Giriş
Eskişehir'de bir lisede matematik öğretmeni olan Aysel Hanım, dokuzuncu sınıflara tahtada bir "ispat" yazıyor. a ile b'nin eşit olduğunu varsayarak başlıyor, iki tarafı a ile çarpıyor, b kare çıkarıyor, çarpanlarına ayırıyor, sonra iki tarafı (a eksi b) ile bölüyor; birkaç satır sonra tahtada "2 = 1" yazıyor. Sınıf sessizleşiyor. Aysel Hanım soruyor: "Her adımı kontrol ettiniz mi? Hangisi yanlış?" Öğrenciler satırlara bakıyor, kimse hatayı bulamıyor. Sonunda Tuna parmak kaldırıyor: "Hocam, hatanın nerede olduğunu bilmiyorum. Ama iki ile birin eşit olmadığını biliyorum. O hâlde adımlardan biri yanlış olmalı." Aysel Hanım gülümsüyor: "Doğru düşünüyorsun. Şimdi hatayı bulalım." Kişiler ve olaylar kurgudur.
Tuna'nın tepkisi, yirminci yüzyılın ilk yarısında İngiliz filozof G. E. Moore'un şüpheciliğe verdiği cevabın küçük bir modelidir. Moore, şüpheci argümanlarla karşılaştığında, onların öncüllerini tek tek çürütmeye çalışmadı. Bunun yerine, şüphecinin sonucunun yanlış olduğundan, şüphecinin herhangi bir öncülünün doğru olduğundan daha emin olduğunu söyledi; ve argümanın geçerli olduğu kabul edilirse, sonucun yanlışlığından öncüllerden birinin yanlış olduğu sonucunu çıkardı. Moore, 1939'da İngiliz Akademisi'nde verdiği "Proof of an External World" dersinde, bu tutumu dramatik bir jestle somutlaştırdı: ellerini kaldırdı ve "İşte bir el, işte bir başkası" diyerek dış dünyanın varlığını kanıtladığını öne sürdü.
Ders Ç5.7'de şüpheci bulmacanın üç önermesini görmüştük; Ders Ç5.8 ise bulmacadan kapanış ilkesini feda ederek çıkan yolu incelemişti. Bu ders öteki seçeneği inceliyor: bulmacanın üç önermesinden kapanışı ve sıradan bilgiyi tutup şüpheci öncülü bırakmak. Moore'a göre, ellerim olduğunu biliyorum; ellerimin olması kavanozdaki bir beyin olmadığımı gerektirir; öyleyse kavanozdaki bir beyin olmadığımı da biliyorum. Bu cevap, sağduyuya sadık ve mantıksal olarak geçerlidir; ama neredeyse hiç kimseyi tatmin etmez. Ders, bu cevabın sağduyuya sadakatini de, bıraktığı açıklama borcunu da tartıyor. Dersin aracı Moore Çevirmesi, bir şüpheci argümanı tersine çevirip hangi öncülün reddedilmesi gerektiğini ve bu reddin neden yerinde olduğunu sınamak için kullanılıyor.
Bu dersin kazanımları:
- Moore'un sağduyu doğrularını, kanıtın üç koşulunu, Moore çevirmesini, kanıtlamadan bilme ayrımını ve diyalektik etkisizlik kavramını açıklarsın. (anla)
- Bir şüpheci ya da paradoksal argümana Moore Çevirmesi'ni uygulayarak, sonucun değilinin öncüllerden daha kesin olup olmadığını sınar, hangi öncülün reddedilmesi gerektiğini belirler, ve o öncülün neden akla yatkın göründüğünü açıklarsın. (uygula)
- Moore'un cevabına yöneltilen soru dilenme, aktarım başarısızlığı, açıklama eksikliği ve psikolojik rapor itirazlarının, onun şüpheciliğe karşı değerini ne ölçüde azalttığını değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm önce Moore'un dayandığı sağduyu doğrularını, sonra onun kanıt anlayışını ve bu anlayışın şüpheciliğe nasıl uygulandığını, en son da Moore'un cevabına yöneltilen başlıca eleştirinin dayandığı ayrımı tanımlıyor.
Moore, 1925'te yayımlanan "A Defence of Common Sense" makalesinde, kesinlikle bildiğini düşündüğü bir doğrular listesi sıralar: şu an bir insan bedeni var, bu beden doğdu ve o zamandan beri yeryüzüne yakın ya da onunla temas hâlinde bulundu, yeryüzü onun doğumundan çok önce de vardı, ve benzerleri. Moore'a göre, bu önermeleri yalnızca kendisi değil, başka birçok insan da kendi hakkında bilir. Moore'un sağduyu savunusunun dikkat çekici yanı, bu doğruları çözümlemekten farklı olarak, asıl felsefi sorunun bu önermelerin doğru olup olmadığı değil, doğru çözümlemelerinin ne olduğu olduğunu öne sürmesidir; Moore, bu önermeleri nasıl bildiğimizi bilmediğimizi de aynı yerde kabul eder. Bir filozof, "dünya uzun zamandır var" önermesinin ne anlama geldiğini, yani doğru çözümlemesinin ne olduğunu tartışabilir; ama Moore'a göre, bu önermenin doğru olduğunu tartışmak, felsefenin işi değildir. Bu ayrım, Moore'un şüpheciliğe yaklaşımının temelidir: şüpheci, sağduyu doğrularının bilindiğini inkâr eder; Moore ise, onları bildiğini, şüphecinin herhangi bir argümanından daha emin olduğu bir başlangıç noktası olarak alır.
Moore, 1939 tarihli dersinde, ellerini kaldırarak verdiği kanıtın bu üç koşulu karşıladığını savunur. Birinci koşul: öncül, yani "İşte bir el, işte bir başkası", sonuçtan, yani "Şu an iki insan eli var", farklıdır; öncül daha belirlidir, ve sonuç öncül yanlışken de doğru olabilirdi. İkinci koşul: Moore, öncülü bildiğini, yalnızca inanmadığını söyler; ve bilmediğini önermenin, şu an ayakta durup konuştuğunu bilmediğini önermek kadar saçma olduğunu ekler. Üçüncü koşul: sonuç öncülden açıkça çıkar; burada bir el ve şurada bir başka el varsa, şu an iki el vardır. Moore, kanıtının bu üç koşulu karşıladığını ve belki de herhangi bir şeyin bundan daha kesin bir kanıtının verilemeyeceğini öne sürer. Ama aynı zamanda, kanıt için başka koşulların da gerekip gerekmediğini bilmediğini kabul eder; bu kabul, İtiraz 2'de belirleyici olacak.
Bu hamle, Ders Ç0.4'te gördüğümüz bir mantıksal gözleme dayanır: bir argüman geçerliyse ve sonucu yanlışsa, öncüllerden en az biri yanlıştır. Şüpheci, bilgisizlik argümanını şöyle kurar: kavanozdaki bir beyin olmadığımı bilmiyorum; bilmiyorsam, ellerim olduğunu da bilmiyorum; öyleyse ellerim olduğunu bilmiyorum. Moore, aynı argümanın ikinci öncülünü korur, ama başlangıç noktasını değiştirir: ellerim olduğunu biliyorum; kavanozdaki bir beyin olmadığımı bilmiyorsam, ellerim olduğunu bilmezdim; öyleyse kavanozdaki bir beyin olmadığımı biliyorum. İki argüman, aynı mantıksal ilkeyi, kapanışı, kullanır; farkları, hangi önermeyi daha kesin saydıklarındadır. Felsefede sık sık tekrarlanan bir deyişle, birinin olumlayan kipi, bir başkasının olumsuzlayan kipidir: aynı koşullu, bir yönde şüpheciliğe, öteki yönde sağduyuya götürür. Moore, bu seçimi açıkça yapar. "Four Forms of Scepticism" başlıklı yazısında, Russell'ın şüpheci argümanını tartışırken, elindeki şeyin bir kurşun kalem olduğunu bildiğinden, Russell'ın öncüllerinden herhangi birinin doğru olduğundan daha emin olduğunu söyler.
Moore, 1939 dersinin sonunda, kanıtından tatmin olmayanların ne istediğini sorar. Ona göre, bu kişiler, kanıtının öncüllerinin, yani burada bir el olduğunun, de kanıtlanmasını isterler. Moore bunu yapamayacağını kabul eder: burada bir el olduğunu kanıtlamak için, Descartes'ın gösterdiği gibi, şu an rüya görmediğini de kanıtlaması gerekir, ve bunu kanıtlayamaz. Ama Moore'a göre, şu an rüya görmediğine dair kesin nedenlere, uyanık olduğuna dair kesin kanıta sahiptir; yalnızca bu kanıtın tamamını sayamaz, ve bu yüzden onu bir kanıta, yani bir ispata, dönüştüremez. Moore'un sonucu açıktır: kanıtlayamadığım şeyleri bilebilirim; ve kesinlikle bildiğim ama kanıtlayamadığım şeyler arasında, iki kanıtımın öncülleri de vardır. Bu ayrım, Moore'un cevabının en derin katkısıdır: kanıtından tatmin olmayanlar, Moore'a göre Kant da dahil, bilginin kanıtlama gerektirdiğini varsayar; Moore ise bu varsayımı reddeder.
Bu kavram, Moore'un cevabına yöneltilen en yaygın eleştirinin özüdür. Moore'un kanıtının öncülü, yani burada bir el olduğu, şüpheci tarafından kabul edilmez; çünkü şüpheci, tam da dış dünyaya dair bu tür önermeleri bildiğimizi inkâr eder. Öyleyse Moore'un kanıtı, şüpheciyi ikna edemez; şüpheciye, onun zaten reddettiği bir öncülü sunar. Bu eleştiri, Moore'un kanıtının sağlam olup olmadığı sorusundan ayrıdır. Bir argüman, doğru öncüllere ve geçerli bir yapıya sahip olup, yine de belirli bir dinleyiciye karşı diyalektik olarak etkisiz olabilir. James Pryor, 2004 tarihli "What's Wrong with Moore's Argument?" makalesinde, Moore'un argümanının diyalektik başarısızlığı ile epistemik başarısızlığı arasındaki farkı ayrıntılı biçimde inceledi; bu ayrım, İtiraz 1'in cevabının temelidir.
Argüman
Bu bölüm, Moore'un şüpheci bulmacaya verdiği cevabı, Ders Ç5.7'deki bilgisizlik argümanının tersine çevrilmiş biçimi olarak kuruyor.
- Ellerim olduğunu biliyorum.
- Ellerim olduğunu biliyorsam ve ellerimin olmasının kavanozdaki bedensiz bir beyin olmadığımı gerektirdiğini biliyorsam, kavanozdaki bedensiz bir beyin olmadığımı da bilirim. (Kapanış ilkesi)
- Ellerimin olmasının, kavanozdaki bedensiz bir beyin olmadığımı gerektirdiğini biliyorum.
- Öyleyse kavanozdaki bedensiz bir beyin olmadığımı biliyorum.
- Öyleyse şüpheci öncül, yani kavanozdaki bir beyin olmadığımı bilmediğim, yanlıştır.
Sonuç: Şüpheci bulmacanın üç önermesinden, şüpheci öncül reddedilmelidir. Ellerim olduğuna dair bilgim, şüphecinin öncülünden daha kesindir; ve kapanış ilkesi, bu bilgiyi kavanozdaki bir beyin olmadığıma dair bilgiye taşır.
Birinci öncül, Moore'un başlangıç noktasıdır ve bir sağduyu doğrusudur. Moore, bu öncülü bir argümanla desteklemez; onun, şüphecinin herhangi bir öncülünden daha kesin olduğunu söyler. İkinci öncül, kapanış ilkesidir ve Ders Ç5.7'de gördüğümüz biçimiyle, şüpheci tarafından da kabul edilir. Üçüncü öncül, mantıksal bir olgudur. Dördüncü adım, ilk üçünden çıkar; beşinci adım da dördüncüden çıkar. Argümanın mantıksal yapısı, şüphecinin argümanıyla aynıdır; ikisi de geçerlidir. Fark, başlangıç noktasındadır: şüpheci, şüpheci öncülden başlar ve sıradan bilginin yanlışlığına varır; Moore, sıradan bilgiden başlar ve şüpheci öncülün yanlışlığına varır. Moore'un iddiası, kendi başlangıç noktasının şüphecininkinden daha kesin olduğudur. Bu iddia, Tuna'nın sınıftaki tepkisiyle aynı yapıdadır: Tuna, iki ile birin eşit olmadığından, tahtadaki herhangi bir adımın doğru olduğundan daha emindir; ve bu yüzden, hatanın nerede olduğunu bilmeden, adımlardan birinin yanlış olduğu sonucuna varır.
En tartışmalı öncül: Birinci öncül, ama ilginç bir biçimde. Birinci öncülün doğru olduğu, yani ellerim olduğunu bildiğim, şüpheci dışında hemen herkes tarafından kabul edilir. Tartışmalı olan, bu öncülün, şüpheci argüman karşısında kullanılmaya uygun olup olmadığıdır. Şüpheciye göre, ellerim olduğunu bilmem, tam da kavanozdaki bir beyin olmadığımı bilmeme bağlıdır; öyleyse birinci öncülü kabul etmek, sonucu, yani dördüncü adımı, zaten kabul etmiş olmayı gerektirir. Bu, İtiraz 1'in ve İtiraz 2'nin konusu. Öyleyse argümanın en tartışmalı yanı, öncüllerden birinin yanlışlığı değil, öncüllerin sıralamasıdır: birinci öncül, sonuçtan bağımsız olarak bilinebilir mi?
İtirazlar ve cevaplar
Aşağıdaki itirazlar, Moore'un cevabını dört yönden hedef alıyor: onun şüpheciyi ikna etme gücünü, öncülden sonuca gerekçe aktarıp aktarmadığını, şüpheci öncülün akla yatkınlığını açıklayıp açıklamadığını, ve kesinlik karşılaştırmasının kendisinin epistemik bir değeri olup olmadığını.
İtiraz 1: Moore soruyu diliyor
Moore'un kanıtı, şüphecinin reddettiği bir öncülle, yani burada bir el olduğuyla, başlar. Şüpheciye göre, bu öncülü bilmek, dış dünyanın var olduğunu, ya da kavanozdaki bir beyin olmadığını, zaten bilmeyi gerektirir. Öyleyse Moore'un kanıtı, kanıtlamak istediği şeyi varsayar; bu bir soru dilenmesidir. Bir kanıt, kanıtlamak istediği şeyi varsayıyorsa, hiçbir şey kanıtlamaz.
Cevap: Bu itiraz, Moore'un argümanının diyalektik olarak etkisiz olduğunu doğru biçimde gösterir: şüpheci, Moore'un öncülünü kabul etmeyeceği için, Moore'un kanıtı onu ikna edemez. Ama itiraz, bundan Moore'un argümanının epistemik olarak da başarısız olduğu sonucunu çıkarıyorsa, bir adım fazla atar. Pryor'un 2004 makalesindeki ayrıma göre, bir argümanın diyalektik başarısızlığı, yani belirli bir dinleyiciyi ikna edememesi, onun epistemik başarısızlığı, yani öncüllerini bilen birine sonucu bilmek için bir yol sağlamaması, demek değildir. Moore'un 1939 dersindeki savunması, şüpheciyi ikna etme gücüne değil, kanıtın koşullarına dayanır: kanıtının, kesin bir kanıt için saydığı üç koşulu karşıladığını söyler, ve kanıtından tatmin olmayanların, aslında başka bir şey, yani öncüllerinin de kanıtlanmasını, istediklerini belirtir. Moore'a göre, bu istek, bilginin kanıtlama gerektirdiği varsayımına dayanır; ve bu varsayım yanlıştır. Öyleyse Moore'un cevabı, şüpheciyi ikna etmek değil, şüphecinin varsayımını, yani bilginin kanıtlama gerektirdiğini, reddetmektir. Bu cevap, itirazı tümüyle çürütmez: Moore'un argümanı, sonucundan şüphe eden birine yardım etmez. Ama itirazın gücünü, diyalektik bir sınırlamaya indirger.
İtiraz 2: Moore'un argümanı gerekçe aktarmaz
Daha ince bir itiraza göre, Moore'un argümanının sorunu yalnızca diyalektik değildir. Ders Ç5.7'de gördüğümüz kapanış ile aktarım ayrımına göre, Moore'un argümanı, kapanışı korur, ama öncülden sonuca gerekçe aktarmaz. İngiliz filozof Crispin Wright, 2002'de yayımlanan "(Anti-)Sceptics Simple and Subtle: G. E. Moore and John McDowell" makalesinde, ellerim olduğuna dair algısal gerekçemin, zaten dış dünyanın var olduğu varsayımına dayandığını, ve bu yüzden bu gerekçenin dış dünyanın varlığı için bir gerekçe sağlayamayacağını savundu. Öyleyse Moore, dış dünyanın varlığını, ellerinden yaptığı çıkarım sayesinde bilemez; eğer biliyorsa, başka bir yoldan biliyordur.
Cevap: Bu itiraz, Moore'un kanıtına yöneltilen en ciddi itirazlardan biridir, ve Ders Ç5.11'de Wright'ın aktarım başarısızlığı kuramı incelenirken ayrıntılı ele alınacak. Burada iki gözlem yapılabilir. Birincisi, itiraz, Moore'un argümanının sonucunu reddetmez: Wright'a göre de, dış dünyanın var olduğunu kabul etmeye, kanıta dayanmayan bir yetkiyle, hakkımız vardır; yalnızca bunu Moore'un çıkarımı sayesinde bilmeyiz. Öyleyse itiraz, Moore'un sonucuna değil, onun bu sonuca ulaştığı yola yöneliktir. İkincisi, Moore'un kendisi, 1939 dersinde, kanıtının bilinen üç koşulu karşıladığını, ama başka koşulların da gerekip gerekmediğini bilmediğini kabul eder. Wright'ın itirazı, böyle bir dördüncü koşul olarak okunabilir: öncülün gerekçesi sonucu varsaymamalıdır. Moore'un argümanı bu koşulu karşılamıyorsa, Moore'un kendi ölçütüne göre bile, kesin bir kanıt değildir. Bu itiraz, Moore'un cevabının, kapanışı korumakla birlikte, aktarımı koruyamayabileceğini gösterir.
İtiraz 3: Moore şüpheci öncülün akla yatkınlığını açıklamaz
Ders Ç5.7'de DeRose'un koyduğu ölçüte göre, şüpheci bulmacaya iyi bir cevap, yalnızca hangi önermenin yanlış olduğunu seçmekle yetinmemeli, yanlış önermenin neden bu kadar akla yatkın göründüğünü de açıklamalıdır. Moore, şüpheci öncülün yanlış olduğunu söyler; ama onun neden bu kadar akla yatkın göründüğünü açıklamaz. Kavanozdaki bir beyin olmadığımı bildiğimi söylemek, kulağa tuhaf gelir; ve Moore, bu tuhaflığı açıklamadan geçiştirir.
Cevap: İtiraz, Moore'un kendi cevabına karşı haklıdır: Moore, şüpheci öncülün akla yatkınlığını açıklamaz, yalnızca onun yanlış olduğunu söyler. Ama Moore'un çizgisini sürdüren çağdaş filozoflar, yani yeni Moorecular, bu açıklamayı sağlamaya çalıştı. Küba doğumlu Amerikalı filozof Ernest Sosa, 1999'da yayımlanan "How to Defeat Opposition to Moore" makalesinde, şüpheci öncülün akla yatkınlığını, iki bilgi koşulunun, duyarlılık ile güvenliğin, karıştırılmasıyla açıkladı. Kavanozdaki bir beyin olmadığıma dair inancım duyarlı değildir: kavanozdaki bir beyin olsaydım, yine kavanozdaki bir beyin olmadığıma inanırdım. Ama bu inanç güvenlidir: bu inancı aynı yolla taşıdığım, gerçek dünyaya yakın durumlarda, kavanozdaki bir beyin değilimdir; yani inanç kolayca yanlış olamazdı. Sosa'ya göre, bilgi için gereken güvenliktir, duyarlılık değil; ve şüpheci öncülün akla yatkınlığı, bizim bu iki koşulu karıştırmamızdan gelir. Bu açıklama, Ders Ç1.13'te gördüğümüz güvenlik koşuluna dayanır. Öyleyse itiraz, Moore'un kendi cevabını eksik bulmakta haklıdır; ama bu eksiklik Moore'un çizgisinde giderilebilir: yeni Moorecu, Moore'un hamlesini, şüpheci öncülün neden akla yatkın göründüğüne dair bir hata kuramıyla tamamlar.
İtiraz 4: Kesinlik karşılaştırması psikolojik bir rapordur
Moore, ellerim olduğundan, şüphecinin herhangi bir öncülünden daha emin olduğunu söyler. Ama bu, bir psikolojik rapordur: Moore'un neyden ne kadar emin olduğunu söyler, neyin daha gerekçeli olduğunu değil. Bir kişinin bir önermeden ne kadar emin olduğu, o önermenin ne kadar gerekçeli olduğunun bir göstergesi değildir; insanlar, yanlış şeylerden de çok emin olabilir. Öyleyse Moore'un karşılaştırması, epistemik bir argüman değil, bir kişisel tercih bildirimidir.
Cevap: İtiraz, kesinliğin psikolojik ve epistemik anlamları arasındaki farkı doğru biçimde vurguluyor. Ama Moore'un karşılaştırmasını, yalnızca psikolojik bir rapor olarak okumak, onun yaptığı şeyi küçümser. Moore'un karşılaştırması, sağduyu doğrularının epistemik statüsüne dair bir iddiadır: bu doğrular, şüphecinin öncüllerinden daha iyi gerekçelendirilmiştir, çünkü şüphecinin öncülleri, örneğin bilginin kesinlik gerektirdiği ya da kanıtların şüpheci hipotezi dışlaması gerektiği gibi, soyut felsefi ilkelerdir; ve soyut felsefi ilkeler, tarihsel olarak, sağduyu doğrularından çok daha sık yanlış çıkmıştır. Denebilir ki soyut felsefi ilkelerin sicili, sağduyu doğrularınınkinden zayıftır. Amerikalı filozof William Lycan, 2001'de yayımlanan "Moore against the New Skeptics" makalesinde, Moorecu olguların önceliğini sistemli biçimde savundu: Lycan'a göre, Moorecu olgular, yani sağduyu doğruları, herhangi bir felsefi öncülden daha inanılırdır, ve bir felsefi argüman bir Moorecu olguyla çatışıyorsa, reddedilmesi gereken felsefi öncüldür. Bu cevap, Tuna'nın sınıftaki tepkisine de uygulanabilir: Tuna'nın iki ile birin eşit olmadığından emin olması, yalnızca bir psikolojik durum değil, aritmetik hakkında çok iyi gerekçelendirilmiş bir bilgidir; ve tahtadaki "ispatın" her adımı, bu bilgiden daha az gerekçelidir. Ama itiraz, bir noktada güçlü kalır: hangi önermelerin Moorecu olgu sayılacağı, kendisi bir felsefi tartışmadır; ve bu tartışma, Moore'un hamlesinin kapsamını sınırlar.
Örnekler
Örnek 1: Tahtadaki "2 = 1" (kurgu)
Aysel Hanım'ın sınıfındaki durum, Moore çevirmesinin hem gücünü hem de sınırını gösterir. Gücü, Tuna'nın tepkisindedir: Tuna, argümanın sonucunun yanlış olduğundan, adımların herhangi birinin doğru olduğundan daha emin olduğu için, hatayı bulmadan, adımlardan birinin yanlış olduğu sonucuna varır. Bu, mantıksal olarak kusursuz bir çıkarımdır: sonuç yanlışsa, ya öncüllerden biri yanlıştır ya da adımlardan biri geçersizdir. Buradaki tek öncül, a ile b'nin eşit olduğu varsayımı, sorunsuzdur; kusur geçersiz bir adımdadır. Ama örnek, Moore çevirmesinin sınırını da gösterir. Tuna'nın çıkarımı, hatanın nerede olduğunu söylemez; yalnızca bir hatanın var olduğunu söyler. Aysel Hanım'ın "Şimdi hatayı bulalım" demesi, DeRose'un ölçütünün sınıftaki karşılığıdır: iyi bir cevap, yalnızca bir öncülün yanlış olduğunu değil, hangisinin yanlış olduğunu ve neden doğru göründüğünü de açıklamalıdır. Sınıfta hata, iki tarafın (a eksi b) ile bölündüğü adımdadır: a ile b eşit olduğu için, (a eksi b) sıfırdır, ve sıfıra bölme tanımsızdır. Bu adım doğru görünür, çünkü cebirde her iki tarafı aynı sayıya bölmek genellikle izinlidir; ama bu izin, sayının sıfır olmamasına bağlıdır. Hata kuramı, Tuna'nın Moorecu tepkisini tamamlar: sonucun yanlış olduğunu bilmek yeterli değildir, hatanın neden göründüğünü de bilmek gerekir. Şüphecilik tartışmasında, Moore'un kendisi bu ikinci adımı atmaz; Sosa'nın güvenlik ile duyarlılık ayrımı, İtiraz 3'te gördüğümüz gibi, bu adımı atmaya çalışır.
Örnek 2: Bir sayfadaki üç baskı hatası
Moore, 1939 dersinde, kanıtının türünün gündelik yaşamda kesin bir kanıt olarak kabul edildiğini göstermek için bir örnek verir. Bir kitabın belirli bir sayfasında en az üç baskı hatası olup olmadığı tartışılmaktadır. A, en az üç hata olduğunu söyler; B, bundan şüphe eder. A, haklı olduğunu nasıl kanıtlayabilir? Moore'a göre, kitabı alıp sayfayı açarak ve sayfadaki üç ayrı yeri göstererek, "İşte bir hata, işte bir başkası, işte bir başkası" diyerek kanıtlayabilir. Bu, gündelik yaşamda kesin bir kanıt olarak kabul edilir. Moore, kendi kanıtının da bu türden olduğunu savunur: ellerini göstererek, iki el olduğunu kanıtlar, tıpkı A'nın hataları göstererek üç hata olduğunu kanıtlaması gibi. Örneğin gücü, Moore'un kanıtının gündelik kanıt pratiğimizle sürekliliğini göstermesindedir: Moore, yeni bir kanıt türü icat etmez, her gün kullandığımız bir kanıt türünü felsefi bir soruya uygular. Ama örnek, aynı zamanda, Moore'un kanıtının neden felsefi bir tatminsizlik doğurduğunu da gösterir. B, baskı hatası örneğinde, A'nın gösterdiği yerlerde gerçekten bir hata olup olmadığından şüphe edebilir; ama A'nın sayfayı gördüğünden, ya da sayfanın var olduğundan şüphe etmez. Şüpheci ise, tam da bu ikinci tür şüpheyi dile getirir: Moore'un ellerini gördüğünden, ya da ellerinin var olduğundan. Moore'un örneği, gündelik kanıtın, şüphecinin sorguladığı şeyi, yani algının güvenilirliğini, varsaydığını gösterir.
Örnek 3: Uyanık olduğumu kanıtlayamam ama bilirim
1939 dersinin son kısmında Moore, kanıtından tatmin olmayanlara karşı belki de en önemli ayrımını yapar. Moore, kanıtının öncülünü, yani burada bir el olduğunu, kanıtlayamayacağını kabul eder; çünkü bunu kanıtlamak için, Descartes'ın gösterdiği gibi, şu an rüya görmediğini kanıtlaması gerekir. Moore'a göre, şu an rüya görmediğine dair kesin nedenlere, uyanık olduğuna dair kesin kanıta sahiptir; ama bu, onu kanıtlayabilmekten çok farklı bir şeydir. Kanıtının tamamını sayamaz; ve bir kanıt vermek için, en azından bunu yapması gerekir. Bu örnek, Moore'un cevabının, şüphecinin sanıldığı kadar safça bir reddi olmadığını gösterir. Moore, rüya argümanını ciddiye alır; yalnızca ondan şüpheci sonucu çıkarmaz. Rüya görmediğini kanıtlayamaması, onun bunu bilmediği anlamına gelmez; çünkü bilgi, kanıtlama gerektirmez. Bu ayrım, Ders Ç5.5'te gördüğümüz rüya argümanına verilen cevaplar arasında özel bir yer tutar: Descartes, uyanıklığın kesin bir işaretini arıyordu; Moore ise, kesin bir işareti gösteremese de, uyanık olduğunu bildiğini söyler. Moore'un bu ayrımı, dışsalcı bilgi kuramlarına, yani Ders Ç4.3'te incelediğimiz, bilgiyi belirleyen etkenlerin bir kısmının kişinin yansıtma yoluyla erişebileceği şeylerin dışında kalabileceği görüşüne, yakın bir sezgiyi dile getirir. Ama Moore, bu sezgiyi bir kurama dönüştürmez; onu, sağduyunun bir parçası olarak bırakır.
Araç kartı: Moore Çevirmesi
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir şüpheci ya da paradoksal argümanı tersine çevirerek, sonucunun değilinin öncüllerden daha kesin olup olmadığını sınar; daha kesinse hangi öncülün reddedilmesi gerektiğini belirler, ve o öncülün neden akla yatkın göründüğünü açıklamaya zorlar. |
| Adımlar | 1) Argümanın öncüllerini ve sonucunu numaralı biçimde yaz. 2) Geçerliliği sına: öncüller doğruysa sonuç zorunlu olarak doğru mu? 3) Sonucun değilini yaz. 4) Kesinlik karşılaştırması: sonucun değili, öncüllerin her birinden daha kesin mi; bu kesinlik yalnızca psikolojik mi, yoksa iyi gerekçelendirilmiş mi? 5) Tersine çevir: sonucun değilinden ve öteki öncüllerden, reddedilecek öncülün değilini çıkar. 6) Hangi öncülün reddedilmesi gerektiğini seç ve gerekçelendir. 7) Hata kuramı: reddedilen öncül neden akla yatkın görünüyordu; hangi karışıklık ya da hangi gizli varsayım onu doğru gösteriyordu? |
| Ne zaman kullanılır | Kabul edilemez bir sonuca götüren ama hatası hemen görünmeyen bir argümanla karşılaşıldığında; bir şüpheci argümana cevap verirken; bir paradoksla karşılaşıldığında hangi öncülün gözden geçirilmesi gerektiğine karar verirken. |
| Sınırı | Araç, sonucun değilinin gerçekten öncüllerden daha kesin olup olmadığını kendisi belirlemez; dördüncü adım bir yargı gerektirir. Ayrıca araç, diyalektik etkisizliği gidermez: sonuçtan şüphe eden biri, aracın dördüncü adımındaki karşılaştırmayı kabul etmeyebilir. Yedinci adım atılmadan, araç yalnızca bir hatanın varlığını gösterir, onun yerini ve nedenini göstermez. |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
Özet
- Moore, şüphecinin öncüllerini çürütmek yerine, şüphecinin sonucunun yanlış olduğundan, onun herhangi bir öncülünün doğru olduğundan daha emin olduğunu söyler; ve argümanı tersine çevirir.
- Moore'un 1939 kanıtı, ellerini göstererek dış dünyanın varlığını kanıtlar; Moore'a göre bu kanıt, üç koşulu, yani öncülün sonuçtan farklılığını, öncülün bilinmesini ve sonucun öncülden çıkmasını karşılar.
- Moore'un en derin ayrımı, kanıtlamadan bilmektir: rüya görmediğini kanıtlayamasa da, uyanık olduğuna dair kesin kanıta sahiptir ve bunu bilir.
- Moore'un argümanı, şüpheciyi ikna edemediği için diyalektik olarak etkisizdir; ama Pryor'a göre bu, onun epistemik olarak da başarısız olduğu anlamına gelmez.
- Wright'a göre Moore'un argümanı, kapanışı korur ama gerekçe aktarmaz; ve Moore, şüpheci öncülün akla yatkınlığını açıklamaz, ki bu eksikliği yeni Moorecular, örneğin Sosa, güvenlik ile duyarlılık ayrımıyla gidermeye çalışır.
- Moore Çevirmesi, bir argümanı tersine çevirip hangi öncülün reddedilmesi gerektiğini belirler, ve o öncülün neden doğru göründüğüne dair bir hata kuramı ister.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Moore, 1939'da İngiliz Akademisi'nde verdiği "Proof of an External World" dersinde, Kant'ın dış şeylerin varlığına dair tatmin edici bir kanıtın bulunmamasını felsefe için bir skandal saydığını hatırlattıktan sonra, kendi kanıtını şöyle sunar:
Şimdi, örneğin, iki insan elinin var olduğunu kanıtlayabilirim. Nasıl mı? İki elimi kaldırarak, sağ elimle belirli bir hareket yaparken "İşte bir el" diyerek, ve sol elimle belirli bir hareket yaparken "ve işte bir başkası" diye ekleyerek. [...] Ama az önce iki insan elinin o anda var olduğunu kanıtladım mı? Kanıtladığımı, verdiğim kanıtın kusursuz biçimde titiz bir kanıt olduğunu, ve herhangi bir şeyin bundan daha iyi ya da daha titiz bir kanıtını vermenin belki de imkânsız olduğunu ısrarla söylemek istiyorum. Elbette, üç koşul karşılanmasaydı, bu bir kanıt olmazdı: (1) sonucun kanıtı olarak öne sürdüğüm öncül, onu kanıtlamak için öne sürdüğüm sonuçtan farklı olmasaydı; (2) öne sürdüğüm öncül, yalnızca inandığım ama hiç de kesin olmayan bir şey ya da aslında doğru olsa da öyle olduğunu bilmediğim bir şey değil de, öyle olduğunu bildiğim bir şey olmasaydı; ve (3) sonuç gerçekten öncülden çıkmasaydı. [...] Bunu bilmediğimi, yalnızca inandığımı, ve belki de öyle olmadığını öne sürmek ne kadar saçma olurdu! Şu an ayakta durup konuştuğumu bilmediğimi, belki de öyle olmadığımı, ve bunun pek de kesin olmadığını öne sürseniz de olurdu!
Pasajdaki birinci dikkat çekici nokta, Moore'un kanıtını sunuş biçimidir: bir jest ve bir söz. Moore, kanıtını bir sayfaya yazılmış önermeler olarak değil, bir eylem olarak sunar: ellerini kaldırır, belirli hareketler yapar, ve konuşur. Bu sunuş, Moore'un öncülünün belirliliğini vurgular: öncül, "İnsan elleri vardır" gibi genel bir önerme değil, belirli bir yerde, belirli bir anda, belirli bir hareketle gösterilen bir eldir. Moore, birinci koşulu tartışırken, öncülün sonuçtan çok daha belirli olduğunu ve sonucun, öncül yanlışken bile doğru olabileceğini vurgular. Bu belirlilik, Moore'un kanıtının gücünün bir parçasıdır: bir şüpheci, genel bir önermeden şüphe edebilir, ama Moore'un gösterdiği bu ellerden şüphe etmek, Moore'a göre, saçmadır.
İkinci nokta, Moore'un ikinci koşulu savunuşudur. Moore, öncülü bildiğini savunmak için bir argüman vermez; yalnızca, bilmediğini öne sürmenin saçmalığını, ayakta durup konuştuğunu bilmediğini öne sürmenin saçmalığına benzetir. Bu, Moore'un yönteminin özüdür: bazı önermeler, argümanla savunulmaz; onlar, argümanların sınandığı başlangıç noktalarıdır. Bir argüman, bu başlangıç noktalarından biriyle çatışıyorsa, argüman reddedilir, başlangıç noktası değil. Bu yöntem, İtiraz 4'te gördüğümüz Lycan'ın Moorecu olgular görüşünün kaynağıdır.
Üçüncü nokta, Moore'un kanıtın "kusursuz biçimde titiz" olduğu iddiasının iddialı tonudur. Moore, yalnızca bir kanıt verdiğini değil, herhangi bir şeyin bundan daha kesin bir kanıtını vermenin belki de imkânsız olduğunu söyler. Bu iddia, şüpheciyi kışkırtır: şüpheciye göre, Moore'un kanıtı, en zayıf kanıtlardan biridir, çünkü tam da tartışmalı olanı varsayar. Ama Moore'un iddiası, kanıtın gündelik kanıt pratiğimizdeki yerine dayanır: Örnek 2'deki baskı hatası örneğinde olduğu gibi, belirli bir şeyi göstererek onun var olduğunu kanıtlamak, gündelik yaşamda en kesin kanıt türüdür. Moore'un hamlesi, felsefi şüphecinin bu gündelik kanıt pratiğini neden reddetmesi gerektiğini sormaktır; ve dersin sonunda gördüğümüz gibi, cevabını da verir: şüpheci, bilginin kanıtlama gerektirdiğini varsayar, ve bu varsayım yanlıştır.
Teknik ayrıntı
Olumlayan kip ve olumsuzlayan kip. Moore çevirmesinin mantıksal yapısı, iki temel çıkarım kuralının, olumlayan kipin (modus ponens) ve olumsuzlayan kipin (modus tollens), aynı koşullu önermeye uygulanmasıdır. Koşullu önerme şudur: "Kavanozdaki bir beyin olmadığımı bilmiyorsam, ellerim olduğunu da bilmiyorum." Şüpheci, olumlayan kipi kullanır: koşullunun öncülü doğrudur, yani kavanozdaki bir beyin olmadığımı bilmiyorum; öyleyse ardılı da doğrudur, yani ellerim olduğunu bilmiyorum. Moore, olumsuzlayan kipi kullanır: koşullunun ardılı yanlıştır, yani ellerim olduğunu biliyorum; öyleyse öncülü de yanlıştır, yani kavanozdaki bir beyin olmadığımı biliyorum. İki çıkarım da geçerlidir; ve ikisi de aynı koşulluyu kabul eder. Hangisinin doğru olduğu, koşullunun öncülünün mü yoksa ardılının değilinin mi daha güçlü gerekçelendirildiğine bağlıdır. Bu yapı, Ders Ç0.4'te gördüğümüz bir genel gözlemin özel bir durumudur: geçerli bir argüman, bize öncüllerin ve sonucun değilinin birlikte doğru olamayacağını söyler, ama hangisinin yanlış olduğunu söylemez. Moore çevirmesi, bu seçimin açıkça yapılmasıdır.
Moore'un iki "kanıt" kavramı. Moore'un 1939 dersi, "kanıt" sözcüğünün iki farklı anlamı arasında gidip gelir; ve bu iki anlamı ayırmak, Moore'un cevabını anlamak için önemlidir. Birinci anlam, ispattır: bir sonucu, bilinen öncüllerden geçerli bir çıkarımla elde etmek. Moore'un üç koşulu, bu anlamdaki kanıtın koşullarıdır. İkinci anlam, kanıt maddesidir, yani bir inancı destekleyen şey: Moore, uyanık olduğuna dair "kesin kanıta" sahip olduğunu söylerken bu anlamı kullanır. Moore'un ayrımı şudur: uyanık olduğuma dair kesin kanıt maddesine sahibim, ama bu kanıt maddesini bir ispata dönüştüremem, çünkü onun tamamını sayamam. Bu ayrım, Moore'un "kanıtlamadan bilme" görüşünün temelidir: bilgi, kanıt maddesi gerektirir, ama ispat gerektirmez. Bu ayrım, sonradan dışsalcı bilgi kuramlarında daha sistemli biçimde geliştirilecek bir sezgiyi taşır: bir kişi, bir şeyi bilmek için yeterli kanıt maddesine sahip olabilir, ama o kanıt maddesini açıkça ifade edemeyebilir.
Moore paradoksu ile Moore çevirmesi arasındaki fark. Moore'un adı, epistemolojide bir başka ünlü kavramla da anılır: Moore paradoksu. Bu paradoks, "Yağmur yağıyor, ama yağmur yağdığına inanmıyorum" gibi cümlelerin tuhaflığıyla ilgilidir: cümle, tutarlıdır, yani doğru olabilir, ama bir kişinin onu içtenlikle öne sürmesi saçmadır. Moore paradoksu, inanç ile öne sürme arasındaki ilişkiye dair bir bulmacadır; ve Moore'un şüpheciliğe verdiği cevapla, yani Moore çevirmesiyle, doğrudan bir ilgisi yoktur. Ama iki kavram arasında ilginç bir bağ vardır. Ders Ç5.7'de gördüğümüz iğrenç birleşim, "Ellerim olduğunu biliyorum, ama kavanozdaki bir beyin olmadığımı bilmiyorum", Moore paradoksuna benzer bir tuhaflık taşır: cümle tutarlı olabilir, ama söylenmesi tuhaftır. Ders Ç5.8'de Dretske'nin bu tuhaflığı konuşma saçmalığı olarak açıklamaya çalıştığını görmüştük; Moore çevirmesi ise, iğrenç birleşimin yanlış olduğunu, kapanışı koruyarak, savunur.
Kesinlik karşılaştırmasının olasılık dili. Moore'un kesinlik karşılaştırması, dereceli inanç diliyle de ifade edilebilir. Geçerli bir argümanda, öncüllerin birlikte doğru olma olasılığı, sonucun doğru olma olasılığından büyük olamaz. Öyleyse sonucun değiline yüksek bir güven veriyorsak, bütün öncüllere birden yüksek güven veremeyiz: öncüllerin her birine duyduğumuz şüphelerin toplamı, en az sonucun değiline verdiğimiz güven kadar olmalıdır. Thomas Kelly, 2005 tarihli "Moorean Facts and Belief Revision, or Can the Skeptic Win?" makalesinde, Moorecu tepkiyi inanç güncellemesi açısından değerlendirdi: Moore'un hamlesi, hangi önermeye daha az güvendiğimize göre inançlarımızı düzeltmektir. Bu okuma, İtiraz 4'teki psikolojik rapor suçlamasına bir cevap verir, ama yeni bir soru açar: güvenlerimizin kendisi doğru mu ayarlanmıştır?
Güncel tartışma
Moore'un cevabı, yirminci yüzyılın büyük bölümünde felsefi bir merak konusu olarak görüldü: dahiyane ama naif, ya da derin ama yetersiz. Yirmi birinci yüzyılın başında ise, Moore'un cevabı, çağdaş epistemolojinin en canlı tartışmalarından birinin merkezine yerleşti. Bu canlanmanın üç kaynağı vardır.
Birinci kaynak, yeni Moorecu görüştür. Sosa'nın 1999 makalesi ve Lycan'ın 2001 makalesi, Moore'un hamlesini, şüpheci öncülün akla yatkınlığına dair bir hata kuramıyla ve sağduyu doğrularının epistemik önceliğine dair bir savunmayla tamamlamaya çalıştı. Bu görüşe göre, Moore haklıydı: kavanozdaki bir beyin olmadığımızı biliriz; ve şüpheci öncülün akla yatkınlığı, bir karışıklıktan, örneğin duyarlılık ile güvenliğin karıştırılmasından, gelir.
İkinci kaynak, Pryor'un dogmatizm adını verdiği görüştür. Pryor, 2000'de yayımlanan "The Skeptic and the Dogmatist" makalesinde ve 2004 makalesinde, algısal deneyimin, kişiye, kavanozdaki bir beyin olmadığına dair önceden bir gerekçeye ihtiyaç duymadan, dış dünyaya dair önermeler için doğrudan bir gerekçe sağladığını savundu. Bu görüşe göre, Moore'un argümanı epistemik olarak başarılıdır: elimi görmek, bana elim olduğuna dair bir gerekçe verir, ve bu gerekçe, kapanış yoluyla, kavanozdaki bir beyin olmadığıma dair bir gerekçeye dönüşür. Ama Amerikalı filozof Stewart Cohen, bu tür görüşlerin "kolay bilgi" sorununa yol açtığını savundu: bir kaynağın güvenilirliğini, yine o kaynağı kullanarak, çok kolay bir yoldan bildiğimiz sonucu. Pryor'un dogmatizmi ve Cohen'in itirazı, Ders Ç5.10'un konusudur.
Üçüncü kaynak, Wright'ın İtiraz 2'de değinilen aktarım başarısızlığı eleştirisidir. Wright, Moore'un argümanının gerekçe aktarmadığını, ama dış dünyanın varlığını, kanıta dayanmayan bir yetkiyle kabul edebileceğimizi savunur. Bu görüş, Moore'un sonucunu korur, ama Moore'un yolunu reddeder; ve Ders Ç5.11'de ayrıntılı incelenecek. Bu üç kaynağa ek olarak, Moore'un çağdaşı Ludwig Wittgenstein'ın, Moore'un sağduyu doğrularına yanıt olarak yazdığı ve ölümünden sonra Kesinlik Üstüne adıyla yayımlanan notları, Moore'un listesindeki önermelerin, bilinen önermeler değil, bilginin ve şüphenin mümkün olması için kabul edilmesi gereken menteşeler olduğunu öne sürer. Bu görüş, Ders Ç5.12'nin konusudur. Moore'un ellerini kaldırdığı jest, böylece, dört farklı çağdaş epistemolojik programın ortak başlangıç noktası olmuştur.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir televizyon programında, bir konuşmacı izleyicilere şu argümanı sunuyor: "Zaman, sonsuz sayıda ana bölünebilir. Bir yerden bir yere gitmek için, önce yolun yarısını, sonra kalanın yarısını, sonra onun yarısını geçmek gerekir, ve bu sonsuza kadar sürer. Sonsuz sayıda adımı sonlu bir zamanda tamamlamak imkânsızdır. Öyleyse hareket bir yanılsamadır." İzleyicilerden öğretmen Burcu, Moore Çevirmesi'ni zihninde uyguluyor. Burcu ve program kurgudur; argüman, Elealı Zenon'un ikiye bölme paradoksunun bir biçimidir.
Adım 1, argüman. (1) Bir yerden bir yere gitmek, sonsuz sayıda alt yolu sırayla geçmeyi gerektirir. (2) Sonsuz sayıda alt yolu sonlu bir zamanda geçmek imkânsızdır. (3) Öyleyse hiçbir yerden hiçbir yere gidilemez; hareket bir yanılsamadır.
Adım 2, geçerlilik. Öncüller doğruysa, sonuç çıkar gibi görünüyor; argüman geçerli.
Adım 3, sonucun değili. "Hareket gerçektir: bu sabah evden okula yürüdüm."
Adım 4, kesinlik karşılaştırması. Burcu, bu sabah evden okula yürüdüğünden, ikinci öncülün, yani sonsuz sayıda adımı sonlu zamanda tamamlamanın imkânsız olduğunun, doğru olduğundan çok daha emin. Bu kesinlik yalnızca psikolojik değil: hareketin gerçekliği, sayısız gözlemle ve bütün fizikle desteklenir; ikinci öncül ise, sonsuzluk hakkında soyut bir sezgidir.
Adım 5, tersine çevirme. Hareket gerçektir, ve birinci öncül doğrudur; öyleyse ikinci öncül yanlıştır: sonsuz sayıda alt yol, sonlu bir zamanda geçilebilir.
Adım 6, reddedilecek öncül. İkinci öncül. Birinci öncül, mekânın sürekli olduğu varsayımıyla, makul görünüyor.
Adım 7, hata kuramı. İkinci öncül neden akla yatkın görünüyor? Çünkü sonsuz sayıda şeyin toplamının sonsuz olması gerektiği sezgisine dayanıyor. Ama matematikte, sonsuz sayıda terimin toplamı sonlu olabilir: yarım, çeyrek, sekizde bir, ve böyle süren dizinin toplamı birdir. Her alt yolu geçmek için gereken zaman da aynı oranda küçüldüğü için, toplam zaman sonludur. Standart matematiksel cevaba göre, hata, sonsuz sayıda adımın sonsuz zaman gerektirdiği varsayımındadır; bu cevabın paradoksu tümüyle çözüp çözmediği ise ayrıca tartışılır.
Değerlendirme. Örnek, aracın iki aşamasını gösteriyor. Dördüncü ve beşinci adımlar, Moore'un hamlesinin kendisidir: hareketin gerçekliği, paradoksun öncüllerinden daha kesindir, öyleyse bir öncül yanlış olmalıdır. Bu aşama, Burcu'ya, paradoksu çözmeden önce bile, sonucunu reddetmek için bir gerekçe verir. Yedinci adım ise, Moore'un kendisinin atmadığı adımdır: hatanın nerede olduğunu ve neden doğru göründüğünü açıklamak. Örnek, Moore çevirmesinin, bir paradoksla karşılaşıldığında ilk savunma hattı olarak değerli olduğunu, ama tam bir cevap için bir hata kuramıyla tamamlanması gerektiğini gösteriyor. Şüphecilik tartışmasında, bu hata kuramını sağlamak, Moore'un ardılarının işidir.
Pratik: Alıştırmalar
- Moore'un kanıtın üç koşulunu açıkla. Moore'un ellerini göstererek verdiği kanıt, bu üç koşulu nasıl karşılar? Wright'ın itirazı, hangi dördüncü koşulu öne sürer?
- Diyalektik etkisizlik ile epistemik başarısızlık arasındaki farkı, şüphecilikten bağımsız bir örnekle açıkla. Moore'un argümanı, bu iki başarısızlıktan hangisine maruzdur?
- Moore'un "kanıtlamadan bilme" ayrımını açıkla. Bu ayrım, Ders Ç5.5'teki rüya argümanına nasıl bir cevap verir?
Cevapları göster
- Moore'a göre, bir argümanın kanıt olabilmesi için, öncülün sonuçtan farklı olması, öncülün bilinmesi, ve sonucun öncülden gerçekten çıkması gerekir. Moore'un kanıtında öncül, "İşte bir el, işte bir başkası", sonuçtan, "Şu an iki insan eli var", daha belirlidir ve ondan farklıdır; Moore, öncülü bildiğini, bilmediğini önermenin ayakta durup konuştuğunu bilmediğini önermek kadar saçma olduğunu söyler; ve sonuç öncülden açıkça çıkar. Wright'ın itirazı, dördüncü bir koşul öne sürer: öncülün gerekçesi, sonucu zaten varsaymamalıdır. Wright'a göre, ellerim olduğuna dair algısal gerekçem, dış dünyanın var olduğunu varsayar; öyleyse Moore'un kanıtı bu dördüncü koşulu karşılamaz.
- Örneğin, bir kişi, bir arkadaşına, bir restoranın iyi olduğunu, restoranın kendi web sitesindeki yorumlara dayanarak kanıtlamaya çalışır. Yorumlar gerçekten de doğru ve restoran gerçekten iyiyse, argüman epistemik olarak başarılıdır: yorumları bilen biri, restoranın iyi olduğunu bilebilir. Ama arkadaşı, restoranın web sitesindeki yorumların seçilmiş ya da sahte olabileceğinden şüphe ediyorsa, argüman onu ikna edemez; bu diyalektik etkisizliktir. Moore'un argümanı, en azından diyalektik etkisizliğe maruzdur: şüpheci, Moore'un öncülünü kabul etmez. Pryor'a göre, bu, onun epistemik olarak başarısız olduğu anlamına gelmez; ama Wright'a göre, argüman epistemik olarak da başarısızdır, çünkü gerekçe aktarmaz.
- Moore'a göre, bir şeyi bilmek, onu kanıtlayabilmeyi gerektirmez. Moore, rüya görmediğini kanıtlayamayacağını kabul eder, çünkü uyanık olduğuna dair kanıtının tamamını sayamaz; ama bu kanıta sahip olduğunu, ve bu yüzden uyanık olduğunu bildiğini söyler. Bu ayrım, Ders Ç5.5'teki rüya argümanına şöyle bir cevap verir: rüya argümanı, uyanıklığı rüyadan ayıran kesin bir işaret olmadığını gösterir; ama Moore'a göre, uyanık olduğumu bilmek için, böyle bir işareti gösterebilmem gerekmez; yalnızca uyanık olduğuma dair kesin kanıta sahip olmam gerekir. Descartes, kesin bir işaret arıyordu; Moore ise, işaret olmadan da bilinebileceğini söyler.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: biri, bir sosyal medya paylaşımında, Ay'a hiç insan gitmediğini, çünkü fotoğraflarda yıldız görünmediğini, ve uzayda yıldızların her yerde görünmesi gerektiğini savunuyor. Zayıf çalışma: "Bu saçma, Ay'a gidildiği herkesçe bilinir." Güçlü çalışma: "Argüman: (1) Ay yüzeyinde çekilen fotoğraflarda yıldızlar görünmüyor. (2) Ay'da çekilen gerçek fotoğraflarda yıldızlar görünmelidir. (3) Öyleyse fotoğraflar Ay'da çekilmemiş. Geçerlilik: geçerli. Sonucun değili: fotoğraflar Ay'da çekildi. Kesinlik: Ay inişleri, binlerce kişinin katıldığı programlarla, bağımsız gözlemcilerin izlediği iletişimlerle, ve geri getirilen örneklerle destekleniyor; bu, ikinci öncülden çok daha iyi gerekçelendirilmiş. Tersine çevirme: fotoğraflar Ay'da çekildi ve yıldız görünmüyor; öyleyse ikinci öncül yanlış. Hata kuramı: ikinci öncül, gece gökyüzünde yıldızları gördüğümüz deneyime dayanıyor; ama Ay yüzeyi güneş ışığıyla aydınlıkken, fotoğraf makinesi parlak yüzeye göre ayarlanır, ve sönük yıldız ışığı fotoğrafa kaydedilmez."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Geçerlilik | Argümanın geçerli olup olmadığı, tersine çevirmeden önce sınanmış |
| Gerekçeli kesinlik | Sonucun değilinin, yalnızca hissedilen bir kesinlikle değil, dayanak gerekçelerle öncüllerden daha kesin olduğu gösterilmiş |
| Reddedilen öncül | Hangi öncülün reddedileceği seçilmiş ve öteki öncüllerin neden korunduğu yazılmış |
| Hata kuramı | Reddedilen öncülün neden doğru göründüğü açıklanmış |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç0.4) Ders Ç0.4'te, bir argümanın sonucunun saçmalığından öncüllerinden birinin yanlışlığına geçme hamlesi nasıl açıklanmıştı? Bu hamle, Moore çevirmesiyle nasıl ilişkilidir?
- (Ders Ç5.7) Ders Ç5.7'de DeRose'un şüpheci bulmacaya iyi bir cevap için koyduğu ölçüt neydi? Moore'un cevabı bu ölçütü karşılıyor mu?
- (Ders Ç1.13) Ders Ç1.13'te güvenlik koşulu neydi? Sosa, bu koşulu Moore'un cevabını savunmak için nasıl kullanıyor?
Cevapları göster
- Ders Ç0.4'te, bir argüman geçerliyse ve sonucu yanlışsa, öncüllerden en az birinin yanlış olduğu, ve bu yüzden sonucun yanlış olduğundan herhangi bir öncülden daha emin olan birinin, en az bir öncülü reddetmesinin akılcı olduğu açıklanmıştı; ama bu hamlenin, kusurun nerede olduğunu söylemediği de vurgulanmıştı. Moore çevirmesi, bu hamlenin şüpheci argümana uygulanmasıdır: Moore, ellerim olduğunu bildiğimden, şüphecinin herhangi bir öncülünden daha emin olduğu için, şüpheci öncülü reddeder. Ders Ç0.4'ün uyarısı, Moore çevirmesinin sınırını da gösterir: hamle, bir öncülün yanlış olduğunu söyler, ama onun neden doğru göründüğünü açıklamaz.
- Ders Ç5.7'de DeRose, şüpheci bulmacaya iyi bir cevabın, yalnızca üç önermeden birini reddetmekle kalmayıp, reddedilen önermenin neden bu kadar akla yatkın göründüğünü de açıklaması gerektiğini söylemişti. Moore'un kendi cevabı, bu ölçütü karşılamaz: Moore, şüpheci öncülün yanlış olduğunu söyler, ama onun neden akla yatkın göründüğünü açıklamaz. Yeni Moorecular, örneğin Sosa, bu eksikliği bir hata kuramıyla gidermeye çalışır.
- Ders Ç1.13'te güvenlik koşulu, bir inancın, kişinin aynı yolla o önermeye inandığı yakın durumlarda yanlış olmaması koşulu olarak tanımlanmıştı. Sosa, 1999 makalesinde, kavanozdaki bir beyin olmadığıma dair inancımın duyarlı olmadığını, ama güvenli olduğunu savunur: gerçek dünyaya yakın durumlarda, kavanozdaki bir beyin değilimdir. Sosa'ya göre, bilgi için gereken güvenliktir; öyleyse kavanozdaki bir beyin olmadığımı biliriz, ve Moore haklıdır. Şüpheci öncülün akla yatkınlığı ise, duyarlılık ile güvenliği karıştırmamızdan gelir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Moore'un 1939 kanıtı nedir? | Ellerini kaldırıp "İşte bir el, işte bir başkası" diyerek, iki insan elinin, dolayısıyla dış şeylerin, var olduğunu kanıtlaması. |
| Kanıtın üç koşulu nedir? | Öncül sonuçtan farklı olmalı, öncül bilinmeli, sonuç öncülden gerçekten çıkmalı (Moore 1939). |
| Moore çevirmesi nedir? | Geçerli bir şüpheci argümanı, sonucun değili öncüllerden daha kesin olduğu için tersine çevirip bir öncülü reddetmek. |
| Kanıtlamadan bilme nedir? | Bir şeyi bilmek onu kanıtlayabilmeyi gerektirmez; Moore uyanık olduğunu kanıtlayamaz ama bilir. |
| Diyalektik etkisizlik nedir? | Sağlam bir argümanın, öncülünü kabul etmeyen birini ikna edememesi; epistemik başarısızlıktan farklıdır (Pryor 2004). |
| Wright'ın Moore eleştirisi nedir? | Moore'un argümanı kapanışı korur ama gerekçe aktarmaz; ellerimin algısı dış dünyanın varlığını zaten varsayar (2002). |
| Sosa'nın yeni Moorecu hata kuramı nedir? | "Kavanozdaki beyin değilim" inancı duyarlı değil ama güvenlidir; şüpheci öncülün çekiciliği ikisini karıştırmaktan gelir (1999). |
| Moorecu olgular nedir? | Herhangi bir felsefi öncülden daha güvenilir sağduyu doğruları; bir felsefi argümanla çatışırsa felsefi öncül reddedilir (Lycan 2001). |
Okuma listesi
- G. E. Moore, "Proof of an External World" (1939). Ellerle verilen kanıt ve kanıtlamadan bilme.
- G. E. Moore, "A Defence of Common Sense" (1925). Sağduyu doğruları listesi.
- James Pryor, "What's Wrong with Moore's Argument?", Philosophical Issues 14 (2004). Diyalektik ve epistemik başarısızlık.
- Crispin Wright, "(Anti-)Sceptics Simple and Subtle: G. E. Moore and John McDowell", Philosophy and Phenomenological Research 65 (2002). Aktarım başarısızlığı.
- Ernest Sosa, "How to Defeat Opposition to Moore", Philosophical Perspectives 13 (1999). Güvenlik ve yeni Moorecu görüş.
Sonraki derse köprü
Moore, ellerini görerek, ellerinin olduğunu bildiğini söyledi; ama bu bilginin neye dayandığını, ve kavanozdaki bir beyin olmadığını önceden bilmeden ona nasıl sahip olabileceğini açıklamadı. Ders Ç5.10, bu boşluğu dolduran çağdaş bir görüşü inceliyor: Pryor'un dogmatizmini. Bu görüşe göre, bir algısal deneyim, bize, şüpheci hipotezlerin yanlış olduğuna dair önceden bir gerekçeye ihtiyaç duymadan, doğrudan bir gerekçe verir. Ama bu görüş, Stewart Cohen'in "kolay bilgi" adını verdiği bir soruna yol açar: algımızın güvenilir olduğunu, yine algımızı kullanarak, şüphe uyandıracak kadar kolay bir yoldan öğrenebilir miyiz? Ders, dogmatizmi ve kolay bilgi sorununu inceliyor; ve bir akıl yürütmenin bu türden bir kolaylığa düşüp düşmediğini fark etmek için Kolay Bilgi Alarmı adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: Son günlerde, bir argümanın sonucunun yanlış olduğundan, adımlarından herhangi birinin doğru olduğundan daha emin olduğun bir an oldu mu? Hatanın nerede olduğunu bulabildin mi?