2.1 · Seviye 2 · İç gözlem: kendi zihnini nereden biliyorsun
İç gözlemin kısa tarihi
Wundt’un laboratuvarı, davranışçılığın iç gözlemi reddetmesi ve bilişsel bilimin ona temkinli dönüşü
Farkındalık Akademisi — M04, Kendini Bilmenin Sınırları · 2.297 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 10 dk okuma · 15 dk dinleme
Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.
Açılış
Malatya'da bir kayısı kurutma işletmesinde kalite ustası olan Fikret, yeni işe başlayan Hilal'e bir avuç kuru kayısı uzatıyor ve soruyor: "Nasıl görünüyor?" Hilal biraz düşünüp cevap veriyor: "Güzel. İyi kayısı." Fikret başını sallıyor ama memnun değil. "Güzel deme. Ne gördüğünü söyle. Rengi ne, yüzeyi nasıl, ışığı nasıl tutuyor?"
Hilal ikinci denemede başka cümleler kuruyor: kenarlara doğru koyulaşan bir turuncu, ortada hafif bir parlaklık, bir tanede kahverengiye çalan bir leke. Fikret ona bir renk kartı ve üç basamaklı bir not sistemi veriyor. İki hafta boyunca Hilal'in her partiye verdiği notlar, işletmenin nem ölçüm cihazının sonuçlarıyla yan yana yazılıyor. İlk günlerde ikisi sık sık ayrışıyor. Üçüncü haftanın sonunda Hilal'in gözü ile cihazın sayısı çoğu partide aynı yeri gösteriyor; ayrıştıkları partilerde ise Fikret yeniden bakıyor ve bir kez cihazın yanlış ayarlandığı ortaya çıkıyor.
Hilal'in iki haftada yaşadığı şey, psikolojinin kendi zihnine bakma yöntemiyle yaklaşık bir buçuk yüzyıldır yaşadığı şeyin küçük bir özeti: önce bakmayı eğitmek, sonra iki gözlemci anlaşamadığında yöntemi sorgulamak, en sonunda içeriden gelen raporu dışarıdan gelen ölçümlerle yan yana koymak. Bu ders Seviye 2'yi açıyor ve bakışı dışarıdaki dünyadan kendi zihnine çeviriyor. İlk soru şu: kendine bakmak ne kadar güvenilir bir yöntem?
Tek fikir
İç gözlem ne sorgusuz bir bilgi kaynağı ne de tümden atılacak bir yanılsama. Psikolojinin tarihi, ona ne zaman ve nasıl güvenileceğini öğrenmenin tarihi: dikkatle sorulmuş, derecelendirilmiş ve başka ölçümlerle karşılaştırılmış bir iç rapor işe yarar.
Nasıl işler
İç gözlemin tarihini Temel Psikoloji Akademisi, psikolojinin doğuşunu anlattığı ilk modülde ayrıntılı olarak işliyor: Leipzig'deki laboratuvarı, eğitimli gözlemcileri, gözlemcilerin anlaşamadığı tartışmaları, davranışçılığın içebakışı bir yöntem olarak reddetmesini ve bilişsel devrimi. Orada tanımlanan terimleri burada yeniden kurmayacağız. Bu dersin işi, o tarihten bir farkındalık öğrencisinin kendi defterine taşıyabileceği üç dersi çıkarmak.
Kısaca hatırlayalım. Psikoloji on dokuzuncu yüzyılın sonunda bir deney bilimi olarak kurulduğunda, zihni incelemenin doğal yolu kişinin kendi yaşantısını gözleyip bildirmesiydi. Bin sekiz yüz yetmiş dokuzda Leipzig'de kurulan laboratuvar bu raporları denetimli koşullarda, kısa ve tekrar edilebilir uyaranlarla topladı. Gözlemciler uzun süre eğitiliyordu. Yirminci yüzyılın başında farklı laboratuvarların eğitimli gözlemcileri aynı tür görevlerde birbirine zıt şeyler bildirmeye başladı ve bu anlaşmazlığı iç gözlemle çözmenin bir yolu bulunamadı. Bin dokuz yüz on üçte yayımlanan ve sonradan davranışçı manifesto diye anılan makale, bilincin değil gözlenebilir davranışın psikolojinin konusu olması gerektiğini savundu. Sonraki on yıllarda iç gözlem bilimsel dergilerden büyük ölçüde çekildi. Bilişsel devrimle zihin yeniden araştırmanın merkezine döndü, ama çoğunlukla tepki süreleri ve hatalar üzerinden; içeriden gelen rapor uzun süre kuşkuyla karşılandı.
Bu tarihin birinci dersi: bakmak eğitilebilir. Hilal'in ilk cevabı bir yargıydı, ikinci cevabı bir betimleme. İç gözlemde de "kötü hissediyorum" ile "göğsümde bir sıkışma, boğazımda bir düğüm, düşüncelerim aynı cümlede dönüyor" aynı türden raporlar değil. İkincisi daha çok şey söylüyor ve başkasıyla karşılaştırılabiliyor.
İkinci ders: iki rapor ayrıştığında hangisinin doğru olduğuna yalnız iç gözlemle karar verilemez. Bu, erken laboratuvarların yaşadığı çıkmazdı. Çözüm iç gözlemden vazgeçmek değil, onu başka kaynaklarla yan yana koymak.
Fikret'in işletmesinde Hilal'in gözü, nem cihazı ve ustanın ikinci bakışı üç ayrı kaynaktı. Hilal ile cihaz ayrıştığında ikisinden biri otomatik olarak haklı sayılmadı; ayrışma, bakılacak yeri gösterdi.
Üçüncü ders: sorunun biçimi cevabı belirler. "Gördün mü, görmedin mi?" diye sorulan biri iki seçenekten birini seçmek zorunda kalır. "Ne kadar net gördün?" diye sorulan biri ise ara durumları bildirebilir: bir şeyin kıpırdadığını ama ne olduğunu seçemediğini, neredeyse net gördüğünü. Bugünkü bilinç araştırmalarında bu ayrım bir ölçeğe dönüştü.
Bu üç ders birlikte bir tutum tarif ediyor: iç raporu ne körü körüne kabul et ne de bütünüyle reddet. Onu nasıl sorduğuna dikkat et, derecelendirerek kaydet ve mümkün olduğunda dışarıdan bir ölçümle karşılaştır.
Ne biliyoruz
İç gözlemin bilişsel bilime temkinli dönüşünü açıkça savunan metinlerden biri, beyin görüntüleme çağında yazılmış bir değerlendirme.
Jack ve Roepstorff yeni bir veri sunmuyor, araştırmacılara bir yol öneriyor; kanıt kartı bu yüzden yok. Ama "temkinli dönüş" ifadesinin ne anlama geldiğini açıkça gösteriyor: iç gözlem tek başına değil, öteki kaynaklarla birlikte geri çağrılıyor.
İç raporun nasıl sorulduğunun önemini doğrudan ölçen bir çalışma, üç farklı farkındalık ölçüsünü karşılaştırdı.
Deneyimin netliğini soran ölçek, başarıyla güven puanından da bahisten de çok daha güçlü bir ilişki gösterdi; fark, uyaranın en zayıf olduğu koşullarda en belirgindi. Üç ölçüde de katılımcılar hiçbir şey görmediklerini söyledikleri denemelerde şans düzeyinin üzerinde başarı gösterdi. Ama bu görünmeyen bilgi, yalnız farkındalık ile başarı arasında bir ilişkinin de bulunduğu koşullarda başarıya katkıda bulunuyordu.
Aynı araştırma grubunun daha önceki bir çalışması ise sorunun biçiminin bilinçle ilgili kuramsal bir tartışmayı nasıl etkilediğini gösteriyor.
Gündelik hayatta
Gözlem görevi
Bu görevde kısa bir bakışın ne kadar net olduğunu derecelendirecek ve raporunu gerçek sonuçla karşılaştıracaksın. Bir yardımcıya ve bir deste iskambil kâğıdına ihtiyacın var.
Kayıt: Yirmi gösterimi dört basamağa göre grupla. Her basamak için kaç gösterim olduğunu ve bunların kaçında rengi doğru bildiğini yaz. En sona iki gözlem ekle: "hiçbir şey görmedim" dediğin gösterimlerde doğru tahminlerin yarıya ne kadar yakın, ve basamaklar yükseldikçe doğruluk düzenli olarak artıyor mu?
Bu görev bir görme testi değil ve bir göz muayenesinin yerini tutmaz. Amaç, kendi iç raporunun derecelendirildiğinde ne kadar bilgi taşıdığını görmek. Renk tahminlerinde yarı yarıya doğruluk şans düzeyi; yirmi gösterimlik küçük bir denemede bundan küçük sapmalar tesadüf olabilir.
Yaygın yanılgılar
Yaygın yanlış"Kendi zihnime en yakın kişi benim, öyleyse iç gözlemim her zaman doğrudur."
Zihninin içine ancak sen bakabiliyorsun, bu doğru. Ama erken laboratuvarların tarihi, dikkatle eğitilmiş gözlemcilerin bile aynı görevde birbirine zıt şeyler bildirebildiğini gösteriyor. Ayrıcalıklı erişim, yanılmazlık demek değil. Bir iç rapor ancak nasıl sorulduğuna ve başka kaynaklarla uyuşup uyuşmadığına bakılarak değerlendirilebilir.
Yaygın yanlış"Davranışçılık iç gözlemin değersiz olduğunu kanıtladı."
Davranışçılık iç gözlemi bir yöntem olarak reddetti; ama bu ret, iç raporun tamamen değersiz olduğunu gösteren bir kanıttan çok, laboratuvarlar arasındaki çözülemeyen anlaşmazlığa verilmiş bir yöntem tepkisiydi. Bugün bilinç araştırmalarında derecelendirilmiş iç raporlar kullanılıyor ve Sandberg ve arkadaşlarının karşılaştırmasında deneyimin netliğini soran ölçek, gerçek başarıyı öteki ölçülerden daha yakından izledi.
Yaygın yanlış"Görmediğimi söylediğim bir şey hakkında hiçbir bilgim olamaz."
Sandberg ve arkadaşlarının çalışmasında katılımcılar hiçbir şey görmediklerini söyledikleri denemelerde de şans düzeyinin üzerinde başarı gösterdi. Eda'nın "tahmin" dediği sorulardan bazılarını doğru bilmesi de buna benzer bir gündelik gözlem. İç raporun "hayır" dediği yerde bile bir bilgi bulunabiliyor; bu, raporun yalan olduğunu değil, tek başına her şeyi yakalamadığını gösteriyor.
Sınır
Bu dersteki tarih bilinçli olarak kısa tutuldu. Leipzig laboratuvarının, rakip laboratuvarların ve davranışçılığın ayrıntılı hikâyesi, kişileri ve tartışmalarıyla birlikte Temel Psikoloji Akademisi'nde anlatılıyor; burada yalnız iç gözlemle ilgili sonuçlar alındı. Tarihin bu kadar kısa bir özeti, okulların arasındaki inceliklerin çoğunu dışarıda bırakır.
Algısal farkındalık ölçeği üzerine yapılan çalışmalar, ekranda çok kısa gösterilen görsel uyaranlarla yapıldı. Bu ölçeğin duygular, düşünceler ya da beden duyumları gibi iç yaşantılar için aynı sonucu verip vermediği bu çalışmalardan çıkarılamaz. Görevdeki iskambil denemesi, araştırmanın mantığını mutfak masasına taşıyan bir alıştırma; aynı ölçümü yaptığını iddia etmiyor. Derecelendirilmiş raporun iç yaşantılarda nasıl kullanılacağı bu seviyenin ilerideki derslerinde ayrıca ele alınacak.
İç gözlemi güçlendirmek, kendi yaşantının hesabını kimseye vermek zorunda olduğun anlamına gelmiyor. Bu seviyenin görevleri bir kendini yargılama alıştırması değil; zihninin içine bakmak bir yerde rahatsız edici hâle geliyorsa, örneğin aynı sıkıntılı düşüncenin etrafında dönmeye başladığını görürsen, görevi bırakıp dikkatini dışarıdaki bir işe vermek doğru bir seçim. Aynı düşüncenin etrafında dönmek ile bir düşünce üzerine düşünmek arasındaki fark, Seviye 4.ün düşünceyle ilişki modülünde ayrıca işlenecek.
Kapanış
- İç gözlem psikolojinin ilk yöntemiydi; laboratuvarlar arasındaki çözülemeyen anlaşmazlıklar davranışçılığın onu reddetmesine yol açtı ve bilişsel bilim ona ancak temkinle döndü.
- Temkinli dönüşün özü üçgenleme: iç raporu davranış ve başka ölçümlerle yan yana koymak; kaynaklar ayrıştığında hangisinin haklı olduğuna değil, nereye yeniden bakılacağına karar vermek.
- Sorunun biçimi cevabı belirler; deneyimi evet ya da hayır diye değil, derecelendirerek sormak, iç raporun taşıdığı bilgiyi artırır.
Üç soru
- Hilal'in ilk cevabı "güzel, iyi kayısı" idi. Bu cevap ile ikinci cevabı arasındaki farkı, iç gözlemin tarihinden çıkan birinci dersle açıkla.
- Bekçi İsmail "kesin biri var" yerine "bir şey kıpırdadı, ne olduğunu seçemedim" dedi. Algısal farkındalık ölçeği üzerine yapılan araştırma, bu iki cümle arasındaki fark hakkında ne düşündürüyor?
- Optisyen Levent hastanın cevabı ile cihazın ölçümü uyuşmadığında ne yapıyor? Bunu üçgenleme kavramıyla ilişkilendir.
Yanıtlar
Birinci soruda Hilal'in ilk cevabı bir yargıydı: kayısının iyi olduğunu söylüyor ama ne gördüğünü söylemiyordu. İkinci cevabı ise renk, yüzey ve leke gibi gözlenebilir nitelikleri bildiren bir betimlemeydi. Tarihin birinci dersi, bakmanın eğitilebileceği; eğitim, yargıyı betimlemeden ayırmayı öğretiyor. Betimleme başkasıyla ve cihazla karşılaştırılabildiği için daha çok bilgi taşıyor. "İlk cevap yanlıştı" demek çekici ama eksik; kayısı gerçekten iyi olabilirdi, sorun cevabın kontrol edilebilir bir şey söylememesiydi.
İkinci soruda araştırma, deneyimi derecelendirerek bildirmenin, evet ya da hayır cevabından daha çok bilgi taşıyabildiğini gösteriyor. "Kesin biri var" cümlesi deneyimi en üst basamağa yerleştiriyordu; "bir şey kıpırdadı, seçemedim" ise ara bir basamağı doğru adlandırıyordu. Bu derecelendirme, kamera kaydına bakmak gibi bir sonraki adımın ne kadar acil olduğunu da belirledi. Araştırma görsel bir laboratuvar görevinde yapıldı; bekçinin durumu ona benzeyen bir gündelik örnek, aynı ölçümün kendisi değil.
Üçüncü soruda Levent hastanın raporunu da cihazın sayısını da tek başına kesin saymıyor; uyuşmadıklarında soruyu yavaşlatıp yeniden deniyor. Üçgenleme, bağımsız kaynakların birbirinin zayıflığını dengelemesi demek: hasta neyin net göründüğünü bilir, cihaz gözün kırılma değerini ölçer. Ayrışma, hangisinin haklı olduğunu değil, nereye yeniden bakılacağını gösteriyor.
Sonraki derse köprü
Bu derste iç gözlemin "ne görüyorum, ne kadar net görüyorum" sorusuna nasıl cevap verdiğine baktık ve derecelendirilmiş, karşılaştırılmış bir raporun güvenilir olabildiğini gördük. Ama iç gözleme sorulan her soru bu türden değil. "Bunu neden yaptın?" sorusu bambaşka bir kapıya açılıyor. Sıradaki ders bu kapıdan giriyor: Nisbett ve Wilson'ın bulgularından yola çıkarak, insanların kararlarının gerçek nedenlerini çoğu zaman bilmeden nasıl güvenle açıkladığını, yani bildiğimizden fazlasını söylemenin nasıl bir şey olduğunu anlatıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.