İçeriğe geç

Ders T1.2 · Modül T1: Batı Gelenekleri

Rasyonalizm: Descartes, Spinoza, Leibniz

Araç: Açık-Seçiklik Ölçütü · 5K: Kanıt · 3.667 kelime · yaklaşık 17 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Giriş

1623'te İtalyan bilim insanı Galileo Galilei, Altın Tartıcı adlı bir tartışma kitabında şöyle yazdı: doğa, gözlerimizin önünde açık duran büyük bir kitaptır; ama onu okuyabilmek için önce dilini öğrenmek gerekir ve bu kitap matematik diliyle, üçgenler, daireler ve öteki geometrik şekillerle yazılmıştır. Bu cümle, on yedinci yüzyılın bilgi anlayışındaki büyük dönüşümü özetler. Aristoteles'e göre bilgi duyularla başlıyordu. Oysa Kopernik'ten beri gökyüzü, gözün her sabah gördüğü doğuşun bir yanılsama olabileceğini söylüyordu: hareket eden Güneş değil, Dünya'ydı. Dünyanın gerçek yapısı, gözle değil, akılla, matematiğin kesinliğiyle kavranmalıydı.

Bu dönüşümün felsefi sonucu, rasyonalizm adı verilen bir akımdı. Rasyonalistler, bilginin en sağlam kaynağının duyular değil akıl olduğunu, en önemli hakikatlerin deneyimden bağımsız olarak, aklın kendi ışığıyla kavranabileceğini savundu. Metodik şüphe dersinde Descartes'ın şüphe yöntemini ve cogito'sunu gördük; o ders, Descartes'ın açık ve seçik kavrananın doğru olduğu kuralını ve bu kuralın yol açtığı döngüyü ayrıntılı ele almayı bu derse bırakmıştı. Bu derste o kuralı, Spinoza'nın geometrik yöntemini ve bilgi türlerini, Leibniz'in zorunlu ve olumsal hakikatleri ayırışını ve rasyonalizmin en güçlü ve en zayıf yanlarını inceleyeceksin. Zaman çizelgemize üç yeni durak ekleyeceğiz.

Bu dersin kazanımları:

  • Descartes'ın açık ve seçiklik ölçütünü, Spinoza'nın üç bilgi türünü ve Leibniz'in akıl hakikatleri ile olgu hakikatleri ayrımını açıklarsın. (anla)
  • Bir iddianın "apaçık" görünmesini, açıklık, seçiklik ve dış sınama adımlarıyla Açık-Seçiklik Ölçütü aracılığıyla sınarsın. (uygula)
  • Bir kesinlik hissinin hakikatin ölçütü olup olamayacağını, rasyonalizmin başarıları ve yanılgılarıyla değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Descartes'ın dört kuralı

Descartes, Yöntem Üzerine Konuşma'nın (1637) ikinci bölümünde, aklını doğru yönlendirmek için kendine dört kural koyduğunu anlattı. Birincisi, açıkça doğru olduğunu bilmediği hiçbir şeyi doğru kabul etmemek; aceleden ve önyargıdan kaçınmak ve yargılarına, zihnine o kadar açık ve seçik gelen ki şüphe etmek için hiçbir neden kalmayan şeylerden başka bir şey katmamak. İkincisi, incelediği her güçlüğü, çözmek için gerektiği kadar parçaya bölmek. Üçüncüsü, düşüncelerini, en basit ve en kolay bilinen nesnelerden başlayarak, adım adım en karmaşık olanlara doğru sıralamak. Dördüncüsü, hiçbir şeyi atlamadığından emin olacak kadar eksiksiz sayımlar ve genel gözden geçirmeler yapmak.

Bu dört kural, geometrinin yöntemini bütün bilgiye genişletme projesidir. Bir geometrici, apaçık aksiyomlardan başlayıp adım adım karmaşık teoremlere ulaşır; Descartes da felsefeyi ve bilimi böyle kurmak ister. Temelcilik dersinde gördüğümüz klasik temelcilik, bu projenin epistemolojik iskeletidir: sarsılmaz bir temel ve onun üzerine dikkatle kurulmuş bir bina.

Açık ve seçik ne demektir?

Descartes, 1644'te yayımlanan Felsefenin İlkeleri'nde, bu iki terimi tanımladı. Bir algı, dikkatli bir zihne mevcut ve erişilebilir olduğunda açıktır; tıpkı gözümüzün önünde duran ve gözümüzü yeterince güçlü biçimde etkileyen bir nesneyi açıkça görmemiz gibi. Bir algı, açık olmanın yanında, başka bütün algılardan öylesine ayrılmış ve keskin sınırlı olduğunda ki yalnızca açık olanı içerir, seçiktir. Descartes'ın örneği ağrıdır: şiddetli bir ağrı çok açık biçimde algılanır; ama insanlar onu çoğu zaman ağrıyan bölgede bulunan bir şeye dair belirsiz bir yargıyla karıştırdıkları için, seçik değildir.

Descartes, bu kavramdan bir hakikat kuralı çıkardı: açık ve seçik kavradığım her şey doğrudur. Dördüncü Meditasyon'da, yanılmanın nasıl mümkün olduğunu da bu kurala bağladı. Anlama yetimiz sınırlıdır, iradem ise sınırsızdır; açık ve seçik kavramadığım şeyler hakkında bile yargıda bulunmaya iradem beni zorlayabilir. Hata, iradenin aklın sınırlarını aşmasından doğar. Öyleyse yanılmamanın yolu, yargıyı yalnızca açık ve seçik kavrananla sınırlamaktır. Bilgi termometresinin ilkesini üç yüzyıl önceden seslendirir: yargı, kanıtın izin verdiği yerden ileri gitmemelidir.

Doğuştan fikirler

Açık ve seçik fikirler nereden gelir? Descartes, üçüncü Meditasyon'da fikirleri üçe ayırdı: dışarıdan, duyular yoluyla gelen fikirler; hayal gücüyle, benim kurduğum fikirler; ve doğuştan fikirler. Tanrı fikri, sonsuzluk fikri, matematiksel hakikatler ve temel mantık ilkeleri, Descartes'a göre deneyimden türetilemez; zihnin kendi yapısında bulunurlar. Bir çocuk bunları henüz düşünmemiş olabilir; ama dikkatini yönelttiğinde, onları dışarıdan öğrenmez, içinde bulur.

Bu, Platon'un Menon'daki hatırlama öğretisinin bir tür modern yankısıdır. Tarih Hattı'nın ilk dersinde gördüğümüz köle çocuk, karenin iki katını kimseden öğrenmeden, sorularla kendi içinde bulmuştu. Descartes, ruhun önceki bir hayatta bildiklerini hatırladığını savunmaz; ama bazı fikirlerin zihnin kendi donanımı olduğunu savunur. Doğuştan fikirler tartışması, bir sonraki derste göreceğimiz empiristlerin en çok itiraz ettiği nokta olacaktı.

Kartezyen döngü yeniden

Metodik şüphe dersinde, Antoine Arnauld'un Descartes'a yönelttiği itirazı gördük: Descartes, açık ve seçik kavradığı şeylerin doğruluğunu aldatıcı olmayan bir Tanrı'ya dayandırıyor, ama Tanrı'nın varlığını kanıtlarken de açık ve seçik kavradığı öncüllere güveniyor. Bu Kartezyen döngü, rasyonalist projenin en çok tartışılan zayıf noktasıdır.

Yorumcular bu döngüden çıkmak için farklı yollar önerdi. Bir yoruma göre Descartes, açık ve seçik algıları, onları şu anda dikkatle kavradığımız sürece zaten kesin sayar; Tanrı'nın garantisine yalnızca, bir kanıtlamanın adımlarını artık doğrudan kavramadığımız, onları yalnızca hatırladığımız durumlarda ihtiyaç duyulur. Bu yorumda Tanrı, açık ve seçik algının değil, belleğin güvenilirliğini garanti eder. Başka bir yoruma göre ise Descartes'ın amacı, açık ve seçik algının doğruluğunu mutlak olarak kanıtlamak değil, akıl yürütmemizin kendi kendisiyle tutarlı olduğunu göstermekti. Hangi yorum benimsenirse benimsensin, döngü tartışması, temelcilik dersinde ve Agrippa'nın üçleminin rasyonalist kılığıdır: en temeldeki ölçütü, o ölçütü kullanmadan nasıl doğrulayabiliriz?

Spinoza: geometrik düzende bir etik

Hollandalı düşünür Baruch Spinoza, Descartes'ın geometrik yöntemini, onun kendisinin gittiğinden daha ileri götürdü. Ölümünden sonra 1677'de yayımlanan başyapıtı Etika, bir geometri kitabı gibi düzenlenmiştir: tanımlarla, aksiyomlarla, önermelerle ve kanıtlamalarla. Tanrı'nın doğasından insan duygularına, özgürlükten mutluluğa kadar her şey, Öklid'in üçgenler hakkındaki teoremleri gibi, adım adım kanıtlanmaya çalışılır.

Spinoza, Etika'nın ikinci kitabında bilginin üç türünü ayırdı. Birinci tür, imgelem ya da sanıdır: duyulardan, dağınık deneyimlerden ve kulaktan dolma bilgilerden gelen bilgi. Spinoza'ya göre bütün yanlışlıkların kaynağı budur. İkinci tür, akıldır: şeylerin ortak özelliklerine dair yeterli fikirlerden yola çıkan akıl yürütme. Üçüncü tür, sezgisel bilgidir: şeylerin özünü, Tanrı'nın niteliklerinden yola çıkarak doğrudan kavramak.

Spinoza bu üç türü basit bir örnekle açıkladı. Üç sayı verilmiş olsun ve ikincisinin birinciye oranı, dördüncünün üçüncüye oranına eşit olacak şekilde dördüncü bir sayı bulunmak istensin. Bir tüccar, öğretmeninden duyduğu bir kuralı, nedenini bilmeden uygular: ikinciyi üçüncüyle çarpıp birinciye böler. Bu, birinci tür bilgidir. Başka biri, bu kuralın neden işlediğini Öklid'in orantılar hakkındaki kanıtlamasından bilir; bu, ikinci türdür. Ama bir, iki ve üç gibi basit sayılar verildiğinde, herkes dördüncü sayının altı olduğunu, hiçbir kural uygulamadan, bir bakışta görür; bu, üçüncü türdür. Tarih Hattı'nın ilk dersindeki Aristoteles'in deneyim ile bilim ayrımı, burada bir basamak daha yükseltilir: kuralı bilmek, nedenini bilmek ve bütünü bir bakışta görmek.

Doğru, kendisinin ve yanlışın ölçüsüdür

Spinoza, bilginin ölçütü sorununa özgün bir cevap verdi. Descartes'ın açık ve seçiklik ölçütü, bir fikrin doğru olduğunu anlamak için dışarıdan bir ölçüte, yani aldatıcı olmayan bir Tanrı'ya ihtiyaç duyuyordu. Spinoza ise Etika'da, ışığın hem kendisini hem karanlığı gösterdiği gibi, doğrunun da hem kendisinin hem yanlışın ölçüsü olduğunu savundu. Doğru bir fikre sahip olan kişi, aynı zamanda onun doğru olduğunu da bilir; bunun için ikinci bir ölçüte ihtiyacı yoktur.

Spinoza, tamamlanmamış Aklın Düzeltilmesi Üzerine İnceleme'de, ölçüt sorununun sonsuz bir gerilemeye yol açtığı itirazını bir benzetmeyle cevapladı. Demiri işlemek için bir çekiç gerekir; çekici yapmak için başka bir çekiç, onu yapmak için başka biri gerekir ve bu sonsuza kadar sürer. Bu mantıkla insanlar hiçbir zaman demiri işleyemezdi. Oysa insanlar, önce doğanın verdiği basit araçlarla kaba işler yaptılar, sonra bunlarla daha iyi araçlar yaptılar ve adım adım karmaşık aletlere ulaştılar. Akıl da böyledir: kendi doğuştan araçlarıyla başlar ve onları kullanarak kendini adım adım geliştirir. Bu benzetme, Agrippa'nın gerileme sorununa, Neurath'ın gemisine şaşırtıcı biçimde yakın bir cevaptır.

Leibniz: iki tür hakikat

Alman düşünür Gottfried Wilhelm Leibniz, rasyonalizme belki de en kalıcı kavramsal katkıyı yaptı. 1714'te yazdığı Monadoloji'de, iki tür hakikati birbirinden ayırdı. Akıl hakikatleri zorunludur; karşıtları imkânsızdır, çünkü bir çelişki içerir: üçgenin üç kenarı olması, iki artı iki dört olması. Olgu hakikatleri ise olumsaldır; karşıtları mümkündür: Sezar'ın Rubikon'u geçmesi, bu masanın kahverengi olması. Akıl hakikatleri çelişmezlik ilkesiyle, olgu hakikatleri ise hiçbir şeyin yeterli bir neden olmadan olmadığını söyleyen yeter neden ilkesiyle temellenir.

Akıl ve a priori bilgi dersinde bu ayrımın kısaca anıldığını görmüştün; bir sonraki derste göreceğin Hume, benzer bir ayrımı "fikirler arasındaki ilişkiler" ve "olgu meseleleri" adıyla yapacaktı. Ama iki düşünür, bu ayrımdan çok farklı sonuçlar çıkaracaktı. Leibniz için olgu hakikatleri de, sonsuz bir akıl için, sonuçta birer akıl hakikatidir; yalnızca biz sonlu varlıklar onların nedenlerini sonuna kadar izleyemeyiz. Hume için ise olgu meseleleri, yalnızca deneyimle bilinebilirdi ve akıl onlar hakkında hiçbir şey kanıtlayamazdı.

Leibniz'in Descartes eleştirisi

Leibniz, Descartes'ın açık ve seçiklik ölçütünü de eleştirdi. 1684'te yayımlanan kısa bir yazısında, bu ölçütün, açık ve seçik olanın ne olduğunu belirleyen işaretler verilmedikçe boş kaldığını savundu: insanlar, kendilerine açık ve seçik görünen şeylere kolayca inanabilir ve bu, bir ölçüt olmaktan çok bir eminlik hissidir. Leibniz, Descartes'ın iki kademeli ayrımını daha ince bir basamaklamaya dönüştürdü. Bir fikir karanlık ya da açık olabilir; açık bir fikir karmaşık ya da seçik olabilir; seçik bir fikir yetersiz ya da yeterli olabilir, yani kendisini oluşturan bütün öğeler de seçik biçimde kavranmış olabilir ya da olmayabilir.

Leibniz'in örneği renk uzmanlarıdır. Bir boyacı, iki rengi birbirinden açıkça ayırt edebilir; kırmızıyı turuncudan kesin biçimde ayırır. Ama kırmızıyı neyin kırmızı yaptığını, onu oluşturan özellikleri sayarak açıklayamaz; onun bilgisi açık ama karmaşıktır. Bir altın ayarcısı ise altını başka metallerden ayıran işaretleri, yani ağırlığını, belirli testlerde gösterdiği özellikleri tek tek sayabilir; onun altın fikri seçiktir. Leibniz'in bu ayrımı, bir fikrin "açık görünmesi" ile onun bileşenlerine ayrılabilecek kadar kavranmış olması arasındaki farka dikkat çeker. Ustalık bilgisi dersinde gördüğümüz, bir şeyi yapabilmek ile onu açıklayabilmek arasındaki fark, burada bir rasyonalist tarafından sistemli olarak dile getirilir.

Damarlı mermer

Leibniz, doğuştan fikirler tartışmasına da katıldı. Bir sonraki derste göreceğimiz John Locke, zihnin doğuşta boş bir kâğıt gibi olduğunu savunmuştu. Leibniz, 1704'te bitirdiği ama ölümünden çok sonra, 1765'te yayımlanan İnsan Anlığı Üzerine Yeni Denemeler'de, Locke'a cevap verdi. Leibniz'e göre zihin ne boş bir kâğıttır ne de bütün fikirleri hazır içeren bir depo. Zihin, bir heykeltıraşın yontacağı, içinde damarlar bulunan bir mermer bloğa benzer. Damarlar, heykeltıraşın ortaya çıkarabileceği biçimi önceden belirler; ama biçimin ortaya çıkması için yontma işi, yani deneyim gerekir. Doğuştan fikirler, hazır bilgiler değil, eğilimler ve yatkınlıklardır.

Leibniz, empiristlerin "akılda duyularda önceden bulunmayan hiçbir şey yoktur" ilkesine ünlü bir ek yaptı: aklın kendisi dışında. Duyular aklın malzemesini sağlayabilir; ama bu malzemeyi düzenleyen ilkeler, yani özdeşlik, çelişmezlik, neden, aklın kendisinden gelir. Bu fikir, Tarih Hattı'nın ilerleyen bir dersinde Kant'ın büyük sentezinin habercisi olacaktı.

Rasyonalizmin başarısı ve yanılgısı

Rasyonalizmin mirası karışıktır. Bir yandan, matematiğin ve mantığın kesinliğini açıklamak için güçlü bir çerçeve sundu; Leibniz'in akıl yürütmeyi bir hesaba dönüştürme hayali, modern mantığın ve bilgisayar biliminin uzak atalarından biri sayılır. Öte yandan, rasyonalistlerin açık ve seçik gördükleri bazı iddialar yanlış çıktı. Descartes, boşluğun var olamayacağını, uzayın maddeyle özdeş olduğunu açık ve seçik bir hakikat olarak gördü; gezegenlerin hareketlerini ise uzayı dolduran maddenin girdaplarıyla açıklayan bir fizik kurdu. Bu açıklama, Newton'un yerçekimi kuramının karşısında tutunamadı.

Bu, rasyonalizme yöneltilen en güçlü itirazı somutlaştırır: bir fikrin açık ve seçik görünmesi, ya da Leibniz'in deyişiyle bir eminlik hissi uyandırması, onun doğru olduğunu garanti etmez. Duygu epistemolojisi dersinde eminlik hissinin kendisinin bir duygu olduğunu, dil modelleri dersinde ise akıcı ve kendinden emin bir dilin bilginin göstergesi olmadığını görmüştük. Rasyonalizmin hakikat kuralı, bu uyarıların ilk büyük sınavıydı.

Açık-Seçiklik Ölçütü

Bu dersin aracı, Descartes'ın kuralını, Leibniz'in eleştirisiyle ve modern bir dış sınamayla birleştirerek, "apaçık" görünen bir iddiayı sınar. Önce iddiayı yazarsın. İkinci olarak açıklık adımını uygularsın: dikkatle baktığında, bu iddia zihnine gerçekten belirgin biçimde mevcut mu, yoksa yalnızca bulanık bir eminlik hissi mi var? Üçüncü olarak seçiklik adımını uygularsın: iddiayı benzer iddialardan ayırabiliyor musun; kullandığın kavramları, Leibniz'in altın ayarcısı gibi, bileşenlerine ayırarak tanımlayabiliyor musun? Dördüncü olarak kanıtlama zinciri adımına geçersin: bu iddiaya, Descartes'ın kurallarındaki gibi, basit ve kolay bilinen adımlardan başlayarak ulaşabiliyor musun; her adımı gösterebiliyor musun? Son olarak dış sınama adımını uygularsın: açık ve seçik görünen bu iddia, bir deneyle, bir hesapla ya da başka bir düşünürün itirazıyla çelişiyor mu? Descartes'ın girdapları gibi, bir iddianın açık görünmesi, onu dış sınamadan muaf kılmaz.

Araç Kanıt kapısında işler: aklın kendi ışığını ciddiye alır, ama o ışığın parlaklığını, gösterdiği şeyin doğruluğuyla karıştırmaz.

Örnekler

Basit örnek: üçgenin açıları

Bir öğrenci, bir üçgenin iç açılarının toplamının yüz seksen derece olduğunu "apaçık" bulduğunu söylüyor. Açık-Seçiklik Ölçütü'nü uygulayalım. İddia: her üçgenin iç açılarının toplamı yüz seksen derecedir. Açıklık: öğrenci iddiayı açıkça kavrıyor; zihninde bir üçgen çizip açıları toplayabiliyor. Seçiklik: "üçgen", "iç açı" ve "derece" kavramlarını tanımlayabiliyor. Kanıtlama zinciri: öğrenci, bir kenara paralel bir doğru çizip ters açılar yoluyla kanıtı adım adım gösterebiliyor; ama bu kanıtın Öklid'in paralellik aksiyomuna dayandığını fark etmemiş. Dış sınama: burada şaşırtıcı bir sonuç var. On dokuzuncu yüzyılda matematikçiler, paralellik aksiyomunun reddedildiği tutarlı geometriler kurdu; örneğin bir kürenin yüzeyinde çizilen üçgenlerin iç açılarının toplamı yüz seksen dereceden fazladır. Yirminci yüzyılda ise genel görelilik kuramı, fiziksel uzayın büyük ölçeklerde Öklidçi olmayabileceğini gösterdi. Sonuç: iddia, Öklid geometrisi içinde kanıtlanmış bir akıl hakikatidir; ama fiziksel uzay hakkında "apaçık" bir hakikat değildir. Açık ve seçik görünen bir şeyin, gizli bir varsayıma dayanabileceği burada açıkça görülür.

Orta örnek: üç kapı bulmacası

Bir yarışmacı, üç kapıdan birinin arkasında bir ödül, ötekilerin arkasında boş kutular olduğunu biliyor. Bir kapı seçiyor. Ödülün nerede olduğunu bilen sunucu, kalan iki kapıdan boş olan birini açıyor ve yarışmacıya seçimini değiştirmek isteyip istemediğini soruyor. Pek çok kişiye, geriye iki kapı kaldığı için şansın artık yarı yarıya olduğu ve değiştirmenin fark etmeyeceği apaçık görünür. 1990'da bir dergi köşesinde bu bulmacanın doğru cevabının, yani değiştirmenin kazanma olasılığını üçte ikiye çıkardığının yazılması üzerine, aralarında matematikçilerin de bulunduğu çok sayıda okur, yazarın yanıldığını söyleyen mektuplar gönderdi. Açık-Seçiklik Ölçütü'nü uygulayalım. İddia: iki kapı kaldığında şans yarı yarıyadır. Açıklık: iddia güçlü bir eminlik hissi uyandırıyor. Seçiklik: ama "şans" kavramı bileşenlerine ayrıldığında, sunucunun bilgisinin ve açtığı kapıyı rastgele seçmediğinin hesaba katılmadığı görülür. Kanıtlama zinciri: üç başlangıç seçiminin her birini ayrı ayrı izlediğimizde, değiştirmenin üç durumun ikisinde kazandırdığı görülür. Dış sınama: bu bulmaca, bilgisayarlarda binlerce kez canlandırıldığında, değiştirenlerin yaklaşık üçte iki oranında kazandığı görülür. Sonuç: Leibniz'in uyarısının tam bir örneği; açık görünen şey, bileşenlerine ayrılınca yanlış çıktı. Bayesçi epistemoloji atölyesinde gördüğümüz gibi, olasılık sezgilerimiz, bir eminlik hissiyle birlikte gelse de, sistemli olarak yanılabilir.

Gerçek hayat örneği: Descartes'ın girdapları

Descartes, Felsefenin İlkeleri'nde, maddenin özünün yer kaplamak olduğunu açık ve seçik bir hakikat olarak gördü. Buradan, madde olmayan bir uzayın, yani boşluğun var olamayacağı sonucu çıkıyordu; çünkü yer kaplayan her şey maddedir. Bu çerçevede, gezegenlerin Güneş'in çevresinde dönmesini, uzayı dolduran ince maddenin oluşturduğu büyük girdaplarla açıkladı: gezegenler, bir nehrin girdabındaki yapraklar gibi, bu akıntıyla taşınıyordu. Açık-Seçiklik Ölçütü'nü uygulayalım. İddia: boşluk yoktur, madde yer kaplamakla özdeştir. Açıklık ve seçiklik: Descartes için bu, bir geometri aksiyomu kadar açıktı. Kanıtlama zinciri: Descartes, bu ilkeden yola çıkarak ayrıntılı bir fizik kurdu. Dış sınama: aynı yüzyılda deneyciler boşluk üzerine deneyler yapıyordu; Evangelista Torricelli'nin 1640'larda cıvalı tüple yaptığı deneyler, tüpün üst kısmında bir tür boşluk oluşabileceğini gösteriyordu. 1687'de ise Newton'un yerçekimi kuramı, gezegen hareketlerini girdaplara başvurmadan, çok daha isabetli biçimde açıkladı. Sonuç: Descartes'ın açık ve seçik kavradığı bir ilke, dış sınamadan geçemedi. Bu vaka, rasyonalizmin en önemli dersini verir: aklın kendi ışığı, dünyanın deneyle sınanmasının yerine geçemez. Bir sonraki dersin empiristleri, bu dersi çok ciddiye alacaktı.

Vakaya dönüş

Zaman çizelgemize üç yeni durak ekleyelim. Dördüncü durak, 1637 ile 1644 arası: Descartes, bilgiyi açık ve seçik fikirlerin sarsılmaz temeli üzerine yeniden kurmayı dener. Beşinci durak, 1677: Spinoza'nın Etika'sı yayımlanır ve bilgiyi üç türe ayırarak doğrunun kendi ölçüsü olduğunu savunur. Altıncı durak, 1684'ten 1714'e: Leibniz, açık ve seçiklik ölçütünü inceltir, zorunlu hakikatle olumsal hakikat arasına çizgi çeker ve doğuştan fikirleri damarlı bir mermere benzetir.

Episteme/Doxa Ayırıcı'yı bir önceki derste kullanmıştık; şimdi çizelgenin bu bölümüne Açık-Seçiklik Ölçütü'nü uygulayalım. İddia: "en güvenilir bilgi, aklın deneyimden bağımsız olarak kavradığı bilgidir." Açıklık ve seçiklik: rasyonalistler için bu iddia, matematiğin kesinliğiyle destekleniyordu. Kanıtlama zinciri: Descartes'tan Leibniz'e, bu iddia giderek daha incelikli biçimlerde savunuldu. Dış sınama: Descartes'ın girdapları ve Öklid dışı geometriler, aklın kendi ışığının dünyayı her zaman doğru göstermediğini ortaya koydu. Çizelgenin bu bölümünden çıkan ders, Platon ile Aristoteles arasındaki eski tartışmanın yeni bir biçimde canlandığıdır: Platon'un aklı öne çıkaran resmi, rasyonalistlerde yeniden doğdu. Bir sonraki derste, Aristoteles'in algıyla başlayan resmi, empiristlerde yeniden doğacak. T1 projesindeki karşılaştırmalı deneme için rasyonalizm ile empirizm, belki de en doğal çarpışma adaylarından biridir.

Araç kartı: Açık-Seçiklik Ölçütü

AlanAçıklama
Ne işe yarar"Apaçık" görünen bir iddiayı, açıklık, seçiklik, kanıtlama zinciri ve dış sınama adımlarıyla sınayarak eminlik hissi ile gerçek kavrayışı birbirinden ayırır
5K kapısıKanıt
Adımlar1) İddiayı yaz. 2) Açıklık: iddia zihnine belirgin biçimde mevcut mu, yoksa bulanık bir his mi? 3) Seçiklik: benzer iddialardan ayırabiliyor, kavramlarını bileşenlerine ayırarak tanımlayabiliyor musun? 4) Kanıtlama zinciri: basit adımlardan başlayarak her adımı gösterebiliyor musun? 5) Dış sınama: iddia bir deneyle, hesapla ya da güçlü bir itirazla çelişiyor mu?
Ne zaman kullanılırBir şeyin "apaçık", "tartışmaya gerek yok" ya da "herkesin bildiği" olduğu söylendiğinde; güçlü bir sezgiye dayanarak karar vermeden önce; bir kanıtlamanın gizli varsayımlarını ararken
Sık hataEminlik hissini açık ve seçik algı sanmak; bir kavramı bileşenlerine ayırmadan anladığını düşünmek; bir kanıtın gizli bir aksiyoma dayandığını fark etmemek; aklın kendi ışığını dış sınamanın yerine koymak

Egzersiz

Ardından kendi hayatından "apaçık" bulduğun üç iddia seç: biri matematik ya da mantıkla ilgili, biri insan doğasıyla ilgili, biri de toplumla ilgili olsun. Her birine Açık-Seçiklik Ölçütü'nün beş adımını uygula. Günlüğüne, bu üç iddiadan hangisinin dış sınamada en çok zorlandığını ve apaçık görünmesinin nereden kaynaklandığını yaz: bir kanıttan mı, bir alışkanlıktan mı, yoksa bir eminlik hissinden mi?

Mini test

  1. Descartes'ın Yöntem Üzerine Konuşma'daki dört kuralı nelerdir ve hangi bilimin yöntemini örnek alır?
  2. Descartes'a göre bir algı ne zaman açık, ne zaman seçiktir ve ağrı örneği bu farkı nasıl gösterir?
  3. Spinoza'nın üç bilgi türü nelerdir ve orantı örneği bunları nasıl ayırır?
  4. Leibniz'in akıl hakikatleri ile olgu hakikatleri ayrımı nedir ve her biri hangi ilkeye dayanır?
  5. Bir arkadaşın, "insanlar temelde bencildir, bu apaçık" diyor. Açık-Seçiklik Ölçütü ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Açık ve seçik olarak doğru olduğu bilinmeyen hiçbir şeyi kabul etmemek; güçlükleri gerektiği kadar parçaya bölmek; düşünceleri basitten karmaşığa doğru sıralamak; hiçbir şeyi atlamamak için eksiksiz sayımlar yapmak. Geometrinin yöntemini, yani apaçık aksiyomlardan adım adım teoremlere ilerlemeyi örnek alır.
  2. Bir algı, dikkatli bir zihne mevcut ve erişilebilir olduğunda açıktır; başka bütün algılardan keskin biçimde ayrılmış ve yalnızca açık olanı içerdiğinde seçiktir. Şiddetli bir ağrı çok açık algılanır; ama insanlar onu ağrıyan bölgedeki bir şeye dair belirsiz bir yargıyla karıştırdığı için seçik değildir.
  3. İmgelem ya da sanı, akıl ve sezgisel bilgi. Orantı örneğinde tüccar kuralı nedenini bilmeden uygular (birinci tür); bir başkası kuralın neden işlediğini Öklid'in kanıtlamasından bilir (ikinci tür); bir, iki ve üç gibi basit sayılarda ise herkes dördüncü sayının altı olduğunu bir bakışta görür (üçüncü tür).
  4. Akıl hakikatleri zorunludur, karşıtları çelişki içerir ve çelişmezlik ilkesine dayanır. Olgu hakikatleri olumsaldır, karşıtları mümkündür ve yeter neden ilkesine dayanır.
  5. İddia: "insanlar temelde bencildir". Açıklık: iddia güçlü bir eminlik hissi uyandırıyor, ama belirgin bir kavrayış mı, yoksa bir izlenim mi? Seçiklik: "bencil" ve "temelde" kavramları bileşenlerine ayrılınca belirsizleşir; her eylemin bir tatmin getirmesi mi, yoksa başkalarının zararına kendi çıkarını gözetmek mi kastediliyor? Kanıtlama zinciri: iddiaya hangi adımlarla ulaşılıyor? Dış sınama: fedakârlık, işbirliği ve yardımlaşma üzerine yapılan gözlemler ve araştırmalar, iddianın en azından basit biçimiyle çelişir. İddianın apaçık görünmesi, tanımların belirsizliğinden ve seçilmiş örneklerden kaynaklanıyor olabilir.

Özet

  • On yedinci yüzyılda yeni bilim, duyuların yanıltıcı olabileceğini gösterdi; rasyonalistler, bilginin en sağlam kaynağını akılda aradı.
  • Descartes, geometrinin yöntemini bütün bilgiye genişletmek için dört kural koydu; açık ve seçik algıyı tanımladı, hatayı iradenin aklın sınırlarını aşmasına bağladı ve bazı fikirlerin doğuştan olduğunu savundu. Kartezyen döngü, projenin en tartışmalı noktasıdır.
  • Spinoza, Etika'yı geometrik düzende kurdu; bilgiyi imgelem, akıl ve sezgisel bilgi olarak ayırdı ve doğrunun kendisinin ve yanlışın ölçüsü olduğunu savundu.
  • Leibniz, akıl hakikatleri ile olgu hakikatlerini ayırdı; Descartes'ın ölçütünü bir eminlik hissine indirgenme tehlikesi yüzünden eleştirip inceltti; doğuştan fikirleri damarlı mermere benzetti.
  • Rasyonalizm matematiğin kesinliğini açıklamada güçlüydü; ama Descartes'ın girdapları gibi, açık ve seçik görünen bazı iddialar dış sınamadan geçemedi.
  • Açık-Seçiklik Ölçütü, apaçık görünen bir iddiayı açıklık, seçiklik, kanıtlama zinciri ve dış sınama adımlarıyla sınar.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Galileo'ya göre doğa kitabı hangi dille yazılmıştır?Matematik diliyle (Altın Tartıcı, 1623)
Descartes'a göre açık algı?Dikkatli bir zihne mevcut ve erişilebilir olan algı
Descartes'a göre hata nereden doğar?İradenin aklın sınırlarını aşmasından
Spinoza'nın üç bilgi türü?İmgelem ya da sanı, akıl, sezgisel bilgi
Spinoza'ya göre doğrunun ölçüsü?Doğru, kendisinin ve yanlışın ölçüsüdür
Leibniz'in iki hakikat türü?Akıl hakikatleri ve olgu hakikatleri
Leibniz'in doğuştan fikirler benzetmesi?Damarlı mermer blok
Leibniz'in empirizme eki?Akılda duyularda önceden bulunmayan hiçbir şey yoktur, aklın kendisi dışında

Sonraki derse köprü

Rasyonalistler bilginin en sağlam temelini akılda aradı; Descartes'ın girdapları ise aklın kendi ışığının dünyayı her zaman doğru göstermediğini hatırlattı. İngiliz düşünür John Locke, 1689'da yayımlanan İnsan Anlığı Üzerine Bir Deneme'de, rasyonalistlerin doğuştan fikirler öğretisine doğrudan saldırdı. Locke'a göre, eğer bazı ilkeler gerçekten doğuştan olsaydı, çocukların da onları bilmesi gerekirdi; oysa bilmezler. Zihin doğuşta boş bir kâğıt gibidir ve bütün fikirlerimiz deneyimden gelir. George Berkeley bu düşünceyi, algılanmayan maddenin var olup olmadığını soracak kadar ileri götürdü; David Hume ise onu, nedensellik ve tümevarım üzerine kurduğumuz her beklentiyi sarsacak kadar. Ders T1.3, bu üç empiristi inceleyecek ve Hume'un tümevarım dersinde tanıdığın ayrımını, Hume'un Çatalı adıyla bir araç olarak sana verecek.

Günlük sorusu: Kendine "apaçık" dediğin bir şeyi, en son ne zaman bir başkasına adım adım açıklamaya çalıştın? O sırada nerede takıldın?

Bugün nerede duruyor

Rasyonalizmin büyük soruları bugün farklı biçimlerde yaşamaya devam ediyor. Akıl ve a priori bilgi dersinde gördüğümüz gibi, bazı çağdaş epistemologlar, örneğin Laurence BonJour, matematik ve mantık gibi alanlarda deneyimden bağımsız bir akli kavrayışın varlığını yeniden savundu. Bilişsel bilimde ise doğuştan fikirler tartışması yeni bir biçimde canlandı: Amerikalı dilbilimci Noam Chomsky, 1960'lardan itibaren, çocukların maruz kaldıkları sınırlı dil verisinden karmaşık dil bilgisi kurallarını öğrenebilmesinin, zihnin doğuştan bir dil yetisine sahip olduğunu gösterdiğini savundu; gelişim psikologları, bebeklerin nesneler ve sayılar hakkında erken yaşta beliren bazı temel beklentilere sahip olduğunu gösteren deneyler yaptı. Bu tartışmalar, Leibniz'in damarlı mermer fikrine şaşırtıcı biçimde yakındır: hazır bilgiler değil, deneyimin üzerinde çalıştığı doğuştan yatkınlıklar. Leibniz'in akıl yürütmeyi bir hesaba dönüştürme hayali ise modern mantığın ve bilgisayarın tarihinde önemli bir yer tuttu. Rasyonalizmin en kalıcı uyarısı da canlılığını koruyor: bir fikrin açık görünmesi, onun doğru olduğunu göstermez; kesinlik hissi, sınanması gereken bir şeydir, sınamanın yerine geçen bir şey değil.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.