Giriş
Erzurum'da bir devlet hastanesinin dahiliye servisinde gece nöbeti tutan hemşire Nurcan, sabaha karşı dörtte, nöbet odasında on beş dakikalığına kestiriyor. Uyandığında, 12 numaralı odadaki hastaya saat üçte vermesi gereken ilacı verdiğini çok net hatırlıyor: ilaç tepsisini, hastanın uykulu yüzünü, bardağı tuttuğu eli. Ama bir şey içini kemiriyor. Kestirirken gördüğü rüyada da serviste dolaşıyordu; ilacı rüyada mı verdi, yoksa gerçekten mi? Anı, ikisinde de aynı canlılıkta. Nurcan, hafızasına güvenmek yerine hasta takip çizelgesine bakıyor: saat üç sütununda kendi parafı var. Sonra ilaç dolabının sayım defterine bakıyor: bir doz eksilmiş ve kaydedilmiş. Rahatlıyor. Nurcan da servis de kurgudur.
Nurcan'ın yaşadığı kısa kararsızlık, felsefe tarihinin en ünlü şüpheci argümanlarından birinin gündelik bir yankısıdır. René Descartes, İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar'ın birinci bölümünde, şöminenin yanında oturup elindeki kâğıdı tuttuğundan şüphe edip edemeyeceğini sorar. İlk cevabı, bundan ancak bir delinin şüphe edebileceğidir. Ama hemen ardından, geceleri uyuyan ve rüyalarında aynı şeyleri, hatta bazen daha da akıl dışı şeyleri yaşayan bir insan olduğunu hatırlar. Dikkatle düşündüğünde, uyanıklığı uykudan hiçbir zaman kesin işaretlerle ayırt edemeyeceğini o kadar açık görür ki şaşkına döner; ve bu şaşkınlığın kendisi, ona neredeyse uyuduğu kanısını pekiştirir.
Önceki derste rüya ve kötü cin, Şüphe Eleği'nin iki aşamasıydı; burada her birinin kendi içindeki yapısına bakıyoruz: rüya argümanı neyi kanıtlıyor, nerede duruyor, aldatıcı Tanrı ve kötü cin varsayımları oraya ne ekliyor, ve hangi cevaplar ayakta kalıyor. Arkesilaos'un rüya ve delilik örneklerinin Descartes'ta hangi farkla geri döndüğünü de soruyoruz. Dersin aracı Ayırt Edilemezlik Testi şunu sorar: bir şüpheci senaryoyu şu an elimdeki kanıtla dışlayabiliyor muyum, dışlayamıyorsam hangi inançlarım etkileniyor?
Bu dersin kazanımları:
- Rüya argümanını, kesin işaret koşulunu, ressam benzetmesini, aldatıcı Tanrı ve kötü cin varsayımlarını, ve iki argümanın kapsam farkını açıklarsın. (anla)
- Bir şüpheci senaryoya Ayırt Edilemezlik Testi'ni uygulayarak senaryonun şu anki deneyimden ayırt edilemez olup olmadığını ve hangi inanç türlerini tehdit ettiğini belirlersin. (uygula)
- Rüya argümanına yöneltilen "kendini baltalama", "rüya deneyim değildir" ve "tutarlılık ölçütü" itirazlarının, ve kötü cin varsayımının yalnızca boş bir olasılık olduğu itirazının gücünü değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm önce rüya argümanının merkezindeki koşulu ve argümanın kapsamını sınırlayan benzetmeyi, sonra rüya argümanının ötesine geçen iki varsayımı, en son da bu varsayımları birbirinden ve Akademik ayırt edilemezlikten ayıran ayrımı tanımlıyor.
Descartes'ın Latince ifadesiyle kilit önerme, uyanıklığın uykudan "kesin işaretlerle" (certis indiciis) hiçbir zaman ayırt edilemeyeceğidir. Bu ifadenin iki yanı önemlidir. Birincisi, Descartes, rüya ile uyanıklık arasında hiçbir fark olmadığını söylemez; yalnızca kesin bir işaret olmadığını söyler. Rüyalar çoğu zaman daha bulanık, daha tutarsız, daha akıl dışıdır; ama bu farklar, Descartes'a göre, kesin değildir, çünkü bazı rüyalar uyanıklık kadar canlı ve düzenlidir. İkincisi, argüman, şu ana ilişkindir: soru, rüyaların genel olarak uyanıklıktan ayırt edilip edilemeyeceği değil, şu an yaşadığım deneyimin, şu an, bir rüyadan ayırt edilip edilemeyeceğidir. Nurcan'ın durumunda, sabah kontrol ettiği çizelge, geriye dönük bir ayırt etme sağlar; ama ilacı verdiği an hakkındaki anı, kendi başına, rüyadaki anıdan ayırt edilemez.
Bu koşul, rüya argümanının gizli öncülüdür ve Ders Ç5.3'teki Stoacı kavrayıcı izlenim tanımıyla yakından ilişkilidir. Zenon, kavrayıcı bir izlenimin, var olmayan bir şeyden gelen bir izlenimle aynı nitelikte olamayacağını şart koşmuştu; Arkesilaos ise rüya ve delilik örnekleriyle, her doğru izlenim için ondan ayırt edilemeyen yanlış bir izlenimin mümkün olduğunu savunmuştu. Descartes'ın rüya argümanı, bu Akademik hamlenin bir yeniden kuruluşudur, ama bir farkla. Akademikler, ayırt edilemezliği bilginin bütünüyle imkânsız olduğunu göstermek için kullanıyordu. Descartes ise onu, algısal inançları, kesinliği sınayan elekten geçirmek için kullanır; ve ayırt edilemezliğin her şeyi değil, yalnızca belirli bir inanç türünü vurduğunu gösterir. Kesin işaret koşulu, ayrıca, Modül Ç4'teki içselcilik tartışmasıyla bağlantılıdır: koşul, kişinin, deneyiminin uyanık olduğunu kendi bakış açısından fark edebilmesini ister.
Descartes, rüya argümanını kabul ettikten hemen sonra, onun sınırını arar. Ressamlar, Sirenleri ve Satirleri en alışılmadık biçimlerde yapmaya çalıştıklarında bile, onlara tümüyle yeni doğalar veremez, yalnızca farklı hayvanların uzuvlarını karıştırırlar; ve tümüyle yeni bir şey tasarlasalar bile, en azından onu oluşturdukları renkler gerçek olmalıdır. Benzer biçimde, rüyalarımızdaki gözler, başlar ve eller hayalî olabilir; ama onları oluşturan daha basit ve evrensel öğeler, yani cisimsel doğa, yer kaplama, şekil, nicelik, sayı, yer ve zaman, gerçek olmalıdır. Bu yüzden Descartes, fizik, astronomi ve tıp gibi bileşik şeylerle uğraşan bilimlerin kuşkulu olduğu, ama aritmetik ve geometri gibi yalnızca en basit ve en genel şeylerle uğraşan bilimlerin kesin bir şey içerdiği sonucuna varır: uyanık da olsam uyuyor da olsam, iki ile üç toplandığında beştir, ve kare dörtten fazla kenara sahip değildir.
Bu iki varsayım, metinde birbirinden farklı işler görür. Aldatıcı Tanrı varsayımı, aritmetiği de vurur: Descartes, her şeye gücü yeten bir Tanrı'nın, iki ile üçü topladığımda ya da bir karenin kenarlarını saydığımda bile yanılmamı sağlayıp sağlamadığını nereden bilebileceğini sorar. Ve ekler: Tanrı'nın var olmadığını düşünenler için de durum değişmez; çünkü varlığımın kaynağı ne kadar kusurluysa, her zaman yanılıyor olmam o kadar olasıdır. Kötü cin varsayımı ise, Descartes'ın kendi sunuşunda, bir argümandan çok alışkanlığa karşı kurulmuş bir araçtır. Descartes, eski kanılarının alışkanlıkla sürekli geri döndüğünü fark eder; bu yüzden onları dengelemek için, gökyüzünün, havanın, yerin, renklerin, şekillerin, seslerin ve bütün dış şeylerin, saflığıma kurulmuş tuzaklar, rüyaların oyunları olduğunu varsayan kötü bir cin tasarlar. Kendisini de elleri, gözleri, eti, kanı ve hiçbir duyusu olmayan, ama bunlara yanlışlıkla sahip olduğunu sanan biri olarak düşünür. Bu varsayım, dış dünyaya ve bedene dair inançları hedef alır; aritmetiği ise metinde ayrıca saymaz.
Bu fark, Ders Ç5.1'deki yerel ve küresel şüphecilik ayrımına uygulanabilir. Rüya argümanı, Descartes'ın kendi okumasında, yereldir: tek tek algısal inançları vurur, ama genel doğalara ve matematiğe dokunmaz. Aldatıcı Tanrı varsayımı, kapsamı hem dış dünyanın varlığına, yani yere, göğe, yer kaplayan şeye, şekle ve büyüklüğe, hem de matematiğe genişletir. Kötü cin varsayımı ise bu şüpheyi dış şeyler ve beden üzerinden, duyulara sahip olmayı da içine alarak, sürekli kılar. Ama üç varsayımın hiçbiri, şu an düşündüğüm şeyi ya da şu an düşündüğüm gerçeğini vurmaz; ve Descartes'ın ikinci meditasyondaki ilk kesinliği tam bu boşlukta doğar. Bu kapsam farkı, iki argümana verilecek cevapların da farklı olması gerektiğini gösterir: rüya argümanına, uyanıklığın bir işaretini bularak cevap verilebilir; kötü cin varsayımına ise, böyle bir işaret işe yaramaz, çünkü cin her işareti de taklit edebilir.
Argüman
Bu bölüm, rüya argümanını Descartes'ın metninden yola çıkarak öncülleri açık biçimde yeniden kuruyor, ve sonra argümanın kötü cin varsayımıyla nasıl genişletildiğini gösteriyor.
- Rüyalarımda, uyanıkken yaşadığım deneyimlerin aynısını, örneğin şöminenin yanında oturduğumu, elimde bir kâğıt tuttuğumu, yaşayabilirim.
- Uyanıklığı uykudan, şu an yaşanan deneyim sırasında, ayırt edecek kesin bir işaret yoktur.
- Öyleyse şu anki herhangi bir algısal deneyimimin uyanık bir deneyim olduğundan emin olamam.
- Bir algısal inanç, ancak onu doğuran deneyimin uyanık bir deneyim olduğundan emin olabiliyorsam kesindir.
- Öyleyse tek tek nesnelere dair algısal inançlarımın hiçbiri kesin değildir.
- Ama rüya imgeleri bile basit ve genel öğelerden kurulur; bu yüzden rüya olasılığı, aritmetik ve geometri gibi basit doğruları vurmaz.
- Aldatıcı bir Tanrı ya da kusurlu bir köken olasılığı, dış dünyanın varlığını ve bu basit doğruları da vurur; kötü cin varsayımı bu şüpheyi dış dünya ve beden üzerinden sürdürür.
Sonuç: Rüya argümanı, tek tek nesnelere dair algısal inançların kesin olmadığını gösterir, ama matematiğe dokunmaz; aldatıcı Tanrı ve kötü cin varsayımları, şüpheyi dış dünyanın bütününe ve matematiğe genişletir. Descartes'ın ikinci meditasyonda göstereceği gibi, bu varsayımların dokunamadığı şey, şu an düşünen bir benin varlığıdır.
Birinci öncül, Descartes'ın kendi deneyimine dayanır ve tartışmasız görünür: herkes, uyanıkken yaşadığı şeylere benzeyen rüyalar görmüştür. İkinci öncül, argümanın kalbidir ve Descartes'ın "kesin işaretlerle" ifadesinin içeriğidir. Üçüncü öncül, ilk ikisinden çıkar. Dördüncü öncül, kesin işaret koşuludur ve Descartes'ın kesinlik ölçütünün bir uygulamasıdır; bir önceki dersin şüphe nedeni ilkesine göre, bir inancın kesin olmaması için, onun yanlış olabileceği bir senaryonun mevcut kanıtla dışlanamaması yeter. Beşinci öncül, sonucu verir. Altıncı öncül, ressam benzetmesinin içeriğidir ve argümanın kapsamını sınırlar. Yedinci öncül, şüpheyi bu sınırın ötesine taşır.
En tartışmalı öncül: İkinci öncül. Uyanıklığı uykudan ayıran kesin bir işaretin olmadığı iddiası, deneyimle uyuşmaz gibi görünür. İngiliz filozof J. L. Austin, 1962'de ölümünden sonra yayımlanan Sense and Sensibilia'da, rüya görmek ile uyanıkken bir şey yaşamak arasında tanınabilir farklar olduğunu, ve bunun dilimizde "rüya gibi" ifadesiyle zaten kabul edildiğini savundu. Descartes'ın kendisi de, altıncı meditasyonun sonunda, uyanıklığı rüyadan ayıran bir işaret bulduğunu söyler: uyanıkken yaşadıklarımız, bellek aracılığıyla, yaşamımızın geri kalanıyla kesintisiz bağlanır; rüyalar ise böyle bağlanmaz. Bu ölçüt, İtiraz 3'te ele alınıyor; ve onun geçerli olup olmadığı, rüya argümanının gücünü doğrudan belirler.
İtirazlar ve cevaplar
Aşağıdaki itirazlar, rüya argümanını üç farklı yönden ve kötü cin varsayımını bir yönden hedef alıyor: argümanın kendi kanıtını baltalayıp baltalamadığı, rüyanın bir deneyim olup olmadığı, Descartes'ın kendi tutarlılık ölçütünün sorunu çözüp çözmediği, ve kötü cin varsayımının bir şüphe nedeni sayılıp sayılamayacağı.
İtiraz 1: Rüya argümanı kendi kanıtını baltalar
Rüya argümanı, geçmişte rüya gördüğümüz ve rüya görürken onları gerçek sandığımız bilgisine dayanır. Ama bu bilgiye nasıl sahibiz? Uyandığımızda, az önce yaşadığımız şeyin bir rüya olduğunu fark ederek. Öyleyse rüyaları uyanıklıktan ayırt edebiliyoruz. Ayırt edemeseydik, hiç rüya gördüğümüzü bilemezdik, ve argümanın birinci öncülü havada kalırdı. Rüya argümanı, tam da reddettiği ayırt etme yeteneğini varsayar.
Cevap: Bu itiraz, iki tür ayırt etmeyi birbirine karıştırır ve ayrımı yapıldığında gücünü büyük ölçüde yitirir. Geriye dönük ayırt etme, uyandıktan sonra, az önceki deneyimin bir rüya olduğunu fark etmektir; anlık ayırt etme ise, bir deneyimi yaşarken, onun bir rüya olmadığını bilmektir. Rüya argümanı, yalnızca anlık ayırt etmenin imkânsız olduğunu iddia eder: rüya görürken, rüya gördüğümü genellikle fark etmem. Geriye dönük ayırt etmenin mümkün olması, bu iddiayla çelişmez. Ama itiraz, bir noktada güç kazanır: geriye dönük ayırt etme, uyandığımızda erişebildiğimiz bir işarete, örneğin yatakta olduğumuza, dayanıyorsa, o işaret şu an da erişilebilir değil midir? Descartes'ın çizgisinde verilebilecek cevap, şu an erişilebilen her işaretin rüyada da yaşanabileceğidir; Descartes'ın kendi gerekçesi, rüyalarda da benzer düşüncelerle aldatıldığını hatırlamasıdır. Rüyada yatakta uyandığını görmek bunun bir örneği olurdu. Zhuangzi'nin, Örnek 2'de göreceğimiz pasajı, tam bu olasılığı dile getirir: düşte, düş gördüğünü bilmeyen ve gördüğü düşü düşün içinde yorumlayan kişi. Öyleyse itiraz, argümanın birinci öncülünün nasıl bilindiğini sorgular, ama ikinci öncülü çürütmez: geçmişte rüyaları ayırt edebilmiş olmam, şu an yaşadığım deneyimi ayırt edebileceğimi göstermez.
İtiraz 2: Rüyalar deneyim ya da inanç değildir
Rüya argümanı, rüya görürken, uyanıkken yaşadığımız deneyimlerin aynısını yaşadığımızı ve onlara inandığımızı varsayar. Ama bu varsayım tartışmalıdır. Amerikalı filozof Norman Malcolm, 1959 tarihli Dreaming kitabında, rüyaların uyku sırasında yaşanan deneyimler olmadığını, rüya görmenin tek ölçütünün uyanınca verilen rapor olduğunu savundu. Daha yakın tarihte, Küba doğumlu Amerikalı filozof Ernest Sosa, 2007 tarihli A Virtue Epistemology kitabının ilk dersinde, rüyaların algı ve inanç değil, hayal etme ve kurgulama olduğunu savunan "hayal modeli"ni savundu. Bu modele göre, rüyada şöminenin yanında oturduğumu görürken, bunu inanmam, yalnızca hayal ederim. Öyleyse rüya görürken yanlış bir inanca sahip olmam; ve rüya argümanının dayandığı benzerlik, yani rüyadaki ve uyanıklıktaki deneyimin aynılığı, çöker.
Cevap: Bu itiraz, rüya argümanının en ciddi çağdaş eleştirilerinden biridir, ama onu tümüyle etkisiz kılmaz. Birincisi, Malcolm'un görüşü, aşırı katı bir doğrulamacılığa dayandığı gerekçesiyle geniş ölçüde reddedilmiştir; rüya raporları ile uyku evreleri arasındaki ilişkiyi inceleyen araştırmalar da rüyanın uyku sırasında yaşanan bir deneyim olduğu görüşünü destekledi. İkincisi, hayal modeli doğru olsa bile, rüya argümanının yeni bir biçimi kurulabilir: şu an yaşadığım şeyin bir algı mı yoksa bir rüya hayali mi olduğunu, şu an, nasıl ayırt edebilirim? Hayal modeli, rüyada yanlış bir inanca sahip olmadığımı söyler; ama şu an gerçekten algıladığımdan, yani hayal etmediğimden, nasıl emin olacağımı söylemez. Sosa'nın kendisi, hayal modelinin tek başına yeterli olmadığını, düşünümsel bilgi için ek bir argüman gerektiğini kabul eder; ona göre model, rüya olasılığının algısal inançlarımızın güvenliğini, yani yanlış olamayacakları durumlarda oluşmalarını, tehdit etmediğini gösterir, çünkü rüyada zaten bir inanç oluşmaz. Ama güvenlik koşulu, Ders Ç1.13'te gördüğümüz gibi, güvenlik kuramcılarına göre bilgi için gerekli olsa da, kesinlik için yeterli değildir; ve Descartes'ın aradığı şey kesinliktir. Öyleyse itiraz, rüya argümanının bilgiye karşı gücünü azaltır, ama Descartes'ın kesinlik ölçütüne karşı gücüne dokunmaz.
İtiraz 3: Tutarlılık ölçütü rüya sorununu çözer
Descartes'ın kendisi, altıncı meditasyonun sonunda, rüya şüphesini gülünç bulur ve onu bir ölçütle çözer: uyanıkken yaşadıklarımız, bellek aracılığıyla, yaşamımızın geri kalanıyla kesintisiz bağlanır; rüyalar ise böyle bağlanmaz. Biri uyanıkken birden ortaya çıkıp hemen kaybolsaydı, nereden geldiğini ve nereye gittiğini görmeseydim, onu gerçek bir insan değil bir hayalet sayardım. Ama bir şeyin nereden, nerede ve ne zaman geldiğini açıkça fark edip onu yaşamımın geri kalanıyla kesintisiz bağlayabiliyorsam, onun uyanıkken yaşandığından eminim. Bu ölçüt, Nurcan'ın çizelgeye bakmasının felsefi biçimidir.
Cevap: Tutarlılık ölçütü, gündelik yaşamda güçlü bir araçtır, ama Descartes'ın birinci meditasyondaki sorusuna tam bir cevap değildir, iki nedenle. Birincisi, tutarlılık geriye dönük işler: bir deneyimin yaşamın geri kalanıyla bağlandığını, ancak deneyim bittikten ve bağlantılar kurulduktan sonra görebilirim. Şu anki deneyim sırasında, bağlantıların gerçekten kurulduğunu değil, kurulmuş gibi göründüğünü bilebilirim; ve bir rüya, sahte bir bağlantı duygusu da üretebilir. Nurcan'ın çizelgesi, onun rüyasını değil uyanıklığını doğrular; ama çizelgeye baktığı anın kendisi de, ilke olarak, bir rüyanın parçası olabilir. İkincisi, Descartes'ın kendisi, tutarlılık ölçütünü tek başına yeterli saymaz; altıncı meditasyonda, ölçütün güvenilirliğini, Tanrı'nın aldatıcı olmadığına dayandırır. Bu, Ders Ç5.4'te gördüğümüz Kartezyen döngüye yeniden götürür: Tanrı'nın aldatıcı olmadığını bilmek için, açık ve seçik algıya güvenmem gerekir. Öyleyse tutarlılık ölçütü, rüya şüphesini pratik bakımdan önemsizleştirir, ama kuramsal bakımdan ancak Descartes'ın teolojik temeliyle birlikte çözer. Bu ölçüt, Ders Ç3.5'teki tutarlılıkçılığın bir öncülü olarak okunabilir; ve tutarlılıkçılığa yöneltilen, Ders Ç3.6'da incelenen yalıtım itirazının, yani tutarlı bir inanç sisteminin dünyayla bağlantısız olabileceği itirazının, bir biçimiyle karşılaşır.
İtiraz 4: Kötü cin yalnızca boş bir olasılıktır
Kötü cin varsayımı, deneyimle sınanabilecek hiçbir sonucu olmayan bir varsayımdır: cin, her kanıtı da taklit edebildiği için, hiçbir gözlem onu doğrulamaz ya da yanlışlamaz. Böyle bir varsayım, bir şüphe nedeni değil, yalnızca boş bir mantıksal olasılıktır. Bir inancı, onun yanlış olabileceği tasarlanabilir bir senaryo var diye kuşkulu saymak, her inancı kuşkulu saymak demektir; ve bu, şüphe kavramını anlamsızlaştırır.
Cevap: İtiraz, kötü cin varsayımının kendine özgü niteliğini doğru teşhis eder, ama Descartes'ın onu kullanma amacını gözden kaçırır. Descartes, kötü cinin var olduğunu düşünmez; onu, bir önceki dersin şüphe nedeni ilkesine göre, kesinliği sınamak için kullanır. Bu ilkeye göre, bir inancın kesin olmaması için, onun yanlış olduğu bir senaryonun mevcut kanıtla dışlanamaması yeter; senaryonun olası ya da sınanabilir olması gerekmez. İtiraz, bu ilkeye karşı çıkıyorsa, Descartes'ın kesinlik ölçütüne karşı çıkıyordur; ve Ders Ç5.4'teki İtiraz 4'te gördüğümüz gibi, bu, yanılabilirciliğe götüren meşru bir hamledir. Ama itiraz, kötü cin varsayımının bilgiye karşı bir argüman olarak kullanılmasına karşı daha güçlüdür. Bir şüpheci, kötü cin olasılığını dışlayamadığım için, elim olduğunu da bilmediğimi söylerse, bu, bir önermeden ötekine bilgi aktaran bir ilkeye, yani bildiğim bir şeyin gerektirdiği her şeyi de bildiğim ilkesine, dayanır. Bu ilke, Ders Ç5.7'de kapanış ilkesi adıyla incelenecek; ve modern şüpheciliğe verilen cevapların çoğu, bu ilkeyi ya da onun kötü cin senaryolarına uygulanmasını sorgular. İtirazın ilgili alternatifler biçimi ise, yani bazı alternatiflerin dışlanmasının bilgi için gerekmediği görüşü, Ders Ç5.8'de ele alınacak.
Örnekler
Örnek 1: Nurcan'ın gece nöbeti (kurgu)
Nurcan'ın durumu, rüya argümanının hem gücünü hem de gündelik sınırını gösterir. Argümanın gücü, Nurcan'ın ilk anki kararsızlığındadır: ilacı verdiğine dair anısı, kendi başına, rüyadaki anıdan ayırt edilemez; ikisi de aynı canlılıkta, aynı ayrıntıda. Bu, rüya argümanının ikinci öncülünün gündelik bir örneğidir: deneyimin içinden, kesin bir işaret yoktur. Nurcan'ın çözümü ise, Descartes'ın altıncı meditasyondaki tutarlılık ölçütüdür: anıyı, başka kaynaklarla, yani çizelgeyle ve sayım defteriyle, bağlar. Bu bağlantı, anının bir rüya değil bir uyanıklık anısı olduğunu gösterir. Ama Nurcan'ın çözümü, Descartes'ın birinci meditasyondaki şüphesine bir cevap değildir. Nurcan, çizelgeye baktığı anın da bir rüya olup olmadığını sormaz; sorması da gerekmez, çünkü onun sorunu, belirli bir anının kaynağıdır, bütün deneyimlerinin kaynağı değil. Örnek, rüya argümanının iki kullanımını birbirinden ayırır. Yerel kullanımda, belirli bir anının rüya olup olmadığı sorulur ve bu soru, başka kaynaklarla cevaplanabilir. Küresel kullanımda ise, şu anki bütün deneyimin rüya olup olmadığı sorulur ve bu soru, başka kaynaklarla cevaplanamaz, çünkü o kaynakların kendisi de deneyimin parçasıdır. Ders Ç5.1'deki yayılma testi, tam bu farkı yakalar: Nurcan'ın şüphesi yerel kalır, Descartes'ınki küreselleşir.
Örnek 2: Zhuangzi'nin kelebeği
Rüya argümanının en eski ve en etkileyici biçimlerinden biri, Descartes'tan yaklaşık iki bin yıl önce, Çinli düşünür Zhuangzi'ye atfedilen metnin ikinci bölümünde bulunur. İngiliz sinolog Herbert Giles'ın 1889 çevirisinden aktarırsak, Zhuangzi bir zamanlar rüyasında bir kelebek olduğunu gördüğünü anlatır: oraya buraya uçuşan, her bakımdan bir kelebek; yalnızca bir kelebek olarak heveslerinin peşinden gittiğinin farkında, bir insan olarak kendi kimliğinin farkında değil. Birden uyanır ve yeniden kendisi olarak orada yatar. Ama şimdi, o zaman kelebek olduğunu düşleyen bir insan mı olduğunu, yoksa şimdi insan olduğunu düşleyen bir kelebek mi olduğunu bilmez. Aynı bölümün daha önceki bir pasajı, rüya argümanını daha da keskinleştirir: düş görenler, düş görürken düş gördüklerini bilmez; bazıları gördükleri düşü düşün içinde yorumlar bile; ve ancak uyandıklarında onun bir düş olduğunu bilirler. Zhuangzi'nin pasajı, Descartes'ınkinden önemli bir bakımdan farklıdır. Descartes, rüya olasılığını, kesin bir temel bulmak için kullanır; Zhuangzi ise pasajı "insan ile kelebek arasında mutlaka bir ayrım vardır" diyerek bitirir ve geçişe şeylerin dönüşümü (Giles: metempsychosis) adını verir; amacı kesin bir temel bulmak değil, kimliğin bu dönüşüm içindeki yerini sorgulamaktır. Zhuangzi'nin sorusu epistemolojik olduğu kadar metafiziktir: hangisinin gerçek ben olduğu sorusu. Ama iki metin bir noktada buluşur: rüyanın içinden, rüya olduğunu bilmek için kesin bir işaret yoktur. Düşte düşü yorumlayan kişi imgesi, İtiraz 1'e verilen cevabın da gösterdiği gibi, geriye dönük ayırt etmenin bile bir başka düşün parçası olabileceğini düşündürür.
Örnek 3: Ressamın renkleri
Descartes'ın ressam benzetmesi, rüya argümanının sınırını gösteren bir örnek olarak ayrıca incelenmeye değer. Bir ressam, Siren ya da Satir gibi hayalî yaratıklar resmettiğinde, onları gerçek hayvanların parçalarından birleştirir; tümüyle yeni bir şey tasarlasa bile, renkler gerçek olmalıdır. Bu benzetme, bir argüman yapısı taşır: hayalî bir bütün, gerçek parçalardan oluşur; öyleyse bütünün hayalî olması, parçaların hayalî olduğunu göstermez. Rüyalara uygulandığında: rüyadaki şömine, hatta onun bu belirli şekli ve büyüklüğü hayalî olabilir; ama genel olarak yer kaplama, şekil, nicelik, sayı, yer ve zaman hayalî olamaz, çünkü rüya da ancak onlardan kurulabilir. Bu argümanın gücü, rüya argümanının kapsamını sınırlamasındadır: rüya argümanı, bütünlerin, yani tek tek nesnelerin varlığını kuşkuya açar, ama onların yapı taşlarını açmaz. Argümanın zayıflığı ise, renklerin gerçek olması ile renklerin bir dış dünyada var olması arasındaki farktadır. Ressamın renkleri, tuval üzerinde gerçektir; ama rüyadaki renklerin gerçekliği, yalnızca rüyayı gören zihnin içinde olabilir. Descartes bu zayıflığın farkındadır; ve bu yüzden aldatıcı Tanrı varsayımına geçer: basit öğelere dair düşüncelerim de, tıpkı rüyadaki şömine gibi, gerçek bir şeye karşılık gelmeyebilir. Ressam benzetmesi, böylece, rüya argümanı ile aldatıcı Tanrı varsayımı arasındaki köprüdür: birincisinin nerede durduğunu ve ikincisinin neden gerektiğini gösterir.
Araç kartı: Ayırt Edilemezlik Testi
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir şüpheci senaryonun, kişinin şu anki durumundan, şu an erişilebilen kanıtla gerçekten ayırt edilemez olup olmadığını sınar, ve senaryonun hangi inanç türlerini tehdit ettiğini belirler. |
| Adımlar | 1) Sıradan inancı ve şüpheci senaryoyu ayrı ayrı yaz. 2) Şu an erişilebilen kanıtı sırala: deneyimler, anılar, kayıtlar, başkalarının tanıklığı. 3) Anlık sınama: senaryo, bu kanıtın her birini, şu an, aynen üretebilir mi? 4) Geriye dönük sınama: senaryoyu sonradan ortaya çıkarabilecek bir işaret, örneğin bellekle bağlantı ya da tutarlılık, var mı; ve bu işaret de senaryonun içinde taklit edilebilir mi? 5) Kapsam: senaryo, tek tek algısal inançları mı, genel doğruları ve matematiği mi, yoksa dış dünyanın ve bedenin bütününü mü tehdit ediyor? 6) Senaryonun taklit edemeyeceği bir şey var mı, örneğin şu an düşündüğüm gerçeği? 7) Hüküm: senaryo ayırt edilemez mi; ayırt edilemezse hangi inançlar kesinliğini yitiriyor, ve sorun yerel olarak, başka kaynaklarla, mı yoksa yalnızca kuramsal olarak mı çözülebilir? |
| Ne zaman kullanılır | Bir şüpheci argümanın, örneğin bir rüya, simülasyon ya da derin sahtecilik senaryosunun, gerçekten tehdit edici olup olmadığını değerlendirirken; bir kanıtın, sahte bir kopyasından ayırt edilip edilemeyeceğini sorarken. |
| Sınırı | Araç, bir senaryonun ayırt edilemez olduğunu gösterebilir, ama bu, senaryonun olası olduğunu göstermez; ayırt edilemezlik ile olasılık farklı sorulardır. Ayrıca araç, ayırt edilemezliğin bilgiyi mi yoksa yalnızca kesinliği mi ortadan kaldırdığı sorusunu çözmez; bu, Ders Ç5.7–Ç5.9'daki tartışmanın konusudur. |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
Özet
- Rüya argümanı, uyanıklığı uykudan kesin işaretlerle ayırt edemediğimiz için, şu anki algısal deneyimlerimin uyanık olduğundan emin olamayacağımı ve tek tek nesnelere dair algısal inançlarımın kesin olmadığını savunur.
- Ressam benzetmesi, rüya argümanının kapsamını sınırlar: rüyalar da basit ve genel öğelerden kurulur; bu yüzden aritmetik ve geometri, uyanık da olsam uyuyor da olsam doğrudur.
- Aldatıcı Tanrı varsayımı şüpheyi dış dünyanın varlığına ve matematiğe de genişletir; kötü cin varsayımı ise bu şüpheyi dış şeyler ve beden üzerinden akılda tutan, alışkanlığa karşı kurulmuş bir araçtır.
- Rüya argümanı, anlık ayırt etmenin imkânsız olduğunu iddia eder; geriye dönük ayırt etmenin mümkün olması bu iddiayla çelişmez.
- Descartes'ın altıncı meditasyondaki tutarlılık ölçütü, yani bellek ve bağlantı ölçütü,, rüya şüphesini pratik bakımdan önemsizleştirir, ama kuramsal bakımdan ancak Tanrı'nın aldatıcı olmadığı önermesine dayanarak çözer.
- Ayırt Edilemezlik Testi, bir şüpheci senaryonun şu anki kanıttan ayırt edilemez olup olmadığını ve hangi inanç türlerini tehdit ettiğini belirler.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Descartes'ın rüya argümanı, Meditasyonlar'ın birinci bölümünde, delilik olasılığını reddettikten hemen sonra gelir. Descartes, deliler gibi kendisinin de cam ya da balkabağı olduğunu düşünecek değildir; ama bir başka olasılığı hatırlar:
Gerçekten çok güzel; sanki geceleri uyuyan ve rüyalarında aynı şeyleri, hatta bazen o delilerin uyanıkken yaşadıklarından bile daha az akla yatkın şeyleri yaşayan bir insan değilmişim gibi! Gecenin dinginliği, kaç kez beni, bu alışıldık şeylere, burada olduğuma, giyinik olduğuma, şöminenin yanında oturduğuma inandırdı, oysa soyunmuş, yorganların arasında yatıyordum! Ama şimdi bu kâğıda kesinlikle uyanık gözlerle bakıyorum; kımıldattığım bu baş uykuda değil; bu eli bile bile, isteyerek uzatıyor ve hissediyorum; uyuyan birinin başına bu kadar seçik şeyler gelmezdi. Sanki başka zamanlarda rüyalarımda da benzer düşüncelerle aldatıldığımı hatırlamıyormuşum gibi! Bunları daha dikkatle düşündüğümde, uyanıklığın uykudan hiçbir zaman kesin işaretlerle ayırt edilemeyeceğini o kadar açıkça görüyorum ki şaşkına dönüyorum; ve neredeyse bu şaşkınlığın kendisi, bana uyuduğum kanısını pekiştiriyor.
Pasaj, bir iç diyalog olarak kurulmuştur, ve bu yapı, argümanın gücünün bir parçasıdır. Descartes, önce rüya olasılığını dile getirir; sonra sağduyunun sesiyle ona karşı çıkar: şu an kesinlikle uyanığım, başımı kımıldatıyorum, elimi bilerek uzatıyorum; bunlar uykuda bu kadar seçik olmazdı. Bu karşı çıkış, Örnek 1'deki Nurcan'ın ilk tepkisine benzer: anısı o kadar canlıdır ki bir rüya olamaz. Ama Descartes, bu karşı çıkışı hemen geri alır: rüyalarda da benzer düşüncelerle aldatıldığını hatırlar. Canlılık ve seçiklik, rüyada da yaşanabilir; öyleyse kesin bir işaret değildir. Pasajın ironik "gerçekten çok güzel" açılışı ve "sanki ... hatırlamıyormuşum gibi" yapısı, sağduyunun hamlesinin ne kadar kolay çöktüğünü gösterir.
Pasajın en dikkat çekici cümlesi, sonuncusudur: şaşkınlığın kendisi, uyuduğu kanısını neredeyse pekiştirir. Bu cümle, argümanın psikolojik bir boyutunu açığa vurur. Descartes, uyanıklık ile rüya arasındaki sınırı ararken, bu arayışın kendisinin rüyaya özgü bir bulanıklık taşıdığını fark eder. Bu, argümanın mantıksal yapısına bir şey eklemez, ama okurun argümanı nasıl yaşadığını gösterir: rüya argümanı, yalnızca bir çıkarım değil, bir sarsıntıdır. Aynı birinci meditasyonun sonunda Descartes, kötü cin varsayımının yorucu olduğunu, ve bir tür tembelliğin onu gündelik yaşamın alışkanlığına geri götürdüğünü söyler: tıpkı, rüyasında hayalî bir özgürlüğün tadını çıkaran ve sonra uyuduğundan şüphelenmeye başlayan bir tutsağın uyanmaktan korkup tatlı yanılsamalara göz yumması gibi. Bu ikinci rüya imgesi, ilkini tersine çevirir: ilkinde rüya bir tehdittir, ikincisinde bir sığınak.
Pasajın dikkatli bir okuması, Descartes'ın kesin işaret koşulunu nasıl kullandığını da gösterir. Descartes, uyanıklık ile rüya arasında hiçbir fark olmadığını söylemez; aksine, rüyalarının bazen delilerin uyanıklığından bile daha akıl dışı olduğunu kabul eder. Söylediği, farkın kesin olmadığıdır: bazı rüyalar, uyanıklık kadar sıradan ve düzenlidir, ve bu yüzden sıradanlık ve düzen, uyanıklığın kesin işaretleri değildir. Bu, rüya argümanının tüm rüyaların uyanıklığa benzediğini değil, yalnızca bazı rüyaların benzediğini gerektirdiğini gösterir; ve argümanın ilk öncülünü, eleştirmenlerin sandığından daha zayıf, dolayısıyla daha savunulabilir kılar.
Teknik ayrıntı
Rüya argümanının iki okuması. Rüya argümanı, iki farklı biçimde okunabilir ve iki okumanın sonuçları farklıdır. "Şimdi rüya" okumasına göre, argüman, şu anki deneyimimin bir rüya olabileceğini gösterir: belki şu an uyuyorum. Bu okuma, şu anki tek tek algısal inançlarımı tehdit eder, ama dış dünyanın varlığını tehdit etmez; çünkü şu an rüya görüyor olsam bile, uyandığımda bir dış dünyaya uyanacağımı varsayabilirim. "Hep rüya" okumasına göre ise, argüman, bütün deneyimlerimin bir rüya olabileceğini gösterir: belki hiç uyanmadım. Bu okuma, dış dünyanın varlığını da tehdit eder. Bir okumaya göre Descartes'ın metni birinci okumayı destekler: ressam benzetmesi, rüya imgelerinin gerçek şeylerin benzerliğine göre kurulduğunu, yani en azından bazı gerçek şeylerin var olduğunu varsayar. "Hep rüya" okuması ise, Descartes'ta kötü cin varsayımının işlevini görür: cin, bütün dış şeylerin rüya oyunları olduğunu varsaymamı sağlar. İki okuma arasındaki fark, Ders Ç5.1'deki yerel ve küresel şüphecilik ayrımına karşılık gelir; ve rüya argümanının şüpheci gücünün çoğu zaman abartılmasının bir nedeni, iki okumanın birbirine karıştırılmasıdır.
Kesin işaret koşulunun mantıksal yapısı. Rüya argümanının dördüncü öncülü, kesin işaret koşulu, şöyle ifade edilebilir: bir p algısal inancı kesindir ancak ve ancak, kişi, p'yi doğuran deneyimin uyanık bir deneyim olduğunu kesin olarak bilebiliyorsa. Bu koşul, ikinci düzey bir talep içerir: p'nin kesinliği, p hakkında değil, p'yi doğuran sürecin niteliği hakkında bir bilgiye bağlanır. Bu yapı, Ders Ç5.1'in teknik ayrıntısındaki birinci ve ikinci düzey şüphecilik ayrımına karşılık gelir. Bir dışsalcı, Ders Ç4.3'te gördüğümüz gibi, p'yi bilmek için p'yi doğuran sürecin güvenilir olmasının yeterli olduğunu, bu güvenilirliği ayrıca bilmenin gerekmediğini savunabilir. Bu durumda, rüya argümanı, birinci düzey bilgiyi değil, yalnızca ikinci düzey bilgiyi, yani bildiğimizi bilmeyi, tehdit eder. Descartes'ın içselci kesinlik ölçütü ise, ikinci düzey bilgiyi birinci düzey kesinliğin koşulu yapar; ve bu yüzden rüya argümanı, onun ölçütüne karşı dışsalcı bir bilgi kuramına karşı olduğundan daha güçlüdür.
Kötü cinin kapsamı ve bedenin statüsü. Kötü cin pasajı, Descartes'ın şüphesinin kapsamına dair önemli bir ayrıntı içerir: Descartes, yalnızca dış dünyanın değil, kendi bedeninin de, ellerinin, gözlerinin, etinin ve kanının, cin tarafından üretilmiş bir yanılsama olabileceğini varsayar. Bu, Ders Ç5.4'ün Güncel tartışma bölümünde değinilen Burnyeat'in iddiasıyla bağlantılıdır: Burnyeat'e göre antik şüpheciler, kendi bedenlerini bilginin dışında kalan bir nesne olarak sorunlaştırmadı; Descartes ise bedeni, düşünen benin dışındaki dünyanın bir parçası olarak ele alır. Bedenin kuşkuya açılması rüya pasajında başlar ("belki böyle ellerimiz, böyle bir bedenimiz bile yoktur"); kötü cin varsayımı bunu duyulara sahip olmanın kendisine kadar uzatır ("hiçbir duyusu olmayan"). Bu yüzden kötü cin, Ders Ç5.3'teki Akademik ayırt edilemezlikten yalnızca derece bakımından değil, tür bakımından da farklıdır: Akademikler, tek tek izlenimlerin doğruluğunu sorgulardı; kötü cin ise, düşünen beni dış dünyadan bütünüyle ayıran bir uçurum açar. Bu uçurumun modern biçimi, Ders Ç5.6'nın konusudur.
Güncel tartışma
Rüya argümanının çağdaş tartışmasında en etkili isimlerden biri, Ernest Sosa'dır. Sosa, 2007 tarihli A Virtue Epistemology: Apt Belief and Reflective Knowledge kitabının "Dreams and Philosophy" başlıklı ilk dersinde, rüyaların algı ve inanç değil, hayal etme olduğunu savunan hayal modelini savundu. İtiraz 2'de değinildiği gibi, bu modele göre rüya görürken yanlış inançlara sahip olmayız; yalnızca bir şeyi hayal ederiz. Sosa, bu modelin, rüya argümanının güvenlik koşuluna karşı gücünü azalttığını savunur: algısal inançlarımız, rüya olasılığına rağmen güvenlidir, çünkü rüyada zaten bir inanç oluşmaz. Ama Sosa, hayal modelinin tek başına yetmediğini, düşünümsel bilgiyi, yani bildiğimizi bilmeyi, savunmak için ayrı bir argüman gerektiğini kabul eder ve bu argümanı da kurar. İkinci dersinde ise hayal modeline dayanmayan bir çözüm önerir: rüya olasılığı algısal inançlarımızın güvenliğini tehdit etse bile yerindeliğini tehdit etmez; hayvansal bilgi için gereken de güvenlik değil, yerindeliktir. Bu ayrım, Ders Ç4.8'deki hayvansal ve düşünümsel bilgi ayrımıyla doğrudan bağlantılıdır.
İkinci bir tartışma, Barry Stroud'un 1984 tarihli The Significance of Philosophical Scepticism kitabının birinci ve ikinci bölümlerinden gelir. Stroud, rüya argümanının, gündelik bilgi iddialarımızın koşullarına dair sağduyulu bir gözleme dayandığını savunur: gündelik yaşamda da, bir şeyi bildiğimizi iddia ettiğimizde, bilinen yanılma olasılıklarını dışlayabilmemiz gerekir. Rüya argümanı, bu gündelik ilkeyi alır ve rüya olasılığına uygular. Stroud'a göre, şüpheciliğe karşı en zor görev, bu ilkenin gündelik uygulamaları ile felsefi uygulaması arasında ilkeli bir ayrım bulmaktır. Bu görev, Ders Ç5.8'de ilgili alternatifler kuramının, Ders Ç5.13'te ise bağlamcılığın üstlendiği görevdir.
Üçüncü bir tartışma, rüya argümanının teknolojik çağdaki yeni biçimleriyle ilgilidir. Bir simülasyonun içinde yaşıyor olabileceğimiz varsayımı, rüya argümanının ve kötü cin varsayımının çağdaş bir biçimi olarak tartışılır. Avustralyalı filozof David Chalmers, 2022 tarihli Reality+ kitabında, bu varsayımın kötü cin varsayımından farklı olarak şüpheci bir sonuç doğurmayabileceğini, çünkü bir simülasyondaki nesnelerin de kendi türlerinde gerçek nesneler olabileceğini savunur. Bu tartışma, kötü cin varsayımının modern biçimi olan kavanozdaki beyin varsayımıyla ve ona verilen semantik cevapla yakından ilişkilidir. Chalmers'ın hamlesi, Descartes'ın sorusunu tersine çevirir: şüpheci, deneyimlerimizin ardında bir dünya olup olmadığını sorar; Chalmers ise, deneyimlerimizin ardındaki dünya bir bilgisayar olsa bile, sıradan nesne sözcüklerimizin o dünyadaki bir şeye karşılık geldiğini, ve bu yüzden inançlarımızın büyük kısmının doğru kalacağını savunur. Bu iddianın kötü cin varsayımına da uygulanıp uygulanamayacağı, yani cinin ürettiği yanılsamaların da bir tür gerçeklik sayılıp sayılamayacağı, tartışmalıdır.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir bankanın müşteri hizmetlerinde çalışan Oğuzhan, bir müşteriden şikâyet alıyor: müşteri, banka müdüründen geldiği söylenen bir görüntülü aramada, hesabındaki parayı "güvenli bir hesaba" aktarmasının istendiğini, aktarmayı yaptığını, ama sonradan müdürün böyle bir arama yapmadığını öğrendiğini söylüyor. Görüntülü aramadaki yüz ve ses, yapay zekâyla üretilmiş bir sahteydi. Oğuzhan, müşterinin "Ben müdürün yüzünü ve sesini tanırım; o kadar gerçekti ki ayırt etmem imkânsızdı" sözünü, eğitimde öğrendiği Ayırt Edilemezlik Testi'yle değerlendiriyor. Oğuzhan da müşteri de kurgudur.
Adım 1, inanç ve senaryo. Sıradan inanç: "Karşımdaki görüntülü aramada konuşan kişi, banka müdürüdür." Şüpheci senaryo: "Karşımdaki görüntü ve ses, yapay zekâyla üretilmiş bir sahtedir."
Adım 2, erişilebilen kanıt. Müdürün yüzü, sesi, konuşma biçimi; aramanın bankanın adını taşıyan bir hesaptan gelmesi; müdürün müşterinin adını ve hesap bilgilerini bilmesi.
Adım 3, anlık sınama. Senaryo, bu kanıtın her birini aynen üretebilir mi? Yüz ve ses, bugünün teknolojisiyle büyük ölçüde üretilebilir. Hesap adı taklit edilebilir. Müşterinin adı ve hesap bilgileri, sızdırılmış verilerden elde edilebilir. Anlık olarak, senaryo ayırt edilemez.
Adım 4, geriye dönük sınama. Senaryoyu ortaya çıkarabilecek bir işaret var mı? Evet: müdürü bankanın resmî numarasından geri aramak; ya da şubeye gitmek. Bu işaretler, senaryonun içinde taklit edilebilir mi? Resmî numara, müşterinin kendisinin bildiği ve aramanın dışında kalan bir kanal olduğu için, sahte aramanın içinde taklit edilemez.
Adım 5, kapsam. Senaryo, yalnızca bu aramadaki kişinin kimliğine dair inancı tehdit ediyor; müşterinin dış dünyaya, bankaya ya da kendi hesabına dair genel inançlarını tehdit etmiyor. Yereldir.
Adım 6, taklit edilemeyen. Aramanın dışındaki bağımsız bir kanal, senaryonun taklit edemeyeceği şeydir.
Adım 7, hüküm. Senaryo, aramanın içinden ayırt edilemezdi; müşterinin sözü bu bakımdan doğruydu. Ama sorun, yerel olarak, bağımsız bir kanalla çözülebilirdi. Oğuzhan, şikâyet raporuna, müşterinin bir hata yapmadığını, ama bankanın, büyük işlemlerden önce bağımsız bir kanaldan geri arama kuralını müşterilere daha açık duyurması gerektiğini yazıyor.
Değerlendirme. Örnek, rüya argümanının yapısının gündelik bir uygulamasını gösteriyor. Görüntülü arama, rüyanın rolünü oynuyor: içinden, kesin bir işaretle sahteden ayırt edilemez. Bağımsız kanal ise, Descartes'ın tutarlılık ölçütünün rolünü oynuyor: deneyimi, deneyimin dışındaki bir kaynakla bağlıyor. Ama örnek, rüya argümanının küresel biçimiyle olan farkı da gösteriyor. Sahte arama senaryosu yereldir, çünkü onu dışlayacak bir kanal, senaryonun dışında kalır. Rüya argümanının küresel biçiminde ve kötü cin varsayımında ise, böyle bir dış kanal yoktur: bütün kanallar, deneyimin içindedir. Testin beşinci ve yedinci adımları, bu farkı görünür kılar.
Pratik: Alıştırmalar
- Rüya argümanının "şimdi rüya" ve "hep rüya" okumalarını açıkla. Descartes'ın ressam benzetmesi, hangi okumayı destekler, ve neden?
- Geriye dönük ayırt etme ile anlık ayırt etme arasındaki farkı açıkla. Bu fark sayesinde rüya argümanı, kendi kanıtını baltaladığı suçlamasından kurtulabilir mi? Cevabın bir zayıf noktası var mı?
- Rüya argümanı, aldatıcı Tanrı varsayımı ve kötü cin varsayımı arasındaki kapsam farkını, her biri için bir örnek inançla göster.
Cevapları göster
- "Şimdi rüya" okumasına göre, rüya argümanı, şu anki deneyimimin bir rüya olabileceğini gösterir; bu, şu anki tek tek algısal inançlarımı tehdit eder ama dış dünyanın varlığını tehdit etmez. "Hep rüya" okumasına göre ise, bütün deneyimlerim bir rüya olabilir; bu, dış dünyanın varlığını da tehdit eder. Ressam benzetmesi, "şimdi rüya" okumasını destekler: rüya imgelerinin gerçek şeylerin benzerliğine göre kurulduğunu, yani en azından bazı gerçek şeylerin var olduğunu varsayar. Descartes'ta "hep rüya" okumasının işlevini, kötü cin varsayımı görür.
- Geriye dönük ayırt etme, uyandıktan sonra az önceki deneyimin bir rüya olduğunu fark etmektir; anlık ayırt etme ise, bir deneyimi yaşarken onun bir rüya olmadığını bilmektir. Rüya argümanı, yalnızca anlık ayırt etmenin imkânsız olduğunu iddia eder. Geçmişte rüyaları geriye dönük olarak ayırt edebilmiş olmam, bu iddiayla çelişmez; öyleyse argüman kendi kanıtını baltalamaz. Cevabın zayıf noktası, geriye dönük ayırt etmenin dayandığı işaretin, örneğin yatakta olduğumu fark etmenin, şu an da erişilebilir olup olmadığı sorusudur. Descartes'ın çizgisinde verilebilecek cevap, bu işaretin de rüyada yaşanabileceğidir; ama bu cevap, geriye dönük ayırt etmenin de hiçbir zaman kesin olmadığını kabul etmeyi gerektirir. Zhuangzi'nin düşte düş yorumlayan kişi imgesi, bu olasılığı dile getirir.
- Rüya argümanı, tek tek algısal inançları tehdit eder: "şu an önümde bir masa var" inancı, rüyada da yaşanabileceği için kesin değildir. Aldatıcı Tanrı varsayımı, basit ve genel doğruları da tehdit eder: "iki ile üç toplandığında beş eder" inancı, rüyada da doğru olsa bile, her şeye gücü yeten bir aldatıcının beni bu basit toplamada bile yanıltabileceği olasılığıyla kesinliğini yitirir. Aldatıcı Tanrı varsayımı, ayrıca, dış dünyanın varlığını da kuşkuya açar. Kötü cin varsayımı ise bu şüpheyi dış şeyler ve beden üzerinden sürdürür: "benim bir bedenim var" inancı, cinin ürettiği bir yanılsama olabilir; ama rüya pasajında Descartes zaten "belki böyle ellerimiz, böyle bir bedenimiz bile yoktur" demişti, cin bunu duyulara sahip olmanın kendisine kadar uzatır. Üçünün hiçbiri, "şu an düşünüyorum" inancını tehdit etmez.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: biri, bir kargo şirketinden geldiği söylenen ve bir bağlantıya tıklayarak gümrük ücreti ödemesini isteyen bir kısa mesaj alıyor. Zayıf çalışma: "Mesaj gerçek görünüyordu, ama sahte olabilir; hiçbir şeyden emin olamayız." Güçlü çalışma: "İnanç: bu mesaj kargo şirketinden geliyor. Senaryo: mesaj bir dolandırıcıdan geliyor. Kanıt: şirketin adı, bir takip numarası, beklediğim bir kargo. Anlık sınama: senaryo üçünü de üretebilir; ad kopyalanabilir, numara uydurulabilir, kargo beklemek yaygın bir durum. Geriye dönük sınama: şirketin resmî uygulamasında takip numarasını sorgulamak; bu, mesajın dışında bir kanal olduğu için taklit edilemez. Kapsam: yerel, yalnızca bu mesajın kaynağına dair. Hüküm: mesaj içinden ayırt edilemez, ama sorun yerel olarak çözülebilir; bağlantıya tıklamadan önce resmî uygulamadan sorgulayacağım."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| İki sınama | Anlık sınama ile geriye dönük sınama ayrı ayrı yapılmış ve farkları yazılmış |
| Taklit sınaması | Geriye dönük işaretin, senaryonun içinde taklit edilip edilemeyeceği açıkça sorulmuş |
| Kapsam | Senaryonun hangi inanç türlerini tehdit ettiği, yerel ya da küresel olduğu belirlenmiş |
| Çözüm türü | Sorunun yerel bir kanalla mı yoksa yalnızca kuramsal olarak mı çözülebileceği gerekçelendirilmiş |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç5.3) Ders Ç5.3'te Arkesilaos'un ayırt edilemezlik argümanı neydi? Descartes'ın rüya argümanı, bu argümandan hangi bakımdan farklıdır?
- (Ders Ç4.6) Ders Ç4.6'daki yeni kötü cin sorunu neydi? Bu dersteki Descartes'ın kötü cini ile yeni kötü cin sorunundaki kötü cin, hangi soruyu hedefler?
- (Ders Ç4.8) Ders Ç4.8'de Sosa'nın hayvansal ve düşünümsel bilgi ayrımı neydi? Sosa'nın hayal modeline göre, rüya argümanı bu iki bilgi türünden hangisini tehdit eder?
Cevapları göster
- Arkesilaos, her doğru izlenim için ondan ayırt edilemeyen yanlış bir izlenimin mümkün olduğunu, ve bu yüzden hiçbir izlenimin Zenon'un kavrayıcı izlenim koşulunu karşılamadığını savunmuştu; rüya ve delilik, bu argümanın örnekleri arasındaydı. Descartes'ın rüya argümanı, bu Akademik hamlenin bir yeniden kuruluşudur, ama Akademikler ayırt edilemezliği bilginin bütünüyle imkânsız olduğunu göstermek için kullanırken, Descartes onu algısal inançları kesinlik eleğinden geçirmek için kullanır ve ayırt edilemezliğin yalnızca belirli bir inanç türünü, tek tek algısal inançları, vurduğunu gösterir.
- Yeni kötü cin sorunu, bir kötü cin tarafından aldatılan bir kişinin, bizimle aynı iç deneyimlere sahip olduğu hâlde, inançlarının güvenilir bir süreçten gelmediği için güvenilirciliğe göre gerekçesiz sayılmasının sorunlu olduğunu savunur. Descartes'ın kötü cini, bilgiyi ya da kesinliği hedefler: cin varsa, dış dünyaya dair inançlarımın hiçbiri kesin değildir. Yeni kötü cin sorunundaki cin ise, gerekçeyi hedefler, ve şüpheci bir sonuç için değil, gerekçenin içsel mi dışsal mı olduğu sorusu için kullanılır: cinin kurbanının inançları, bizimkiler kadar gerekçeli midir?
- Sosa'ya göre hayvansal bilgi, güvenilir bir yetenekle edinilen yerinde inançtır; düşünümsel bilgi ise, bu inancın yerinde olduğuna dair yerinde bir ikinci düzey inançla desteklenen bilgidir. Hayal modeline göre rüyada inanç oluşmadığı için, rüya olasılığı algısal inançlarımızın güvenliğini tehdit etmez; bu yüzden hayvansal bilgiyi tehdit etmez. Sosa'ya göre, ayrıca, hayvansal bilgi için gereken güvenlik değil yerindeliktir, ve rüya olasılığı yerindeliği tehdit etmez. Rüya argümanının bildiğimizi bilmeyi hedefleyen biçimi daha zor bir sorundur; Sosa ona da cevap verilebileceğini savunur, ama bu cevap tartışmalıdır.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Rüya argümanı nedir? | Uyanıklığı uykudan kesin işaretlerle ayırt edemediğimiz için, şu anki algısal inançlarımızın kesin olmadığını savunan argüman (Med. I). |
| Kesin işaret koşulu nedir? | Bir algısal inancın kesin olması için, deneyimin uyanık olduğunu kesin bir işaretle bilebilmek gerektiği koşulu. |
| Ressam benzetmesi neyi gösterir? | Rüya imgeleri de gerçek basit öğelerden kurulur; bu yüzden aritmetik ve geometri rüya argümanından etkilenmez. |
| Aldatıcı Tanrı varsayımı neyi hedefler? | Hem dış dünyanın varlığını hem basit ve genel doğruları, örneğin iki ile üçün toplamını; her şeye gücü yeten bir aldatıcı ya da kusurlu bir köken beni bunlarda da yanıltabilir. |
| Kötü cin varsayımı neyi hedefler? | Dış şeyleri ve bedeni, duyulara sahip olmayı da; Descartes'ın sunuşunda, alışkanlıkla dönen eski kanıları dengelemek için kurulmuş bir araçtır. |
| Anlık ve geriye dönük ayırt etme farkı nedir? | Geriye dönük: uyandıktan sonra rüyayı fark etmek; anlık: deneyim sırasında rüya olmadığını bilmek. Rüya argümanı yalnızca anlık ayırt etmeyi reddeder. |
| Descartes'ın tutarlılık ölçütü nedir? | Uyanık deneyimler bellek aracılığıyla yaşamın geri kalanıyla kesintisiz bağlanır, rüyalar bağlanmaz (Med. VI). |
| Sosa'nın hayal modeli nedir? | Rüyalar algı ve inanç değil hayal etmedir; rüyada yanlış inanç oluşmaz (2007). |
Okuma listesi
- René Descartes, İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar (1641), I. ve VI. Meditasyon. Rüya argümanı, aldatıcı Tanrı, kötü cin ve tutarlılık ölçütü.
- Zhuangzi, ikinci bölüm (Herbert Giles çevirisi, 1889). Kelebek rüyası ve düşte düş yorumlama.
- Norman Malcolm, Dreaming (1959). Rüyaların deneyim olmadığı tezi.
- Ernest Sosa, A Virtue Epistemology: Apt Belief and Reflective Knowledge, cilt I (2007), I. ders. Hayal modeli.
- Barry Stroud, The Significance of Philosophical Scepticism (1984), I. bölüm. Rüya argümanının gündelik bilgi iddialarıyla bağlantısı.
Sonraki derse köprü
Descartes'ın kötü cini, düşünen beni dış dünyadan bütünüyle ayıran bir uçurum açtı: bütün deneyimlerim, gerçek bir dünyaya değil, bir aldatıcının ürettiği yanılsamalara karşılık gelebilir. Yirminci yüzyılda bu varsayım, bilimsel bir kılığa büründü: bir laboratuvarda, besin sıvısı dolu bir kavanozda tutulan ve bir bilgisayarın, sinir uçlarına gönderdiği elektriksel uyarılarla tam olarak sıradan bir yaşamın deneyimlerini yaşatan bir beyin. Ders Ç5.6, bu kavanozdaki beyin varsayımını ve ona Amerikalı filozof Hilary Putnam'ın verdiği beklenmedik cevabı inceliyor. Putnam'a göre, sözcüklerimizin neye gönderme yaptığı, kafamızın içindekilerle değil, dünyayla nedensel ilişkimizle belirlenir; ve bu, kavanozdaki bir beynin "Ben kavanozdaki bir beynim" cümlesini söylediğinde, cümlenin yanlış olacağı sonucuna götürebilir. Ders, bir sözcüğün neye gönderme yaptığını belirlemek için Gönderim Testi adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: Bu hafta, bir anının rüyada mı yoksa gerçekte mi yaşandığından emin olamadığın, ya da bir görüntünün ya da sesin gerçek mi sahte mi olduğunu ayırt edemediğin bir an oldu mu? Kararını neye dayandırdın?