Vâhid, zâtında, sıfatlarında ve fiillerinde tek olan, eşi, ortağı ve benzeri bulunmayan demektir. İslâm'ın ilk ve en temel öğretisi bu isimde toplanır: tevhîd, yani Allah'ı birlemek. Kelime de aynı köktendir. Bir müslümanın hayatı, "Allah'tan başka ilah yoktur" cümlesiyle başlar ve aynı cümleyle bitmesi dilenir. el-Kahhâr dersinde bu ismin Kahhâr ile birlikte geldiği ayetler, "tek ve her şeye galip" yönüyle okunmuştu. Bu ders ise Vâhid'i tekliğin kendisi yönüyle okur: iki ilahın olamayacağını gösteren bir akıl yürütme, birden fazla efendisi olan bir kölenin hâli, müşriklerin "ilahları tek bir ilah mı yaptı?" şaşkınlığı ve Ya'kûb'un ölüm döşeğindeki sorusu.
Temel
Kelime. Vâhid, v-h-d kökünden gelir. Kökün temel anlamı "tek olmak, bir olmak, eşsiz olmak"tır. Türkçede bu kökten pek çok kelime yaşar: vahdet (birlik), tevhîd (birlemek, bir kılmak), muvahhid (Allah'ı birleyen), ittihad (birleşme), vahîd (yalnız, tek başına), vâhid (bir, tek) ve vahdâniyyet (Allah'ın birliği). Arapçada sayıların ilki olan "bir" de bu köktendir. Kur'an'da Vâhid ismi Allah için birçok yerde, çoğu zaman "tek ilah" (ilâhun vâhid) ya da "tek ve her şeye galip" (el-Vâhidü'l-Kahhâr) kalıplarında geçer.
İki ilah edinmeyin. Kur'an, tekliği en açık biçimde şöyle söyler:
Ayet, iki ilah edinmeyi yasaklar ve gerekçesini aynı cümlede verir: O ancak tek ilahtır. İnsan kalbi iki sevgiliye, iki efendiye, iki dayanağa aynı anda tam olarak yönelemez. Tevhîd yalnız bir inanç cümlesi değil, kalbin tek bir yöne dönmesidir. Ayetin son cümlesi de aynı tekliği korkuya uygular: Yalnız Ben'den korkun.
İki ilah olsaydı. Kur'an, tekliği bir akıl yürütmeyle de anlatır:
Gökte ve yerde Allah'tan başka ilahlar olsaydı, ikisi de bozulurdu. Kâinatın düzeni, tek bir iradenin işaretidir. İki irade olsaydı ya çatışırlar ya da biri öbürüne boyun eğerdi; boyun eğen ise ilah olamazdı. Mü'minûn sûresi aynı düşünceyi başka bir yönden anlatır:
Her ilah kendi yarattığını alıp giderdi; birbirine üstün gelmeye çalışırlardı. Kâinatta böyle bir parçalanma görülmemesi, Vâhid'in tek başına hükmettiğini gösterir.
İlk davet. Hz. Peygamber, Muâz b. Cebel'i Yemen'e gönderirken ona şöyle öğüt vermiştir:
Buhârî, Sahîh'inin son kitabına da Kitâbü't-Tevhîd adını vermiştir. Tevhîd, İslâm'ın hem ilk adımı hem de bütün bilgisinin vardığı yerdir.
Bilerek ölen. Hz. Peygamber, tevhîdin ahiretteki karşılığını şöyle haber vermiştir:
Hadiste "söyleyerek" değil, "bilerek" denir. Tevhîd, dilin tekrarı olmadan önce kalbin bilgisidir. Kur'an da Peygamber'e vahyedilenin özünü aynı noktada toplar:
Bütün vahyin özü tek bir cümleye iner: İlahınız tek bir ilahtır.
Gazâlî: Kulun payı. Gazâlî, el-Maksadü'l-Esnâ'da Vâhid'i bölünmeyen ve benzeri olmayan diye açıklar: Parçalara ayrılmaz ve varlığında bir eşi bulunmaz. Kulun bu isimden payı, kalbini tek bir amaca yöneltmek ve ahlâkında eşsiz bir güzelliğe ulaşmaya çalışmaktır. Gazâlî'ye göre kul, dağınık isteklerin peşinde parçalandıkça tevhîdden uzaklaşır; isteklerini tek bir rızaya bağladıkça tevhîde yaklaşır.
Kâinattaki izi. "Görmek" basamağında Vâhid ismi, kâinatın birliğinde okunur. En uzak yıldızdaki ışık da, bir damladaki atom da aynı yasalara uyar. Bir hücrenin içindeki düzen ile bir galaksinin dönüşü, aynı dilde yazılmış gibidir. Enbiyâ 22'nin söylediği, bu birliğin bir iradeye dayandığıdır: Birden çok ilah olsaydı, kâinat bu kadar tek bir dille konuşmazdı.
Derin
Derin
İki efendili köle. Kur'an, tevhîdin insan için ne anlama geldiğini bir misalle anlatır:
Bir kölenin birbiriyle geçinemeyen birkaç efendisi vardır: Biri bir şey ister, öbürü başka bir şey; hangisini memnun etse öbürü kızar. Öbür kölenin ise tek bir efendisi vardır; neyi yapacağını bilir, kime hesap vereceğini bilir. Ayet sorar: Bu ikisi eşit midir? Şirk, insanı birçok efendi arasında parçalar; tevhîd ise onu tek bir efendinin huzurunda toplar.
Tanrıları tek bir tanrı mı yaptı? Kur'an, müşriklerin tevhîd karşısındaki şaşkınlığını aktarır:
Müşrikler için birçok ilah olağan, tek ilah ise tuhaftı. Her kabilenin, her ihtiyacın, her korkunun ayrı bir putu vardı. Tevhîd, bütün bu dağınık bağlılıkları tek bir yere toplamayı istiyordu. Onlara tuhaf gelen, aslında insanın parçalanmışlıktan kurtuluşuydu. Tirmizî'nin Sünen'inde (Tefsîr) aktarılan bir rivayete göre bu ayetler, Kureyş ileri gelenlerinin Ebû Tâlib'in evinde Hz. Peygamber'le konuştuğu gün inmiştir. Peygamber onlardan yalnız tek bir kelime istemiş, bu kelimenin "Lâ ilâhe illallâh" olduğunu söyleyince, ilahları tek bir ilah mı yaptığını sorarak kalkıp gitmişlerdir.
Ya'kûb'un sorusu. Kur'an, Ya'kûb'un ölüm döşeğinde oğullarına sorduğu soruyu aktarır:
Bir baba, ölürken oğullarına malını ya da mirasını değil, kime kulluk edeceklerini sorar. Oğulların cevabı dikkat çekicidir: İbrahim, İsmail ve İshak'ın ilahı olan tek ilaha. Tevhîd, nesilden nesle aktarılan asıl mirastır.
Tek ilah ve salih amel. Kehf sûresinin son ayeti tevhîdi amelle birleştirir:
Peygamber de bir insandır; ona vahyolunan ise ilahın tek olduğudur. Ayet bundan iki sonuç çıkarır: salih amel işlemek ve kullukta hiçbir şeyi ortak koşmamak. Tevhîd, yalnız bir bilgi değil, bir yaşayıştır.
İlmî
İlmî
Temânu' delili. Kelâm âlimleri, Enbiyâ 22'den burhân-ı temânu' (karşılıklı engelleme delili) adıyla bilinen bir akıl yürütme çıkarmıştır: İki ilah farz edilse, biri bir şeyi dilediğinde öbürü onun zıddını dileyebilir. Ya ikisinin de dilediği olur, ki bu imkânsızdır; ya hiçbirinin dilediği olmaz, ki bu ikisinin de acizliğini gösterir; ya da birinin dilediği olur, ki o zaman öbürü ilah değildir. Bu delil, Mâtürîdî ve Eş'arî kelâm eserlerinde tevhîdin temel delillerinden biri olarak işlenmiştir.
Üç yönlü birlik. Kelâmcılar, Allah'ın birliğini üç yönden ele almıştır: zâtta birlik (O'nun parçalardan oluşmaması ve benzerinin olmaması), sıfatlarda birlik (hiçbir yaratılmışın sıfatlarının O'nun sıfatlarına benzememesi) ve fiillerde birlik (yaratmanın yalnız O'na ait olması). Vâhid ismi, bu üç yönün hepsini kapsar.
Nefy ve isbât. Kelime-i tevhîd iki parçadan oluşur: Lâ ilâhe (ilah yoktur) bir reddir (nefy), illallâh (ancak Allah) ise bir kabul (isbât). Âlimler bu sıralamaya dikkat çekmiştir: Önce kalp, Allah'ın dışındaki bütün ilahlardan temizlenir; sonra yalnız O'na yönelir. Tevhîd, bir boşaltma ve bir doldurma hareketidir. Sûfîler bu yüzden zikirde kelime-i tevhîdi özellikle tercih etmiş, "lâ" ile kalpten her şeyi çıkarmayı, "illallâh" ile yalnız O'nu yerleştirmeyi öğütlemiştir.
Tevhîd ilmi. İslâm ilim geleneğinde kelâm ilmine ilmü't-tevhîd ve's-sıfât adı da verilmiştir. Bu adlandırma, inançla ilgili bütün tartışmaların merkezinde Allah'ın birliğinin durduğunu gösterir. Ebû Hanîfe'ye nispet edilen el-Fıkhü'l-ekber de tevhîd ile başlar.
Vâhid ve Ehad. Kur'an'da "tek" anlamı taşıyan bir isim daha vardır: İhlâs sûresinin ilk ayetindeki el-Ehad. Bu akademinin izlediği Tirmizî listesinde Ehad ayrı bir isim olarak yer almaz. Âlimler iki kelime arasında bir fark gözetmiştir: Vâhid, ortağın ve eşin reddini; Ehad ise parçalanmanın ve bölünmenin reddini öne çıkarır. İhlâs sûresi, bir sonraki isim es-Samed ile birlikte ayrıntılı olarak işlenecektir.
İlmî
Klasik şerhlerde el-Vâhid
el-Vâhid kalıbı Kur'an'da 30 ayette, 21 sûrede geçer; bu sayfanın Kur'an'da bölümü hepsini gösterir. Kök ve dil bölümü bir eşleşmeyi öne çıkarır: Kahhâr dersinde görüldüğü gibi Vâhid altı ayette Kahhâr ile birliktedir. Kökün öbür kalıpları da anlamlıdır: vâhide 31 kez, çoğu zaman tek bir nefsi ya da tek bir ümmeti anlatır; vahde, tek başına, altı kez; vahîd, tek olarak, bir kez geçer. Bu dersin İlmî seviyesi temânu' delilini, üç yönlü birliği, nefy ve isbâtı, tevhîd ilmini ve Vâhid ile Ehad farkını anlattı. Bu bölüm aynı ismin şârihlerin elinde hangi soruya cevap olduğunu yan yana koyar.
| Şârih | Eser | İsme bakışı |
|---|---|---|
| Taberî (ö. 310/923) | Câmiu'l-beyân | Tefsir: tek başına anıldığında |
| Kurtubî (ö. 671/1273) | el-Câmi' li-ahkâmi'l-Kur'ân | Tefsir: tek olarak yaratılan |
| Kuşeyrî (ö. 465/1072) | er-Risâle | Tasavvuf: kadîmi hâdisten ayırmak |
| Fahreddîn er-Râzî (ö. 606/1210) | Mefâtîhu'l-gayb | Tefsir: bir tek ümmet |
Taberî: Tek başına anıldığında. Zümer 45, insanların tevhîde verdiği bir tepkiyi anlatır: Allah tek olarak anıldığında ahirete inanmayanların kalpleri nefretle çarpar, O'ndan başkaları anıldığında ise yüzleri güler. Taberî'nin aktardığı açıklamalara göre bu ayet, Peygamber'in yalnız Allah'ı andığı ve müşriklerin buna öfkelendiği sahneleri anlatır. Aynı kalıp A'râf 70'te Hûd'un kavminin sözünde de geçer: Atalarımızın taptıklarını bırakıp yalnız Allah'a mı kulluk edelim? Taberî'nin okuduğu ayetler bir şeyi gösterir: Vâhid'in tek başına anılması, onu tanımayan için bir rahatsızlık, tanıyan için ise bir huzurdur.
Kurtubî: Tek olarak yaratılan. Kökün vahîd kalıbı Kur'an'da yalnız Müddessir 11'de geçer: Tek olarak yarattığım kimseyi bana bırak. Kurtubî'nin tefsirinde aktarılan rivayetlere göre ayet, malı ve oğulları çok olduğu hâlde Kur'an'a karşı çıkan Mekke ileri gelenlerinden biri hakkındadır. Ayetteki tek olarak ifadesi iki şekilde açıklanır: Annesinin karnında malsız ve evlatsız, tek başına yaratılmış olması ya da Allah'ın onu tek başına yaratmış olması. İki açıklama da bir karşıtlık kurar: İnsan tek başına doğar ve tek başına döner; mal ve evlat onu tek olmaktan kurtaramaz. Gerçek tekliğin sahibi ise Vâhid'dir.
Kuşeyrî: Kadîmi hâdisten ayırmak. Kuşeyrî er-Risâle'de tevhîde ayrı bir bab açar ve sûfîlerin tevhîd tanımlarını aktarır. Bu tanımların en çok bilineni Cüneyd'e nispet edilir: Tevhîd, kadîm olanı sonradan olandan ayırmaktır. Bu tanımda tevhîd yalnız bir sayı bilgisi değil, bir ayırt etmedir: Kul, ezelî olan ile sonradan var olan her şeyi birbirinden ayırır ve kalbinde hiçbir yaratılmışa ezelî olanın yerini vermez. Dersin İlmî seviyesindeki nefy ve isbât bu tanımla örtüşür: Önce sonradan olan her şey ilah olmaktan nefyedilir, sonra kadîm olan isbât edilir.
Râzî: Bir tek ümmet. Bakara 213 ve Yûnus 19, insanların başlangıçta bir tek ümmet olduğunu, sonra ayrılığa düştüklerini söyler. Râzî'nin tefsirinde bu ayetlerin anlamı tartışılır. Bir görüşe göre insanlar başlangıçta tevhîd üzere birdi, ayrılık sonradan çıktı ve peygamberler bu ayrılığı gidermek için gönderildi. Başka bir görüşe göre birlik bir inanç birliği değil, ilk dönemin yalın hâliydi. Râzî birinci görüşün gücüne dikkat çeker. Bu okumada Vâhid'e yönelmek, insanlığın başlangıçtaki birliğine geri dönmektir; ayrılık ise o birlikten uzaklaşmanın sonucudur.
Karşılaştırma. Dört şârih aynı ismin dört yüzüne bakar. Müfessir Allah'ın tek başına anılmasına verilen iki tepkiyi, Kurtubî tek doğup tek dönen insanı, Kuşeyrî tevhîdin bir ayırt etme olduğunu, Râzî ise insanlığın başlangıçtaki birliğini öne çıkarır. Hepsinin buluştuğu nokta şudur: Vâhid'in birliği hem kâinatın hem de insanın kalbinin düzenidir; çokluk ancak O'na bağlandığında dağılmaz.
Durup düşün
- Zümer 29'daki misale göre hayatında birbiriyle geçinemeyen "efendiler" var mı: insanların beklentileri, paranın talepleri, nefsin istekleri?
- Ya'kûb gibi, sevdiklerine bırakmak istediğin asıl miras nedir?
- "Allah birdir" dediğinde kalbin de aynı şeyi söylüyor mu, yoksa başka dayanaklara mı bağlı?
Uygulama
Bugün bir işe başlamadan önce niyetini kontrol et: Bu işi kimin rızası için yapıyorsun? Birden çok beklenti arasında kaldığın bir durumda, Zümer 29'daki "tek efendili köle"yi hatırla ve kararını tek bir rızaya bağla. Akşam Tefekkür Defteri'ne, kalbini dağıtan şeyleri ve onları tek bir yöne nasıl toplayabileceğini yaz.
Kendini sına
- v-h-d kökünden gelen Türkçe kelimelerden üçünü sayın.
- Enbiyâ 22'ye göre gökte ve yerde Allah'tan başka ilahlar olsaydı ne olurdu?
- Zümer 29'daki misalde hangi iki köle karşılaştırılır?
- Hz. Peygamber, Muâz b. Cebel'e Yemen'deki insanları ilk olarak neye davet etmesini öğütlemiştir?