2.4 · Seviye 2 · İç gözlem: kendi zihnini nereden biliyorsun
Yorumlayıcı beyin
Ayrık beyin çalışmalarından çıkan "yorumlayıcı" fikri; zihnin boşlukları tutarlı bir hikâyeyle doldurması
Farkındalık Akademisi — M04, Kendini Bilmenin Sınırları · 2.195 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.
Açılış
Afyonkarahisar'da yaşayan Sibel, akşam yemeğinden sonra koltuğa oturup televizyonun kumandasını eline alıyor. Haber kanalını kapatıp bir belgesel açmayı düşünüyor ve tam düğmeye basarken ekran değişiyor. Bir an hafif bir tuhaflık hissediyor; ekran, düğmeye bastığı andan çok az önce değişmiş gibi. "Bu kumanda iyice bozuldu," diyor eşine, "basmadan algılıyor artık, ya da gecikmeli çalışıyor, bilmiyorum."
Mutfaktan gelen kahkahayla dönüp bakıyor. On iki yaşındaki oğlu, kapının arkasında, öbür kumandayla duruyor. Kanalı o değiştirmiş. Sibel'in düğmeye basması ile ekranın değişmesi arasındaki küçük zaman uyumsuzluğu, kumandanın bozukluğu hakkında bir hikâyeye dönüşmüştü. Hikâye o kadar hızlı kurulmuştu ki Sibel onu bir açıklama olarak değil, bir gözlem olarak yaşamıştı.
Sibel kanalı kendisinin değiştirdiğini düşünmüştü, çünkü değiştirmeyi düşünmüş ve tam o anda düğmeye basmıştı. Bu ders, zihnin boşlukları tutarlı hikâyelerle doldurma eğiliminin yalnız kararlarımızın nedenleriyle değil, bir eylemi bizim yaptığımız duygusuyla da çalıştığını anlatıyor. Bir şeyi "ben yaptım" diye yaşamak bile, zihnin hızla kurduğu bir yorum olabilir.
Tek fikir
Zihin, nedenini doğrudan bilmediği olaylara hızla tutarlı bir açıklama üretir ve bunu bir gözlem gibi yaşar. Bir eylemi kendi istediğimizle yaptığımız duygusu bile, düşüncenin eylemden hemen önce, ona uygun ve tek aday olarak gelmesinden çıkarılan bir yorum olabilir.
Nasıl işler
Ayrık beyin çalışmalarından çıkan yorumlayıcı fikrini Temel Psikoloji Akademisi, beynin iki yarısını anlattığı derste örnekleriyle ve kavramın sınırlarıyla birlikte tanımlıyor: iki yarım küresi cerrahi olarak ayrılmış hastaların, konuşan yarının görmediği bir uyaranın tetiklediği davranışlara nasıl hiç duraksamadan akla yatkın açıklamalar ürettiği. Orada anlatılan deneyleri burada tekrarlamayacağız. Bu dersin sorusu, o fikrin sağlıklı bir beyinde ve gündelik bir anda nasıl göründüğü.
Seviye 2'nin ilk üç dersi bize bir yön gösterdi. İç gözlem, sorunun biçimine göre güvenilir ya da yanıltıcı olabiliyordu. Kararlarımızın nedenlerini sorduğumuzda sürece değil, sonradan kurulan bir açıklamaya ulaşıyorduk. Seçimimiz değiştirildiğinde bile önümüzdeki seçeneği savunabiliyorduk. Yorumlayıcı fikri bu gözlemleri tek bir eğilimde topluyor: zihin bir açıklama boşluğu bırakmayı sevmiyor ve o boşluğu elindeki en uygun malzemeyle dolduruyor.
Bu dersin ekleyeceği şey, bu eğilimin kararlarla ve tercihlerle sınırlı olmadığı. "Bunu ben yaptım" duygusu, yani bir eylemin sahibi olduğumuz hissi de bir yorum olabilir.
Bu görüşe göre bir eylemi istediğimizle yaptığımızı hissettiğimiz anlarda, zihin üç ipucuna bakıyor. Düşünce eylemden hemen önce gelmeli, eylemle uyumlu olmalı ve ortada başka bir olası neden görünmemeli.
Sibel'in anında üç koşul da sağlanmıştı. Kanalı değiştirmeyi düşünmüştü; düşünce ekran değişmeden hemen önce gelmişti; düşünce ile olan şey uyumluydu; ve öbür kumanda görüş alanında değildi. Zihni gerisini tamamladı: kanalı ben değiştirdim. Küçük zaman uyumsuzluğu bu hikâyeye uymayınca da, hikâyeyi bozmak yerine onu açıklayan yeni bir parça ekledi: kumanda bozuk.
Bu ikinci adım, yorumlayıcının en tanıdık davranışı. Bir hikâye kurulduktan sonra ona uymayan bir ayrıntı geldiğinde, zihin çoğu zaman hikâyeyi yeniden kurmak yerine ayrıntıyı hikâyeye uyduran bir ek üretiyor. Farkındalık açısından asıl ipucu tam burada: hikâyeye eklenen ek parça, çoğu zaman bir şeylerin gözden kaçtığının ilk işareti.
Ne biliyoruz
Yorumlayıcı fikri, yarım yüzyılı aşan bir araştırma programından çıktı. Bu programın kurucularından birinin yazdığı bir değerlendirme, bugün ulaşılan noktayı özetliyor.
Bu değerlendirme bir derleme ve araştırmanın kendi içinden yazılmış; o yüzden kanıt kartını ona değil, sağlıklı insanlarla yapılmış deneylere dayandırıyoruz. Ama yorumlayıcı fikrinin "bütünleşik bir benlik duygusu" ile ilişkilendirilmesi, bu dersin sorusuna doğrudan bağlanıyor: kendimizi tek bir faile sahip, tutarlı bir bütün olarak yaşamamız, bir ölçüde zihnin kurduğu bir şey.
Bir eylemin sahibi olma duygusunun nasıl yanılabileceği, sağlıklı katılımcılarla yapılmış bir deneyle sınandı.
Wegner bu çerçeveyi birkaç yıl sonra daha geniş bir değerlendirmede ele aldı.
Gündelik hayatta
Gözlem görevi
Bu görevde üç gün boyunca, zihninin bir olayın nedenini ya da sahibini hızla belirlediği anları yakalayacak ve hikâyeye eklenen ek parçalara bakacaksın.
Kayıt: Her an için bir satır: ne oldu, içinde beliren ilk açıklama, üç ilkenin her biri için evet ya da hayır, kontrol ettiysen ne buldun. Açıklamaya sonradan bir ek parça eklediysen, örneğin "gecikmeli çalışıyor" ya da "bu sefer istisna" gibi, onu ayrıca işaretle. Üç günün sonunda iki sayıyı yaz: kaç açıklamanın kontrol edildiğinde doğru çıktığı, kaçının başka bir nedene işaret ettiği. Son olarak, ek parça eklediğin anların hikâyeyi düzeltmeye mi, korumaya mı hizmet ettiğini düşün.
Bu görev her şeyden kuşkulanmaya bir çağrı değil. Açıklamaların çoğu muhtemelen doğru çıkacak; görevin değeri, doğru ve yanlış çıkanların aynı hızla ve aynı kesinlikle kurulduğunu görmekte.
Yaygın yanılgılar
Yaygın yanlış"Yorumlayıcı yalnız ayrık beyin hastalarında olan tuhaf bir durumdur."
Ayrık beyin çalışmaları bu eğilimi çok açık biçimde gösterdi, çünkü orada açıklamayı üreten yarı gerçek nedeni hiç görmemişti. Ama sağlıklı katılımcılarla yapılan deneyler de, eylemin gerçek nedeni başka olsa bile insanların kendilerini eylemin sahibi olarak yaşayabildiğini gösteriyor. Sibel'in kumandası, Nihat Bey'in asansörü ve Cenk'in fikri, aynı eğilimin gündelik biçimleri.
Yaygın yanlış"Bir eylemi ben istedim diye hissediyorsam, o eylemi kesinlikle ben başlattım."
Wegner ve Wheatley'in deneyinde katılımcılar, aslında yapmaya zorlandıkları bir eylemi, hemen öncesinde onu düşünmeye yönlendirildiklerinde kendi istekleriyle yapmış gibi yaşayabildi. İsteme duygusu güçlü bir deneyim, ama gerçek nedensel sürecin doğrudan bir kaydı olmayabilir. Çoğu zaman ikisi örtüşüyor; örtüşmediklerinde ise fark, duygunun kendisinden anlaşılmıyor.
Yaygın yanlış"Faillik duygusu bir yanılsamaysa, hiçbir şeyden sorumlu değilim."
Wegner'in çerçevesi, isteme deneyiminin nasıl kurulduğunu anlatıyor; insanların eylemlerinin nedeni olmadığını söylemiyor. Bu görüşten bilinçli istemenin bütünüyle bir yanılsama olduğu sonucunu çıkarmak, felsefede ve bilimde süren tartışmalı bir adım. Bu dersin daha dar sonucu şu: "ben yaptım" duygusu yanılabilir, ama bu, yaptıklarımızın sonuçlarını üstlenmeyi ortadan kaldırmıyor.
Sınır
Yorumlayıcı kavramı, Temel Psikoloji Akademisi'nin de vurguladığı gibi, bir işlev betimlemesi; beynin belirli bir yerinde duran ayrı bir modül değil. Bu ders onu sağlıklı insanlardaki gündelik açıklama üretme eğilimini anlamak için bir düşünme aracı olarak kullanıyor. Ayrık beyin hastalarından sağlıklı insanlara yapılan her genelleme dikkatle yapılmalı; o hastalarda gözlenen şeyin ölçüsü gündelik yaşamdakinden çok farklı.
Gülşen'in durumu, beyin hasarı sonrası görülen ve klinikte değerlendirilen bir tabloya işaret ediyor. Bu tür tablolar bir farkındalık alıştırmasıyla değil, hekim ve bakım ekibiyle ele alınır. Bir yakınınızda daha önce olmayan, olmamış olayları içtenlikle anlatma, zaman ve yer karışıklığı gibi değişiklikler fark ederseniz, bunu bir hekime danışmak gerekir.
Faillik ve özgür irade soruları bu dersin kapsamının dışında. Wegner'in değerlendirmesi bu sorulara dair güçlü bir görüşü savunuyor ve bu görüş tartışmalı. Burada ondan yalnız şu alındı: eylemin sahibi olma duygusu, düşünce ile eylem arasındaki ilişkiye bakan bir çıkarım gibi işleyebiliyor ve bu çıkarım yanılabiliyor. Benlik duygusunun nasıl kurulduğu bu akademinin benlik seviyesinde ayrıca ele alınacak.
Kapanış
- Zihin, nedenini doğrudan bilmediği olaylara hızla tutarlı açıklamalar üretir ve onları bir gözlem gibi yaşar; ayrık beyin çalışmaları bu eğilimi en çıplak biçimde gösterdi, ama eğilim sağlıklı beyinde de işliyor.
- Bir eylemi kendi istediğimizle yaptığımız duygusu, düşüncenin eylemden önce gelmesine, onunla tutarlı olmasına ve başka nedenin görünmemesine bakan bir çıkarım gibi işleyebilir ve gerçek nedeni başka olsa da ortaya çıkabilir.
- Bir hikâyeye uymayan ayrıntıya eklenen ek açıklama, çoğu zaman bir şeyin gözden kaçtığının ilk işaretidir; bir açıklamayı üç ilkeyle yoklamak, onu bir gözlem olmaktan çıkarıp sınanabilir bir tahmine çevirir.
Üç soru
- Sibel kanalı kendisinin değiştirdiğini düşündü. Öncelik, tutarlılık ve tekillik ilkelerinin her birinin o anda nasıl sağlandığını açıkla.
- Arda koltuğundan kalkınca takımının gol yediğine inanıyordu. Bu inancın oluşmasında yorumlayıcının nasıl bir payı olabilir? Arkadaşının önerdiği liste bu inancı nasıl sınadı?
- Bir arkadaşın, Wegner'in görüşünü duyduktan sonra "Demek ki hiçbir kararım gerçekten benim değil" diyor. Bu derste anlatılanlara göre ona ne söylersin?
Yanıtlar
Birinci soruda öncelik ilkesi sağlanmıştı, çünkü Sibel kanalı değiştirmeyi düşünmüştü ve bu düşünce ekranın değişmesinden hemen önce geldi. Tutarlılık ilkesi sağlanmıştı, çünkü düşüncesi ile olan şey aynıydı: kanalın değişmesi. Tekillik ilkesi de sağlanmış görünüyordu, çünkü öbür kumandayı tutan oğlu görüş alanında değildi ve başka bir neden akla gelmiyordu. Üç koşul bir araya gelince zihin "ben değiştirdim" sonucunu çıkardı. Küçük zaman uyumsuzluğu bu sonuca uymayınca hikâyeyi bozmak yerine "kumanda bozuk" ekini üretti.
İkinci soruda Arda'nın zihni, koltuktan kalkması ile gol yenmesi arasındaki bir zaman yakınlığından bir neden hikâyesi kurdu. Yorumlayıcı, boşluk bırakmamak için en yakın ve en göze çarpan olayı açıklamaya bağladı; sonra hikâyeye uyan anlar hatırlandı, uymayanlar unutuldu. Arkadaşının listesi, iç gözlemin değil davranış kaydının bir örneği: bütün maçlar yazılınca hem koltukta kalınan maçlarda gol yenildiği hem de kalkılan maçlarda gol atıldığı görüldü. Hikâye bir gözlem olmaktan çıkıp sınanan bir tahmine döndü.
Üçüncü soruda Wegner'in çerçevesi, isteme duygusunun nasıl kurulduğunu anlatıyor; kararlarımızın bizden gelmediğini söylemiyor. Bu dersin daha dar sonucu, "ben yaptım" duygusunun bazı durumlarda yanılabildiği. Bilinçli istemenin bütünüyle bir yanılsama olduğu görüşü tartışmalı ve bu dersin bulgularından doğrudan çıkmıyor. Arkadaşına, isteme duygusunun yanılabilir olmasının, kararlarının sonuçlarını üstlenmesini ortadan kaldırmadığını, yalnız bu duyguyu her zaman kesin bir kanıt saymamak gerektiğini hatırlatabilirsin.
Sonraki derse köprü
Bu modülde iç gözlemin sınırlarını gördük: nedenlerimizi bilmeden açıkladığımızı, seçmediğimizi savunabildiğimizi, eylemlerimizin sahibi olduğumuz duygusunu bile yorumla kurduğumuzu. Bu, iç dünyaya hiç bakmamamız gerektiği anlamına mı geliyor? Sıradaki modül başka bir yol deniyor: açıklama ve neden sormak yerine, rastgele bir anda iç deneyimi yargısız betimlemek. İlk ders, Russell Hurlburt'ün betimleyici deneyim örneklemesi yöntemini ve bu yöntemle sık karşılaşılan beş iç deneyim biçimini anlatıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.