İçeriğe geç

Ders Ç5.3 · Çekirdek · Modül Ç5: Şüphecilik ve cevapları

Akademik şüphecilik: Arkesilaos ve Karneades

Araç: Makullük Ölçeği · 5K: Kesinlik · 6.257 kelime · tamamı yaklaşık 28 dakika okuma

Giriş

İzmir'de bir bankanın şube operasyon biriminde çalışan Derya, pazartesi sabahı on beş yıllık bir kurumsal müşterinin muhasebe müdüründen bir e-posta alıyor: firmanın yeni bir tedarikçisine dört yüz bin liralık bir havale yapılması isteniyor. E-posta, müdürün her zamanki adresinden geliyor, her zamanki imzayı taşıyor, her zamanki kısa ve aceleci üslupla yazılmış. Derya'nın ilk izlenimi, talebin gerçek olduğu yönünde. Ama Derya bu izlenimle yetinmiyor. Önce talebin öteki ayrıntılarına bakıyor: tutar firmanın olağan ödemeleriyle uyumlu mu, saat mesai içinde mi, tedarikçinin adı firmanın sektörüyle tutarlı mı? Hiçbir ayrıntı ilk izlenimle çelişmiyor. Sonra bir adım daha atıyor: bankanın kayıtlarındaki telefon numarasından müdürü arıyor ve talebi sesli olarak doğruluyor. Müdür talebi teyit ediyor; Derya havaleyi gerçekleştiriyor. Aynı gün aynı müşteriden gelen bir adres güncelleme talebini ise, ilk izlenim yeterli bulup, telefon etmeden işliyor. Kişiler ve olaylar kurgudur.

Derya'nın yaptığı şey, iki bin yılı aşkın bir süre önce Atina'daki Platon Akademisi'nde geliştirilmiş bir eylem ölçütünün gündelik bir karşılığıdır. Akademi'nin başına MÖ 2. yüzyılda geçen Kyreneli Karneades, hiçbir izlenimin bize hakikati kesin olarak garanti etmediğini savundu; ama bu, eylemsiz kalmamız gerektiği anlamına gelmez. Karneades'e göre izlenimler, inandırıcılık bakımından derecelere ayrılır: yalnızca inandırıcı olanlar, inandırıcı ve öteki izlenimlerce çelişkiye düşürülmeyenler, ve inandırıcı, çelişkiye düşürülmeyen ve ayrıntılı olarak sınanmış olanlar. Önemsiz işlerde birinciyle, önemli işlerde ise son dereceyle yetinmek gerekir. Derya'nın adres güncellemesine tek bir izlenimle, büyük bir havaleye ise sınanmış bir izlenimle karar vermesi, bu ilkenin gündelik bir biçimidir.

Bir önceki derste, Sextus'un kendi okulunu Akademi'den ayırdığı noktayı görmüştük: şüpheci, izlenimlerin doğaları bakımından güvenilirlikte eşit olduğunu söyler; Akademikler ise onları inandırıcılık bakımından derecelere ayırır. Bu ders, bu farkın kaynağına iniyor. Önce Arkesilaos'un, Stoacıların bilgi kuramına yönelttiği saldırıyı ve bu saldırıdan çıkan "hiçbir şey kavranamaz" sonucunu inceliyor. Sonra Karneades'in, bu sonuca rağmen eylemin nasıl mümkün olduğunu gösteren inandırıcılık kuramını ele alıyor. Dersin aracı Makullük Ölçeği, bir izlenimin ulaştığı dereceyi kararın gerektirdiği dereceyle karşılaştırıyor. Sonda varılacak soru şu: izlenimleri eşit saymak yerine derecelendirmek, şüpheyle yaşamayı nasıl değiştirir?

Bu dersin kazanımları:

  • Kavrayıcı izlenimi, ayırt edilemezlik argümanını, kavranamazlığı, Arkesilaos'un makul ölçütünü ve Karneades'in inandırıcılık dereceleri kuramını açıklarsın. (anla)
  • Bir izlenime ya da habere Makullük Ölçeği'ni uygulayarak onun hangi inandırıcılık derecesine ulaştığını belirler, ve kararın önemine göre hangi derecenin yeterli olduğuna karar verirsin. (uygula)
  • Arkesilaos'un argümanının diyalektik mi yoksa içtenlikli mi okunması gerektiği, Akademik şüphecinin eylemsizlik itirazından kurtulup kurtulmadığı, ve inandırıcı olanı izlemenin gizli bir inanç olup olmadığı tartışmalarını değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Bu bölüm önce Akademik şüpheciliğin hedef aldığı Stoacı kavramı, sonra Arkesilaos'un bu kavrama karşı kullandığı argümanı ve vardığı sonucu, en son da iki Akademiğin eylem için önerdiği ölçütleri tanımlıyor.

Bu kavram, Akademik şüpheciliğin bütün tartışmasının merkezindedir. Kıbrıslı Zenon, MÖ 300 dolaylarında Atina'da Stoa okulunu kurduğunda, bilgeye yanılmazlık atfetti: bilge hiçbir zaman kanı sahibi olmaz, çünkü yalnızca kavrayıcı izlenimlere onay verir. Cicero'nun kendisinin de tahminle canlandırdığı bir karşılıklı konuşmaya göre, Zenon önce kavrayıcı izlenimi, var olan bir şeyden gelen ve onunla uyumlu biçimde zihne basılmış izlenim olarak tanımladı. Sonra Arkesilaos'un sorusu üzerine tanıma bir ek yaptı: kavrayıcı izlenim, var olmayan bir şeyden gelen bir izlenimle aynı nitelikte olamaz. Bu ek, tanımın en önemli parçasıdır. Doğru bir izlenim, yanlış bir izlenimden ayırt edilemiyorsa, onun doğru olması yeterli değildir; çünkü kişi, onun doğru olduğunu, yanlış ikizinden ayıran bir işaretle bilemez. Derya'nın durumunda, gerçek müdürden gelen bir e-posta, kusursuz bir sahtesinden ayırt edilemiyorsa, Stoacı ölçüte göre, kavrayıcı bir izlenim değildir.

Arkesilaos ve ardılları, bu argümanı bir dizi örnekle desteklediler. Cicero'nun aktarımında, ikizler, birbirine tıpatıp benzeyen yumurtalar, aynı yüzükle balmumuna basılmış yüz mühür izi, rüyalar ve delilik halleri bu örnekler arasındadır. Cicero'nun aktarımında Lucullus, Antiokhos'un sözcüsü olarak, her örneğe bir cevap verir: bir anne ikizlerini sürekli bakışıyla ayırt eder; Delos adasında tavuk besleyenlerin, bir yumurtaya bakıp onu hangi tavuğun yumurtladığını söyleyebildiği anlatılır. Akademikler ise, iki şeyin pratikte ayırt edilip edilemeyeceğinin değil, ilke olarak ayırt edilemez bir çiftin mümkün olup olmadığının önemli olduğunu savundu: tek bir mühür yüzüğünün balmumuna bastığı yüz izden birini ötekinden ayırmak için hangi uzmanlık yeter? Bu argümanın ölçüt üzerindeki etkisi büyüktür. Zenon'un ekindeki koşul, bir yanılmazlık koşuludur: kavrayıcı izlenim, yanlış olamayan izlenimdir. Ayırt edilemezlik argümanı, böyle bir izlenimin bulunmadığını gösterirse, Stoacı bilgi kuramının temeli çöker.

Cicero'nun aktarımına göre Arkesilaos, Sokrates'in kendine bıraktığı tek bilgiyi, yani hiçbir şey bilmediğini bilmeyi bile kabul etmedi: hiçbir şeyin bilinemeyeceğini, hatta bunun bile bilinemeyeceğini söyledi. Bu yüzden kimsenin bir şeyi öne sürmemesi, onaylamaması, onayıyla desteklememesi gerektiğini savundu; çünkü onayın bilgiden önce gelmesi kadar utanç verici bir şey yoktur. Arkesilaos, bu ilkeye uygun yaşamak için günlerinin çoğunu herkesin görüşüne karşı tartışarak geçirdi; amacı, aynı sorunun iki yanında eşit ağırlıkta nedenler bulunduğunda yargının daha kolay askıya alınmasıydı. Bir önceki derste gördüğümüz gibi, Sextus Arkesilaos'u kendi okuluna neredeyse özdeş bulur, ama Kleitomakhos ile Karneades'in Yeni Akademisi'ni, belki kavranamazlığı kesin biçimde öne sürdükleri, ama daha belirgin olarak iyi ve kötü hakkında yargıda bulundukları gerekçesiyle, şüpheciden ayırır. Sextus'a göre Arkesilaos'un kendisi de, hakkında anlatılanlara inanılırsa, görünüşte Pyrrhoncu ama gerçekte Platon'un öğretilerini seçkin öğrencilerine aktaran bir dogmatikti. Kavranamazlığın bir öğreti mi yoksa Stoacı öncüllerden türetilmiş bir sonuç mu olduğu, İtiraz 1'in konusu.

Bu ölçüt, eylemsizlik itirazına Arkesilaos'un verdiği cevaptır. Stoacılara göre eylem, bir izlenime onay vermeyi gerektirir; her şeyde onayı askıya alan biri eyleyemez. Arkesilaos'un cevabı, eylem için onayın değil, makul bir gerekçenin yeterli olduğudur. Makul olan, doğru olduğu bilinen değil, sonradan savunulabilen şeydir. Bu ölçütün Stoacıların kendi terimlerinden ödünç alınmış olması dikkat çekicidir: Stoacılar da "uygun eylem"i, yapıldıktan sonra makul bir gerekçesi gösterilebilen eylem olarak tanımlıyordu. Bu yüzden bazı yorumcular, Arkesilaos'un ölçütünün de diyalektik olduğunu, yani Stoacılara "sizin kendi kavramlarınızla bile, onay olmadan eylem mümkündür" demek için kurulduğunu savunur.

Karneades, inandırıcı izlenimleri üç dereceye ayırdı. Sextus'un Mantıkçılara Karşı'daki aktarımında bu dereceler şöyle sıralanır: yalnızca inandırıcı olan; inandırıcı ve çelişkiye düşürülmemiş (aperispastos) olan; ve inandırıcı, çelişkiye düşürülmemiş ve her yönden sınanmış (periōdeumenē) olan. Ana Hatlar'daki kısa aktarımda sıra başkadır; Örnek 2 bu farkı ele alıyor. Yeni Akademi, inandırıcı ve çelişkiye düşürülmemiş olanı yalnızca inandırıcı olana, her ikisine de sınanmış olanı tercih eder. Karneades'in ölçütü, "inandırıcı" sözcüğünün Latince karşılığı probabile yüzünden, sık sık bir olasılık kuramının öncüsü olarak okunmuştur. Ama bu okuma dikkat ister: Karneades'in inandırıcılığı sayısal bir olasılık değil, kişiye görünen bir ikna ediciliktir. Bu dersin aracının adı Makullük Ölçeği'dir; ama ölçek, Arkesilaos'un "makul"ünü değil, Karneades'in inandırıcılık derecelerini temel alır. İki terim arasındaki fark İtiraz 2'de önem kazanıyor.

Argüman

Bu bölüm, Arkesilaos'un Stoacılara karşı kurduğu argümanı, Cicero'nun aktardığı biçimiyle yeniden kuruyor. Argümanın öncüllerinin çoğu Stoacıların kendi öncülleridir; Akademiklere ait olan yalnızca üçüncüsüdür.

  1. Bilge hiçbir zaman kanı sahibi olmaz; yani yanlış olabilecek bir şeye onay vermez. (Stoacı öncül)
  2. Kanıya düşmeden onay verilebilecek tek izlenim, kavrayıcı izlenimdir: var olmayan bir şeyden gelen bir izlenimle aynı nitelikte olamayan izlenim. (Stoacı öncül)
  3. Hiçbir izlenim bu nitelikte değildir: her doğru izlenim için, ondan ayırt edilemeyen yanlış bir izlenim mümkündür. (Akademik öncül)
  4. Öyleyse kavrayıcı izlenim yoktur; hiçbir şey kavranamaz.
  5. Öyleyse bilge bir şeye onay verirse, kanıya düşer.
  6. Bilge kanıya düşmez (1).

Sonuç: Bilge hiçbir şeye onay vermez; her şeyde yargıyı askıya alır. Stoacılar, bilgelerinin yanılmaz olduğunu söylemek istiyorlarsa, ya kavrayıcı izlenimin varlığını gösterebilmeli ya da bilgelerinin hiçbir şeye onay vermediğini kabul etmelidir.

Cicero bu argümanı kısa bir biçimle de aktarır: bilge bir şeye onay verirse, bazen kanıya da sahip olacaktır; ama hiçbir zaman kanıya sahip olmaz; öyleyse hiçbir şeye onay vermez. Cicero'ya göre Arkesilaos bu sonucu onayladı, çünkü argümanın iki öncülünü de doğru buluyordu. Karneades ise, zaman zaman küçük öncülü, yani bilgenin bazen onay verdiğini, kabul etti; bundan bilgenin bazen kanı sahibi olacağı sonucu çıkıyordu. Argümanın gücü, yapısında yatar. Yukarıdaki altı adımlı biçimde birinci ve ikinci öncül, Stoacıların kendi öncülleridir; kısa biçimin birinci öncülünü, yani onay verenin kanıya düşeceğini, ise Stoacılar ve Antiokhos reddeder. Altı adımlı biçimin ilk iki öncülünü Akademikler savunmak zorunda değildir. Argüman, Stoacıların kendi ölçütünün, yanılmazlık talebi yüzünden, hiçbir izlenim tarafından karşılanamayacağını gösterir. Bu yüzden argüman, Stoacılara karşı bir iç gerilim argümanıdır: bilge ideali ile bilgi kuramı birbirine uymaz. Birinci ve ikinci öncülleri kabul eden herkes, üçüncü öncül doğruysa, sonuca bağlıdır.

En tartışmalı öncül: Üçüncü öncül. Stoacı tarafta bu öncül iki yoldan reddedildi. Birincisi, deneyim yolu: bir anne ikizlerini, Delos'lu tavukçu yumurtalarını ayırt eder; dikkat ve uzmanlıkla, görünüşte aynı olan izlenimler ayırt edilebilir. İkincisi, metafizik yol: Stoacılar, dünyada tam olarak aynı iki şeyin bulunmadığını, her şeyin kendine özgü bir niteliği olduğunu savundu. Akademikler bu iki cevaba da karşılık verdi: deneyim yolu, yalnızca bazı çiftlerin ayırt edilebildiğini gösterir, her çiftin değil; metafizik yol ise, dünyadaki şeylerin farklı olup olmadığı değil, onlardan gelen izlenimlerin ayırt edilip edilemeyeceği sorusunu ıskalar. Rüya ve delilik örnekleri, Akademiklerin en güçlü kozudur: rüyada görülen bir şey, uyanıkken görülen bir şeyden, rüya sürerken ayırt edilemez. Bu örnek, Ders Ç5.5'te Descartes'ın elinde yeniden ortaya çıkacak.

İtirazlar ve cevaplar

Aşağıdaki itirazlar, Akademik şüpheciliğin dört noktasını hedef alıyor: argümanın kendi statüsünü, eylemsizlik sorununu, inandırıcı olanı izlemenin inançtan ne kadar farklı olduğunu, ve kavranamazlık iddiasının tutarlılığını.

İtiraz 1: Arkesilaos'un argümanı yalnızca Stoacılara karşıdır

Argümanın birinci ve ikinci öncülü Stoacıların öncülleridir. Öyleyse argüman, en fazla, Stoacıların tutarsız olduğunu gösterir; hiçbir şeyin kavranamayacağını göstermez. Stoacı olmayan biri, örneğin bilginin yanılmazlık gerektirmediğini düşünen biri, argümandan hiç etkilenmez. Akademik şüphecilik, bir felsefi tutum değil, tek bir rakibe karşı bir tartışma tekniğidir.

Cevap: İtiraz, Akademik şüpheciliğin yorumlanmasındaki en önemli tartışmaya dokunuyor ve kısmen haklıdır. Fransız felsefe tarihçisi Pierre Couissin, 1929'da yayımlanan bir makalesinde, Arkesilaos'un argümanlarının diyalektik olduğunu, yani Akademiklerin kendi öğretilerini değil, Stoacıların öncüllerinden çıkan sonuçları dile getirdiğini savundu. Bu okumaya göre, "hiçbir şey kavranamaz" Arkesilaos'un öğretisi değil, Stoacıların bağlı olduğu bir sonuçtur. Bu okuma, İtiraz 4'teki kendini çürütme sorununu ortadan kaldırır, ama itirazın gösterdiği bedeli öder: argüman, yalnızca yanılmazlık talebinde bulunanları bağlar. Ama bu bedel, ilk göründüğü kadar küçük değildir. Antik dünyada yanılmazlık talebinde bulunan tek okul Stoa değildi; Epikurosçular da bütün algıların doğru olduğunu savunuyordu. Modern epistemolojide de, Ders Ç3.2'de incelenen klasik temelcilik, bilginin temellerini yanılmaz inançlarda arar. Arkesilaos'un argümanı, bilginin yanılmazlık gerektirdiğini kabul eden herkese karşı işler. Öyleyse argümanın sonucu, koşullu ama geniş kapsamlıdır: bilgi yanılmazlık gerektiriyorsa, hiçbir şey kavranamaz. Bu koşulun reddedilmesi, yani yanılabilir bilginin mümkün olduğunun savunulması, Ders Ç5.18'in konusu; ve bu, Akademik argümana verilebilecek en güçlü cevaptır.

İtiraz 2: Akademik şüpheci eyleyemez

Stoacılara göre eylem, bir izlenime onay vermeyi gerektirir: bir dürtü, ancak bir izlenime onay verildiğinde harekete geçer. Her şeyde onayı askıya alan Akademik şüpheci, bu yüzden hiçbir şey yapamaz. Cicero'nun aktarımında Lucullus, Akademiklere karşı bu itirazı yöneltir: algıyı ve kavrayışı ortadan kaldırırsanız, yaşamı da ortadan kaldırırsınız.

Cevap: Akademiklerin bu itiraza iki farklı cevabı vardır, ve iki cevap arasındaki fark, bu dersin iki terimi arasındaki farktır. Arkesilaos'un cevabı, makul olandır: eylem için onay değil, makul bir gerekçe yeterlidir. Bu cevap, Stoacıların kendi "uygun eylem" kavramına dayanır ve büyük ölçüde diyalektiktir. Karneades'in cevabı daha ayrıntılı ve daha bağımsızdır: eylem, inandırıcı olana uyarak yapılır. Cicero, Kleitomakhos'un aktarımına dayanarak, Karneades'in bilgesinin taştan yontulmuş ya da meşeden oyulmuş olmadığını, bir bedeni ve bir zihni olduğunu, duyularıyla ve aklıyla etkilendiğini, ve birçok şeyin ona doğru göründüğünü yazar. Bilge, bir gemiye binip otuz stadion ötedeki Puteoli'ye gitmeye karar verirken, yolculuğun güvenli olacağını kavramaz; ama sağlam bir gemi, iyi bir dümenci ve güzel bir havayla, güvenle varacağı ona inandırıcı görünür, ve buna göre eyler. Cicero bu yolu açıkça yaşamın bütün alanlarına genişletir: denize açılmak, tarla ekmek, evlenmek, çocuk sahibi olmak, hepsinde kişi kesin bilgiye değil, inandırıcı olana uyar. Bu cevap, eylemsizlik itirazını büyük ölçüde etkisizleştirir; ama itirazın bir sonraki biçimine kapı açar: inandırıcı olana uyarak eylemek, ona inanmaktan ne kadar farklıdır?

İtiraz 3: İnandırıcı olanı izlemek, adı değiştirilmiş bir inançtır

Karneades'in bilgesi inandırıcı olana uyarak eyliyorsa, ona fiilen inanıyor demektir: gemiye biniyorsa, güvenle varacağına inanıyordur. "Onay vermiyorum, yalnızca inandırıcı olanı izliyorum" demek, bir sözcük oyunudur. Sextus bile, bir önceki derste gördüğümüz gibi, Yeni Akademi'yi bu yüzden eleştirir: Karneades ve Kleitomakhos, bir şeyin inandırıcı olduğuna güçlü bir eğilimle inandıklarını söylerler; şüpheci ise yalnızca, onay vermeden, bir şeyin öyle olabileceğine izin verir.

Cevap: Bu itiraza en iyi cevap, Kleitomakhos'un iki tür onay ayrımıdır. Cicero'nun aktarımına göre, Kleitomakhos, bilgenin onayını askıya almasının iki anlamı olduğunu yazar. Birinci anlamda bilge, genel bir kural olarak hiçbir şeye onay vermez. İkinci anlamda, bir şeyi onayladığını ya da onaylamadığını söyleyecek biçimde cevap vermekten kaçınır. Kleitomakhos'a göre bilge birinci anlamı benimser, yani hiçbir şeye tam onay vermez; ama ikinci anlamda askıya almaz: inandırıcı olanı izleyerek, sorulduğunda evet ya da hayır diyebilir. Modern yorumcuların diliyle bu ayrım, güçlü onay ile zayıf onay arasındaki bir ayrımdır. Güçlü onay, bir şeyi doğru olarak kabul etmek, ona bağlanmaktır; zayıf onay ise, bir şeyi doğru gibi görünen olarak izlemek, ona göre eylemek, ama ona bağlanmamaktır. Michael Frede, bu ayrımı, şüphecinin iki tür onayı adıyla, çağdaş tartışmanın merkezine taşıdı. Ayrımın sağlam olup olmadığı tartışmalıdır: bir kişinin bir izlenimi izlemesi ile ona inanması arasındaki fark, kişinin kendi içinde bile gözlemlenebilir mi? Ama ayrım, en azından bir farkı yakalar: zayıf onay, yeni bir izlenim ortaya çıktığında geri çekilmeye hazırdır; güçlü onay ise, kişiyi bir doğruya bağlar. Derya'nın tutumu bu ikinci anlamdadır: havaleyi yapar, ama yeni bir şüphe işareti ortaya çıkarsa geri çağırmaya hazırdır.

İtiraz 4: "Hiçbir şey kavranamaz" kendini çürütür

Akademik şüpheci, hiçbir şeyin kavranamayacağını söylüyorsa, en azından bunu kavramış olmalıdır. Cicero'nun aktarımında Lucullus, Antiokhos'un keskinleştirdiği biçimiyle sorar: bilge yalnızca kavranmış ilkeleri benimser; öyleyse "hiçbir şey kavranamaz" ilkesini de kavramış olmalıdır.

Cevap: Bu itiraz, bir önceki iki derste gördüğümüz kendini çürütme itirazının Akademik biçimidir. Arkesilaos'un cevabı, Cicero'nun aktarımına göre, daha baştan verilmiştir: hiçbir şeyin bilinemeyeceğini, hatta bunun bile bilinemeyeceğini söyler. Bu, Sextus'un şüpheci deyişlerinin kendini kapsamasına benzer bir hamledir. Ama Akademik şüphecilik için bu hamle, Pyrrhoncular için olduğundan daha zordur, çünkü Akademikler, Sextus'un gözünde, kavranamazlığı kesin biçimde öne sürmüştür. İtiraz 1'deki diyalektik okuma, burada ikinci bir cevap sunar: kavranamazlık, Akademiklerin öne sürdüğü bir öğreti değil, Stoacıların öncüllerinden türettikleri bir sonuçsa, Akademikler onu bilmek zorunda değildir; yalnızca Stoacıların ona bağlı olduğunu göstermek zorundadır. Üçüncü bir cevabı Cicero açıkça verir; bu cevap Karneades'in çizgisinden gelir: kavranamazlık, kavranmış bir doğru olarak değil, inandırıcı bir sonuç olarak öne sürülebilir. Akademik, hiçbir şeyin kavranamadığının kendisine inandırıcı göründüğünü söyler; bu, zayıf onay anlamında bir kabulse, kendini çürütme ortadan kalkar. Ama bu cevabın bedeli, Akademik şüpheciliğin, kendisi hakkında da yalnızca inandırıcı bir tutum olmasıdır; bu tutum, yeni bir izlenimle, örneğin gerçekten kavrayıcı görünen bir izlenimle, geri çekilmeye açıktır.

Örnekler

Örnek 1: Derya'nın havalesi (kurgu)

Derya'nın sabahki iki kararı, Karneades'in üç derecesini ve onları kararın önemine bağlayan ilkeyi gösterir. Adres güncelleme talebi, yalnızca inandırıcı bir izlenim üzerine işlendi: e-posta tanıdık bir adresten geldi, talebin içeriği olağandı. Bu düzeyde bir hata, örneğin sahte bir adres değişikliği, bankanın sonraki kontrolleriyle düzeltilebilir. Havale talebinde ise Derya iki adım daha attı. İkinci adım, izlenimin öteki izlenimlerle çelişip çelişmediğini kontrol etmekti: tutarın, saatin, tedarikçinin adının ilk izlenimle uyumlu olması, izlenimi "çelişkiye düşürülmemiş" kıldı. Üçüncü adım, izlenimi bağımsız bir kanaldan sınamaktı: kayıtlı telefon numarasından yapılan arama, e-postanın kaynağını, yani müdürü, doğrudan sınadı. Bu üç derece, Karneades'in kuramının tam bir uygulamasıdır. Ama örnek, Akademik kuramın bir sınırını da gösterir. Derya'nın üçüncü derecedeki izlenimi bile, Stoacı anlamda kavrayıcı değildir: müdürün sesi taklit edilmiş, telefon hattı ele geçirilmiş olabilir. Akademiklere göre bu olasılıklar, izlenimi kavrayıcı olmaktan çıkarır; ama eylemi engellemez. Derya, bilgiye değil, sınanmış bir inandırıcılığa göre eyler. Örneğin ilginç bir yanı, kararın öneminin gereken dereceyi belirlemesidir; bu, Ders Ç5.14'te incelenecek pragmatik müdahale tartışmasının antik bir öncülü gibi okunabilir.

Örnek 2: Karanlık odadaki ip ve Alkestis

Sextus, Ana Hatlar'daki kısa aktarımında, Karneades'in derecelerini iki örnekle somutlaştırır; bu aktarımda sıra, Mantıkçılara Karşı'daki sıradan farklıdır: sınanmış izlenim ikinci, çelişkiye düşürülmemiş izlenim üçüncü sıradadır. Birinci örnek, karanlık bir odada kıvrılmış duran bir iptir. Odaya aniden giren biri, yalnızca inandırıcı bir izlenim edinir ve onu bir yılan sanır. Ama dikkatle etrafına bakan, ipin hareket etmediğini, renginin şu ya da bu olduğunu fark eden kişiye, inandırıcı ve sınanmış bir izlenime göre, bir ip olarak görünür. Bu örnek, sınamanın ne olduğunu gösterir: izlenimi hareket, renk gibi ayrıntılar bakımından tek tek gözden geçirmek. İkinci örnek, daha şaşırtıcıdır ve çelişkiye düşürülmemiş olma koşulunun ne işe yaradığını gösterir. Söylenceye göre Herakles, ölen Alkestis'i Hades'ten geri getirip kocası Admetos'a gösterdi. Admetos, Alkestis'e dair inandırıcı ve sınanmış bir izlenim edindi; karşısındaki kadın her bakımdan Alkestis'ti. Ama Alkestis'in öldüğünü bildiği için zihni inanmaktan geri çekildi ve inanmamaya yöneldi: izlenim, Admetos'un öteki bilgisi tarafından saptırıldı, yani çelişkiye düşürülmemiş olma koşulunu karşılamadı. Bu örnekte, karar verdiren şey izlenimin kendisi değil, izlenimin kişinin öteki bilgileriyle, yani Alkestis'in ölümüyle, uyumudur. En yüksek derecedeki izlenim, yalnızca kendi içinde ayrıntılı olarak sınanmış değil, kişinin bütün inanç ağıyla da çatışmayan izlenimdir. Bu, Ders Ç3.5'te incelenen bütüncül gerekçe anlayışına şaşırtıcı biçimde yakındır. Dersin aracı, Mantıkçılara Karşı'daki sırayı izler; ama iki sıranın ortak noktası, en yüksek derecenin her iki koşulu birlikte gerektirmesidir.

Örnek 3: Karneades Roma'da

MÖ 155'te Atina, Roma'ya üç filozoftan oluşan bir elçilik heyeti gönderdi: Stoacı Babilli Diogenes, Peripatetik Kritolaos ve Akademik Karneades. Lactantius'un, Cicero'nun Devlet Üzerine'sine dayanarak aktardığına göre Karneades, Roma'da iki gün üst üste konuşma yaptı: birinci gün adaletin lehine, ikinci gün aleyhine. Bu olay, Akademik yöntemin, yani bir sorunun iki yanını da savunmanın (Latince in utramque partem), en çarpıcı örneğidir. Plutarkhos'un Yaşamlar'ında aktarıldığına göre Yaşlı Cato, gençlerin Karneades'in konuşmalarına kapılmasından kaygılanarak, heyetin işinin bir an önce bitirilip Atina'ya geri gönderilmesini istedi. Bu örnek, Akademik şüpheciliğin pratik etkisini gösterir: iki yanı eşit güçte savunmak, dinleyicide bir tutumu sarsabilir. Ama Akademik yöntem, Pyrrhoncu yöntemden bir noktada ayrılır. Pyrrhoncu, karşıt nedenleri eşit güçte bulduğunda askıya alır ve orada kalır. Akademik ise iki yanı da dinledikten sonra, hangisinin daha inandırıcı olduğunu tartabilir ve buna göre eyleyebilir. Karneades'in kendisinin adalet hakkında hangi görüşü daha inandırıcı bulduğunu bilmiyoruz; Kleitomakhos, Cicero'nun aktarımına göre, Karneades'in neyi onayladığını hiçbir zaman anlayamadığını söylemiştir. Bu belirsizlik, Akademik şüpheciliğin yorumlanmasındaki temel güçlüğün bir yansımasıdır.

Araç kartı: Makullük Ölçeği

Satırİçerik
Ne işe yararBir izlenimin, haberin ya da iddianın Karneades'in inandırıcılık derecelerinden hangisine ulaştığını belirler, ve kararın önemine göre eylem için hangi derecenin yeterli olduğunu gösterir.
Adımlar1) İzlenimi tek cümleyle yaz. 2) Birinci derece: izlenim, ilk bakışta inandırıcı mı? 3) İkinci derece: izlenimle birlikte gelen öteki izlenimleri sırala; bunlardan herhangi biri ilk izlenimle çelişiyor mu? Çelişmiyorsa, izlenim çelişkiye düşürülmemiştir. 4) Üçüncü derece: izlenimi bağımsız bir kanaldan sına; algılayanın durumunu, ortamı, kaynağı ve kişinin öteki bilgileriyle uyumunu ayrı ayrı kontrol et. 5) Kararın önemini belirle: hata kolayca düzeltilebilir mi, ağır ve geri dönüşsüz mü? 6) Gereken dereceyi seç: önemsiz kararlarda birinci, orta kararlarda ikinci, ağır ya da geri dönüşsüz kararlarda üçüncü derece. 7) Kararı ver, ama izlenimin kavrayıcı olmadığını, yani yeni bir çelişki ortaya çıkarsa kararın yeniden açılacağını not et.
Ne zaman kullanılırBir kararın, kesin bilgiye ulaşılamayan bir izlenime dayanması gerektiğinde; bir haberin ya da talebin ne kadar sınanması gerektiğine karar verirken; bir kurumun doğrulama prosedürlerinin, kararların önemiyle orantılı olup olmadığını değerlendirirken.
SınırıAraç, izlenimin doğru olduğunu garanti etmez; Akademiklere göre üçüncü derece bile kavrayıcı değildir. Kararın önemine dair beşinci adım, bir değer yargısı gerektirir ve araç bu yargıyı kendisi vermez. Aracın adındaki "makul" sözcüğü geniş anlamda kullanılmıştır: dereceler Arkesilaos'un makul ölçütünden değil, Karneades'in inandırıcılık kuramından gelir.
5K kapısıKesinlik

Özet

  • Stoacı kavrayıcı izlenim, var olan bir şeyden gelen, onunla uyumlu biçimde zihne basılmış ve var olmayan bir şeyden gelemeyecek nitelikte olan izlenimdir; Zenon'un bu son koşulu, bir yanılmazlık koşuludur.
  • Arkesilaos'un ayırt edilemezlik argümanı, her doğru izlenim için ondan ayırt edilemeyen yanlış bir izlenimin mümkün olduğunu savunur; buradan kavranamazlık ve bilgenin her şeyde onayı askıya alması gerektiği sonucu çıkar.
  • Argüman, Stoacı öncüllere dayanır; diyalektik okumaya göre bir öğreti değil, yanılmazlık talep edenlere karşı bir iç gerilim argümanıdır.
  • Eylem için Arkesilaos makul olanı, Karneades ise inandırıcı olanı önerir; Karneades'in üç derecesi, yalnızca inandırıcı, çelişkiye düşürülmemiş ve sınanmış izlenimlerdir.
  • Kleitomakhos'un iki tür onay ayrımı, inandırıcı olanı izlemenin tam bir inanç olmadığını, yeni bir izlenimle geri çekilmeye açık bir kabul olduğunu savunur.
  • Makullük Ölçeği, bir izlenimin hangi dereceye ulaştığını ve kararın önemine göre hangi derecenin gerektiğini belirler.
  • Derecelendirme, şüpheciliği yaşanabilir kılar: Pyrrhoncu eşit güçteki izlenimler arasında askıda kalırken, Akademik kavrayış iddiasından vazgeçer ama inandırıcılığı tartarak eyler; bedeli, bu eylemin hiçbir zaman bilgiye dayanmamasıdır.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Karneades hiçbir şey yazmadı; görüşleri, öğrencisi Kartacalı Kleitomakhos'un kitaplarından, ve onları aktaran Cicero'nun Academica'sından bilinir. Cicero, Lucullus adlı ikinci kitapta, Akademik görüşü savunurken, Kleitomakhos'un yargıyı askıya alma üzerine yazdığı dört kitabın birincisine dayandığını söyler ve Karneades'in eylem ölçütünü şöyle aktarır:

Karneades, iki tür izlenim olduğunu ileri sürer. Birinci türü, kavranabilenler ve kavranamayanlar diye; ikinci türü, inandırıcı olanlar ve olmayanlar diye ayırır. [...] Bu yüzden onun görüşü, hiçbir izlenimin, ardından kavrayışın geleceği nitelikte olmadığı, ama birçok izlenimin ardından onaylamanın geleceği nitelikte olduğudur. Gerçekten de hiçbir şeyin inandırıcı olmaması doğaya aykırı olurdu; ve senin sözünü ettiğin, Lucullus, yaşamın bütünüyle altüst olması bunu izlerdi. [...] Bilge, gemiye bindiğinde, iyi bir yolculuk yapacağını kesin olarak kavramış ve zihninde algılamış mıdır? Nasıl olabilir? Ama buradan Puteoli'ye, otuz stadion, sağlam bir gemiyle, iyi bir dümenciyle, ve bugünkü gibi güzel bir havada gidiyorsa, oraya sağ salim varacağı ona inandırıcı görünür. İşte bu tür görünüşlere göre eyleme ya da eylememeye karar verecektir.

Bu pasajda Karneades'in kuramının üç katmanı açıkça görülür. Birincisi, iki ayrımın birbirinden bağımsız olmasıdır: kavranabilir ve kavranamaz ayrımı ile inandırıcı ve inandırıcı olmayan ayrımı aynı ayrım değildir. Bir izlenim kavranamaz ama inandırıcı olabilir. Karneades'in yeniliği tam da budur: Stoacılar için ölçüt tekti, ya kavrayıcı izlenim ya hiçbir şey; Karneades ise kavrayış sorusunu eylem sorusundan ayırır. İkincisi, inandırıcılığın doğal olduğu iddiasıdır: hiçbir şeyin inandırıcı olmaması doğaya aykırıdır. Karneades, inandırıcılığı bir felsefi kuramla değil, insan doğasının bir olgusuyla temellendirir. Bu, bir önceki dersteki Sextus'un doğanın rehberliği kavramına yakındır, ama bir farkla: Sextus'un şüphecisi görünüşleri eşit güçte bulur ve aralarında tercih yapmaz; Karneades'in bilgesi inandırıcılık bakımından derecelendirme yapar.

Üçüncü katman, Puteoli örneğidir. Sextus'un aktardığı derecelerle okunursa, örneğin ayrıntıları ikinci derecenin malzemesine benzer: sağlam bir gemi, iyi bir dümenci, güzel bir hava. Bunların her biri, yolculuğun güvenli olacağı izlenimini destekleyen ve onunla çelişmeyen ayrı bir izlenimdir. Bu dersin okumasıyla, mesafenin kısalığı, otuz stadion, kararın önemini de sınırlar: kısa bir kıyı yolculuğu, uzun bir okyanus yolculuğundan daha az sınama gerektirir. Pasajın son cümlesi, kuramın pratik sonucunu açıkça söyler: bilge, bu tür görünüşlere göre eyleme ya da eylememeye karar verir. Kavrayış yoktur, ama karar vardır. Cicero'nun hemen ardından eklediği gibi, bu bilge "taştan yontulmuş ya da meşeden oyulmuş" değildir; duyuları ve aklı ona birçok şeyin doğru olduğunu gösterir, ama onlara onay vermez, çünkü aynı türden yanlış bir izlenimin var olması mümkündür.

Teknik ayrıntı

Kavrayıcı izlenimin üç koşulu. Zenon'un tanımı, Sextus'un Mantıkçılara Karşı'daki aktarımında, üç koşul olarak çözümlenir: kavrayıcı izlenim (a) var olan bir şeyden gelir; (b) o şeyle uyumlu biçimde zihne basılmış ve işlenmiştir; (c) var olmayan bir şeyden gelemeyecek niteliktedir. Birinci koşul, izlenimin bir nedeni olmasını; ikinci koşul, izlenimin o nedeni doğru temsil etmesini; üçüncü koşul ise izlenimin, yanlış bir izlenimden ayırt edilebilir bir işaret taşımasını gerektirir. Modern terimlerle, ilk iki koşul, izlenimin doğru ve güvenilir bir süreçten gelmesine benzer; üçüncü koşul ise bir yanılmazlık koşuludur. Bu yapı, Modül Ç4'teki içselcilik ve dışsalcılık tartışmasına bir ışık tutar. İlk iki koşul dışsaldır: izlenimin nedeni ve onunla ilişkisi, kişinin kendi bakış açısından erişilebilir olmak zorunda değildir. Üçüncü koşul ise, Stoacılara göre izlenimin kendisinde bulunan bir niteliktir; bir yoruma göre, kişinin, izlenimi yaşarken, onun kavrayıcı olduğunu fark edebilmesi gerekir, ama bazı yorumcular bunu reddeder. Akademik saldırı, tam bu üçüncü koşula yönelir: Arkesilaos, ilk iki koşulu karşılayan bir izlenimin, kişinin bakış açısından, ilk iki koşulu karşılamayan bir izlenimden ayırt edilemeyebileceğini gösterir. Bu, Ders Ç4.6'daki yeni kötü cin sorununun antik bir akrabasıdır: aynı iç deneyime sahip iki kişiden birinin izlenimi doğru, ötekininki yanlış olabilir.

Derecelendirme ve kararın önemi. Sextus, Mantıkçılara Karşı'da, Karneades'in derecelerini kararın önemine bağlayan bir ilke aktarır: önemsiz konularda yalnızca inandırıcı izlenim, daha önemli konularda çelişkiye düşürülmemiş izlenim, mutluluğa ilişkin konularda ise sınanmış izlenim ölçüt olarak kullanılır. Aynı yerde, sınamanın nasıl yapıldığı da anlatılır: izlenimin yanında bulunan şeylerin, yani yargılayanın, yargılananın ve aradaki ortamın, ayrı ayrı incelenmesi; görmenin keskinliği, mesafe, aydınlatma, zaman gibi koşulların gözden geçirilmesi. Bu ilke, Akademik şüpheciliği bir karar kuramına yaklaştırır: gereken kanıt miktarı, yanılmanın maliyetiyle orantılıdır. Modern epistemolojide, Ders Ç5.14'te incelenecek özneye duyarlı değişmezcilik, benzer bir fikri bilginin kendisine uygular: yüksek riskli durumlarda bilmek için daha güçlü bir kanıt gerekir. Ama Karneades'in ilkesi, bilgi hakkında değil, eylem hakkındadır; Karneades için bilgi hiçbir risk düzeyinde ulaşılabilir değildir. Bu fark önemlidir: Karneades, kararın önemine göre değişen bir eylem eşiği önerir; pragmatik müdahale ise, kararın önemine göre değişen bir bilgi eşiği.

Akademi'nin sonraki evreleri. Karneades'ten sonra Akademi, iki yöne ayrıldı. Kleitomakhos, Karneades'in onay vermediğini, yalnızca inandırıcı olanı izlediğini savundu. Larisalı Philon ve Stratonikeialı Metrodoros ise, Karneades'in bilgenin bazen kanı sahibi olabileceğini, yani inandırıcı olana tam onay verebileceğini kabul ettiğini savundu. Sextus'un aktarımına göre Philon, sonunda, Stoacı ölçüte göre şeylerin kavranamaz olduğunu, ama şeylerin doğası bakımından kavranabilir olduğunu savundu. Askalonlu Antiokhos ise Akademi'yi Stoacılığa yaklaştırdı ve kavrayıcı izlenimi kabul etti; Sextus, Antiokhos'un Stoa'yı Akademi'ye taşıdığını yazar. Cicero'nun Academica'sı, büyük ölçüde, Philon ile Antiokhos arasındaki bu tartışmanın bir kaydıdır.

Güncel tartışma

Akademik şüpheciliğin çağdaş yorumunda en önemli tartışma, Arkesilaos'un ve Karneades'in argümanlarının diyalektik mi yoksa içtenlikli mi olduğu sorusudur. Diyalektik okumaya göre, Akademikler kendi adlarına hiçbir şey öne sürmez; yalnızca Stoacıların öncüllerinden çıkan sonuçları gösterir. Bu okumanın kurucusu, İtiraz 1'de değinilen Pierre Couissin'dir; Couissin'in 1929 tarihli makalesi, sonradan İngilizceye çevrilerek Myles Burnyeat'in 1983'te derlediği The Skeptical Tradition kitabına alındı. İçtenlikli okumaya göre ise, Akademikler, en azından bazı sonuçları, örneğin kavranamazlığı ve inandırıcılık ölçütünü, kendi görüşleri olarak benimsedi. İki okuma arasındaki seçim, Akademik şüpheciliğin felsefi değerini doğrudan etkiler. Diyalektik okuma, Akademikleri tutarlı kılar ama onları bir rakibe bağımlı bırakır; içtenlikli okuma, onlara bağımsız bir görüş verir, ama İtiraz 4'teki kendini çürütme sorununu yeniden açar.

Bu tartışmayla bağlantılı ikinci bir soru, Karneades'in inandırıcılık kuramının bir bilgi kuramı mı, yoksa yalnızca bir eylem kuramı mı olduğudur. Diyalektik okumaya göre, inandırıcılık kuramı bile Stoacılara karşı kurulmuştur: Stoacılar onaysız eylemin imkânsız olduğunu söylüyorsa, Karneades, onlara inandırıcı olanı izleyerek eylemenin mümkün olduğunu gösterir. Ama bu okuma, Sextus'un aktardığı ayrıntıya, yani derecelerin dikkatli ayrımına ve kararın önemine bağlanmasına, tam olarak uymaz: yalnızca bir karşı argüman için bu kadar ayrıntılı bir kuram gerekmez. Bu yüzden birçok yorumcu, Karneades'in, en azından Kleitomakhos'un aktardığı biçimiyle, inandırıcılık kuramını bir yaşam rehberi olarak ciddiye aldığını düşünür.

Üçüncü bir tartışma, Akademik şüpheciliğin modern düşünceye etkisidir. Cicero'nun Academica'sı, Rönesans'ta yeniden okundu ve Montaigne'den Hume'a kadar uzanan bir şüpheci geleneği besledi. Hume, Ders Ç5.1'de gördüğümüz gibi, savunduğu ılımlı şüpheciliğe "Akademik" adını verir. Bu adlandırma rastlantı değildir: Hume'un ılımlı şüpheciliği, Karneades'in inandırıcılık kuramı gibi, kesin bilgiye ulaşılamayacağını kabul eder, ama gündelik yaşamda inandırıcı olana göre yargıda bulunmayı sürdürür. Karneades'in inandırıcılığının modern olasılık kavramının bir öncüsü olup olmadığı ise tartışmalıdır: Latince probabile, İngilizce probable sözcüğüne dönüşmüştür, ama Karneades'in kavramı sayısal değil, niteldir. Kavramsal yakınlık, bir derecelendirme fikrinde, yani inancın evet ya da hayır değil, derece meselesi olabileceği fikrindedir; bu fikir, Ders Ç0.10'da incelenen dereceli inanç dilinin ve Ders Ç1.5'teki inanç dereceleri tartışmasının arka planındadır.

İkizler ve Delos'lu tavukçular üzerine antik tartışmanın da çağdaş bir karşılığı vardır. Alvin Goldman, 1976'da yayımlanan "Discrimination and Perceptual Knowledge" makalesinde, algısal bilginin, kişinin doğru durumu ilgili alternatiflerden ayırt edebilme yeteneğine bağlı olduğunu savundu. Bu görüşe göre Delos'lu tavukçu, yumurtaların hangi tavuktan geldiğini bilebilir, çünkü gerçek durumu ilgili alternatiflerden, yani başka tavukların yumurtalarından, ayırt edebilir. Akademik ise, ayırt edilemeyen bir alternatifin yalnızca mümkün olmasının bilgiyi ortadan kaldırdığını savunur. İki tutum arasındaki fark, hangi alternatiflerin "ilgili" sayılacağı sorusunda düğümlenir. Stoacı bilge ideali, bütün alternatiflerin dışlanmasını ister; Goldman'ın çizgisi ise yalnızca ilgili olanların. Bu soru, Ders Ç5.8'de Dretske'nin ilgili alternatifler kuramı incelenirken ayrıntılı ele alınacak; burada önemli olan, Arkesilaos ile Zenon arasındaki tartışmanın, bilginin ne tür bir ayırt etme gerektirdiği sorusu olarak bugün de sürdüğüdür.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir aile hekimi olan Dr. Tuncay, bir hastasının, sosyal medyada gördüğü bir habere dayanarak, kullandığı tansiyon ilacını bırakmak istediğini öğreniyor. Hasta, haberde ilacın uzun vadede ciddi bir yan etkisi olduğunun yazdığını söylüyor. Dr. Tuncay, Makullük Ölçeği'ni hastasıyla birlikte uyguluyor. Kişiler ve olaylar kurgudur.

Adım 1, izlenim. "Bu ilacın uzun vadede ciddi bir yan etkisi var ve bırakmalıyım."

Adım 2, birinci derece. Hastaya göre izlenim inandırıcı: haber, bir sağlık sitesinde yayımlanmış, bilimsel bir dil kullanıyor, bir araştırmaya atıf yapıyor.

Adım 3, ikinci derece. Dr. Tuncay, izlenimle birlikte gelen öteki izlenimleri sıralıyor. Hastanın kendi deneyimi: ilacı yıllardır kullanıyor ve herhangi bir yan etki fark etmemiş. Hekimin bilgisi: ilaç, yaygın kullanılan bir ilaç sınıfından. Haberin kendisi: atıf yapılan araştırmanın adı ve dergisi verilmemiş. Bu izlenimlerin ikisi, yani hastanın deneyimi ve atfın eksikliği, ilk izlenimle tam olarak çelişmese de onu zayıflatıyor. İzlenim, çelişkiye düşürülmemiş değil; ikinci dereceye ulaşmıyor.

Adım 4, üçüncü derece. Dr. Tuncay, izlenimi bağımsız bir kanaldan sınamayı öneriyor: ilacın resmî prospektüsüne ve güncel tedavi kılavuzlarına birlikte bakıyorlar. Prospektüste, haberde sözü edilen yan etki, seyrek görülen bir yan etki olarak listelenmiş; kılavuzlarda ise ilaç, hastanın durumu için önerilen ilaçlar arasında.

Adım 5, kararın önemi. İlacı bırakmak, ağır ve kısmen geri dönüşsüz sonuçlar doğurabilecek bir karar: kontrolsüz tansiyon, ciddi riskler taşır.

Adım 6, gereken derece. Böyle bir karar için üçüncü derece gerekir. Hastanın izlenimi ise ikinci dereceye bile ulaşmıyor; sınama, izlenimi desteklemek yerine ona karşı nedenler ortaya çıkarıyor.

Adım 7, karar. Hasta, ilacı bırakmıyor. Ama Dr. Tuncay, hastanın kaygısını ciddiye alarak, seyrek görülen yan etkinin belirtilerini birlikte gözden geçiriyor ve bir sonraki kontrolde ilgili bir tahlil isteyeceğini söylüyor. Karar, yeni bir izlenim ortaya çıkarsa yeniden açılacak.

Değerlendirme. Örnek, aracın iki önemli işlevini gösteriyor. Birincisi, üçüncü adım, ilk bakışta inandırıcı görünen bir izlenimin, öteki izlenimlerle birlikte ele alındığında ikinci dereceye ulaşmadığını ortaya çıkarıyor. Bu, Karneades'in ip ve yılan örneğinin tersidir: orada sınama, ilk izlenimi düzeltti; burada ikinci derece, ilk izlenimi zayıflatıyor. İkincisi, beşinci ve altıncı adımlar, kararın öneminin gereken dereceyi belirlediğini gösteriyor: ilacı bırakmak gibi ağır bir karar, yalnızca inandırıcı bir habere dayanamaz. Yedinci adım ise Akademik tutumun özünü yakalıyor: karar verilir, ama bir kesinlik iddiasıyla değil, yeni bir izlenime açık bir biçimde.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Zenon'un kavrayıcı izlenim tanımını ve Arkesilaos'un sorusu üzerine yapılan eki açıkla. Bu ek, tanımı neden bir yanılmazlık koşuluna dönüştürür?
  2. Karneades'in üç inandırıcılık derecesini, Derya'nın ve Dr. Tuncay'ın örneklerinden farklı, kendi seçeceğin bir örnekle göster. Örneğinde, kararın önemi hangi dereceyi gerektiriyor?
  3. Kleitomakhos'un iki tür onay ayrımını açıkla. Bu ayrım, inandırıcı olanı izlemenin gizli bir inanç olduğu itirazına nasıl bir cevap verir? Bu cevap seni ikna ediyor mu?
Cevapları göster
  1. Zenon önce kavrayıcı izlenimi, var olan bir şeyden gelen ve onunla uyumlu biçimde zihne basılmış izlenim olarak tanımladı. Arkesilaos, böyle bir izlenimin, var olmayan bir şeyden gelen bir izlenime tıpatıp benzeyip benzeyemeyeceğini sordu. Zenon, tanıma bir ek yaptı: kavrayıcı izlenim, var olmayan bir şeyden gelen bir izlenimle aynı nitelikte olamaz. Bu ek, tanımı bir yanılmazlık koşuluna dönüştürür, çünkü kavrayıcı izlenim artık yalnızca doğru olan değil, yanlış olamayan izlenimdir: kişi, onu yaşadığında, onun yanlış bir ikizi olamayacağından emin olabilir. Arkesilaos'un saldırısı tam bu koşula yönelir: her doğru izlenim için, ondan ayırt edilemeyen yanlış bir izlenim mümkünse, hiçbir izlenim bu koşulu karşılamaz.
  2. Örneğin, bir kişi, ormanda yürürken yerde parlak kırmızı bir mantar görür ve onun yenebilir bir tür olduğunu düşünür. Birinci derece: mantar, bir rehber kitaptaki yenebilir türe benziyor. İkinci derece: mantarın büyüdüğü yer, mevsim ve kokusu da o türle uyumlu, hiçbiri ilk izlenimle çelişmiyor. Üçüncü derece: mantar, bir uzmana gösteriliyor ve sporlarının izine bakılıyor. Mantar yemek, yanılmanın ağır ve geri dönüşsüz sonuçlar doğurabileceği bir karardır; bu yüzden üçüncü derece gerekir. Aynı mantarın yalnızca fotoğrafını çekmek için ise birinci derece yeterlidir.
  3. Kleitomakhos'a göre bilgenin onayını askıya almasının iki anlamı vardır: birincisi, genel bir kural olarak hiçbir şeye onay vermemek; ikincisi, bir şeyi onaylayıp onaylamadığını söyleyecek biçimde cevap vermekten kaçınmak. Bilge birinci anlamda askıya alır, ama ikinci anlamda almaz: inandırıcı olanı izleyerek evet ya da hayır diyebilir. Bu, güçlü onay ile zayıf onay arasındaki bir ayrımdır: güçlü onay bir doğruya bağlanmaktır, zayıf onay ise bir görünüşü izlemek ama ona bağlanmamaktır. Bu cevap, itirazı kısmen karşılar: zayıf onayın, yeni bir izlenimle geri çekilmeye hazır olması, onu tam bir inançtan ayırır. Ama ayrımın kişinin kendi iç deneyiminde gözlemlenebilir olup olmadığı tartışmalıdır; bu yüzden cevap, bir öğrenci için ikna edici ya da yetersiz bulunabilir, ve her iki değerlendirme de gerekçelendirilebilir.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: biri, ikinci el bir araba almak için bir ilan görüyor ve satıcının arabanın hiç kaza yapmadığını söylediğini okuyor. Zayıf çalışma: "Satıcı kaza yok diyor, fotoğraflar da temiz görünüyor; inandırıcı, öyleyse alırım." Güçlü çalışma: "İzlenim: araba hiç kaza yapmadı. Birinci derece: satıcının beyanı ve temiz fotoğraflar inandırıcı. İkinci derece: üç izlenim sıralıyorum: ilan fiyatı benzer arabalardan biraz düşük, bu ilk izlenimle hafifçe çelişiyor; satıcı arabayı yerinde görmeme izin veriyor, bu çelişmiyor; aracın kilometresi yaşıyla uyumlu, bu çelişmiyor. Fiyat, izlenimi tam olarak çelişkiye düşürülmemiş olmaktan çıkarıyor. Üçüncü derece: aracın hasar kaydını sorgulamak ve bağımsız bir ekspertize götürmek. Kararın önemi: büyük bir harcama ve güvenlik riski; üçüncü derece gerekir. Karar: ekspertiz raporu gelmeden almayacağım; rapor temiz çıkarsa alırım, ama fiyatın düşüklüğünün nedenini yine soracağım."

ÖlçütNe aranır
Derecelerİzlenimin üç dereceden hangisine ulaştığı, her derece ayrı ayrı sınanarak belirlenmiş
Eşlik eden izlenimlerİlk izlenimle birlikte gelen en az üç izlenim sıralanmış ve her birinin çelişip çelişmediği yazılmış
ÖnemKararın önemi ve gereken derece arasındaki bağ açıkça kurulmuş
AçıklıkKararın, yeni bir izlenim ortaya çıkarsa yeniden açılacağı belirtilmiş

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç5.2) Bir önceki derste Sextus, kendi okulunu Yeni Akademi'den hangi noktalarda ayırıyordu? Bu dersin inandırıcılık dereceleri, o ayrımı nasıl somutlaştırıyor?
  2. (Ders Ç4.6) Ders Ç4.6'daki yeni kötü cin sorunu neydi? Zenon'un kavrayıcı izlenim tanımının üçüncü koşulu ile Arkesilaos'un ayırt edilemezlik argümanı, bu sorunla nasıl ilişkili?
  3. (Ders Ç3.2) Ders Ç3.2'deki klasik temelcilik neydi? Arkesilaos'un argümanı, klasik temelciliğe karşı nasıl kullanılabilir?
Cevapları göster
  1. Sextus, Yeni Akademi'yi iki noktada şüpheciden ayırır: Akademikler, belki, kavranamazlığı kesin biçimde ileri sürer; ve iyi ile kötü hakkında, bir şeyin iyi olduğunu olmadığından çok olduğu kanaatiyle söylerler. Şüpheci, izlenimlerin doğaları bakımından güvenilirlikte eşit olduğunu söyler; Akademikler ise izlenimleri inandırıcı olanlar ve olmayanlar diye ikiye böler ve inandırıcı olanları derecelere ayırır. Bu dersin üç derecesi, yani yalnızca inandırıcı, çelişkiye düşürülmemiş ve sınanmış izlenimler, bu farkı somutlaştırır: Pyrrhoncu, iki izlenimi eşit güçte bulduğunda askıya alır; Akademik ise, onları derecelendirerek birini ötekine tercih eder ve buna göre eyler.
  2. Yeni kötü cin sorunu, bir kötü cin tarafından aldatılan bir kişinin, bizimle aynı iç deneyimlere sahip olduğu hâlde, inançlarının güvenilir bir süreçten gelmediği için, güvenilirciliğe göre gerekçesiz olduğu sonucunu sorunlu bulur. Zenon'un üçüncü koşulu, kavrayıcı izlenimin, kişinin bakış açısından, yanlış bir izlenimden ayırt edilebilir olmasını gerektirir. Arkesilaos'un argümanı ise, aynı iç deneyime sahip iki izlenimden birinin doğru, ötekinin yanlış olabileceğini gösterir. Bu, yeni kötü cin sorununun antik bir öncülüdür: iki sorun da, iç deneyimin, izlenimin ya da inancın dünyayla ilişkisini garanti edemeyeceği gözleminden doğar.
  3. Klasik temelcilik, bilginin, yanılmaz ya da kuşku götürmez temel inançlara dayanması gerektiğini savunur. Arkesilaos'un argümanı, klasik temelciliğe karşı şöyle kullanılabilir: temel inançlar yanılmaz olmalıysa, onlar için de, yanlış bir ikizden ayırt edilemeyen bir durum mümkün olmamalıdır; ama ayırt edilemezlik argümanı, böyle bir durumun her zaman mümkün olduğunu gösterir. Öyleyse ya klasik temelciliğin aradığı temeller yoktur, ya da temeller yanılmaz olmak zorunda değildir. Klasik temelciler, bu argümana karşı, kişinin kendi zihinsel durumlarına dair inançların, örneğin "bana kırmızı görünüyor" inancının, ayırt edilemezlik argümanından muaf olduğunu savunabilir.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Kavrayıcı izlenim nedir?Zenon'a göre var olan bir şeyden gelen, onunla uyumlu biçimde zihne basılmış ve var olmayan bir şeyden gelemeyecek nitelikte olan izlenim.
Ayırt edilemezlik argümanı nedir?Her doğru izlenim için ondan ayırt edilemeyen yanlış bir izlenimin mümkün olduğu; bu yüzden hiçbir izlenimin kavrayıcı olmadığı.
Arkesilaos'un argümanının sonucu nedir?Bilge kanı sahibi olmaz; her onay kanı riski taşır; öyleyse bilge hiçbir şeye onay vermez.
Arkesilaos'un eylem ölçütü nedir?Makul (eulogon): yapıldıktan sonra makul bir gerekçesi gösterilebilen eylem.
Karneades'in üç inandırıcılık derecesi nedir?Yalnızca inandırıcı; inandırıcı ve çelişkiye düşürülmemiş; inandırıcı, çelişkiye düşürülmemiş ve sınanmış.
Puteoli örneği neyi gösterir?Bilge, yolculuğun güvenli olacağını kavramaz, ama sağlam gemi, iyi dümenci ve güzel havayla bu ona inandırıcı görünür ve buna göre eyler (Acad. II.100).
Kleitomakhos'un iki tür onay ayrımı nedir?Bilge hiçbir şeye tam onay vermez, ama inandırıcı olanı izleyerek sorulduğunda evet ya da hayır diyebilir.
Akademik argümanın diyalektik okuması nedir?Akademikler kendi öğretilerini değil, Stoacı öncüllerden çıkan sonuçları gösterir (Couissin 1929).

Okuma listesi

  • Cicero, Academica, özellikle II. kitap (Lucullus). Akademik şüpheciliğin ve Stoacılarla tartışmasının en kapsamlı antik kaynağı.
  • Sextus Empiricus, Pyrrhonculuğun Ana Hatları, I. kitap, 220–235. Akademi'nin evreleri ve şüphecilikten farkı.
  • Sextus Empiricus, Mantıkçılara Karşı I (Adversus Mathematicos VII), 150–189. Arkesilaos'un makul ölçütü ve Karneades'in inandırıcılık dereceleri.
  • Pierre Couissin, "Le stoïcisme de la nouvelle Académie" (1929); İngilizcesi "The Stoicism of the New Academy", Myles Burnyeat (der.), The Skeptical Tradition (1983) içinde. Diyalektik okumanın kurucu metni.
  • Michael Frede, "The Sceptic's Two Kinds of Assent and the Question of the Possibility of Knowledge". İki tür onay ayrımı.

Sonraki derse köprü

Karneades'in bilgesi, kesin bilgiye ulaşamayacağını kabul eder ve inandırıcı olana göre yaşar; kavranamazlık onu felç etmez, çünkü eylemi kavrayıştan ayırmıştır. Ders Ç5.4, bu tutumu tersine çeviren bir filozofu inceliyor. Descartes, Meditasyonlar'ın ilk bölümünde, tam olarak kesin ve kuşku götürmez olmayan şeylere de, açıkça yanlış olanlara olduğu kadar özenle onay vermekten kaçınacağını söyler. Akademik için inandırıcı olan, eylemin rehberidir; Descartes için ise, kesin olmadıkça, yanlış muamelesi görür. Ama Descartes'ın amacı, şüphede kalmak değil, şüphenin dayanamayacağı bir temel bulmaktır. Ders, Descartes'ın yöntemli şüphesini ve onun inançları hangi gerekçelerle eleyerek ilerlediğini inceliyor; ve bir inancı şüphenin hangi aşamasında elemek gerektiğini belirlemek için Şüphe Eleği adlı bir araç sunuyor.

Günlük sorusu: Bu hafta, kesin olarak bilmediğin ama inandırıcı bulduğun bir şeye göre bir karar verdin mi? Kararın önemi ile o izlenimi ne kadar sınadığın arasında bir orantı var mıydı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.