İçeriğe geç

2.5 · Seviye 2 · İç gözlem: kendi zihnini nereden biliyorsun

Betimleyici deneyim örneklemesi

Russell Hurlburt’ün yöntemi (Descriptive Experience Sampling): rastgele bir anda iç deneyimi yargısız betimlemek; beş sık biçim

Farkındalık Akademisi — M05, İç Deneyimin Biçimleri · 2.153 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 10 dk okuma · 14 dk dinleme

Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.

Açılış

Edirne'de bir üniversitede araştırma görevlisi olan Ozan, kendini tanımlarken hiç duraksamaz: "Ben kelimelerle düşünürüm. Kafamın içinde sürekli bir konuşma var, susmuyor." Bir arkadaşı ona bir deneme önerir: bir gün boyunca, önceden bilmediği altı ayrı anda telefonu kısa bir ses çıkaracak; her seste, sesten hemen önceki anda zihninde ne olduğunu not edecek. Neden düşündüğünü değil, ne olduğunu.

Akşam Ozan altı notuna bakıyor. Birinde gerçekten bir cümle var: kendi sesiyle, "fotokopiyi unutma" diyor. Ama öbür beşinde kelime yok. Birinde büyükannesinin bahçe kapısının yeşil boyası gözünün önünde duruyor, çok net, kilit dili bile görünüyor. Birinde elindeki çay bardağının sıcaklığından başka hiçbir şey yok. Birinde göğsünün ortasında, adını koyamadığı hafif bir sıkışma var. Birinde ise bir şeyi düşündüğünü biliyor, toplantının erteleneceğini, ama ne kelime ne resim var; düşünce oradaydı, ama hiçbir biçime bürünmeden.

Ozan'ın kendisi hakkındaki inancı yanlış değildi; zaman zaman gerçekten kelimelerle düşünüyordu. Ama "sürekli" değildi, ve kelimenin olmadığı anlarda zihninde başka türden şeyler vardı. Bu ders, iç deneyimi genel kanılarla değil, rastgele anlarda dikkatle yakalanmış örneklerle tanımayı öneren bir yöntemi ve o yöntemin bulduğu beş sık biçimi anlatıyor.

Tek fikir

İç deneyimimiz hakkındaki genel kanılarımız çoğu zaman yanılır. Rastgele anlarda, sesten hemen önceki anı yargısız ve somut olarak betimlemek, iç deneyimin gerçekte hangi biçimlerde geldiğini gösterir ve sonuç çoğu zaman bizi şaşırtır.

Nasıl işler

Önceki modülde iç gözlemin "neden" sorusuna verdiği cevapların güvenilmez olduğunu gördük. Bu modül başka bir soru soruyor: "Şu an zihnimde ne var?" Bu soru da yanıltabilir; ama nasıl sorulduğu değiştirildiğinde daha güvenilir cevaplar verebiliyor.

Temel Psikoloji Akademisi, zihin gezinmesini anlattığı derste kişiyi önceden bilmediği anlarda durdurup o an ne düşündüğünü sorma yöntemini düşünce yoklaması adıyla tanımlıyor. Orada amaç bir sınıflandırma: düşünce görevle ilgili mi, değil mi? Bu derste anlatılan yöntem aynı anı yakalama fikrinden yola çıkıyor ama başka bir şey istiyor: hazır kategoriler yerine, o anki deneyimin kendisini olabildiğince ayrıntılı ve yargısız betimlemek.

Yöntemin üç ilkesi var. Birincisi, an rastgele seçilir; kişi neyin örnekleneceğini önceden bilmez ve bu yüzden kendisine en uygun anı seçemez. İkincisi, soru "genelde nasıl düşünürsün?" değil, "sinyalden hemen önce tam olarak ne vardı?" sorusudur. Üçüncüsü, betimleme yargısız ve kuramsız yapılmaya çalışılır: deneyimin neden orada olduğu ya da ne anlama geldiği değil, yalnız nasıl bir şey olduğu.

Hurlburt bu yöntemle yakalanmaya çalışılan şeye, gündelik ortamda kendiliğinden ortaya çıkan ve gözlem tarafından bozulmamış deneyim diyor.

Hurlburt ve arkadaşları, yıllar içinde topladıkları örneklerde beş biçimin sık sık ortaya çıktığını bildiriyor. İç konuşma, zihinde kelimelerin söylenmesi; iç görme, zihinde bir görüntünün görülmesi; his, bir duygunun yaşanması; duyusal farkındalık, dışarıdaki ya da bedendeki bir duyusal niteliğe yoğunlaşmak. Beşincisi en şaşırtıcı olanı.

Bu beş biçim bir eksiksiz liste değil; yöntem, katılımcının deneyimini hazır kutulara yerleştirmeye değil, ne bulursa onu betimlemeye çalışıyor. Ama sık görülen biçimlerin adını bilmek, kendi anlarını betimlerken neye bakacağını gösteriyor.

Ne biliyoruz

Beş biçimin ne sıklıkla ortaya çıktığını sayısal olarak ölçen bir çalışma, yöntemi rastgele seçilmiş anlara uyguladı.

Beş biçimin her biri, örneklenen anların yaklaşık dörtte birinde görüldü. Biçimlerin sıklığı kişiden kişiye çok büyük farklar gösterdi; kadınlar ile erkekler arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Ayrıca iç konuşmanın daha sık görüldüğü kişilerde psikolojik sıkıntı düzeyi daha düşüktü.

Yöntemin asıl iddiası, rastgele anlarda yapılan dikkatli betimlemenin, insanların kendi iç deneyimleri hakkındaki genel tahminlerinden farklı sonuç vermesi. Bu iddia, iki yöntemi doğrudan karşılaştıran çalışmalarla sınandı.

Sonuçlar iki yöntem arasında uzlaştırılamayacak kadar büyük bir fark gösterdi: anket temelli yöntemler, betimleyici örneklemenin bulduğundan iki ile dört kat daha yüksek sıklıklar üretti. Yazarlar bu yüzden anket temelli iç deneyim sonuçlarının dikkatle yorumlanması gerektiğini vurguluyor.

Gündelik hayatta

Gözlem görevi

Bu görevde bir gün boyunca rastgele altı anda kendi iç deneyimini örnekleyecek ve sonuçları önceden yaptığın tahminle karşılaştıracaksın.

Kayıt: Defterinin bir sayfasının üstüne sabahki tahminini koy. Altına altı an için altı satır aç ve her satıra alarmın saatini, notunu ve notun hangi biçime ya da biçimlere uyduğunu yaz; hiçbirine uymuyorsa "başka" de ve kendi kelimelerinle betimle. En alta üç cümle ekle: tahminin ile altı örneğin dağılımı arasında en büyük fark hangi biçimde çıktı, bir anı yazarken onu yorumlamaya ya da adlandırmaya başladığın oldu mu, ve hangi anı betimlemek en zordu?

Direksiyondayken, keskin aletlerle çalışırken ya da bir başkasının güvenliği senin elindeyken alarm çalmasın; bu saatleri baştan dışarıda bırak. Alarm uygunsuz bir anda çalarsa, örneği atla ve atladığını yaz.

Yaygın yanılgılar

Yaygın yanlış"Kendi zihnimde ne olup bittiğini en iyi ben bilirim; bunu öğrenmek için bir yönteme gerek yok."
Doğrusu

Hurlburt ve arkadaşlarının karşılaştırması, insanların anketlerde bildirdiği iç deneyim sıklıklarının, rastgele anlarda dikkatle betimlenen sıklıkların iki ile dört katı olabildiğini gösteriyor. Ozan ve Kaan'ın örnekleri de aynı yönde. İç deneyimine en yakın kişi sensin, ama onun hakkındaki genel kanın, tek tek anlardan çok kendine dair bir inançtan beslenebilir.

Yaygın yanlış"Düşünmek, kafanın içinde kelimelerle konuşmak demektir."
Doğrusu

Heavey ve Hurlburt'ün örneklerinde iç konuşma beş sık biçimden yalnız biriydi ve anların yaklaşık dörtte birinde görüldü. Sembolsüz düşünme, yani kelimesiz ve imgesiz bir düşünce, ondan daha seyrek değildi. Düşüncenin her zaman bir dil biçimine büründüğü varsayımı, bu örneklerde doğrulanmıyor; bazı insanların iç deneyiminde kelimeler çok az yer tutuyor.

Yaygın yanlış"Betimleyici örnekleme iç deneyimi kesin olarak ölçer."
Doğrusu

Yöntem, iç deneyimi olabildiğince dikkatle yakalamaya çalışıyor, ama yine de kişinin kendi betimlemesine dayanıyor. Hangi yöntemin gerçeğe daha yakın olduğu, yöntemin güvenilirliği ve sinyalin kendisinin deneyimi değiştirip değiştirmediği, psikolojide ve felsefede süren tartışmaların konusu. Bu dersin önerisi, yöntemi kesin bir ölçüm aracı olarak değil, genel kanılarını sınamanın bir yolu olarak kullanmak.

Sınır

Betimleyici deneyim örneklemesinin asıl biçimi, örnekleme yapıldıktan sonra bir araştırmacıyla yapılan ayrıntılı görüşmeleri içeriyor ve yöntemin özeni büyük ölçüde bu görüşmelerden geliyor. Bu dersin görevi o görüşmeyi içermiyor ve bir günlük altı örnek, yöntemin bir gölgesi. Görevden çıkan sonuçlar seni tanımlayan sayılar değil, genel kanını bir kez sınamanın sonucu.

Heavey ve Hurlburt'ün çalışması otuz üniversite öğrencisiyle yapıldı; beş biçimin sıklıklarının başka yaş gruplarında ve başka kültürlerde nasıl dağıldığı bu çalışmadan çıkarılamaz. İç konuşma ile psikolojik sıkıntı arasındaki ilişki de bir ilişki; iç konuşmayı artırmanın sıkıntıyı azaltacağı anlamına gelmiyor.

Kendi iç deneyimine bu kadar yakından bakmak bazı insanlarda huzursuzluk yaratabilir; özellikle zor bir dönemden geçiyorsan, alarmlar sıkıntılı düşünceleri yakalamaya başlayabilir. Bu olursa görevi bırakmak ya da örnek sayısını azaltmak doğru bir seçim. İç deneyiminde seni kaygılandıran bir şey, örneğin kendi sesin olmayan sesler duymak gibi bir deneyim fark edersen, bunu bir hekime ya da ruh sağlığı uzmanına anlatmayı ertelememek gerekir.

Kapanış

  1. İç deneyimimiz hakkındaki genel kanılar, rastgele anlarda dikkatle yakalanan örneklerden çoğu zaman farklıdır; anketle bildirilen sıklıklar, betimleyici örneklemenin bulduğunun iki ile dört katı olabilir.
  2. Rastgele anlarda yapılan betimlemelerde iç konuşma, iç görme, sembolsüz düşünme, his ve duyusal farkındalık sık görülen beş biçimdir ve kişiden kişiye çok farklı oranlarda bulunur.
  3. Yöntemin özü, "genelde nasıl düşünürüm?" yerine "sinyalden hemen önce tam olarak ne vardı?" diye sormak ve cevabı yorumlamadan, yargısız betimlemektir.

Üç soru

  1. Ozan "sürekli kelimelerle düşünürüm" diyordu, altı örneğinin yalnız birinde kelime vardı. Hurlburt ve arkadaşlarının anket ile örnekleme karşılaştırmasını kullanarak bu farkı açıkla.
  2. Fadime göğsündeki hissi "üzüntü" diye adlandırmak üzereyken durdu. Bu davranış, betimleyici deneyim örneklemesinin hangi ilkesiyle ilişkili ve neden önemli?
  3. Bir arkadaşın, "Betimleyici örnekleme iç deneyimi doğrudan ve kesin olarak ölçer" diyor. Bu derste anlatılanlara göre bu cümlenin hangi kısmı doğru, hangi kısmı fazla iddialı?

Yanıtlar

Birinci soruda karşılaştırma, insanların iç deneyimlerinin sıklığını genel olarak tahmin ettiklerinde, rastgele anlarda dikkatle betimlenen sıklığın iki ile dört katı bildirebildiğini gösteriyor. Ozan'ın "sürekli" kelimesi böyle bir genel tahmindi. Gerçekten kelimelerle düşündüğü anlar vardı ve bu anlar belki ona en göze çarpan anlardı; ama altı rastgele an, kelimesiz anların da en az o kadar yer tuttuğunu gösterdi. Altı örnek bir ölçüm değil, ama Ozan'ın genel kanısını sınamak için yeterliydi.

İkinci soruda Fadime yöntemin yargısız ve kuramsız betimleme ilkesine uydu. "Üzüntü" bir ad, ve ad koymak deneyimi hazır bir kategoriye yerleştirir; bu, o hissin kendine özgü niteliklerini, ağırlığını ve sıcaklığını, gölgede bırakabilir. Önceki derslerde etiketlerin bakışı kapattığını ve sonradan kurulan açıklamaların deneyimin yerine geçtiğini görmüştük. Adı ertelemek, deneyimi kendi biçiminde yakalamaya bir şans tanıyor.

Üçüncü soruda doğru olan kısım, yöntemin genel kanılar yerine belirli anları dikkatle betimlemeye çalışması ve bu yüzden anketlerden farklı sonuçlar vermesi. Fazla iddialı olan kısım "doğrudan ve kesin" sözleri: yöntem yine de kişinin kendi betimlemesine dayanıyor ve sinyalin deneyimi değiştirip değiştirmediği, hangi yöntemin gerçeğe daha yakın olduğu tartışmalı. Daha doğru bir cümle şu olurdu: betimleyici örnekleme, iç deneyimi anketlerden daha dikkatli yakalamaya çalışan, ama güvenilirliği hâlâ tartışılan bir yöntem.

Sonraki derse köprü

Heavey ve Hurlburt'ün örneklerinde beş biçimin sıklığı kişiden kişiye çok büyük farklar gösteriyordu. Bu farkların en şaşırtıcısı iki biçimde ortaya çıkıyor. Sıradaki ders, herkesin iç ses duymadığını ve bazı insanların zihninde hiç imge kuramadığını, yani iç konuşmanın kişiden kişiye çeşitliliğini ve afantazi denen durumu anlatıyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.