Giriş
Aynı sonuca üç farklı yoldan varıldığını düşün. Bir matematikçi, asal sayıların sonsuz olduğunu gösterir: sonlu sayıda asal olduğunu varsay, hepsini çarp, bir ekle; elde edilen sayı ya kendisi asaldır ya da listede olmayan bir asala bölünür; varsayım çelişkiye düşer. Bir mahalle toplantısında bir komşu, herkesin kabul ettiği bir ilkeden yola çıkar: "Hepimiz çocukların güvende olması gerektiğini kabul ediyoruz; o hâlde okulun önüne bir hız kesici konmalı." Bir seçim mitinginde bir konuşmacı, kalabalığın alkışları arasında haykırır: "Bu şehrin geleceğini onlara mı bırakacağız?"
Üçü de bir sonuca varmaya ve bir dinleyiciyi o sonuca ikna etmeye çalışır. Ama üçünün dinleyiciye verdiği şey aynı değildir. Birincisi, öncülleri kabul eden herkesi sonucu kabul etmeye zorlar. İkincisi, yalnızca o ilkeyi paylaşanları ikna eder ve ilke tartışmaya açıktır. Üçüncüsü, bir duyguyu harekete geçirir ve dinleyicinin sonuca gerçekten neden inandığını belirsiz bırakır.
Onuncu yüzyılda yaşamış, Orta Asya kökenli İslam filozofu Fârâbî, bu farkı bir bilgi kuramının merkezine koydu. Ona göre akıl yürütme türleri, dinleyicide farklı kesinlik dereceleri doğurur ve bir toplumda bilginin nasıl dolaştığını anlamak için bu dereceleri ayırt etmek gerekir. Fârâbî'den yaklaşık bir asır sonra İbn Sînâ, bu şemayı derinleştirip ona şaşırtıcı bir parça ekledi: çözümün anahtarını basamak basamak aramadan, bir çırpıda yakalayan zihin gücü, hads. Bu ders, İslam felsefe geleneğinin bu iki kurucusunda kesinliğin nereden geldiğini soruyor.
Bu dersin kazanımları:
- Fârâbî'nin beş kıyas sanatını ve kesinlik koşullarını, İbn Sînâ'nın kesin öncül türlerini, akıl dereceleri kuramını ve hads kavramını açıklarsın. (anla)
- Bir argümanın öncüllerini sınıflandırıp onun burhan mı, cedel mi, hitabet mi olduğunu Burhan Derecesi ile belirlersin. (analiz et)
- İbn Sînâ'nın deneyimsel bilgi ve hads anlayışını, tümevarım problemi ve sezgi tartışmalarıyla karşılaştırarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
İkinci öğretmen
Dokuzuncu yüzyılda Bağdat'ta, Abbâsî halifelerinin desteğiyle, Yunan felsefe ve bilim eserlerinin Arapçaya çevrilmesi büyük bir ivme kazandı. Aristoteles'in mantık eserleri bu çeviri hareketinin merkezindeydi. Platon ve Aristoteles dersinde, Aristoteles'in eserlerinin Batı'ya büyük ölçüde bu çeviriler ve şerhler üzerinden ulaştığını görmüştün.
Ebû Nasr el-Fârâbî, yaklaşık 870 ile 950 yılları arasında yaşadı ve Aristoteles mantığının İslam dünyasındaki en etkili yorumcusu oldu. İslam geleneği ona, Aristoteles'in "ilk öğretmen" sayılmasına karşılık, ikinci öğretmen unvanını verdi. Fârâbî, İhsâu'l-ulûm, yani İlimlerin Sayımı adlı eserinde bilimleri sınıflandırdı ve mantığı, bütün bilimlerin aracı olarak, onların başına yerleştirdi.
Fârâbî'nin çalıştığı gelenekte, Aristoteles'in mantık külliyatı, geç antik çağda İskenderiye'de oluşan bir düzen içinde okunuyordu. Bu düzen, kıyası inceleyen eserlerin ardından, farklı akıl yürütme türlerini inceleyen beş kitabı sıralıyordu: kesin kanıtlamayı inceleyen İkinci Analitikler, diyalektik tartışmayı inceleyen Topikler, aldatıcı argümanları inceleyen Sofistik Çürütmeler, Retorik ve Poetika. Fârâbî, bu beş kitabı, beş farklı kıyas sanatı olarak okudu.
Beş sanat, beş derece
Fârâbî'ye göre her kıyas sanatı, dinleyicide farklı bir zihinsel durum doğurur ve bu durum, öncüllerin türüne bağlıdır. Burhan, yani kesin kanıtlama, doğru, zorunlu ve kesin öncüllerden başlar ve dinleyicide yakîn, yani kesinlik doğurur. Cedel, yani diyalektik, toplumda genel kabul görmüş ya da karşı tarafın kabul ettiği öncüllerden başlar ve dinleyicide güçlü ama kesin olmayan bir kabul doğurur. Hitabet, yani retorik, kabul görmüş kişilerin sözlerine, olasılıklara ve duygulara dayanır ve dinleyicide bir zan, yani kanaat doğurur. Şiir, öncülleri doğru ya da yanlış olarak değil, tahayyül uyandırıcı imgeler olarak sunar ve dinleyicide bir inanç değil, bir hayal ve duygu hareketi doğurur. Safsata ise doğru görünen ama yanıltıcı öncüllerle dinleyiciyi aldatır.
Bu sınıflandırmanın dikkat çekici yanı, akıl yürütmenin biçimine değil, öncüllerin türüne bakmasıdır. Aynı geçerli kıyas biçimi, kesin öncüllerle kurulduğunda burhan, genel kabul görmüş öncüllerle kurulduğunda cedel olur. Güvenilirlik, biçimin kusursuzluğundan değil, başlangıç noktasının sağlamlığından gelir. Geçerlilik ve sağlamlık dersinde, geçerli bir argümanın doğru öncüllere dayanmadıkça sağlam olmadığını görmüştün; Fârâbî bu ayrımı bir adım öteye taşır ve öncüllerin kendilerini de derecelendirir.
Fârâbî, bu beş sanatı yalnızca mantık kitaplarında bırakmadı; onları bir toplum kuramına bağladı. Ona göre, bir toplumun bütün üyeleri burhanı izleyebilecek eğitime ve zamana sahip değildir. Filozoflar hakikate burhanla ulaşır; ama aynı hakikat, halka, hitabetin ikna edici dili ve şiirin imgeleriyle aktarılabilir. Bu görüş, sonraki yüzyıllarda hem hayranlık hem sert eleştiri topladı: bir yanda eğitim düzeyi farklı insanlara aynı hakikati farklı yollardan ulaştırmanın gerçekçi bir kabulüydü; öbür yanda, halkı hakikatin kendisinden çok onun imgesiyle yetinmeye mahkûm eden bir hiyerarşiydi.
Kesinliğin koşulları
Fârâbî, Şerâitu'l-yakîn, yani Kesinliğin Koşulları adlı kısa bir risalede, kesin bilginin ne olduğunu ayrıntılı olarak tanımladı. Çağdaş yorumcuların, örneğin Kanadalı İslam felsefesi araştırmacısı Deborah Black'in okumasına göre, Fârâbî için mutlak kesinlik birkaç koşulun birlikte sağlanmasını gerektirir: kişinin bir önermeye inanması; önermenin doğru olması; kişinin önermenin doğru olduğunu bilmesi, yani doğruluğunun farkında olması; önermenin başka türlü olmasının imkânsız olması; ve bu inancın tesadüfen değil, zati olarak, yani önermenin kendi doğasından ötürü edinilmiş olması.
Bu liste, gerekçelendirilmiş doğru inanç dersinde gördüğün çağdaş bilgi tanımıyla karşılaştırıldığında çarpıcıdır. İnanç ve doğruluk koşulları ortaktır. Ama Fârâbî'nin mutlak kesinlik tanımı, Gettier'in 1963'te hedef aldığı tanımdan çok daha talepkârdır: yalnızca gerekçe değil, bildiğini bilmek, zorunluluk ve tesadüfün dışlanması gerekir. Fârâbî, bu yüksek standardın yanında, zamanla değişebilen olgulara dair daha zayıf bir kesinlik türünü de tanır. Yine de onun tanımında tesadüfen doğru olan bir inancın kesinlik sayılmaması, Gettier örneklerinin gösterdiği sorunun bu gelenekte de fark edildiğini düşündürür.
Kesin öncüllerin kaynakları
Burhan kesin öncüllere dayanıyorsa, bu öncüller nereden gelir? Ebû Ali İbn Sînâ, 980 yılında Buhara yakınlarında doğdu ve 1037'de öldü; hem filozof hem hekim olarak İslam dünyasının ve Orta Çağ Avrupa'sının en etkili düşünürlerinden biri oldu. Tıpta bilgi dersinde onun el-Kânûn fi't-Tıb'ını görmüştün. Büyük felsefe ansiklopedisi Kitâbu'ş-Şifâ'nın mantık bölümünde ve daha sonraki el-İşârât ve't-Tenbîhât'ta, İbn Sînâ, kesin öncüllerin türlerini sistemli olarak sıraladı.
Modül 2'de, a priori bilgi dersinin tarih kutusunda, bu listenin ilk türüyle karşılaşmıştın: evveliyyât, yani akıl tarafından doğrudan, başka bir aracıya ihtiyaç duymadan kabul edilen apaçık önermeler; "bütün parçasından büyüktür" gibi. Listenin geri kalanı, İbn Sînâ'nın bilgi kuramının zenginliğini gösterir. Mahsûsât, duyularla bilinen önermelerdir: "Güneş parlıyor." Mücerrebât, deneyimle, tekrarlanan gözlemle bilinen önermelerdir. Mütevâtirât, birbirinden bağımsız çok sayıda kişinin aktarmasıyla bilinen önermelerdir; tanıklık dersinde hadis ilminden tanıdığın mütevâtir haber kavramı, burada bir mantık kategorisine dönüşür. Fıtriyyât, kanıtı kendi içinde taşıyan önermelerdir: "iki, dördün yarısıdır" önermesini kavrayan zihin, onun gerekçesini de aynı anda kavrar. Ve hadsiyyât, hads yoluyla bilinen önermelerdir.
Deneyim ve tümevarım
Mücerrebât, İbn Sînâ'nın epistemolojisinin en ince noktalarından biridir. İbn Sînâ'nın örneği, dönemin tıbbından gelir: sakamonya adlı bitkinin safrayı söktürdüğü. Hekimler bunu, bitkiyi pek çok hastaya verip her seferinde aynı sonucu gözleyerek bilir. Ama İbn Sînâ, bu bilginin yalnızca tekrarlanan gözlemlerin toplamı olmadığını vurgular. Tümevarım problemi dersinde gördüğün gibi, gözlemlerin sayısı ne kadar artarsa artsın, bir sonraki gözlemin aynı olacağını mantıksal olarak garantilemez.
İbn Sînâ'nın çözümü, gözlemin arkasında örtük bir kıyas olduğunu söylemektir: bu ilişki tesadüfi olsaydı, her zaman ya da çoğunlukla gerçekleşmezdi; oysa her zaman ya da çoğunlukla gerçekleşiyor; o hâlde tesadüfi değildir, bitkinin doğasından kaynaklanır. Bu kıyas, tekrarlanan gözlemi bir nedensellik iddiasına dönüştürür. Ama İbn Sînâ, deneyimin sınırlarını da gördü: deneyim, ancak gözlemlenen koşullar içinde geçerli bir bilgi verir. Gözlemcinin yaşadığı bölgede bütün insanların esmer olduğunu gözlemlemek, bütün insanların esmer olduğu sonucunu doğurmaz; gözlem, farklı koşulları kapsamadığı için deneyim henüz tam değildir. Bu uyarı, Dharmakīrti'nin işaretin sonucun olmadığı durumlarda bulunmaması gerektiğine dair ısrarını hatırlatır.
Hads: orta terimi bir anda bulmak
İbn Sînâ'nın kesin öncül listesindeki son tür, onun bilgi kuramının en özgün kavramına bağlıdır: hads. Bir kıyasta, iki uç terimi birbirine bağlayan bir orta terim vardır: "Bütün insanlar ölümlüdür, Sokrates insandır, o hâlde Sokrates ölümlüdür" kıyasında "insan" orta terimdir. Bir problemi çözmek, çoğu zaman bu orta terimi bulmaktır: hangi kavram, bu iki şeyi birbirine bağlar?
İbn Sînâ'ya göre insanlar orta terimi iki yoldan bulur. Birincisi öğrenme ve düşünmedir: adım adım araştırma, deneme, bir öğretmenden öğrenme. İkincisi hadstır: orta terimin, uzun bir araştırma olmadan, bir anda zihinde belirmesi. İbn Sînâ'nın örneği, Ay'ın ışığıdır: Ay'ın evrelerinin, onun Güneş'e göre konumuyla değiştiğini gören biri, bir anda Ay'ın ışığını Güneş'ten aldığını kavrar. Bu kavrayış, uzun bir akıl yürütmenin sonucu değil, gözlemlerin arasındaki bağlantının bir anda görülmesidir.
İbn Sînâ'ya göre hads, insanlar arasında farklı derecelerde bulunur. Bazı insanlar, en basit orta terimi bile bir öğretmen olmadan bulamaz; bazıları, pek çok problemi hızla çözer. Bu yelpazenin bir ucunda, İbn Sînâ, hads yetisi o kadar güçlü olan bir insanın, bütün orta terimleri, dolayısıyla bütün bilimleri, bir öğretmen olmadan kavrayabileceğini öne sürdü. Bu en yüksek dereceye kutsi akıl adını verdi ve peygamberliğin bilişsel temelini bununla açıklamaya çalıştı. Bu son adım, İbn Sînâ'nın bilgi kuramı ile din anlayışı arasındaki bağı gösterir ve sonraki düşünürler tarafından hem benimsendi hem sert biçimde eleştirildi.
Sezgi dersinde, felsefi sezgilerin bir veri kaynağı olarak güvenilirliğini tartışmıştın; ustalık bilgisi dersinde ise, uzmanların kararlarını açıklayamadan doğru veren hızlı kavrayışlarını görmüştün. İbn Sînâ'nın hadsı, bu iki tartışmanın kesiştiği yerde durur: hads, bir sonucu bir anda kavrar, ama bu kavrayış keyfî değildir; orta terimi, yani sonucun gerekçesini de birlikte kavrar. Bir önsezi, "bunun doğru olduğunu hissediyorum" der; hads ise "bunun doğru olduğunu ve nedenini görüyorum" der. Bu yüzden İbn Sînâ, hads yoluyla bilinen önermeleri kesin öncüller arasında sayabildi.
Aklın basamakları
İbn Sînâ'nın bilgi kuramı, bir akıl dereceleri öğretisiyle tamamlanır. Doğumda insan aklı, henüz hiçbir şey bilmeyen ama her şeyi öğrenmeye yetenekli bir heyûlânî akıl, yani potansiyel akıldır. İlk apaçık önermeleri kavradığında, meleke hâlindeki akıl olur. Bilgileri kazanıp onları istediği zaman düşünebildiğinde, fiil hâlindeki akıl olur. Ve bu bilgileri fiilen düşündüğü anda, müstefâd akıl, yani kazanılmış akıl adını alır. Bu basamakların her birinde, İbn Sînâ'ya göre, akılların en yükseği olan ve bütün kavranabilir formları taşıyan faal akıl ile bir bağlantı kurulur; insan zihni, bu bağlantı ölçüsünde kavrayışa ulaşır.
Bu kuram, bugünkü okura metafizik bir yük gibi görünebilir. Ama onun epistemolojik çekirdeği güncel kalır: bilmek, bir kerede tamamlanan bir durum değil, basamaklı bir kazanımdır ve bu kazanım, hem kişisel çabaya hem de bireyin ötesindeki bir düzene, İbn Sînâ için faal akla, bugün belki bir bilgi topluluğuna, erişime bağlıdır.
Burhan Derecesi
Bu dersin aracı, Fârâbî'nin beş sanatını ve İbn Sînâ'nın öncül türlerini bir argüman denetimine çevirir. Önce iddiayı yazarsın. İkinci olarak öncülleri çıkarırsın: iddiayı destekleyen, açık ya da örtük bütün öncülleri. Üçüncü olarak her öncülü sınıflandırırsın: yakînî mi, yani apaçık, duyusal, deneyimsel, tevatürle bilinen, kanıtını içinde taşıyan ya da hadsla kavranan bir önerme mi? Meşhur mu, yani genel kabul görmüş ama kesin olmayan bir önerme mi? Makbul mü, yani güvenilen bir kişiden alınmış bir önerme mi? Zannî mi, yani olası ama belirsiz bir önerme mi? Muhayyel mi, yani doğru ya da yanlış olmaktan çok bir duygu ya da imge uyandıran bir önerme mi? Dördüncü olarak sanatı belirlersin: bütün öncüller yakînî ve biçim geçerliyse burhan; genel kabullere dayanıyorsa cedel; güvenilen kişilere ve olasılıklara dayanıyorsa hitabet; imgelere dayanıyorsa şiir; yakînî görünen ama aldatıcı öncüllere dayanıyorsa safsata. Son olarak sonucun derecesini belirlersin: bir argümanın sonucu, en zayıf öncülünden daha güçlü olamaz; güvenini buna göre ayarlarsın.
Kanıt kapısına bağlanmasının gerekçesi şudur: bir sonuca duyulan güvenin, o sonucu destekleyen kanıtın türüne ve derecesine bağlı olduğunu gösterir.
Örnekler
Basit örnek: diş macunu reklamı
Bir televizyon reklamında beyaz önlüklü biri gülümseyerek şöyle diyor: "Diş hekimlerinin önerdiği macun. Dişleriniz hiç bu kadar beyaz olmamıştı." Burhan Derecesi'ni uygulayalım. İddia: bu macunu kullanmalısın. Öncüller: diş hekimleri bu macunu öneriyor; bu macun dişleri beyazlatır; beyaz dişler iyidir. Sınıflandırma: birinci öncül makbul, yani güvenilen bir meslek grubunun sözüne dayanıyor, ama hangi diş hekimlerinin, kaç tanesinin, hangi koşulda önerdiği belirsiz; beyaz önlük, öncülü güçlendirmek için seçilmiş bir imgedir. İkinci öncül zannî; kanıtı gösterilmiyor. Üçüncü öncül meşhur; genel kabul görür. Reklamın asıl gücü ise gülümseyen yüz ve parlak dişlerin uyandırdığı imgede, yani muhayyel bir öğededir. Sanat: hitabet ile şiirin karışımı. Sonucun derecesi: en zayıf öncül zannî; bu yüzden sonuç en fazla bir kanaat olabilir. Sonuç: reklam, dinleyicide bir kesinlik değil, bir istek uyandırır; bir macun seçmek için gereken bilgi, bağımsız bir karşılaştırmadan gelmelidir.
Orta örnek: okul önüne hız kesici
Girişteki mahalle toplantısına dönelim. Komşu, "Hepimiz çocukların güvende olması gerektiğini kabul ediyoruz; o hâlde okulun önüne bir hız kesici konmalı" diyor. Burhan Derecesi'ni uygulayalım. İddia: okulun önüne hız kesici konmalı. Öncüller: çocukların güvende olması gerekir; okul önünde araçlar hızlı geçiyor; hız kesici araçları yavaşlatır; araçların yavaşlaması çocukları daha güvende kılar. Sınıflandırma: birinci öncül meşhurdur, hatta toplantıdaki herkesin kabul ettiği bir öncüldür; karşı çıkan olmaz. İkinci öncül, birkaç komşunun gözlemine dayanıyorsa duyusal ama sınırlıdır; belediyeden bir hız ölçümü istenirse mücerrebâta yaklaşır. Üçüncü ve dördüncü öncül, trafik araştırmalarına dayanıyorsa güçlü birer deneyimsel önermedir; ama hız kesicinin ambulans geçişine ya da gürültüye etkisi gibi karşı etkenler açık kalır. Sanat: cedel; komşu, herkesin kabul ettiği bir ilkeden hareket ederek toplantıyı bağlıyor. Sonucun derecesi: iyi bir cedel, bir karar için çoğu zaman yeterlidir; ama ikinci öncülü bir ölçümle güçlendirmek, kararı hem daha sağlam hem daha az tartışmalı kılar. Sonuç: burhan her kararda gerekmez; ama bir argümanın hangi derecede olduğunu bilmek, onu nerede güçlendirmek gerektiğini gösterir.
Gerçek hayat örneği: "Şüphe bizim ürünümüz"
1960'larda, sigara içmenin akciğer kanseriyle ilişkisine dair bilimsel kanıtlar giderek güçleniyordu. 1969'da, bir Amerikan tütün şirketinin iç yazışmalarından birinde, sonradan çok alıntılanacak bir cümle yer aldı: şüphe bizim ürünümüzdür, çünkü kamuoyunun zihnindeki "olgular bütünü" ile rekabet etmenin en iyi yolu budur. Bu belge, 1990'larda tütün şirketlerine açılan davalar sırasında kamuya açıklanan milyonlarca iç belgeden biriydi. Burhan Derecesi'ni iki argümana uygulayalım. Birinci argüman, epidemiyoloji araştırmacılarının: iddia, sigara akciğer kanserine yol açar. Öncüller: sigara içenlerde akciğer kanseri, içmeyenlere göre belirgin biçimde daha sık görülür (farklı ülkelerde, farklı araştırmacılarca tekrarlanmış gözlem, yani mücerrebâta yakın); içilen sigara miktarı arttıkça risk artar (doz-yanıt ilişkisi); sigarayı bırakanlarda risk zamanla azalır; hayvan deneyleri ve kimyasal analizler, dumanda kanserojen maddeler bulunduğunu gösterir. Sanat: burhana yaklaşan bir argüman; öncüllerin her biri bağımsız olarak sınanmış ve İbn Sînâ'nın "tesadüf olsaydı her zaman ya da çoğunlukla gerçekleşmezdi" kıyası, farklı koşullarda tekrarlanan gözlemlerle desteklenmiş. İkinci argüman, belgenin tarif ettiği strateji: iddia, sigaranın kansere yol açtığı henüz kanıtlanmamıştır. Öncüller: bilim insanları arasında hâlâ tartışma vardır; korelasyon nedensellik değildir; başka etkenler de rol oynayabilir. Sınıflandırma: bu öncüller tek tek meşhur ya da doğru görünen genel ilkelerdir; ama argümanın kendisi, kanıtın derecesini bilerek düşürmek için tasarlanmıştır. Sanat: cedel kılığına girmiş bir safsata. Sonuç: Fârâbî'nin sınıflandırması, bu stratejinin neden etkili olduğunu gösterir: kamuoyunun büyük kısmı burhanı izleyemez; ona yalnızca "tartışma sürüyor" imgesini vermek, bir kanaat yaratmaya yeter.
Vakaya dönüş
Gazâlî'nin krizine Fârâbî'nin ve İbn Sînâ'nın gözüyle bakalım. Gazâlî, şüphe krizinden çıkış yolu ararken, hakikati iddia eden farklı grupları incelediğini anlatır; bunlardan biri, Fârâbî'nin ve İbn Sînâ'nın temsil ettiği filozoflardır. Gazâlî, filozofların eserlerini yıllarca incelediğini, önce onların görüşlerini tarafsız bir biçimde özetleyen bir kitap, sonra onları eleştiren Tehâfütü'l-felâsife'yi, yani Filozofların Tutarsızlığı'nı yazdığını söyler.
Gazâlî'nin eleştirisinin epistemolojik çekirdeği, bu derste gördüğün burhan kuramına dayanır. Gazâlî, filozofların mantığını ve matematiğini reddetmez; tersine, mantığın burhan koşullarını kabul eder. Ama filozofların metafizik iddialarının, kendi koydukları burhan koşullarını karşılamadığını savunur. Burhan Derecesi'ni Gazâlî'nin bakışıyla uygulayalım: filozofların metafizikteki öncülleri gerçekten yakînî midir, yoksa filozoflar topluluğunda meşhur olmuş, yani cedel düzeyinde kalan önermeler midir? Gazâlî'ye göre çoğu ikincisidir. Bu, filozofları kendi silahlarıyla eleştirmektir: bir argüman burhan iddia ediyor ama cedel düzeyinde kalıyorsa, kesinlik iddiası haksızdır. Ve bu eleştiri, Gazâlî'yi krizinin en derin noktasına geri götürür: aklın en güçlü aracı olan burhan bile metafiziğin sorularında kesinlik veremiyorsa, kesinlik nereden gelecektir? Modülün projesine dördüncü bir sütun ekle, "İslam felsefesi", ve şunu yaz: kesinlik, burhanın koşullarını karşılayan öncüllerde ve hadsın gerekçeyle birlikte kavrayışında yatar.
Araç kartı: Burhan Derecesi (burhan/cedel/hitabet)
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir argümanın öncüllerini türlerine göre sınıflandırır, argümanın burhan, cedel, hitabet, şiir ya da safsata olup olmadığını belirler ve sonucun kanıt derecesini en zayıf öncüle göre ayarlar |
| 5K kapısı | Kanıt |
| Adımlar | 1) İddiayı yaz. 2) Açık ve örtük bütün öncülleri çıkar. 3) Her öncülü sınıflandır: yakînî (apaçık, duyusal, deneyimsel, tevatür, fıtri, hadsî), meşhur, makbul, zannî, muhayyel. 4) Sanatı belirle: burhan, cedel, hitabet, şiir ya da safsata. 5) Sonucun derecesini en zayıf öncüle göre belirle ve güvenini buna göre ayarla. |
| Ne zaman kullanılır | Bir reklamı, bir siyasi konuşmayı ya da bir köşe yazısını okurken; bir karar toplantısında sunulan gerekçeleri değerlendirirken; bir bilimsel iddianın kamuoyuna nasıl aktarıldığını incelerken; kendi argümanını güçlendirmek için hangi öncülü desteklemen gerektiğini bulmak istediğinde |
| Sık hata | Burhan olmayan her argümanı değersiz saymak; cedel ve hitabetin gündelik kararlarda meşru rolü vardır. Öncülün doğruluğunu, o öncülün derecesiyle karıştırmak; meşhur bir öncül doğru olabilir ama kesin değildir. İmgeyi, yani şiir öğesini, bir kanıt gibi saymak |
Egzersiz
Sonra son bir hafta içinde seni bir konuda ikna eden bir argüman seç: bir yazı, bir konuşma, bir video, bir arkadaşının sözü. Burhan Derecesi'yle onu baştan sona tart. Günlüğüne, argümanın hangi sanata ait olduğunu ve seni gerçekte neyin ikna ettiğini, öncüllerin mi yoksa imgenin mi, yaz.
Mini test
- Fârâbî'nin beş kıyas sanatı nelerdir ve her biri dinleyicide ne doğurur?
- Fârâbî'nin kesinlik koşulları, gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımından hangi bakımlardan daha talepkârdır?
- İbn Sînâ'ya göre sakamonya örneğindeki deneyimsel bilgi, salt tekrarlanan gözlemden nasıl ayrılır?
- Hads nedir ve bir önseziden nasıl ayrılır?
- Bir sağlık ürünü satan bir sosyal medya hesabı, "Binlerce kullanıcı memnun, doğal içerik, bilim insanları bile şaşırdı" diyor. Burhan Derecesi ile bu argümanı değerlendir.
Cevapları göster
- Burhan, kesin öncüllerden başlar ve yakîn doğurur. Cedel, genel kabul görmüş öncüllerden başlar ve güçlü ama kesin olmayan bir kabul doğurur. Hitabet, güvenilen kişilerin sözlerine ve olasılıklara dayanır ve zan, yani kanaat doğurur. Şiir, imgelerle bir tahayyül ve duygu hareketi doğurur. Safsata, doğru görünen yanıltıcı öncüllerle aldatır.
- İnanç ve doğruluk koşulları ortaktır. Ama Fârâbî'nin mutlak kesinliği ayrıca kişinin bildiğini bilmesini, önermenin başka türlü olmasının imkânsız olmasını ve inancın tesadüfen değil, önermenin kendi doğasından ötürü edinilmiş olmasını ister.
- Deneyimsel bilginin arkasında örtük bir kıyas vardır: bu ilişki tesadüfi olsaydı her zaman ya da çoğunlukla gerçekleşmezdi; o hâlde tesadüfi değildir, bitkinin doğasından kaynaklanır. Ayrıca deneyim yalnızca gözlemlenen koşullar içinde geçerlidir.
- Hads, bir problemin çözümünü sağlayan orta terimi, uzun bir araştırma olmadan bir anda kavrama yetisidir. Bir önsezi yalnızca bir sonucun doğru olduğunu hisseder; hads ise sonucu gerekçesiyle, yani orta terimle birlikte kavrar.
- İddia: bu ürünü almalısın. Öncüller: binlerce kullanıcı memnun (makbul ya da zannî; kaynağı ve seçilimi belirsiz, memnun olmayanlar sayılmamış olabilir); içerik doğal (meşhur ama "doğal olan iyidir" öncülü örtüktür ve kesin değildir); bilim insanları şaşırdı (makbul kılığında bir imge; hangi bilim insanları, ne yayımladılar belirsiz). Sanat: hitabet ile şiirin karışımı, hatta bilim insanlarına belirsiz atıf safsataya yaklaşır. Sonucun derecesi en fazla bir kanaattir; bir karar için bağımsız ve yayımlanmış kanıt aranmalıdır.
Özet
- Fârâbî (yaklaşık 870–950), ikinci öğretmen, Aristoteles'in mantık külliyatını beş kıyas sanatı olarak okudu: burhan, cedel, hitabet, şiir, safsata.
- Her sanat dinleyicide farklı bir derece doğurur ve bu derece öncüllerin türüne bağlıdır; burhan, yakîn doğuran tek sanattır.
- Fârâbî'nin kesinlik koşulları inanç ve doğruluğun ötesinde bildiğini bilmeyi, zorunluluğu ve tesadüfün dışlanmasını ister.
- İbn Sînâ (980–1037), kesin öncülleri evveliyyât, mahsûsât, mücerrebât, mütevâtirât, fıtriyyât ve hadsiyyât olarak sıraladı; deneyimsel bilgiyi örtük bir kıyasla tümevarımın ötesine taşıdı.
- Hads, orta terimi bir anda kavrama yetisidir; gerekçeyi de birlikte kavradığı için önseziden ayrılır. İbn Sînâ, aklın basamaklarını heyûlânî akıldan müstefâd akla sıraladı.
- Burhan Derecesi, öncülleri sınıflandırır, argümanın sanatını belirler ve sonucun derecesini en zayıf öncüle göre ayarlar.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Fârâbî'nin unvanı? | İkinci öğretmen |
| Fârâbî'nin beş kıyas sanatı? | Burhan, cedel, hitabet, şiir, safsata |
| Burhanın dinleyicide doğurduğu? | Yakîn, yani kesinlik |
| Cedelin öncülleri? | Genel kabul görmüş ya da karşı tarafın kabul ettiği önermeler |
| İbn Sînâ'nın deneyimsel bilgi örneği? | Sakamonyanın safrayı söktürmesi |
| Mücerrebâtın arkasındaki örtük kıyas? | Tesadüf olsaydı her zaman ya da çoğunlukla gerçekleşmezdi |
| Hads? | Orta terimi bir anda kavrama yetisi |
| İbn Sînâ'nın hads örneği? | Ay'ın ışığını Güneş'ten aldığını evrelerinden kavramak |
Sonraki derse köprü
Gazâlî, filozofların burhan iddialarını kendi ölçütleriyle sınadı ve metafizikte yetersiz buldu. Ama bu eleştiri, onun krizini çözmedi; derinleştirdi. el-Munkız'da Gazâlî, aradığı bilginin ne olduğunu çok talepkâr bir tanımla belirler: öyle bir bilgi ki, onu sarsmaya yönelik hiçbir gösteri, hatta en olağanüstü bir mucize bile, zihinde en küçük bir kuşku uyandıramasın. Bu ölçütle duyuları ve aklı sınar, rüya ile uyanıklık arasındaki farkı sorgular ve sonunda, kendi anlatımına göre, akıl yürütmeyle değil, kalbe atılan bir ışıkla kesinliğe yeniden kavuşur. Ardından hakikati iddia eden dört grubu, kelâmcıları, filozofları, Bâtınîleri ve sûfîleri tek tek inceler. Ders T2.5, Gazâlî'nin şüpheden yakîne uzanan yolunu inceleyecek ve sana Yakîn Testi'ni verecek.
Günlük sorusu: Son zamanlarda seni bir konuda gerçekten ikna olmuş hissettiren şey neydi: bir kanıt mı, herkesin kabul ettiği bir ilke mi, güvendiğin birinin sözü mü, yoksa bir imge mi?
Bugün nerede duruyor
Burhan, hads ve kesinlik koşulları, yirminci yüzyılın sonlarından itibaren İslam felsefesi araştırmalarında yoğun biçimde yeniden incelendi. Deborah Black'in Fârâbî'nin kesinlik kuramı üzerine çalışmaları, Fârâbî'nin çağdaş bilgi tanımı tartışmalarıyla karşılaştırılabilecek ölçüde ayrıntılı bir epistemoloji geliştirdiğini gösterdi. Amerikalı araştırmacı Dimitri Gutas, 1988'de ilk baskısı yayımlanan İbn Sînâ ve Aristotelesçi Gelenek kitabında, İbn Sînâ'nın hads kavramını onun bütün bilgi kuramının anahtarı olarak okudu ve hadsın mistik bir yeti değil, orta terimi bulmaya yönelik bilişsel bir yetenek olduğunu vurguladı. İbn Sînâ'nın deneyim kuramı ise bilim tarihçileri tarafından, tümevarım problemine İslam dünyasında verilen erken ve özgün bir cevap olarak inceleniyor. Türkiye'de, İslam felsefesi ve mantık tarihi çalışmaları, bu geleneğin medrese müfredatlarında yüzyıllar boyunca nasıl yaşadığını ve Osmanlı dönemi mantık eğitiminde burhan kuramının yerini ortaya koydu. Fârâbî'nin beş sanatı ise, bilginin bir toplumda farklı dillerle ve farklı derecelerde dolaştığı gözlemiyle, bugünkü bilim iletişimi ve dezenformasyon tartışmalarına beklenmedik bir kavramsal çerçeve sunuyor.