Geri dönüş
Batı çizelgesinden ayrılmadan, Modül T1'den beş durağı hafızandan çağır. Her soruya kendi cümlenle cevap ver; ardından aşağıdaki paragrafla kıyasla.
- Antik Yunan'da episteme sayılmak için doğru bir kanaat neden yetmezdi?
- Hume, bir kitabın ateşe atılması gerektiğine hangi iki soruyu sorarak karar verir?
- Kant'a göre matematik, deneyime muhtaç olmadan dünyaya nasıl uygulanabilir?
- Nietzsche'nin perspektivizmi, "her görüş eşit derecede iyidir" demekten neden farklıdır?
- Quine'ın ağında mantık ilkeleri neden nadiren değiştirilir, ama neden yine de ilke olarak değiştirilebilir?
Kısa cevaplar: episteme, bir şeyin neden öyle olduğunu kavramayı ve bu kavrayışın kalıcı, bağlantılı bir bütün oluşturmasını ister; tesadüfen doğru bir kanaat bu bağı taşımaz. Hume'un iki sorusu, kitabın matematiksel bir ispat mı yoksa deneye dayanan olgusal bir inceleme mi barındırdığıdır; ikisinden de yoksunsa, alevlere verilmelidir. Kant'ın gözünde uzay ile zaman, deneyimin kendisini biçimlendiren sezgi kalıplarıdır; geometri ve aritmetik bu biçimleri incelediği için, deneyimleyeceğimiz her şeye önceden uyar. Perspektivizm, her bilginin bir yerden bakılarak edinildiğini söyler, ama bakışları sıralamaktan, birini ötekinden üstün tutmaktan vazgeçmez; nesnelliği, bakışların birbirini düzeltmesinde arar. Mantık ilkeleri ağın merkezinde durur ve onları değiştirmek başka sayısız inancı sarsar; bu yüzden pahalıdır. Ama Quine'a göre hiçbir düğüm kanıtın mahkemesinden muaf değildir.
Giriş
On birinci yüzyılın sonunda, Bağdat'taki Nizamiye Medresesi'nde ders veren ünlü bir âlim, bir sabah kürsüye çıktığında dilinin tutulduğunu fark eder. Sonraki haftalarda iştahı kesilir, uykusu kaçar. Hekimler, sorunun bedenden değil, zihinden kaynaklandığını söyler. Bu âlim, Ebû Hâmid el-Gazâlî'dir ve kendi anlatımına göre, bu krizin arkasında bir soru yatmaktadır: neye güvenerek bildiğimi söyleyebilirim?
Gazâlî, yıllar sonra kaleme aldığı el-Munkız min ed-Dalâl'de, yani Dalâletten Kurtaran'da, bu soruyu nasıl sorduğunu anlatır. Önce duyularına güvenmek ister. Ama göz, gölgeye bakar ve onu hareketsiz görür; biraz sonra gölgenin yer değiştirdiğini fark eder. Göz, bir yıldıza bakar ve onu bir para kadar küçük görür; oysa hesaplar, yıldızın yeryüzünden büyük olduğunu gösterir. Duyuların yanıldığını ortaya çıkaran akıldır. Peki aklın da, daha yüksek bir yargıç tarafından yanıltıcı ilan edilmesi mümkün değil midir? Bu soru, Gazâlî'yi, kendi deyişiyle, iki aya yakın bir şüphe hâline sürükler.
Gazâlî'nin sorusu, bu modülün vakasıdır ve modülün sonuna doğru onun cevabını ayrıntılı olarak inceleyeceğiz. Ama sorunun biçimine dikkat et: Gazâlî, "hangi önerme doğru?" diye değil, "hangi bilgi aracına güvenebilirim?" diye sorar. Duyular mı, akıl mı, bir başkasının sözü mü, yoksa bunların ötesinde bir şey mi? Bu soruyu, Gazâlî'den yüzyıllar önce, bütün bir felsefe okulunun merkezine koyan bir gelenek vardı: Hint felsefesinin Nyāya okulu. Bu ders, Doğu ve İslam epistemolojileri modülünü, Nyāya'nın pramāṇa, yani geçerli bilgi araçları kuramıyla açıyor.
Bu dersin kazanımları:
- Nyāya'nın dört pramāṇasını, beş üyeli çıkarım yapısını ve geçerliliğin dışsal olarak sınandığı görüşünü açıklarsın. (anla)
- Bir inancın hangi bilgi aracından geldiğini ve o aracın geçerlilik koşullarının karşılanıp karşılanmadığını Pramāṇa Sınıflandırıcı ile belirlersin. (uygula)
- Nyāya'nın bilgi araçları sınıflandırmasını, bu akademide gördüğün tanıklık, güvenilircilik ve pragmatizm tartışmalarıyla karşılaştırarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Bir okulun kuruluş metni
Nyāya kelimesi Sanskritçede kabaca "kural", "yöntem" ya da "doğru akıl yürütme" anlamına gelir. Okulun kuruluş metni, Gautama'ya, diğer adıyla Akṣapāda'ya atfedilen Nyāya Sūtra'dır. Metnin tarihi tartışmalıdır; araştırmacıların çoğu, bugünkü biçimini aldığı dönemi Milattan sonraki ilk yüzyıllara yerleştirir, ama içerdiği tartışmaların bir kısmı daha eskidir. Bu kısa, özlü cümlelerden oluşan metin, yüzyıllar boyunca bir şerh zinciriyle genişletildi: Vātsyāyana'nın şerhi, onu savunan Uddyotakara, onuncu ve on birinci yüzyıllarda Vācaspati Miśra ve Udayana. On dördüncü yüzyılda Gaṅgeśa'nın Tattvacintāmaṇi'si, yani Hakikat Düşünce Taşı, okulu Navya-Nyāya, yani Yeni Nyāya adıyla anılan son derece teknik bir mantık dilinin içine taşıdı.
Nyāya Sūtra'nın ilk cümlesi, okulun gündemini on altı başlık hâlinde sıralar. Listenin başında pramāṇa, yani bilgi araçları ve prameya, yani bilinecek şeyler durur. Ama liste bunlarla bitmez: şüphe, amaç, örnek, kabul edilmiş öğreti, çıkarımın parçaları, varsayımsal akıl yürütme, karar ve tartışma türleri de listededir. Nyāya için bilgi kuramı, soyut bir tanım arayışından çok, tartışmada neyin geçerli sayılacağının kuramıdır. Okulun ayırt ettiği üç tartışma türü bugün de öğreticidir: hakikati bulmak için yapılan dürüst tartışma (vāda), kazanmak için yapılan ve her türlü hileye açık tartışma (jalpa) ve karşı tarafın görüşünü yıkmaya çalışan ama kendi görüşünü hiç ortaya koymayan tartışma (vitaṇḍā).
Pramā ve pramāṇa
Nyāya, doğru bilgiyi, pramā, yanlış ya da belirsiz bilişten ayırır. Ama asıl ilgilendiği şey, bu doğru bilginin nereden geldiğidir. Gerekçelendirme dersinin tarih kutusunda andığımız gibi, Nyāya düşünürleri doğru bilgiyi yalnızca doğru olan bir bilişten değil, güvenilir bir bilgi aracından doğan bilişten ayırır. Bir ipi karanlıkta yılan sanıp korkudan titreyen biri yanılmıştır; ama bir yılanı tesadüfen "belki yılandır" diye tahmin eden biri de bilmiş sayılmaz. Bilgi, doğruluğun uygun bir kaynaktan gelmesini gerektirir.
Hint felsefesinin farklı okulları, kaç pramāṇa olduğu konusunda anlaşamadı ve bu anlaşmazlık, her okulun bilgi kuramını tanımlayan bir işaret hâline geldi. Materyalist Cārvāka okulu yalnızca algıyı kabul etti; ona göre çıkarım, görülmeyene dair bir kumardır. Budist mantıkçılar, bir sonraki derste göreceğimiz gibi, algı ve çıkarım olmak üzere iki araç kabul etti. Nyāya dört araç kabul etti. Vedaların yorumuyla uğraşan Mīmāṃsā okulunun etkili bir kolu ise bu dörde iki araç daha ekledi: bir olguyu açıklamak için zorunlu olan bir varsayımı kabul etmek ve bir şeyin algılanmamasından onun yokluğunu bilmek. Mīmāṃsā'nın ünlü örneğinde, gündüz hiç yemek yemediği bilinen ama kilo alan bir adamın, gece yediği sonucuna varılır.
Algı
Nyāya'nın ilk bilgi aracı algıdır, pratyakṣa. Nyāya Sūtra, algıyı dikkatle tanımlar: duyu organının nesneyle temasından doğan, sözcüklerle ifade edilmeye bağlı olmayan, sapmayan, yani yanıltmayan ve belirleyici olan biliş. Bu tanımın her parçası bir iş görür. "Sapmayan" koşulu, karanlıkta ipi yılan sanmayı ya da çölde serabı su sanmayı dışarıda bırakır. "Belirleyici" koşulu, uzaktan bir şeye bakıp "bu direk mi, insan mı?" diye kararsız kalmayı, yani şüpheyi, algı sayılmaktan çıkarır.
Sonraki Nyāya düşünürleri, algıyı iki aşamaya ayırdı: nesnenin henüz bir kavram altında sınıflandırılmadan yakalandığı belirlenmemiş algı ve nesnenin "bu bir inektir" biçiminde bir kavramla birlikte kavrandığı belirlenmiş algı. Bu ayrım, bir sonraki derste Budistlerle yapılacak büyük tartışmanın, yani algının kavramdan önce mi, kavramla birlikte mi geldiği tartışmasının zeminini hazırlar.
Çıkarım ve beş üyeli kanıt
İkinci bilgi aracı çıkarımdır, anumāna, kelime anlamıyla "sonra gelen bilgi". Hint mantığının klasik örneği bir tepedir. Uzaktan tepede duman görürsün ve orada ateş olduğunu çıkarırsın. Bu çıkarımın dayandığı şey, duman ile ateş arasındaki değişmez birlikteliktir: dumanın olduğu her yerde ateş vardır. Nyāya bu ilişkiye vyāpti adını verdi.
Nyāya, çıkarımı başkasına sunarken beş üyeli bir yapı kullanılmasını önerdi. Birinci üye tezdir: "Tepede ateş var." İkincisi gerekçedir: "Çünkü tepede duman var." Üçüncüsü örnektir: "Duman olan her yerde ateş vardır, tıpkı bir mutfakta olduğu gibi." Dördüncüsü uygulamadır: "Bu tepede de ateşle değişmez biçimde birlikte bulunan duman var." Beşincisi sonuçtur: "O hâlde tepede ateş var."
Bu yapı, Aristoteles'in üç terimli kıyasından iki bakımdan ayrılır. Birincisi, genel kural, bir örnekle birlikte verilir: mutfak, kuralın dünyada gerçekten işlediğini gösteren somut bir durumdur. Bu, Hint mantığının hem tümdengelimsel hem tümevarımsal bir karakter taşıdığını gösterir. Modül 0'ın çıkarım türleri dersinde tümdengelim ile tümevarımı birbirinden ayırmıştık; Nyāya'nın kanıtında ikisi tek bir yapının içinde birleşir. İkincisi, yapı bir tartışma ortamı için tasarlanmıştır: karşı tarafın itiraz edebileceği her adım açıkça ortaya konur.
Nyāya, çıkarımın nasıl yanlış gidebileceğini de sistemli biçimde sınıflandırdı. Bu sahte gerekçeler, hetvābhāsa, yani "gerekçe gibi görünenler", arasında örneğin şunlar vardır: sonucun olmadığı yerlerde de bulunan bir gerekçe ("tepede buhar var, o hâlde ateş var"; oysa buhar, ateş olmadan da oluşabilir) ve kendisi de kanıtlanmaya muhtaç olan bir gerekçe. Safsatalar atölyesinde gördüğün Batı sınıflandırmasının bir benzeri, bu gelenekte bağımsız olarak geliştirilmiştir.
Karşılaştırma ve tanıklık
Üçüncü bilgi aracı karşılaştırmadır, upamāna, ve Nyāya'nın en özgün katkılarından biri sayılır. Klasik örnekte, bir şehirli, ormanda yaşayan ve hiç görmediği bir yaban öküzünün nasıl bir hayvan olduğunu sorar. Bir ormancı cevap verir: "Evcil bir öküze benzer." Şehirli ormana gider, evcil öküze benzeyen bir hayvan görür ve "demek ki bu, yaban öküzüdür" diye bilir. Bu bilgi ne yalnızca algıdır, çünkü şehirli hayvanın adını algıdan öğrenmez; ne yalnızca tanıklıktır, çünkü ormancı ona bu belirli hayvanı göstermemiştir. Bir adın, bir benzerlik tanımı aracılığıyla bir nesneye bağlanmasıdır. Kavram analizi dersinde gördüğün tanım sorunlarının bir yüzü, burada bir bilgi aracı olarak ele alınır.
Dördüncü bilgi aracı sözdür, śabda: güvenilir bir kişinin tanıklığı. Tanıklık dersinde gördüğün gibi, Nyāya tanıklığı, algıya ya da çıkarıma indirgenmeyen, kendi başına bir bilgi aracı olarak kabul etti. Hume, tanıklığa güvenimizin, tanıkların geçmişte güvenilir çıkmasına dair kendi gözlemlerimize dayanan bir çıkarım olduğunu düşünmüştü; Nyāya ise, Reid'e yakın bir biçimde, tanıklığı bağımsız bir kaynak olarak gördü. Ama her söz bilgi vermez. Bilgi veren söz, bir āpta'nın, yani güvenilir bir kişinin sözüdür: konuyu gerçekten bilen, doğruyu söylemeye istekli ve onu aktarabilecek biri.
Geçerlilik nasıl bilinir?
Nyāya'nın epistemolojiye belki en ilginç katkısı, bir bilişin geçerliliğinin nasıl bilindiği sorusuna verdiği cevaptır. Agrippa'nın üçlemi dersinin tarih kutusunda, Budist düşünür Nāgārjuna'nın meydan okumasını görmüştün: bilgi araçları neyle doğrulanır? Başka bir araçla doğrulanırsa sonsuz bir gerileme başlar; kendi kendisiyle doğrulanırsa, her şey kendi kendini doğrulayabilir.
Hint felsefesi bu soruya iki cevap geliştirdi. Mīmāṃsā okulu, bilişlerin kendiliğinden geçerli olduğunu savundu: bir biliş, aksini gösteren bir şey çıkmadıkça doğru kabul edilir. Nyāya ise dışsal geçerlilik görüşünü savundu: bir bilişin doğruluğu, kendisinden gelmez; dışarıdan, en önemlisi de o bilişe dayanarak yapılan eylemin başarısıyla anlaşılır. Susuz bir yolcu uzakta su görür, oraya yürür ve suyu içip susuzluğunu giderir. Eylemin başarısı, ilk algının geçerli olduğunu gösterir. Aynı yolcu bir seraba yürür ve su bulamazsa, eylemin başarısızlığı algının geçersiz olduğunu gösterir.
Nyāya'nın Nāgārjuna'ya cevabı da bu görüşten çıkar: her bilişi, kullanmadan önce doğrulamamız gerekmez. Bir bilişin geçerliliği ancak bir şüphe doğduğunda sorulur ve o zaman başka bir araçla sınanır. Şüphe doğmadıkça, gerileme başlamaz. Bu cevap, T1.6'daki Peirce'ün gerçek şüphe ile kâğıt üstündeki şüphe arasındaki ayrımına ve eylemi yönlendiren inanç anlayışına çarpıcı biçimde yakındır. Aynı zamanda, güvenilircilik dersinde gördüğün, bilginin doğru inancı üreten sürecin güvenilirliğine bağlı olduğu fikrine de yakındır: pramāṇa, bir anlamda, güvenilir bir bilgi üretme sürecidir.
Pramāṇa Sınıflandırıcı
Bu dersin aracı, Nyāya'nın kuramını bir kaynak denetimine çevirir. Önce inancı yazarsın. İkinci olarak aracı sınıflandırırsın: bu inanç algıdan mı, çıkarımdan mı, karşılaştırmadan mı, tanıklıktan mı geliyor? Çoğu inanç birden çok araçtan beslenir; o zaman her katkıyı ayrı yazarsın. Üçüncü olarak aracın koşulunu sınarsın: algı için duyu ile nesne arasında gerçek bir temas var mıydı, koşullar yanıltıcı mıydı? Çıkarım için değişmez birliktelik gerçekten kurulmuş mu, bir örnekle desteklenmiş mi? Karşılaştırma için benzerlik tanımı güvenilir bir kaynaktan mı geldi? Tanıklık için konuşan kişi bir āpta mı: biliyor mu, dürüst mü, aktarabiliyor mu? Dördüncü olarak sahte aracı ararsın: gerekçe gibi görünen ama sonucun olmadığı yerlerde de bulunan bir işaret var mı? Son olarak dışsal sınamayı yaparsın: bu inanca dayanarak eyleme geçsen, başarı ya da başarısızlık neyi gösterir? Sınama henüz yapılmadıysa, inanç geçici olarak tutulur.
Araç Kaynak kapısında çalışır, çünkü bir inancın güvenilirliğini, önce onun hangi kaynaktan geldiğini ve o kaynağın kendi koşullarını karşılayıp karşılamadığını sorarak değerlendirir.
Örnekler
Basit örnek: ıslak sokak
Sabah pencereden baktığında sokağın ıslak olduğunu görüyorsun ve gece yağmur yağdığına inanıyorsun. Pramāṇa Sınıflandırıcı'yı uygulayalım. İnanç: gece yağmur yağdı. Araç: bu inanç, bir algıya (sokak ıslak) dayanan bir çıkarımdır; yağmuru kendin görmedin. Koşul: algı güvenilir görünüyor, gün ışığında sokağa bakıyorsun. Çıkarım için değişmez birliktelik: "yağmur yağdığı her gece sokak ıslak olur" doğrudur, ama çıkarımın ihtiyacı olan ters yöndür: "sokak ıslaksa yağmur yağmıştır" her zaman doğru değildir. Sahte araç: ıslaklık, yağmurun olmadığı durumlarda da bulunabilir; belediyenin sokak yıkama aracı geçmiş ya da bir su borusu patlamış olabilir. Bu, Nyāya'nın sahte gerekçe dediği durumun tam örneğidir. Dışsal sınama: arabaların üstüne, çatılara, balkonlardaki eşyalara bakmak; yalnızca sokak ıslak ama çatılar kuruysa, yağmur yağmamıştır. Sonuç: inanç geçicidir; ikinci bir işaretle, yani yağmurun olduğu her yerde bulunan ama sokak yıkamanın bırakmadığı bir izle desteklenmelidir.
Orta örnek: ormanda bir mantar
Bir yürüyüşte, bir arkadaşın yolun kenarındaki bir mantarı göstererek "Bu yenebilir bir tür, rehber kitaptaki resme tıpatıp benziyor" diyor. Pramāṇa Sınıflandırıcı'yı uygulayalım. İnanç: bu mantar yenebilir. Araç: iki kaynak var. Birincisi karşılaştırmadır: arkadaşın bir kitaptaki tanımı ve resmi, karşısındaki nesneyle eşleştiriyor; tıpkı yaban öküzü örneğindeki şehirli gibi. İkincisi tanıklıktır: arkadaşının sözü. Koşul: karşılaştırma için benzerlik tanımı güvenilir bir kaynaktan, bir rehber kitaptan geliyor; ama birçok mantar türünün zehirli benzerleri vardır ve bir resimle eşleştirme, ayırt edici özellikleri gözden kaçırabilir. Tanıklık için: arkadaşın bir āpta mı? Mantar türlerini gerçekten biliyor mu, yoksa yalnızca bir resme mi bakıyor? Sahte araç: "resme benziyor" gerekçesi, yenebilir türün olmadığı yerlerde, zehirli benzerinde de bulunur. Dışsal sınama: Nyāya'nın ölçütü burada ilginç bir sınıra çarpar; mantarı yiyerek eylemin başarısını sınamak, yanılma durumunda geri dönüşü olmayan bir bedel taşır. Sonuç: bu tür durumlarda dışsal sınama, eylemin kendisiyle değil, güvenilir bir uzmanın, yani gerçek bir āpta'nın ayrıntılı incelemesiyle yapılmalıdır.
Gerçek hayat örneği: 1835'in Ay canlıları
Ağustos 1835'te New York'ta yayımlanan The Sun gazetesi, birkaç gün süren bir makale dizisi yayımladı. Diziye göre ünlü İngiliz gökbilimci Sir John Herschel, Güney Afrika'daki gözlemevinde kurduğu yeni ve son derece güçlü bir teleskopla Ay'ın yüzeyinde ormanlar, göller ve kanatlı, insana benzeyen canlılar gözlemlemişti. Gazete, haberin kaynağı olarak bir İskoç bilim dergisinin ekini gösteriyordu. Dizinin bir aldatmaca olduğu kısa sürede anlaşıldı ve metnin yazarı olarak genellikle gazetenin bir muhabiri olan Richard Adams Locke gösterilir. Pramāṇa Sınıflandırıcı'yı bu haberi okuyan birinin durumuna uygulayalım. İnanç: Ay'da canlılar var. Araç: tanıklık; okur Ay'ı kendisi görmedi. Üstelik tanıklık zincirlidir: gazete, bir dergiye; dergi, bir gökbilimcinin gözlemlerine dayandığını söylüyor. Koşul: āpta ölçütü, zincirin her halkası için sorulmalıdır. Herschel gerçekten Güney Afrika'da gözlem yapan ünlü bir gökbilimciydi; bu, haberin inandırıcılığını artıran gerçek bir öğeydi. Ama okurun elinde, Herschel'in bu sözleri gerçekten söylediğine dair hiçbir bağımsız kanıt yoktu; gösterilen dergi eki ise ulaşılamayan bir kaynaktı. Sahte araç: ünlü bir adın varlığı, āpta'nın kendisinin konuştuğu anlamına gelmez; bu, gerekçe gibi görünen ama sonuç olmadan da bulunabilen bir işarettir. Dışsal sınama: haberdeki iddialar, dönemin başka gökbilimcileri tarafından sınanabilir ya da Herschel'e doğrudan sorulabilirdi. Sonuç: Nyāya'nın tanıklık ölçütü, tanıklık zincirinin her halkasında āpta sorusunun ayrı ayrı sorulması gerektiğini gösterir; ünlü bir kaynağın adı, o kaynağın gerçekten konuştuğunu göstermez.
Vakaya dönüş
Gazâlî'nin krizine dönelim. Gazâlî'nin sorusu, Pramāṇa Sınıflandırıcı'nın ikinci ve üçüncü adımlarıyla birebir örtüşür: hangi bilgi aracına güvenebilirim ve o araç kendi koşullarını karşılıyor mu? Gazâlî önce algıyı sınar ve onu, gölge ile yıldız örneklerinde, aklın düzelttiğini görür. Nyāya'nın dilinde, algının "sapmama" koşulu her zaman karşılanmaz ve algının geçerliliği dışsal olarak, başka bir araçla sınanmalıdır. Sonra Gazâlî aklı sınar ve daha derin bir soruyla karşılaşır: aklın geçerliliğini sınayacak dışsal bir araç var mıdır?
Burada iki gelenek arasında önemli bir fark belirir. Nyāya'nın cevabı, şüphe doğmadıkça bilişlerimizi kullanmaya devam edebileceğimiz, şüphe doğduğunda ise başka bir araçla sınayabileceğimizdir. Gazâlî ise, bir kez aklın kendisi hakkında şüphe doğduğunda, onu sınayacak başka bir araç bulamaz; çünkü sınamanın kendisi de akılla yapılacaktır. Bu, Nāgārjuna'nın meydan okumasının en keskin biçimidir. Gazâlî'nin bu durumdan nasıl çıktığını ve kendi deyişiyle yakîne, yani şüphe götürmez bir kesinliğe nasıl ulaştığını, bu modülün beşinci dersinde göreceğiz. Şimdilik, modülün projesi için bir başlangıç yap: bu modül boyunca bir kavramın, örneğin kesinliğin, üç farklı gelenekte nasıl anlaşıldığını haritalayacaksın. Nyāya için ilk not: kesinlik, bir bilişin kendisinde değil, onun güvenilir bir araçtan doğmasında ve dışsal sınamadan geçmesinde yatar.
Araç kartı: Pramāṇa Sınıflandırıcı
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Kanaatin kaynağını dört araçtan birine ya da birkaçına yerleştirir, her aracın kendi geçerlilik koşulunu sorar, sahte gerekçeleri ayıklar ve eylemle ya da başka bir araçla yapılacak dışsal sınamayı planlar |
| 5K kapısı | Kaynak |
| Adımlar | 1) İnancı yaz. 2) Aracı sınıflandır: algı, çıkarım, karşılaştırma ya da tanıklık; birden çoksa her katkıyı ayrı yaz. 3) Aracın koşulunu sına: temas ve koşullar, değişmez birliktelik ve örnek, benzerlik tanımının kaynağı, konuşanın āpta olup olmadığı. 4) Sahte gerekçeyi ara: sonucun olmadığı yerlerde de bulunan bir işaret var mı? 5) Dışsal sınamayı yap ya da planla: bu inanca dayanan eylemin başarısı neyi gösterir, sınama yapılamıyorsa inancı geçici tut. |
| Ne zaman kullanılır | Bir haberin, bir söylentinin ya da bir uzman görüşünün hangi kaynağa dayandığını çözmek istediğinde; bir işaretten bir sonuca varırken; bir tanımla bir nesneyi eşleştirirken; bir tanıklık zincirini değerlendirirken |
| Sık hata | Birden çok araçtan gelen bir inancı tek bir araca indirgemek; ünlü bir adın varlığını āpta'nın konuşması saymak; dışsal sınamanın bedelini düşünmeden eylemle sınamaya kalkışmak |
Egzersiz
Sonra yakın zamanda edindiğin ve senin için önemli olan üç inancı seç: biri kendi gözünle gördüğün bir şey, biri bir işaretten çıkardığın bir sonuç, biri bir başkasından duyduğun bir bilgi. Pramāṇa Sınıflandırıcı'yı üçüne de uygula. Günlüğüne, hangisinin aracının koşullarını en zayıf karşıladığını ve onu dışsal olarak nasıl sınayabileceğini yaz.
Mini test
- Nyāya okulunun kabul ettiği dört pramāṇa hangileridir?
- Nyāya Sūtra'nın algı tanımındaki "sapmayan" ve "belirleyici" koşulları neyi dışarıda bırakır?
- Nyāya'nın beş üyeli kanıtı, Aristoteles'in kıyasından hangi iki bakımdan ayrılır?
- Nyāya'nın dışsal geçerlilik görüşü, Nāgārjuna'nın gerileme itirazına nasıl cevap verir?
- Bir sosyal medya hesabı, "ünlü bir bilim insanının" bir gıdanın kanseri önlediğini söylediğini paylaşıyor ve bir üniversitenin adını veriyor. Pramāṇa Sınıflandırıcı ile bu inancı değerlendir.
Cevapları göster
- Algı (pratyakṣa), çıkarım (anumāna), karşılaştırma (upamāna) ve güvenilir kişinin tanıklığı (śabda).
- "Sapmayan" koşulu, karanlıkta ipi yılan sanmak ya da serabı su sanmak gibi yanıltıcı bilişleri; "belirleyici" koşulu ise uzaktan bakıp "direk mi, insan mı?" diye kararsız kalmayı, yani şüpheyi algı sayılmaktan çıkarır.
- Birincisi, genel kural bir örnekle birlikte verilir; mutfak örneği, kuralın dünyada işlediğini gösterir ve yapıya tümevarımsal bir karakter kazandırır. İkincisi, yapı bir tartışma ortamı için tasarlanmıştır ve itiraz edilebilecek her adım açıkça ortaya konur.
- Nyāya'ya göre bir bilişin geçerliliği, onu kullanmadan önce sınanmak zorunda değildir; geçerlilik ancak bir şüphe doğduğunda sorulur ve o zaman başka bir araçla, özellikle de o bilişe dayanan eylemin başarısıyla sınanır. Şüphe doğmadıkça sonsuz gerileme başlamaz.
- İnanç: bu gıda kanseri önler. Araç: tanıklık, üstelik zincirli: hesap, bir bilim insanına ve bir üniversiteye dayandığını söylüyor. Koşul: zincirin her halkası için āpta sorusu sorulmalı; bilim insanının adı var mı, gerçekten bu sözü söylemiş mi, bu konuda uzman mı? Sahte gerekçe: bir üniversitenin adı, oradaki birinin bu sonuca vardığını göstermez. Dışsal sınama: iddianın dayandığı yayımlanmış çalışmayı ya da üniversitenin kendi açıklamasını bulmak. Bulunamıyorsa inanç geçici bile tutulmamalı, askıda kalmalıdır.
Özet
- Nyāya, Hint felsefesinin mantık ve bilgi kuramı okuludur; kuruluş metni Gautama'ya atfedilen Nyāya Sūtra'dır ve gelenek on dördüncü yüzyılda Navya-Nyāya ile teknik bir mantık diline dönüştü.
- Nyāya'nın dört pramāṇa'sı: pratyakṣa (algı), anumāna (çıkarım), upamāna (benzetmeyle tanıma), śabda (güvenilir söz); Cārvāka yalnız algıyı, Budistler algı ve çıkarımı kabul etti, Mīmāṃsā ise listeyi genişletti.
- Algı, duyu-nesne temasından doğan, sapmayan ve belirleyici biliştir; çıkarım, vyāpti'ye dayanır ve beş üyeli bir yapıyla, örnekle birlikte sunulur; sahte gerekçeler sistemli olarak sınıflandırılır.
- Karşılaştırma, bir adı bir benzerlik tanımı aracılığıyla nesneye bağlar; tanıklık, bir āpta'nın, yani bilen, dürüst ve aktarabilen bir kişinin sözüdür.
- Nyāya'nın dışsal geçerlilik görüşüne göre bir bilişin doğruluğu, özellikle ona dayanan eylemin başarısıyla anlaşılır ve ancak şüphe doğduğunda sınanır.
- Pramāṇa Sınıflandırıcı, bir inancın aracını, o aracın koşulunu, sahte gerekçeleri ve dışsal sınamayı denetler.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Pramāṇa? | Geçerli bilgiyi üreten bilgi aracı |
| Nyāya'nın dört pramāṇası? | Algı, çıkarım, karşılaştırma, tanıklık |
| Cārvāka kaç pramāṇa kabul eder? | Yalnızca algı |
| Vyāpti? | Çıkarımın dayandığı değişmez birliktelik |
| Beş üyeli kanıtın üyeleri? | Tez, gerekçe, örnek, uygulama, sonuç |
| Upamāna örneği? | Evcil öküze benzediği söylenen yaban öküzünü tanımak |
| Āpta? | Bilen, dürüst ve aktarabilen güvenilir kişi |
| Nyāya'ya göre bir bilişin geçerliliği nasıl anlaşılır? | Dışsal olarak, özellikle ona dayanan eylemin başarısıyla |
Sonraki derse köprü
Nyāya, algının iki aşamasını kabul etti: kavramdan önce gelen belirlenmemiş algı ve nesneyi "bu bir inektir" diye kavrayan belirlenmiş algı. Budist mantıkçılar, bu ikinci aşamanın aslında algı olmadığını savundu. Beşinci ve altıncı yüzyıllarda yaşamış Dignāga ve yedinci yüzyılda onu izleyen Dharmakīrti'ye göre, algı yalnızca anlık, tekil ve kavramdan arınmış bir kavrayıştır; "inek" gibi bir kavramı devreye sokan her şey, zihnin sonradan kurduğu bir yapıdır ve çıkarımın alanına girer. Bu yüzden Budistler yalnızca iki bilgi aracı kabul etti: algı ve çıkarım. Gettier dersinin tarih kutusundaki serap örneği de bu geleneğin bir düşünürüne atfedilir. Ders T2.2, Dignāga ve Dharmakīrti'nin Budist epistemolojisini inceleyecek ve sana Algı–Kavram Ayırıcı'yı verecek.
Günlük sorusu: Bugün kesin bildiğini düşündüğün şeylerden birini seç. Onu kendi gözünle mi gördün, bir işaretten mi çıkardın, yoksa birinden mi duydun? Ve bu farkı, onu düşünene kadar biliyor muydun?
Bugün nerede duruyor
Hint epistemolojisi, yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren Batı felsefesiyle sistemli bir diyaloğa girdi. Hintli felsefeci Bimal Krishna Matilal, Oxford'da çalıştığı yıllarda Nyāya'yı çağdaş analitik epistemolojinin diliyle yeniden okudu; 1986'da yayımlanan Algı: Klasik Hint Bilgi Kuramları Üzerine Bir Deneme, bu diyaloğun temel eserlerinden biri oldu. Amerikalı felsefeci Stephen Phillips'in 2012'de yayımlanan Klasik Hindistan'da Epistemoloji kitabı, Nyāya'nın bilgi araçları kuramını, güvenilircilik ve dışsalcılık tartışmalarıyla karşılaştırarak inceledi. Bu karşılaştırmalar, Nyāya'nın bilgiyi güvenilir bir süreçten doğan doğru biliş olarak tanımlamasının, yirminci yüzyılın sonunda Batı'da gelişen güvenilircilikle çarpıcı benzerlikler taşıdığını gösterdi. Tanıklık epistemolojisinde, tanıklığı algıya ve çıkarıma indirgenemeyen bağımsız bir kaynak sayan görüşlerin güçlenmesiyle, Nyāya'nın śabda kuramı da yeni bir ilgi gördü. Karşılaştırmalı felsefe alanı ise bu diyaloğun bir sorununu da tartışıyor: bir geleneğin kavramlarını başka bir geleneğin kavramlarıyla okumak, onları anlaşılır kılarken aynı zamanda dönüştürebilir. Bu modülün son dersi, tam olarak bu çeviri sorununa dönecek.