1.8 · Seviye 1 · Algı: gördüğünü sandığın
Koku ve tat
Dilin en zayıf kaldığı duyular; koku adlandırma güçlüğü ve tadın büyük kısmının burundan gelmesi
Farkındalık Akademisi — M02, Duyuları Ayrı Ayrı Okumak · 2.027 kelime · 4 gündelik durum · ≈ 9 dk okuma · 14 dk dinleme
- Temel Psikoloji Akademisi’nde: Dokunma, ağrı, koku ve tat
Gündelik durumlardaki kişiler kurgusaldır; araştırmalar ve kaynaklar gerçektir. Bu dersler tıbbi ya da psikolojik değerlendirmenin yerini tutmaz.
Açılış
Kahramanmaraş'ta yaşayan Leyla, akşam İzmir'de üniversite okuyan kızıyla görüntülü konuşuyor. Kızı ilk kez kendi başına tarhana çorbası yapmış ve bir şey eksik olduğunu söylüyor: "Anne, seninki gibi kokmuyor." Leyla tarif etmeye çalışıyor. "Hafif ekşi bir koku var, ama sirke ekşisi değil. Biraz toprak gibi, biraz güneşte kurumuş bir şey gibi. Nane var ama nane değil. Anlatamıyorum ki."
Kızı gülüyor: "Anne, sen yirmi yıldır o çorbayı yapıyorsun." Leyla da gülüyor ama bir an duraksıyor. Gerçekten de o kokuyu bin kez almış; mutfağa girdiği anda tanır, yanlış bir şey olduğunda hemen fark eder. Ama adını koyamıyor. Rengini sorsalar söylerdi, kıvamını sorsalar anlatırdı. Kokusu ise kelimelerin arasından kayıp gidiyor.
Konuşmanın sonunda Leyla bir yol buluyor: "Tarhanayı kaynatmadan önce bir tavada tereyağında biraz salçayla kavur, sonra kokla. O kokuyu ara." Kızı denediğinde "Tamam, bu!" diyor. Leyla kokuyu adlandıramadı, ama kızına onu üretmenin yolunu verdi. Bu ders, koku ve tadın neden dilin en zayıf kaldığı duyular olduğunu ve bu zayıflığın ne kadarının kaçınılmaz, ne kadarının öğrenilmiş olduğunu anlatıyor.
Tek fikir
Koku ve tat güçlü ve tanıdık deneyimler, ama çoğu zaman dilde adsız kalırlar. Bu adlandırma güçlüğü insanın evrensel bir sınırı değil; büyük ölçüde dilin, alışkanlığın ve koku ile ad arasındaki bağın gücüne bağlı ve kelime kazanıldıkça ayırt etmek kolaylaşıyor.
Nasıl işler
Koku ve tadın kimyasal tarafı, burundaki ve dildeki alıcıların nasıl çalıştığı, bir yiyeceğin tadının büyük kısmının neden aslında burundan geldiği ve kokunun anıları nasıl çağırdığı, dokunma ve ağrıyla aynı derste, Temel Psikoloji Akademisi'nde işleniyor. Bu derste farklı bir soruya bakıyoruz: bir kokuyu alıp tanıyabildiğimiz hâlde neden adını koyamıyoruz ve bunu değiştirmek mümkün mü?
Görmede durum farklı. Bir rengi gördüğünde, kırmızı, lacivert, turkuaz, ona ait bir kelimeyi çoğu zaman hemen buluyorsun. Bu kelimeler rengin kendisini anlatıyor, hangi nesnede olduğunu değil. Kokuda ise çoğumuzun elinde böyle kelimeler pek yok. Bir kokuyu anlatmak istediğimizde neredeyse her zaman onun kaynağına başvuruyoruz.
Leyla'nın tarifi tam olarak buydu: "toprak gibi", "güneşte kurumuş bir şey gibi". Kaynakla tarif işe yarayabiliyor, ama karşıdakinin aynı kaynağı bilmesine bağlı ve çoğu zaman yaklaşık kalıyor. Leyla'nın en sonunda bulduğu çözüm de bir kaynak vermekti: kızına kokuyu anlatmak yerine onu üretmenin yolunu gösterdi.
Bir kokuyu adıyla tanıyabilmek için koku ile ad arasında bir köprü kurulmuş olmalı. Bu köprü, kokuyla tekrar tekrar karşılaşırken adını da duymakla, yani ikisini birlikte öğrenmekle kuruluyor.
Leyla'nın tarhana kokusu için böyle bir bağı yoktu, çünkü o kokunun ayrı bir adı hiç olmadı; mutfakta ona "tarhana kokusu" deniyordu, bütün bir yemeğin adıyla. Kokunun içindeki katmanlara, ekşiliğe, kavrulmuşluğa, kurutulmuş otlara, hiç ayrı ayrı ad konmamıştı. Ad konmadıkça, ayırt etmek de zorlaşıyor: kelimesi olmayan bir farkı fark etmek ve başkasına anlatmak güç.
Bu, farkındalık açısından önemli bir ders. Önceki derslerde algının dikkatle, beklentiyle ve alışmayla şekillendiğini gördük. Koku ve tat bize üçüncü bir şekillendiriciyi gösteriyor: dil. Bir duyusal deneyime kelime kazandırdıkça, onu daha ince ayırabiliyor ve başkasıyla paylaşabiliyoruz.
Ne biliyoruz
Kokuyu tanımanın hangi koşullara bağlı olduğunu soran klasik bir çalışma, yetmişlerin sonunda yayımlandı.
Cain'in sonucuna göre bir kokunun başarıyla tanınması üç şeye bağlı: maddenin sık karşılaşılan bir madde olması, koku ile adı arasında uzun süredir kurulmuş bir bağ bulunması ve adı hatırlamaya bir yardım olması. Bu üçünden biri eksik olduğunda başarı belirgin biçimde düşüyor. Üçü bir aradaysa insanlar onlarca maddeyi kolayca tanıyabiliyor; sınır, kokuların birbirine ne kadar benzediğinden geliyor.
Bu bulgu yıllarca kokunun doğası gereği dile kapalı olduğu inancıyla birlikte okundu. Bu inancı sınayan bir çalışma ise bambaşka bir dilden geldi.
Sonuç çarpıcıydı. Jahai konuşurları kokuları renkler kadar kolay adlandırdı; üç ayrı ölçüde de iki görev arasında bir fark çıkmadı. İngilizce konuşurlar ise kokuları adlandırmakta zorlandı. Yazarların sonucu başlıkta söyleniyor: kokular dilde ifade edilebilir, yeter ki doğru dili konuşuyor ol.
İki çalışma birlikte bir şey söylüyor: Leyla'nın tarhana kokusunu anlatamaması onun burnunun ya da dilinin bir kusuru değil. Onun gündelik dağarcığında o kokunun katmanlarına ait kelimeler yok ve koku ile ad arasındaki bağ hiç kurulmamış. Bu bağ kurulabilir; kurulduğu yerde koku, renk kadar kolay anlatılabiliyor.
Gündelik hayatta
Gözlem görevi
Bu görevde kendi koku dağarcığını ölçecek ve koku ile ad arasında bir bağ kurmanın tanımayı nasıl değiştirdiğini kendin göreceksin.
Kayıt: Defterine iki tur için ayrı ayrı doğru adlandırdığın koku sayısını geçir. İlk turda adını bulamadığın kokular için yaptığın tarifleri aynen kopyala ve her birinin yanına not düş: bu tarif bir kaynağa benzetme mi ("… gibi"), yoksa kokunun kendi niteliği mi ("keskin", "tatlı", "ağır")? En sonda, iki tur arasındaki farkın neden doğduğunu tek cümleyle açıkla.
Koklarken kabı burnuna dayamadan, elinle havayı kendine doğru yelpazelemeyi tercih et. Çamaşır suyu, tiner ya da keskin kimyasallar gibi maddeleri bu görevde kullanma. Bilinen bir alerjin varsa ilgili maddeyi listeye alma.
Yaygın yanılgılar
Yaygın yanlış"Bir kokunun adını bulamıyorsam, onu iyi alamıyorumdur."
Koku almak ile kokuyu adlandırmak ayrı beceriler. Leyla tarhana kokusunu bin kez almış, mutfağa girer girmez tanıyor, yanlış olduğunda hemen fark ediyordu; yalnız adını koyamıyordu. Cain'in bulgusu da koku tanımanın büyük ölçüde koku ile ad arasındaki bağa ve adı hatırlamaya yardım edilmesine bağlı olduğunu gösteriyor.
Yaygın yanlış"Koku ve tat zaten kelimeyle anlatılamaz."
Bu, Batı düşünce geleneğinde uzun süre kabul edilmiş bir inanç, ama Majid ve Burenhult'un çalışması onun evrensel olmadığını gösterdi. Jahai konuşurları kokuları renkler kadar kolay adlandırıyordu. Anlatmanın zor olması, dilin bu alanda kelime geliştirip geliştirmediğiyle ilgili; deneyimin kendisiyle değil.
Yaygın yanlış"Koku ve tat ayırt etmek doğuştan gelen bir yetenektir, sonradan kazanılmaz."
Çay tadımcısı Yılmaz'ın örneği, kelime öğrendikçe ayırt etmenin de inceldiğini gösteriyor. Bazı insanlar bazı tatlara doğuştan daha duyarlı olsa da, bir farkı adlandırmak ve tekrar tekrar tanımak çoğunlukla bir öğrenme meselesi. Mutfakta, işte ve sofrada bu öğrenme her gün mümkün.
Sınır
Bu derste anılan kültürler arası bulgu, tek bir toplulukla yapılmış bir çalışmaya dayanıyor ve o topluluğu egzotik bir merak nesnesine çevirmemek önemli. Jahai örneği, bir dilin bir alanda ne kadar ince bir dağarcık geliştirebileceğini gösteriyor; Türkçenin ya da başka bir dilin bu alanda geride kaldığı yargısını değil. Türkçede de mutfakta, aktarda, çay ve kahve tadımında kullanılan zengin bir dağarcık var; yalnız bu dağarcık çoğu insanın gündelik konuşmasına girmiyor.
Kaynakların ağırlığı da ölçülü okunmalı. Cain'in çalışmasının ayrıntılarına değil yalnız özetine dayanıldı; çalışma yetmişlerin yöntemleriyle yapıldı. Kelime öğrenmenin koku ayırt etmeyi ne kadar inceltiği, bu dersin örneklerinde ve görevinde gündelik bir gözlem olarak sunuluyor; bunun laboratuvardaki büyüklüğü ayrı bir soru.
Bir de sağlık sınırı var. Koku ve tat duyularında yeni başlayan bir değişiklik, örneğin daha önce aldığın kokuları almamak, yiyeceklerin hep aynı ya da metalik bir tat vermesi, bir enfeksiyonun, kullanılan bir ilacın yan etkisinin ya da tedavi gerektiren bir durumun işareti olabilir. Bu tür bir değişikliği bir koku oyunuyla değerlendirmeye çalışma; bunu muayenede söyle; hekimin değerlendirmesi gerekir.
Kapanış
- Koku ve tat güçlü ve tanıdık deneyimlerdir, ama çoğumuz onları kendi kelimeleriyle değil, kaynaklarına benzeterek anlatırız.
- Bir kokunun adıyla tanınması, maddenin tanıdık olmasına, koku ile ad arasında kurulmuş bir bağa ve adı hatırlamaya yardım edilmesine bağlıdır; bu bir duyu keskinliğinden çok bir öğrenme meselesidir.
- Kokunun dile kapalı olduğu inancı evrensel değil; kelime kazanıldıkça ayırt etmek ve paylaşmak kolaylaşır, bu yüzden bir duyuya dil kazandırmak onu daha ince fark etmenin bir yoludur.
Üç soru
- Leyla tarhana kokusunu bin kez almış ama adını koyamıyor. Bu durumu koku–ad bağı kavramıyla açıkla ve kızına kokuyu anlatmak yerine onu üretmenin yolunu göstermesinin neden işe yaradığını söyle.
- Bir arkadaşın "İnsanlar kokuları kelimeyle anlatamaz, bilim bunu kanıtladı" diyor. Majid ve Burenhult'un bulgusu bu iddiaya ne cevap veriyor?
- Süt fabrikasında Selda'nın ekip için ortak koku adları belirlemesi kalite kontrolünü neden iyileştirdi? Kaynakla tarif ile ortak bir ad arasındaki farkı kullanarak açıkla.
Yanıtlar
Birinci soruda Leyla'nın burnu kokuyu çok iyi tanıyor, ama o kokunun katmanlarıyla eşleşmiş ayrı bir ad hiç kurulmamış; mutfakta ona yalnız bütün yemeğin adıyla "tarhana kokusu" deniyor. Koku–ad bağı olmadığı için koku tanıdık geliyor ama kelimeye dökülmüyor. Kızına kavrulmuş salça ve tereyağıyla kokuyu üretmenin yolunu göstermesi, kelimenin yerine kaynağın kendisini vermek demek; kızı kokuyu doğrudan alınca tanıyabiliyor. "Leyla'nın burnu zayıf" cevabı çekici, ama sorun algıda değil, adlandırmada.
İkinci soruda arkadaşına, bu inancın onlarca yıl boyunca çoğunlukla kentli Batılı katılımcılarla sınandığını söylersin. Majid ve Burenhult, kokunun gündelik hayatta önemli olduğu Jahai topluluğunda konuşurların kokuları renkler kadar kolay adlandırdığını, eşleştirilmiş İngilizce konuşurların ise zorlandığını buldu. Bilimin gösterdiği şey, kokunun dile kapalı olduğu değil, bazı dillerde ve kültürlerde bu alanda daha az kelime geliştiği.
Üçüncü soruda ekip üyeleri aynı bozulmayı farklı kaynak benzetmeleriyle ya da belirsiz kelimelerle anlatıyordu; "ekşimiş", "mayalı" ve "garip" aynı kokuyu mu yoksa farklı kokuları mı anlatıyor, kayıttan anlaşılamıyordu. Ortak adlar, her bozulma türü için bir koku–ad bağı kurdu: ekip aynı kokuyu aynı kelimeyle adlandırmaya başladı ve kayıtlar karşılaştırılabilir oldu. Kaynakla tarif kişiye göre değişir; ortak bir ad ise herkes için aynı kokuyu işaret eder.
Sonraki derse köprü
Koku ve tatla dilin sınırlarına baktık. Bedenin bir duyusu daha var ki çoğu zaman hiç adı anılmaz, ama her an çalışır: tenin üzerindeki baskı, sıcak ve soğuk, ve ayakta durmamızı sağlayan denge. Sıradaki ders dokunmayı, sıcaklık algısının ne kadar göreceli olduğunu ve dengeyi ancak kaybettiğimizde neden fark ettiğimizi anlatıyor.
Anlamadığın bir yer mi var?
Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.