İçeriğe geç

Ders T2.5 · Modül T2: Doğu ve İslam Epistemolojileri

Gazâlî: şüpheden yakîne

Araç: Yakîn Testi · 5K: Kesinlik · 3.514 kelime · yaklaşık 16 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Biri sana şöyle desin: "Üç, ondan büyüktür. Kanıt olarak da şu değneği yılana çevireceğim." Ve gözlerinin önünde değnek kıvrılıp bir yılana dönüşsün. Ne düşünürsün? Büyük olasılıkla, bunu nasıl yaptığını merak edersin. Belki bir hile arar, belki gözlerine inanamazsın. Ama üçün ondan büyük olduğuna inanmaya başlamazsın. Ne kadar olağanüstü olursa olsun, hiçbir gösteri, ondan üçün küçük olduğuna dair bilgini en ufak biçimde sarsmaz.

Gazâlî, krizini anlattığı kitapta, aradığı bilginin ölçütünü tam bu örnekle verir. Ona göre kesin bilgi, yani ilm-i yakîn, bilinen şeyin, kendisiyle birlikte hiçbir şüphe kalmayacak biçimde açığa çıktığı, yanılma ya da vehim olasılığının ona eşlik etmediği, zihnin böyle bir olasılığı akla bile getiremediği bilgidir. Böyle bir bilgi, değneği yılana çeviren bir gösteriyle bile sarsılmaz; sarsılabiliyorsa, kesin değildir.

Bu modülün ilk dersinden beri Gazâlî'nin krizini adım adım izliyoruz. Nyāya dersinde, duyulara yönelttiği gölge ve yıldız itirazlarını; Çin düşüncesi dersinde, taklitle edinilen inançların güvenilmezliğine dair gözlemini; Fârâbî ve İbn Sînâ dersinde, filozofların metafizik iddialarını kendi burhan ölçütleriyle eleştirdiğini gördük. Bu ders parçaları birleştiriyor: şüphe yolculuğunun yapısı, rüya argümanı, krizden çıkış ve Gazâlî'nin dört ayrı hakikat iddiacısını hangi ölçütle tarttığı. Descartes dersinin tarih kutusunda ve iman ile akıl dersinde verdiğimiz sözü burada tutuyoruz.

Bu dersin kazanımları:

  • Gazâlî'nin yakîn tanımını, şüphe yolculuğunun basamaklarını, rüya argümanını ve krizden çıkışının neyi geri kazandırdığını açıklarsın. (anla)
  • Bir inancın kesinlik iddiasını, kaynağını ve karşıt bir göstergeye dayanıklılığını Yakîn Testi ile sınarsın. (uygula)
  • Gazâlî'nin şüphe yöntemini Descartes'ınkiyle karşılaştırarak ve dört grubu değerlendirme ölçütlerini inceleyerek yaklaşımının güçlü ve zayıf yanlarını değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Bir hayatın ortasında

Ebû Hâmid el-Gazâlî, 1058 yılında İran'ın kuzeydoğusundaki Tûs şehrinde doğdu. Genç yaşta dönemin önde gelen âlimlerinden eğitim aldı ve otuzlu yaşlarının ortasında, Selçuklu veziri Nizâmülmülk'ün kurduğu Bağdat Nizamiye Medresesi'nde ders vermeye başladı. İslam dünyasının en saygın eğitim kurumlarından birinin kürsüsündeydi; yüzlerce öğrencisi vardı.

1095 yılında, kendi anlatımına göre, bu hayat bir krizle kesintiye uğradı. Nyāya dersinde gördüğümüz gibi, dili tutuldu, iştahı kesildi, hekimler çare bulamadı. Sonunda Gazâlî, kürsüsünü ve konumunu bırakıp Bağdat'tan ayrıldı. Sonraki yıllarını Şam'da, Kudüs'te, hac yolculuğunda ve inzivada geçirdi. Yaklaşık on bir yıl sonra, Nişabur'da yeniden ders vermeye başladı. el-Munkız, bu yolculuğun ardından, hayatının son döneminde yazıldı ve Gazâlî 1111'de doğduğu şehir Tûs'ta öldü.

el-Munkız'ı okurken bir şeye dikkat etmek gerekir: bu metin, bir kriz anında tutulmuş bir günlük değil, yıllar sonra, belirli bir sonuca varmış bir düşünürün geriye dönük olarak kurduğu bir anlatıdır. Araştırmacılar, anlatının ne ölçüde yaşanmış olayların birebir kaydı, ne ölçüde bir düşünce yolunun öğretici bir yeniden kurgusu olduğunu tartışır. Bu durum, metnin epistemolojik değerini azaltmaz; ama onu bir otobiyografiden çok, bir yöntem anlatısı olarak okumayı gerektirir.

Yakîn ölçütü

Gazâlî'nin yolculuğu, bir tanımla başlar. Taklitle edinilen inançların güvenilmez olduğunu fark ettikten sonra, gerçek bilginin ne olduğunu sormak zorunda kalır. Cevabı, girişte gördüğümüz yakîn tanımıdır: yanılma olasılığının akla bile gelmediği, hiçbir karşıt gösterinin sarsamayacağı bilgi.

Bu tanım, bu akademinin kesinlik dersinde gördüğün bilgi termometresinin en üst ucuna denk gelir. Ama dikkatli okunmalıdır: Gazâlî, gündelik hayatta her inancın bu ölçütü karşılaması gerektiğini söylemez. Aradığı, bütün diğer bilgilerin dayanabileceği, sarsılmaz bir zemindir. Bu ölçütle, eldeki bilgileri tek tek sınar ve hangilerinin bu zemini sağlayabileceğine bakar.

Fârâbî ve İbn Sînâ dersinde gördüğün kesinlik koşullarıyla karşılaştırıldığında, Gazâlî'nin tanımı dikkat çekici bir öğe ekler: karşıt kanıta dayanıklılık. Fârâbî, kesinlik için önermenin olduğundan farklı olamayacağını şart koşuyordu; Gazâlî ise bu imkânsızlığın, bilen kişinin zihninde de bir karşılığı olmasını, en güçlü karşıt göstergenin bile onu sarsamamasını ister. Böylece kesinlik, yalnızca önermenin bir özelliği olmaktan çıkar ve bilen ile önerme arasındaki ilişkinin bir özelliği hâline gelir.

Duyulardan akla, akıldan ötesine

Gazâlî, bu ölçütle önce elindeki bilgileri iki gruba ayırır: duyusal bilgiler ve zorunlu akli bilgiler. İkinci grup, "on üçten büyüktür", "bir şey hem var hem yok olamaz" gibi, aklın kendiliğinden kabul ettiği önermelerdir; Fârâbî ve İbn Sînâ dersinde gördüğün evveliyyâta karşılık gelir.

Önce duyular sınanır. Gölge ve yıldız örneklerini Nyāya dersinde gördük: duyuların hükmünü akıl yalanlar. Gazâlî'ye göre bu, duyusal bilginin yakîn ölçütünü karşılamadığını gösterir; çünkü bir yargıç tarafından yalanlanabilen bir yargı, sarsılmaz değildir.

Sonra Gazâlî, sorunun asıl zor kısmına geçer ve bu kısmı, duyuların ağzından konuşturur. Duyular, aklın kendilerini yalanladığını hatırlatarak şöyle der: sen bize güveniyordun, akıl hakemi geldi ve bizi yalanladı; akıl hakemi olmasaydı, bize güvenmeye devam edecektin. Belki aklın ötesinde de başka bir hakem vardır; o ortaya çıktığında, aklın hükmünü de yalanlayacaktır, tıpkı aklın bizimkini yalanladığı gibi. O hakemin henüz ortaya çıkmamış olması, onun olmadığını göstermez.

Bu argüman, Agrippa'nın üçlemi dersinde gördüğün gerileme sorununun özgün bir biçimidir. Bir bilgi kaynağını sınamak için daha üst bir kaynağa ihtiyaç duyarız; ama o kaynağı sınamak için de bir üst kaynak gerekir. Aklın kendisini sınamak için ise elimizde yine yalnızca akıl vardır. Nyāya, şüphe doğmadıkça bir bilişi kullanmaya devam edebileceğimizi söyleyerek bu gerilemeyi durdurmuştu. Gazâlî'nin durumunda ise şüphe zaten doğmuştur; ve bu şüphe, aklın kendisine yönelmiştir.

Rüya ve uyanıklık

Gazâlî, üst yargıç argümanını bir örnekle güçlendirir: rüya. Uykuda bazı şeyler görür, onlara inanırız; rüyadayken onların gerçekliğinden hiç kuşku duymayız. Uyandığımızda, gördüklerimizin hiçbir temeli olmadığını anlarız. Peki, uyanıkken duyularla ya da akılla inandığımız her şeyin, bu hâlimize göre gerçek olduğunu nereden biliyoruz? Belki bir gün, bizim şimdiki uyanıklığımıza göre, uyanıklığın rüyaya göre olduğu gibi olan başka bir hâl gelir ve o zaman şimdi inandıklarımızın hayal olduğunu anlarız.

Gazâlî, bu olasılığın iki izini gösterir. Birincisi, sûfîlerin, kendi iç hâllerinde, akılla kavranan şeylere uymayan hâller gördüklerini söylemeleridir. İkincisi, Gazâlî'nin Peygamber'e atfederek aktardığı bir sözdür: insanlar uykudadır, öldüklerinde uyanırlar. Belki dünya hayatı da, ahirete göre bir tür uykudur ve ölüm, gerçek uyanıklığın başlangıcıdır.

Descartes dersinde, Descartes'ın 1641'deki Meditasyonlar'ında rüya argümanını nasıl kullandığını görmüştün. Benzerlik açıktır ve Descartes'ın bu metne erişip erişmediği ise bugün de açık bir sorudur. Ama iki argümanın yönü farklıdır. Descartes'ın rüya argümanı, dış dünyanın varlığını sorgular: belki masa ve el gerçekte yoktur. Gazâlî'nin argümanı ise, bir bilgi kaynağının sınırlarını sorgular: belki aklın kendisi, daha üst bir bakış noktasına göre sınırlı bir hâldir. Descartes, şüpheden sarsılmaz bir önermeyle, cogito ile çıkar. Gazâlî'nin çıkışı ise çok farklıdır.

Kalbe atılan ışık

Gazâlî, bu şüphenin kendisini yaklaşık iki ay boyunca bir hastalık gibi kuşattığını anlatır. Bu dönemde, kendi deyişiyle, söz ve ifade düzeyinde değil, hâl ve tutum düzeyinde bir sofisttir, yani kuşkucudur. Kuşkuculuğunu açıkça savunamaz, çünkü bir argüman kurmak için bile aklın ilkelerine güvenmek gerekir; ama zihni hiçbir şeye güvenemez hâldedir.

Çıkışı, bir argümanla gelmez. Gazâlî'nin ifadesiyle, Tanrı bu hastalığı iyileştirir ve nefis sağlığına ve dengesine kavuşur; zorunlu akli bilgiler, yeniden güvenilir ve kesin olarak kabul edilir hâle gelir. Gazâlî bu iyileşmenin kaynağını açıkça belirtir: bu, bir delil düzenlemek ya da sözleri bir sıraya koymakla değil, Tanrı'nın göğse attığı bir ışıkla olmuştur. Ve ekler: bu ışık, bilgilerin çoğunun anahtarıdır; keşfin yalnızca düzenli delillerle olduğunu sanan, Tanrı'nın geniş rahmetini daraltmış olur.

Bu pasajın epistemolojik önemi, çoğu zaman gözden kaçan bir ayrıntıda yatar. Işık, Gazâlî'ye yeni bir bilgi vermez; ona aklın ilkelerine olan güvenini geri verir. Krizden sonra Gazâlî, akıl yürütmeyi terk etmez; tersine, mantığı savunmaya ve kullanmaya devam eder. Işığın yaptığı, aklın kendi kendini kanıtlayamayacağı ilkeleri, yani gerilemenin sonundaki ilk öncülleri, yeniden kabul edilebilir kılmaktır. Bu, Agrippa'nın üçlemine verilen bir cevaptır: gerileme, bir argümanla değil, bir güvenin geri kazanılmasıyla durur. Bağlamsalcılık dersinde gördüğün Wittgenstein'ın menteşe inançları, çok farklı bir dilde, benzer bir yapıya işaret eder: bazı şeylerden şüphe etmek, onların argümanla kanıtlanmasıyla değil, onların bütün düşünmenin zemini olarak kabul edilmesiyle sona erer.

Dört yol, dört ölçüt

Güvenini geri kazanan Gazâlî, hakikati arayanların dört grubunu sistemli biçimde inceler. Her birini, yakîn ölçütüyle ve bu modülde gördüğün kavramlarla okuyabiliriz.

Kelâmcılar, İslam inancını akılla savunan teologlardır. Gazâlî kelâmı öğrenir ve onu, kendi amacı olan inancı bozulmaktan korumak için yararlı bulur. Ama yakîn aradığı için yetersiz bulur: kelâmcılar çoğu zaman hasımlarının teslim ettiği önermelerle yola çıkar. Önceki dersin diliyle bu cedeldir; hasmı susturur ama kesinlik vermez.

Filozoflar, Fârâbî ve İbn Sînâ dersinde gördüğün gibi, Gazâlî'nin yıllarca incelediği ve kendi burhan ölçütleriyle sınadığı gruptur. Gazâlî onların mantığını ve matematiğini kabul eder; metafizik iddialarını ise burhan düzeyine ulaşamamış bulur. Burada bir uyarıda da bulunur: matematiğin kesinliğine hayran kalan biri, filozofların metafizik iddialarını da aynı kesinlikte sanabilir; bir alandaki başarı, başka bir alandaki iddiaları haksız yere güçlendirir. Bu, bugün uzmanlık alanının dışında konuşan uzmanlar için de geçerli bir uyarıdır.

Bâtınîler, yani dönemin İsmâilî hareketinin bir kolu, hakikatin ancak yanılmaz bir öğretmenden, masum bir imamdan öğrenilebileceğini savunur. Gazâlî'ye göre bu, taklidi bir ilke hâline getirmektir: hakikati bir otoriteye bağlamak, o otoritenin güvenilirliğini neyle bildiğimiz sorusunu cevapsız bırakır. Tanıklık dersinde gördüğün soru burada en keskin biçimini alır: bir kaynağa güvenmek için o kaynağın güvenilirliğini başka bir yoldan bilmemiz gerekmez mi?

Sûfîler, Gazâlî'nin sonunda kendini en yakın bulduğu gruptur. İman ve akıl dersinde, onların yolunun, tanımını bilmek ile tatmak arasındaki farka, yani zevke dayandığını görmüştün. Gazâlî'ye göre sûfîlerin kesinliği, bir önermenin kanıtlanmasından değil, bir hâlin yaşanmasından gelir. Bu yolu bir sonraki derste, İbn Arabî'nin elinde çok daha ayrıntılı biçimde göreceğiz.

Gazâlî'nin mirası ve sınırları

Gazâlî'nin epistemolojisi, birbirine zıt yönlerde okunmuştur. Bazı yorumcular onu, felsefeyi zayıflatarak İslam dünyasında akılcı düşüncenin gerilemesine katkıda bulunan biri olarak gördü. Başka yorumcular ise bu okumanın tarihsel olarak aşırı basitleştirici olduğunu, Gazâlî'nin mantığı medrese eğitimine yerleştirerek onun yüzyıllarca yaşamasına katkıda bulunduğunu ve Gazâlî'den sonra da İslam dünyasında felsefe, mantık ve bilimin sürdüğünü vurgular. İki okuma da Gazâlî'nin aynı hamlesinin farklı yüzlerine bakar: aklın sınırlarını çizmek, bir yandan aklın alanını daraltır, öbür yandan o alan içinde aklın güvenilirliğini güçlendirir.

Gazâlî'nin yaklaşımının açık bir sınırı da vardır. Işık, onun kendi deneyimidir ve başkasına aktarılamaz; Gazâlî de bunu bilir ve okurlarına, bu ışığa ulaşmanın yolunu, yani sûfî pratiğini önerir. Ama epistemolojik açıdan, bir kişinin iç deneyimine dayanan kesinlik, dini deneyim dersinde gördüğün soruyla karşı karşıya kalır: bu deneyim, onu yaşamayan biri için ne tür bir kanıttır? Gazâlî'nin kesinliği, onun için sarsılmazdır; ama bizim için, en fazla güçlü bir tanıklıktır.

Yakîn Testi

Bu dersin aracı, Gazâlî'nin ölçütünü bir inanç denetimine çevirir. Önce inancı yazarsın ve ona ne kadar kesin gözüyle baktığını belirtirsin. İkinci olarak kaynağını belirlersin: taklit mi, yani yalnızca çevrenden aldığın bir şey mi? Duyu mu? Zorunlu bir akli ilke mi? Bir otoritenin sözü mü? Bir iç deneyim mi? Üçüncü olarak gösteri testini yaparsın: bu inancın yanlış olduğuna dair olabilecek en güçlü karşıt gösterge karşısında, bir tanık, bir belge, bir deney sonucu, kuşku duyar mısın? Duyarsan, inanç yakîn değildir. Dördüncü olarak üst yargıç sorusunu sorarsın: bu inancı düzeltebilecek daha üst bir merci var mı? Duyusal bir inanç için akıl, akli bir çıkarım için daha fazla veri, bir otoritenin sözü için bağımsız bir doğrulama. Varsa, inanç o mercinin hükmüne açıktır. Son olarak dereceyi ve eylemi belirlersin: bu inanç yakîn mi, güçlü bir kanaat mi, yoksa zayıf bir zan mı? Ve bu derece, dayanarak yapacağın eylem için yeterli mi?

Araç Kesinlik kapısında işler ve bu akademinin en katı kesinlik aracıdır. Ama amacı her inancı yakîne yükseltmek değil, yakîn sandığın inançların hangilerinin gerçekte yalnızca güçlü birer kanaat olduğunu görmektir.

Örnekler

Basit örnek: üç inanç

Üç inancını ele al: "İki artı iki dört eder", "Yarın sabah güneş doğacak" ve "Annem beni seviyor". Yakîn Testi'ni üçüne birlikte uygulayalım. Kaynak: birincisi zorunlu bir akli ilke; ikincisi, tümevarım problemi dersinden bildiğin gibi, geçmiş gözlemlere dayanan bir çıkarım; üçüncüsü, yıllara yayılan bir deneyim ve tanıklık bütünü. Gösteri testi: birisi değneği yılana çevirse ve "iki artı iki beştir" dese, kuşku duymazsın; birinci inanç testi geçer. Ama saygın bir astronomi kurumu, Güneş'te beklenmedik bir değişiklik olduğunu duyursa, ikinci inanç sarsılabilir; bu inanç, pratikte son derece güvenilir olsa da yakîn değildir. Üçüncü inanç için güçlü bir karşıt gösterge, örneğin annenin sana yıllardır bir şeyi gizlediğini gösteren bir belge, kuşku uyandırabilir; ama bu kuşkunun nasıl çözüleceği, bir hesap değil, bir ilişki meselesidir. Üst yargıç: birincisi için yok; ikincisi için daha fazla astronomik veri; üçüncüsü için annenin kendisiyle konuşmak. Derece ve eylem: birincisi yakîn, ikincisi çok güçlü bir kanaat, üçüncüsü derin bir güven. Sonuç: hayatımızın büyük kısmı, yakîn olmayan ama eylem için fazlasıyla yeterli inançlarla yürür; test, bunları küçümsemek için değil, onları doğru adlandırmak için kullanılır.

Orta örnek: bir şirketin bilançosu

Bir muhasebeci, yıl sonu bilançosunu hazırlıyor ve "şirketin bu yıl kârda olduğundan eminim" diyor. Yakîn Testi'ni uygulayalım. Kaynak: gelir ve gider kayıtlarının toplanması, yani hesaplama; ama bu hesaplama, kayıtların eksiksiz ve doğru olduğu varsayımına ve bazı tahminlere, örneğin henüz tahsil edilmemiş alacakların ödeneceği tahminine dayanıyor. Gösteri testi: bir denetçi, önemli bir müşterinin iflas ettiğini ve alacağın tahsil edilemeyeceğini gösterse, kârlılık hesabı değişebilir; inanç yakîn değildir. Üst yargıç: bağımsız bir denetim, banka kayıtlarıyla karşılaştırma, alacakların durumu. Derece ve eylem: hesabın aritmetiği yakîne yakındır; ama sonucun kendisi, varsayımlara bağlı güçlü bir kanaattir. Sonuç: muhasebeci, "kârda olduğumuzdan eminim" yerine "kayıtlar ve mevcut tahminler kârlı bir yıl gösteriyor; en büyük belirsizlik, şu müşterinin alacağında" demelidir. Bu cümle, Gazâlî'nin ölçütünü uygular: hesaplamanın kesinliğini, sonucun kesinliğiyle karıştırmaz.

Gerçek hayat örneği: "Pratik olarak batmaz"

1911'de, bir İngiliz gemi inşa dergisi, o yıllarda inşa edilen iki büyük yolcu gemisini ayrıntılı olarak tanıtırken, su geçirmez bölmeleri sayesinde bu gemilerin pratik olarak batmaz olduğunu yazdı. Bu gemilerden biri, Titanic'ti. Nisan 1912'de, ilk seferinde, Kuzey Atlantik'te bir buzdağına çarptı ve birkaç saat içinde battı; gemideki insanların binden fazlası hayatını kaybetti. Gemide, herkese yetecek sayıda filika yoktu. Yakîn Testi'ni geminin batmayacağı inancına uygulayalım. İnanç: bu gemi batmaz. Kaynak: gemi mühendisliğine dayanan bir hesap, yani su geçirmez bölmelerin belirli sayıda bölme su alsa bile gemiyi yüzdürebileceği hesabı; ve bu hesabın bir dergide yayımlanıp kamuoyunda dolaşması. Burada dikkat çekici bir kayma vardır: dergideki "pratik olarak" kaydı, inanç kamuoyunda yayıldıkça düştü ve geriye yalnızca "batmaz" kaldı. Gösteri testi: geminin, hesabın öngördüğünden daha fazla bölmesinin aynı anda su alabileceği bir kaza senaryosu, inancı sarsmalıydı. Mühendislik hesabı, belirli bir hasar türünü varsayıyordu; buzdağı ise bu varsayımın dışında bir hasar verdi. Üst yargıç: farklı kaza senaryolarını inceleyen bağımsız bir risk değerlendirmesi ve deniz güvenliği kuralları. Derece ve eylem: mühendislik hesabı, belirli varsayımlar altında güçlü bir kanaatti; ama filika sayısına dair karar, sanki bu kanaat yakînmiş gibi verildi. Sonuç: bu örnek, Gazâlî'nin ölçütünün pratik değerini gösterir. Bir inancın yakîn olmadığını bilmek, onu terk etmek anlamına gelmez; ama o inanca dayanan eylemin, yanılma olasılığına karşı bir önlem içermesi gerektiği anlamına gelir. Titanic'ten sonra, 1914'te imzalanan ilk uluslararası deniz güvenliği sözleşmesi, gemideki herkese yetecek filika bulundurulması ilkesini getirdi.

Vakaya dönüş

Modülün vakası, bu derste tamamlanıyor. Yakîn Testi'ni Gazâlî'nin kendi çıkışına uygulayalım. İnanç: zorunlu akli ilkeler güvenilirdir. Kaynak: Gazâlî'ye göre bir delil zinciri değil, göğse düşen nur. Gösteri testi: ışıktan sonra, hiçbir gösteri Gazâlî'nin bu ilkelere güvenini sarsmaz; yani inanç, onun için yakîn ölçütünü karşılar. Üst yargıç: Gazâlî'nin kendi argümanına göre, aklın üstünde bir yargıç olabilir; ama ışık, bu yargıcın aklın ilkelerini yalanlamadığını, tersine onları onayladığını gösterir. Derece ve eylem: Gazâlî için yakîn; ama bizim için, onun tanıklığıdır.

Bu sonuç, modül boyunca izlediğimiz soruya, "hangi bilgi aracına güvenebilirim?" sorusuna, Gazâlî'nin özgün cevabını verir. Nyāya, geçerliliği dışsal bir sınamaya ve eylemin başarısına bağladı. Budist mantıkçılar, algının yanıltmayan temasına ve çıkarımın zorunlu bağına. Konfüçyüs, kendi bilgi haritanın doğruluğuna; Zhuangzi, hiçbir bakış noktasına saplanmamaya. Fârâbî ve İbn Sînâ, burhanın kesin öncüllerine ve hadsın kavrayışına. Gazâlî ise bütün bu araçların sonunda, aklın ilk ilkelerinin kendisinin, akılla değil, bir güvenle zemin bulduğunu söyler. Modülün projesinde, İslam felsefesi sütununun altına Gazâlî için ayrı bir satır aç ve şunu yaz: kesinlik, akıl yürütmenin sonucu değil, akıl yürütmenin başlayabilmesinin koşuludur.

Araç kartı: Yakîn Testi

AlanAçıklama
Ne işe yararBir inancın kesinlik iddiasını sınar: kaynağını belirler, en güçlü karşıt göstergeye dayanıklılığını ölçer, üst bir merci tarafından düzeltilip düzeltilemeyeceğini sorar ve derecesini eylemin gerektirdiğiyle karşılaştırır
5K kapısıKesinlik
Adımlar1) İnancı ve ona duyduğun kesinliği yaz. 2) Kaynağını belirle: taklit, duyu, zorunlu akli ilke, otorite, iç deneyim. 3) Gösteri testi: en güçlü karşıt gösterge karşısında kuşku duyar mısın? 4) Üst yargıç sorusu: bu inancı düzeltebilecek daha üst bir merci var mı? 5) Dereceyi belirle (yakîn, güçlü kanaat, zan) ve dayanacağın eylem için yeterli olup olmadığını, yetmiyorsa hangi önlemi alacağını yaz.
Ne zaman kullanılır"Kesinlikle eminim" dediğin bir anda; geri dönüşü olmayan bir karar, sanki kesinmiş gibi bir inanca dayandığında; bir uzmanın ya da kurumun kesinlik iddiasını değerlendirirken; bir hesabın kesinliğini, sonucun kesinliğiyle karıştırıp karıştırmadığını anlamak istediğinde
Sık hataYakîn olmayan her inancı değersiz saymak; gündelik hayatın çoğu güçlü kanaatlerle yürür. Kendi iç deneyiminden gelen bir kesinliği başkaları için de kanıt saymak. Gösteri testini yalnızca hayali, uzak senaryolarla yapıp gerçekçi karşıt göstergeleri atlamak

Egzersiz

Sonra "kesinlikle eminim" dediğin üç inancını seç: biri kendi hayatınla, biri işinle ya da okulunla, biri toplumla ilgili. Yakîn Testi'ni üçüne de uygula. Günlüğüne, hangisinin testi gerçekten geçtiğini, hangisinin güçlü bir kanaat olduğu hâlde yakîn gibi davrandığın bir inanç olduğunu ve bunun hangi eyleminde bir önlem gerektirdiğini yaz.

Mini test

  1. Gazâlî'nin yakîn tanımı nedir ve değnek ile yılan örneği neyi gösterir?
  2. Gazâlî'nin üst yargıç argümanı, duyulardan akla nasıl bir geçiş yapar?
  3. Gazâlî'nin rüya argümanı, Descartes'ınkinden hangi bakımdan ayrılır?
  4. Gazâlî'nin krizden çıkışını sağlayan ışık, ona ne kazandırır ve neyi kazandırmaz?
  5. Bir yatırım danışmanı, müşterisine "Bu fon kesinlikle değer kazanacak; son on yılda hep kazandı" diyor. Yakîn Testi ile bu iddiayı değerlendir.
Cevapları göster
  1. Yakîn, bilinenin hiçbir şüphe kalmayacak biçimde açığa çıktığı, yanılma olasılığının eşlik etmediği bilgidir. Biri üçün ondan büyük olduğunu iddia edip değneği yılana çevirse, nasıl yaptığını merak ederiz ama bilgimizden kuşku duymayız; yakîn, en olağanüstü karşıt gösteriyle bile sarsılmayan bilgidir.
  2. Duyuların yanılgısını akıl gösterir; bu yüzden duyular yakîn değildir. Gazâlî, duyuların ağzından konuşarak, aklın da yanılgısını gösterecek daha üst bir yargıç olabileceğini ve onun henüz ortaya çıkmamış olmasının, olmadığını kanıtlamadığını söyler. Bu, gerileme sorununun aklın kendisine yönelen biçimidir.
  3. Descartes'ın argümanı dış dünyanın varlığını sorgular. Gazâlî'nin argümanı ise bir bilgi kaynağının, aklın, sınırlarını sorgular: belki şimdiki uyanıklığımız, daha üst bir hâle göre bir tür uykudur. Descartes şüpheden cogito ile, Gazâlî ise bir ışıkla çıkar.
  4. Işık, Gazâlî'ye zorunlu akli ilkelere olan güvenini geri kazandırır; aklın kendi kendini kanıtlayamayacağı ilk ilkeleri yeniden kabul edilebilir kılar. Yeni bir bilgi ya da bir argüman vermez; ve Gazâlî'nin iç deneyimi olduğu için başkalarına doğrudan aktarılamaz.
  5. İnanç: fon kesinlikle değer kazanacak. Kaynak: geçmiş performansa dayanan bir tümevarım ve danışmanın otoritesi. Gösteri testi: bir piyasa krizi, fonun yönetiminde bir değişiklik ya da geçmiş getirinin tesadüfi olduğunu gösteren bir analiz, inancı sarsar; inanç yakîn değildir. Üst yargıç: bağımsız bir analiz, fonun risk göstergeleri, geçmiş getirinin geleceği garanti etmediğini söyleyen düzenleyici uyarılar. Derece: en fazla zayıf ile orta arası bir kanaat. Eylem: yatırım, kaybedilebilecek miktarla ve çeşitlendirmeyle sınırlanmalıdır.

Özet

  • Gazâlî (1058–1111), 1095'te Bağdat'taki kürsüsünü bırakmasına yol açan krizini, yıllar sonra el-Munkız min ed-Dalâl'de bir yöntem anlatısı olarak kaleme aldı.
  • Yakîn, hiçbir karşıt gösterinin, bir mucizenin bile sarsamayacağı bilgidir; kesinliği bilen ile önerme arasındaki ilişkinin bir özelliği olarak tanımlar.
  • Duyuların hükmünü akıl yalanlar; üst yargıç argümanı, aklın hükmünü de yalanlayacak daha üst bir yetinin olabileceğini söyler. Rüya argümanı, şimdiki uyanıklığımızın da daha üst bir hâle göre bir uyku olabileceğini sorar.
  • Krizi bitiren bir kanıt olmaz; Gazâlî göğsüne düşen bir nur anlatır; ışık, zorunlu akli ilkelere güveni geri kazandırır ve gerilemeyi bir güvenle durdurur.
  • Gazâlî kelâmcıları cedele dayandıkları, filozofları metafizikte burhana ulaşamadıkları, Bâtınîleri taklidi ilkeleştirdikleri için yetersiz buldu; sûfîlerin zevk yolunu benimsedi.
  • Yakîn Testi, bir inancın kaynağını, karşıt göstergeye dayanıklılığını, üst merciye açıklığını ve derecesini sınar.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
el-Munkız min ed-Dalâl'in anlamı?Dalâletten Kurtaran
Gazâlî'nin Bağdat'tan ayrıldığı yıl?1095
Yakîn?Hiçbir karşıt gösterinin sarsamayacağı, yanılma olasılığı eşlik etmeyen bilgi
Değnek-yılan örneği neyi gösterir?Kesin bilginin olağanüstü bir gösteriyle bile sarsılmadığını
Üst yargıç argümanı?Aklı da yalanlayacak daha üst bir yetinin olabileceği
Gazâlî'yi krizden çıkaran?Kalbe atılan ışık
Işığın geri kazandırdığı?Zorunlu akli ilkelere güven
Gazâlî'nin incelediği dört grup?Kelâmcılar, filozoflar, Bâtınîler, sûfîler

Sonraki derse köprü

Gazâlî, dört yolun sonunda sûfîlerin yolunu benimsedi ve bu yolun özünü, bilmek ile tatmak arasındaki farkta gördü. Gazâlî'nin ölümünden yarım asırdan fazla sonra, 1165'te Endülüs'te doğan Muhyiddin İbn Arabî, bu yolu, İslam düşüncesinin en kapsamlı ve en karmaşık bilgi kuramlarından birine dönüştürdü. İbn Arabî, akılla edinilen bilgiyi, ilm'i, doğrudan tanıma yoluyla edinilen bilgiden, marifet'ten ayırdı ve bu ikincisinin kaynağını, perdenin kalkması anlamına gelen keşfte buldu. Ama İbn Arabî, aklı reddetmedi; aklın ve keşfin her birinin kendi alanında geçerli olduğunu, birinin ötekinin yerini tutamayacağını savundu. Ders T2.6, İbn Arabî'nin ilim, marifet ve zevk ayrımını inceleyecek ve sana Bilgi Katmanları Ayırıcı'yı verecek.

Günlük sorusu: Hiçbir şeyin sarsamayacağını düşündüğün bir inancın var mı? Onu sarsabilecek tek bir şey hayal edebiliyor musun, yoksa bunu hayal etmek bile zor mu geliyor?

Bugün nerede duruyor

Gazâlî'nin epistemolojisi, bugün hem İslam düşüncesi araştırmalarında hem de karşılaştırmalı felsefede yoğun biçimde tartışılıyor. Yale Üniversitesi'nde çalışan İslam felsefesi araştırmacısı Frank Griffel, 2009'da yayımlanan Gazâlî'nin Felsefi Kelâmı kitabında, Gazâlî'nin felsefeyi reddettiği yönündeki yaygın görüşü sorguladı ve onun İbn Sînâ felsefesinin önemli kısımlarını kendi düşüncesine kattığını gösterdi. el-Munkız'ın ne ölçüde otobiyografik, ne ölçüde öğretici bir kurgu olduğu da tartışılmaya devam ediyor. Gazâlî'nin nedensellik eleştirisi, tümevarım problemi dersinin tarih kutusunda gördüğün gibi, Hume ile karşılaştırılıyor; Gazâlî'nin şüphe yöntemi ise Descartes ile. Bu karşılaştırmalar yararlıdır, ama bir tehlike taşır: Gazâlî'yi, Batılı bir düşünürün öncüsü olarak okumak, onu kendi sorularından ve kendi amaçlarından koparabilir. Gazâlî'nin amacı, yalnızca sağlam bir bilgi temeli bulmak değil, doğru bir hayatın yolunu bulmaktı; epistemolojisi, bu daha geniş amacın bir parçasıdır. Türkiye'de de Gazâlî üzerine yapılan çalışmalar ve eserlerinin çevirileri, onun düşüncesini hem ilahiyat hem felsefe bölümlerinde canlı bir tartışma konusu olarak tutuyor.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.