendi bildirimlerine göre gruplara ayırıyor; afantazi ve anendofazi için yaygın kabul görmüş, kesin sınırları olan bir ölçüt yok. Keogh ve Pearson'ın rekabet düzeneği bu açıdan bir istisna, ama o da tek bir yöntem. Bu farkların toplumda ne kadar yaygın olduğu, bu çalışmalardan çıkarılamaz ve bu derste bir oran verilmedi.

Afantazi ve az iç konuşma, bu çalışmalarda sağlıklı insanlarda görülen farklar olarak ele alınıyor; bir hastalık ya da bir bozukluk olarak değil. Ama zihinde görüntü kurma ya da iç konuşma yeteneğinde, daha önce olmayan, ani bir değişiklik fark edersen, örneğin bir baş yaralanmasının ya da bir hastalığın ardından, bunu bir hekime bildirmen gerekir; ömür boyu süren bir farkla sonradan ortaya çıkan bir değişiklik aynı şey değil.

Görevdeki beş basamak, araştırmalarda kullanılan anketlerin bir kopyası değil; kendi deneyimini kabaca yerleştirmek için kurulmuş basit bir ölçek. Bir yakınınla yaptığın karşılaştırma da iki kişilik bir sohbet; ikinizden birinin "normal" olduğunu göstermiyor. Dersin iddiası yalnız şu: iç dünyanın biçimi kişiden kişiye çok farklı olabilir ve bu fark kendiliğinden fark edilmeyebilir.

Kapanış

  1. Bazı insanlar zihinlerinde görsel imge kuramaz, bazıları da düşüncelerini neredeyse hiç iç konuşma olarak yaşamaz; bu farklar, herkes kendi iç dünyasını evrensel sandığı için yıllarca fark edilmeyebilir.
  2. İç gözleme dayanmayan bir ölçüm, afantazinin bir farkındalık eksikliği değil gerçek bir imge yokluğu olduğunu düşündürüyor; afantazik kişilerde anılar ve rüyalar daha az canlı, ama uzamsal yetenekler etkilenmemiş görünüyor.
  3. Az iç konuşma, sözel çalışma belleği ve uyak gibi belirli görevlerde zorlanmayla ilişkili, ama geniş bir yetenek eksikliğiyle değil; düşünce dile bürünmeden de yürüyebiliyor.

Üç soru

  1. Serdar, "gözünün önüne getir" sözünü yıllarca bir benzetme sandığını söyledi. Bu dersteki bulgulara göre, böyle bir farkın neden uzun süre fark edilmeden kalabildiğini açıkla.
  2. Bir arkadaşın, "Afantazi diye bir şey yok; bu insanlar sadece görüntülerinin farkında değil" diyor. Keogh ve Pearson'ın deneyi bu iddia hakkında neyi sınadı ve ne buldu?
  3. Emre bir şiiri ancak sesli tekrar ederek ezberleyebiliyor. Nedergaard ve Lupyan'ın bulgularıyla bunu nasıl ilişkilendirirsin? Bu bulgu, Emre'nin genel olarak daha az yetenekli olduğunu mu gösteriyor?

Yanıtlar

Birinci soruda iç dünyamızı yalnız biz yaşıyoruz ve onu başkalarınınkiyle doğrudan karşılaştırma imkânımız yok. "Gözünün önüne getir" gibi sözleri herkes kullanıyor ve herkes onları kendi deneyimine göre anlıyor; Serdar için bu söz bir benzetmeydi, masadaki çoğu kişi için düz bir betimleme. Bu iki farklı anlam, dışarıdan bakınca aynı cümleler olarak göründüğü için çatışmıyor. Fark ancak iki kişi iç deneyimlerini somut olarak karşılaştırdığında, kulüpteki elma oyununda olduğu gibi, ortaya çıkıyor.

İkinci soruda arkadaşının iddiası, afantazinin bir imge yokluğu değil bir iç gözlem eksikliği olduğu. Keogh ve Pearson bu iki olasılığı ayırmak için kişinin kendi raporuna dayanmayan bir ölçüm kullandı: çoğu insanda zihinde canlandırılan bir görüntü, ardından gelen bir rekabet düzeneğinde algıyı etkiliyor. Afantazik katılımcılarda bu etki neredeyse hiç görülmedi. Bu, en azından bu katılımcılarda, imgenin gerçekten olmadığını düşündürüyor; tek bir yöntemle ve sınırlı bir grupla yapıldığı için kesin değil, ama arkadaşının iddiasına karşı güçlü bir veri.

Üçüncü soruda Nedergaard ve Lupyan'ın çalışmasında az iç konuşma bildirenler, sözel çalışma belleği ve uyak yargısı görevlerinde zorlandı. Emre'nin ezberlemek ve uyak bulmak için sesli konuşmaya ihtiyaç duyması bu tabloyla uyumlu olabilir; iç konuşmanın yapacağı işi dış konuşmayla yapıyor. Ama aynı çalışmada görev değiştirme gibi başka görevlerde fark görülmedi. Bu, Emre'nin genel olarak daha az yetenekli olduğunu değil, belirli türden görevlerde farklı bir yol kullandığını gösteriyor.

Sonraki derse köprü

Bu derste iç deneyimin biçimlerinin kişiden kişiye ne kadar farklı olabildiğini gördük. Ama biçimi ne olursa olsun, iç deneyimin bir özelliği herkeste ortak görünüyor: elimizdeki işten sık sık kopup başka yerlere gidiyor. Sıradaki ders zihin gezinmesini, yani görevden kopan düşünceyi anlatıyor: ne sıklıkla olduğunu, nereye gittiğini ve ruh hâliyle nasıl bir ilişkisi olduğunu.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.