Giriş
Kopernik, on altıncı yüzyılda gökyüzünün hareketlerini açıklamakta zorlanan gökbilimcilerin bir hatasını fark etti. Onlar, bütün gökcisimlerinin gözlemcinin, yani Dünya'nın etrafında döndüğünü varsayıyordu ve hesapları giderek karmaşıklaşıyordu. Kopernik, varsayımı tersine çevirmeyi denedi: belki de hareket eden gökyüzü değil, gözlemcinin kendisiydi. Gördüğümüz hareketlerin bir kısmı, gökcisimlerine değil, bizim bakış noktamıza aitti.
Alman filozof Immanuel Kant, Saf Aklın Eleştirisi'nin 1787 tarihli ikinci baskısına yazdığı önsözde, kendi felsefi girişimini bu değişikliğe benzetti. O güne kadar, dedi Kant, bilgimizin nesnelere uyması gerektiği varsayılmıştı. Rasyonalistler de empiristler de, farklı yollardan, zihnin dışarıdaki bir dünyayı olduğu gibi yansıtmaya çalıştığını düşünmüştü. Kant varsayımı tersine çevirmeyi önerdi: belki de nesneler, en azından bizim onları deneyimleyebildiğimiz biçimleriyle, bizim bilme biçimimize uymak zorundadır. Deneyimlediğimiz dünyanın bazı özellikleri, dünyadan değil, bizim onu kavrama tarzımızdan gelir.
Bir önceki iki derste rasyonalizmin ve empirizmin birbirinin zayıf noktasını nasıl gösterdiğini gördük. Kant, bu iki geleneği birleştiren bir sentez önerdi. Modül 2'de, aklın deneyimsiz ne bilebileceğini sorarken, Kant'ın iki ayrımıyla ve deneyimden bağımsız ama bilgi katan önermeler fikriyle kısaca karşılaşmıştın. Bu ders o kavramın arkasındaki büyük projeyi, yani Kant'ın Kopernik devrimini, uzay ve zamanın sezgi biçimleri olarak kavranmasını, kategorileri, Kant'ın Hume'a verdiği cevabı ve bu cevabın bedeli olan, kendinde şeyin bilinemezliğini inceliyor. Zaman çizelgemiz bu derste onuncu durağına ulaşacak.
Bu dersin kazanımları:
- Kant'ın Kopernik devrimini, uzay ve zamanın sezgi biçimleri olduğu tezini, kategorileri ve fenomen ile numen ayrımını açıklarsın. (anla)
- Bir deneyimin ya da pratiğin mümkün olabilmesi için neyin önceden varsayılması gerektiğini Koşul Sorusu ile çözümlersin. (analiz et)
- Kant'ın rasyonalizm ile empirizm arasındaki sentezinin neyi başardığını ve hangi noktalarda sonraki gelişmelerle sarsıldığını değerlendirirsin. (değerlendir)
Ana anlatım
Königsberg'den bir soru
Immanuel Kant, 1724'te Doğu Prusya'nın Königsberg kentinde doğdu ve hayatının neredeyse tamamını bu kentte geçirdi. Uzun yıllar boyunca, döneminin Alman üniversitelerinde yaygın olan, Leibniz'in öğrencisi Christian Wolff'un sistemleştirdiği rasyonalist felsefeyi okuttu. Tümevarım problemi dersinde andığımız gibi, Prolegomena'da (1783) itiraf ettiği gibi, onu dogmatik uykusundan uyandıran Hume'du.
Hume'un Kant'ı uyandıran sorusu şuydu: nedensellik fikrimiz, yalnızca iki olayın düzenli birlikteliğini görmekten doğan bir zihin alışkanlığıysa, bilimin dayandığı zorunlu yasalar nasıl mümkün olabilir? Newton fiziği, cisimlerin her zaman ve her yerde belirli yasalara uyduğunu söylüyordu; ama Hume'a göre deneyim bize hiçbir zaman "her zaman" ve "zorunlu olarak" diyemezdi. Kant, bu sorunun yalnızca nedensellikle sınırlı olmadığını fark etti: matematik de, doğa bilimi de, deneyimden gelmeyen ama dünyaya dair bir şey söyleyen bilgiler içeriyor gibi görünüyordu. Bu bilgiler nasıl mümkündü?
Sentetik a priori yeniden
Modül 2'den tanıdığın iki ayrımı kısaca hatırlayalım. Analitik bir önermede yüklem, öznenin kavramının içinde zaten bulunur: "bütün bekârlar evli değildir". Sentetik bir önermede ise yüklem, öznenin kavramına yeni bir şey ekler: "bu masa kahverengidir". A priori bilgi deneyimden bağımsız olarak bilinir; a posteriori bilgi deneyime dayanır.
Hume'un çatalı, anlamlı bilgiyi iki kutuya ayırmıştı: analitik ve a priori olan fikir ilişkileri ile sentetik ve a posteriori olan olgu meseleleri. Kant, bu iki kutunun dışında kalan üçüncü bir kutu olduğunu savundu: sentetik a priori bilgi. Kant'ın en ünlü örneği, yedi artı beşin on iki etmesidir. Bu önerme a priori'dir, çünkü onu bilmek için deneyime ihtiyaç duymayız ve zorunlu olarak doğrudur. Ama Kant'a göre analitik de değildir: "yedi ile beşin toplamı" kavramını ne kadar çözümlesek de, içinde "on iki" kavramını bulamayız; on ikiye ulaşmak için saymamız, yani bir tür sezgiye başvurmamız gerekir. Benzer biçimde, "iki nokta arasındaki en kısa çizgi doğrudur" önermesi de Kant'a göre sentetik a priori'dir; "doğru" kavramı yalnızca bir nitelik içerir, "en kısa" ise bir niceliktir.
Kant'ın büyük sorusu şuydu: sentetik a priori bilgi nasıl mümkündür? Deneyimden gelmeyen bir bilgi, dünyaya dair nasıl bir şey söyleyebilir?
Kopernik devrimi
Kant'ın cevabı, girişte gördüğümüz Kopernik devrimidir. Sentetik a priori bilgi, eğer bilgimiz nesnelere uymak zorundaysa, açıklanamaz: nesneler deneyimden bağımsız olarak nasıl bir şey olduklarını bize söyleyemez. Ama eğer deneyimlediğimiz nesneler, bizim bilme biçimimize uymak zorundaysa, açıklama mümkün hâle gelir. Nesneleri deneyimleyebilmemizin koşullarını bilirsek, deneyimleyeceğimiz her nesnenin bu koşullara uyacağını da önceden, a priori olarak biliriz.
Bu fikir, basit ama yanıltıcı olabilecek bir benzetmeyle anlatılır: burnunun üstünde çıkarılamayan mavi bir gözlük taşıyan biri, gördüğü her şeyin mavimsi olacağını, henüz görmediği şeyler için bile, önceden bilebilir. Bu benzetme, Kant'ın fikrinin bir yanını yakalar: deneyimin bazı özellikleri, deneyimleyene aittir. Ama bir yanını da çarpıtır: Kant'a göre uzay, zaman ve kategoriler, gerçek dünyanın üzerine sonradan eklenen bir renk değil, bir şeyin bizim için bir nesne olabilmesinin koşuludur. Gözlüğü çıkarıp dünyayı "gerçekte" görmek diye bir seçenek yoktur.
Uzay ve zaman: sezginin biçimleri
Kant, Saf Aklın Eleştirisi'nin "Transandantal Estetik" adlı ilk bölümünde, uzay ve zamanın, dünyadaki şeylerin nitelikleri değil, bizim duyusal sezgimizin biçimleri olduğunu savundu. Herhangi bir dış nesneyi, onu bir uzayda, bir yerde, başka şeylerin yanında algılamadan deneyimleyemeyiz. Herhangi bir iç durumu, onu bir zamanda, bir önce ve sonra içinde yaşamadan deneyimleyemeyiz. Uzayda olmayan bir dış nesne ya da zamanda olmayan bir deneyim, bizim için düşünülemezdir.
Kant'a göre geometrinin sentetik a priori olabilmesinin nedeni budur. Geometri, uzayın yapısını inceler; uzay ise deneyimimizin bir biçimi olduğu için, deneyimleyeceğimiz her şeyin geometrinin yasalarına uyacağını önceden biliriz. Aritmetik de, benzer biçimde, zamanın ardışıklığına, yani saymaya dayanır. Kant için bu, matematiğin hem deneyimden bağımsız hem de dünyaya uygulanabilir olmasının sırrıydı.
Kategoriler: kavramsız sezgiler kördür
Kant'a göre bilgi için yalnızca sezgi yetmez. Duyularımız bize çok çeşitli izlenimler verir; ama bu izlenimlerin bir nesneye dair deneyime dönüşebilmesi için, anlama yetisinin onları belirli kavramlar altında birleştirmesi gerekir. Kant bu temel kavramlara kategoriler dedi ve onları, yargıların mantıksal biçimlerinden türeterek on iki tane olarak sıraladı: nicelik, nitelik, ilişki ve kiplik başlıkları altında birlik, çokluk, töz, nedensellik, olanak, zorunluluk gibi kavramlar.
Kant, sezgi ile kavram arasındaki ilişkiyi, Eleştiri'nin belki de en çok alıntılanan cümlesiyle özetledi: içeriksiz düşünceler boştur, kavramsız sezgiler kördür. Rasyonalistler, düşüncenin kendi başına dünyayı bilebileceğini sanmıştı; Kant'a göre sezgiye bağlanmayan kavramlar boştur. Empiristler, duyumların kendi başına bilgi verdiğini sanmıştı; Kant'a göre kavramlarla düzenlenmeyen duyumlar kördür. Bilgi, ikisinin birleşiminden doğar. Bu cümle, Kant'ın rasyonalizm ile empirizm arasındaki sentezinin en kısa özetidir.
Kant'ın Hume'a cevabı
Kant'ın Hume'a cevabı bu çerçevede şekillenir. Hume, nedensellik fikrimizi deneyimde bulamadığını söylemişti ve haklıydı: nedensellik, deneyimden türetilmez. Ama Kant'a göre bundan, nedenselliğin bir alışkanlık olduğu sonucu çıkmaz. Nedensellik, deneyimin koşuludur: olayları nesnel bir zaman sıralaması içinde, yani bir şeyin gerçekten başka bir şeyden sonra olduğunu, yalnızca benim onları o sırayla algıladığımı değil, deneyimleyebilmem için, olayların bir kurala göre, yani nedensellik kategorisine göre birbirine bağlanması gerekir.
Kant bu farkı iki örnekle açıkladı. Bir evin önünde dururken gözlerimi evin çatısından temeline, ya da temelinden çatısına gezdirebilirim; algılarımın sırası benim seçimimdir ve evin kendisinde bir sıra yoktur. Ama bir nehrin akıntısında aşağı doğru sürüklenen bir gemiyi izlerken, önce gemiyi yukarıda, sonra aşağıda görürüm ve bu sırayı değiştiremem; sıra, olayın kendisine aittir. Bu iki deneyimi birbirinden ayırabilmemiz, yani öznel bir algı sırası ile nesnel bir olay sırasını ayırt edebilmemiz, Kant'a göre olayları nedensellik kuralına göre düşünmemizi gerektirir. Hume'un aradığı zorunlu bağlantı, dünyada değil, deneyimin kendisini mümkün kılan yapıda bulunur.
Transandantal argüman
Kant'ın yöntemi, yeni bir argüman türünü felsefeye kazandırdı: transandantal argüman. Bu argüman, tartışmasız kabul edilen bir olgudan, örneğin "deneyimimiz var" ya da "olayları nesnel bir zaman sırası içinde deneyimliyoruz" olgusundan başlar ve bu olgunun mümkün olabilmesi için neyin doğru olması gerektiğini sorar. Eğer X, Y'nin mümkün olmasının zorunlu bir koşuluysa ve Y gerçekten varsa, X de doğru olmalıdır.
Bu argüman türünün şüpheciliğe karşı özel bir çekiciliği vardır. Şüpheci, dış dünyanın var olduğundan şüphe edebilir; ama bir şeyden şüphe edebilmek için bile, bir deneyime, bir zaman sırasına, bazı kavramlara sahip olması gerekir. Transandantal argüman, şüphecinin kendi şüphesinin önvarsayımlarını ona göstermeye çalışır. Moore'un eli ve Wittgenstein'ın menteşeleri üzerinden Modül 3'te tartıştığımız, şüphenin kendisinin bazı şeyleri şüphenin dışında tutmayı gerektirdiği fikri, Kant'ta sistemli bir yöntem hâline gelir.
Bedel: kendinde şey
Kant'ın sentezinin bir bedeli vardı. Uzay, zaman ve kategoriler bizim bilme biçimimizin koşullarıysa, bilebildiğimiz şey, dünyanın bize göründüğü biçimidir; Kant buna fenomen dedi. Dünyanın, bizim bilme biçimimizden bağımsız olarak kendinde nasıl olduğu ise, yani kendinde şey ya da numen, bilgimizin sınırlarının dışında kalır. Kendinde şeyin var olduğunu düşünebiliriz, ama ne olduğunu bilemeyiz.
Kant, bu sınırın bir başka sonucunu da gösterdi. Akıl, deneyimin sınırlarını aşıp dünyanın bütünü, ruhun ölümsüzlüğü ya da Tanrı gibi konularda bilgi iddia ettiğinde, çelişkilere düşer. Kant bunlara antinomiler dedi: örneğin dünyanın zamanda bir başlangıcı olduğunu kanıtlayan bir argüman ile başlangıcı olmadığını kanıtlayan bir argüman, ikisi de aynı derecede geçerli görünür. Bu, Kant'a göre aklın kendi sınırlarını tanıması gerektiğinin kanıtıydı. İman ve akıl dersinde gördüğümüz, aklın metafizik konularda kesinlik iddia etmesine yönelik eleştiriler, Kant'ta sistemli bir biçim kazanır; Kant'ın kendi ifadesiyle, imana yer açmak için bilgiyi sınırlamak zorunda kalmıştı.
Sentezin sarsılması
Kant'ın sentezi, sonraki iki yüzyılda hem büyük bir etki yaptı hem de ciddi sınavlardan geçti. En çarpıcı sınav, geometriden geldi. Kant, uzayın sezgimizin biçimi olduğunu ve bu yüzden Öklid geometrisinin sentetik a priori bir hakikat olduğunu düşünüyordu. Rasyonalizm dersinde gördüğümüz gibi, on dokuzuncu yüzyılda Öklid dışı geometriler kuruldu ve yirminci yüzyılda fizik, gerçek uzayın bu geometrilerden birine uyabileceğini ciddiye almak zorunda kaldı; aşağıdaki gerçek hayat örneği bu hikâyeyi anlatıyor. Kant'ın a priori saydığı belirli bir içerik, deneyle sınanabilir ve yanlışlanabilir çıktı.
Ama bu, Kant'ın temel fikrinin tamamen çöktüğü anlamına gelmedi. Bazı düşünürler, Kant'ın yapısal fikrini, yani bilginin, deneyimi düzenleyen ama kendisi deneyimden gelmeyen çerçevelere dayandığı fikrini korumaya çalıştı; ama bu çerçevelerin sabit ve evrensel değil, tarihsel olarak değişebilir olduğunu kabul ederek. Kuhn dersinde gördüğümüz paradigmalar, bu fikrin bir akrabasıdır: bir bilimsel topluluğun deneyimini düzenleyen, ama bilimsel devrimlerle değişebilen bir çerçeve. Tarih Hattı'nın bir sonraki dersi, Kant'ın evrensel ve zamansız kategorilerinin, tarih içinde değişen bir bilinç anlayışına dönüştüğünü gösterecek.
Koşul Sorusu
Bu dersin aracı, Kant'ın transandantal argümanını gündelik bir düşünme alışkanlığına dönüştürür. Önce olguyu yazarsın: tartışmasız kabul ettiğin bir deneyim ya da pratik; bir bilimsel deney yapmak, bir konuşmada anlaşmak, bir oyunu oynamak. İkinci olarak koşul sorusunu sorarsın: bu deneyimin ya da pratiğin mümkün olabilmesi için neyin önceden varsayılması gerekir? Üçüncü olarak koşulun türünü belirlersin: bu koşul, dünyaya mı ait, yoksa deneyimleyenin bilme biçimine mi? Dördüncü olarak zorunluluk sınamasını yaparsın: bu koşul olmadan bu deneyim gerçekten imkânsız mı, yoksa başka bir koşul da aynı işi görebilir mi? Son olarak tarihsellik sınamasını yaparsın: bu koşul, Kant'ın kategorileri gibi sabit ve evrensel mi, yoksa Öklid geometrisi gibi zamanla değişebilecek bir çerçeve mi?
Araç Kavram kapısında işler: bir deneyimin ya da bir tartışmanın, fark edilmeden kabul edilmiş önvarsayımlarını görünür kılar ve bunların hangilerinin gerçekten zorunlu, hangilerinin değiştirilebilir olduğunu sorar.
Örnekler
Basit örnek: zamanın dışında bir deneyim
Kendine şu soruyu sor: zamanın içinde olmayan bir deneyim hayal edebilir misin? Koşul Sorusu'nu uygulayalım. Olgu: deneyimlerim var; bir şey görüyorum, hissediyorum, düşünüyorum. Koşul sorusu: bu deneyimlerin mümkün olabilmesi için ne gerekir? Denemeyi yap: hiçbir önce ya da sonra içermeyen, bir anda bile yer almayan bir deneyim düşünmeye çalış. Büyük olasılıkla yapamazsın; en kısa bir anı düşündüğünde bile, o anın öncesi ve sonrası vardır. Koşulun türü: Kant'a göre bu koşul, dünyaya değil, bizim deneyimleme biçimimize aittir: zaman, sezgimizin bir biçimidir. Zorunluluk sınaması: zaman olmadan deneyim gerçekten imkânsız görünüyor; ama bu, bizim hayal gücümüzün bir sınırı mı, yoksa her türlü deneyimin bir koşulu mu? Tarihsellik sınaması: zamanın bir deneyim biçimi olduğu fikri, farklı kültürlerde ve dönemlerde ortak görünür; ama zamanın nasıl ölçüldüğü, bölündüğü ve düşünüldüğü değişir. Sonuç: bu basit deneme, Kant'ın fikrinin sezgisel gücünü gösterir: bazı şeyler, deneyimin içeriği değil, deneyimin kendisinin çerçevesidir.
Orta örnek: bir bilimsel deney
Bir laboratuvarda bir kimyager, bir tepkimeyi aynı koşullarda on kez tekrarlıyor ve her seferinde aynı sonucu alıyor. Koşul Sorusu'nu uygulayalım. Olgu: bilimsel deneyler yapıyor ve sonuçlarından genel yasalar çıkarıyoruz. Koşul sorusu: bu pratiğin mümkün olabilmesi için ne varsayılmalı? En azından şu: aynı koşullar altında aynı nedenlerin aynı sonuçları doğurduğu, yani doğanın düzenli olduğu ve olayların nedensel olarak birbirine bağlı olduğu. Tümevarım problemi dersinde, Hume'un bu varsayımı gerekçelendiremediğimizi gösterdiğini görmüştük. Koşulun türü: Kant'a göre nedensellik, deneyimin bir koşuludur; biz onu deneyimden öğrenmeyiz, deneyimi onunla kurarız. Zorunluluk sınaması: nedensel düzenlilik varsayımı olmadan, bir deneyin sonucunu başka bir deneyle karşılaştırmanın bir anlamı kalmazdı. Tarihsellik sınaması: ama nedenselliğin nasıl anlaşıldığı değişti; yirminci yüzyılda kuantum fiziği, bazı olayların yalnızca olasılıksal yasalara uyduğunu gösterdi. Sonuç: bilimsel pratik, bir tür nedensel düzenlilik varsayımına dayanıyor gibi görünür; ama bu varsayımın tam olarak hangi biçimi alması gerektiği, Kant'ın düşündüğü gibi sabit değil, bilimin kendi gelişimiyle birlikte değişen bir sorudur.
Gerçek hayat örneği: Öklid uzayından eğri uzaya
Kant, uzayın sezgimizin biçimi olduğunu ve bu yüzden Öklid geometrisinin zorunlu olarak dünyaya uyacağını savunmuştu. 1915'te Albert Einstein'ın genel görelilik kuramı, kütlenin uzay-zamanı büktüğünü, dolayısıyla ışığın ve gezegenlerin izlediği yolların düz Öklid çizgileri olmadığını öne sürdü. 1919'da İngiliz gökbilimci Arthur Eddington'ın öncülük ettiği bir güneş tutulması gözlemi, Güneş'in yakınından geçen yıldız ışığının, kuramın öngördüğü biçimde büküldüğünü gösterdi ve kuram geniş bir kabul gördü. Koşul Sorusu'nu Kant'ın iddiasına uygulayalım. Olgu: dış nesneleri uzay içinde deneyimliyoruz. Koşul sorusu: bu deneyimin mümkün olabilmesi için ne gerekir? Kant'ın cevabı: uzay, sezgimizin bir biçimi olmalı. Koşulun türü: deneyimleyenin bilme biçimine ait. Zorunluluk sınaması: bir tür uzaysal çerçeve olmadan dış deneyimin mümkün olmadığı fikri hâlâ güçlü görünür. Ama bu çerçevenin Öklidçi olması gerektiği iddiası, 1919'dan sonra zorunlu görünmez. Tarihsellik sınaması: Alman felsefeci Hans Reichenbach, 1920'de yayımlanan bir kitabında, bu sonuçtan Kant'ın fikrini tamamen terk etmek yerine, görelileştirilmiş bir a priori anlayışına ulaştı: her bilimsel kuram, deneyimi düzenleyen ve o kuram içinde a priori işleyen ilkeler içerir; ama bu ilkeler kuramdan kurama değişebilir. Sonuç: Kant'ın belirli bir içerik için yaptığı iddia yanlış çıktı; ama deneyimi düzenleyen çerçeveler fikri, değişebilir çerçeveler olarak yaşamaya devam etti.
Vakaya dönüş
Zaman çizelgemiz onuncu durağına geliyor: 1781'den 1787'ye. Kant, Saf Aklın Eleştirisi'nin iki baskısını ve Prolegomena'yı yayımlar; bilginin deneyimle başladığını ama bütünüyle deneyimden doğmadığını, deneyimi mümkün kılan biçimlerin zihinden geldiğini savunur. Bu durak, çizelgenin ilk dokuz durağını bir araya getiren bir kavşaktır: Platon ile Aristoteles'in, rasyonalistler ile empiristlerin arasındaki eski tartışma, Kant'ta bir sentez girişimine dönüşür.
Koşul Sorusu'nu çizelgenin kendisine uygulayalım. Olgu: Parmenides'ten beri insanlar "bilgi nedir?" diye soruyor ve birbirleriyle tartışıyor. Koşul sorusu: bu tartışmanın mümkün olabilmesi için neyin ortak olarak varsayılması gerekir? En azından şu: bilen bir özne ile bilinen bir şey arasında bir ilişki olduğu ve bu ilişkinin başarılı ya da başarısız olabileceği. Kant'tan önceki bütün duraklar, bu ilişkide zihnin görece edilgen, dünyanın ise belirleyici olduğunu varsayıyordu: Platon'da formlar, Aristoteles'te algılanan türler, rasyonalistlerde akla açık hakikatler, empiristlerde duyumlar. Kant, bu varsayımı tersine çevirdi: zihin, bilmenin yalnızca alıcısı değil, kurucu bir ortağıdır. Bu durak, çizelgenin bir dönüm noktasıdır: bundan sonraki bütün duraklar, Kant'ın açtığı soruya, yani zihnin bilgiye ne kattığı sorusuna farklı cevaplar verecek. T1 boyunca kurduğun iki gelenek denemesinde, Kant'ın sentezini, seçtiğin iki geleneğin çarpışmasında bir hakem olarak kullanmayı düşünebilirsin.
Araç kartı: Koşul Sorusu
| Alan | Açıklama |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir deneyimin ya da pratiğin mümkün olabilmesi için neyin önceden varsayılması gerektiğini sorar; bu önvarsayımların zorunlu mu, değiştirilebilir mi olduğunu belirler |
| 5K kapısı | Kavram |
| Adımlar | 1) Tartışmasız kabul edilen bir deneyimi ya da pratiği yaz. 2) Koşul sorusunu sor: bu mümkün olabilmek için neyi varsaymalı? 3) Koşulun türünü belirle: dünyaya mı, bilme biçimine mi ait? 4) Zorunluluk sınaması: bu koşul olmadan gerçekten imkânsız mı, başka bir koşul aynı işi görebilir mi? 5) Tarihsellik sınaması: koşul sabit ve evrensel mi, yoksa zamanla değişebilecek bir çerçeve mi? |
| Ne zaman kullanılır | İki tarafın fark etmeden paylaştığı önvarsayımları görmek istediğinde; bir şüpheciye, kendi şüphesinin neleri varsaydığını göstermek istediğinde; bir yöntemin ya da pratiğin temellerini sorgularken |
| Sık hata | Hayal edilemeyeni imkânsızla karıştırmak; bir dönemin bilimsel çerçevesini zamansız bir zorunluluk saymak; bir koşulun bilme biçimine ait olmasını, onun keyfi ya da yalnızca öznel olduğu anlamına almak |
Egzersiz
Ardından kendi mesleğinden ya da gündelik hayatından tartışmasız kabul ettiğin bir pratik seç: bir ekip toplantısı, bir yemek tarifi, bir alışveriş, bir sınav. Koşul Sorusu'nun beş adımını ona uygula ve bu pratiğin mümkün olabilmesi için fark etmeden varsaydığın en az üç koşul bul. Günlüğüne, bu koşullardan hangisinin gerçekten zorunlu, hangisinin yalnızca alışkanlık olduğunu ve alışkanlık olanın değişmesi durumunda pratiğin nasıl değişeceğini yaz.
Mini test
- Kant'ın kendi felsefesini Kopernik'in devrimine benzetmesinin anlamı nedir?
- Kant'a göre yedi artı beşin on iki etmesi neden hem a priori hem de sentetiktir?
- "İçeriksiz düşünceler boştur, kavramsız sezgiler kördür" cümlesi, rasyonalizm ile empirizm hakkında ne söyler?
- Kant'ın ev ve gemi örneği, nedenselliğin deneyimin koşulu olduğunu nasıl gösterir?
- Bir hukuk sisteminde bir mahkemenin karar verebilmesi için nelerin önceden varsayılması gerektiğini Koşul Sorusu ile değerlendir.
Cevapları göster
- Kopernik, gökcisimlerinin değil gözlemcinin hareket ettiğini varsayarak astronomiyi yeniden kurdu. Kant da bilgimizin nesnelere değil, deneyimlediğimiz nesnelerin bizim bilme biçimimize uyduğunu varsayarak, deneyimin koşullarına dair a priori bilginin nasıl mümkün olduğunu açıklamaya çalıştı.
- Deneyimden bağımsız olarak ve zorunlu olarak bilindiği için a priori'dir. Ama "yedi ile beşin toplamı" kavramını ne kadar çözümlesek de içinde "on iki" kavramını bulamayız; ona ulaşmak için saymamız, yani bir sezgiye başvurmamız gerekir; bu yüzden sentetiktir.
- Rasyonalistler, düşüncenin tek başına dünyayı bilebileceğini sandı; Kant'a göre sezgiye bağlanmayan kavramlar boştur. Empiristler, duyumların tek başına bilgi verdiğini sandı; Kant'a göre kavramlarla düzenlenmeyen duyumlar kördür. Bilgi, ikisinin birleşiminden doğar.
- Bir evi incelerken algılarımın sırası benim seçimimdir; ama akıntıda sürüklenen bir gemiyi izlerken sıra olayın kendisine aittir ve değiştirilemez. Bu iki durumu ayırt edebilmemiz, yani öznel algı sırası ile nesnel olay sırasını ayırabilmemiz, olayları nedensellik kuralına göre düşünmemizi gerektirir.
- Olgu: mahkemeler karar verir ve bu kararlar uygulanır. Koşul sorusu: bunun için neler varsayılmalı? Örneğin geçmiş olayların bilinebilir olduğu, tanıklığın belirli koşullarda güvenilir olduğu, aynı kuralın benzer durumlara aynı biçimde uygulanması gerektiği, kişilerin eylemlerinden sorumlu tutulabileceği. Koşulun türü: bu varsayımların bir kısmı dünyaya (geçmişin bilinebilirliği), bir kısmı hukuk pratiğinin kendi yapısına (kuralların eşit uygulanması) aittir. Zorunluluk: geçmişin bilinebilirliği olmadan yargılama imkânsız görünür. Tarihsellik: ama hangi kanıtın yeterli sayılacağı, hukukta bilgi dersinde gördüğümüz gibi, tarih boyunca değişmiştir.
Özet
- Kant, Hume'un sorusuyla dogmatik uykusundan uyandı ve sentetik a priori bilginin, yani deneyimden bağımsız ama dünyaya dair bilginin nasıl mümkün olduğunu sordu.
- Cevabı Kopernik devrimiydi: bilgimiz nesnelere değil, deneyimlediğimiz nesneler bizim bilme biçimimize uyar.
- Uzay ve zaman, Kant'a göre duyusal sezginin biçimleridir; bu, matematiğin hem a priori hem dünyaya uygulanabilir olmasını açıklar.
- Kategoriler, anlama yetisinin sezgiyi birleştiren temel kavramlarıdır; içeriksiz düşünceler boştur, kavramsız sezgiler kördür. Nedensellik deneyimden türetilmez, deneyimin koşuludur; bu, Kant'ın Hume'a cevabıdır.
- Transandantal argüman, bir deneyimin mümkün olabilmesinin zorunlu koşullarını çıkarır. Bedeli, kendinde şeyin bilinemezliği ve aklın deneyimi aşınca düştüğü antinomilerdir.
- Öklid dışı geometriler ve genel görelilik, Kant'ın belirli iddialarını sarstı; Reichenbach'ın görelileştirilmiş a priori'si fikri değişebilir çerçevelere dönüştürdü. Koşul Sorusu, bir pratiğin önvarsayımlarını ve bunların zorunluluğunu sınar.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Saf Aklın Eleştirisi'nin iki baskısı? | 1781 ve 1787 |
| Kant'ın Kopernik devrimi? | Deneyimlediğimiz nesnelerin bizim bilme biçimimize uyduğu varsayımı |
| Kant'a göre hem zorunlu hem bilgi katan aritmetik önerme? | Yedi artı beş on iki eder |
| Kant'a göre uzay ve zaman? | Duyusal sezginin biçimleri |
| Kant'ın ünlü cümlesi? | İçeriksiz düşünceler boştur, kavramsız sezgiler kördür |
| Kant'ın nedensellik görüşü? | Deneyimden türetilmez, deneyimin koşuludur |
| Transandantal argüman? | Bir deneyimin mümkün olabilmesinin zorunlu koşullarını çıkaran argüman |
| Fenomen ile kendinde şey? | Bize göründüğü biçimiyle dünya ile bilgimizin erişemediği kendinde dünya |
Sonraki derse köprü
Kant'a göre deneyimi düzenleyen biçimler, uzay, zaman ve on iki kategori, her insanda aynıdır ve zamansızdır. Kant'tan sonraki kuşak, bu varsayımı sorgulamaya başladı. Alman filozof Georg Wilhelm Friedrich Hegel, 1807'de yayımlanan Tinin Fenomenolojisi'nde, bilincin biçimlerinin sabit değil, tarih içinde birbirinden doğarak geliştiğini savundu: bilmenin koşulları da bir tarihe sahiptir. Yüzyılın sonunda Friedrich Nietzsche daha da ileri giderek, bilginin her zaman belirli bir bakış açısından bilgi olduğunu, perspektiften bağımsız bir "kendinde" bakışın olmadığını öne sürdü. Konumlu bilgi dersinde gördüğümüz toplumsal konum fikrinin felsefi köklerinden biri buradadır. Ders T1.5, Hegel'den Nietzsche'ye tarihsel bilgi ve perspektivizm düşüncesini inceleyecek ve sana Perspektif Envanteri'ni verecek.
Günlük sorusu: Yıllardır yaptığın bir işte, hiç sorgulamadan varsaydığın bir koşul var mı? O koşul ortadan kalksaydı, işin mümkün olmaya devam eder miydi?
Bugün nerede duruyor
Kant'ın etkisi, epistemolojide ve bilim felsefesinde bugün de derindir. İngiliz felsefeci Peter Strawson, 1966'da yayımlanan Anlamın Sınırları'nda, Kant'ın transandantal argümanlarını, kendinde şey gibi metafizik yüklerinden arındırarak yeniden savundu. Amerikalı felsefeci Barry Stroud ise 1968'de yayımlanan etkili bir makalede, bu argümanların en fazla, dünyayı belirli biçimde düşünmek zorunda olduğumuzu gösterebileceğini, dünyanın gerçekten öyle olduğunu gösteremeyeceğini savundu; tartışma bugün de sürüyor. Bilim felsefesinde, Reichenbach'ın görelileştirilmiş a priori fikri, Amerikalı felsefeci Michael Friedman'ın 2001'de yayımlanan Aklın Dinamikleri kitabıyla yeniden canlandı: bilimsel kuramlar, deneyimi düzenleyen ve tarihsel olarak değişen çerçevelere dayanır. Bilişsel bilimde ise algının, duyulardan gelen verinin pasif bir kaydı değil, zihnin etkin bir kurgusu olduğu fikri, yani interosepsiyon dersinde gördüğümüz tahmin eden beyin yaklaşımı, Kant'a sıkça atıf yapılarak tartışılıyor; on dokuzuncu yüzyılda Alman bilim insanı Hermann von Helmholtz'un algıyı bilinçsiz bir çıkarım olarak tanımlaması, bu çizginin ara duraklarından biridir. Kant'ın sorusu, yani zihnin bilgiye ne kattığı, bugün hem felsefenin hem bilimin açık sorusudur.