İçeriğe geç

Ders T1.1 · Modül T1: Batı Gelenekleri

Platon ve Aristoteles: episteme, doxa, deneyim

Araç: Episteme/Doxa Ayırıcı · 5K: Kavram · 3.575 kelime · yaklaşık 16 dakika okuma

Bu ders programın önceki sürümündendir (v1) ve yeni program tamamlanana kadar arşivde okunur kalır. Yeni programa geç

Geri dönüş

Tarih Hattı'na geçmeden önce Modül 10'un yapay zekâ araçlarını yokla. Beş soruya önce kendi cevabını ver, ardından alttaki paragrafla karşılaştır.

  1. Searle'ün Çin Odası, sözdizim ile anlambilim arasındaki ilişki hakkında ne iddia eder?
  2. Frankfurt'un anlamında bir makinenin "saçmalaması", yalan söylemesinden nasıl ayrılır?
  3. Bainbridge'e göre otomasyon, kritik anda insanı neden hazırlıksız yakalar?
  4. Algoritma kaçınması, otomasyon yanlılığının neden aynası sayılır?
  5. Bir yapay zekânın cevabına bakmadan önce kendi yargını kaydetmek neyi önler?

Cevaplar sırasıyla şöyle: odadaki kişi kural kitabını izleyerek kusursuz Çince cevaplar verir ama tek kelimenin ne demek olduğunu bilmez; Searle bundan, simgeleri biçimlerine göre işlemenin anlam üretmediği sonucunu çıkarır. Yalan söyleyen doğruyu bilir ve onu örter; saçmalayan için doğru ile yanlış arasındaki fark umursanmaz, yeter ki söz inandırıcı dursun. Makine gündelik akışı devraldıkça insanın elinde yalnızca seyrek ve çetin anlar kalır; pratiği azalan kişi de tam o anlarda tökezler. Birinde makineye gereğinden çok, ötekinde tek bir yanılgısından sonra hiç güvenilmez; iki durumda da güven, sistemin o alandaki toplam kaydına göre değil, akılda kalan olaylara göre ayarlanır. Son olarak kendi kararını önceden yazmak, makinenin cevabının düşünceyi kendi yönüne çekmesini engeller ve iki yargı arasındaki farkı incelenecek bir ipucuna dönüştürür. Bunlarda tökezlemediysen Tarih Hattı'na hazırsın.

Giriş

Bu kursun ilk modüllerinde, bilginin çağdaş tanımıyla, yani gerekçelendirilmiş doğru inanç tanımıyla ve Gettier'in ona yönelttiği itirazla uğraştık. Son modülde ise bu soruyu makinelere sorduk. Tarih Hattı, soruyu tersinden okumayı öneriyor: bugün "bilgi" dediğimiz şey, yirmi dört yüzyıl önce nasıl düşünülüyordu ve o düşünceler, farkında olmadan hâlâ bizim sorularımızı nasıl biçimlendiriyor?

Bu modülün süregelen vakası bir zaman çizelgesidir: "bilgi nedir?" sorusunun Atina'dan bugüne yolculuğu. Her ders bu çizelgeye yeni bir durak ekleyecek. İlk durak, sorunun Batı felsefesinde ilk kez sistemli biçimde sorulduğu yerdir: Platon ve Aristoteles. Bu iki düşünür, bugün hâlâ kullandığımız bir ayrımın temellerini attı: episteme, yani gerekçesiyle kavranmış, kalıcı bilgi ile doxa, yani isabet etse bile dayanağı kavranmamış, değişken sanı. Aristoteles bu ikisinin arasına üçüncü bir kavram yerleştirdi: deneyim. Bu derste bu üç kavramı, onların arkasındaki dünya resimlerini ve bugünkü epistemolojiye bıraktıkları mirası inceleyeceksin.

Bu dersin kazanımları:

  • Platon'un episteme ile doxa ayrımını, bölünmüş çizgiyi ve Aristoteles'in algıdan bilime uzanan basamaklarını açıklarsın. (anla)
  • Bir inancın episteme, deneyim ya da doxa niteliğinde olduğunu Episteme/Doxa Ayırıcı ile çözümlersin. (analiz et)
  • Antik episteme kavramının bugünkü bilgi ve anlama tartışmalarına ne kattığını ve nerede onlardan ayrıldığını değerlendirirsin. (değerlendir)

Ana anlatım

Parmenides'in iki yolu

Platon'dan önce, bilgi ile sanı ayrımının ilk izlerinden biri, İtalya'nın güneyindeki Elea kentinden Parmenides'in bir şiirinde görülür. Parmenides, milattan önce beşinci yüzyılın başlarında yazdığı ve yalnızca parçaları günümüze ulaşan şiirinde, bir tanrıçanın genç bir yolcuya iki yol gösterdiğini anlatır: hakikat yolu ve ölümlülerin sanıları. Hakikat yolu, aklın varılabildiği, değişmeyen ve kesin olanın yoludur; sanılar ise duyuların gösterdiği, değişen ve güvenilmez dünyaya aittir.

Parmenides'in bu ayrımı, kendi başına çok radikaldi: değişimin ve çokluğun gerçek olmadığını, duyuların bizi yanılttığını ileri sürüyordu. Ama arkasında bıraktığı soru kalıcı oldu: duyuların gösterdiği değişken dünya ile aklın kavradığı değişmez hakikat arasındaki ilişki nedir? Platon ve Aristoteles, bu soruya iki farklı cevap verecekti.

Platon: bilginin nesnesi, sanının nesnesi

Platon, Devlet diyaloğunun beşinci kitabında, bilgi ile sanıyı yalnızca kesinlik dereceleriyle değil, nesneleriyle ayırdı. Bilgi, her zaman aynı kalan, değişmeyen şeylere yönelir: Platon'un idealar ya da formlar dediği, güzelliğin kendisi, adaletin kendisi, eşitliğin kendisi. Sanı ise değişen, doğup ölen tekil şeylere yönelir: bu güzel çiçek, şu adil davranış, bu iki eşit tahta parçası. Bir çiçek bir gün güzel, ertesi gün solgundur; bir davranış bir durumda adil, başka bir durumda adaletsiz olabilir. Değişen bir şey hakkında ancak sanı olabilir; bilgi, değişmeyenin bilgisidir.

Bu, bugün bize tuhaf gelebilir: yarın yağmur yağacağını ya da arkadaşımın evde olduğunu bilebildiğimizi düşünürüz. Platon'un ölçütüyle ise bu tür şeyler, doğru olsalar bile, bilgi değil sanıdır. Bu fark, Platon'un "bilgi" ile kastettiği şeyin, bizim gündelik bilgi kavramımızdan çok daha talepkâr olduğunu gösterir.

Bölünmüş çizgi ve mağara

Devlet'in altıncı kitabında Platon, bilginin derecelerini bir çizgiyle anlattı. Bir çizgiyi iki eşit olmayan parçaya, sonra her parçayı yine aynı oranda ikiye böldüğümüzü düşünelim. En alttaki parça, gölgelere ve yansımalara dair zannı temsil eder: suda bir ağacın yansımasını ağaç sanmak gibi. İkinci parça, görünür nesnelere dair inancı temsil eder: ağacın kendisine bakıp onun var olduğuna inanmak. Bu iki alt parça birlikte sanı alanını oluşturur. Üçüncü parça, akıl yürütmeyi temsil eder: matematikçinin çizdiği bir üçgenden yola çıkarak üçgenin kendisi hakkında sonuç çıkarması. En üstteki parça ise akıl sezgisini, yani formların kendilerini doğrudan kavramayı temsil eder. Bu iki üst parça bilgi alanıdır.

Hemen ardından gelen yedinci kitapta Platon, aynı yükselişi ünlü mağara benzetmesiyle anlattı. Bir mağaranın dibinde zincirlenmiş insanlar, yalnızca duvara yansıyan gölgeleri görür ve onları gerçeğin kendisi sanır. Biri zincirlerinden kurtulup önce ateşi, sonra mağaranın dışındaki dünyayı ve en sonunda güneşi gördüğünde, önceki "bilgisinin" yalnızca gölgelerin bilgisi olduğunu anlar. Geri dönüp arkadaşlarına anlatmaya çalıştığında ise onlar ona inanmaz. Bu benzetme, epistemolojinin eğitimle ve dönüşümle ilişkisini vurgular: Platon için bilgiye ulaşmak, bilgi eklemek değil, bakışın yönünü değiştirmektir. Anlama ve bilgelik dersinde gördüğümüz bakış değişikliği fikri, burada kökenini bulur.

Menon ve Theaitetos: doğru sanı neden yetmez?

Platon, bilgi ile doğru sanı arasındaki farkı iki diyalogda daha ayrıntılı işledi. Menon problemi dersinde gördüğümüz gibi, Menon'da doğru sanıları, bağlanmadıkça kaçıp giden Daidalos heykellerine benzetti; onları bilgiye dönüştüren şey, nedenin hesaba katılmasıyla, yani bir tür gerekçeyle bağlanmalarıydı. Aynı diyalogda Sokrates, geometri bilmeyen bir köle çocuğa, yalnızca sorular sorarak, bir karenin alanını iki katına çıkarmanın yolunu buldurur. Platon bu sahneyi, bilginin öğretilmediğini, ruhun daha önce bildiği bir şeyi hatırlaması olduğunu savunmak için kullandı.

Theaitetos'ta ise bilginin ne olduğuna dair üç tanım sınandı: bilgi algıdır, bilgi doğru yargıdır, bilgi açıklamalı doğru yargıdır. Kavram analizi ve Gettier derslerinde gördüğümüz gibi, diyalog üç tanımın da yetersiz olduğunu gösterip bir sonuca varmadan biter. Diyaloğun ortasında Sokrates, zihni içinde kuşların uçuştuğu bir kuşhaneye benzetir: bir bilgiye sahip olmak, kuşun kuşhanede olmasıdır; onu kullanmak, doğru kuşu yakalamaktır. Yanlış yargı, yanlış kuşu yakalamaktır. Bu benzetme, bir bilgiye sahip olmak ile onu doğru anda kullanabilmek arasındaki farka dikkat çeker; bugünkü bellek ve erişim tartışmalarının erken bir biçimidir.

Aristoteles: bilgi algıyla başlar

Platon'un öğrencisi Aristoteles, hocasının formlarının ayrı bir dünyada değil, tekil şeylerin içinde bulunduğunu düşündü. Bu metafizik farkın epistemolojik bir sonucu vardı: Aristoteles'e göre bilgi, duyulardan kaçarak değil, duyulardan başlayarak elde edilir. Metafizik'in ünlü ilk cümlesi, bu yaklaşımı özetler: bütün insanlar doğaları gereği bilmek ister ve bunun bir işareti, duyulara, özellikle görmeye duyduğumuz sevgidir.

Aristoteles, Metafizik'in ilk kitabında ve İkinci Analitikler'in son bölümünde, algıdan bilime uzanan bir basamaklar dizisi tarif etti. Algı, tekil şeyleri kavrar. Pek çok algı bellekte tutulur. Aynı şeye dair pek çok bellek, deneyimi oluşturur. Deneyimden, tekil durumları aşan genel bir kavrayışa, yani zanaata ve bilime geçilir. Bu, Platon'un hatırlama öğretisine karşı, bilginin bir tür birikim ve genelleme süreciyle kurulduğu bir resimdir.

Deneyim: "olduğunu" bilmek ile "neden"i bilmek

Aristoteles'in bu dizideki en ilginç kavramı, deneyimdir. Metafizik'te bir hekim örneği verir. Deneyimli bir kişi, belirli bir ilacın Kallias'a ve Sokrates'e ve onlar gibi hastalanan pek çok kişiye iyi geldiğini bilir. Bir hekim ise, bu ilacın belirli bir yapıya sahip, belirli bir hastalıktan mustarip herkese neden iyi geldiğini bilir. Deneyimli kişi "olduğunu" bilir; zanaat ve bilim sahibi kişi "nedenini" bilir.

Aristoteles burada şaşırtıcı bir gözlem de ekler: eylem söz konusu olduğunda, deneyimli kişiler çoğu zaman kuramı bilen ama deneyimi olmayanlardan daha başarılıdır; çünkü eylem her zaman tekil durumlara yönelir ve hekim "insanı" değil, Kallias'ı iyileştirir. Yine de Aristoteles, nedeni bildiği ve öğretebildiği için, zanaat ve bilim sahibini daha bilge sayar. Ustalık bilgisi dersinde gördüğümüz, deneyimli uygulayıcı ile kuramcı arasındaki gerilim, burada ilk sistemli ifadesini bulur.

Bilimsel bilginin koşulları

Aristoteles, İkinci Analitikler'de, en yüksek anlamdaki bilgiyi, yani episteme'yi, sıkı koşullara bağladı. Bir şeyi bilimsel olarak bilmek, onun nedenini bilmek ve onun başka türlü olamayacağını bilmektir. Bu bilgi, bir kanıtlama yoluyla elde edilir: doğru, ilk, dolaysız ve sonuçtan daha iyi bilinen öncüllerden yola çıkan bir akıl yürütme. Agrippa'nın üçlemi dersinde gördüğümüz gibi, Aristoteles kanıtlamanın sonsuza gidemeyeceğini ve ilk ilkelerde durması gerektiğini fark etmişti. Bu ilk ilkeler kanıtlanamaz; onlar, İkinci Analitikler'in son bölümüne göre, deneyimden yola çıkan bir tümevarım süreciyle ve aklın doğrudan kavrayışıyla, yani nus ile bilinir.

Bu tanım, Aristoteles'in episteme kavramını bugünkü "bilgi" kavramından çok farklı kılar. İngiliz felsefe tarihçisi Myles Burnyeat, 1981'de yayımlanan bir makalesinde, Aristoteles'in episteme'sinin bugünkü "bilgi"den çok anlamaya yakın olduğunu savundu: episteme sahibi kişi, yalnızca bir şeyin doğru olduğunu değil, neden doğru olduğunu ve bu doğrunun başka doğrularla nasıl bağlantılı olduğunu kavrar. Anlama ve bilgelik dersinde gördüğümüz bağımlılıkları kavramak fikri, bu açıdan Aristoteles'in episteme'sinin çağdaş bir yankısıdır.

Beş zihinsel erdem

Aristoteles, Nikomakhos'a Etik'in altıncı kitabında, ruhun doğruyu kavramasını sağlayan beş yetkinliği ayırdı. Zanaat, bir şeyi üretmeyi bilmektir. Bilim, değişmez şeyleri kanıtlamayla bilmektir. Pratik bilgelik, iyi yaşamak için neyin yapılması gerektiğini görebilmektir. Akıl ya da sezgi, ilk ilkeleri kavramaktır. Bilgelik ise bilim ile aklın birleşimi, en yüce şeylere dair kavrayıştır.

Bu sınıflandırma, bilgi türleri dersinde kısaca gördüğümüz bir fikri derinleştirir: Aristoteles için "bilmek" tek bir şey değildir. Bir zanaatkârın, bir bilim insanının ve pratik bilgelik sahibi birinin bildikleri farklı türdendir ve farklı yollarla edinilir. Özellikle pratik bilgelik, bugün tıptan hukuka kadar pek çok alanda yeniden tartışılıyor: tıpta bilgi dersinde gördüğümüz Montgomery'nin, klinik yargıyı Aristoteles'in pratik bilgeliğine benzetmesi bunun bir örneğiydi.

İki resim, bir soru

Platon ile Aristoteles arasındaki fark, bazen bir Rönesans resmiyle anlatılır: Raffaello'nun Atina Okulu freskinde, Platon eliyle yukarıyı, Aristoteles ise yere doğru, dünyayı gösterir. Bu imge basitleştirir, ama bir gerçeği yansıtır. Platon için bilgi, duyuların değişken dünyasından yukarıya, değişmez formlara yükselmektir. Aristoteles için bilgi, duyuların dünyasından başlayıp onun içindeki kalıcı yapıları, yani türleri, nedenleri ve ilkeleri keşfetmektir.

Bu iki resim, epistemoloji tarihinin büyük bir kısmında yan yana yürüdü. Aklı bilginin asıl kaynağı sayanlar Platon'a, deneyimi temel alanlar Aristoteles'e yakın durdu. Bu modülün bir sonraki iki dersinde göreceğimiz rasyonalizm ile empirizm tartışması, bir anlamda bu iki resmin on yedinci yüzyıldaki yeniden karşılaşmasıdır. Aristoteles'in eserleri ise Batı'ya büyük ölçüde İslam dünyası üzerinden ulaştı: dokuzuncu yüzyıldan itibaren Arapçaya çevrildi, Fârâbî, İbn Sînâ ve İbn Rüşd tarafından şerh edildi ve on ikinci, on üçüncü yüzyıllarda Latinceye aktarıldı. Bu aktarımın ayrıntılarını Tarih Hattı'nın ikinci bölümünde ele alacağız.

Episteme/Doxa Ayırıcı

Bu dersin aracı, bir inancın antik kavramlarla hangi kategoriye girdiğini ve onu bir üst basamağa taşımak için neyin eksik olduğunu gösterir. Önce inancı açıkça yazarsın. İkinci olarak nesnesini sorarsın: bu inanç değişen, tekil bir duruma mı, yoksa genel ve kalıcı bir yapıya mı yöneliyor? Üçüncü olarak gerekçeyi sorarsın: bu inancın nedenini verebiliyor musun; neden böyle olduğunu ve başka türlü olamayacağını açıklayabiliyor musun? Dördüncü olarak kalıcılığı sınarsın: bu inanç, güçlü bir itiraz ya da ustaca bir ikna çabası karşısında yerinde kalır mı, yoksa Daidalos'un heykelleri gibi kaçıp gider mi? Son olarak kategoriyi belirlersin: bu inanç doxa mı, yani isabet etse de dayanağı kavranmamış bir sanı mı; deneyim mi, yani "olduğunu" bilen ama "nedeni"ni bilmeyen bir yetkinlik mi; yoksa episteme mi, yani nedeniyle kavranmış bir bilgi mi? Ve bir üst basamağa geçmek için ne eksik?

Kavram kapısına ait bu araç, "biliyorum" kelimesinin tek bir anlamı olmadığını, antik ayrımlar aracılığıyla görünür kılar ve bir inancın hangi anlamda bilgi olduğunu, hangi anlamda olmadığını sorar.

Örnekler

Basit örnek: yarın yağmur

Bir akşam balkondan gökyüzüne bakıp "yarın yağmur yağacak" diyorsun. Episteme/Doxa Ayırıcı'yı uygulayalım. İnanç: yarın yağmur yağacak. Nesne: değişen, tekil bir durum; yarının havası. Gerekçe: gökyüzündeki bulutların görünüşü ve belki bir hava durumu uygulamasının tahmini; ama yağmurun neden yağacağını, atmosferdeki süreçlerle açıklayamıyorsun. Kalıcılık: bir arkadaşın "ama rüzgâr dönüyor, bulutları dağıtacak" dese, inancın kolayca sarsılabilir. Kategori: Platon'un ölçütüyle bu, doğru çıksa bile bir doxa'dır; hem nesnesi değişkendir hem de gerekçesi bilinmemektedir. Bir üst basamağa geçmek için eksik olan, atmosferin işleyişini, yani yağmurun nedenlerini anlamaktır. Ama bu durumda bile, Platon'a göre, değişen bir şey hakkında tam anlamıyla episteme olamaz. Bir meteorolog, yağmurun nedenlerini bilir; bu, onun genel meteoroloji bilgisini episteme'ye yaklaştırır, ama yarının havasına dair tahmini hâlâ olasılığa dayanır. Bu basit örnek, antik episteme ölçütünün ne kadar talepkâr olduğunu ve gündelik "bilmek" kullanımımızın çoğunun, antik terimlerle, sanı olduğunu gösterir.

Orta örnek: deneyimli çiftçi ve tarım mühendisi

Bir köyde yıllardır domates yetiştiren deneyimli bir çiftçi, belirli bir tarlanın belirli bir köşesine domates ekilmemesi gerektiğini, çünkü orada fidelerin her zaman kuruduğunu söylüyor. Köye gelen genç bir tarım mühendisi, toprağı inceleyip o köşede toprağın tuzluluğunun yüksek olduğunu ve bu yüzden fidelerin su alamadığını açıklıyor. Episteme/Doxa Ayırıcı'yı iki kişiye ayrı ayrı uygulayalım. Çiftçinin inancı: "o köşeye domates ekilmez". Nesne: belirli bir tarlanın belirli bir köşesi; tekil ama tekrar eden bir durum. Gerekçe: yıllar içinde biriken gözlemler; ama nedenini bilmiyor. Kalıcılık: çok sağlam; yıllardır her seferinde doğrulanmış. Kategori: Aristoteles'in deneyimi: "olduğunu" biliyor, "nedeni"ni bilmiyor. Mühendisin inancı: "tuzlu toprakta fideler su alamaz, bu köşe tuzlu". Gerekçe: nedeni biliyor. Kategori: zanaat ve bilim yönünde bir bilgi. Ama Aristoteles'in gözlemi burada da geçerlidir: eylem söz konusu olduğunda, bu tarlada neyin işe yarayacağını çoğu zaman çiftçi daha iyi bilir; mühendis ise bilgisini başka tarlalara aktarabilir ve çiftçiye bu köşeyi nasıl iyileştirebileceğini öğretebilir. Birleştiklerinde, ayrı ayrı olduklarından daha güçlüdürler.

Gerçek hayat örneği: köle çocuk ve kare

Platon'un Menon diyaloğundaki ünlü sahneye dönelim. Sokrates, geometri bilmeyen bir köle çocuğa, kenarı iki birim olan bir karenin çizimini gösterir ve ondan, alanı bunun iki katı olan bir kare çizmesini ister. Çocuk önce kenarı iki katına çıkarmayı önerir; ama Sokrates'in sorularıyla, bunun alanı dört katına çıkardığını fark eder. Sonunda, yine yalnızca sorularla, alanı iki katına çıkarmanın yolunun, ilk karenin köşegeni üzerine yeni bir kare kurmak olduğunu bulur. Episteme/Doxa Ayırıcı'yı çocuğun sonuna vardığı inanca uygulayalım. İnanç: "alanı iki katına çıkarmak için köşegen üzerine kare kurulur". Nesne: genel ve değişmez bir geometrik gerçek. Gerekçe: çocuk, adım adım, neden böyle olduğunu kendi gördü. Kalıcılık: Sokrates'in de söylediği gibi, çocuğun şu anki inancı henüz bir düş gibidir; aynı sorular ona farklı biçimlerde birçok kez sorulursa, sonunda bu konuda herkes kadar kesin bilgiye sahip olacaktır. Kategori: şu anda sağlam bir doğru sanı, episteme'ye doğru yol almakta olan bir sanı. Eksik olan, bu kavrayışın tekrarla ve farklı açılardan sınanarak bağlanmasıdır. Bu sahne, Platon'un hatırlama öğretisini savunmak için yazılmıştır; ama bugün, bir öğretmenin bilgiyi aktarmak yerine sorularla öğrencinin kendisinin bulmasını sağlaması olarak, eğitimde hâlâ örnek alınan bir yöntemin ilk anlatımı olarak da okunur. Anlama ve bilgelik dersinde gördüğümüz, anlamanın tanıklıkla aktarılamayıp kişinin kendisinin kurması gerektiği fikri, burada yirmi dört yüzyıl önce sahneye konmuştur.

Vakaya dönüş

Bu modülün süregelen vakası, "bilgi nedir?" sorusunun yirmi dört yüzyıllık yolculuğunu tek bir zaman çizelgesinde izlemek. Bu ilk ders, çizelgenin ilk üç durağını koyuyor. Birinci durak, milattan önce beşinci yüzyılın başı: Parmenides, hakikat yolu ile sanılar arasındaki ayrımı çizer. İkinci durak, dördüncü yüzyılın ilk yarısı: Platon, bilgiyi değişmez formlara, sanıyı değişen dünyaya bağlar ve doğru sanının bilgiye dönüşmesi için gerekçeyle bağlanması gerektiğini söyler. Üçüncü durak, dördüncü yüzyılın ortası ve ikinci yarısı: Aristoteles, bilginin algıdan başladığını, deneyimle biriktiğini ve nedenin kavranmasıyla bilime dönüştüğünü savunur.

Episteme/Doxa Ayırıcı'yı çizelgenin kendisine, yani bu kursun başından beri kullandığımız bilgi tanımına uygulayalım. İnanç: "bilgi, gerekçelendirilmiş doğru inançtır". Gerekçe: bu tanım, Gettier dersinde gördüğümüz gibi, Platon'un Theaitetos'taki üçüncü tanımına, açıklamalı doğru yargıya geri götürülür. Ama bu dersin gösterdiği şey, bu geri götürmenin bir basitleştirme olduğudur. Platon'un ve Aristoteles'in "bilgi"si, bugünkü tanımdan hem daha talepkârdır hem de farklı bir şeye yönelir: nedenin kavranmasına, kalıcılığa, bağlantılı bir anlayışa. Burnyeat'in önerdiği gibi, antik episteme, bizim "anlama" dediğimiz şeye bizim "bilgi" dediğimiz şeyden daha yakındır. Bu, zaman çizelgesinin ilk önemli dersidir: kelimeler aynı kalırken kavramlar değişir. "Bilgi nedir?" sorusu yirmi dört yüzyıldır sorulur, ama her dönemde biraz farklı bir şey sorar. Modülün projesi olan iki geleneği çarpıştıran denemede, bu kayma, karşılaştırmanın ilk dikkat edilmesi gereken noktası olacak.

Araç kartı: Episteme/Doxa Ayırıcı

AlanAçıklama
Ne işe yararBir inancın antik kavramlarla doxa, deneyim ya da episteme niteliğinde olduğunu ve bir üst basamağa taşınması için neyin eksik olduğunu gösterir
5K kapısıKavram
Adımlar1) İnancı açıkça yaz. 2) Nesnesini sor: değişen tekil bir duruma mı, genel ve kalıcı bir yapıya mı yöneliyor? 3) Gerekçeyi sor: nedenini verebiliyor musun, neden başka türlü olamayacağını açıklayabiliyor musun? 4) Kalıcılığı sına: güçlü bir itiraz ya da ikna karşısında yerinde kalır mı? 5) Kategoriyi belirle: doxa mı, deneyim mi, episteme mi; üst basamağa geçmek için ne eksik?
Ne zaman kullanılır"Biliyorum" dediğin bir şeyin hangi anlamda bilgi olduğunu sorgularken; deneyimli bir uygulayıcı ile bir kuramcının bilgisini karşılaştırırken; bir konuyu gerçekten anlayıp anlamadığını sınarken
Sık hataAntik episteme kavramını bugünkü gündelik "bilmek" ile eşit saymak; deneyimi, nedenini bilmediği için değersiz saymak; ya da tersine, doğru çıkan her sanıyı bilgi saymak

Egzersiz

Sonra kendi hayatından üç inanç seç: biri gündelik bir olguya dair, biri mesleğindeki bir uygulamaya dair, biri de genel bir ilkeye dair olsun. Her birine Episteme/Doxa Ayırıcı'nın beş adımını uygula. Günlüğüne, bu üç inançtan hangisinin antik anlamda episteme'ye en yakın olduğunu ve hangisinin, doğru olsa bile, bir doxa olarak kaldığını yaz. Bu sınıflandırma seni şaşırttı mı?

Mini test

  1. Parmenides'in iki yolu nelerdir ve bu ayrım Platon'u nasıl etkiledi?
  2. Platon, Devlet'in beşinci kitabında bilgi ile sanıyı nasıl ayırır ve bu ayrım bugünkü gündelik bilgi kavramımızdan neden farklıdır?
  3. Bölünmüş çizginin dört bölümü nelerdir ve mağara benzetmesi bilgiye ulaşmayı nasıl tasvir eder?
  4. Aristoteles'in Metafizik'teki hekim örneği, deneyim ile zanaat arasındaki farkı nasıl gösterir ve eylem söz konusu olduğunda hangisi üstündür?
  5. Bir aşçı, bir yemeğin tuzunun tam kıvamında olduğunu tadına bakarak "biliyor", ama neden o kadar tuz gerektiğini açıklayamıyor. Episteme/Doxa Ayırıcı ile değerlendir.
Cevapları göster
  1. Değişmeyen ve aklın varabildiği hakikat yolu ile duyuların gösterdiği değişken dünyaya ait ölümlülerin sanıları. Platon, bu ayrımı devralarak bilgiyi değişmeyen formlara, sanıyı değişen tekil şeylere bağladı.
  2. Bilgi ile sanıyı yalnızca kesinlik dereceleriyle değil nesneleriyle ayırır: bilgi değişmeyen formlara, sanı değişen tekil şeylere yönelir. Bu ölçütle, yarın yağmur yağacağı gibi değişen şeylere dair doğru inançlar bile bilgi değil sanı sayılır; oysa gündelik dilde bunları "bildiğimizi" söyleriz.
  3. En alttan yukarıya: gölgelere ve yansımalara dair zan, görünür nesnelere dair inanç, matematikteki gibi akıl yürütme ve formların doğrudan akılla kavranışı. Mağara benzetmesi, bilgiye ulaşmayı gölgelerden gerçeğe doğru bir yükseliş ve bakışın yönünün değişmesi olarak tasvir eder.
  4. Deneyimli kişi, bir ilacın Kallias'a ve benzer hastalara iyi geldiğini, yani "olduğunu" bilir; zanaat sahibi hekim, neden iyi geldiğini bilir. Eylem söz konusu olduğunda, eylem her zaman tekil durumlara yöneldiği için deneyimli kişi çoğu zaman daha başarılıdır; ama nedenini bildiği ve öğretebildiği için zanaat sahibi daha bilge sayılır.
  5. İnanç: "bu yemeğin tuzu kıvamında". Nesne: tekil bir yemek, değişken bir durum. Gerekçe: tatma deneyimi; nedenini açıklayamıyor. Kalıcılık: yıllarca doğrulanmış bir beceriye dayanıyorsa sağlam. Kategori: Aristoteles'in deneyimi; "olduğunu" biliyor, "nedeni"ni bilmiyor. Bu, değersiz bir bilgi değildir; eylem söz konusu olduğunda çok güvenilir olabilir. Bir üst basamağa geçmek için eksik olan, tuzun lezzeti, dokuyu ve diğer malzemeleri nasıl etkilediğine dair bir kavrayış olurdu; bu kavrayış, aşçının bilgisini başka yemeklere aktarmasını ve öğretmesini kolaylaştırırdı.

Özet

  • Parmenides, değişmeyen hakikat yolunu duyuların gösterdiği sanılardan ayırdı; bu ayrım Platon ve Aristoteles'in sorusunu belirledi.
  • Platon, bilgiyi (episteme) değişmeyen formlara, sanıyı (doxa) değişen tekil şeylere bağladı; bölünmüş çizgi ve mağara, bilgiye yükselişi bakışın dönüşümü olarak anlattı.
  • Menon'da doğru sanıların gerekçeyle bağlanması gerektiği savunuldu; Theaitetos bilgiyi tanımlamaya çalışıp sonuçsuz kaldı ve kuşhane benzetmesiyle bilgiye sahip olmak ile onu kullanmayı ayırdı.
  • Aristoteles'e göre bilgi algıyla başlar, bellek ve deneyim yoluyla biriktir, nedenin kavranmasıyla zanaat ve bilime dönüşür; deneyim "olduğunu", bilim "nedenini" bilir.
  • Aristoteles'in episteme'si nedeni ve zorunluluğu bilmeyi gerektirir; Burnyeat'e göre bugünkü "anlama"ya yakındır. Nikomakhos'a Etik'teki beş zihinsel erdem, pratik bilgelik dahil, bilmenin tek bir şey olmadığını gösterir.
  • Episteme/Doxa Ayırıcı, bir inancın nesnesini, gerekçesini ve kalıcılığını sınayarak antik kategorilerdeki yerini ve eksiğini belirler.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Parmenides'in iki yolu?Hakikat yolu ve ölümlülerin sanıları
Platon'a göre bilginin nesnesi?Değişmeyen formlar (idealar)
Bölünmüş çizginin en üst bölümü?Formların akılla doğrudan kavranışı
Theaitetos'taki kuşhane benzetmesi neyi ayırır?Bir bilgiye sahip olmak ile onu doğru anda kullanmak
Aristoteles'te algıdan bilime basamaklar?Algı, bellek, deneyim, zanaat ve bilim
Deneyim ile zanaat farkı?Deneyim "olduğunu", zanaat "nedenini" bilir
Aristoteles'e göre bilimsel bilmek?Bir şeyin nedenini ve başka türlü olamayacağını bilmek
Burnyeat'e göre Aristoteles'in episteme'si neye yakındır?Bugünkü anlama kavramına (1981)

Sonraki derse köprü

Aristoteles, bilginin algıyla başladığını söyledi ve onun bu düşüncesi, yaklaşık iki bin yıl boyunca Avrupa'da ve İslam dünyasında felsefenin temel çerçevesi oldu. On yedinci yüzyılda ise bu çerçeve sarsıldı. Yeni bilim, duyuların gösterdiği dünyanın, örneğin Güneş'in Dünya etrafında döndüğü izleniminin, yanıltıcı olabileceğini gösterdi. Bazı düşünürler, bilginin sağlam temelini duyularda değil, akılda aramaya yöneldi. Metodik şüphe dersinde tanıdığın Descartes, açık ve seçik olarak kavranan şeylerin doğru olduğunu savundu; Spinoza, etiğini bir geometri kitabı gibi tanımlar ve önermelerle kurdu; Leibniz, akıl hakikatleri ile olgu hakikatlerini birbirinden ayırdı. Ders T1.2, bu üç düşünürün rasyonalizmini inceleyecek ve sana Açık-Seçiklik Ölçütü aracını verecek.

Günlük sorusu: Yıllardır "bildiğin" ama nedenini hiç sorgulamadığın bir şey var mı? Onu Aristoteles'in anlamında bir deneyim mi, yoksa Platon'un anlamında bir sanı mı sayarsın?

Bugün nerede duruyor

Platon ile Aristoteles'in bilgi anlayışları, yirminci yüzyılın ortasından itibaren analitik epistemolojide uzun süre arka planda kaldı: tartışma, Gettier'in 1963'teki makalesinin ardından, bilginin gerekli ve yeterli koşullarını bulmaya odaklandı ve antik düşünürler çoğu zaman yalnızca bu tartışmanın ön tarihi olarak anıldı. Ama son kırk yılda bu durum değişti. Erdem epistemolojisi dersinde gördüğümüz Sosa ve Zagzebski gibi düşünürler, bilgiyi bir entelektüel başarı ve karakter meselesi olarak görerek Aristoteles'in erdem anlayışına geri döndü. Anlama üzerine yapılan çalışmalar, Burnyeat'in önerisini izleyerek, antik episteme'nin bugünkü "anlama" tartışmalarına yakınlığını yeniden keşfetti. Pratik bilgelik kavramı, tıptan hukuka ve öğretmenliğe kadar pek çok meslekte, kurallarla tam olarak yakalanamayan yargı gücünü anlatmak için yeniden kullanılıyor. Platon'un mağarası ise, bilgi ile eğitimin, bakışın dönüşümüyle ilişkisini anlatan en güçlü imgelerden biri olarak, felsefeden pedagojiye kadar geniş bir alanda yaşamaya devam ediyor. Antik ayrımlar, bugün bir müze parçası değil, çağdaş epistemolojinin yeniden ele aldığı canlı bir kaynaktır.

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.