İçeriğe geç

الواحد

67. isim

el-Vâhid

Tek

İsim dersi · 67. isim

el-Vâhid: Tek Olan

Temel seviyede yaklaşık 22 dakika

Yapay zekâ desteğiyle hazırlanmış ders. Ayetlerin Arapçası ve meali doğrulanmış kaynaktan (Osmânî hat metin, Diyanet meali) alınmıştır; hadis künyeleri ve âlim görüşleri bu doğrulamadan geçmemiştir, anılan eserde kontrol edilebilir.

Vâhid, zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde tek olan, eşi, ortağı ve benzeri bulunmayan demektir. İslâm'ın ilk ve en temel öğretisi bu isimde toplanır: tevhîd, yani Allah'ı birlemek. Kelime de aynı köktendir. Bir müslümanın hayatı, "Allah'tan başka ilah yoktur" cümlesiyle başlar ve aynı cümleyle bitmesi dilenir. el-Kahhâr dersinde bu ismin Kahhâr ile birlikte geldiği ayetler, "tek ve her şeye galip" yönüyle okunmuştu. Bu ders ise Vâhid'i tekliğin kendisi yönüyle okur: iki ilahın olamayacağını gösteren bir akıl yürütme, birden fazla efendisi olan bir kölenin hâli, müşriklerin "ilahları tek bir ilah mı yaptı?" şaşkınlığı ve Ya'kûb'un ölüm döşeğindeki sorusu.

Temel

Kelime. Vâhid, v-h-d kökünden gelir. Kökün temel anlamı "tek olmak, bir olmak, eşsiz olmak"tır. Türkçede bu kökten pek çok kelime yaşar: vahdet (birlik), tevhîd (birlemek, bir kılmak), muvahhid (Allah'ı birleyen), ittihad (birleşme), vahîd (yalnız, tek başına), vâhid (bir, tek) ve vahdâniyyet (Allah'ın birliği). Arapçada sayıların ilki olan "bir" de bu köktendir. Kur'an'da Vâhid ismi Allah için birçok yerde, çoğu zaman "tek ilah" (ilâhun vâhid) ya da "tek ve her şeye galip" (el-Vâhidü'l-Kahhâr) kalıplarında geçer.

İki ilah edinmeyin. Kur'an, tekliği en açık biçimde şöyle söyler:

Ayet, iki ilah edinmeyi yasaklar ve gerekçesini aynı cümlede verir: O ancak tek ilahtır. İnsan kalbi iki sevgiliye, iki efendiye, iki dayanağa aynı anda tam olarak yönelemez. Tevhîd yalnız bir inanç cümlesi değil, kalbin tek bir yöne dönmesidir. Ayetin son cümlesi de aynı tekliği korkuya uygular: Yalnız Ben'den korkun.

İki ilah olsaydı. Kur'an, tekliği bir akıl yürütmeyle de anlatır:

Gökte ve yerde Allah'tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Kâinatın düzeni, tek bir iradenin işaretidir. İki irade olsaydı ya çatışırlar ya da biri öbürüne boyun eğerdi; boyun eğen ise ilah olamazdı. Mü'minûn sûresi aynı düşünceyi başka bir yönden anlatır:

Her ilah kendi yarattığını alıp giderdi; birbirine üstün gelmeye çalışırlardı. Kâinatta böyle bir parçalanma görülmemesi, Vâhid'in tek başına hükmettiğini gösterir.

İlk davet. Hz. Peygamber, Muâz b. Cebel'i Yemen'e gönderirken ona şöyle öğüt vermiştir:

Buhârî, Sahîh'inin son kitabına da Kitâbü't-Tevhîd adını vermiştir. Tevhîd, İslâm'ın hem ilk adımı hem de bütün bilgisinin vardığı yerdir.

Bilerek ölen. Hz. Peygamber, tevhîdin ahiretteki karşılığını şöyle haber vermiştir:

Hadiste "söyleyerek" değil, "bilerek" denir. Tevhîd, dilin tekrarı olmadan önce kalbin bilgisidir. Kur'an da Peygamber'e vahyedilenin özünü aynı noktada toplar:

Bütün vahyin özü tek bir cümleye iner: İlahınız tek bir ilahtır.

Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Vâhid'i bölünmeyen ve benzeri olmayan diye açıklar: Parçalara ayrılmaz ve varlığında bir eşi bulunmaz. Kulun bu isimden payı, kalbini tek bir amaca yöneltmek ve ahlâkında eşsiz bir güzelliğe ulaşmaya çalışmaktır. Gazâlî'ye göre kul, dağınık isteklerin peşinde parçalandıkça tevhîdden uzaklaşır; isteklerini tek bir rızaya bağladıkça tevhîde yaklaşır.

Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Vâhid ismi, kâinatın birliğinde okunur. En uzak yıldızdaki ışık da, bir damladaki atom da aynı yasalara uyar. Bir hücrenin içindeki düzen ile bir galaksinin dönüşü, aynı dilde yazılmış gibidir. Enbiyâ 22'nin söylediği, bu birliğin bir iradeye dayandığıdır: Birden çok ilah olsaydı, kâinat bu kadar tek bir dille konuşmazdı.

Derin

Derin

İki efendili köle. Kur'an, tevhîdin insan için ne anlama geldiğini bir misalle anlatır:

Bir kölenin birbiriyle geçinemeyen birkaç efendisi vardır: Biri bir şey ister, öbürü başka bir şey; hangisini memnun etse öbürü kızar. Öbür kölenin ise tek bir efendisi vardır; neyi yapacağını bilir, kime hesap vereceğini bilir. Ayet sorar: Bu ikisi eşit midir? Şirk, insanı birçok efendi arasında parçalar; tevhîd ise onu tek bir efendinin huzurunda toplar.

Tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Kur'an, müşriklerin tevhîd karşısındaki şaşkınlığını aktarır:

Müşrikler için birçok ilah olağan, tek ilah ise tuhaftı. Her kabilenin, her ihtiyacın, her korkunun ayrı bir putu vardı. Tevhîd, bütün bu dağınık bağlılıkları tek bir yere toplamayı istiyordu. Onlara tuhaf gelen, aslında insanın parçalanmışlıktan kurtuluşuydu. Tirmizî'nin Sünen'inde (Tefsîr) aktarılan bir rivayete göre bu ayetler, Kureyş ileri gelenlerinin Ebû Tâlib'in evinde Hz. Peygamber'le konuştuğu gün inmiştir. Peygamber onlardan yalnız tek bir kelime istemiş, bu kelimenin "Lâ ilâhe illallâh" olduğunu söyleyince, ilahları tek bir ilah mı yaptığını sorarak kalkıp gitmişlerdir.

Ya'kûb'un sorusu. Kur'an, Ya'kûb'un ölüm döşeğinde oğullarına sorduğu soruyu aktarır:

Bir baba, ölürken oğullarına malını ya da mirasını değil, kime kulluk edeceklerini sorar. Oğulların cevabı dikkat çekicidir: İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek ilaha. Tevhîd, nesilden nesle aktarılan asıl mirastır.

Tek ilah ve salih amel. Kehf sûresinin son ayeti tevhîdi amelle birleştirir:

Peygamber de bir insandır; ona vahyolunan ise ilahın tek olduğudur. Ayet bundan iki sonuç çıkarır: salih amel işlemek ve kullukta hiçbir şeyi ortak koşmamak. Tevhîd, yalnız bir bilgi değil, bir yaşayıştır.

İlmî

İlmî

Temânu' delili. Kelâm âlimleri, Enbiyâ 22'den burhân-ı temânu' (karşılıklı engelleme delili) adıyla bilinen bir akıl yürütme çıkarmıştır: İki ilah farz edilse, biri bir şeyi dilediğinde öbürü onun zıddını dileyebilir. Ya ikisinin de dilediği olur, ki bu imkânsızdır; ya hiçbirinin dilediği olmaz, ki bu ikisinin de acizliğini gösterir; ya da birinin dilediği olur, ki o zaman öbürü ilah değildir. Bu delil, Mâtürîdî ve Eş'arî kelâm eserlerinde tevhîdin temel delillerinden biri olarak işlenmiştir.

Üç yönlü birlik. Kelâmcılar, Allah'ın birliğini üç yönden ele almıştır: zâtta birlik (O'nun parçalardan oluşmaması ve benzerinin olmaması), sıfatlarda birlik (hiçbir yaratılmışın sıfatlarının O'nun sıfatlarına benzememesi) ve fiillerde birlik (yaratmanın yalnız O'na ait olması). Vâhid ismi, bu üç yönün hepsini kapsar.

Nefy ve isbât. Kelime-i tevhîd iki parçadan oluşur: Lâ ilâhe (ilah yoktur) bir reddir (nefy), illallâh (ancak Allah) ise bir kabul (isbât). Âlimler bu sıralamaya dikkat çekmiştir: Önce kalp, Allah'ın dışındaki bütün ilahlardan temizlenir; sonra yalnız O'na yönelir. Tevhîd, bir boşaltma ve bir doldurma hareketidir. Sûfîler bu yüzden zikirde kelime-i tevhîdi özellikle tercih etmiş, "lâ" ile kalpten her şeyi çıkarmayı, "illallâh" ile yalnız O'nu yerleştirmeyi öğütlemiştir.

Tevhîd ilmi. İslâm ilim geleneğinde kelâm ilmine ilmü't-tevhîd ve's-sıfât adı da verilmiştir. Bu adlandırma, inançla ilgili bütün tartışmaların merkezinde Allah'ın birliğinin durduğunu gösterir. Ebû Hanîfe'ye nispet edilen el-Fıkhü'l-ekber de tevhîd ile başlar.

Vâhid ve Ehad. Kur'an'da "tek" anlamı taşıyan bir isim daha vardır: İhlâs sûresinin ilk ayetindeki el-Ehad. Bu akademinin izlediği Tirmizî listesinde Ehad ayrı bir isim olarak yer almaz. Âlimler iki kelime arasında bir fark gözetmiştir: Vâhid, ortağın ve eşin reddini; Ehad ise parçalanmanın ve bölünmenin reddini öne çıkarır. İhlâs sûresi, bir sonraki isim es-Samed ile birlikte ayrıntılı olarak işlenecektir.

İlmî

Klasik şerhlerde el-Vâhid

el-Vâhid kalıbı Kur'an'da 30 ayette, 21 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Kök ve dil bölümü bir eşleşmeyi öne çıkarır: Kahhâr dersinde görüldüğü gibi Vâhid altı ayette Kahhâr ile birliktedir. Kökün öbür kalıpları da anlamlıdır: vâhide 31 kez, çoğu zaman tek bir nefsi ya da tek bir ümmeti anlatır; vahde, tek başına, altı kez; vahîd, tek olarak, bir kez geçer. Bu dersin İlmî seviyesi temânu' delilini, üç yönlü birliği, nefy ve isbâtı, tevhîd ilmini ve Vâhid ile Ehad farkını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.

ŞârihEserİsme bakışı
Taberî (ö. 310/923)Câmiu'l-beyânTefsir: tek başına anıldığında
Kurtubî (ö. 671/1273)el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ânTefsir: tek olarak yaratılan
Kuşeyrî (ö. 465/1072)er-RisâleTasavvuf: kadîmi hâdisten ayırmak
Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210)Mefâtîhu'l-gaybTefsir: bir tek ümmet

Taberî: Tek başına anıldığında. Zümer 45, insanların tevhîde verdiği bir tepkiyi anlatır: Allah tek olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri nefretle çarpar, O'ndan başkaları anıldığında ise yüzleri güler. Taberî'nin aktardığı açıklamalara göre bu ayet, Peygamber'in yalnız Allah'ı andığı ve müşriklerin buna öfkelendiği sahneleri anlatır. Aynı kalıp A'râf 70'te Hûd'un kavminin sözünde de geçer: Atalarımızın taptıklarını bırakıp yalnız Allah'a mı kulluk edelim? Taberî'nin okuduğu ayetler bir şeyi gösterir: Vâhid'in tek başına anılması, onu tanımayan için bir rahatsızlık, tanıyan için ise bir huzurdur.

Kurtubî: Tek olarak yaratılan. Kökün vahîd kalıbı Kur'an'da yalnız Müddessir 11'de geçer: Tek olarak yarattığım kimseyi bana bırak. Kurtubî'nin tefsirinde aktarılan rivayetlere göre ayet, malı ve oğulları çok olduğu hâlde Kur'an'a karşı çıkan Mekke ileri gelenlerinden biri hakkındadır. Ayetteki tek olarak ifadesi iki şekilde açıklanır: Annesinin karnında malsız ve evlatsız, tek başına yaratılmış olması ya da Allah'ın onu tek başına yaratmış olması. İki açıklama da bir karşıtlık kurar: İnsan tek başına doğar ve tek başına döner; mal ve evlat onu tek olmaktan kurtaramaz. Gerçek tekliğin sahibi ise Vâhid'dir.

Kuşeyrî: Kadîmi hâdisten ayırmak. Kuşeyrî er-Risâle'de tevhîde ayrı bir bab açar ve sûfîlerin tevhîd tanımlarını aktarır. Bu tanımların en çok bilineni Cüneyd'e nispet edilir: Tevhîd, kadîm olanı sonradan olandan ayırmaktır. Bu tanımda tevhîd yalnız bir sayı bilgisi değil, bir ayırt etmedir: Kul, ezelî olan ile sonradan var olan her şeyi birbirinden ayırır ve kalbinde hiçbir yaratılmışa ezelî olanın yerini vermez. Dersin İlmî seviyesindeki nefy ve isbât bu tanımla örtüşür: Önce sonradan olan her şey ilah olmaktan nefyedilir, sonra kadîm olan isbât edilir.

Râzî: Bir tek ümmet. Bakara 213 ve Yûnus 19, insanların başlangıçta bir tek ümmet olduğunu, sonra ayrılığa düştüklerini söyler. Râzî'nin tefsirinde bu ayetlerin anlamı tartışılır. Bir görüşe göre insanlar başlangıçta tevhîd üzere birdi, ayrılık sonradan çıktı ve peygamberler bu ayrılığı gidermek için gönderildi. Başka bir görüşe göre birlik bir inanç birliği değil, ilk dönemin yalın hâliydi. Râzî birinci görüşün gücüne dikkat çeker. Bu okumada Vâhid'e yönelmek, insanlığın başlangıçtaki birliğine geri dönmektir; ayrılık ise o birlikten uzaklaşmanın sonucudur.

Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Müfessir Allah'ın tek başına anılmasına verilen iki tepkiyi, Kurtubî tek doğup tek dönen insanı, Kuşeyrî tevhîdin bir ayırt etme olduğunu, Râzî ise insanlığın başlangıçtaki birliğini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Vâhid'in birliği hem kâinatın hem de insanın kalbinin düzenidir; çokluk ancak O'na bağlandığında dağılmaz.

Durup düşün

  • Zümer 29'daki misale göre hayatında birbiriyle geçinemeyen "efendiler" var mı: insanların beklentileri, paranın talepleri, nefsin istekleri?

  • Ya'kûb gibi, sevdiklerine bırakmak istediğin asıl miras nedir?

  • "Allah birdir" dediğinde kalbin de aynı şeyi söylüyor mu, yoksa başka dayanaklara mı bağlı?

Uygulama

Bugün bir işe başlamadan önce niyetini kontrol et: Bu işi kimin rızası için yapıyorsun? Birden çok beklenti arasında kaldığın bir durumda, Zümer 29'daki "tek efendili köle"yi hatırla ve kararını tek bir rızaya bağla. Akşam Tefekkür Defteri'ne, kalbini dağıtan şeyleri ve onları tek bir yöne nasıl toplayabileceğini yaz.

Kendini sına

  1. v-h-d kökünden gelen Türkçe kelimelerden üçünü sayın.
    Cevabı göster

    Vahdet, tevhîd, muvahhid, ittihad ve vahdâniyyet bu köktendir.

  2. Enbiyâ 22'ye göre gökte ve yerde Allah'tan başka ilahlar olsaydı ne olurdu?
    Cevabı göster

    İkisi de, yani gök de yer de bozulurdu.

  3. Zümer 29'daki misalde hangi iki köle karşılaştırılır?
    Cevabı göster

    Birbiriyle geçinemeyen birkaç efendisi olan köle ile yalnız bir efendiye bağlı olan köle.

  4. Hz. Peygamber, Muâz b. Cebel'e Yemen'deki insanları ilk olarak neye davet etmesini öğütlemiştir?
    Cevabı göster

    Allah'ı birlemeye, yani tevhîde.

Kur'an'da el-Vâhid

Kelime (واحِد) Kur'an'da 30 kez, 30 ayette ve 21 sûrede geçer. Bunlar kelimenin bütün geçişleridir; hepsi ismin Allah için kullanıldığı yer değildir. Hangisinin Allah'ı nitelediğini ders metni ve şerhler ele alır.

En çok geçtiği sûreler
  • Bakara3
  • Nisâ3
  • Yûsuf2
  • Ra'd2
  • İbrâhîm2
  • Nahl2
  • Sâd2
  • Mâide1

ve 13 sûre daha

Aynı ayette birlikte geçtiği isimler

Sayı, iki kelimenin aynı ayette geçtiği ayet sayısıdır. Kur'an'daki isim çiftleri (Gafûr ile Rahîm gibi) çoğunlukla ayet sonlarında gelir.

  1. Bakara 61

    وَإِذْ قُلْتُمْ يَٰمُوسَىٰ لَن نَّصْبِرَ عَلَىٰ طَعَامٍۢ وَٰحِدٍۢ فَٱدْعُ لَنَا رَبَّكَ يُخْرِجْ لَنَا مِمَّا تُنۢبِتُ ٱلْأَرْضُ مِنۢ بَقْلِهَا وَقِثَّآئِهَا وَفُومِهَا وَعَدَسِهَا وَبَصَلِهَا ۖ قَالَ أَتَسْتَبْدِلُونَ ٱلَّذِى هُوَ أَدْنَىٰ بِٱلَّذِى هُوَ خَيْرٌ ۚ ٱهْبِطُوا۟ مِصْرًۭا فَإِنَّ لَكُم مَّا سَأَلْتُمْ ۗ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ وَٱلْمَسْكَنَةُ وَبَآءُو بِغَضَبٍۢ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّۦنَ بِغَيْرِ ٱلْحَقِّ ۗ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ

    "Ey Musa! Bir çeşit yemeğe dayanamayacağız, bizim için Rabbine yalvar, bize, yerin bitirdiği sebze, hıyar, sarımsak, mercimek ve soğan yetiştirsin" demiştiniz de, "Hayırlı olanı daha düşük şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? Bir şehre inin, şüphesiz orada istediğiniz vardır" demişti. Onlara yoksulluk ve düşkünlük damgası vuruldu, Allah'ın gazabına uğradılar. Bu, Allah'ın ayetlerini inkar etmeleri ve haksız yere peygamberleri öldürmelerindendi; bu, karşı gelmeleri ve taşkınlık yapmalarındandı.

  2. Bakara 133Derste işleniyor

    أَمْ كُنتُمْ شُهَدَآءَ إِذْ حَضَرَ يَعْقُوبَ ٱلْمَوْتُ إِذْ قَالَ لِبَنِيهِ مَا تَعْبُدُونَ مِنۢ بَعْدِى قَالُوا۟ نَعْبُدُ إِلَٰهَكَ وَإِلَٰهَ ءَابَآئِكَ إِبْرَٰهِۦمَ وَإِسْمَٰعِيلَ وَإِسْحَٰقَ إِلَٰهًۭا وَٰحِدًۭا وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ

    Yoksa Yakub can verirken sizler yanında mı idiniz? O, oğullarına: "Benden sonra kime kulluk edeceksiniz?" diye sormuştu; Onlar da: "Senin Tanrına ve ataların İbrahim, İsmail, İshak'ın Tanrısı olan tek Tanrıya kulluk edeceğiz, bizler O'na teslim olmuşuzdur" demişlerdi.

  3. Bakara 163

    وَإِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ ۖ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلرَّحْمَٰنُ ٱلرَّحِيمُ

    Tanrınız bir tek Tanrıdır. O, merhamet eden, merhametli olandan başka Tanrı yoktur.

  4. Nisâ 11

    يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِىٓ أَوْلَٰدِكُمْ ۖ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۚ فَإِن كُنَّ نِسَآءًۭ فَوْقَ ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ ۖ وَإِن كَانَتْ وَٰحِدَةًۭ فَلَهَا ٱلنِّصْفُ ۚ وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَٰحِدٍۢ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدٌۭ ۚ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُۥ وَلَدٌۭ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُ ۚ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخْوَةٌۭ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ يُوصِى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ ۗ ءَابَآؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًۭا ۚ فَرِيضَةًۭ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًۭا

    Allah çocuklarınız hakkında, erkeğe iki dişinin hissesi kadar tavsiye eder. Eğer kadınlar ikinin üstünde ise, bırakılanın üçte ikisi onlarındır; şayet bir ise yarısı onundur. Ana babadan her birine, ölenin çocuğu varsa yaptığı vasiyetten veya borcundan arta kalanın altıda biri, çocuğu yoksa, anası babası ona varis olur, anasına üçte bir düşer. Kardeşleri varsa, altıda biri annesinindir; babalarınız ve oğullarınızdan menfaatçe hangisinin size daha yakın olduğunu siz bilmezsiniz. Bunlar Allah tarafından tesbit edilmiştir. Doğrusu Allah bilendir, Hakim olandır.

  5. Nisâ 12

    ۞ وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَٰجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌۭ ۚ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌۭ فَلَكُمُ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ يُوصِينَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍۢ ۚ وَلَهُنَّ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌۭ ۚ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌۭ فَلَهُنَّ ٱلثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم ۚ مِّنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ تُوصُونَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍۢ ۗ وَإِن كَانَ رَجُلٌۭ يُورَثُ كَلَٰلَةً أَوِ ٱمْرَأَةٌۭ وَلَهُۥٓ أَخٌ أَوْ أُخْتٌۭ فَلِكُلِّ وَٰحِدٍۢ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ ۚ فَإِن كَانُوٓا۟ أَكْثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَآءُ فِى ٱلثُّلُثِ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍۢ يُوصَىٰ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّۢ ۚ وَصِيَّةًۭ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌۭ

    Kadınlarınızın çocukları yoksa bıraktıklarının yarısı sizindir, çocukları varsa, bıraktıklarının ettikleri vasiyetten veya borçtan arta kalanın dörtte biri sizindir. Sizin çocuğunuz yoksa ettiğiniz vasiyet veya borç çıktıktan sonra bıraktıklarınızın dörtte biri karılarınızındır; çocuğunuz varsa, bıraktıklarınızın sekizde biri onlarındır. Eğer bir erkek veya kadına kelale yollu (çocuğu ve babası olmadığı halde) varis olunuyor ve bunların ana-bir erkek veya bir kız kardeşi bulunuyorsa, her birine edilen vasiyetten veya borçtan arta kalanın altıda biri düşer; ikiden çoksalar, üçte birine, zarara uğratılmaksızın ortak olurlar. Bunlar Allah tarafından tavsiye edilmiştir. Allah bilendir. Halim'dir.

  6. Nisâ 171

    يَٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَٰبِ لَا تَغْلُوا۟ فِى دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ ۚ إِنَّمَا ٱلْمَسِيحُ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ ٱللَّهِ وَكَلِمَتُهُۥٓ أَلْقَىٰهَآ إِلَىٰ مَرْيَمَ وَرُوحٌۭ مِّنْهُ ۖ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ۖ وَلَا تَقُولُوا۟ ثَلَٰثَةٌ ۚ ٱنتَهُوا۟ خَيْرًۭا لَّكُمْ ۚ إِنَّمَا ٱللَّهُ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ ۖ سُبْحَٰنَهُۥٓ أَن يَكُونَ لَهُۥ وَلَدٌۭ ۘ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًۭا

    Ey Kitap ehli! Dininizde taşkınlık etmeyin. Allah hakkında ancak gerçeği söyleyin. Meryem oğlu İsa Mesih, Allah'ın peygamberi, Meryem'e ulaştırdığı kelimesi ve kendinden bir ruhtur. Allah'a ve peygamberlerine inanın, "üçtür" demeyin, vazgeçin, bu hayrınızadır. Allah ancak bir tek Tanrı'dır, çocuğu olmaktan münezzehtir, göklerde olanlar da yerde olanlar da O'nundur. Vekil olarak Allah yeter.

  7. Mâide 73

    لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ ثَالِثُ ثَلَٰثَةٍۢ ۘ وَمَا مِنْ إِلَٰهٍ إِلَّآ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ ۚ وَإِن لَّمْ يَنتَهُوا۟ عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ

    And olsun ki, "Allah üçten biridir" diyenler kafir olmuştur; oysa tanrı ancak bir tek Tanrı'dır. Dediklerinden vazgeçmezlerse, and olsun onlardan inkar edenler elem verici bir azaba uğrayacaktır.

  8. En'âm 19

    قُلْ أَىُّ شَىْءٍ أَكْبَرُ شَهَٰدَةًۭ ۖ قُلِ ٱللَّهُ ۖ شَهِيدٌۢ بَيْنِى وَبَيْنَكُمْ ۚ وَأُوحِىَ إِلَىَّ هَٰذَا ٱلْقُرْءَانُ لِأُنذِرَكُم بِهِۦ وَمَنۢ بَلَغَ ۚ أَئِنَّكُمْ لَتَشْهَدُونَ أَنَّ مَعَ ٱللَّهِ ءَالِهَةً أُخْرَىٰ ۚ قُل لَّآ أَشْهَدُ ۚ قُلْ إِنَّمَا هُوَ إِلَٰهٌۭ وَٰحِدٌۭ وَإِنَّنِى بَرِىٓءٌۭ مِّمَّا تُشْرِكُونَ

    "Şahit olarak hangi şey daha büyüktür" de. "Allah benimle sizin aranızda şahiddir. Bu Kuran bana, sizi ve ulaştığı kimseleri uyarmam için vahyolundu; Allah'la beraber başka tanrılar bulunduğuna siz mi şahidlik ediyorsunuz?" de. "Ben şehadet etmem" de. "O ancak tek Tanrıdır, doğrusu ben ortak koşmanızdan uzağım" de.

  9. Tevbe 31

    ٱتَّخَذُوٓا۟ أَحْبَارَهُمْ وَرُهْبَٰنَهُمْ أَرْبَابًۭا مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَٱلْمَسِيحَ ٱبْنَ مَرْيَمَ وَمَآ أُمِرُوٓا۟ إِلَّا لِيَعْبُدُوٓا۟ إِلَٰهًۭا وَٰحِدًۭا ۖ لَّآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ سُبْحَٰنَهُۥ عَمَّا يُشْرِكُونَ

    Onlar Allah'ı bırakıp hahamlarını, papazlarını ve Meryem oğlu Mesih'i rableri olarak kabul ettiler. Oysa tek Tanrı'dan başkasına kulluk etmemekle emrolunmuşlardı. Ondan başka tanrı yoktur. Allah, koştukları eşlerden münezzehtir.

  10. Yûsuf 39

    يَٰصَىٰحِبَىِ ٱلسِّجْنِ ءَأَرْبَابٌۭ مُّتَفَرِّقُونَ خَيْرٌ أَمِ ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ

    "Ey mahpus arkadaşlarım! Ayrı ayrı bir sürü uydurma rabler mi daha iyidir, yoksa her şeyden üstün tek Allah mı?"

  11. Yûsuf 67

    وَقَالَ يَٰبَنِىَّ لَا تَدْخُلُوا۟ مِنۢ بَابٍۢ وَٰحِدٍۢ وَٱدْخُلُوا۟ مِنْ أَبْوَٰبٍۢ مُّتَفَرِّقَةٍۢ ۖ وَمَآ أُغْنِى عَنكُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن شَىْءٍ ۖ إِنِ ٱلْحُكْمُ إِلَّا لِلَّهِ ۖ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ ۖ وَعَلَيْهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُتَوَكِّلُونَ

    Babaları: "Oğullarım! Tek bir kapıdan değil, ayrı ayrı kapılardan girin. Ama Allah katında size bir faydam olmaz, hüküm ancak Allah'ındır, O'na güvendim, güvenenler de O'na güvensinler" dedi.

  12. Ra'd 4

    وَفِى ٱلْأَرْضِ قِطَعٌۭ مُّتَجَٰوِرَٰتٌۭ وَجَنَّٰتٌۭ مِّنْ أَعْنَٰبٍۢ وَزَرْعٌۭ وَنَخِيلٌۭ صِنْوَانٌۭ وَغَيْرُ صِنْوَانٍۢ يُسْقَىٰ بِمَآءٍۢ وَٰحِدٍۢ وَنُفَضِّلُ بَعْضَهَا عَلَىٰ بَعْضٍۢ فِى ٱلْأُكُلِ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَءَايَٰتٍۢ لِّقَوْمٍۢ يَعْقِلُونَ

    Yeryüzünde, hepsi de aynı su ile sulanan, birbirine komşu toprak parçaları, tek ve çok köklü üzüm bağları, ekinler, hurma ağaçları vardır. Fakat onları şekil ve lezzetçe birbirinden farklı kılmışızdır. Düşünen kimseler için bunda ibretler vardır.

Bütün geçişler (30 ayet)

Kök ve dil

Arapçada bir kelime, çoğunlukla üç harfli bir kökün belli bir kalıba dökülmesiyle oluşur. Aşağıdaki tablo, bu ismin kökünden Kur'an'da geçen bütün kelimeleri, kaç kez geçtikleriyle birlikte gösterir. İsmin kendi kalıbı işaretlidir.

و-ح-دKur'an'da 68 kelime, 4 farklı türev

İlk resim: Teklik: bir şeyin tek başına ve benzersiz olması.

KelimeAnlamıTürGeçişİlk geçtiği ayet
واحِدَةbir, tekİsim31Bakara 213
واحِدisim kalıbıbir, tekİsim30Bakara 61
وَحْدyalnız, tek başınaİsim6A'râf 70
وَحِيدtek başına (yaratılmış)İsim1Müddessir 11

Bu ismi Esma Laboratuvarı’nda katman katman aç: kökün yolu, Türkçedeki izleri, kalıbı ve farkındalık

Kaynak: Quranic Arabic Corpus morfoloji verisi 0.4 (Kais Dukes), furqan.co düzeltmeleriyle. “Tür” kelimenin Kur'an'daki ilk geçişindeki sözcük türüdür. Anlamlar ve ilk resim bir dilbilgisi derlemesidir.