İçeriğe geç

Ders T1.6 · Modül T1: Batı Gelenekleri

Pragmatizm: Peirce, James, Dewey

Araç: Pratik Fark Testi · 5K: Kesinlik · 3.271 kelime · yaklaşık 15 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

Bir kamp yerinde, bir ağacın gövdesine tutunmuş bir sincap düşün. Ağacın öbür yanında bir adam duruyor ve sincabı görmek istiyor. Adam ağacın çevresinde dönmeye başlıyor; sincap da, hep gövdenin karşı tarafında kalacak biçimde, aynı hızla dönüyor. Adam ağacın etrafında tam bir tur atıyor, ama sincabı bir kez bile göremiyor. Soru şu: adam sincabın etrafında dönmüş müdür?

William James, 1907'de yayımlanan Pragmatizm'in ikinci dersinde, bir kamp gezisinde arkadaşlarının bu soru üzerine kıyasıya tartıştığını anlatır. Bir grup evet diyor, bir grup hayır. James'in çözümü şudur: her şey, "etrafında dönmek" ile ne kastettiğinize bağlıdır. Eğer sincabın kuzeyinden doğusuna, güneyine, batısına ve yeniden kuzeyine geçmek kastediliyorsa, adam sincabın etrafında dönmüştür. Eğer sincabın önünden, sağından, arkasından, solundan geçmek kastediliyorsa, dönmemiştir, çünkü sincap hep karnını adama çevirmiştir. İki anlam ayrıldığında, tartışacak bir şey kalmaz.

Bu küçük hikâye, on dokuzuncu yüzyılın son çeyreğinde Amerika'da doğan bir felsefi hareketin yöntemini özetler: bir tartışma, taraflardan birinin haklı olması hâlinde pratikte hiçbir şey değişmiyorsa, o tartışma gerçek bir tartışma değildir. Modül 1'deki doğruluk dersi bu hareketin hakikat tanımını ve onun en zayıf yerini kısaca göstermişti. Bu ders o çizginin arkasındaki geniş projeyi açıyor: pragmatizm yalnızca bir hakikat tanımı değil, anlamın, inancın ve araştırmanın ne olduğuna dair bütünlüklü bir epistemolojidir.

Bu dersin kazanımları:

  • Peirce'ün pragmatik ilkesini ve araştırma kuramını, James'in hakikat anlayışını ve Dewey'in seyirci bilgi kuramına eleştirisini açıklarsın. (anla)
  • İki rakip iddianın ya da bir kavramın gerçekten bir fark yaratıp yaratmadığını Pratik Fark Testi ile çözümlersin. (analiz et)
  • Pragmatizmin epistemolojiye kattığı yanılabilirci bakışı ve hakikati yararlılığa indirgeme tehlikesini birlikte değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Bir kulüp ve bir makale dizisi

1870'lerin başında, Massachusetts'teki Cambridge'de, birkaç genç düşünür düzenli olarak bir araya gelip felsefe tartışıyordu. Aralarında mantıkçı ve bilim insanı Charles Sanders Peirce, psikolog ve felsefeci William James ve sonradan Amerikan Yüksek Mahkemesi yargıcı olacak Oliver Wendell Holmes da vardı. Peirce, bu gruba yarı şaka olarak Metafizik Kulübü adını verdiklerini sonradan anlatacaktı. Grubun paylaştığı kaygı, Darwin'in evrim kuramının ve deneysel bilimin yükselişinin ardından, inancın, anlamın ve hakikatin nasıl düşünülmesi gerektiğiydi.

Peirce, bu tartışmaların meyvesini 1877 ve 1878'de bir popüler bilim dergisinde yayımlanan bir makale dizisinde verdi. Dizinin ilk iki makalesi, pragmatizmin temel metinleri sayılır: İnancın Sabitlenmesi ve Fikirlerimizi Nasıl Açık Hâle Getiririz. İlginç olan, Peirce'ün bu makalelerde "pragmatizm" kelimesini henüz kullanmamasıdır. Kelime, yaklaşık yirmi yıl sonra, 1898'de James'in Kaliforniya'da verdiği bir konferansta, fikri Peirce'e atfederek kamuya tanıtılmasıyla yaygınlaştı.

Şüphe ve inanç

Peirce'ün başlangıç noktası, Descartes'a yönelik bir itirazdı. Descartes, bilgiyi sağlam bir temele oturtmak için her şeyden şüphe etmeyi önermişti. Peirce ise 1868'deki bir makalesinde bunu bir poz olarak gördü: felsefede, yüreğimizde şüphe etmediğimiz şeyden şüphe ediyormuş gibi yapmayalım. Gerçek şüphe, isteğe bağlı bir yöntem değildir; bir inancımızın deneyimle çatıştığı, beklentimizin boşa çıktığı anda ortaya çıkan rahatsız edici bir durumdur.

İnancın Sabitlenmesi'nde Peirce, şüphe ile inanç arasındaki farkı davranış üzerinden tanımladı. İnanç, eylemlerimizi yönlendiren bir alışkanlıktır; şüphe ise bu alışkanlığın bozulduğu, huzursuz ve kararsız bir durumdur. Şüphe, bizi ondan kurtulmaya, yani yeniden bir inanca ulaşmaya zorlar. Peirce bu çabaya araştırma adını verdi.

Peirce, insanların inançlarını sabitlemek için tarih boyunca dört yöntem kullandığını söyledi. İnat yöntemi, bir inanca sıkıca tutunmak ve ona karşı her şeyi görmezden gelmektir; bu, kısa vadede huzur verir ama başkalarının farklı düşündüğünü fark ettiğimizde çöker. Otorite yöntemi, inançları bir kurumun belirlemesine bırakmaktır; toplumsal olarak güçlüdür, ama her konuyu düzenleyemez ve farklı toplumların farklı otoriteleri olduğu görüldüğünde sarsılır. A priori yöntem, akla uygun görünen, hoşumuza giden inançları benimsemektir; ama bu, beğeninin ve modanın değişmesine açıktır. Dördüncüsü bilim yöntemidir: inançlarımızı, bizim düşüncemizden bağımsız olan ve herkes için aynı sonucu doğuracak bir dış gerçekliğe göre sınamak. Peirce'e göre yalnızca bu yöntem, doğru ile yanlışı ayırt edebilen, kendi kendini düzeltebilen bir yöntemdir.

Pragmatik ilke

İkinci makalede Peirce, bir fikrin anlamını açık hâle getirmenin bir kuralını önerdi. Kuralın özü şudur: bir kavramın nesnesinin, akla gelebilecek pratik sonuçları neler olurdu, onları düşün; bu sonuçlara dair kavrayışın, o nesneye dair kavrayışının tamamıdır.

Peirce'ün örneği sertlikti. Bir elmasın "sert" olduğunu söylemek ne demektir? Peirce'e göre bu, onu başka birçok maddeyle çizmeye çalıştığımızda çizilmeyeceği demektir. "Sert" kavramının, bu tür sınamaların beklenen sonuçlarının ötesinde gizli bir anlamı yoktur. Bu ilke, çözülemez görünen birçok tartışmanın aslında sözcükler üzerine olduğunu göstermeye yarar: iki taraf farklı sözcükler kullanıyor ama deneyimde aynı şeyleri bekliyorsa, anlaşmazlık yalnızca görünüştedir.

Peirce, ilkenin bir anlam kuralı olduğunu, bir hakikat tanımı olmadığını vurguladı. Doğruluk teorileri dersinde gördüğün gibi, Peirce'ün hakikat anlayışı ayrıydı: hakikat, araştırmayı yeterince uzun süre sürdüren topluluğun sonunda varacağı görüştür. Bu tanım, hakikati herhangi bir bireyin ya da dönemin kanaatinden ayırır ve araştırmanın sonunun hiçbir zaman şu an olmadığını kabul eder.

Yanılabilircilik ve araştırmanın yolu

Peirce'ün epistemolojisinin merkezinde yanılabilircilik vardır. Gerekçelendirme dersinde bu terimi, gerekçeli bir inancın yine de yanlış olabileceği görüşü olarak tanımlamıştık. Peirce'te yanılabilircilik bir kabulden fazlasıdır; bir araştırma ahlakıdır. Hiçbir inanç, gelecekteki bir deneyim tarafından düzeltilmeye kapalı değildir; bu yüzden bilimin gücü, doğru sonuçlara hemen ulaşmasında değil, kendi hatalarını düzeltme yeteneğindedir.

Peirce, hayatının son döneminde, bu düşünceyi aklın ilk kuralı olarak dile getirdi: bilmeyi istemek ve bu isteğin sonucu olarak araştırmanın yolunu tıkamamak. Bir sorunun cevabının bilinemeyeceğini ilan etmek, bir iddianın sorgulanamaz olduğunu söylemek ya da bir konuda son sözün söylendiğini varsaymak, bu kuralın çiğnenmesidir.

Peirce ayrıca, James'in pragmatizmi kendisinden farklı bir yöne taşıdığını gördü. 1905'te, kendi görüşünü James'inkinden ayırmak için ona yeni bir ad verdi: pragmatisizm. Bu kelimenin, dedi Peirce, kimse tarafından kaçırılmayacak kadar çirkin olduğunu umuyordu.

James: hakikatin nakit değeri

William James, pragmatizmi geniş bir kitleye ulaştıran kişiydi. 1906 ve 1907'de verdiği konferanslar Pragmatizm adıyla yayımlandı. James, Peirce'ün anlam kuralını hakikat kavramına uyguladı: bir fikrin doğruluğu, o fikre göre yaşayan birinin deneyiminde hangi farkların ortaya çıkacağına bakılarak anlaşılmalıdır. James'in sık alıntılanan ifadesiyle, bir kavramın nakit değerini sormalıyız: bu fikir doğruysa, hayatımızda hangi somut farklar ortaya çıkar?

James'e göre doğru fikirler, özümseyebildiğimiz, doğrulayabildiğimiz, başka deneyimlerle bağlantılandırabildiğimiz ve bizi bir deneyim noktasından ötekine güvenle taşıyabilen fikirlerdir. Hakikat, bir fikrin durağan bir özelliği değil, fikrin başına gelen bir şeydir: fikir, olaylar tarafından doğru kılınır, yani doğrulanır.

James'in yaklaşımı güçlü eleştirilerle karşılaştı. İngiliz felsefeci Bertrand Russell, 1908'de yazdığı bir yazıda, James'in hakikati "iyi sonuçlar veren" inançlarla eşleştirmesinin saçma sonuçlara yol açtığını savundu: bir inancın iyi sonuçlar verip vermediğini belirlemek, çoğu zaman onun doğru olup olmadığını belirlemekten çok daha zordur; üstelik "Kolomb Atlas'ı 1492'de geçti" önermesinin doğruluğu, ona inanmanın bugün bize ne kazandırdığıyla ilgili görünmez. James bu tür okumaların kendisini yanlış anladığını savundu; doğrulanmanın ve deneyimle uyumun her zaman hakikat anlayışının parçası olduğunu vurguladı. Ama James'in bazı ifadeleri, örneğin doğrunun "düşünce tarzımızda işe yarayan" olduğu cümlesi, bu yanlış okumaya kapı açıyordu.

James'in 1896'daki İnanma İstenci makalesini bağlamsalcılık dersinin tarih kutusunda anmıştık. Orada James, kanıtın bir soruyu çözmeye yetmediği ve seçimin canlı, kaçınılmaz ve önemli olduğu durumlarda, inanmayı tercih etmenin meşru olabileceğini savunuyordu. Bu makale, pragmatizmin en tartışmalı yüzüdür: bir yanda, insan hayatında kanıtın her zaman yetmediğini dürüstçe kabul eder; öbür yanda, kanıt ölçütünü gevşetmenin yolunu açıyor gibi görünür.

Dewey: seyirci değil, katılımcı

Pragmatizmin üçüncü büyük sesi John Dewey, felsefeyi eğitime, siyasete ve toplumsal hayata en çok taşıyan isim oldu. Dewey, 1896'da Chicago'da deneysel bir okul kurdu; burada öğrencilerin, hazır bilgiyi ezberlemek yerine, gerçek sorunlar üzerinde çalışarak öğrenmesini amaçladı. 1924 yazında Türkiye'ye davet edildi ve ülkenin eğitim sistemi üzerine bir rapor hazırladı.

Dewey'in epistemolojiye en önemli katkısı, geleneksel bilgi kuramına yönelttiği bir eleştiriydi. 1929'da yayımlanan Kesinlik Arayışı'nda Dewey, Platon'dan beri felsefenin bilgiyi bir seyircinin bakışı gibi düşündüğünü söyledi: bilen, dünyanın dışında durur ve onu, bir tiyatro seyircisi gibi, değiştirmeden izler. Dewey'e göre bu model yanlıştır. Bilmek, dünyaya müdahale etmektir: bir deneyci, bir şeyi bilmek için onu değiştirir, sınar, sonuçlarını gözler. Bilgi, edilgen bir kopya değil, sorunlu bir durumu çözmeye yönelik etkin bir sürecin ürünüdür.

Dewey, 1938'de yayımlanan Mantık: Araştırma Kuramı'nda, "hakikat" ve "bilgi" kelimelerinin taşıdığı ağır, kesin ve ebedi çağrışımlardan kaçınmak için bir başka terim önerdi: garantili iddia edilebilirlik. Bir iddia, iyi yürütülmüş bir araştırmanın sonucu olduğunda garantilidir; ama bu garanti, gelecekteki araştırmalarla her zaman yeniden gözden geçirilebilir. Bu terim, Peirce'ün yanılabilirciliğinin Dewey'deki karşılığıdır.

Pragmatizm ve epistemolojinin geri kalanı

Pragmatizm, bu akademide karşılaştığın birçok düşüncenin arka planında durur. Neurath'ın gemisi ve bağdaşımcılık, inançlarımızı sağlam bir temelden değil, onları taşıyan gemiyi denizde onararak düzeltmemiz gerektiğini söyler; bu, Peirce'ün araştırma anlayışına çok yakındır. Popper'ın yanlışlanabilirliği ve Kuhn'un paradigmaları, bilimin kendi kendini düzeltme sürecini farklı açılardan inceler. Erdem epistemolojisindeki "entelektüel erdem" tartışmaları, Peirce'ün araştırma ahlakıyla akrabadır.

Ama pragmatizmin sınırları da açıktır. En ciddi tehlike, hakikati yararlılığa indirgemektir: işe yarayan her inanç doğru sayılırsa, bir yalanın bile bir süre için "doğru" olabileceği sonucuna varılır. Peirce'ün ve Dewey'in dikkatli formülleri bu tehlikeden büyük ölçüde kaçınır, çünkü "pratik fark"ı bireysel rahatlık ya da çıkar olarak değil, deneyimde sınanabilir sonuçlar olarak tanımlar. James'in bazı ifadeleri ise bu çizgiyi bulanıklaştırır.

Pratik Fark Testi

Bu dersin aracı, Peirce'ün anlam kuralını ve yanılabilirci araştırma anlayışını bir denetim aracına çevirir. Önce iddiaları yazarsın: rakip iki iddia ya da anlamı tartışmalı bir kavram. İkinci olarak pratik sonuçları listelersin: her iddia doğruysa, deneyimde neyin farklı olacağını, hangi gözlemin ya da hangi davranışın değişeceğini yazarsın. Üçüncü olarak farkı karşılaştırırsın: iki iddianın beklenen sonuçları aynıysa, tartışma sözeldir ve kavram ayrımıyla çözülür, tıpkı sincap tartışmasında olduğu gibi. Dördüncü olarak sınama yolunu belirlersin: fark varsa, hangi gözlem, deney ya da deneyim bunu ortaya çıkarabilir? Son olarak kesinlik derecesini belirlersin: bu sınama yapılana kadar hangi iddiaya ne ölçüde güvenilebilir ve bu güven gelecekteki hangi bulguyla değişebilir?

Araç Kesinlik kapısında çalışır, çünkü iki işi birlikte yapar: bir yandan, sınama yolu olmayan iddialara sahte bir kesinlik verilmesini engeller; öte yandan, pratik farkı gösterilebilen iddiaların araştırmayla nasıl daha güvenilir hâle getirilebileceğini gösterir.

Örnekler

Basit örnek: sincap tartışması

James'in kamp arkadaşlarının tartışmasına Pratik Fark Testi'ni uygulayalım. İddialar: "adam sincabın etrafında döndü" ve "adam sincabın etrafında dönmedi". Pratik sonuçlar: her iki iddia doğruysa, adamın ve sincabın konumları, hareketleri, geçen zaman, gözlenebilecek her şey tamamen aynıdır; hiçbir gözlem bir tarafı öbüründen ayırmaz. Farkın karşılaştırılması: fark yok; tartışma, "etrafında dönmek" ifadesinin iki farklı anlamı üzerinedir. Sınama yolu: burada deney gerekmez; gereken, anlamların ayrılmasıdır. Kesinlik: anlamlar ayrıldıktan sonra her iki cevap da kendi anlamında kesin olarak doğrudur. Sonuç: bu, Peirce'ün kuralının en sade uygulamasıdır; bazı tartışmalar araştırmayla değil, kavram ayrımıyla biter.

Orta örnek: "Bu ekip daha motive"

Bir şirkette iki yönetici tartışıyor: biri pazarlama ekibinin satış ekibinden daha motive olduğunu, öbürü tam tersini söylüyor. Pratik Fark Testi'ni uygulayalım. İddialar: "pazarlama ekibi daha motive" ve "satış ekibi daha motive". Pratik sonuçlar: bu iddialardan biri doğruysa neyin farklı olması beklenir? Belki gönüllü projelere katılım, işten ayrılma oranları, toplantılarda öneri sayısı, fazla mesaiye kalma isteği, ekip anketlerindeki cevaplar. Farkın karşılaştırılması: yöneticiler bu göstergeleri tek tek konuştuğunda, birinin "motivasyon" derken yenilik önerilerini, öbürünün ise hedeflere ulaşma kararlılığını kastettiği ortaya çıkabilir; bu durumda iki iddia çatışmıyor olabilir. Sınama yolu: her bir anlam için hangi verinin toplanacağı belirlenebilir. Kesinlik: veri toplanana kadar iki yöneticinin izlenimleri, ancak düşük bir güvenle tutulmalıdır; üstelik seçilen göstergeler motivasyonu tam ölçmeyebilir. Sonuç: test, belirsiz bir kavramın aslında birkaç ayrı ve sınanabilir iddiayı barındırdığını gösterir.

Gerçek hayat örneği: Plüton'un statüsü

Ağustos 2006'da Prag'da toplanan Uluslararası Astronomi Birliği, "gezegen" kavramı için ilk kez resmî bir tanım kabul etti. Tanıma göre bir gezegen, Güneş'in çevresinde dolanan, kendi kütleçekimiyle yaklaşık küresel bir biçim almış ve yörüngesinin çevresini temizlemiş bir gök cismidir. Plüton son ölçütü karşılamadığı için cüce gezegen olarak yeniden sınıflandırıldı. Karar, kamuoyunda ve bazı gökbilimciler arasında tartışma yarattı. Pratik Fark Testi'ni uygulayalım. İddialar: "Plüton bir gezegendir" ve "Plüton bir gezegen değildir". Pratik sonuçlar: Plüton'un kendisine dair gözlenebilir hiçbir şey değişmez; kütlesi, yörüngesi, uyduları aynıdır. Değişen, sınıflandırma sistemi, ders kitapları ve gök cisimlerini düzenleme biçimidir. Farkın karşılaştırılması: Plüton hakkında bir olgu anlaşmazlığı yoktur; anlaşmazlık, "gezegen" kavramının hangi ölçütlerle tanımlanacağı üzerinedir. Ama bu, tartışmanın önemsiz olduğu anlamına gelmez: tanım, Güneş sisteminin dış bölgesinde keşfedilen benzer boyuttaki cisimlerin nasıl sınıflandırılacağını belirler. Sınama yolu: hangi tanımın gökbilim araştırmasına daha iyi hizmet ettiği, bu tanımla yapılan sınıflandırmanın ne kadar verimli olduğuyla değerlendirilebilir. Kesinlik: Plüton hakkındaki olgulara yüksek güvenle sahibiz; tanımın kendisi ise bir uzlaşımdır ve gelecekte yeniden gözden geçirilebilir. Sonuç: test, bir olgu tartışması ile bir kavram tartışmasını ayırır ve kavram tartışmasının da pratik sonuçları olabileceğini gösterir.

Vakaya dönüş

Çizelge iki yeni durakla Atlas Okyanusu'nu geçiyor. On üçüncü durak 1877 ile 1878 arasıdır: Peirce, inancı eylemi yönlendiren bir alışkanlık, şüpheyi bu alışkanlığın bozulması, araştırmayı da şüpheden inanca giden yol olarak tanımlar ve bir kavramın anlamını pratik sonuçlarına bağlar. On dördüncü durak 1938'dir: Dewey, Mantık: Araştırma Kuramı'nda bilgiyi bir seyircinin kopyası olarak değil, sorunlu bir durumu çözen araştırmanın ürünü olarak tanımlar ve "hakikat" yerine garantili iddia edilebilirlikten söz eder. İki durağın arasında, 1907'de, James'in hakikati deneyimde doğrulanma süreciyle ilişkilendiren konferansları durur.

Pratik Fark Testi'ni şimdiye kadar kurduğumuz çizelgenin temel sorusuna, yani "bilgi nedir?" sorusuna uygulayalım. İddialar: bir yanda Platon'un kalıcı ve zorunlu bilgi anlayışı, öbür yanda pragmatistlerin yanılabilir ve gözden geçirilebilir bilgi anlayışı. Pratik sonuçlar: bu iki anlayış arasındaki seçim, bir bilim insanının, bir hekimin ya da bir yargıcın gündelik çalışmasında ne değiştirir? Birincisi, "bildiğimizi" söyleyebilmek için çok yüksek bir kesinlik ister; ikincisi, en iyi araştırmanın sonuçlarını, düzeltmeye açık tutarak, bilgi olarak kabul eder. Farkın karşılaştırılması: gündelik pratikte iki anlayış çoğu zaman aynı eylemlere yol açar; ama yeni bir kanıt ortaya çıktığında, birincisi "demek ki hiç bilmiyormuşuz" der, ikincisi "bilgimizi düzelttik" der. Bu fark, bir kurumun hatasını nasıl kabul ettiğini, bir bilim topluluğunun kendi tarihini nasıl anlattığını etkiler. Karşılaştırmalı denemenin bu aşamasında, iki geleneğin çarpıştığı sorunun bu türden bir pratik farka dayanıp dayanmadığını sormak, denemenin en keskin cümlesini üretebilir.

Araç kartı: Pratik Fark Testi

AlanAçıklama
Ne işe yararRakip iki iddianın ya da tartışmalı bir kavramın deneyimde gerçekten farklı sonuçlara yol açıp açmadığını sınar; sözel anlaşmazlığı gerçek anlaşmazlıktan ayırır ve güvenin ne kadar olması gerektiğini belirler
5K kapısıKesinlik
Adımlar1) Rakip iddiaları ya da tartışmalı kavramı yaz. 2) Her iddia doğruysa deneyimde neyin farklı olacağını listele. 3) Beklenen sonuçları karşılaştır: aynıysa tartışma sözeldir, anlamları ayır. 4) Fark varsa onu hangi gözlem ya da deneyin ortaya çıkaracağını belirle. 5) Sınama yapılana kadar hangi iddiaya ne ölçüde güvenileceğini ve hangi bulgunun bu güveni değiştireceğini yaz.
Ne zaman kullanılırBir tartışma sonuçsuz biçimde döndüğünde; bir kavramın ne kastettiği belirsiz kaldığında; bir iddianın sınanabilir olup olmadığını anlamak istediğinde; bir sınıflandırma ya da tanım kararının sonuçlarını değerlendirirken
Sık hata"Pratik fark"ı kişisel yarar ya da rahatlık olarak okumak; sözel bir tartışmayı önemsiz saymak, oysa tanımların da sonuçları olabilir; sınama yolunu belirledikten sonra onu gerçekten izlememek

Egzersiz

Ardından kendi hayatından, uzun süredir sonuçsuz kalan bir tartışma seç: bir aile meselesi, bir iş kararı, bir arkadaşınla süregelen bir fikir ayrılığı. Testin bütün adımlarından geçir. Günlüğüne, tartışmanın bir olgu anlaşmazlığı mı, bir kavram anlaşmazlığı mı, yoksa bir değer anlaşmazlığı mı olduğunu yaz.

Mini test

  1. Peirce'e göre inanç ve şüphe arasındaki fark nedir?
  2. Peirce'ün inancı sabitlemenin dört yönteminden hangisini tercih ettiğini ve nedenini açıkla.
  3. Peirce'ün pragmatik ilkesi, elmasın sertliği örneğiyle nasıl açıklanır?
  4. Dewey'in seyirci bilgi kuramı eleştirisi neyi hedef alır?
  5. İki arkadaş, bir sanat eserinin "gerçekten güzel" mi yoksa "yalnızca beğenilen" mi olduğunu tartışıyor. Pratik Fark Testi ile bu tartışmayı değerlendir.
Cevapları göster
  1. İnanç, eylemlerimizi yönlendiren bir alışkanlıktır; şüphe ise bu alışkanlığın bozulduğu huzursuz ve kararsız bir durumdur. Gerçek şüphe, isteğe bağlı bir yöntem değil, bir inancın deneyimle çatıştığı anda ortaya çıkar ve bizi yeniden bir inanca ulaşmak için araştırmaya iter.
  2. Peirce bilim yöntemini tercih eder. İnat, başkalarının farklı düşündüğü fark edildiğinde çöker; otorite, farklı toplumların farklı otoriteleri görüldüğünde sarsılır; a priori yöntem beğeninin değişmesine açıktır. Yalnızca bilim yöntemi, inançları düşüncemizden bağımsız bir gerçekliğe göre sınar ve kendi hatalarını düzeltebilir.
  3. Bir elmasın sert olduğunu söylemek, onu başka birçok maddeyle çizmeye çalıştığımızda çizilmeyeceği demektir. "Sert" kavramının, bu tür sınamaların beklenen sonuçlarının ötesinde gizli bir anlamı yoktur; kavramın anlamı, akla gelebilecek pratik sonuçlarla tüketilir.
  4. Platon'dan beri felsefenin bilgiyi, dünyanın dışında durup onu değiştirmeden izleyen bir seyircinin bakışı gibi düşünmesini hedef alır. Dewey'e göre bilmek dünyaya müdahale etmek, bir deneycinin yaptığı gibi bir şeyi değiştirip sonuçlarını gözlemektir.
  5. İddialar: "gerçekten güzel" ve "yalnızca beğenilen". Pratik sonuçlar: iki iddiadan biri doğruysa deneyimde ne değişir? "Gerçekten güzel" diyen, belki eserin farklı dönemlerde ve kültürlerde de beğenileceğini, eğitimli bir izleyicinin onda daha çok şey göreceğini bekliyordur; "yalnızca beğenilen" diyen, beğeninin kişiden kişiye değişeceğini bekliyordur. Farkın karşılaştırılması: tartışma kısmen sözel olabilir; ama beklentiler ayrışıyorsa, sınanabilir bir öz de vardır. Sınama yolu: eserin farklı izleyiciler ve dönemlerdeki karşılanışı incelenebilir. Kesinlik: estetik değer yargıları bu tür verilerle tam belirlenemez; güven ölçülü tutulmalıdır.

Özet

  • Pragmatizm, 1870'lerde Cambridge'deki Metafizik Kulübü çevresinde doğdu; Peirce'ün 1877–78 makaleleri temel metinleridir, "pragmatizm" kelimesini ise James 1898'de yaygınlaştırdı.
  • Peirce, inancı eylemi yönlendiren bir alışkanlık, şüpheyi bu alışkanlığın bozulması, araştırmayı şüpheden inanca giden yol olarak tanımladı; dört yöntem arasında yalnızca bilim yönteminin kendi hatalarını düzeltebildiğini savundu.
  • Pragmatik ilke, bir kavramın anlamını onun akla gelebilecek pratik sonuçlarıyla tanımlar; Peirce'ün yanılabilirciliği "araştırmanın yolunu tıkama" kuralıyla bir araştırma ahlakına dönüşür.
  • James, pragmatizmi hakikate uyguladı ve fikirlerin nakit değerini sordu; Russell, hakikati iyi sonuçlarla eşleştirmenin tehlikelerini gösterdi.
  • Dewey, seyirci bilgi kuramını eleştirdi, bilmeyi dünyaya müdahale olarak gördü ve "hakikat" yerine garantili iddia edilebilirlik terimini önerdi.
  • Pratik Fark Testi, rakip iddiaların deneyimde fark yaratıp yaratmadığını sınar, sözel tartışmayı gerçek tartışmadan ayırır ve güveni sınama yoluna bağlar.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Peirce'ün pragmatizmin temel metinleri sayılan iki makalesi?İnancın Sabitlenmesi ve Fikirlerimizi Nasıl Açık Hâle Getiririz, 1877–78
Peirce'e göre inanç?Eylemi yönlendiren bir alışkanlık
Peirce'ün inancı sabitleme yöntemleri?İnat, otorite, a priori ve bilim yöntemi
Peirce'ün aklın ilk kuralı?Araştırmanın yolunu tıkamamak
Peirce neden "pragmatisizm" dedi?Görüşünü James'inkinden ayırmak için
James'in sincap örneği neyi gösterir?Bazı tartışmaların kavram ayrımıyla çözüldüğünü
Dewey'in eleştirdiği bilgi modeli?Seyirci bilgi kuramı
Dewey'in "hakikat" yerine önerdiği terim?Garantili iddia edilebilirlik

Sonraki derse köprü

Pragmatistler, bilgiyi eylemin ve deneyin içine yerleştirdi. Aynı yıllarda Avrupa'da başka bir yol açılıyordu: bilmenin, bilimsel kuramlardan ya da pratik sonuçlardan önce, dünyanın bize nasıl göründüğünün dikkatli bir betimlemesiyle başlaması gerektiği düşüncesi. Alman felsefeci Edmund Husserl, 1900 ile 1901 arasında yayımlanan Mantıksal Araştırmalar'da, "şeylerin kendisine" dönmeyi öneren fenomenolojiyi kurdu. Öğrencisi Martin Heidegger, anlamanın insan varoluşunun temel bir biçimi olduğunu savundu. Hans-Georg Gadamer ise 1960'ta yayımlanan Hakikat ve Yöntem'de, her anlamanın önyargılarla başladığını ve önyargının her zaman kötü bir şey olmadığını ileri sürdü. Ders T1.7, fenomenoloji ve hermeneutik geleneğini inceleyecek ve sana Önyargı Ufku Haritası'nı verecek.

Günlük sorusu: Uzun zamandır kesin bildiğini düşündüğün bir şeyi, yarın yanlış çıksa, hayatında ne değişirdi? Hiçbir şey değişmeyecekse, o bilgi senin için ne işe yarıyor?

Bugün nerede duruyor

Pragmatizm, yirminci yüzyılın ortasında analitik felsefenin yükselişiyle bir süre geri planda kaldı, ama yüzyılın sonunda güçlü bir biçimde geri döndü. Amerikalı felsefeci Richard Rorty, 1979'da yayımlanan Felsefe ve Doğanın Aynası'nda, zihni dünyanın bir aynası olarak gören geleneksel epistemolojiyi eleştirdi ve Dewey'den ilham alarak, felsefenin bilgiye temel sağlama iddiasından vazgeçmesi gerektiğini savundu. Rorty'nin bu "yeni pragmatizmi", Peirce'ün nesnel araştırmaya bağlılığından uzaklaştığı için, başka pragmatistler tarafından sert biçimde eleştirildi. Kanadalı felsefeci Cheryl Misak, 2013'te yayımlanan Amerikan Pragmatistleri'nde, pragmatizmin Peirce'ten gelen ve hakikati araştırmanın ulaşacağı sonuca bağlayan çizgisinin, James ve Rorty'nin daha öznel çizgisinden daha savunulabilir olduğunu savundu. Bağdaşımcılık dersinde gördüğün Susan Haack'ın temelci-bağdaşımcı sentezi de Peirce'ten beslenir. Bugün pragmatizmin etkisi, bilim felsefesinde yanılabilirciliğin geniş kabulünde, bilginin toplumsal ve kurumsal süreçlerle nasıl üretildiğine dair tartışmalarda ve kanıta dayalı politika gibi alanlarda "işe yarıyor mu?" sorusunun merkezî yerinde görülebilir. Hakikatin araştırmanın sonucuna mı yoksa araştırmadan bağımsız bir gerçekliğe mi bağlı olduğu ise pragmatistler ile gerçekçiler arasında hâlâ canlı bir tartışmadır.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.