Giriş
Gaziantep'te bir lojistik firmasının sistem yöneticisi olan Pelin, bir pazar sabahı firmanın sunucularına fidye yazılımı bulaştığını fark ediyor. Saldırganlar dosyaları şifrelemiş; ama firmanın son üç aya ait yedekleri var. Ekipten Mert, en son yedeği hemen geri yüklemeyi öneriyor: "Yedeklerin çoğu sağlamdır, en yenisini yükleyelim, işe dönelim." Pelin başka bir yol seçiyor. Saldırı yazılımının sisteme ne zaman girdiğini bilmiyor; haftalarca sessiz bekleyip sonra harekete geçen türler de var. Öyleyse herhangi bir yedek, içinde uyuyan bir kopya taşıyor olabilir. Pelin, bütün yedekleri, hangisinin sağlam olduğu kanıtlanana kadar, bulaşmış sayıyor. Her yedeği, ağdan yalıtılmış bir makinede, tek tek tarıyor; yalnızca hiçbir şüphe işareti taşımayanları geri yüklüyor. Bu arada firma durmuyor: siparişler, bir hafta boyunca, kâğıt formlar ve telefonla alınıyor. Firma da Pelin de kurgudur.
Pelin'nın yöntemi, felsefe tarihinin en ünlü yöntemlerinden birinin gündelik bir karşılığıdır. Fransız filozof René Descartes, 1637'de yayımlanan Yöntem Üzerine Konuşma'da ve 1641'de yayımlanan İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar'da, yaşamı boyunca edindiği bütün inançları, en ufak bir şüphe nedeni taşıyanları tek tek ayıklamak için bir yöntem önerdi. Yöntemin ilkesi basittir ama radikaldir: en ufak bir şüphe nedeni bulunan her kanıyı, sanki açıkça yanlışmış gibi bir kenara koymak. Amaç, bir kuşkuculuk öğretisi değil, kuşkuya dayanabilen bir zemin bulmaktır. Pelin'nın amacı da, yedeklerden şüphe etmek değil, güvenle geri yükleyebileceği bir yedek bulmaktır.
Bir önceki dersteki Akademik, kavranamazlığı eylemin önünde bir engel saymıyordu; Descartes aynı ayrımı kuramın lehine kullanır: kuramda, inandırıcı olanı değil, yalnızca kesin olanı kabul eder; ama eylemde, tıpkı Akademik gibi, kesinliği beklemeden en olası olana göre davranır. Bu ders, Descartes'ın yöntemli şüphesinin yapısını inceliyor: şüphenin nasıl ve neden yöntemli olduğunu, hangi inanç kaynaklarını hangi sırayla elediğini, ve şüphe sürerken eylemin nasıl sürdüğünü. Rüya ve kötü cin argümanlarının kendisi ise bir sonraki dersin konusu; burada onları yalnızca yöntemin aşamaları olarak göreceğiz. Dersin aracı Şüphe Eleği, bir inancı üç aşamalı bir süzgeçten geçirir ve onun nerede takıldığını kaydeder.
Bu dersin kazanımları:
- Yöntemli şüpheyi, abartılı şüpheyi, şüphe nedeni ilkesini, kaynaklara saldırı stratejisini ve geçici ahlakı açıklarsın. (anla)
- Bir inanç kümesine Şüphe Eleği'ni uygulayarak her inancın hangi şüphe aşamasında elendiğini ya da hangi aşamadan geçtiğini belirlersin. (uygula)
- Yöntemli şüpheye yöneltilen "sahte şüphe", "bütün sepeti boşaltmak gereksizdir" ve "şüphe kendi aracını baltalar" itirazlarının, yöntemin değerini ne ölçüde azalttığını değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm önce yöntemli şüphenin ne olduğunu ve onu şüphecilikten ayıran özelliği, sonra yöntemin iki işletme ilkesini, en son da Descartes'ın şüpheyi eylemden ayırmak için kurduğu geçici ahlakı tanımlıyor.
Yöntemli şüphe, şüpheciliğin bir türü değil, şüpheciliği bir araç olarak kullanan bir yöntemdir. Bu ayrım, Ders Ç5.1'de gördüğümüz Hume'un öncel ve sonral şüphecilik ayrımıyla yakından ilişkilidir: Hume, Descartes'ın şüphesini, araştırmadan önce benimsenen öncel bir şüphecilik olarak anar. Pyrrhoncu şüpheci, Ders Ç5.2'de gördüğümüz gibi, eşdeğerlik bulduğunda yargıyı askıya alır ve orada kalır; askıya alma, onun için yolun sonudur. Akademik şüpheci, Ders Ç5.3'te gördüğümüz gibi, kavranamazlığı kabul eder ve inandırıcı olana göre yaşar. Descartes için ise şüphe, yolun başıdır: şüpheyi, ona dayanamayan her şeyi elemek için kullanır, ve elekten geçen bir şey kalırsa, onu bilginin temeli yapar. Bu yüzden Descartes'ın şüphesi, sonucu açısından şüpheciliğin tersidir: şüpheci şüpheden bilgisizliğe, Descartes ise şüpheden kesinliğe gitmeyi amaçlar.
Descartes, şüphesini kademeli olarak genişletir. Gündelik şüphe, duyuların bazen, örneğin uzak ya da çok küçük nesneler söz konusu olduğunda, yanılttığı gözlemine dayanır. Daha geniş bir şüphe, rüya olasılığına dayanır: uyanıkken yaşadığımız düşüncelerin aynısı uykuda da yaşanabilir. En geniş şüphe ise, kökeni hakkında hiçbir şey bilmediğimiz yetilerimizin, en basit akıl yürütmelerde bile bizi yanıltacak biçimde kurulmuş olabileceği olasılığına, ve Meditasyonlar'da, bizi her şeyde aldatmaya çalışan güçlü bir kötü cin varsayımına dayanır. Bu son aşama, abartılıdır: Descartes, bu olasılıkların gerçek olduğunu düşünmez, ama onları dışlamanın bir yolunu da bulamaz. Descartes'ın kendisi "abartılı" sıfatını daha geniş kullanır: altıncı meditasyonda abartılı şüphelerin başına rüya şüphesini koyar. Bu ders terimi dar anlamda, yalnızca son aşama için kullanıyor. Abartılı şüphenin işlevi, gündelik şüphenin bıraktığı her şeyi de sınamaktır. Descartes, Meditasyonlar'ın altıncı bölümünün sonunda, bu abartılı şüpheleri "gülünç" diye niteler; ama yöntemin ortasında, onlar gülünç değil, gereklidir.
Bu ilke, Descartes'ın yöntemini şüpheciliğin geleneksel argümanlarından ayıran en önemli unsurdur. Bir önceki iki derste gördüğümüz şüpheciler, bir inancı askıya almak için ona eşit güçte bir karşıt neden ararlardı: Pyrrhoncu eşdeğerlik, Akademik ise ayırt edilemezlik. Descartes'ın ilkesi çok daha az şey ister: karşıt nedenin eşit güçte olması gerekmez; yalnızca bir şüphe nedeni bulunması yeter. Meditasyonlar'ın birinci bölümünde Descartes bunu açıkça söyler: aklı ona, tam olarak kesin ve kuşku götürmez olmayan şeylere de, açıkça yanlış olanlara olduğu kadar özenle onay vermekten kaçınmak gerektiğini öğretmektedir; ve hepsini reddetmek için, her birinde bir şüphe nedeni bulmak yeterli olacaktır. Meditasyonlar'ın birinci bölümünde Descartes, eski kanılarına alışkanlıkla bağlı olduğu için, iradesini tam ters yöne çevirip onları bir süre bütünüyle yanlış ve hayalî sayacağını söyler; ta ki, iki yandaki önyargıların ağırlıkları eşitlenene kadar. Bu imge, ilginç biçimde, Pyrrhoncunun terazisine benzer; ama Descartes'ta terazi, bir sonuç değil, bir düzeltmedir: önyargılar bir kefeye yük bindirdiği için, öteki kefeye yapay bir ağırlık konur.
Descartes, bütün inançlarını tek tek gözden geçirmenin sonsuz bir iş olacağını fark eder. Bu yüzden, Ders Ç3.2'de gördüğümüz gibi, yapının temellerine saldırır: temel oyulduğunda, üzerine kurulmuş her şey kendiliğinden çöker. Bu strateji, Pelin'nın yedeklere yaklaşımında da görülür: Pelin, her dosyayı tek tek açıp incelemek yerine, yedekleri, yani dosyaların kaynağını, sınar. Stratejinin gücü, verimliliğidir; zayıflığı, bir kaynağın bazen yanıltmasından bütün ürünlerinin şüpheli olduğu sonucuna atlamasıdır. Descartes bu atlamanın farkındadır: Meditasyonlar'da, duyuların bazen yanılttığı gözleminin, onlara hiç güvenmemek için yeterli olmayabileceğini kendisi de kabul eder ve bu yüzden şüphesini rüya ve kötü cin aşamalarına genişletir.
Yöntem Üzerine Konuşma'nın üçüncü bölümünde Descartes, bir evi yeniden inşa ederken, inşaat sürerken içinde rahatça oturulacak başka bir ev bulmak gerektiğini söyler. Geçici ahlak, bu ikinci evdir. Birinci kural, ülkenin yasalarına ve göreneklerine uymak, ve her konuda, aralarında yaşadığı en akıllı kişilerin uygulamada benimsediği en ılımlı görüşleri izlemektir. Bu kural, Ders Ç5.2'de gördüğümüz Sextus'un dörtlü rehberindeki gelenek kaynağına şaşırtıcı biçimde benzer. İkinci kural, eylemde olabildiğince kararlı olmak, bir kez benimsenen en şüpheli görüşlere bile, çok kesinmiş gibi bağlı kalmaktır. Descartes bu kuralı ormanda yolunu kaybetmiş yolcularla açıklar: yolcular, bir oraya bir buraya dolanmamalı, bir yerde de durmamalı; seçtikleri yöne, olabildiğince dümdüz, yürümelidir. Böylece istedikleri yere varmasalar da, en azından, büyük olasılıkla ormanın ortasından daha iyi bir yere varırlar. Pelin'nın firması da, yedekler sınanırken, kâğıt formlarla ve telefonla çalışarak, bu ikinci evde oturur.
Argüman
Bu bölüm, Descartes'ın yöntemli şüphesinin mantığını, Yöntem Üzerine Konuşma ve Meditasyonlar'daki ifadelerinden yola çıkarak yeniden kuruyor.
- Araştırmanın amacı, bilimlerde sağlam ve kalıcı bir yapı kurmaktır.
- Sağlam ve kalıcı bir yapının temeli, hiçbir şüphe nedeni taşımayan, yani kesin olan inançlardan oluşmalıdır.
- Bir inancın kesin olup olmadığını sınamak için, onun hakkında en ufak bir şüphe nedeni bulunup bulunmadığına bakmak yeterlidir.
- İnançları tek tek sınamak sonsuz bir iştir; ama inançlar, birkaç kaynağa, yani duyulara, belleğe ve akıl yürütmeye dayanır.
- Bir kaynak hakkında bir şüphe nedeni bulunursa, yalnızca o kaynağa dayanan bütün inançlar, araştırma süresince, yanlışmış gibi dışlanır.
- Kuramsal araştırma, eylemden ayrılabilir: eylem, kesinliği beklemeden en olası olana göre sürdürülebilir.
Sonuç: Yöntemli şüphe, en ufak bir şüphe nedeni taşıyan her inancı, eylemi felç etmeden, araştırmadan geçici olarak dışlar; bu elemeden geçen bir inanç kalırsa, o, bilgi yapısının temeli olabilir. Descartes'a göre böyle bir inanç vardır: düşündüğüm sürece var olduğum.
Birinci öncül, Descartes'ın amacını tanımlıyor ve bir değer yargısıdır: sağlam ve kalıcı bir yapı, Descartes için, gündelik bir inanç kümesinden daha değerlidir. İkinci öncül, bu amacı bir ölçüte dönüştürüyor: sağlam bir yapı, sarsılmaz bir temel ister. Bu öncül, Ders Ç3.2'de incelenen klasik temelciliğin özüdür. Üçüncü öncül, yöntemin işletme ilkesidir ve şüphe nedeni ilkesini dile getirir. Dördüncü ve beşinci öncüller, kaynaklara saldırı stratejisini kuruyor. Altıncı öncül ise, yöntemin pratik koşuludur: Descartes, Meditasyonlar'ın birinci bölümünde, kendi şüphesinden hiçbir tehlike ya da yanılgı doğmayacağını, çünkü şu an eylemle değil yalnızca bilgiyle uğraştığını açıkça söyler.
En tartışmalı öncül: Beşinci öncül, özellikle "yanlışmış gibi" ifadesi. Şüpheli bir inancı araştırmadan dışlamak bir şeydir; onu yanlış saymak başka bir şey. Yöntem Üzerine Konuşma'da Descartes, en ufak bir şüphe nedeni bulunan bütün kanıları "kesinlikle yanlış" olarak reddetmesi gerektiğini düşündüğünü yazar. Ama bir inancın şüpheli olması, onun yanlış olduğunu göstermez; ve bir inancı yanlış saymak, onun değilini doğru saymak demektir. Bu, şüpheyi bir çeşit ters dogmaya dönüştürme tehlikesi taşır. Descartes'ın kendi gerekçesi, önyargıların ağırlığını dengelemek için bu yapay ağırlığın gerektiğidir; ama bu gerekçenin bir epistemik ilke mi, yoksa bir psikolojik teknik mi olduğu tartışmalıdır. Bu sorunun bir yanı, yani sağlam inançların da dışlanması, İtiraz 2'de ele alınıyor; "yanlış saymak" ile "onay vermemek" arasındaki fark ise açık bir sorudur. Meditasyonlar'ın kendi ifadesi daha yumuşaktır: orada Descartes, onaydan kaçınmaktan söz eder; Konuşma'daki "kesinlikle yanlış olarak reddetmek" ifadesiyle bu ifade arasındaki fark, sorunun tam yeridir.
İtirazlar ve cevaplar
Aşağıdaki itirazlar, yöntemli şüphenin dört farklı noktasını hedef alıyor: şüphenin içtenliğini, bütün inançları dışlamanın gerekliliğini, şüphenin kendi aracını, yani aklı, baltalayıp baltalamadığını, ve kesinlik talebinin kendisini.
İtiraz 1: Bu sahte bir şüphedir
Amerikalı filozof Charles Sanders Peirce, 1868'de yayımlanan "Some Consequences of Four Incapacities" makalesinde, Descartes'ın evrensel şüphesinin bir kendini kandırma olduğunu savundu: felsefeye, sahip olduğumuz bütün önyargılarla başlarız, ve bir maksimle bu önyargılardan kurtulamayız. Peirce'e göre, yüreğimizde şüphe etmediğimiz bir şeyden felsefede şüphe ediyormuş gibi yapmamalıyız. Peirce'in bakışıyla, Descartes elinin olduğundan gerçekten şüphe etmez; yalnızca şüphe ediyormuş gibi yapar. Sahte bir şüphe ise, gerçek bir araştırmayı başlatamaz.
Cevap: Peirce'in itirazı, yöntemli şüphenin doğasını doğru teşhis eder ama değerini yanlış ölçer. Descartes'ın şüphesi gerçekten psikolojik bir şüphe değildir; Meditasyonlar'ın birinci bölümünde Descartes da, eski kanılarının oldukça olası kalmaya devam ettiğini ve alışkanlıkla, neredeyse iradesine karşın, sürekli geri döndüğünü yazar; ama aynı yerde şüphesinin sağlam ve düşünülmüş gerekçelere dayandığını da söyler. Yöntemli şüphe, bir zihin durumu değil, bir sınama prosedürüdür: bir inancın kesin olup olmadığını sorarken, kişinin ona ne kadar güvendiği değil, onun hakkında bir şüphe nedeni bulunup bulunmadığı önemlidir. Pelin da, yedeklerin çoğunun büyük olasılıkla sağlam olduğuna içtenlikle inanır; ama onları bulaşmış saymak, onun inancı değil, yönteminin bir kuralıdır. Peirce'in itirazının haklı yanı, bu prosedürün sonuçlarının sınırlı olmasıdır: yöntemli şüphe, bize bir inancın kesin olmadığını gösterebilir, ama onu terk etmemiz için bir neden vermez. Peirce'e göre gerçek araştırma, gerçek bir şüpheden, yani bir inancın deneyimle çatışmasından başlar. Descartes ise araştırmanın başka bir türünü, temel arayışını, amaçlar. İki filozof, farklı araştırma kavramları kullanır; ve itiraz, Descartes'ın araştırmasının gündelik ya da bilimsel araştırmanın modeli olamayacağını gösterir, ama onun kendi amacına uygun olmadığını göstermez.
İtiraz 2: Bütün sepeti boşaltmak gereksizdir
Descartes'ın yöntemi, şüpheli bir inanç kaynağına dayanan bütün inançları dışlar. Ama bu inançların çoğu, büyük olasılıkla doğrudur. Bir kaynağın bazen yanılmasından onun bütün ürünlerini dışlamak, sağlam olanları da çürüklerle birlikte atmak demektir. Daha ölçülü bir yöntem, şüpheli inançları tek tek belirleyip yalnızca onları dışlamak olmaz mıydı?
Cevap: Descartes, bu itiraza en ünlü cevabını, Meditasyonlar'a yöneltilen itirazlardan yedincisine, Cizvit Pierre Bourdin'in itirazlarına, verdiği cevapta bir benzetmeyle verir. Bir kişinin elinde bir sepet elma vardır ve bazılarının çürük olmasından, çürüklerin sağlamları da bozmasından korkar. Bunu önlemenin yolu nedir? Sepeti tümüyle boşaltmak, sonra elmaları tek tek inceleyip yalnızca sağlam olanları geri koymaktır. Descartes'a göre, inançlarını hiç sınamadan edinmiş biri için de aynı şey geçerlidir: hangi inançların çürük olduğunu önceden bilemediği için, hepsini bir kenara koymalı, sonra yalnızca sınamadan geçenleri geri almalıdır. Bu cevabın gücü, çürüklüğün yayılması imgesindedir: yanlış bir inanç, ondan çıkarılan başka inançları da bozar. Pelin'nın durumu, benzetmeye tam olarak uyar: bulaşmış bir yedek, geri yüklendiğinde, sağlam dosyaları da yeniden şifreleyebilir. Ama benzetmenin bir sınırı da vardır. Elmalar, sepetin dışında incelenebilir; inançlar ise, ancak başka inançlar kullanılarak sınanabilir. Bütün inançlar sepetten çıkarıldığında, onları sınamak için ne kalır? Bu soru, İtiraz 3'ün konusu.
İtiraz 3: Şüphe kendi aracını baltalar
Descartes, abartılı şüphenin son aşamasında, en basit akıl yürütmelerde bile yanılabileceğini varsayar. Ama inançlarını sınamak için akıl yürütmeyi kullanmak zorundadır. Akıl yürütmeden şüphe eden biri, şüphesini yürütmek için hangi aracı kullanacaktır? Hume, Ders Ç5.1'de okuduğumuz pasajda, bu itirazı açıkça dile getirir: yetilerimizden şüphe ediyorsak, onların güvenilirliğini yine onları kullanarak kanıtlayamayız; Descartes'ın şüphesi, gerçekten uygulanabilseydi, tedavisiz olurdu.
Cevap: Bu itiraz, yöntemli şüphenin en ciddi sorununa işaret eder ve Descartes'ın onu tam olarak çözüp çözmediği tartışmalıdır. Descartes'ın cevabı, şüphenin her anda her şeyi kapsamadığıdır. Şüphe süreci boyunca, şüphe etmekte olduğu anda kendisine açıkça görünen bazı şeyler, örneğin düşündüğü sürece var olduğu, şüpheden etkilenmez. Yöntem Üzerine Konuşma'nın dördüncü bölümünde Descartes, her şeyin yanlış olduğunu düşünmek isterken, bunu düşünen kendisinin bir şey olması gerektiğini fark ettiğini yazar. Bu, şüphenin kendi kendini sınırladığı noktadır: şüphe eylemi, şüphe edenin varlığını gerektirir. Ama Hume'un itirazı, bu tek kesinlikten öteye geçmek için Descartes'ın neye dayandığını sorar. Descartes, sonraki meditasyonlarda, açık ve seçik algının güvenilirliğini, aldatıcı olmayan bir Tanrı'nın varlığıyla temellendirir; ama Tanrı'nın varlığını kanıtlamak için de açık ve seçik algıya dayanır. Bu döngü, Descartes'ın çağdaşı Antoine Mersenne'in ve özellikle Arnauld'un itirazlarından beri "Kartezyen döngü" adıyla tartışılır. Döngünün kaçınılmaz olup olmadığı tartışmalıdır; ama itiraz, yöntemli şüphenin bir temel bulabileceğini, o temelin üzerine bir yapı kurmanın ise ayrı ve daha zor bir iş olduğunu gösterir.
İtiraz 4: Kesinlik talebi fazla yüksektir
Descartes'ın yöntemi, yalnızca hiçbir şüphe nedeni taşımayan inançları temel olarak kabul eder. Ama bu ölçüt, neredeyse hiçbir inancın karşılayamayacağı kadar yüksektir. Bilimsel bilgimizin büyük kısmı, yanılabilir ama son derece güvenilir inançlardan oluşur. Kesinlik talep eden bir yöntem, ya hiçbir şey bulamaz ya da bulduğu şeyin üzerine bir yapı kuramaz.
Cevap: İtiraz, Ders Ç3.2'de klasik temelciliğe yöneltilen eleştiriyi yöntemli şüpheye uygular ve büyük ölçüde haklıdır. Descartes'ın yöntemi, gerçekten de çok az şey bulur: düşünen bir benin varlığı, ve belki de kendi düşüncelerinin içeriği. Bu dar temelden dış dünyaya geçiş, İtiraz 3'ün gösterdiği gibi, Kartezyen döngü sorunuyla karşılaşır. Ama yöntemin değeri, bulduğu temelin genişliğinde değil, sınadığı ölçütün açıklığındadır. Descartes'ın yöntemi, bir inancın hangi koşulda kesin sayılabileceğini açıkça tanımlar; ve bu tanım, bilgimizin büyük kısmının bu koşulu karşılamadığını gösterir. Bu, bir başarısızlık değil, bir keşiftir: bilgimizin yanılabilir olduğunu, ve eğer bilgi kesinlik gerektiriyorsa, çok az şey bildiğimizi gösterir. Bu keşfin iki olası sonucu vardır. Birincisi, şüpheci sonuçtur: bilgi kesinlik gerektirir, öyleyse çok az şey biliriz. İkincisi, yanılabilirci sonuçtur: bilgi kesinlik gerektirmez, öyleyse Descartes'ın ölçütü bilgi için değil, başka bir şey, örneğin mutlak kesinlik için, geçerlidir. Bu ikinci sonuç, Ders Ç5.18'de ayrıntılı ele alınacak. Descartes'ın kendisi, Meditasyonlar'ın son cümlesinde, eylemin zorunluluğu böyle titiz bir incelemeye her zaman zaman tanımadığı için insan yaşamının tek tek şeyler konusunda sık sık yanılgıya açık olduğunu ve doğamızın zayıflığını kabul etmek gerektiğini yazar.
Örnekler
Örnek 1: Pelin'nın yedekleri (kurgu)
Pelin'nın yöntemi, Descartes'ın yönteminin bütün öğelerini taşır, ama bir noktada ondan ayrılır. Şüphe nedeni ilkesi: Pelin, bir yedeğin bulaşmış olduğunu kanıtlamaz; yalnızca, saldırının giriş zamanı bilinmediği için, her yedeğin bulaşmış olabileceğini görür; bu, onu dışlamak için yeterlidir. Kaynaklara saldırı: Pelin, dosyaları tek tek değil, yedekleri, yani dosyaların kaynağını, sınar. Elma sepeti: Pelin, bütün yedekleri bir kenara koyar ve yalnızca sınamadan geçenleri geri yükler. Geçici ahlak: firma, yedekler sınanırken, kâğıt formlarla ve telefonla çalışmaya devam eder; Pelin, eylemi, kuramsal kesinliği beklemeden sürdürür. Ama Pelin'nın yöntemi, Descartes'ınkinden önemli bir noktada ayrılır: Pelin'nın şüphesi abartılı değildir. Pelin, yedekleri tarayan yazılımın kendisinin de bulaşmış olabileceğini, ya da kendi gözlerinin onu yanıltabileceğini varsaymaz. Onun şüphesi, belirli bir tehlikeye, yani fidye yazılımına, dayanır ve o tehlikeyi dışlayan bir sınamayla son bulur. Descartes'ın şüphesi ise, belirli bir tehlikeye değil, mantıksal olasılığa dayanır; bu yüzden, sınamanın kendisini de kapsar. Bu fark, yöntemli şüphenin gündelik uygulamalarının, her zaman bir noktada, sınanmamış bir araca, örneğin tarama yazılımına, güvenmek zorunda olduğunu gösterir. Descartes'ın abartılı şüphesi, tam da bu son güveni sorgular; ve bu yüzden gündelik yöntemlerden daha derin ama daha zor bir sorunla karşılaşır.
Örnek 2: Ormanda yolunu kaybeden yolcular
Yöntem Üzerine Konuşma'nın üçüncü bölümündeki ikinci geçici ahlak kuralı, Descartes'ın kuram ile eylem arasındaki ayrımının en canlı imgesidir. Ormanda yolunu kaybetmiş yolcular, hangi yönün çıkışa götürdüğünü bilemez. Pyrrhoncu bir yolcu, hangi yönün doğru olduğu konusunda yargısını askıya alır, ama Ders Ç5.2'deki dörtlü rehber gereği, görünüşe ve alışkanlığa uyarak yürür. Akademik bir yolcu, yönleri inandırıcılık bakımından derecelendirir ve en inandırıcı olanı seçer. Descartes'ın yolcusu ise, bir yönü, belki yalnızca rastlantıyla, seçer ve ona, sanki kesinmiş gibi, dümdüz bağlı kalır; küçük nedenlerle yön değiştirmez. Descartes, bu kuralın gerekçesini açıkça verir: eylemde çoğu zaman beklemeye izin verilmez; doğruyu belirlemek elimizde değilse, en olası olanı izlemeliyiz; ve bir görüşü ötekinden daha olası bulmasak bile, birini seçip uygulamada artık şüpheli değil, açıkça doğru ve kesin saymalıyız, çünkü seçimimizi belirleyen gerekçe, büyük olasılıkla eylemin zorunluluğu, kesindir. Bu kural, Akademik inandırıcılık kuramından iki noktada ayrılır. Birincisi, Descartes, inandırıcılık bakımından bir fark bulunmadığında bile seçim yapmayı önerir. İkincisi, bir kez seçildikten sonra, seçilen yolu sürekli yeniden tartmak yerine, kararlılıkla izlemeyi önerir. Descartes'a göre bu kural, kararsız zihinleri bir gün bir yolu en iyi sayıp ertesi gün bırakmaya iten pişmanlık ve vicdan azabından kurtarır.
Örnek 3: Bourdin ve elma sepeti
Descartes, Meditasyonlar'ı yayımlamadan önce el yazmasını Mersenne aracılığıyla çeşitli düşünürlere gönderdi ve altı takım itirazı, cevaplarıyla birlikte, 1641 baskısına koydu. Yedinci itirazlar, Cizvit matematikçi Pierre Bourdin'e aitti ve ancak 1642'deki ikinci baskıya eklendi ve yöntemli şüpheyi sert bir dille eleştiriyordu. Bourdin'in uzun itirazlarının ana çizgilerinden birine göre, her şeyi yanlış saymakla işe başlayan biri, hiçbir şeye ulaşamaz; çünkü elindeki bütün araçları, yani bütün ilkeleri, baştan atmıştır. Descartes'ın cevabındaki elma sepeti benzetmesi, İtiraz 2'de ele alındı; burada önemli olan, benzetmenin Bourdin'in itirazına ne kadar uyduğudur. Bourdin'in itirazı, aslında İtiraz 3'e daha yakındır: sepetteki bütün elmaları çıkardığınızda, sağlamları ayırt etmek için hangi ölçütü kullanacaksınız? Descartes'ın benzetmesi, elmaların sepetin dışında, gözle incelenebildiğini varsayar. Ama inançlar için böyle bir dış bakış noktası yoktur; inançları sınamak için, başka inançlara, ya da en azından bir ölçüte, ihtiyaç vardır. Descartes'ın cevabı, bu ölçütün açık ve seçik algı olduğudur; ve bu ölçüt, ilk olarak, düşünen benin varlığında kendini gösterir. Bourdin ile Descartes arasındaki tartışma, bu yüzden, yöntemli şüphenin en derin sorusunu açığa çıkarır: bütün inançlar askıya alındığında, onları yeniden kabul etmek için kullanılan ölçüt, şüpheden nasıl muaf tutulabilir?
Araç kartı: Şüphe Eleği
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir inancın, Descartes'ın kademeli şüphe aşamalarından hangisinde elendiğini ya da hangisinden geçtiğini belirleyerek, inancın ne kadar sağlam bir temele dayandığını görünür kılar. |
| Adımlar | 1) İnancı tek cümleyle yaz. 2) Kaynağını belirle: duyu, bellek, tanıklık, akıl yürütme, içebakış. 3) Birinci elek, gündelik şüphe: bu kaynak, bu tür koşullarda, örneğin uzaklık, kötü ışık, yorgunluk altında, bilinen biçimde yanıltır mı? 4) İkinci elek, rüya ve benzeri durumlar: inancın içeriği, kişi uyumuş, sarhoş ya da yanılsama içindeyken de aynen yaşanabilir mi? 5) Üçüncü elek, abartılı şüphe: yetilerin kendisi, ya da güçlü bir aldatıcı, bu inancı en basit durumda bile yanlış kılabilir mi? 6) İnancın hangi elekte takıldığını yaz; hiçbirinde takılmıyorsa, nedenini yaz. 7) Eylem için ayrı bir not düş: inanç elekte takılsa bile, eylemde hangi kurala göre davranılacağını belirle. |
| Ne zaman kullanılır | Bir bilgi iddiasının ne kadar sağlam olduğunu derinlemesine sınamak istediğinde; bir sistemin, örneğin bir veri tabanının ya da bir kayıt düzeninin, hangi güven varsayımlarına dayandığını belirlerken; kesinlik ile yüksek olasılık arasındaki farkı görmek için. |
| Sınırı | Araç, bir inancın kesin olmadığını gösterir, ama onu terk etmek için bir neden vermez; üçüncü elekten geçen inanç neredeyse yoktur. Ayrıca araç, eleklerin kendisini uygulamak için kullanılan akıl yürütmenin de üçüncü elekte takılabileceği sorununu, Kartezyen döngünün de beslendiği sorunu, çözmez. |
| 5K kapısı | Kesinlik |
Özet
- Yöntemli şüphe, şüpheciliği bir araç olarak kullanır: şüpheden geçen bir temel arar; şüphe, onun için varış değil çıkış noktasıdır.
- Şüphe nedeni ilkesi, bir inancı dışlamak için eşit güçte bir karşıt neden değil, en ufak bir şüphe nedeni yeter der; bu, Pyrrhoncu ve Akademik yöntemlerden daha az şey ister.
- Descartes, inançları tek tek değil, kaynaklarına saldırarak sınar; şüphesini gündelik şüpheden rüya olasılığına ve abartılı şüpheye doğru genişletir.
- Geçici ahlak, kuramsal şüphe sürerken eylemin yasalara, göreneklere ve kararlılığa dayanmasını sağlar; ormandaki yolcular bir yönü seçip ona bağlı kalır.
- Elma sepeti benzetmesi, bütün inançları bir kenara koymayı savunur; ama inançları sınamak için kullanılan ölçütün şüpheden nasıl muaf tutulacağı sorusu, Kartezyen döngü sorununa götürür.
- Şüphe Eleği, bir inancın hangi şüphe aşamasında elendiğini belirleyerek, kesinlik ile yüksek güvenilirlik arasındaki farkı görünür kılar.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Descartes'ın yöntemli şüphesinin en yoğun özeti, Meditasyonlar'dan dört yıl önce yayımlanan Yöntem Üzerine Konuşma'nın dördüncü bölümünün açılışındadır. Descartes burada, eylem için önceki bölümde benimsediği kuralın tam tersini, kuramsal araştırma için benimsediğini söyler:
Uygulama bakımından, çok belirsiz olduğunu bildiğimiz kanıları bazen şüpheden uzakmış gibi benimsemek gerektiğini uzun zaman önce fark etmiştim, daha önce söylendiği gibi; ama o sırada yalnızca hakikati araştırmaya kendimi vermek istediğim için, bunun tam tersi bir yolun gerektiğini düşündüm: en ufak bir şüphe nedeni varsayabileceğim bütün kanıları kesinlikle yanlış olarak reddetmeliydim, bunun ardından inancımda tümüyle şüphe götürmez bir şey kalıp kalmadığını görmek için. Böylece, duyularımız bizi bazen aldattığı için, hiçbir şeyin onların bize sunduğu gibi olmadığını varsaymaya razı oldum; ve bazı insanlar, en basit geometri konularında bile, akıl yürütürken yanılıp yanlış çıkarımlara düştüğü için, ben de herkes kadar yanılabileceğime inanarak, şimdiye kadar kanıt saydığım bütün akıl yürütmeleri yanlış diye reddettim.
Bu pasajın en dikkat çekici özelliği, kuram ile eylem arasındaki açık karşıtlıktır. Descartes, eylem için, belirsiz kanıları şüpheden uzakmış gibi benimsemenin bazen gerektiğini kabul eder; bu, Örnek 2'deki ormandaki yolcuların kuralıdır. Kuramsal araştırma için ise, tam tersini önerir: şüpheli olanı, yanlış gibi reddetmek. İki kural, birbirinin aynadaki görüntüsüdür. Eylemde, belirsiz olan kesinmiş gibi; kuramda, belirsiz olan yanlışmış gibi muamele görür. Bu simetri, Descartes'ın yönteminin tutarlılığını gösterir: aynı kişi, aynı anda, hem kararlı bir eylemci hem de radikal bir şüpheci olabilir, çünkü iki tutum farklı alanlarda işler.
Pasajın ikinci özelliği, şüphenin kademeli ilerleyişidir. Descartes önce duyulardan, sonra akıl yürütmeden şüphe eder; aynı cümlenin son halkasında da, uyanıkken yaşadığımız düşüncelerin uykuda da yaşanabileceği gözlemine geçer. Her aşama, bir kaynağı hedef alır ve o kaynağa dayanan bütün inançları birlikte dışlar. Akıl yürütmeden şüphenin gerekçesi özellikle ilginçtir: Descartes, akıl yürütmenin ilke olarak güvenilmez olduğunu değil, bazı insanların bazen yanıldığını, ve kendisinin de herkes kadar yanılabileceğini söyler. Bu, şüphe nedeni ilkesinin açık bir uygulamasıdır: bir kaynağın bazen yanılması, onun bütün ürünlerini araştırmadan dışlamak için yeterli bir şüphe nedenidir.
Pasajın üçüncü özelliği, şüphenin amacının açıkça belirtilmesidir: "inancımda tümüyle şüphe götürmez bir şey kalıp kalmadığını görmek için." Bu ifade, yöntemli şüpheyi, Ders Ç5.2'deki Pyrrhoncu askıya almadan ve Ders Ç5.3'teki Akademik kavranamazlıktan ayırır. Descartes, şüpheyi bir sonuç olarak değil, bir sınama olarak kullanır; ve sınamanın bir sonucu olabileceğini, yani bir şeyin şüpheye dayanabileceğini umar. Pasajın devamında bu umut gerçekleşir: her şeyin yanlış olduğunu düşünmek isterken, bunu düşünen kendisinin bir şey olması gerektiğini fark eder. Bu ilk kesinlik, Ders Ç3.2'de klasik temelciliğin örnek temel inancı olarak incelenmişti; burada önemli olan, onun şüphenin kendisinden doğmasıdır.
Teknik ayrıntı
Şüphe nedeninin mantıksal gücü. Descartes'ın şüphe nedeni ilkesi, şüpheci argümanların geleneksel yapısından daha zayıf bir öncül kullanır. Pyrrhoncu, bir p önermesi için, p'nin değilini destekleyen eşit güçte bir neden ister; Akademik, p'yi destekleyen izlenimden ayırt edilemeyen ve p'nin değilini destekleyen bir izlenimin mümkün olmasını ister. Descartes ise yalnızca, p'nin yanlış olabileceği bir senaryonun tasarlanabilir ve mevcut kanıtla dışlanamaz olmasını ister. Bu senaryonun olası, hatta makul olması gerekmez. Mantıksal olarak, Descartes'ın ölçütü şöyle ifade edilebilir: bir inanç ancak, kişinin mevcut kanıtıyla tutarlı ve inancı yanlış kılan hiçbir senaryo yoksa kesindir. Bu ölçüt, bilginin yanılmazlık gerektirdiği görüşünün bir biçimidir; ve bu görüşü kabul eden herkes, Descartes'ın eleklerinden geçen inançların sayısının çok az olduğunu kabul etmek zorundadır. Ders Ç5.18'de incelenecek yanılabilircilik, bu ölçütü bilginin ölçütü olarak reddeder.
Kaynakların hiyerarşisi. Descartes'ın şüphe aşamaları, inanç kaynaklarını belirli bir sırayla sınar ve her aşama bir öncekinden daha geniş bir alanı kapsar. Birinci aşama, duyuların bazı koşullarda yanılttığı gözlemine dayanır ve yalnızca bu koşullardaki duyu inançlarını vurur: uzaktaki bir kulenin biçimi, ama elimdeki kâğıdın varlığı değil. İkinci aşama, rüya olasılığına dayanır ve bütün duyu inançlarını vurur: elimdeki kâğıdı da rüyada görüyor olabilirim. Ama Meditasyonlar'da Descartes, rüyaların bile, renkler, biçimler, sayılar gibi basit öğelerden kurulduğunu ve aritmetik ile geometrinin, uyanık da olsam uyuyor da olsam doğru olduğunu not eder. Üçüncü aşama, her şeye gücü yeten bir Tanrı'nın ya da kusurlu bir kökenin, iki ile üçü toplarken bile beni yanıltabileceği düşüncesine dayanır ve bu basit öğeleri de vurur; kötü cin varsayımı ise bu şüpheyi akılda tutmanın aracı olarak hemen ardından gelir. Konuşma'daki sıra farklıdır: orada duyulardan sonra akıl yürütme, en son rüya gelir. Her aşama, bir öncekinden geçen inançları sınar. Bu hiyerarşi, Şüphe Eleği'nin yapısını belirler: üç elek, giderek incelen bir süzgeç gibi işler. Rüya ve kötü cin argümanlarının kendi güçleri ve sınırları, Ders Ç5.5'te ayrıntılı ele alınacak.
Kuram ve eylem ayrımının mantığı. Descartes'ın kuram ile eylem arasındaki ayrımı, iki farklı karar kuralı olarak ifade edilebilir. Kuramsal kural: bir inanç, kesin değilse, araştırmanın temeline alınmaz. Eylem kuralı: bir eylem, kesinlik beklenmeden, en olası seçeneğe göre yapılır; olasılıkların eşit olduğu durumda bile bir seçim yapılır ve kararlılıkla izlenir. Bu iki kural, farklı amaçlara hizmet eder: kuramsal kural, bir bilgi yapısının sağlamlığını; eylem kuralı, bir yaşamın sürekliliğini korur. Ayrımın tutarlı olabilmesi için, iki alanın gerçekten ayrılabilir olması gerekir. Ama bazı durumlarda, örneğin bir hekimin tanı koyarken, kuramsal bir yargı doğrudan bir eyleme dönüşür. Bu tür durumlarda, Descartes'ın iki kuralı çatışabilir: kuramsal kural, tanıyı askıya almayı; eylem kuralı, en olası tanıya göre tedaviye başlamayı ister. Descartes'ın cevabı, kuramsal kuralın yalnızca bilimlerin temellerini kurmak için, yaşamın bütünü için değil, geçerli olduğudur.
Güncel tartışma
Descartes'ın yöntemli şüphesinin çağdaş değerlendirmesinde en etkili tartışmalardan biri, Peirce'in İtiraz 1'de anılan eleştirisinden doğan pragmatist gelenekle ilgilidir. Peirce, gerçek araştırmanın, bir inancın deneyimle çatışmasından doğan gerçek bir şüpheyle başladığını, ve bu şüphenin, yeni bir inanca ulaşıldığında sona erdiğini savundu. Bu görüşe göre, şüphe her zaman yerel ve belirlidir: bir inancın neden şüpheli olduğu, somut bir nedene dayanır. Descartes'ın evrensel şüphesi ise, somut bir nedene değil, mantıksal olasılığa dayanır; ve Peirce'e göre bu yüzden gerçek bir şüphe değildir. Bu eleştiri, sonradan Wittgenstein'ın Kesinlik Üstüne'deki düşünceleriyle birleşti: şüphe etmek için de bazı şeylerin şüphe dışında tutulması gerekir. Wittgenstein'ın bu düşüncesi, Ders Ç5.12'de menteşe epistemolojisi incelenirken ayrıntılı ele alınacak.
İkinci bir tartışma, Descartes'ın yönteminin ve sonuçlarının ne ölçüde birbirinden ayrılabileceğiyle ilgilidir. İngiliz filozof Bernard Williams, 1978'de yayımlanan Descartes: The Project of Pure Enquiry kitabında, Descartes'ın araştırmasını "saf araştırma" olarak niteledi: pratik kaygılardan bağımsız olarak yalnızca hakikati arayan bir araştırma. Williams'a göre bu araştırma türü, gündelik ya da bilimsel araştırmadan farklıdır ve kendi özel koşulları vardır; Descartes'ın kuram ile eylem arasındaki ayrımı, bu saf araştırmanın imkânının koşuludur. Bu okuma, İtiraz 1'e verilen cevabı destekler: Descartes'ın şüphesi, gündelik bir şüphe değil, saf araştırmanın bir aracıdır.
Üçüncü bir tartışma, yöntemli şüphenin günümüzdeki uygulamalarıyla ilgilidir. Bilgisayar güvenliğinde, "sıfır güven" (zero trust) adı verilen bir mimari ilkesi, ağın içindeki hiçbir kullanıcıya ya da cihaza varsayılan olarak güvenilmemesini, her erişim isteğinin ayrı ayrı doğrulanmasını önerir. Bu ilke, Descartes'ın yöntemine yüzeysel olarak benzer: bir kaynağa, sınanmadıkça güvenilmez. Ama Örnek 1'in gösterdiği gibi, bu tür uygulamalar Descartes'ın yönteminden önemli bir noktada ayrılır: doğrulama aracının kendisine, yani kimlik doğrulama sistemine ya da şifreleme algoritmasına, güvenirler. Descartes'ın abartılı şüphesi ise, tam da bu son güveni sorgular. Bu fark, yöntemli şüphenin pratik bir araç olarak her zaman bir noktada durmak zorunda olduğunu, ve bu durma noktasının seçiminin, şüphenin kendisi tarafından değil, amaçlar tarafından belirlendiğini gösterir.
Dördüncü bir tartışma, Descartes'ın şüphesinin antik şüphecilikten ne ölçüde yeni olduğuyla ilgilidir. Myles Burnyeat, 1982'de yayımlanan "Idealism and Greek Philosophy: What Descartes Saw and Berkeley Missed" makalesinde, antik şüphecilerin, Ders Ç5.2 ve Ç5.3'te gördüğümüz bütün argümanlarına rağmen, kendi bedenlerinin ve dış dünyanın varlığını, bilinmesi gereken bir şey olarak sorunlaştırmadıklarını savundu. Burnyeat'e göre antik şüpheci, şeylerin gerçekte nasıl olduğundan şüphe eder, ama kendi bedenini, bilgisinin dışında kalan bir nesne olarak, öteki nesnelerle aynı kefeye koymaz. Descartes ise, bedenin de dış dünyanın bir parçası olduğunu ve düşünen benin kendi düşüncelerinin dışındaki her şeyden şüphe edebileceğini öne sürer. Bu okuma doğruysa, Descartes'ın yöntemi, eski argümanları yalnızca yeniden kullanmakla kalmaz; şüphenin konusunu da değiştirir. Bu iddia tartışmalıdır: bazı yorumcular, Sextus'un bazı pasajlarında benzer bir yaklaşım bulunduğunu savunur. Ama tartışma, yöntemli şüphenin tarihsel yerinin, onun yapısı kadar önemli olduğunu gösterir: Descartes'ın eleği, antik şüphecilerin malzemesini, onların hiç sormadığı bir soruya, yani dış dünyanın varlığı sorusuna, uygular.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir üniversitede tarih öğrencisi olan Berkay, bitirme tezi için, büyük dedesinin Kurtuluş Savaşı sırasında Sakarya'da bulunduğu yönündeki aile anlatısını araştırıyor. Berkay, aile içinde aktarılan inançlarını Şüphe Eleği'nden geçirmeye karar veriyor. Berkay da ailesi de kurgudur.
Adım 1, inanç. "Büyük dedem, 1921'de Sakarya Meydan Muharebesi'nde bulundu."
Adım 2, kaynak. Tanıklık: babaannesinin anlatısı, o da kendi babasından duyduğunu söylüyor. Ayrıca belgesel bir kaynak olarak, ailenin elinde büyük dedenin askerî kıyafetli bir fotoğrafı var.
Adım 3, birinci elek, gündelik şüphe. Aile anlatıları, kuşaktan kuşağa aktarılırken, tarihleri ve yerleri sık sık değiştirir; ünlü olaylara bağlanma eğilimi gösterir. Fotoğraf, büyük dedenin asker olduğunu gösterir, ama nerede ve ne zaman bulunduğunu göstermez. İnanç, birinci elekte takılıyor: kaynağın bilinen bir yanılma biçimi var.
Adım 4, ikinci elek, rüya ve benzeri durumlar. İnancın dayandığı algılar, yani fotoğrafa bakmak ve anlatıyı dinlemek, rüyada ya da bir yanılsama anında da aynen yaşanabilir mi? İlke olarak evet; inanç bu elekte de takılıyor. Berkay, eleklerin dışında, pratik güvenini artırmak için bağımsız bir kaynak arıyor: askerî kayıtlara başvuruyor. Kayıtlarda, büyük dedesinin adıyla eşleşen bir asker, Sakarya'da savaşan bir alayda görünüyor; kayıttaki doğum yeri ve baba adı da aile bilgisiyle uyuşuyor. Bu destek, inancı daha güvenilir kılar; ama bir şüphe nedenini ortadan kaldırmaz, çünkü kayıtlar da yanlış tutulmuş ya da yanlış okunmuş olabilir.
Adım 5, üçüncü elek, abartılı şüphe. Berkay'ın kendi akıl yürütmesi, örneğin kayıttaki bilgileri aile bilgisiyle karşılaştırması, en basit durumda bile yanılıyor olabilir mi? Mantıksal olarak evet. Bu elekte inanç takılıyor; ama aynı elekte, tarihçiliğin bütün bilgileri de takılıyor.
Adım 6, sonuç. İnanç, üç elekte de takılıyor: birinci elekte aile anlatısının bilinen yanılma biçimi yüzünden, ikinci ve üçüncü elekte ise bütün algısal ve tarihsel inançlarla birlikte. Askerî kayıt, bu durumu değiştirmiyor; ama birinci elekteki takılmanın nedenini, yani anlatının tek başına kalmasını, pratik açıdan zayıflatıyor.
Adım 7, eylem notu. Berkay, tezinde inancı, "aile anlatısı ve askerî kayıtlarla desteklenen" bir bilgi olarak sunacak; ikinci ve üçüncü elekteki şüpheyi, bütün tarihsel iddialar için geçerli olduğu için, ayrıca belirtmeyecek.
Değerlendirme. Örnek, aracın iki farklı iş gördüğünü gösteriyor. Elekler, kesinliği sınar: inanç, Descartes'ın ölçütüyle kesin değildir, ve hiçbir ek kaynak onu kesin yapmaz; bu, şüphe nedeni ilkesinin doğrudan sonucudur. Birinci elek ise, ayrıca, inancın en zayıf noktasını, yani tek bir kaynağa dayanmasını, görünür kıldı ve Berkay'ı bağımsız bir kaynak aramaya yöneltti; bu arayış, kesinlik değil, pratik güven üretir. İkinci ve üçüncü elekler, Descartes'ın daha geniş şüphelerinin işlevini gösteriyor: bir inancın kesin olmadığını gösterirler, ama aynı elekte takılan bütün inançlar arasında bir ayrım yapmazlar. Berkay'ın eylem notu, bu yüzden, Descartes'ın kuram ile eylem ayrımının bir uygulamasıdır: kuramsal olarak kesinlik yoktur, ama tarihçinin pratiği için yeterli bir güvence vardır.
Pratik: Alıştırmalar
- Yöntemli şüpheyi, Pyrrhoncu askıya almadan ve Akademik kavranamazlıktan ayıran temel fark nedir? Üçünün şüpheyle ilişkisini birer cümleyle karşılaştır.
- Descartes'ın elma sepeti benzetmesini açıkla. Bu benzetme, kendi seçeceğin bir alanda, örneğin bir mutfakta, bir kütüphanede ya da bir veri tabanında, nasıl uygulanır? Benzetmenin o alanda bir sınırı var mı?
- Descartes'ın ikinci geçici ahlak kuralını, yani ormanda yolunu kaybeden yolcuları, açıkla. Bu kural, Karneades'in inandırıcılık kuramından hangi iki noktada ayrılır?
Cevapları göster
- Pyrrhoncu, eşit güçte karşıt nedenler bulduğunda yargıyı askıya alır ve orada kalır; askıya alma, onun için yolun sonudur. Akademik, hiçbir şeyin kavranamadığını kabul eder ve inandırıcı olana göre yaşar; şüphe, onun için bir yaşam koşuludur. Descartes ise şüpheyi bir sınama aracı olarak kullanır: şüphenin dayanamayacağı bir şey bulmak için her şeyi şüpheden geçirir; şüphe, onun için yolun başıdır. Üçünün farkı, şüphenin sonuca ilişkisindedir: Pyrrhoncu için şüphe askıya almaya, Akademik için inandırıcılığa, Descartes için kesinliğe götürür.
- Descartes'a göre, bir sepet elmanın bazılarının çürük olduğundan korkan biri, sepeti tümüyle boşaltır ve elmaları tek tek inceleyip yalnızca sağlamları geri koyar; inançlar için de aynı şey geçerlidir. Bir kütüphanede, bir rafın bazı kitaplarının kurtlandığı fark edilirse, bütün raf boşaltılır, kitaplar tek tek incelenir ve yalnızca sağlam olanlar rafa geri konur; çünkü kurt, sağlam kitaplara da yayılabilir. Benzetmenin sınırı, inceleme ölçütündedir: kitapların kurtlu olup olmadığı, raftan bağımsız olarak, gözle görülebilir; ama inançların doğru olup olmadığını sınamak için, başka inançlara ihtiyaç vardır. Kütüphanede bu sınır sorun yaratmaz; inançlar söz konusu olduğunda ise, Kartezyen döngü sorununa yol açar.
- Descartes'ın ikinci kuralına göre, ormanda yolunu kaybeden yolcular, bir yönü seçip ona dümdüz bağlı kalmalıdır; böylece istedikleri yere varmasalar da, büyük olasılıkla ormanın ortasından daha iyi bir yere varırlar. Bu kural, Karneades'in inandırıcılık kuramından iki noktada ayrılır. Birincisi, Descartes, seçenekler arasında inandırıcılık bakımından bir fark bulunmadığında bile seçim yapmayı önerir; Karneades ise inandırıcılık farkına dayanır. İkincisi, Descartes, bir kez seçilen yola kararlılıkla bağlı kalmayı önerir; Karneades'in derecelendirmesi ise yeni bir çelişen izlenimin kararı sarsmasına açıktır.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: biri, çocukluğunda bir köpek tarafından ısırıldığını hatırlıyor. Zayıf çalışma: "Bunu çok net hatırlıyorum, öyleyse kesin doğrudur." Güçlü çalışma: "İnanç: beş yaşımdayken bir köpek beni ısırdı. Kaynak: bellek, ayrıca annemin anlatısı. Birinci elek: çocukluk anıları, Ders Ç2.7'de gördüğümüz gibi, sık sık yeniden kurgulanır; annemin anlatısı, benim anımı biçimlendirmiş olabilir. İnanç birinci elekte takılıyor. İkinci elek: bu anıyı rüyada da aynen yaşayabilir miydim? Evet; takılıyor. Üçüncü elek: belleğimin kendisi her durumda yanıltıyor olabilir mi? Mantıksal olarak evet; bu, bütün geçmiş inançlarım için geçerli. Eleklerin dışında, pratik güven için bağımsız kaynak arıyorum: kolumdaki eski bir yara izi ve o yıla ait bir hastane kaydı; ikisi de inancı destekliyor. Sonuç: inanç kesin değil, ama iki bağımsız kaynakla destekleniyor; eylemde, örneğin bir doktora tıbbi geçmişimi anlatırken, ona güvenebilirim."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Kaynak | İnancın kaynağı açıkça belirlenmiş ve kaynağın bilinen yanılma biçimleri yazılmış |
| Eleklerin ayrımı | İnancın hangi elekte takıldığı, üç elek ayrı ayrı uygulanarak belirlenmiş |
| Pratik güven | Eleklerin dışında, eylem için bağımsız bir destekleyici kaynak aranmış ve bunun kesinlik üretmediği not edilmiş |
| Kuram ve eylem | Kuramsal kesinlik ile eylemdeki güven arasındaki fark açıkça not edilmiş |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç3.2) Descartes'ın mimar benzetmesi, Ders Ç3.2'de incelenen klasik temelciliği nasıl dile getiriyordu? Bu dersteki şüphe nedeni ilkesi, klasik temelciliğin hangi talebinin bir uygulamasıdır?
- (Ders Ç5.1) Ders Ç5.1'de Hume'un öncel ve sonral şüphecilik ayrımı neydi? Hume, Descartes'ın yöntemli şüphesini bu ayrımda nereye yerleştiriyordu ve onu nasıl eleştiriyordu?
- (Ders Ç1.6) Ders Ç1.6'da Descartes'ın yanılgı kuramı neydi? Bu kuram, bu dersteki "şüpheli olanı yanlış gibi reddetme" kuralıyla nasıl ilişkilidir?
Cevapları göster
- Klasik temelcilik, bilginin, yanılmaz ya da kuşku götürmez temel inançlara dayanması ve diğer bütün inançların bu temellerden türetilmesi gerektiğini savunur. Descartes'ın mimar benzetmesi, bu görüşü bir yapı imgesiyle dile getirir: tek bir mimarın planlayıp yaptığı binalar, eski duvarları yeni amaçlara uydurarak birçok kişinin onarmaya çalıştığı binalardan daha zarif ve kullanışlıdır. Bu dersteki şüphe nedeni ilkesi, klasik temelciliğin temel inançlara dair yanılmazlık talebinin bir uygulamasıdır: bir inancın temel olabilmesi için, onun hakkında en ufak bir şüphe nedeni bulunmamalıdır.
- Hume, araştırmadan önce benimsenen öncel şüpheciliği, araştırmanın sonucunda varılan sonral şüphecilikten ayırır. Descartes'ın yöntemli şüphesini öncel şüphecilik olarak anar: Descartes, yanılgıya ve aceleci yargıya karşı bir koruyucu olarak, araştırmadan önce evrensel bir şüpheyi önerir. Hume'un eleştirisi, bu şüphenin, sonuna kadar uygulanırsa, tedavisiz olduğudur: yetilerimizden şüphe ediyorsak, onların güvenilirliğini yine onları kullanarak kanıtlayamayız. Ama Hume, bu şüpheciliğin ılımlı bir biçiminin, yani yargılarımızda tarafsızlığı koruyan bir temkinin, felsefe çalışmasına gerekli bir hazırlık olduğunu kabul eder.
- Ders Ç1.6'da Descartes'ın yanılgı kuramı, yanılgının, iradenin anlıktan daha geniş olmasından ve açıkça anlamadığımız şeylere de onay vermesinden kaynaklandığını savunur. Bu kuram, bu dersteki kuralla yakından ilişkilidir: Descartes'a göre yanılgıdan kaçınmanın yolu, iradeyi, yalnızca açık ve seçik algılanan şeylere onay vermekle sınırlamaktır. "Şüpheli olanı yanlış gibi reddetme" kuralı, bu ilkenin araştırmanın başlangıcındaki radikal bir uygulamasıdır: açıkça ve seçik olarak algılanmayan her şeyden onay geri çekilir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Yöntemli şüphe nedir? | Kesin bir temel bulmak için, en ufak bir şüphe nedeni taşıyan her inancı, araştırma süresince yanlışmış gibi bir kenara koyma yöntemi. |
| Yöntemli şüphe şüphecilikten nasıl ayrılır? | Şüpheci için şüphe yolun sonu ya da bir yaşam koşuludur; Descartes için yolun başıdır, amacı kesinlik bulmaktır. |
| Şüphe nedeni ilkesi nedir? | Bir inancı araştırmadan dışlamak için onun yanlış olduğunu göstermek gerekmez; en ufak bir şüphe nedeni yeter. |
| Abartılı şüphe nedir? | Gündelik yaşamda ciddiye alınmayan ama mantıksal olarak dışlanamayan olasılıklara dayanan şüphe; yöntemin son aşaması. |
| Geçici ahlak nedir? | Kuramsal şüphe sürerken eylemde kararsız kalmamak için benimsenen kurallar: yasalara ve göreneklere uymak, kararlı olmak, dünyanın düzeni yerine isteklerini değiştirmek (1637). |
| Ormandaki yolcular kuralı nedir? | Yolunu kaybeden yolcu bir yön seçip ona dümdüz bağlı kalmalıdır; eylemde, kesinlik yoksa en olası, o da yoksa seçilen yol izlenir. |
| Elma sepeti benzetmesi nedir? | Bazıları çürük olabilecek elmaları ayıklamak için sepet tümüyle boşaltılır, yalnızca sağlamlar geri konur (Bourdin'e cevap, Yedinci Cevaplar). |
| Peirce'in Descartes eleştirisi nedir? | Yüreğimizde şüphe etmediğimiz şeyden felsefede şüphe ediyormuş gibi yapmamalıyız; gerçek araştırma gerçek bir şüpheden başlar (1868; şüphe-inanç kuramı 1877). |
Okuma listesi
- René Descartes, Yöntem Üzerine Konuşma (1637), II., III. ve IV. bölümler. Yöntemin kuralları, geçici ahlak ve şüphenin ilk özeti.
- René Descartes, İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar (1641), I. Meditasyon; Yedinci İtirazlar ile Cevaplar (1642, ikinci baskı). Şüphenin aşamaları ve elma sepeti benzetmesi.
- Charles Sanders Peirce, "Some Consequences of Four Incapacities" (1868). Kartezyen şüphenin pragmatist eleştirisi.
- Bernard Williams, Descartes: The Project of Pure Enquiry (1978). Saf araştırma olarak yöntemli şüphe.
- Harry Frankfurt, Demons, Dreamers, and Madmen (1970). Birinci Meditasyon'daki şüphe aşamalarının ayrıntılı çözümlemesi.
Sonraki derse köprü
Bu ders, Descartes'ın şüphesinin yöntemini inceledi, ve şüphenin aşamalarını yalnızca birer elek olarak gördü. Ama ikinci ve üçüncü eleklerin, yani rüya ve kötü cin varsayımlarının, kendisi birer argümandır, ve onların gücü yöntemin gücünü belirler. Ders Ç5.5, bu iki argümanı yakından inceliyor: uyanıklık ile uykuyu birbirinden kesin olarak ayıran bir işaret bulunup bulunmadığını, ve her şeyde bizi aldatmaya çalışan bir varlık varsayımının, rüya argümanının dokunmadığı hangi inançlarımızı da tehdit ettiğini. O dersin Ayırt Edilemezlik Testi, bir şüpheci senaryonun sıradan durumdan gerçekten ayırt edilemez olup olmadığını sınayacak; ve Ders Ç5.3'teki ayırt edilemezlik fikrinin bu argümanlarda yeniden belirip belirmediğini soruyor.
Günlük sorusu: Bu hafta, bir kaynağa, örneğin bir habere, bir uygulamaya ya da bir kişiye, sınamadan güvendiğin bir an oldu mu? O güveni Şüphe Eleği'nden geçirseydin, hangi elekte takılırdı?