Giriş
Hao Nehri'nin üzerindeki bir köprüde iki arkadaş yürüyor. Biri aşağıya bakıyor ve "Şu balıklara bak, nasıl da rahat, özgürce yüzüyorlar; işte balıkların sevinci bu" diyor. Öbürü, keskin zekâlı bir tartışmacı, hemen itiraz ediyor: "Sen balık değilsin; balıkların sevincini nereden biliyorsun?" Birincisi gülümsüyor: "Sen de ben değilsin; benim balıkların sevincini bilmediğimi nereden biliyorsun?" Tartışmacı geri adım atmıyor: "Ben sen değilim, bu yüzden elbette seni bilemem. Sen de balık değilsin; öyleyse balıkların sevincini bilemeyeceğin açık." Birincisi son sözü söylüyor: "Başa dönelim. 'Balıkların sevincini nereden biliyorsun?' diye sorduğunda, benim bildiğimi zaten bildiğin için sordun. Ben onu, Hao'nun üzerinden biliyorum."
Bu kısa diyalog, Savaşan Devletler çağının Çinli düşünürü Zhuangzi'ye ve dostu Huizi'ye atfedilen, adını taşıyan kitabın on yedinci bölümünde yer alır. Yüzyıllardır yorumlanır ve hâlâ anlamı üzerinde uzlaşılamaz. Zhuangzi bir dil oyunuyla mı kaçıyor? Yoksa derin bir şey mi söylüyor: her bilme, bir yerden, "Hao'nun üzerinden" yapılır ve bu yer, bilginin kusuru değil, koşuludur?
Hint geleneğinin iki okulu, önceki iki derste, bilginin araçlarını titizlikle sınıflandırdı. Çin düşüncesi aynı sorulara çok farklı bir yönden yaklaştı. Bu gelenekte "bilmek" (zhi), çoğu zaman bir önermenin doğru olduğunu kavramaktan çok, doğru ayrımları yapabilmek, neyin ne olduğunu ve nasıl davranılacağını görebilmek anlamına geliyordu. Bu ders, bu geleneğin iki ucunu inceliyor: bilginin kendi sınırlarının farkındalığıyla başladığını söyleyen Konfüçyüs ve her ayrımın bir bakış noktasına bağlı olduğunu gösteren Zhuangzi.
Bu dersin kazanımları:
- Konfüçyüs'ün bilgi ve öğrenme anlayışını, adların düzeltilmesi ilkesini ve Zhuangzi'nin bakış noktalarına dair kuşkuculuğunu açıklarsın. (anla)
- Bir karardan önce bildiklerini, bildiğin bilinmeyenleri ve fark etmediğin bilinmeyenleri Bilmediklerim Listesi ile çıkarırsın. (uygula)
- Zhuangzi'nin perspektivizmini, Nietzsche'nin perspektivizmi ve kuşkucu gelenekle karşılaştırarak onun bir görecilik mi yoksa bir bilgelik mi olduğunu değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Bilmenin ilk adımı
Konfüçyüs, geleneksel tarihlendirmeye göre milattan önce 551 ile 479 yılları arasında yaşadı. Öğrencilerinin onun sözlerini ve konuşmalarını derlediği Lunyu, Türkçede genellikle Konuşmalar ya da Seçmeler adıyla anılan eser, Çin düşüncesinin en etkili metinlerinden biri oldu. Kitabın ikinci bölümünde, Konfüçyüs, cesur ama aceleci öğrencisi Zilu'ya şöyle der: "Sana bilmenin ne olduğunu öğreteyim mi? Bildiğini bildiğin gibi kabul etmek, bilmediğini bilmediğin gibi kabul etmek: işte bilmek budur."
Bu cümle ilk bakışta sade bir öğüt gibi görünür. Ama epistemolojik olarak dikkat çekici bir iddia içerir: bilginin kendisi, yalnızca doğru inançlara sahip olmak değil, kendi bilgi durumunun doğru bir haritasına sahip olmaktır. Bildiğini bilmediğin gibi göstermek sahte alçakgönüllülüktür; bilmediğini bildiğin gibi göstermek, bu akademinin çok erken bir dersinden beri uyardığımız aşırı güvendir. Konfüçyüs'e göre bu iki hatadan kaçınmak, bilmenin ön koşulu değil, bilmenin kendisidir.
Anlama ve bilgelik dersinde, Platon'un Savunma'sında Sokrates'in bilgeliğinin, kendi cehaletinin farkında olmak olarak anlatıldığını görmüştün. Konfüçyüs'ün sözü buna yakındır, ama önemli bir fark taşır. Sokrates, çoğu zaman karşısındakinin bildiğini sandığı şeyi bilmediğini göstermeye çalışır; sonuç, çoğu zaman bir çıkmazdır. Konfüçyüs ise öğrencisini öğrenmeye yönlendirir: bilmediğini kabul etmek, onu öğrenmeye başlamanın ilk adımıdır. Konuşmalar'ın aynı bölümünde, bu dengeyi kuran bir başka sözü yer alır: düşünmeden öğrenmek boşunadır; öğrenmeden düşünmek tehlikelidir. Yalnızca başkalarından öğrenen kişi, öğrendiklerini sorgulamadan biriktirir; yalnızca kendi kafasında düşünen kişi, deneyimin ve geleneğin düzeltmesinden yoksun kalır. Kant'ın düşünce ile sezgiyi birbirine muhtaç sayan formülüyle bu söz arasındaki uzak akrabalık dikkat çekicidir.
Adların düzeltilmesi
Konfüçyüs'e atfedilen bir başka ilke, epistemoloji ile toplumsal düzen arasındaki bağı gösterir. Konuşmalar'ın on üçüncü bölümünde, Zilu, Konfüçyüs'e bir devleti yönetmeye çağrılsa ilk olarak ne yapacağını sorar. Konfüçyüs'ün cevabı, öğrencisini şaşırtır: adları düzeltmek. Adlar doğru değilse, konuşma gerçeğe uymaz; konuşma gerçeğe uymazsa, işler başarıya ulaşmaz; işler başarıya ulaşmazsa, töre ve düzen gelişmez; ve sonunda halk, elini ayağını nereye koyacağını bilemez.
Bu ilke, Çin düşüncesinde bilgi ile dilin ayrılmazlığının erken bir ifadesidir. Analitik dönüş dersinde, Batı felsefesinin yirminci yüzyılda felsefi karışıklıkları dilin çözümlemesiyle gidermeye çalıştığını görmüştün. Konfüçyüs'ün kaygısı daha pratiktir: yanlış kullanılan bir ad, bir önermeyi yanlış yapmaktan önce, bir toplumsal ilişkiyi bozar. Bir kuruma "bağımsız" denip bağımsız olmaması ya da bir ürüne "doğal" denip doğal olmaması, yalnızca bir yanlış bilgi değil, güvenin temelini oyan bir ad bozulmasıdır.
Mohistler ve bilginin kaynakları
Konfüçyüs'ün ardından gelen yüzyıllarda, Çin'de birbirine rakip çok sayıda düşünce okulu ortaya çıktı. Bunlardan biri, milattan önce beşinci yüzyılda yaşamış Mozi'nin izleyicileri olan Mohistlerdi. Mohistler, bir öğretinin doğruluğunu sınamak için üç ölçüt önerdi: öğretinin kökeni, yani eski bilge hükümdarların uygulamalarıyla uyumu; temeli, yani sıradan insanların gözleri ve kulaklarıyla tanık olduklarıyla uyumu; ve uygulaması, yani devlet ve halk için yarar sağlayıp sağlamadığı. Bu üçlü, pragmatizm dersindeki pratik sonuç ölçütüyle ve Nyāya dersindeki tanıklık tartışmasıyla şaşırtıcı akrabalıklar taşır.
Sonraki Mohist metinler, bilginin kaynaklarını da sınıflandırdı: işiterek edinilen bilgi, yani başkasından aktarılan; açıklamayla edinilen bilgi, yani akıl yürütmeyle çıkarılan; ve kişisel deneyimle edinilen bilgi. Bu üçlü sınıflandırma, Nyāya'nın tanıklık, çıkarım ve algı ayrımıyla dikkat çekici biçimde örtüşür. Farklı geleneklerin, birbirinden bağımsız olarak, bilginin kaynaklarını benzer biçimde ayırması, bu ayrımların yalnızca bir kültürün icadı olmadığını düşündürür.
Bu ve o
Zhuangzi, milattan önce dördüncü yüzyılda, farklı okulların birbirine karşı keskin tartışmalar yürüttüğü bir ortamda yaşadı. Onun adını taşıyan kitabın ilk yedi bölümü, "İç Bölümler", genellikle Zhuangzi'nin kendisine atfedilir; geri kalanı, sonraki yüzyıllarda onun izleyicileri tarafından yazılmış olabilir. Kitabın ikinci bölümü, çoğu zaman Her Şeyi Eşitlemek Üzerine diye çevrilir ve Çin düşüncesinin en yoğun epistemolojik metinlerinden biridir.
Zhuangzi, çağının tartışmalarına bakar ve bir örüntü görür. Konfüçyüsçüler ile Mohistler, sürekli olarak birbirinin doğru dediğine yanlış, yanlış dediğine doğru der. Her okul, kendi bakış noktasından bir "bu" ile bir "o" ayırır ve kendi "bu"sunu doğru, ötekinin "o"sunu yanlış sayar. Ama "bu" ve "o", konuşanın yerine bağlıdır: benim "bu" dediğim, senin "o" dediğindir. Zhuangzi'ye göre her ayrım, bir bakış noktasından yapılır ve hiçbir bakış noktası, bütün ötekileri yargılayacak bir ayrıcalığa sahip değildir.
Aynı bölümde, Zhuangzi bu düşünceyi bir dizi soruyla somutlaştırır. İnsanlar nemli bir yerde uyursa bellerinden hastalanır; ama bir yılan balığı için nem en doğal ortamdır. İnsanlar ağaç tepesinde korkudan titrer; ama maymunlar için orası evdir. Bu üçünden hangisi "doğru yaşam yerini" bilir? İnsanların en güzel bulduğu kişileri görünce balıklar derine dalar, kuşlar havalanır, geyikler kaçar. Bu dördünden hangisi "gerçek güzelliği" bilir? Zhuangzi'nin sorusu, cevabı olmayan bir soru değildir; cevabın, kimin için sorusuna bağlı olduğunu gösteren bir sorudur.
Kelebek rüyası
İkinci bölüm, Zhuangzi'nin belki de en ünlü hikâyesiyle kapanır. Kavanozdaki beyin dersinde bu hikâyeye kısaca değinmiş ve onu bu derse bırakmıştık. Zhuangzi, bir zamanlar rüyasında bir kelebek olduğunu gördüğünü anlatır: mutlu bir kelebek, çiçekten çiçeğe uçan, Zhuangzi olduğundan habersiz. Birden uyanır ve kendini, şaşkın, Zhuangzi olarak bulur. Ama şimdi bilemez: rüyasında kelebek olduğunu gören Zhuangzi mi, yoksa şimdi Zhuangzi olduğunu gören bir kelebek mi?
Bu hikâye, Descartes'ın rüya argümanıyla sıkça karşılaştırılır ve bir benzerlik gerçekten vardır: iki metin de uyanıklık ile rüya arasındaki farkı, içeriden kesin olarak ayırt edemeyeceğimizi gösterir. Ama iki düşünürün bu sorudan çıkardığı sonuç çok farklıdır. Descartes, bu şüpheden kurtulmak ve sarsılmaz bir temel bulmak ister. Zhuangzi ise hikâyeyi bir kurtuluş arayışıyla değil, bir kabul cümlesiyle bitirir: Zhuangzi ile kelebek arasında mutlaka bir ayrım vardır; buna şeylerin dönüşümü denir. Zhuangzi için şüphe, çözülmesi gereken bir sorun değil, dünyanın sürekli değişen doğasına açılan bir kapıdır.
Görecilik mi, bilgelik mi?
Zhuangzi'nin bu düşünceleri, onun radikal bir göreci ya da kuşkucu olup olmadığı sorusunu doğurur. Eğer her ayrım bir bakış noktasına bağlıysa ve hiçbir bakış noktası ayrıcalıklı değilse, hiçbir şey bilinemez mi? Nietzsche'ye yöneltilen kendi kendini çürütme itirazı burada da geçerlidir: "hiçbir bakış noktası ayrıcalıklı değildir" iddiası da bir bakış noktasından yapılmamış mıdır?
Zhuangzi'nin yorumcuları bu soruya farklı cevaplar verir. Bir okumaya göre Zhuangzi gerçekten bir kuşkucudur ve bilginin imkânsızlığını gösterir. Başka bir okumaya göre ise, Zhuangzi bilginin imkânsızlığını değil, tek bir bakış noktasına saplanmanın tehlikesini gösterir. Balık hikâyesinin son cümlesi, "Hao'nun üzerinden biliyorum", bu ikinci okumayı destekler: Zhuangzi bilgiyi reddetmez; onun her zaman bir yerden yapıldığını kabul eder. Hikâyedeki Huizi, sanki hiçbir yerden bakmadan bilmek mümkünmüş gibi konuşur; Zhuangzi ise ona, kendi sorusunun bile bir yerden, Zhuangzi'nin sözünü anlamış birinin yerinden sorulduğunu hatırlatır.
Bu okumada Zhuangzi'nin bilgeliği, bir tür esnekliktir: bir bakış noktasının gördüğünü görmek, ama onun ötekileri göremediğini de bilmek. İkinci bölümdeki maymun bakıcısı hikâyesi bunu gösterir: bakıcı maymunlara sabah üç, akşam dört kestane vereceğini söyleyince maymunlar öfkelenir; sabah dört, akşam üç vereceğini söyleyince sevinirler. Toplam değişmemiştir; bakıcı, özü korurken biçimi maymunların bakış noktasına göre ayarlamıştır. Zhuangzi bu tutuma "iki yolda birden yürümek" adını verir.
Zhuangzi'den bir kuşak sonra yaşamış Konfüçyüsçü düşünür Xunzi, bu esnekliğin Konfüçyüsçü bir biçimini önerdi. Xunzi kitabının bir bölümü, zihnin takılıp kalmasını, yani bir şeyin tek bir köşesine saplanıp bütününü görememesini ele alır. Xunzi'ye göre her okulun kurucusu bir şeyi doğru görmüş, ama o bir şeye takılıp kalarak geri kalanını gözden kaçırmıştır. Çare, zihni boş, bütünleşik ve sakin tutmaktır: yeni bir şeyi, önceden bildiklerinle doldurmadan kabul edebilmek; farklı şeyleri aynı anda akılda tutabilmek; ve hayallere, tutkulara kapılmadan görebilmek.
Bilmediklerim Listesi
Bu dersin aracı, Konfüçyüs'ün ilkesini, Zhuangzi'nin uyarısını ve Xunzi'nin takılıp kalma kavramını bir karar öncesi denetimine çevirir. Önce konuyu ve kararı yazarsın. İkinci olarak bildiklerini listelersin, her birinin yanına kaynağını, Mohistlerin üçlüsüyle, yani işittim mi, çıkardım mı, kendim mi deneyimledim, diye not ederek. Üçüncü olarak bildiğin bilinmeyenleri listelersin: bu karar için önemli olduğunu bildiğin ama cevabını bilmediğin sorular. Her birinin yanına, onu öğrenmek için ne yapman gerektiğini yazarsın. Dördüncü olarak fark etmediğin bilinmeyenleri ararsın: bu adım en zorudur, çünkü tanım gereği onları göremezsin. Zhuangzi'nin yöntemi burada işe yarar: bu karara başka bir bakış noktasından, bir yılan balığının, bir maymunun, yani senden çok farklı bir konumdaki birinin gözünden bakan biri neyi sorardı? Xunzi'nin uyarısını da ekle: hangi köşeye takılıp kalmış olabilirsin? Son olarak kesinliği ayarlarsın: kararın hangi bilinmeyene en çok duyarlı? Güvenini ve kararın geri alınabilirliğini buna göre belirlersin.
Kesinlik kapısına bağlı olmasının nedeni, Konfüçyüs'ün ilkesini doğrudan uygulamasıdır: güvenin, bildiklerinle bilmediklerinin doğru bir haritasına dayanmalıdır.
Örnekler
Basit örnek: ikinci el bir bisiklet
İnternette ikinci el bir bisiklet ilanı görüyorsun ve satın almayı düşünüyorsun. Bilmediklerim Listesi'ni uygulayalım. Karar: bu bisikleti almak. Bildiklerim: fiyatı, markası ve modeli (ilandan, yani işiterek); fotoğraflara göre çerçevesinde görünür bir çizik yok (fotoğraftan, yani dolaylı bir gözlemden). Bildiğim bilinmeyenler: kaç kilometre kullanıldı, frenlerin ve vitesin durumu, satıcının neden sattığı. Bunları öğrenmek için satıcıya sormak ve bisikleti görüp denemek gerekir. Fark etmediğim bilinmeyenler: bir bisiklet tamircisinin bakış noktasından bakınca hangi soruyu sormadım? Belki çerçevenin boyu benim boyuma uygun mu, belki bisikletin çalıntı olup olmadığını gösterecek bir seri numarası var mı. Takılıp kalınan köşe: fiyatın uygunluğuna odaklanıp güvenlik ve uygunluk sorularını atlamak. Kesinlik: karar en çok çalıntı olup olmadığı ve frenlerin durumu bilinmeyenlerine duyarlı; bunlar netleşmeden ödeme yapılmamalı. Sonuç: liste, bir satın alma kararını, fiyatın ötesindeki sorularla genişletir.
Orta örnek: yeni bir ekibin başına geçmek
Bir şirkette, daha önce hiç çalışmadığın bir bölümün yöneticiliğine atandın ve ilk hafta ekipte bir yeniden yapılanma önerisi hazırlaman bekleniyor. Bilmediklerim Listesi'ni uygulayalım. Karar: yeniden yapılanma önerisi. Bildiklerim: bölümün yıllık hedefleri ve bütçesi (belgelerden, işiterek); ekip üyelerinin adları ve görev tanımları (belgelerden); ilk toplantıda iki kişinin iş yükünden şikâyet ettiği (kendi deneyimimden). Bildiğim bilinmeyenler: ekibin önceki yöneticiyle ilişkisi, gayriresmî rollerin kimde olduğu, müşterilerin bölüm hakkındaki görüşü. Bunları öğrenmek için birebir görüşmeler ve müşteri geri bildirimleri gerekir. Fark etmediğim bilinmeyenler: Zhuangzi'nin sorusuyla, bu yapılanmaya ekipteki en kıdemsiz çalışanın ya da bölümle en çok iş yapan başka bir bölümün yöneticisinin gözünden bakarsam ne görürüm? Belki önceki bir yeniden yapılanmanın ekipte bıraktığı yorgunluk, belki gayriresmî bir bilgi akışının resmî şemada görünmemesi. Takılıp kalınan köşe: iki kişinin şikâyetine odaklanıp bütün yapıyı bu iki şikâyete göre kurmak. Kesinlik: karar en çok gayriresmî rollere ve önceki deneyimlere duyarlı; bu yüzden ilk öneri geri alınabilir ve kademeli olmalı. Sonuç: liste, ilk haftada kapsamlı bir yeniden yapılanma yerine, bir dinleme dönemi ve küçük, geri alınabilir adımlar önerir.
Gerçek hayat örneği: bilinen bilinmeyenler
Şubat 2002'de, ABD Savunma Bakanı Donald Rumsfeld, bir basın toplantısında, Irak hükümetinin terör örgütlerine kitle imha silahı sağladığına dair kanıt olup olmadığı sorulduğunda, sonradan çok alıntılanacak bir cevap verdi. Bilinen bilinenler vardır, dedi, yani bildiğimizi bildiğimiz şeyler; bilinen bilinmeyenler vardır, yani bilmediğimizi bildiğimiz şeyler; ve bilinmeyen bilinmeyenler vardır, yani bilmediğimizi bilmediğimiz şeyler. Cevap, o dönemde bir kaçamak olarak eleştirildi ve alay konusu oldu; ama bilgi yönetimi ve risk analizi alanlarında, kullanışlı bir sınıflandırma olarak geniş biçimde benimsendi. Bir yıl sonra, 2003'te, ABD liderliğindeki bir koalisyon Irak'ı işgal etti; işgalin gerekçelerinden biri, Irak'ın kitle imha silahlarına sahip olduğu iddiasıydı. İşgalden sonra yapılan kapsamlı araştırmalar, böyle silah stoklarının bulunmadığı sonucuna vardı. Bilmediklerim Listesi'ni bu duruma uygulayalım. Karar: bir savaşın gerekçesi. Bildiklerim: bu noktada tartışılan istihbaratın önemli bir kısmının dolaylı kaynaklardan, yani işitilerek edinildiği sonradan anlaşıldı. Bildiğim bilinmeyenler: silah stoklarının varlığı ve yeri. Fark etmediğim bilinmeyenler: Rumsfeld'in üçlüsünde eksik kalan dördüncü bir kategori, sonradan başka yorumcuların da işaret ettiği gibi, bu durumda belirleyici olabilirdi: bildiğimizi sandığımız ama aslında bilmediğimiz şeyler. Konfüçyüs'ün diliyle, bilmediğini bildiğin gibi kabul etmek. Takılıp kalınan köşe: Xunzi'nin diliyle, bir hipoteze saplanıp onu doğrulayan kanıtlara ağırlık vermek. Kesinlik: karar, geri alınamaz nitelikteydi; bu yüzden en çok duyarlı olduğu bilinmeyen, yani silahların varlığı, en yüksek kanıt standardıyla sınanmalıydı. Sonuç: Rumsfeld'in sınıflandırması, kendi başına yararlı bir araçtır; ama Konfüçyüs'ün ilkesi, bu araca bir uyarı ekler: en tehlikeli bilinmeyen, bilinmeyen olarak görünmeyen, bilgi kılığına girmiş olandır.
Vakaya dönüş
Gazâlî'nin krizine Konfüçyüs'ün ve Zhuangzi'nin gözüyle bakalım. el-Munkız'ın başında Gazâlî, çocukluğundan beri çevresindeki insanların inançlarını, doğdukları ortamdan aldıklarını fark ettiğini anlatır: Hıristiyan ailelerin çocukları Hıristiyan, Yahudi ailelerin çocukları Yahudi, Müslüman ailelerin çocukları Müslüman olarak büyür. Gazâlî, bu gözlemden, taklitle, yani yalnızca işiterek edinilen inançların bilgi sayılamayacağı sonucuna varır ve gerçek bilgiyi aramaya koyulur.
Bilmediklerim Listesi'ni Gazâlî'nin bu anına uygulayalım. Bildiklerim: yetiştirildiğim ortamın bana öğrettikleri, yani Mohistlerin diliyle, işiterek edindiklerim. Bildiğim bilinmeyenler: bu öğretilenlerin hangisinin, taklidin ötesinde, sağlam bir temele dayandığı. Fark etmediğim bilinmeyenler: Zhuangzi'nin sorusuyla, başka bir ailede doğmuş olsaydım, şimdi kesin bildiğimi sandığım şeylerden hangilerini aynı kesinlikle reddediyor olurdum? Gazâlî'nin gözlemi, tam olarak Zhuangzi'nin bu ve o ayrımının bir biçimidir: her topluluk, kendi "bu"sunu doğru sayar. Ama iki düşünür bu gözlemden farklı yönlere gider. Zhuangzi, bakış noktalarının çokluğunu kabul eder ve esnekliği önerir. Gazâlî ise bakış noktalarının ötesinde, şüphe götürmez bir kesinlik arar. Bu arayışın nereye vardığını modülün beşinci dersinde göreceğiz. Projede üçüncü sütun şimdilik "Çin düşüncesi" adını taşısın; oraya kesinliğin bu gelenekteki yerini yaz: Konfüçyüs için kesinlik, kendi bilgi haritanın doğruluğunda; Zhuangzi için ise herhangi bir bakış noktasına saplanmamakta.
Araç kartı: Bilmediklerim Listesi
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir karardan önce bildiklerini kaynaklarıyla, bildiğin bilinmeyenleri öğrenme yollarıyla ve fark etmediğin bilinmeyenleri başka bakış noktalarından sorarak çıkarır; güveni bu haritaya göre ayarlar |
| 5K kapısı | Kesinlik |
| Adımlar | 1) Konuyu ve kararı yaz. 2) Bildiklerini listele ve her birinin kaynağını not et: işittim, çıkardım, deneyimledim. 3) Bildiğin bilinmeyenleri listele ve her birini öğrenmenin yolunu yaz. 4) Fark etmediğin bilinmeyenleri ara: çok farklı bir konumdaki biri ne sorardı, hangi köşeye takılıp kaldın? 5) Kararın en çok hangi bilinmeyene duyarlı olduğunu belirle ve güvenini, kararın geri alınabilirliğini buna göre ayarla. |
| Ne zaman kullanılır | Geri alınması zor bir karardan önce; yeni bir alana, işe ya da ilişkiye girerken; bir tartışmada kendi görüşünden çok emin hissettiğinde; bir uzmana danışmadan önce hangi soruları soracağını belirlerken |
| Sık hata | Dördüncü adımı atlayıp yalnızca bildiğin bilinmeyenlerle yetinmek; listeyi sonsuza dek uzatıp karar vermeyi ertelemek; bildiğini sandığın ama aslında işittiğin şeyleri "bildiklerim" sütununa yazmak |
Egzersiz
Sonra önümüzdeki haftalarda vermen gereken önemli bir karar seç. Bilmediklerim Listesi'nin beş adımını uygula ve dördüncü adımda, en az bir kez, senden çok farklı bir konumdaki birinin gözünden bakmaya çalış. Günlüğüne, bu bakışın listene ne eklediğini ve kararının hangi bilinmeyene en çok duyarlı olduğunu yaz.
Mini test
- Konfüçyüs'e göre "bilmek" nedir ve bu tanım neden bir üst düzey bilgi iddiası içerir?
- "Düşünmeden öğrenmek boşunadır; öğrenmeden düşünmek tehlikelidir" sözü neyi dengeler?
- Konfüçyüs'ün adların düzeltilmesi ilkesi, bilgi ile toplumsal düzen arasında nasıl bir bağ kurar?
- Zhuangzi'nin kelebek rüyası, Descartes'ın rüya argümanından hangi bakımdan ayrılır?
- Bir arkadaşın, bir şehirde iş bulduğu için oraya taşınmaya karar vermek üzere. Şehri hiç görmedi, ama internette çok okudu. Bilmediklerim Listesi ile bu kararı değerlendir.
Cevapları göster
- Konfüçyüs'e göre bilmek, bildiğini bildiğin gibi ve bilmediğini bilmediğin gibi kabul etmektir. Bu tanım, bilgiyi yalnızca doğru inançlara sahip olmakta değil, kendi bilgi durumunun doğru haritasına sahip olmakta arar; bu yüzden bir üst düzey bilgi iddiasıdır.
- Yalnızca başkalarından öğrenmek, öğrenilenleri sorgulamadan biriktirir; yalnızca kendi kafasında düşünmek, deneyimin ve geleneğin düzeltmesinden yoksun kalır. Söz, alınan bilgi ile kişisel muhakemeyi dengeler.
- Adlar gerçeğe uymazsa, konuşma gerçeğe uymaz; konuşma gerçeğe uymazsa işler başarıya ulaşmaz ve sonunda düzen bozulur. Yanlış kullanılan bir ad, bir önermeyi yanlış yapmaktan önce bir toplumsal ilişkiyi ve güveni bozar.
- İkisi de rüya ile uyanıklığı içeriden ayırt edemeyeceğimizi gösterir. Ama Descartes bu şüpheden kurtulmak ve sarsılmaz bir temel bulmak ister; Zhuangzi ise hikâyeyi bir kabulle, şeylerin dönüşümü cümlesiyle bitirir ve şüpheyi dünyanın değişen doğasına açılan bir kapı olarak görür.
- Karar: taşınmak. Bildiklerim: iş teklifinin koşulları (belgeden), şehrin kira düzeyi ve ulaşımı (internetten, yani işiterek). Bildiğim bilinmeyenler: gerçek yaşam maliyeti, mahallelerin günlük hayatı, iş yerindeki ekip; öğrenmek için şehri ziyaret etmek ve orada yaşayanlarla konuşmak gerekir. Fark etmediğim bilinmeyenler: o şehirde yaşamış ve ayrılmış biri ne sorardı? Belki iklimin ruh hâline etkisi, belki sosyal çevre kurmanın zorluğu. Takılıp kalınan köşe: yalnızca işe odaklanıp yaşamın geri kalanını atlamak. Kesinlik: karar en çok iş yerindeki ekibe ve sosyal çevreye duyarlı; mümkünse ilk dönemde kiralık ve geri alınabilir bir düzen kurulmalı.
Özet
- Çin düşüncesinde "bilmek" (zhi), çoğu zaman önermesel bilgiden çok doğru ayrımları yapabilmek ve nasıl davranılacağını görmek anlamına gelir.
- Konfüçyüs'e göre bilmek, bildiğini ve bilmediğini doğru kabul etmektir; bu, bilgiyi bir üst düzey farkındalık olarak tanımlar. Öğrenme ile düşünme dengelenmelidir.
- Adların düzeltilmesi ilkesi, sözcüklerin gerçeğe uymasını toplumsal düzenin ve doğru düşünmenin koşulu sayar.
- Mohistler, öğretileri köken, temel ve uygulamayla sınadı; bilginin kaynaklarını işitme, açıklama ve deneyim olarak sınıflandırdı.
- Zhuangzi, her bu/o ayrımının bir bakış noktasına bağlı olduğunu gösterdi; kelebek rüyası ve balıkların sevinci hikâyeleri, bilginin bir yerden yapıldığını vurgular. Xunzi, zihnin tek bir köşeye takılıp kalmasına karşı uyardı.
- Bilmediklerim Listesi, bildiklerini, bildiğin bilinmeyenleri ve fark etmediğin bilinmeyenleri çıkararak güveni ayarlar.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Konfüçyüs'e göre bilmek? | Bildiğini bildiğin, bilmediğini bilmediğin gibi kabul etmek |
| Düşünme ve öğrenme üzerine sözü? | Düşünmeden öğrenmek boşunadır, öğrenmeden düşünmek tehlikelidir |
| Adların düzeltilmesi? | Sözcüklerin, özellikle rol adlarının, gerçeğe uyması |
| Mohistlerin öğreti sınaması için üç ölçütü? | Köken, temel, uygulama |
| Sonraki Mohistlerin üç bilgi kaynağı? | İşitme, açıklama, kişisel deneyim |
| Zhuangzi'nin balık hikâyesindeki son cevabı? | Hao'nun üzerinden biliyorum |
| Kelebek rüyasının son cümlesi? | Buna şeylerin dönüşümü denir |
| Xunzi'nin uyardığı zihin durumu? | Tek bir köşeye takılıp kalmak |
Sonraki derse köprü
Hint ve Çin düşünceleri, bilginin araçlarını, sınırlarını ve bakış noktalarını farklı yollardan inceledi. Aynı yüzyıllarda, Bağdat'ta ve İslam dünyasının başka merkezlerinde, Aristoteles'in mantık eserleri Arapçaya çevrildi ve yeni bir felsefi gelenek, felsefe geleneği doğdu. Dokuzuncu ve onuncu yüzyıllarda yaşamış Fârâbî, bilgiyi, akıl yürütmenin türlerine göre sınıflandırdı: kesin öncüllerden kesin sonuç çıkaran burhan, genel kabul görmüş öncüllerden hareket eden cedel ve ikna etmeyi amaçlayan hitabet. On birinci yüzyılın başlarında İbn Sînâ, bu sınıflandırmayı geliştirdi ve bir sonucu, akıl yürütme adımlarından geçmeden, bir anda kavrayan zihnin hads adını verdiği bir yetisini tartıştı. Ders T2.4, Fârâbî ve İbn Sînâ'nın bilgi kuramını inceleyecek ve sana Burhan Derecesi'ni verecek.
Günlük sorusu: Tartışmasız saydığın inançlarından birini ele al. Başka bir ülkede, başka bir ailede doğmuş olsaydın, onu yine aynı kesinlikle bilir miydin?
Bugün nerede duruyor
Çin düşüncesinin epistemolojiye katkısı, son yarım yüzyılda Batı felsefesinde giderek daha fazla tartışılıyor. İngiliz sinolog A. C. Graham, 1989'da yayımlanan Tao'nun Tartışmacıları'nda, klasik Çin düşüncesinin okulları arasındaki tartışmaları sistemli bir felsefi tartışma olarak yeniden kurdu ve özellikle sonraki Mohistlerin mantık ve dil kuramlarını görünür kıldı. Amerikalı felsefeci Chad Hansen, 1992'de yayımlanan Çin Düşüncesinin Bir Daoist Kuramı'nda, klasik Çin düşüncesinin önermelerin doğruluğundan çok, doğru ayrımlar yapmayı ve davranışı yönlendirmeyi merkeze aldığını savundu; bu tez, yol gösterici bilgi ile önermesel bilgi arasındaki ayrımı yeniden düşündürdü ve tartışmalı olmaya devam ediyor. Konfüçyüs'ün "bildiğini ve bilmediğini bilmek" ilkesi ise çağdaş psikolojideki üstbiliş ve güven kalibrasyonu araştırmalarıyla sıkça ilişkilendirilir. Justin Kruger ve David Dunning'in 1999'da yayımlanan ve bir alanda becerisi düşük olanların kendi performanslarını abartma eğiliminde olduğunu öne süren çalışması bu tartışmanın popüler bir parçası oldu; ama bulgunun ne ölçüde istatistiksel bir yapay etki olduğu, sonraki yıllarda ciddi eleştirilere konu oldu. Entelektüel alçakgönüllülüğü ölçmeye çalışan psikoloji araştırmaları ve erdem epistemolojisindeki tartışmalar, Konfüçyüs'ün ilkesini, bir öğütten ölçülebilir bir kişilik özelliğine dönüştürmeye çalışıyor. Bu dönüşümün, ilkenin özünü ne kadar koruduğu ise açık bir sorudur.