Giriş
Eskişehir'de emekli bir öğretmen olan Hatice Hanım, yıllardır kahvaltı masasında aynı soruyla boğuşuyor: yumurta sağlığa iyi mi, kötü mü? Bir yıl gazetede yumurtanın kolesterolü yükselttiğini okuyor ve haftada ikiyle sınırlıyor; ertesi yıl bir televizyon programında, yumurtanın en değerli besinlerden biri olduğunu, günde bir tane yemenin zararsız olduğunu dinliyor. Komşusu, bir diyetisyenden duyduğuna göre, sarısını atmasını söylüyor; oğlu, internette okuduğu bir yazıya dayanarak, sarısının asıl yararlı kısım olduğunu iddia ediyor. Hatice Hanım her yeni haberde fikrini değiştiriyor, her değişiklikte de önceki yıllarda yanlış beslendiği için kaygılanıyor. Bir gün, torununun okulda öğrendiği bir sözcüğü, "askıya almak" sözcüğünü, kendine uyguluyor: yumurtanın doğası gereği iyi mi kötü mü olduğuna dair bir karar vermeyi bırakıyor. Kendi doktorunun genel önerisine ve canının istediğine göre yemeye devam ediyor; ve şaşırtıcı biçimde, kaygısı azalıyor. Kişiler ve olaylar kurgudur; bu örnek bir beslenme önerisi değil, bir tutumun betimlemesidir.
Hatice Hanım'ın vardığı yer, iki bin yılı aşkın bir süre önce, bir felsefe okulunun bütün yaşamı üzerine kurduğu bir tutuma benziyor. Bu okulun adı, kurucusu sayılan Elisli Pyrrhon'dan gelir: Pyrrhonculuk. Okulun en kapsamlı aktarıcısı, MS 2. ya da 3. yüzyılda yaşadığı tahmin edilen hekim Sextus Empiricus, şüpheciliği bir öğreti olarak değil, bir yetenek olarak tanımlar: birbirine karşıt görünüşleri ve düşünceleri, eşit güçte olacak biçimde karşı karşıya koyma yeteneği. Bu karşıtlık yargının askıya alınmasına, askıya alma da beklenmedik biçimde bir dinginliğe götürür. Hatice Hanım'ın deneyimi, bu üç adımın gündelik bir örneğidir: karşıt haberler eşit güçte görünür, karar askıya alınır, ve kaygı yerini sükûnete bırakır.
Bir önceki derste, Sextus'un felsefecileri üç gruba ayırdığını görmüştük: hakikati bulduğunu düşünen dogmatikler, hakikatin bulunamayacağını öne süren Akademikler, ve araştırmaya devam eden şüpheciler. Şüpheciliğin bu son türü, bir önceki dersin ızgarasında, askıya alan ve kapsamı geniş bir gerekçe şüpheciliğinin yerini tutuyordu. Bu ders, o hücrenin içini dolduruyor. Önce Pyrrhon'a dair bildiklerimizin ne kadar dolaylı olduğunu, sonra Sextus'un yöntemini, yani eşdeğerlik, askıya alma ve dinginlik zincirini inceliyor. Ardından en eski itirazı, şüphecinin yaşayamayacağı itirazını, ve Sextus'un ona verdiği cevabı, yani görünüşlere göre yaşamayı, tartışıyor. Ders, iki karşıt iddianın gerçekten eşit güçte olup olmadığını sınamak için Eşdeğerlik Terazisi adlı bir araç sunuyor.
Bu dersin kazanımları:
- Eşdeğerliği, yargıyı askıya almayı, dinginliği, görünen ile apaçık olmayan arasındaki ayrımı ve şüphecinin gündelik yaşamdaki dörtlü rehberini açıklarsın. (anla)
- Bir tartışmalı iddiaya Eşdeğerlik Terazisi'ni uygulayarak, iddiayı destekleyen ve ona karşı çıkan nedenlerin güvenilirlik bakımından gerçekten eşit olup olmadığını sınar, ve askıya almanın yerinde olup olmadığına karar verirsin. (uygula)
- Şüphecinin yaşayamayacağı itirazının, evrensel eşdeğerlik iddiasının ve dinginlik vaadinin, Pyrrhoncu tutumu ne ölçüde zayıflattığını değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm önce Sextus'un tanımındaki üç temel kavramı, yani eşdeğerliği, askıya almayı ve dinginliği, sonra şüphecinin neyi askıya aldığını ve neyi askıya almadığını belirleyen ayrımı, en son da şüphecinin eylemine rehberlik eden dörtlü düzeni tanımlıyor.
Sextus, Pyrrhonculuğun Ana Hatları'nın birinci kitabında, eşdeğerliği açıkça tanımlar: karşıt nedenlerden söz ederken, onların bir şeyi onayladığını ya da reddettiğini değil, yalnızca birbirini dengelediğini kastettiğini; eşdeğerlikle de güvenilirlik ve güvenilmezlik bakımından eşitliği kastettiğini söyler. Bu tanımın iki yanı önemlidir. Birincisi, eşdeğerlik, iki iddianın eşit derecede doğru olduğu anlamına gelmez; yalnızca, kişinin onları değerlendirdiğinde birini ötekine tercih etmek için bir neden bulamadığı anlamına gelir. Eşdeğerlik, dünyaya dair değil, kişinin nedenlerinin durumuna dair bir gözlemdir. İkincisi, Sextus'a göre karşıtlık türleri çeşitlidir: görünüşler görünüşlere, düşünceler düşüncelere, ya da görünüşler düşüncelere karşı konabilir. Hatice Hanım'ın durumunda karşı karşıya gelen, iki tanıklıktır: biri yumurtanın zararlı, öteki yararlı olduğunu söyler.
Sextus'un tanımıyla, askıya alma, bir şeyi ne onayladığımız ne de reddettiğimiz bir düşünce durmasıdır. Bir önceki dersin teknik ayrıntısında gördüğümüz gibi, askıya alma bir tutumun yokluğu değil, kendi başına bir tutumdur: bir soruyla hiç karşılaşmamış kişinin o soruda askıya aldığı bir şey yoktur; askıya alma, önermeyi düşünmüş ve iki yanı tartmış birinin vardığı bir duruştur. Pyrrhoncu şüphecilikte askıya alma, bir karar ilkesinden çıkmaz; şüpheci "eşdeğerlik varsa askıya almalısın" diye bir kural koymaz. Askıya alma, eşdeğerliğin bir sonucu olarak, kendiliğinden gerçekleşir: iki kefesi eşit yüklü bir terazinin hiçbir yana eğilmemesi gibi, zihin de iki eşit nedenin karşısında bir yana eğilmez.
Sextus, şüpheciliğin amacını, kanı konularında dinginlik, kaçınılmaz olarak katlanılan şeylerde ise ölçülü bir duygulanım olarak tanımlar. Dinginliğin askıya almadan nasıl doğduğunu anlatmak için bir öykü aktarır. Ressam Apelles, bir atın resmini yaparken atın ağzındaki köpüğü bir türlü resmedemez; sonunda vazgeçer ve fırçasını temizlediği süngeri resme fırlatır. Sünger resme değdiği anda, köpüğün iyi bir görüntüsünü bırakır. Sextus'a göre şüpheciler de aynı biçimde, görünüşler ile düşünceler arasındaki çelişkiyi çözerek dinginliğe ulaşmayı umdular; çözemediler ve yargıyı askıya aldılar; ve askıya alma sırasında dinginlik, Sextus'un benzetmesiyle, gölgenin bir cismi izlemesi gibi, rastlantıyla geldi. Bu öykünün önemli bir yanı, dinginliğin bir yöntemle üretilmediği, beklenmedik biçimde ortaya çıktığıdır. Hatice Hanım da kaygısından kurtulmak için askıya almadı; askıya almaya başka bir yoldan, kararsızlıktan vardı, ve kaygının azalması onu şaşırttı.
Bu ayrım, Pyrrhoncu şüpheciliğin neyi askıya aldığını belirler. Sextus, şüphecilerin görünüşleri inkâr ettiğini söyleyenlerin, okulun öğretisini bilmediğini yazar. Bal bize tatlı görünür; şüpheci bunu kabul eder, çünkü tatlılığı duyumla deneyimler. Ama balın özü gereği tatlı olup olmadığını sorgular; bu, görünüşle değil, görünüş hakkında öne sürülen şeyle ilgili bir sorudur. Öyleyse şüpheci, "bana öyle görünüyor" düzeyinde onay verir, ama "gerçekte öyle" düzeyinde yargıyı askıya alır. Sextus, bu ayrımla, dogma sözcüğünün iki anlamını da ayırır: dogma, bir şeyi genel olarak kabullenmek, yani duyumun zorunlu kıldığı duygulanımlara onay vermek anlamında kullanılırsa, şüpheci de onay verir; çünkü ısındığında ya da üşüdüğünde, ısınmadığını ya da üşümediğini düşündüğünü söyleyemez; ama dogma, bilimlerin araştırdığı apaçık olmayan şeylere dair bir kanıya onay vermek anlamında kullanılırsa, şüphecinin hiçbir dogması yoktur.
Sextus, şüphecinin ölçütünün, yaşamda bir şeyi yapıp ötekini yapmamak için uyduğu ölçüt anlamında, görünüş olduğunu söyler; ve bütünüyle eylemsiz kalamayacağımız için, görünüşlere uyarak ve kanı sahibi olmadan yaşarız. Bu yaşam dört biçim alır. Doğanın rehberliğiyle duyumsar ve düşünürüz; duygulanımların zorunluluğuyla açlık bizi yemeğe, susuzluk içmeye götürür; yasaların ve göreneklerin geleneğiyle, gündelik yaşamda dindarlığı iyi, dinsizliği kötü sayarız; zanaatların öğretimiyle, edindiğimiz zanaatlarda eylemsiz kalmayız. Sextus, bütün bunları da kesin bir kanı belirtmeden söylediğini ekler. Hatice Hanım'ın kahvaltıdaki tutumu bu rehberin bir örneğidir: canının istemesi duygulanım, doktorunun genel önerisi zanaatın öğretimi, ailesinden gelen kahvaltı alışkanlığı ise gelenektir.
Argüman
Bu bölüm, Sextus'un yöntemini öncülleri açık bir argüman olarak yeniden kuruyor. Sextus'un kendisi, bu öncüllerin hiçbirini bir öğreti olarak öne sürmez; yeniden kurulum, yöntemin mantıksal yapısını görmek içindir.
- Apaçık olmayan herhangi bir p önermesi için, p'yi destekleyen nedenlere karşı, güvenilirlik bakımından eşit bir karşıt neden bulunabilir.
- Bir önerme hakkında destekleyen ve karşı çıkan nedenler güvenilirlik bakımından eşitse, kişi onu ne onaylayabilir ne reddedebilir; yargısı askıya alınır.
- Öyleyse kişi, apaçık olmayan her önerme hakkında yargısını askıya alır.
- Görünüşler, istemsizce kabul edildikleri için, askıya almanın kapsamı dışında kalır.
- Görünüşlere, duygulanımlara, geleneklere ve zanaatlara uyarak, apaçık olmayan hakkında kanı sahibi olmadan eylemde bulunmak mümkündür.
- Apaçık olmayan konularda yargının askıya alınmasını, kanıya dayanan konularda dinginlik izler.
Sonuç: Pyrrhoncu şüpheci, apaçık olmayan her konuda yargıyı askıya alır, görünüşlere göre yaşar, ve bu yaşamda kanıya dayanan konularda dinginliğe ulaşır. Şüphecilik, bu yeniden kurulumla, bir bilgi kuramı değil, bir yaşama biçimidir: yargıyı askıya alma, dogmatiklerin bilgi iddialarına bir cevap olduğu kadar, bir iç sükûnetin de yoludur.
Birinci öncül, Sextus'un şüpheciliği tanımlarken kullandığı "yetenek" sözcüğünün içeriğini dile getiriyor. Şüpheci, her önerme için bir karşıt neden olduğunu öne sürmez; her önerme için bir karşıt neden bulabildiğini gösterir. İkinci öncül, eşdeğerlik ile askıya alma arasındaki bağı kuruyor: zihin, eşit yüklü iki kefe arasında eğilmez. Üçüncü öncül, ilk ikisinden mantıksal olarak çıkar. Dördüncü öncül, askıya almanın kapsamını sınırlıyor: bal bana tatlı görünüyor, bu görünüşü askıya alamam. Beşinci öncül, şüpheciliğin yaşanabilirliğini savunuyor ve bu dersin İtiraz 1'inin hedefidir. Altıncı öncül, şüpheciliğin pratik vaadini dile getiriyor ve olgusal bir iddiadır: Sextus'a göre, bir şeyin doğası gereği iyi ya da kötü olduğunu düşünen kişi sürekli tedirgindir; iyi saydığı şeylere sahip olmadığında ıstırap çeker, onlara sahip olduğunda ise onları kaybetme korkusuyla daha da sarsılır. Bu konularda karar vermeyen kişi ise hiçbir şeyi hırsla aramaz ve hiçbir şeyden hırsla kaçmaz.
En tartışmalı öncül: Birinci öncül. Apaçık olmayan her önerme için eşit güçte bir karşıt nedenin bulunabileceği iddiası, son derece güçlü bir genellemedir. Bu genellemeyi bir sonuç olarak öne sürmek, şüpheciyi tam da kaçındığı türden bir dogmaya bağlar; onu yalnızca bugüne kadarki deneyiminin bir raporu olarak sunmak ise, bir sonraki önermede eşdeğerliğin bulunamayabileceğini açık bırakır. Sextus'un bu ikileme cevabı, İtiraz 2'de ele alınıyor. İkinci önemli zayıflık, altıncı öncüldedir: askıya almanın dinginlik getirdiği, olgusal bir iddiadır, ve deneyimle çelişebilir. Bu, İtiraz 3'ün konusu.
İtirazlar ve cevaplar
Aşağıdaki itirazlar, Pyrrhoncu tutumun dört farklı noktasını hedef alıyor: şüphecinin eylem kapasitesini, eşdeğerliğin genelliğini, dinginlik vaadini, ve görünen ile apaçık olmayan arasındaki sınırı.
İtiraz 1: Şüpheci yaşayamaz
Bu, Pyrrhonculuğa yöneltilen en eski itirazdır ve antik kaynaklarda bir eylemsizlik (apraxia) suçlaması olarak geçer. İtiraza göre, eylem inanç gerektirir: bir kapıdan geçmek için kapının orada olduğuna, yemek yemek için yemeğin besleyici olduğuna inanmak gerekir. Her konuda yargıyı askıya alan biri, hiçbir şey yapamaz. Hume, bir önceki derste andığımız Soruşturma'nın son bölümünde, aynı itirazı daha sert bir biçimde dile getirir: Pyrrhoncu ilkeler evrensel olarak ve sürekli olarak geçerli olsaydı, bütün söylem ve eylem duracak ve insan yaşamı yok olacaktı.
Cevap: Sextus, bu itirazı öngörür ve dörtlü rehberle cevaplar. Eylem, apaçık olmayan şeyler hakkında bir inanç gerektirmez; görünüşlere uymak yeter. Kapıdan geçmek için, kapının özü gereği var olduğuna inanmam gerekmez; kapı bana açık görünür, ve ben görünüşe uyarak geçerim. Yemek yemek için, yemeğin doğası gereği besleyici olduğuna dair bir kuram gerekmez; açlık beni yemeğe götürür. Bu cevabın gücü, görünüşe uyma ile inanma arasındaki farkın ne kadar sağlam olduğuna bağlıdır. İngiliz antik felsefe tarihçisi Myles Burnyeat, 1980'de yayımlanan "Can the Sceptic Live His Scepticism?" başlıklı makalesinde, bu farkın göründüğü kadar rahatlatıcı olmadığını savundu: Burnyeat'e göre Sextus'un şüphecisi, gerçekte nasıl olduğuna dair her yargıdan kaçınır, ve bu yüzden kendi yaşamından bir tür kopukluk içinde yaşar. Öte yandan, Alman antik felsefe tarihçisi Michael Frede, şüphecinin yalnızca kuramsal, felsefi inançlardan kaçındığını, gündelik inançları ise koruduğunu savundu. Bu tartışma Güncel tartışma bölümünde ayrıntılı ele alınıyor. Buradaki ara sonuç şudur: itiraz, şüphecinin bütün inançlardan kaçındığı okumaya karşı güçlüdür; şüphecinin yalnızca apaçık olmayan hakkındaki kuramsal inançlardan kaçındığı okumaya karşı ise zayıftır.
İtiraz 2: Evrensel eşdeğerlik bir dogmadır
Birinci öncül, her apaçık olmayan önerme için eşit güçte bir karşıt nedenin bulunabileceğini söyler. Ama şüpheci bunu nasıl bilir? Henüz incelemediği önermeler için de bir karşıt neden bulacağını iddia ediyorsa, bir tümevarıma, yani tam da askıya alması gereken türden bir akıl yürütmeye, dayanır. Bunu iddia etmiyorsa, yöntemi her konuda işlemeyebilir, ve şüphecilik evrensel olmaktan çıkar.
Cevap: Sextus'un çizgisinden kurulabilecek cevap, onun şüpheciliği bir öğreti değil, bir yetenek olarak tanımlamasındadır: şüphecilik, her önerme için bir karşıt neden olduğu iddiası değil, karşıt nedenler bulma becerisidir. Bu beceri, bir zanaat gibi, her yeni durumda yeniden uygulanır, ve her uygulama başarılı olmayabilir. Üstelik Sextus, birinci kitabın ilk satırlarında, söyleyeceği hiçbir şeyi kesinlikle böyle olduğunu iddia ederek söylemediğini, her şeyi bir tarihçi gibi, kendisine o an göründüğü biçimiyle aktardığını belirtir. Sextus'un bir de yedek stratejisi vardır: biri ona çürütemediği bir argüman sunarsa, bu argümanın, savunduğu okulun kurucusu doğmadan önce geçerli bir argüman olarak ortaya çıkmadığını, doğada gizli kaldığını; aynı biçimde onun çürütmesinin de doğada var olup henüz ortaya çıkmamış olabileceğini söyler. Bu strateji, gelecekteki bir karşıt nedeni, şimdiki bir argümana karşı koyar. Ama burada itiraz yeniden güç kazanır: bu strateji, her argümana uygulanabilir, ve bu yüzden bir argümanın güçlü ya da zayıf olmasına bakmadan eşdeğerlik üretir. Gelecekte bir çürütmenin bulunabileceği olasılığı, bulunmuş bir çürütmeyle aynı güvenilirlikte değildir. Öyleyse bu stratejiyle kurulan eşdeğerlik, Sextus'un kendi tanımındaki "güvenilirlik bakımından eşitlik" koşulunu karşılamaz. Ara sonuç: şüpheciliği bir yetenek olarak tanımlamak, evrensel eşdeğerliği bir dogma olmaktan kurtarır; ama gelecekteki çürütme stratejisi, eşdeğerliği yapay biçimde üretir ve yöntemin en zayıf halkasıdır.
İtiraz 3: Askıya alma dinginlik değil, kaygı getirir
Altıncı öncül, olgusal bir iddiadır ve deneyim onu her zaman desteklemez. Birçok insan için belirsizlik rahatsız edicidir: bir tanının, bir sınav sonucunun ya da bir ilişkinin geleceğinin belirsiz kalması, kaygıyı azaltmaz, artırır. Psikolojide "belirsizliğe tahammülsüzlük" (intolerance of uncertainty) adı verilen bir yapı, bazı insanların belirsiz durumları özellikle sıkıntılı bulduğunu ve bu eğilimin kaygıyla ilişkili olduğunu inceler. Hatice Hanım'ın örneği gerçekçi olabilir, ama aynı tutum bir başkasını kaygıya sürükleyebilir.
Cevap: İtiraz, altıncı öncülün olgusal bir iddia olduğunu ve evrensel olarak doğru olmayabileceğini doğru biçimde gösteriyor. Ama Sextus'un iddiası, itirazın hedef aldığından daha dardır. Birincisi, Sextus, dinginliğin askıya almayı rastlantıyla, "gölgenin cismi izlemesi gibi" izlediğini söyler; bir yasa koymaz, bir deneyimi aktarır. İkincisi, dinginlik, kanıya dayanan konularla, yani bir şeyin doğası gereği iyi ya da kötü olduğu yargısıyla sınırlıdır. Sextus, şüphecinin bütünüyle sarsılmaz olmadığını, kaçınılmaz şeylerden, örneğin soğuktan ve susuzluktan etkilendiğini kabul eder; ona göre sıradan insan bu durumlarda iki yönden sıkıntı çeker, hem duygulanımın kendisinden hem de bu durumların doğası gereği kötü olduğu kanısından; şüpheci ise ikincisinden kurtulduğu için daha kolay atlatır. Belirsizlik kaygısı, çoğu zaman, bir eylem kararının belirsizliğinden doğar: tanı belirsizse, tedaviye karar veremem. Pyrrhoncu ise eylemini apaçık olmayana değil, görünüşlere ve dörtlü rehbere dayandırır; öyleyse onun için kuramsal belirsizlik eylemi felç etmez. Bu cevap, itirazı tümüyle ortadan kaldırmaz: dinginliğin herkese geldiği iddiası savunulamaz, ve askıya almanın kimi insanlarda kaygıyı artırabileceği kabul edilmelidir. Ama Sextus'un iddiası, dinginliğin bir imkân olduğu, ve dogmatik inancın da kendine özgü bir kaygı türü, yani doğası gereği iyi sayılan şeyi kaybetme kaygısı, ürettiğidir.
İtiraz 4: Görünen ile apaçık olmayan arasındaki sınır keyfidir
Sextus, şüphecinin görünüşlere onay verdiğini, apaçık olmayan şeyler hakkında ise yargıyı askıya aldığını söyler. Ama bu sınır nerededir? "Bal bana tatlı görünüyor" bir görünüşse, "bu bir bal kavanozu" da bir görünüş müdür? "Önümde bir insan var" bir görünüş müdür, yoksa görünüşün ardındaki bir şeye dair bir iddia mı? Sınır belirsizse, şüpheci istediği inancı "görünüş" sayarak koruyabilir, istemediğini "apaçık olmayan" sayarak askıya alabilir.
Cevap: Bu itiraz, Pyrrhoncu tutumun en ince noktasına dokunur ve kolayca cevaplanamaz. Sextus'un ölçütü, istemsizliktir: görünüş, kişiye istemsizce kabul ettirilen şeydir; apaçık olmayan ise, ancak bir akıl yürütmeyle, örneğin balın tatlılığının onun özünden geldiği sonucuna götüren bir kuramla, ulaşılan şeydir. Bu ölçüt, sınırı belirsiz bırakır ama keyfi bırakmaz. Bir insanın önümde durduğu, bana istemsizce kabul ettirilir; ama onun bir ruhu olduğu, ya da atomlardan oluştuğu, bir akıl yürütme gerektirir. Bu ayrım, bir derece ayrımıdır, ve aradaki bölgede şüphecinin tutumu belirsiz kalır. Ama bu belirsizlik, Pyrrhonculuğa özgü değildir; Ders Ç2.4'teki algının kurama yüklülüğü tartışması, algı ile yorum arasında keskin bir sınır çizmenin herkes için zor olduğunu gösterir. Pyrrhoncunun sorunu, bu sınırın yalnızca bir kuramsal ayrım olmaması, yaşamının bütününü belirlemesidir: sınırın öbür yanına geçen her yargı, bir dogma sayılır. Öyleyse itiraz, Pyrrhonculuğu çürütmez, ama onu sürekli bir öz denetime zorlar: şüpheci, her yargıda, onun bir görünüşü mü yoksa bir kanıyı mı dile getirdiğini sormak zorundadır.
Örnekler
Örnek 1: Hatice Hanım'ın kahvaltısı (kurgu)
Hatice Hanım'ın durumu, Pyrrhoncu yöntemin üç adımının gündelik bir örneğidir, ama aynı zamanda yöntemin sınırını da gösterir. Birinci adım, eşdeğerliktir: yumurtanın zararlı olduğu ile yararlı olduğu iddiaları, Hatice Hanım'a, eşit güçte görünüyor. Ama bu eşdeğerlik, gerçek bir eşdeğerlik midir? Hatice Hanım'ın karşısındaki nedenler, gazete haberleri, bir televizyon programı, bir komşunun duyduğu, bir oğlun internette okuduğudur. Bu kaynakların hiçbiri, konuya dair araştırmaların toplu bir değerlendirmesi değildir; her biri, belirli bir araştırmanın ya da görüşün aktarımıdır. Hatice Hanım, kaynakları güvenilirlik bakımından tartmadan, yalnızca sayıca ve tonca eşit oldukları için eşdeğer sayıyor. İkinci adım, askıya almadır: Hatice Hanım yumurtanın doğası gereği iyi mi kötü mü olduğuna dair bir karar vermeyi bırakıyor. Üçüncü adım, dinginliktir: kaygısı azalıyor. Ama örnek, Pyrrhoncu tutumun bir zayıflığını da gösteriyor: eşdeğerliği gerçekten sınamadan askıya almak, kişiyi, aslında ayrıştırılabilecek nedenler karşısında gereksiz bir kararsızlığa sürükleyebilir. Belki de araştırmaları toplu olarak değerlendiren bir kaynak, Hatice Hanım'ın sorusuna daha net bir cevap verecekti. Pyrrhoncu bu noktada ikinci bir karşıtlık kurar: o değerlendirmenin de karşısına başka bir değerlendirme konabilir. Bu dersin aracı, tam da bu noktada devreye giriyor: eşdeğerliği varsaymadan önce sınamak.
Örnek 2: Kule ve kar
Sextus, karşıtlık türlerini örneklerle somutlaştırır. Birincisi, bir görünüşün başka bir görünüşe karşı konmasıdır: bir kule uzaktan yuvarlak, yakından köşeli görünür. Bu iki görünüş arasında, kulenin gerçek biçimine dair bir karar vermek için, şüpheciye göre, ayrıcalıklı bir bakış noktası yoktur: Sextus gerekçesini beşinci kipte verir: bir görünüşü ötekine kanıtsız tercih eden güvenilmez olur; bir kanıta dayanan ise o kanıtın da kanıtını vermek zorunda kalır ve sonsuz bir gerilemeye düşer. İkincisi, bir düşüncenin bir görünüşe karşı konmasıdır: Anaksagoras, karın beyaz göründüğü olgusuna, karın donmuş su olduğu ve suyun kara olduğu akıl yürütmesini karşı koyar. Bu örnekte Sextus, Anaksagoras'ın akıl yürütmesinin doğru olduğunu iddia etmez; yalnızca, bir görünüşün bir akıl yürütmeyle dengelenebildiğini gösterir. Üçüncü bir tür, düşüncenin düşünceye karşı konmasıdır: göklerin düzeninden bir ilahî takdir bulunduğunu çıkaran birine, iyilerin sık sık başına kötülük, kötülerin başına iyilik geldiği karşı konur. Bu örnekler, eşdeğerliğin farklı kaynaklardan doğabileceğini gösterir. Ama aynı zamanda, Sextus'un eşdeğerlik iddialarının ne kadar tartışmalı olduğunu da gösterir. Modern bir okur, kule örneğinde, yakından bakmanın daha güvenilir olduğunun, görme hakkındaki geniş bir deneyimle gerekçelendirilebileceğini, ve bu gerekçenin gerilemeyi durdurduğunu söyleyebilir; kar örneğinde ise, Anaksagoras'ın akıl yürütmesinin bir öncülünün, yani suyun kara olduğu öncülünün, açıkça yanlış olduğunu. Pyrrhoncu bu cevaplara da bir karşıt neden bulmaya çalışır; ama örneklerin gücü, karşıt nedenlerin kalitesine bağlıdır.
Örnek 3: Pyrrhon ve fırtınadaki domuz
Pyrrhon'un kendisi günümüze ulaşan hiçbir şey yazmadı; ona dair bildiklerimiz, öğrencisi Phliuslu Timon'un şiirlerinden ve sonraki yazarların aktarımlarından gelir. Diogenes Laertios'un Ünlü Filozofların Yaşamları'nın dokuzuncu kitabında aktarılan bir öyküye göre, Pyrrhon bir gemi yolculuğunda fırtınaya yakalanır. Yol arkadaşları dehşete kapılır; Pyrrhon ise sakin kalır ve gemide hiç bozulmadan yemeğini yemeye devam eden bir domuzu göstererek, bilge kişinin de böyle sarsılmaz olması gerektiğini söyler. Bu öykü, dinginliğin ne olduğunu çarpıcı biçimde gösterir, ama aynı zamanda bir sorun da ortaya koyar: domuzun sükûneti, yargının askıya alınmasından değil, fırtınanın tehlikesini kavrayamamasından gelir. Pyrrhoncu dinginlik, bir bilgisizliğin dinginliği midir? Sextus'un çizgisinden verilebilecek cevap, şüphecinin dinginliğinin, bilgisizlikten değil, bilinçli bir askıya almadan doğduğudur: şüpheci fırtınayı görür ve korkuyu bir duygulanım olarak yaşayabilir; ama fırtınanın doğası gereği kötü olduğu kanısını askıya alır. Aynı kaynakta aktarılan başka öyküler de Pyrrhon'un tutarlılığının sınırlarını gösterir: Diogenes'e göre Pyrrhon bir kez kız kardeşi Philista'nın uğruna öfkelenmiş ve kendisini kınayana, kayıtsızlığın zavallı bir kadın üzerinde gösterilmeyeceğini söylemiş; bir kez de üzerine atılan bir köpekten korkmuş ve bu yüzden eleştirildiğinde, insanlıktan bütünüyle sıyrılmanın kolay olmadığını söylemiştir. Bu öyküler tarihsel olarak güvenilir olmayabilir; ama Pyrrhoncu idealin kendisinin bile bütünüyle yaşanamayabileceğini, ve aktarılan Pyrrhon'un bunu kabul ettiğini gösterir.
Araç kartı: Eşdeğerlik Terazisi
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir tartışmalı iddiayı destekleyen ve ona karşı çıkan nedenlerin, sayıca ya da tonca değil, güvenilirlik bakımından gerçekten eşit olup olmadığını sınayarak, yargıyı askıya almanın yerinde olup olmadığını belirler. |
| Adımlar | 1) İddiayı yaz ve görünüş düzeyinde mi ("bana öyle görünüyor"), apaçık olmayan düzeyde mi ("gerçekte öyle") olduğunu belirle. 2) İddiayı destekleyen en güçlü nedeni yaz. 3) Ona karşı çıkan en güçlü nedeni yaz. 4) Her nedenin kaynağını ve türünü belirle: görünüş mü, akıl yürütme mi, tanıklık mı? 5) Her iki kefeyi güvenilirlik bakımından tart: kaynağın erişimi, bağımsızlığı, sınanmışlığı ve bilinen hataları. 6) Yapay denge sınaması: karşıt neden yalnızca "gelecekte bir çürütme bulunabilir" türünden bir olasılık mı? 7) Karar: terazi bir yana eğiliyorsa, ona orantılı bir inanç; gerçekten dengedeyse, askıya alma; ve eylem için hangi görünüşe, geleneğe ya da uzmanlığa uyulacağını ayrıca yaz. |
| Ne zaman kullanılır | Karşıt uzman görüşleriyle ya da haberlerle karşılaşıldığında; bir konuda "iki tarafın da haklı noktaları var" yargısına varmadan önce; bir kararsızlığın gerçek bir eşdeğerlikten mi, yoksa nedenlerin yeterince tartılmamasından mı kaynaklandığını anlamak için. |
| Sınırı | Araç, nedenlerin güvenilirliğini tartmak için bir ölçüt varsayar; ama Pyrrhoncu, ölçütün kendisini de sorgulayabilir, ve bu, Ders Ç1.1'deki ölçüt sorununa geri döner. Ayrıca araç, askıya almanın psikolojik sonuçlarını, yani dinginliği ya da kaygıyı, ölçmez. |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
Özet
- Pyrrhoncu şüphecilik, Sextus'a göre, karşıt görünüşleri ve düşünceleri eşdeğer olacak biçimde karşı karşıya koyma yeteneğidir; bu karşıtlık yargının askıya alınmasına, askıya alma da dinginliğe götürür.
- Eşdeğerlik, iki iddianın eşit derecede doğru olması değil, güvenilirlik bakımından eşit görünmesidir; dünyaya değil, kişinin nedenlerinin durumuna dair bir gözlemdir.
- Şüpheci, görünüşlere istemsizce onay verir, ama apaçık olmayan şeyler hakkında, yani görünüşün ardındaki doğa hakkında, yargıyı askıya alır.
- Eylemsizlik itirazına karşı Sextus, şüphecinin dörtlü rehberle, yani doğa, duygulanım, gelenek ve zanaatla, kanı sahibi olmadan yaşayabileceğini savunur.
- Evrensel eşdeğerlik bir dogma olarak öne sürülmez, bir yetenek olarak uygulanır; ama gelecekteki çürütme stratejisi, eşdeğerliği yapay biçimde üretir.
- Eşdeğerlik Terazisi, karşıt nedenleri güvenilirlik bakımından tartarak, bir kararsızlığın gerçek bir dengeden mi yoksa yetersiz bir tartımdan mı doğduğunu ayırır.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Sextus Empiricus'un Pyrrhonculuğun Ana Hatları'nın birinci kitabı, şüpheciliğin ne olduğunu kısa ve yoğun bir tanımla açar. Aşağıdaki çeviri, Amerikalı eğitimci ve felsefe doktoru Mary Mills Patrick'in, İstanbul'daki Amerikan Kız Koleji'nin başında bulunduğu yıllarda yaptığı ve 1899'da yayımlanan İngilizce çevirisinden aktarılmıştır:
Şüpheci okulun yeteneği (dynamis), görüneni düşünülene "her nasıl olursa olsun" karşı koymak, ve böylece birbirine karşıt konan nedenlerin ve şeylerin dengesi (isostheneia) aracılığıyla, önce yargının askıya alınması durumuna (epokhē), sonra da sarsılmazlık durumuna (ataraxia) ulaşmaktır. [...] "Birbirine karşıt nedenler" derken, onların bir şeyi onayladığını ya da reddettiğini kesinlikle kastetmiyoruz; yalnızca birbirini dengelediklerini kastediyoruz. Denge derken, güvenilirlik ve güvenilmezlik bakımından eşitliği kastediyoruz; öyle ki, birbirine karşıt konan nedenlerden hiçbiri güvenilirlik bakımından ötekini aşmasın. Epokhē, düşüncenin durmasıdır; onun sonucunda hiçbir şeyi ne reddeder ne onaylarız. Ataraxia, ruhun sükûneti ve dinginliğidir.
Bu tanımın ilk sözcüğü, "yetenek", İtiraz 2'nin cevabındaki stratejinin temelidir. Sextus, şüpheciliği bir önermeler kümesi olarak değil, bir beceri olarak tanımlar; ve bu, şüphecinin kendisini dogmatikten ayırmasının ilk adımıdır. Bir beceri, doğru ya da yanlış değil, başarılı ya da başarısız olur. Şüpheci, her yeni iddiada bu beceriyi yeniden uygular ve sonucunu önceden bilmez. Tanımın ikinci önemli yanı, "her nasıl olursa olsun" ifadesidir. Sextus, bu ifadeyi hemen ardından açıklar: karşıtlık görünüşler arasında, düşünceler arasında, ya da görünüşler ile düşünceler arasında kurulabilir; ve ifade, bütün karşıtlık yöntemlerinin kapsanması için kullanılmıştır. Öyleyse şüpheci yöntem tek bir argüman biçimine bağlı değildir; her türden karşıtlığı kullanabilir.
Tanımın üçüncü ve belki en önemli yanı, eşdeğerliğin tanımıdır: güvenilirlik bakımından eşitlik. Bu tanım, şüpheci yöntemin bir ölçütünü açıkça koyar. İki nedeni karşı karşıya koymak yetmez; onların güvenilirlik bakımından eşit olması gerekir. Bu dersin aracı, Eşdeğerlik Terazisi, bu ölçütü bir sınamaya dönüştürür: bir kararsızlık, gerçekten güvenilirlik bakımından eşit nedenlerden mi doğuyor, yoksa nedenlerin tartılmamasından mı? Sextus'un kendi örneklerinde, bu ölçütün her zaman karşılanıp karşılanmadığı, İtiraz 2'nin ve Örnek 2'nin gösterdiği gibi, tartışmalıdır. Ama tanımın kendisi, şüpheciliğin keyfi bir kuşkuculuk değil, belirli bir epistemik koşula, yani nedenlerin dengesine, bağlı bir tutum olduğunu açıkça gösterir.
Son olarak, tanımın sıralaması dikkat çekicidir: önce askıya alma, sonra dinginlik. Dinginlik, yöntemin amacı olarak tanımlansa da, yöntemin doğrudan ürünü değildir; Apelles'in süngeri gibi, askıya almanın ardından gelir. Bu sıralama, şüpheciliği yalnızca bir terapi tekniği gibi okumayı zorlaştırır, gerçi Sextus eserinin sonunda kendini dogmatiklerin kibrini iyileştiren bir hekime benzetir: şüpheci, dinginliğe ulaşmak için yargıyı askıya almaz; yargıyı, nedenler dengede olduğu için askıya alır, ve dinginlik, beklenmedik bir yan ürün olarak ortaya çıkar.
Teknik ayrıntı
On kip ve beş kip. Sextus, birinci kitapta, eski şüphecilerden aktarılan on kipi, yani yargının askıya alınmasını sağlayan on argüman kalıbını, ayrıntılı biçimde sunar. Burada kipleri yalnızca "eski şüphecilere" bağlar; başka bir eserinde, Mantıkçılara Karşı'da, ise onları Ainesidemos'a bağlar. Sextus'un sıralamasıyla on kip şunlara dayanır: hayvanlar arasındaki farklar; insanlar arasındaki farklar; duyu organlarının yapısındaki farklar; koşullar; konum, uzaklık ve yer; karışımlar; nesnelerin niceliği ve yapısı; görelilik; olayların sıklığı ya da seyrekliği; ve yaşam biçimleri, görenekler, yasalar, mitsel inançlar ve dogmatik kanılar. Sextus bu on kipi üç genel başlık altında toplar: yargılayanın durumu, yargılananın durumu, ve ikisinin birlikte durumu. İlk dört kip yargılayana, yedinci ve onuncu kip yargılanana, beşinci, altıncı, sekizinci ve dokuzuncu kip ise ikisine birden dayanır. Bu üç başlık da, Sextus'a göre, en genel kip olan görelilik kipinin altına girer. On kipin ortak mantığı, aynı nesnenin farklı yargılayanlara, farklı koşullarda ya da farklı ilişkiler içinde farklı göründüğünü göstermek ve bu farklı görünüşler arasında karar vermek için ayrıcalıklı bir ölçüt olmadığını savunmaktır. Ders Ç3.1'de incelenen Agrippa'nın beş kipi ise farklı bir yapıdadır: anlaşmazlık, sonsuz gerileme, görelilik, varsayım ve karşılıklılık. Beş kip, on kipten daha soyuttur ve herhangi bir iddiaya, içeriğinden bağımsız olarak uygulanabilir. On kip, algıya ve kültüre dair somut gözlemlerden eşdeğerlik üretir; beş kip ise gerekçelendirmenin yapısından. Bu fark, bir önceki dersin terimleriyle, on kipin daha çok görünüşlerin çeşitliliğini, beş kipin ise gerekçenin kendisini hedeflediği biçiminde özetlenebilir.
Şüpheci deyişlerin kendini kapsaması. Sextus, şüphecinin kullandığı deyişlerin, örneğin "hiçbir şey daha fazla değil" (ou mallon) ya da "hiçbir şeyi belirlemiyorum" deyişlerinin, dogmatik iddialar olmadığını savunur. Ona göre, dogmatik kişi, hakkında dogma öne sürdüğü şeyi kendi başına var olan bir şey olarak kabul eder; şüpheci ise bu deyişleri, kendilerini de kapsayacak biçimde kullanır. "Her şey yanlıştır" deyişi, kendisini de öteki şeylerle birlikte yanlış olarak içerir; "hiçbir şey daha fazla değil" deyişi, öteki şeylerle birlikte kendisinin de daha fazla olmadığını söyler ve böylece kendisini de iptal eder. Bir önceki derste değinilen ve birinci kitabın sonlarında yer alan müshil benzetmesi, bu kendini kapsamanın bir imgesidir. Bu strateji, bir önceki dersin İtiraz 2'sindeki kendini çürütme itirazına karşı, askıya alan şüpheciliğin başlıca savunmasıdır. Mantıksal olarak, strateji, şüphecinin deyişlerini iddia olarak değil, Sextus'un deyişiyle, kendisine görüneni dile getiren ve kendi duygulanımını önyargısız biçimde bildiren ifadeler olarak okumayı gerektirir. Bu okuma kabul edilirse, şüpheci deyişler, doğruluk değeri taşıyan önermeler değil, bir zihin durumunun raporlarıdır; ve bir rapor, kendini çürütemez.
Şüphecinin ölçütü. Sextus, ölçüt sözcüğünün iki anlamını ayırır: birincisi, bir şeyin var olup olmadığına dair bir kanıt ölçütü; ikincisi, yaşamda bir şeyi yapıp ötekini yapmamak için uyulan eylem ölçütü. Şüpheci, birinci anlamda bir ölçüt öne sürmez; ikinci anlamda ise ölçütü görünüştür. Bu ayrım, Ders Ç1.1'deki ölçüt sorununa bir cevap verir: şüpheci, bilgi ölçütü sorununu çözmeye çalışmaz; eylem ölçütünü, bilgi ölçütünden ayırarak, sorunu yaşamın dışında bırakır. Bu cevabın bedeli, eylemin hiçbir zaman bilgiyle gerekçelendirilmemesidir: şüpheci, neden bir şeyi yaptığını soran birine, yalnızca bunun ona öyle göründüğünü söyleyebilir.
Güncel tartışma
Pyrrhoncu şüpheciliğin çağdaş yorumunda en etkili tartışma, şüphecinin neyi askıya aldığı sorusu üzerinedir; ve bu tartışma, İngilizce literatürde "köylü" (rustic) ve "kentli" (urbane) Pyrrhonculuk ayrımıyla anılır. Bu adlar, İngiliz felsefe tarihçisi Jonathan Barnes'ın 1982'de yayımlanan "The Beliefs of a Pyrrhonist" makalesinden gelir. Köylü Pyrrhoncu, her türden inançtan kaçınır: gündelik inançlarından da, felsefi inançlarından da. Kentli Pyrrhoncu ise yalnızca felsefi ya da bilimsel inançlardan, yani apaçık olmayan şeylerin doğasına dair kuramsal inançlardan kaçınır; gündelik inançlarını korur.
Myles Burnyeat, 1980 tarihli makalesinde, Sextus'un metinlerinin köylü okumayı desteklediğini savundu. Burnyeat'e göre, Sextus'un şüphecisi, bütün inançlardan kaçınır, çünkü Sextus'un döneminde inanç, bir şeyin gerçekte nasıl olduğuna dair bir yargı olarak anlaşılır; ve şüpheci, "bana öyle görünüyor" düzeyinde kalarak, gerçekte nasıl olduğuna dair her yargıyı askıya alır. Bu okuma, şüpheciyi tutarlı kılar, ama İtiraz 1'deki eylemsizlik sorununu ağırlaştırır: Burnyeat, böyle bir şüphecinin kendi yaşamından, kendi düşüncelerinden ve eylemlerinden bir tür kopukluk içinde yaşadığını savunur. Michael Frede ise, ilk olarak 1979'da Almanca yayımlanan ve sonra İngilizceye "The Sceptic's Beliefs" adıyla çevrilen makalesinde, kentli okumayı savundu. Frede'ye göre Sextus'un şüphecisi, gündelik inançlara sahiptir; yalnızca felsefecilerin ve bilim insanlarının, gündelik görünüşlerin ardındaki gerçekliğe dair kuramsal inançlarından kaçınır. Bu okuma, şüpheciyi yaşanabilir kılar, ama onun neden yalnızca kuramsal inançlardan kaçındığını açıklamak zorunda kalır: eşdeğerlik yöntemi, neden gündelik inançlara da uygulanmaz? Bu tartışmanın başlıca metinleri, Burnyeat ve Frede'nin 1997'de birlikte derlediği The Original Sceptics: A Controversy kitabında bir araya getirilmiştir.
Pyrrhoncu eşdeğerlik fikri, çağdaş epistemolojide, beklenmedik bir biçimde, akran anlaşmazlığı tartışmasında yeniden ortaya çıktı. Bir konuda, eşit derecede bilgili ve yetenekli olduğunu düşündüğünüz bir akranınızla anlaşmazlığa düştüğünüzde ne yapmalısınız? Amerikalı filozoflar David Christensen ve Adam Elga, 2007'de yayımlanan makalelerinde, böyle durumlarda kişinin kendi görüşüne olan güvenini önemli ölçüde azaltması gerektiğini savundular; bu görüş, "eşit ağırlık" ya da uzlaştırmacı görüş adıyla anılır. Bu görüş, Sextus'un eşdeğerliğine benzer: iki eşit güvenilir kaynak birbirine karşıt şeyler söylüyorsa, ikisine de eşit ağırlık verilmelidir. Ama uzlaştırmacı görüş, Sextus'tan iki noktada ayrılır. Birincisi, uzlaştırmacılar, bütün inançların eşdeğer karşıtlarla karşılaştığını iddia etmez; yalnızca gerçek akran anlaşmazlığı durumlarında güvenin azalmasını önerirler. İkincisi, uzlaştırmacı görüşün önerdiği tepki, her zaman tam bir askıya alma değil, güvenin bir derece azalmasıdır. Uzlaştırmacılığın kendi kendini baltalayıp baltalamadığı, yani uzlaştırmacılığın kendisi hakkında da akran anlaşmazlığı olduğunda ne olacağı, tartışmanın bir parçasıdır; ve bu sorun, Pyrrhoncu deyişlerin kendini kapsaması sorununun çağdaş bir yankısıdır. Akran anlaşmazlığı, Ders Ç7.4 ve Ders Ç7.5'te ayrıntılı ele alınacak.
Pratik: Çözümlü örnek
Konya'da buğday yetiştiren Ramazan Bey, bu yıl ekim zamanı konusunda kararsız. İlçe tarım müdürlüğündeki ziraat mühendisi, toprak neminin yeterli olduğunu ve ekimin Ekim ortasında yapılmasını öneriyor. Kooperatifte tanıştığı başka bir mühendis ise, uzun vadeli tahminlere dayanarak, sonbaharın kurak geçeceğini ve ekimin Kasım başına ertelenmesini öneriyor. Ramazan Bey, iki önerinin eşit güçte olduğunu düşünüyor ve kararsız kalıyor. Eşdeğerlik Terazisi'ni uyguluyor. Kişiler ve olaylar kurgudur.
Adım 1, iddia ve düzeyi. "Bu yıl buğday ekimi için en uygun zaman Ekim ortasıdır." Bu, apaçık olmayan bir düzeyde bir iddiadır: gelecekteki hava koşullarına ve toprak durumuna dair bir öngörüdür, bir görünüş değil.
Adım 2, destekleyen en güçlü neden. İlçe mühendisinin ölçtüğü toprak nemi, ekim için yeterli. Bu bir ölçüme dayanıyor ve şimdiki duruma dair.
Adım 3, karşı çıkan en güçlü neden. Kooperatif mühendisinin aktardığı uzun vadeli tahmin, sonbaharın kurak geçeceğini söylüyor. Bu bir öngörüye dayanıyor ve gelecekteki duruma dair.
Adım 4, kaynak ve tür. Birinci neden, doğrudan bir ölçüme dayanan bir tanıklık; ikinci neden, bir modelin öngörüsünü aktaran bir tanıklık.
Adım 5, güvenilirlik tartımı. Ramazan Bey, iki nedenin aynı soruyu cevaplamadığını fark ediyor. Toprak nemi ölçümü, şimdiki durum hakkında güvenilirdir; ama ekim sonrası haftalarda yağmur olup olmayacağını söylemez. Uzun vadeli tahmin ise, gelecek hakkındadır, ama Ramazan Bey'in kendi deneyimine göre, mevsimlik tahminler, birkaç günlük tahminlerden daha az isabetlidir. Ramazan Bey, iki nedenin güvenilirlik bakımından eşit olmadığını, üstelik farklı soruları cevapladığını görüyor.
Adım 6, yapay denge sınaması. İkinci neden, "gelecekte bir kuraklık olabilir" türünden boş bir olasılık değil, bir modelin öngörüsüdür; öyleyse gerçek bir karşıt nedendir. Ama gücü sınırlıdır.
Adım 7, karar. Terazi, Ramazan Bey'in gözünde, tam dengede değil: şimdiki nem ölçümü güvenilir, uzun vadeli tahmin daha belirsiz. Ama ikinci neden, göz ardı edilemeyecek kadar ciddi. Ramazan Bey, apaçık olmayan soru hakkında, yani "bu yıl en uygun ekim zamanı" hakkında, kesin bir yargıya varmıyor; ama eylem için bir karar veriyor. Tarlalarının bir kısmını Ekim ortasında, bir kısmını Kasım başında ekiyor. Bu karar, dörtlü rehberin iki biçimine dayanıyor: zanaatın öğretimine, yani riskin bölünmesine dair çiftçilik deneyimine, ve göreneğe, yani köydeki birçok çiftçinin kararsız yıllarda aynı yolu izlemesine.
Değerlendirme. Örnek, aracın iki işlevini birlikte gösteriyor. Birincisi, aracın beşinci adımı, Ramazan Bey'in başta eşit gördüğü iki nedenin, aslında farklı soruları cevapladığını ve güvenilirlik bakımından eşit olmadığını ortaya çıkarıyor; bu, kararsızlığın bir kısmının yetersiz tartımdan doğduğunu gösteriyor. İkincisi, yedinci adım, apaçık olmayan hakkında askıya almanın eylemsizlik anlamına gelmediğini gösteriyor: Ramazan Bey, gelecek hakkında bir kanıya varmadan, deneyime ve göreneğe dayanarak eylemde bulunuyor. Ama Ramazan Bey'in tutumu tam olarak Pyrrhoncu değildir: o, terazinin bir yana hafifçe eğildiğini kabul ediyor ve eylemini bu eğime göre ayarlıyor. Bu, bir sonraki dersin konusu olan tutuma daha yakındır.
Pratik: Alıştırmalar
- Sextus'un şüpheciliği bir "yetenek" olarak tanımlamasının, onun bir öğreti olarak tanımlanmasından ne farkı vardır? Bu farkın, İtiraz 2'deki evrensel eşdeğerlik sorununa nasıl bir cevap verdiğini açıkla.
- Hatice Hanım'ın örneğinden farklı, kendi seçeceğin bir alandan, karşıt görüşlerin eşdeğer göründüğü bir durum bul. Eşdeğerlik Terazisi'nin beşinci adımını uygula: iki görüş güvenilirlik bakımından gerçekten eşit mi?
- Pyrrhon'un fırtınadaki domuz öyküsünü açıkla. Domuzun sükûneti ile Pyrrhoncu dinginlik arasındaki fark nedir? Bu fark, dinginliğin bir bilgisizlik durumu olduğu itirazına nasıl bir cevap verir?
Cevapları göster
- Bir öğreti, doğru ya da yanlış olabilen önermelerden oluşur; bir yetenek ise başarılı ya da başarısız olabilen bir beceridir. Sextus, şüpheciliği bir yetenek olarak tanımladığında, her önerme için eşit güçte bir karşıt neden olduğunu iddia etmez; her önerme için bir karşıt neden bulmaya çalıştığını söyler. Bu, İtiraz 2'ye cevap verir: evrensel eşdeğerlik, şüphecinin öne sürdüğü bir genelleme değil, her yeni durumda yeniden uygulanan bir beceridir. Şüpheci, henüz incelemediği önermeler için de bir karşıt neden bulacağını iddia etmez; ama her incelemede, bir karşıt neden bulmayı dener. Böylece evrensel eşdeğerlik, bir tümevarım sonucu olmaktan kurtulur. Ama bu cevabın bedeli, şüpheciliğin evrenselliğinin bir iddia değil, bir umut olarak kalmasıdır.
- Örneğin, bir kişi, bir yatırım danışmanından bir hisseyi alması, bir başkasından ise satması gerektiğini duyabilir. Beşinci adımda, iki danışmanın erişimi, bağımsızlığı, sınanmışlığı ve bilinen hataları tartılır: biri hisseyi satan aracı kurumun çalışanıysa, onun bağımsızlığı sorgulanabilir; biri yıllardır kayıtlı tahminlerinde isabetliyse, onun sınanmışlığı daha yüksektir. Bu tartım, çoğu durumda, iki görüşün güvenilirlik bakımından eşit olmadığını gösterir; ve kararsızlığın, nedenlerin tartılmamasından kaynaklandığını ortaya çıkarır. Gerçek bir eşdeğerlik ise, iki danışmanın da bağımsız, sınanmış ve benzer kayıtlara sahip olduğu durumlarda ortaya çıkar.
- Diogenes Laertios'un aktarımına göre, Pyrrhon bir gemi yolculuğunda fırtınaya yakalanır ve dehşete kapılan yol arkadaşlarına, sakince yemeğini yiyen bir domuzu göstererek, bilge kişinin de böyle sarsılmaz olması gerektiğini söyler. Domuzun sükûneti, fırtınanın tehlikesini kavrayamamasından, yani bir bilgisizlikten gelir. Pyrrhoncu dinginlik ise, fırtınayı görmemekten değil, fırtınanın doğası gereği kötü olduğu kanısını askıya almaktan gelir. Bu fark, dinginliğin bir bilgisizlik durumu olduğu itirazına cevap verir: şüpheci, görünüşleri, yani fırtınanın tehlikeli göründüğünü, kabul eder; yalnızca görünüşün ardındaki doğa hakkında yargıyı askıya alır. Ama öykünün kendisi, bu farkı açıkça göstermez: Pyrrhon'un benzetmesi, dinginliği bir hayvanın kayıtsızlığıyla karşılaştırarak, itirazı davet eder.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir anne, çocuğunun okul öncesi eğitime dört yaşında mı beş yaşında mı başlaması gerektiği konusunda karşıt görüşlerle karşılaşıyor. Zayıf çalışma: "Bazı uzmanlar erken başlamayı, bazıları geç başlamayı öneriyor; iki tarafın da haklı noktaları var, öyleyse karar veremem." Güçlü çalışma: "İddia: çocuğum için okul öncesi eğitime dört yaşında başlamak en iyisidir; bu apaçık olmayan düzeyde bir iddia. Destekleyen en güçlü neden: bir çocuk gelişim uzmanının, erken sosyal etkileşimin yararlarına dair aktardığı araştırmalar. Karşı en güçlü neden: başka bir uzmanın, erken ayrılığın bazı çocuklarda kaygıyı artırabileceği uyarısı. Kaynak ve tür: ikisi de uzman tanıklığı; birincisi grup ortalamalarından, ikincisi bireysel farklılıklardan söz ediyor. Tartım: iki neden farklı soruları cevaplıyor; birincisi ortalama bir çocuk, ikincisi belirli bir çocuk hakkında. Yapay denge: ikinci neden boş bir olasılık değil, gerçek bir uyarı. Karar: genel soru hakkında askıya alıyorum, ama kendi çocuğumun ayrılığa tepkisini birkaç hafta gözlemleyerek, onun durumuna göre karar vereceğim."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Düzey | İddianın görünüş düzeyinde mi apaçık olmayan düzeyde mi olduğu belirlenmiş |
| Tartım | İki tarafın nedenleri, sayıca değil, erişim, bağımsızlık ve sınanmışlık bakımından tartılmış |
| Yapay denge | Karşıt nedenin gerçek bir neden mi, boş bir olasılık mı olduğu sınanmış |
| Eylem rehberi | Askıya alma durumunda, eylem için hangi görünüşe, geleneğe ya da uzmanlığa uyulacağı açıkça yazılmış |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç3.1) Ders Ç3.1'de Agrippa'nın beş kipi nelerdi? Bu beş kip, bu dersteki on kipten nasıl ayrılır?
- (Ders Ç1.1) Ders Ç1.1'deki ölçüt sorunu neydi? Sextus'un bilgi ölçütü ile eylem ölçütünü ayırması, bu soruna nasıl bir cevap verir?
- (Ders Ç5.1) Bir önceki derste, olumsuz şüphecilik ile askıya alan şüphecilik arasındaki fark neydi? Sextus'un şüpheci deyişlerin kendini kapsadığı stratejisi, bu farkı nasıl kullanır?
Cevapları göster
- Agrippa'nın beş kipi, anlaşmazlık, sonsuz gerileme, görelilik, varsayım ve karşılıklılıktir. Bu beş kip, herhangi bir iddiaya, içeriğinden bağımsız olarak uygulanabilir: her iddia ya tartışmalıdır, ya bir gerekçeye ihtiyaç duyar ve bu gerekçe ya sonsuza gider, ya bir varsayımda durur, ya da döngüye girer. On kip ise, aynı nesnenin farklı yargılayanlara, farklı koşullarda ya da farklı ilişkiler içinde farklı göründüğüne dair somut gözlemlere dayanır. Beş kip gerekçenin yapısını, on kip ise görünüşlerin çeşitliliğini hedefler.
- Ölçüt sorunu, bir bilginin doğru olup olmadığını anlamak için bir ölçüte ihtiyaç duyduğumuzu, ama ölçütün doğru olup olmadığını anlamak için de bir ölçüte ihtiyaç duyduğumuzu söyler; bu bir gerilemeye ya da döngüye yol açar. Sextus, ölçüt sözcüğünün iki anlamını ayırır: bir şeyin var olup olmadığına dair kanıt ölçütü ve yaşamda eyleme yön veren eylem ölçütü. Şüpheci, kanıt ölçütü sorununu çözmeye çalışmaz; yalnızca, eylem ölçütünün görünüş olduğunu söyler. Böylece ölçüt sorunu, yaşamın dışında bırakılır: şüpheci, bilgi ölçütü olmadan, görünüşlere göre yaşar.
- Olumsuz şüphecilik, bilginin imkânsız olduğunu bir sonuç olarak öne sürer; askıya alan şüphecilik ise bu sonucu da askıya alır. Sextus'un stratejisi, şüpheci deyişleri, örneğin "hiçbir şey daha fazla değil" deyişini, kendisini de kapsayacak biçimde kullanmaktır: deyiş, öteki şeylerle birlikte kendisinin de daha fazla olmadığını söyler. Bu strateji, şüpheciyi olumsuz şüphecilikten ayırır: şüpheci, bir sonuç öne sürmez, yalnızca kendisine görüneni bildirir; ve bu yüzden kendini çürütme itirazından korunur.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Sextus şüpheciliği nasıl tanımlar? | Karşıt görünüşleri ve düşünceleri eşdeğer olacak biçimde karşı koyma yeteneği; bu yetenek önce askıya almaya, sonra dinginliğe götürür (PH I.8). |
| Eşdeğerlik (isostheneia) nedir? | Karşıt nedenlerin güvenilirlik ve güvenilmezlik bakımından eşit olması; birinin ötekini güvenilirlikte aşmaması. |
| Epokhē nedir? | Yargının askıya alınması: bir şeyi ne onayladığımız ne de reddettiğimiz bir düşünce durması. |
| Ataraxia nedir ve nasıl gelir? | Ruhun dinginliği; askıya almayı, Apelles'in süngeri gibi beklenmedik biçimde, gölgenin cismi izlemesi gibi izler. |
| Şüpheci neye onay verir, neyi askıya alır? | Görünüşlere istemsizce onay verir; görünüşün ardındaki doğa, yani apaçık olmayan hakkında yargıyı askıya alır. |
| Dörtlü rehber nedir? | Doğanın rehberliği, duygulanımların zorunluluğu, yasaların ve göreneklerin geleneği, zanaatların öğretimi. |
| Eylemsizlik (apraxia) itirazı nedir? | Eylem inanç gerektirir; her konuda yargıyı askıya alan biri hiçbir şey yapamaz. |
| Köylü ve kentli Pyrrhonculuk nedir? | Köylü Pyrrhoncu bütün inançlardan kaçınır (Burnyeat'in okuması); kentli Pyrrhoncu yalnızca kuramsal inançlardan kaçınır (Frede'nin okuması); adlar Barnes'tan (1982). |
Okuma listesi
- Sextus Empiricus, Pyrrhonculuğun Ana Hatları, I. kitap. Şüpheciliğin tanımı, on kip, şüpheci deyişler ve Akademi ile fark.
- Diogenes Laertios, Ünlü Filozofların Yaşamları, IX. kitap, Pyrrhon ve Timon bölümleri. Pyrrhon'un yaşamına dair öyküler.
- Myles Burnyeat, "Can the Sceptic Live His Scepticism?" (1980). Köylü okumanın savunusu.
- Michael Frede, "The Sceptic's Beliefs" (Almanca ilk yayın 1979). Kentli okumanın savunusu.
- Jonathan Barnes, "The Beliefs of a Pyrrhonist" (1982). Köylü ve kentli Pyrrhonculuk ayrımı.
- Myles Burnyeat ve Michael Frede (der.), The Original Sceptics: A Controversy (1997). Tartışmanın temel metinleri.
Sonraki derse köprü
Sextus, birinci kitabın sonlarına doğru, kendi okulunu Platon'un Akademisi'nin sonraki evrelerinden ayırmaya özen gösterir. Ona göre Karneades ve Kleitomakhos'un Yeni Akademisi, belki daha her şeyin kavranamaz olduğunu kesin biçimde öne sürmesiyle şüpheciden ayrılır; ama fark asıl, iyi ve kötü hakkındaki yargıda ve izlenimlerin değerlendirilmesinde belirginleşir. Sextus, Arkesilaos'u ise kendi okuluna neredeyse özdeş bulur. Şüpheci, izlenimlerin, doğaları bakımından, güvenilirlik ve güvenilmezlikte eşit olduğunu söyler; Akademikler ise bazı izlenimlerin inandırıcı, bazılarının inandırıcı olmadığını söyler, ve inandırıcı olanları da derecelere ayırır. Ders Ç5.3, Arkesilaos'tan Karneades'e uzanan bu Akademik şüpheciliği inceliyor: kavranamazlık iddiasını, ve eylemi derecelendirilmiş bir inandırıcılığa dayandıran Karneades'in yaklaşımını. Ders, bir izlenimin inandırıcılığını derecelendirmek için Makullük Ölçeği adlı bir araç sunuyor; ve eşdeğerlik yerine derecelendirmenin, şüpheciliğin yaşanabilirliğini nasıl değiştirdiğini soruyor.
Günlük sorusu: Bu hafta iki karşıt görüş arasında kararsız kaldığın bir an oldu mu? O iki görüş, güvenilirlik bakımından gerçekten eşit miydi, yoksa onları tartmaya fırsatın olmadı mı?