Giriş
Afyon ile Antalya arasında kamyon kullanan Necati, yeni aldığı ikinci el kamyonun yakıt göstergesinin güvenilir olup olmadığını hiç denetlemedi. Ama her gün yola çıkmadan önce göstergeye bakıyor ve gördüğünü yol defterine yazıyor: "Gösterge dolu diyor; depo dolu." Bir ay sonra, defterine bakarken bir sonuca varıyor. Otuz gün boyunca, her sabah, göstergenin gösterdiği ile deponun durumu tıpatıp uyuşmuş: gösterge dolu dediğinde depo doluymuş, yarım dediğinde yarımmış. "Otuz kez üst üste doğru göstermiş," diyor kendi kendine, "demek ki bu gösterge güvenilir." Bir arkadaşı ona deponun durumunu nereden bildiğini soruyor. Necati duraksıyor: deponun durumunu, her seferinde, göstergeye bakarak öğrenmişti. Necati de kamyonu da kurgudur.
Necati'nin akıl yürütmesinde bir şeyin yanlış olduğunu hepimiz seziyoruz: bir aracın güvenilirliğini, yalnızca o araca bakarak doğrulayamazsınız. Ama bu sezgiyi açıklamak, göründüğünden zordur. Necati'nin her bir adımı masum görünüyor: göstergeye bakıp deponun dolu olduğuna inanmak, sıradan bir gözlem inancıdır; ve göstergenin doğru gösterdiğini kaydetmek, iki bilinen şeyin uyuştuğunu kaydetmektir. Amerikalı filozof Jonathan Vogel, 2000'de yayımlanan "Reliabilism Leveled" makalesinde, benzer bir örnek kurdu ve böyle bir akıl yürütmenin, güvenilirlik temelli bilgi kuramlarını zor durumda bıraktığını savundu. İki yıl sonra Amerikalı filozof Stewart Cohen, sorunun yalnızca güvenilirciliği değil, bir kaynağın güvenilirliğini önceden bilmeden o kaynaktan bilgi edinmeye izin veren her kuramı vurduğunu savundu; ve bu sorunu "kolay bilgi sorunu" diye adlandırdı.
Bir önceki derste Moore'un kanıtlamadan bildiğini öne sürdüğü öncülü gördük; geriye, bu bilginin yapısını kuran bir gerekçe kuramı kalmıştı. Bu ders, Moore'un bıraktığı açıklama borcunu ödemeye çalışan çağdaş bir görüşü, Amerikalı filozof James Pryor'un dogmacılığını, ve bu görüşün karşılaştığı en ciddi itirazı, Cohen'in kolay bilgi sorununu inceliyor. Ders Ç3.3'te dogmacılıkla, ılımlı temelciliğin bir biçimi olarak tanışmış ve Cohen'in kırmızı masa örneğini görmüştük; burada dogmacılığı şüpheciliğe bir cevap olarak ele alıyor, ve Ders Ç4.3'te önyüklemeyi Vogel'in yakıt göstergesiyle güvenilirciliğe karşı bir itiraz olarak görmüştük; burada aynı yapının içselci dogmacılığı nasıl vurduğunu inceliyoruz. Dersin aracı Kolay Bilgi Alarmı, bir akıl yürütmenin, bir kaynağın güvenilirliğini yine o kaynakla doğrulama tuzağına düşüp düşmediğini sınamak için kullanılıyor.
Bu dersin kazanımları:
- Algısal dogmacılığı, hırslı ve ılımlı şüphecilik karşıtı projeleri, Pryor'un şüpheci bilgi ve gerekçe ilkelerini, liberal ve muhafazakâr gerekçe görüşlerini, kolay bilgi sorununu ve önyüklemeyi açıklarsın. (anla)
- Bir akıl yürütmeye Kolay Bilgi Alarmı'nı uygulayarak, bir kaynağın güvenilirliğinin ya da bir şüpheci senaryonun yanlışlığının yine o kaynakla kurulup kurulmadığını, ve bağımsız bir denetimin gerekip gerekmediğini belirlersin. (uygula)
- Dogmacılığın şüpheciliğe karşı başarısını, kolay bilgi sorunu ve Bayesçi itiraz karşısında ne ölçüde koruyabildiğini değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm önce Pryor'un dogmacılığını ve onun şüpheciliğe karşı üstlendiği projeyi, sonra Pryor'un şüpheci argümanda tespit ettiği gizli ilkeyi, en son da dogmacılığa yöneltilen kolay bilgi sorununu ve onun önyükleme biçimini tanımlıyor.
Pryor, 2000'de Noûs'ta yayımlanan "The Skeptic and the Dogmatist" makalesinde bu görüşü, Moore'un ikinci şüphecilik karşıtı fikrinin, yani bazı şeyleri, onlar için soru dilenmeyen bir argüman veremeden de bilebileceğimiz fikrinin, sistemli bir biçimi olarak sunar. Görüşün adı, gündelik anlamıyla bir tutuculuğu değil, şüpheci karşısındaki bir duruşu dile getirir: dogmacı, şüpheciye, algısal gerekçesinin, şüpheci hipotezlerin yanlış olduğuna dair önceden bir gerekçeye dayanmadığını söyler. Ders Ç3.3'te bu görüşün ılımlı temelcilik içindeki yerini görmüştük; burada önemli olan, dogmacılığın iki bileşenidir. Birincisi, gerekçe dolaysızdır: bir el deneyimi, bana bir elim olduğuna inanmak için, el deneyimime dair bir inanca ya da algımın güvenilir olduğuna dair bir inanca dayanmayan bir gerekçe verir. İkincisi, gerekçe ilk bakışta bir gerekçedir: başka inançlarım onu çürütebilir ya da baltalayabilir, ama onun var olması için başka bir inanç gerekmez.
Pryor'a göre hırslı projenin şansı pek parlak görünmüyor: sıradan yanılabilirci bile, şüphecinin kabul edeceği gerekçelerin elim olduğunu gerektirmediğini ve şüpheciyi buna rasyonel olarak zorlamanın bir yolu olmayabileceğini kabul eder. Ilımlı proje ise farklı bir soruyu cevaplar: bizi şüpheci sonuca götüren, sezgisel olarak kabul edilebilir görünen öncüllerden hangisi yanlıştır, ve neden? Bu proje, şüpheciyi ikna etmeyi değil, kendi zihnimizi rahatlatmayı amaçlar. Pryor, bu ayrımla, Ders Ç5.9'da gördüğümüz diyalektik etkisizlik itirazına bir cevap hazırlar: Moore'un argümanı, hırslı proje için başarısızdır, ama ılımlı proje için başarılı olabilir. Ilımlı proje, Ders Ç5.7'de DeRose'un koyduğu ölçüte de karşılık gelir: yanlış öncülü bulmak ve onun neden akla yatkın göründüğünü açıklamak.
Pryor'a göre, şüphecinin en güçlü argümanı, Ders Ç5.7'deki bilgisizlik argümanı değildir; çünkü o argüman, şüpheci hipotezin yanlış olduğunu bilmediğimizi çıplak bir iddia olarak öne sürer, ve bazı filozoflar bu iddiayı şüpheci argümanda öncül olarak kabul etmez; üstelik gerekçe biçimine çevrildiğinde, yani "aldatılmadığıma inanmakta gerekçeli olamam" biçiminde, çok daha az akla yatkındır. Pryor, şüphecinin aslında daha ince bir yoldan ilerlediğini savunur. Şüpheci önce, oldukça akla yatkın bir öncülü öne sürer: kötü cin tarafından aldatılmadığımızı biliyorsak, bu bilgi en azından kısmen algıyla bildiğimiz şeylere dayanmalıdır. Sonra, şüpheci bilgi ilkesini ekler: algıyla bir şey bilmek için, aldatılmadığımızı önceden bilecek konumda olmamız gerekir. Bu iki öncül birlikte, bir döngü yaratır: aldatılmadığımızı bilmek için algıya, algıyla bir şey bilmek için ise aldatılmadığımızı önceden bilmeye ihtiyaç vardır. Bu döngüden şüpheci sonuç çıkar: aldatılmadığımızı bilemeyiz, ve algıyla hiçbir şey bilemeyiz. Pryor, aynı yapının gerekçe için de kurulabileceğini gösterir; ve dogmacılığını özellikle algısal gerekçe şüphecisine karşı geliştirir.
Pryor'a göre, gerekçe şüphecisine karşı bütün iş, bu ilkenin, yani "önceden gerekçe" şartının, reddine dayanır; ve dogmacılık, tam olarak bu şartı reddeder: dogmacı açıklama doğruysa, şüpheci gerekçe ilkesi yanlıştır.
Bu ayrım, Pryor'un 2004 tarihli "What's Wrong with Moore's Argument?" makalesinde açıkça kurulur. Dogmacılık, liberal görüşün en belirgin biçimidir. Muhafazakâr görüşün en etkili savunucusu ise, Ders Ç5.11'de inceleyeceğimiz Crispin Wright'tır: Wright'a göre, el deneyimi bana bir elim olduğuna inanmak için gerekçe verir, ama ancak dış dünyanın var olduğunu ve kavanozdaki bir beyin olmadığımı kabul etmeye önceden yetkiliysem. İki görüş, Moore'un argümanını farklı değerlendirir. Liberal görüşe göre, Moore'un argümanı gerekçe aktarır: el deneyimi elim olduğu için gerekçe verir, ve bu gerekçe kapanış yoluyla kavanozdaki bir beyin olmadığım için gerekçeye dönüşür. Muhafazakâr görüşe göre ise, Moore'un argümanı gerekçe aktarmaz, çünkü el deneyiminin verdiği gerekçe, zaten kavanozdaki bir beyin olmadığımın kabulüne dayanır.
Cohen, 2002'de Philosophy and Phenomenological Research'te yayımlanan "Basic Knowledge and the Problem of Easy Knowledge" makalesinde, sorunu iki biçimde ortaya koydu. Birinci biçim, Ders Ç3.3'te gördüğümüz kapanış biçimidir: masanın kırmızı olduğunu dolaysız biliyorsam, onun kırmızı ışıkla aydınlatılmış beyaz bir masa olmadığını da, yalnızca masaya bakarak, bilirim. İkinci biçim, önyüklemedir: bir kaynağın her çıktısını, yine o kaynağa dayanarak doğru diye kaydeder, ve bu kayıtlardan, tümevarımla, kaynağın güvenilir olduğu sonucuna varırım. Necati'nin yakıt göstergesi, bu ikinci biçimin bir örneğidir. Cohen'in vurguladığı nokta, sorunun belirli bir kurama değil, "temel bilgi" fikrinin kendisine, yani bir kaynaktan, onun güvenilirliğini önceden bilmeden bilgi edinilebileceği fikrine, yönelik olduğudur. Bu fikri kabul eden her kuram, dışsalcı güvenilircilik de, içselci dogmacılık da, kolay bilgi sorunuyla karşılaşır.
Argüman
Bu bölüm, Pryor'un şüpheciliğe dogmacı cevabını, ılımlı şüphecilik karşıtı projenin bir parçası olarak, öncülleri açık biçimde kuruyor.
- Bana bir elim varmış gibi görünüyor; bu algısal görünüş, bana bir elim olduğuna inanmak için dolaysız ve ilk bakışta bir gerekçe verir. (Dogmacılık)
- Bu gerekçeyi çürüten ya da baltalayan bir neden, örneğin bir yanılsama içinde olduğuma dair somut bir kanıt, elimde yok.
- Öyleyse bir elim olduğuna inanmakta gerekçeliyim.
- Bir elim olduğuna inanmakta gerekçeliysem ve bir elimin olmasının kavanozdaki bedensiz bir beyin olmadığımı gerektirdiğini biliyorsam, kavanozdaki bedensiz bir beyin olmadığıma inanmakta da gerekçeliyim. (Gerekçe için kapanış)
- Öyleyse kavanozdaki bedensiz bir beyin olmadığıma inanmakta gerekçeliyim.
- Bu gerekçeye sahip olmak için, kavanozdaki bir beyin olmadığıma dair önceden bir gerekçeye ihtiyaç duymadım; öyleyse şüpheci gerekçe ilkesinin "önceden gerekçe" şartı yanlıştır.
Sonuç: Şüpheci argümanın gücü, algıyla gerekçeli bir inanca sahip olmak için şüpheci hipotezlerin yanlışlığına önceden gerekçe gerektiği ilkesine dayanır; bu, şüpheci gerekçe ilkesidir, ve bilgi biçimi şüpheci bilgi ilkesidir. Dogmacılık bu ilkeyi reddettiği için, şüpheci sonuca gerek kalmaz. Kavanozdaki bir beyin olmadığıma dair gerekçem, algısal gerekçemin önkoşulu değil, sonucudur.
Birinci öncül, Pryor'un dogmacılığının kendisidir. İkinci öncül, gerekçenin ilk bakışta olduğunu hatırlatır: çürütücü bir neden varsa gerekçe düşer, ama sıradan durumda böyle bir neden yoktur. Üçüncü öncül, ilk ikisinden çıkar. Dördüncü öncül, kapanış ilkesinin gerekçe için biçimidir; Ders Ç5.7'nin teknik ayrıntısında gördüğümüz gibi, tek öncüllü durumda risk birikmesi itirazı işlemez. Beşinci öncül, üçüncü ve dördüncüden çıkar. Altıncı öncül, argümanın asıl iddiasıdır: kavanozdaki bir beyin olmadığıma dair gerekçe, algısal gerekçenin önkoşulu olarak değil, onun sonucu olarak ortaya çıkar; öyleyse şüpheci bilgi ilkesinin önkoşul şartı yanlıştır.
En tartışmalı öncül: Dördüncü öncül, ya da daha doğrusu, dördüncü öncülün bu durumda bir gerekçe aktardığı iddiası. Dogmacılık, bir el deneyiminin bana kavanozdaki bir beyin olmadığıma inanmak için gerekçe verdiğini, yani bu deneyimin, deneyimin tam da yanıltıcı olduğunu söyleyen bir hipotezin yanlışlığına gerekçe olduğunu, kabul etmek zorundadır. Bu, Cohen'in kolay bilgi dediği şeyin ta kendisidir; ve Amerikalı filozof Roger White'ın Bayesçi itirazının hedefidir. İtiraz 2 bu öncülü doğrudan sorguluyor; İtiraz 1 ise, aynı kolaylığın tümevarımlı bir biçimini ele alıyor.
İtirazlar ve cevaplar
Aşağıdaki itirazlar, dogmacılığı dört yönden hedef alıyor: önyükleme biçimindeki kolay bilgi sorununu, olasılık kuramından gelen itirazı, dogmacılığın Moore'dan gerçekten farklı olup olmadığını, ve muhafazakâr alternatifin daha iyi bir açıklama sunup sunmadığını.
İtiraz 1: Önyükleme
Necati'nin yakıt göstergesi örneği, dogmacılığın ve onun akrabası olan görüşlerin kabul edilemez bir sonuca götürdüğünü gösterir gibidir. Pryor'un kendisi, göstergeden okunan "depo dolu" inancını algısal olarak temel saymaz; bu inanç, arabalar ve göstergeler hakkındaki arka plan bilgisine de dayanır. Ama aynı yapı algının kendisine kurulabilir: Cohen'in örneğinde masa kırmızı görünür, ve dogmacılığa göre masanın kırmızı olduğuna dolaysız bir gerekçem vardır; "kırmızı görünüyor ve kırmızı" kaydını yüz kez tekrarlayıp renk görmemin güvenilir olduğu sonucuna varırım. Necati'nin göstergesi, bu yapının gündelik bir modelidir; görünüşün her türüne gerekçe tanıyan fenomenal muhafazakârlık için ise doğrudan bir örnektir. Bu modelde Necati, her sabah iki gerekçeli inanca sahiptir: depo dolu, ve gösterge dolu gösteriyor; buradan, gösterge bu sabah doğru gösterdi sonucu çıkar. Otuz gün sonra, otuz doğru gösterim kaydı vardır; ve tümevarımla, gösterge güvenilirdir. Ama Necati, göstergenin güvenilirliğini, yalnızca göstergeye bakarak öğrenmiştir; bu, açıkça kabul edilemez bir öğrenme yoludur.
Cevap: Bu itiraz, dogmacılığa ve temel bilgiye izin veren bütün kuramlara karşı ciddi bir itirazdır, ve tartışmasız bir cevabı yoktur. Dogmacının elinde üç başlıca cevap vardır. Birincisi, sonucu kabul etmektir: Necati gerçekten de, belirli bir anlamda, göstergenin güvenilir olduğuna inanmakta gerekçelidir; tuhaf olan, bu gerekçenin bir değer taşımaması, yani ona yeni bir bilgi vermemesidir. Amerikalı filozof James Van Cleve, 2003'te yayımlanan bir makalesinde, kolay bilginin bir bedel olarak kabul edilebileceğini, çünkü tek alternatifinin şüphecilik olduğunu savundu. İkincisi, önyükleme akıl yürütmesinin belirli bir adımını, yani tümevarım adımını, reddetmektir: bir kaynağın güvenilirliğine dair tümevarımlı bir akıl yürütme, ancak kayıtlar kaynaktan bağımsız olarak elde edilmişse geçerlidir; Necati'nin kayıtları, her seferinde göstergenin kendisine dayandığı için, bu koşulu karşılamaz. Bu cevap, Ders Ç2.8'de Alston'la gördüğümüz epistemik döngüsellik sorununa bağlanır; Ders Ç2.18'deki kural döngüselliği ise, aynı yapıdan farklı olarak, bir çıkarım kuralının kendisiyle gerekçelendirilmesidir. Üçüncüsü, Cohen'in kendi vurgusudur: sorun, dogmacılığa özgü değildir; güvenilircilik de aynı sorunla karşılaşır. Öyleyse kolay bilgi, dogmacılığı rakiplerine karşı zayıflatmaz; temel bilgi fikrinin ortak bir bedelidir. Bu üç cevabın hiçbiri herkesi tatmin etmez; ama ikinci cevap, en azından, önyüklemenin neden yanlış göründüğüne dair bir teşhis sunar: kayıtlar, sınanan kaynaktan bağımsız değildir.
İtiraz 2: Bayesçi itiraz
MIT'de çalışan filozof Roger White, 2006'da Philosophical Studies'de yayımlanan "Problems for Dogmatism" makalesinde, dogmacılığa olasılık kuramından bir itiraz yöneltti. White, sahte el hipotezini ele alır: elden görsel olarak ayırt edilemeyen ama el olmayan bir şey, örneğin kusursuz plastik bir kopya. Bu hipotez doğruysa, bana neredeyse kesinlikle bir el varmış gibi görünür. Ders, hesabı sadeleştirmek için White'ın hipotezinin yakın bir biçimini kullanıyor: "Bir elim yok, ama bana bir elim varmış gibi görünüyor" birleşimi. Bu birleşim, el deneyimimi tam olarak gerektirir. Olasılık kuramının temel bir sonucuna göre, bir hipotez bir kanıtı gerektiriyorsa, o kanıtı edinmek, hipotezin olasılığını düşürmez, ya artırır ya da aynı bırakır. Öyleyse el deneyimimi edinmek, bu birleşimin olasılığını düşürmez; yani onun değilinin olasılığını artırmaz. Ama bir elim olması, bu birleşimin değilini gerektirir. Dogmacılık, el deneyiminin bana elim olduğu için gerekçe verdiğini, ve bu gerekçenin kapanış yoluyla birleşimin değiline taşındığını söylüyorsa, deneyim, birleşimin değilinin olasılığını artırmadığı hâlde, ona gerekçe vermiş olur. White'a göre bu, gerekçe ile olasılık arasındaki temel bir bağı koparır.
Cevap: White'ın itirazı, dogmacılığa yöneltilen en teknik ve en etkili itirazlardan biridir. Dogmacıların önünde iki yol vardır. Birincisi, gerekçenin olasılık artırmaya indirgenemeyeceğini savunmaktır: bir deneyim, bir önermeye inanmak için gerekçe verebilir, ama bu, deneyimin o önermenin olasılığını, deneyimden önceki bir olasılık dağılımına göre artırması demek değildir. Dogmacıya göre, deneyimden önce, kavanozdaki bir beyin olup olmadığıma dair belirli bir olasılık atamak zorunda değilimdir; deneyim, olasılık atamalarımın kendisini biçimlendirir. İkincisi, dogmacılığın iddiasını daraltmaktır: dogmacılık, deneyimin bana elim olduğuna inanmak için gerekçe verdiğini söyler, ama bu gerekçenin "Bir elim yok ama varmış gibi görünüyor" hipotezinin değiline aktarıldığını söylemek zorunda değildir; bu, kapanışın aktarım biçimini, yani Ders Ç5.7'de gördüğümüz kapanış ile aktarım ayrımını, yeniden devreye sokar. Ama ikinci cevap, dogmacılığı muhafazakâr görüşe yaklaştırır; ve dogmacılığın şüpheciliğe karşı en büyük çekiciliğini, yani kavanozdaki bir beyin olmadığıma dair gerekçenin algıdan geldiği iddiasını, zayıflatır. White'ın itirazı, böylece, dogmacılığı bir ikilemle karşı karşıya bırakır: ya gerekçe ile olasılık arasındaki bağı koparmak, ya da şüpheci hipotezin yanlışlığına algısal gerekçe verme iddiasından vazgeçmek.
İtiraz 3: Dogmacılık, Moore'un yeniden ifadesidir
Dogmacılık, Moore'un söylediğinden fazlasını söylemez: Moore, ellerini görerek ellerinin olduğunu bildiğini, ve bu yüzden dış dünyanın var olduğunu bildiğini söylemişti. Pryor da aynı şeyi söyler, yalnızca daha teknik bir dille. Öyleyse dogmacılık, Moore'un cevabının bütün zayıflıklarını, özellikle diyalektik etkisizliğini, devralır; ve hiçbir yeni şey eklemez.
Cevap: İtiraz, dogmacılığın Moore'un mirasçısı olduğunu doğru biçimde görür; Pryor'un kendisi de, görüşünü Moore'un ikinci şüphecilik karşıtı fikrinin bir biçimi olarak sunar. Ama dogmacılık, Moore'a iki önemli şey ekler. Birincisi, bir algısal gerekçe kuramıdır: Moore, ellerini görerek ellerinin olduğunu bildiğini söylemişti, ama bu bilginin hangi yapıya sahip olduğunu açıklamamıştı. Pryor, açıklar: algısal görünüş, başka hiçbir inanca dayanmayan, dolaysız ve ilk bakışta bir gerekçe verir. İkincisi, bir teşhistir: Moore, şüpheci öncülün neden akla yatkın göründüğünü açıklamamıştı; Pryor, şüphecinin argümanının gizli bir ilkeye, yani şüpheci bilgi ilkesine, dayandığını gösterir, ve bu ilkenin akla yatkınlığının nereden geldiğini, yani önceden bilme şartının, gündelik bazı durumlarda gerçekten doğru olmasından geldiğini, tartışır. Bu ikinci katkı, Ders Ç5.7'deki DeRose ölçütünü karşılamaya yöneliktir. Öyleyse itiraz, dogmacılığın diyalektik etkisizliği devraldığını doğru görür; ama Pryor, ılımlı proje ayrımıyla, bunun bir eksiklik olmadığını savunur: dogmacılık, şüpheciyi ikna etmeyi değil, şüpheci argümanın hangi öncülünün yanlış olduğunu teşhis etmeyi amaçlar.
İtiraz 4: Muhafazakâr görüş daha iyi bir açıklama sunar
Dogmacılığın kolay bilgi sorunu ve Bayesçi itiraz karşısındaki güçlükleri, muhafazakâr bir alternatifin daha iyi olabileceğini düşündürür. Muhafazakâr görüşe göre, el deneyimi bana elim olduğuna inanmak için gerekçe verir, ama ancak kavanozdaki bir beyin olmadığımı kabul etmeye önceden yetkiliysem. Bu görüş, kolay bilgi sorununu doğrudan giderir: kavanozdaki bir beyin olmadığıma dair gerekçe, el deneyiminden gelmez; el deneyiminden önce, başka bir kaynaktan, yani yetkiden, gelir. Necati'nin göstergesi örneğinde de, göstergenin güvenilirliğine dair gerekçe, göstergenin kendisinden değil, başka bir kaynaktan gelmelidir.
Cevap: İtiraz, muhafazakâr görüşün kolay bilgi sorunu karşısında bir avantajı olduğunu doğru biçimde gösterir. Ama muhafazakâr görüşün de bir bedeli vardır, ve bu bedel, dogmacının tam da kaçınmak istediği şeydir. Muhafazakâr görüşe göre, algısal gerekçe, şüpheci hipotezlerin yanlışlığına dair önceden bir gerekçeye ya da yetkiye dayanır. Öyleyse bu önceden gerekçenin ya da yetkinin nereden geldiği sorulmalıdır. Algıdan gelemez, çünkü algısal gerekçe onu zaten varsayar. A priori bir kaynaktan mı gelir? Wright'ın cevabı, bu önceden kabulün kanıta dayanmayan bir yetki olduğudur: kavanozdaki bir beyin olmadığımı kabul etmeye yetkiliyim, ama bunu bilmiyorum. Dogmacının bakışından bu cevap şüpheciye fazla ödün verir: dış dünyaya dair bütün bilgimizi, bilmediğimiz bir kabulün üzerine kurar. Muhafazakâr görüş, Ders Ç5.11'de ayrıntılı ele alınacak; burada önemli olan, iki görüşün de bir bedel ödediğidir: dogmacılık kolay bilgiyi, muhafazakârlık ise dış dünya bilgimizin bilinmeyen bir kabule dayanmasını.
Örnekler
Örnek 1: Necati'nin yakıt göstergesi (kurgu)
Necati'nin durumu, önyükleme sorununun bütün yapısını taşır, ve Kolay Bilgi Alarmı'nın neden gerektiğini gösterir. Her sabah Necati iki inanç edinir: göstergenin ne gösterdiği, ve deponun durumu. Birincisi, göstergeye bakarak edinilen bir algı inancıdır; ikincisi ise, göstergenin gösterdiğine dayanan bir inançtır. Necati, bu ikisini karşılaştırır ve uyuştuklarını kaydeder. Ama bu uyuşma kaçınılmazdır: Necati, deponun durumunu her seferinde göstergeden okuduğu için, göstergenin gösterdiği ile deponun durumu hakkındaki inancı, hiçbir zaman ayrışamaz. Gösterge bozuk olsaydı, örneğin depo yarımken dolu gösterseydi, Necati yine "depo dolu" diye inanır ve yine bir uyuşma kaydederdi. Bu, önyüklemenin can alıcı özelliğidir: yöntem, ilke olarak, kaynağın güvenilmez olduğunu hiçbir zaman gösteremez. Bir sınama, olumsuz sonuç verme olanağı yoksa, olumlu sonucu da bir şey kanıtlamaz. Necati'nin arkadaşının sorusu, "Deponun durumunu nereden biliyordun?", tam bu noktaya dokunur: bağımsız bir denetim, örneğin depoya bir ölçüm çubuğu sokmak ya da depoyu doldururken pompanın gösterdiği litreyi göstergeyle karşılaştırmak, sınamayı gerçek bir sınama yapardı. Necati'nin durumu, dogmacılığın bir ikilemini de gösterir: dogmacıya göre, Necati'nin her sabahki "depo dolu" inancı gerekçelidir; ama bu gerekçeli inançlardan kurulan tümevarım, sezgisel olarak gerekçesizdir. Hangi adım yanlıştır?
Örnek 2: Sabah gazetesinin birkaç nüshası
Avusturyalı filozof Ludwig Wittgenstein, ölümünden sonra 1953'te yayımlanan Felsefi Soruşturmalar'ın 265. paragrafında, bir şeyin kendi kendini doğrulamaya çalışmasının saçmalığını bir benzetmeyle anlatır: sanki biri, sabah gazetesinin söylediğinin doğru olduğundan emin olmak için, aynı gazetenin birkaç nüshasını satın alıyormuş gibi. Wittgenstein'ın bağlamı, özel bir dilin olanaklılığı ve bellek üzerine bir tartışmadır; ama benzetmesi, önyükleme sorununun en canlı imgelerinden biridir. Aynı gazetenin ikinci nüshası, birincisinin söylediğini doğrulamaz, çünkü ikisi aynı kaynaktan gelir; birinci nüsha yanlışsa, ikincisi de yanlıştır. Bu benzetme, Necati'nin göstergesine doğrudan uygulanır: göstergenin otuz sabahki gösterimi, aynı gazetenin otuz nüshası gibidir. Benzetmenin önemli bir dersi, sorunun nüsha sayısında değil, kaynağın bağımsızlığında olmasıdır. Birinci nüshayı başka bir gazeteyle, ya da olayın bir tanığıyla karşılaştırmak, gerçek bir doğrulamadır; çünkü ikinci kaynak, birincisinden bağımsız olarak yanılabilir ya da doğru olabilir. Bu ders, Kolay Bilgi Alarmı'nın altıncı adımının temelidir: bağımsız bir denetim mümkün mü? Ama benzetme, dogmacılığa karşı tümüyle yıkıcı değildir. Dogmacı, gazetenin söylediğine, ilk nüshayı okuyarak, gerekçeyle inanabileceğini kabul eder; reddettiği şey, ikinci nüshanın bu gerekçeyi artırdığıdır. Sorun, bir kaynaktan ilk bakışta gerekçe edinmek değil, o kaynağın güvenilirliğini yine o kaynakla kurmaktır.
Örnek 3: Birleşimden parçaya gerekçe
Pryor, 2000 makalesinde, dogmacılığın dolaysız gerekçe anlayışını, bir mantık örneğiyle açıklar. "p ve q" önermesine gerekçeyle inandığımda, p'ye de gerekçeyle inanırım. Ama bu ikinci gerekçe, benim "p ve q" önermesine gerekçeyle inandığımın farkında olmama dayanmaz; bu farkındalığı bir öncül olarak kullanmam gerekmez. "p ve q" önermesine gerekçeyle inanmanın kendisi, p'ye inanmak için gerekçemin yerinde olmasına yeter. Pryor'a göre, algısal gerekçe de böyledir: bir el deneyimine sahip olmanın kendisi, elim olduğuna inanmak için gerekçemin yerinde olmasına yeter; deneyimimin farkında olmam ve onun hakkındaki olguları bir kanıt olarak kullanmam gerekmez. Bu nedenle Pryor, deneyimlerimizi algısal inançlarımızın "kanıtı" olarak adlandırmanın yanıltıcı olacağını söyler: bu ad, algısal inancın, deneyime dair öncüllere, yani içebakışla edinilen bir farkındalığa, dayandığını ima eder. Örnek, dogmacılığın neden "dolaysız" bir gerekçe kuramı olduğunu açıklar: gerekçe, deneyimden inanca, aradaki bir çıkarım ya da bir farkındalık olmadan geçer. Ama örnek, aynı zamanda, dogmacılığın kolay bilgi sorununa neden açık olduğunu da gösterir: birleşimden parçaya gerekçe aktarımı tartışmasızdır; deneyimden inanca aktarım ise, deneyimin yanıltıcı olabileceği her durumda tartışmalıdır. Pryor'un benzetmesi, iki aktarımı aynı yapıda gösterir; ama kolay bilgi sorunu, onların aynı güvenilirlikte olup olmadığını sorar.
Araç kartı: Kolay Bilgi Alarmı
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir akıl yürütmenin, bir kaynağın güvenilirliğini ya da o kaynağı yanıltan bir senaryonun gerçekleşmediğini yine o kaynağa dayanarak kurup kurmadığını sınar; böyle bir kolaylık varsa alarm verir ve gereken bağımsız denetimi gösterir. |
| Adımlar | 1) Varılan sonucu tek cümleyle yaz. 2) Akıl yürütmede kullanılan kaynağı belirle: algı, bir alet, bir tanık, bir veri tabanı. 3) Sonuç, bu kaynağın kendi güvenilirliğine mi, yoksa bu kaynağı yanıltan bir senaryonun yanlışlığına mı ilişkin? İkisinden biriyse, dikkat. 4) Döngü sınaması: akıl yürütmenin öncülleri, sınanan kaynağın kendisinden mi elde edildi? 5) Olumsuz sonuç sınaması: bu yöntem, kaynak güvenilmez olsaydı, bunu gösterebilir miydi? Gösteremezse, alarm. 6) Bağımsız denetim: aynı soruyu, sınanan kaynaktan bağımsız bir yolla cevaplamak mümkün mü; mümkünse nasıl? 7) Hüküm: alarm açık mı kapalı mı; açıksa, sonuç yalnızca kaynağa ilk bakışta güvenmenin bir yansıması mı, yoksa gerçek bir doğrulama mı? |
| Ne zaman kullanılır | Bir aletin, uygulamanın ya da kişinin güvenilirliğine dair bir sonuca varılırken; bir şüpheci senaryonun yanlışlığına dair bir sonuca, o senaryonun hedef aldığı kaynakla varılırken; bir kurumun kendi kayıtlarına dayanarak kendi başarısını ilan ettiği durumlarda. |
| Sınırı | Araç, bir kaynağa ilk bakışta güvenmenin kendisini yasaklamaz; dogmacılığa göre bu meşrudur. Yalnızca, kaynağın güvenilirliğinin yine o kaynakla kurulduğu durumları işaretler. Ayrıca araç, en temel kaynaklar, örneğin algının bütünü ya da akıl yürütmenin kendisi, için bağımsız bir denetimin mümkün olmayabileceği sorununu çözmez; bu sorun, Ders Ç2.8'de gördüğümüz epistemik döngüsellik sorunudur. |
| 5K kapısı | Kanıt |
Özet
- Pryor'un algısal dogmacılığına göre, bir algısal görünüş, başka hiçbir inanca dayanmayan dolaysız ve ilk bakışta bir gerekçe verir.
- Pryor, şüpheciyi kendi koşullarında çürütmeyi amaçlayan hırslı projeden vazgeçer ve şüpheci argümanı teşhis edip etkisizleştirmeyi amaçlayan ılımlı projeyi üstlenir.
- Pryor'a göre şüpheci argümanın gücü, algıyla gerekçeli inanç ya da bilgi için şüpheci hipotezlerin yanlışlığına önceden gerekçe ya da bilgi gerektiğini söyleyen şüpheci gerekçe ve bilgi ilkelerine dayanır; dogmacılık bu ilkeleri reddeder.
- Liberal görüş, deneyimin önceden bir gerekçe olmadan gerekçe verdiğini, muhafazakâr görüş ise ancak önceden bir gerekçe ya da yetki varsa verdiğini söyler.
- Cohen'in kolay bilgi sorunu, temel bilgiye izin veren her kuramın, bir kaynağın güvenilirliğini yine o kaynakla kurmaya izin verdiğini gösterir; önyükleme, bu sorunun tümevarımlı biçimidir.
- White'ın Bayesçi itirazı, bir şüpheci hipotezin değilinin olasılığının, o hipotezin gerektirdiği bir deneyimle artırılamayacağını, ve bu yüzden dogmacılığın gerekçe ile olasılık arasındaki bağı koparıp koparmadığını sorar.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Pryor, 2000 tarihli "The Skeptic and the Dogmatist" makalesinde, dogmacı bir epistemolojinin ne anlama geldiğini şöyle tanımlar:
Şimdi dogmacı bir epistemolojinin ne anlama geldiğini söyleyebilirim. Kişi, ya algısal gerekçe ya da algısal bilgi hakkında dogmacı olabilir. Algısal gerekçe hakkında dogmacı olan şunu söyler: size algısal olarak p durumu söz konusuymuş gibi göründüğünde, p'ye inanmak için, p lehine bir argümanda, genişletici bir argümanda bile, öncül olarak gösterilebilecek başka herhangi bir şeye dair gerekçenizi varsaymayan ya da ona dayanmayan türden bir gerekçeniz vardır. p'ye inanmak için bu gerekçeye sahip olmak için, yalnızca p'yi böyle temsil eden bir deneyime sahip olmanız gerekir. Başka bir farkındalık, düşünüm ya da arka plan inancı gerekmez. Elbette, sahip olduğunuz başka inançlar bu gerekçeyi çürütebilir ya da baltalayabilir. Ama onun yerinde olması için başka hiçbir inanç gerekmez.
Pasajın ilk dikkat çekici özelliği, dogmacılığı iki ayrı düzeyde tanımlamasıdır: algısal gerekçe ve algısal bilgi. Bu derste, gerekçe hakkındaki dogmacılık üzerinde durduk; ama Pryor, aynı yapının bilgi için de kurulabileceğini belirtir. İkinci özellik, gerekçenin olumsuz bir tanımla, yani neye dayanmadığıyla, tanımlanmasıdır: gerekçe, p lehine bir argümanda öncül olabilecek hiçbir şeye dair gerekçeye dayanmaz. "Genişletici bir argümanda bile" kaydı önemlidir: dogmacı gerekçe, p için ileri sürülebilecek tümdengelimsel ya da tümevarımsal hiçbir öncüle yaslanmaz. Deneyim, p için bir öncül değil, p'ye inanmak için gerekçenin kaynağıdır.
Pasajın üçüncü özelliği, gerekçenin koşulunun yalınlığıdır: yalnızca p'yi temsil eden bir deneyime sahip olmak gerekir; başka bir farkındalık, düşünüm ya da arka plan inancı gerekmez. Bu yalınlık, dogmacılığın gücünün ve zayıflığının kaynağıdır. Gücü, şüpheci bilgi ilkesinin önceden bilme şartını doğrudan reddetmesindedir: deneyimin gerekçe vermesi için, şüpheci hipotezlerin yanlışlığına dair bir arka plan inancı gerekmez. Zayıflığı ise, kolay bilgi sorununa açık olmasındadır: arka plan inancı gerekmiyorsa, deneyimin gerekçe verdiği bir inançtan, deneyimin kendisinin güvenilirliğine dair bir sonuca geçmek, yalnızca kaynağın kendi çıktılarıyla mümkün hâle gelir.
Pasajın son iki cümlesi, gerekçenin ilk bakışta olduğunu vurgular: başka inançlar onu çürütebilir ya da baltalayabilir, ama onun var olması için başka inanç gerekmez. Bu ayrım, Ders Ç3.10'daki çürütücüler tartışmasıyla bağlantılıdır: yenen ve kesen çürütücüler, dogmacı gerekçeyi ortadan kaldırabilir, ama gerekçenin varlığı onların yokluğuna bağlı değildir. Dogmacılığa göre, gerekçe ile çürütücü arasındaki ilişki bir asimetridir: gerekçe varsayılan olarak vardır, çürütücü ise ortaya çıktığında onu kaldırır.
Teknik ayrıntı
Pryor'un şüpheci argümanının yapısı. Pryor'un şüpheci argümanı yeniden kuruşu, bir saçmaya indirgeme yapısına sahiptir. Birinci öncül, oldukça akla yatkındır: ya kötü cin tarafından aldatılmadığımı bilmiyorumdur, ya da biliyorsam, bu bilgi en azından kısmen algıyla bildiğim şeylere dayanır. İkinci öncül, şüpheci bilgi ilkesidir, kötü cin hipotezine uygulanmış biçimiyle: algıyla dış dünyaya dair bir şey bilmek için, o anda kötü cin tarafından aldatılmadığımı önceden bilecek konumda olmam gerekir. Şimdi, aldatılmadığımı bildiğimi varsayalım. Birinci öncüle göre, bu bilgi, algıyla bildiğim bir p önermesine dayanır. İkinci öncüle göre, p'yi algıyla bilmek için, aldatılmadığımı p'den bağımsız olarak, önceden bilmem gerekir. Ama varsayımımıza göre, aldatılmadığıma dair bilgim p'ye dayanır; p'den bağımsız bir yolum yoktur. Öyleyse p'yi algıyla bilemem; ama p*'yi algıyla bildiğimi varsaymıştık. Bu çelişki, varsayımın yanlış olduğunu gösterir: aldatılmadığımı bilemem. Buradan, ikinci öncülle, algıyla dış dünyaya dair hiçbir şey bilemeyeceğim sonucu çıkar. Bu yapı, Ders Ç3.1'deki gerileme sorununa ve Agrippa'nın karşılıklılık kipine benzer: bir bilgi, bir başkasına dayanır, o da birincisine.
Liberalizmin ve muhafazakârlığın biçimsel ayrımı. İki görüş arasındaki fark, bir koşul önermesiyle ifade edilebilir. E bir algısal deneyim, P bu deneyimin temsil ettiği önerme, H ise P'yi yanlış kılan ama E'yi açıklayan bir şüpheci hipotez olsun. Muhafazakâr görüşe göre, E'nin P için gerekçe vermesi, kişinin H'nin değili için, E'den önce, bir gerekçeye ya da yetkiye sahip olmasını gerektirir. Liberal görüşe göre ise, E'nin P için gerekçe vermesi, H'nin değili için önceden bir gerekçe gerektirmez; yalnızca kişinin H'nin doğru olduğuna dair bir gerekçesinin olmamasını gerektirir. İki görüş arasındaki fark, "önceden gerekçe olması" ile "aleyhte gerekçe olmaması" arasındaki farktır. Bu fark, Ders Ç3.10'daki yenen ve kesen çürütücüler ayrımıyla birleştirildiğinde, şöyle ifade edilebilir: liberal görüşe göre H lehindeki kanıt, E'nin verdiği gerekçeyi kesen bir çürütücüdür; muhafazakâr görüşe göre ise H'nin değili için önceden bir gerekçe yoksa, E, P için hiç gerekçe vermez.
White'ın itirazının biçimsel yapısı. White'ın Bayesçi itirazı, olasılık kuramının temel bir teoremine dayanır: bir H hipotezi bir E kanıtını gerektiriyorsa, P(H) sıfırdan büyük ve P(E) sıfırla bir arasındaysa, E'yi koşul olarak almak, H'nin olasılığını artırır ya da en azından düşürmez. Kanıt, Bayes kuralından doğrudan çıkar: P(H | E) = P(E | H) P(H) / P(E), ve H, E'yi gerektirdiği için P(E | H) bire eşittir; öyleyse P(H | E) = P(H) / P(E), ki bu, P(H) sıfırdan ve P(E) birden küçükse, P(H)'den büyüktür. Şimdi H, "Bir elim yok, ama bana bir elim varmış gibi görünüyor" hipotezi olsun; E ise el deneyimim. H, E'yi gerektirir; öyleyse E'yi edinmek, H'nin olasılığını artırır, yani H'nin değilinin olasılığını düşürür. Ama "Bir elim var" önermesi, H'nin değilini gerektirir; öyleyse "Bir elim var" önermesinin olasılığı, H'nin değilinin olasılığını aşamaz. White'ın sonucu: E, "Bir elim var" önermesinin olasılığını, H'nin değilinin olasılığının ötesine yükseltemez; ve H'nin değilinin olasılığını düşürür. Dogmacılık, E'nin "Bir elim var" için gerekçe verdiğini ve bu gerekçenin H'nin değiline taşındığını söylüyorsa, gerekçe ile olasılık arasındaki bağı koparır. White'ın kendi sahte el kurgusunda vardığı sonuç da benzerdir: görünüş, ancak sahte el olmadığından önceden yeterince eminsem, "bu bir el" için yüksek bir olasılık verir.
Güncel tartışma
Dogmacılık ile muhafazakârlık arasındaki tartışma, 2000'lerin başından beri şüphecilik ve algısal gerekçe tartışmasının merkezindedir. Pryor'un 2000 ve 2004 makaleleri, liberal görüşü sistemli bir biçimde ortaya koydu; Crispin Wright ise, 2004'te yayımlanan "Warrant for Nothing (and Foundations for Free)?" makalesinde yetki kavramını geliştirdi; 2007'de Susana Nuccetelli ve Gary Seay'in derlediği Themes from G. E. Moore kitabında yer alan "The Perils of Dogmatism" yazısında ise dogmacılığın güçlüklerini vurguladı. Wright'ın görüşü, Ders Ç5.11'de ayrıntılı incelenecek.
Tartışmanın ikinci ekseni, dogmacılığın ve onun akrabası olan fenomenal muhafazakârlığın, yani her türden görünüşün ilk bakışta bir gerekçe verdiği görüşünün, daha geniş bir savunmasıdır. Amerikalı filozof Michael Huemer, Ders Ç3.3'te gördüğümüz gibi, fenomenal muhafazakârlığın en etkili savunucusudur. Chris Tucker'ın 2013'te derlediği Seemings and Justification: New Essays on Dogmatism and Phenomenal Conservatism kitabı, bu tartışmaları bir araya getirdi; Pryor'un oradaki "Problems for Credulism" yazısı, Bayesçi itiraza dogmacı bir cevaptır.
Üçüncü bir eksen, kolay bilgi sorununa verilen cevapların, güvenilircilik ile dogmacılık arasındaki tartışmayı nasıl etkilediğidir. Cohen'in 2002 makalesinin en önemli sonucu, kolay bilgi sorununun, dışsalcı güvenilircilik ile içselci dogmacılık arasında bir ayrım yapmadığıdır: her ikisi de, bir kaynağın güvenilirliğini önceden bilmeden o kaynaktan bilgi edinmeye izin verir, ve her ikisi de önyükleme sorunuyla karşılaşır. Cohen'e göre, bir kaynağın ancak güvenilir olduğu biliniyorsa bilgi verdiği ilkesini kabul etmek şüpheciliğe, reddetmek kolay bilgiye götürür. Cohen 2002'de temel bilgiyi korumayı dener: Sosa'nın hayvansal ve düşünümsel bilgi ayrımına dayanarak, hayvansal bilginin bilinen gerektirme altında kapalı olmadığını ve öz bilgiyle birleşip yeni çıkarımlar üretemediğini önerir; bu çözüm de tartışmalıdır. Cohen'in sorunu, böylece, epistemolojinin derin bir ikilemini açığa vurur: ya temel bilgiyi kabul edip kolay bilgiyle yaşamak, ya da temel bilgiyi reddedip şüpheciliğe yaklaşmak. Cohen'in kendi önerisi de dahil, kolay bilginin neden kolay göründüğünü açıklayan ama temel bilgiyi koruyan üçüncü yolların hiçbiri genel kabul görmedi. Bu derste incelenen önyükleme biçimi, bu arayış için bir ipucu verir: kolay bilginin rahatsız edici olduğu durumların ortak özelliği, kullanılan yöntemin ilke olarak olumsuz bir sonuç veremiyor olmasıdır. Bir teşhis, temel bilgiye değil, bu tür sınamaların gerekçe sağladığı iddiasına itiraz edebilir.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir belediyenin hava kalitesi biriminde çalışan çevre mühendisi Selçuk, birimin yeni aldığı bir partikül madde ölçüm cihazının güvenilirliğine dair bir rapor hazırlıyor. Taslak raporda şu cümle var: "Cihaz, kurulumundan bu yana altı ay boyunca, kendi ölçüm kayıtlarına göre, istikrarlı ve tutarlı değerler üretmiştir; bu, cihazın güvenilir olduğunu göstermektedir." Birim müdürü Selçuk'tan Kolay Bilgi Alarmı'nı uygulamasını istiyor. Selçuk ve birimi kurgudur.
Adım 1, sonuç. "Yeni ölçüm cihazı güvenilirdir."
Adım 2, kaynak. Akıl yürütmede kullanılan kaynak, cihazın kendisidir: kayıtlar, cihazın ürettiği ölçümlerdir.
Adım 3, sonucun konusu. Sonuç, kaynağın kendi güvenilirliğine ilişkin. Dikkat.
Adım 4, döngü sınaması. Akıl yürütmenin öncülleri, yani "istikrarlı ve tutarlı değerler", sınanan cihazın kendi çıktılarıdır. Döngü var.
Adım 5, olumsuz sonuç sınaması. Cihaz sistematik olarak yanlış ölçüyorsa, örneğin bütün değerleri belirli bir oranda düşük gösteriyorsa, kayıtlar yine istikrarlı ve tutarlı olurdu; tutarlılık, doğruluğu göstermez. Yöntem, cihazın güvenilmez olduğunu gösteremez. Alarm.
Adım 6, bağımsız denetim. Aynı soru, cihazdan bağımsız bir yolla cevaplanabilir mi? Evet: bölgedeki ulusal hava kalitesi izleme ağının, kalibrasyonu doğrulanmış bir referans istasyonunun aynı dönemdeki ölçümleriyle karşılaştırma yapılabilir; ya da cihaz, bilinen yoğunlukta bir test atmosferinde sınanabilir.
Adım 7, hüküm. Alarm açık. Taslak raporun cümlesi, cihazın güvenilirliğini değil, yalnızca cihazın kendi içinde tutarlı olduğunu gösteriyor. Selçuk, cümleyi şöyle değiştiriyor: "Cihaz, altı ay boyunca istikrarlı değerler üretmiştir. Güvenilirliğinin değerlendirilmesi için, referans istasyonuyla eşzamanlı bir karşılaştırma planlanmıştır."
Değerlendirme. Örnek, aracın en çok işe yaradığı yerin beşinci adım olduğunu gösteriyor: bir sınamanın, ilke olarak olumsuz sonuç verip veremeyeceğini sormak, önyüklemeyi ortaya çıkarmanın en doğrudan yoludur. Ama örnek, dogmacılığın meşru bir yanını da korur: Selçuk, cihazın ölçümlerine, referans karşılaştırması yapılmadan önce bile, ilk bakışta güvenebilir; günlük hava kalitesi duyurularında cihazın verilerini kullanmak, dogmacılığa göre gerekçelidir. Sorunlu olan, bu ilk bakıştaki güvenden, cihazın güvenilirliğine dair bir sonuca, yine cihazın verileriyle geçmektir. Örnek, kolay bilgi sorununun, kaynağa güvenmeyi değil, kaynağın güvenilirliğini yine o kaynakla kurmayı hedeflediğini somutlaştırıyor.
Pratik: Alıştırmalar
- Pryor'un hırslı ve ılımlı şüphecilik karşıtı projeleri arasındaki farkı açıkla. Ders Ç5.9'da gördüğümüz diyalektik etkisizlik itirazı, bu ayrım karşısında ne kadar güçlü kalır?
- Necati'nin yakıt göstergesinden farklı, kendi seçeceğin bir önyükleme örneği kur. Örneğinde, Kolay Bilgi Alarmı'nın beşinci adımı nasıl bir sonuç verir?
- Liberal ve muhafazakâr gerekçe görüşleri arasındaki farkı, Moore'un "İşte bir el" argümanı üzerinden açıkla. Her görüşe göre, Moore'un argümanı gerekçe aktarır mı?
Cevapları göster
- Hırslı proje, şüpheciyi kendi koşullarında, yalnızca şüphecinin kabul ettiği öncülleri kullanarak çürütmeyi amaçlar; Pryor'a göre bu projenin şansı pek parlak değildir. Ilımlı proje ise, algıya dair açık olguları çiğnemeden bilgimizi kendi gözümüzde güvenceye almayı, ve şüpheci argümanların hangi öncülünün yanlış olduğunu teşhis etmeyi amaçlar; şüpheciyi ikna etmek bu projenin bir koşulu değildir. Diyalektik etkisizlik itirazı, hırslı proje için yıkıcıdır: Moore'un argümanı, şüpheciyi ikna edemez. Ama ılımlı proje için zayıftır: ılımlı proje, şüpheciyi ikna etmeyi amaçlamadığı için, şüphecinin öncülleri kabul etmemesi onun başarısını engellemez.
- Örneğin: bir kişi, bir sağlık uygulamasının adım sayarının güvenilir olup olmadığını, uygulamanın her gün kaydettiği adım sayılarının tutarlılığına bakarak değerlendirir. Her gün, uygulama "on bin adım" der, kişi de "bugün on bin adım attım" diye kaydeder; kayıtlar tutarlıdır. Beşinci adım: uygulama sistematik olarak adımları fazla sayıyorsa, örneğin kol hareketlerini adım sayıyorsa, kayıtlar yine tutarlı olurdu; yöntem, uygulamanın güvenilmez olduğunu gösteremez. Alarm açılır. Bağımsız denetim: yüz adımı elle sayıp uygulamanın gösterdiğiyle karşılaştırmak.
- Liberal görüşe göre, el deneyimi, kavanozdaki bir beyin olmadığıma dair önceden bir gerekçe olmadan, bana elim olduğuna inanmak için gerekçe verir; ve bu gerekçe, kapanış yoluyla, kavanozdaki bir beyin olmadığıma inanmak için gerekçeye dönüşür. Öyleyse Moore'un argümanı gerekçe aktarır. Muhafazakâr görüşe göre ise, el deneyimi bana elim olduğuna inanmak için ancak kavanozdaki bir beyin olmadığımı kabul etmeye önceden yetkiliysem gerekçe verir; öyleyse el deneyiminin verdiği gerekçe, zaten kavanozdaki bir beyin olmadığımın kabulüne dayanır, ve Moore'un argümanı bu kabul için yeni bir gerekçe aktarmaz.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir kargo şirketi, reklamında, "Müşterilerimizin yüzde doksan beşi teslimatlarımızdan memnun" diyor; bu oran, şirketin teslimattan sonra gönderdiği kendi anketinden geliyor. Zayıf çalışma: "Bu oran yüksek, öyleyse şirket iyi hizmet veriyor." Güçlü çalışma: "Sonuç: şirketin teslimatları kaliteli. Kaynak: şirketin kendi anketi. Sonucun konusu: şirketin kendi başarısı; dikkat. Döngü: anketi şirket tasarladı, gönderdi ve değerlendirdi; anket yalnızca teslimatı başarıyla tamamlanan müşterilere gönderiliyor, kaybolan ya da geciken kargoların sahiplerine gitmiyor olabilir. Olumsuz sonuç sınaması: hizmet kötü olsaydı, memnun olmayan müşteriler ankete katılmayabilir ya da ankete hiç ulaşmayabilirdi; yöntem kötü hizmeti gösteremeyebilir. Alarm açık. Bağımsız denetim: tüketici şikâyet platformlarındaki kayıtlar, ya da bağımsız bir kuruluşun rastgele seçilmiş gönderilerle yaptığı bir test. Hüküm: reklamdaki oran, şirketin hizmet kalitesine dair bir kanıt değil, yalnızca ankete katılan müşterilerin görüşünün bir yansıması."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Kaynak ve konu | Sonucun, sınanan kaynağın kendi güvenilirliğine ilişkin olup olmadığı açıkça belirlenmiş |
| Döngü | Öncüllerin sınanan kaynaktan mı elde edildiği somut olarak gösterilmiş |
| Olumsuz sonuç | Yöntemin, kaynak güvenilmez olsaydı bunu gösterip gösteremeyeceği sınanmış |
| Bağımsız denetim | Kaynaktan bağımsız, somut bir denetim yolu önerilmiş |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç3.3) Ders Ç3.3'te ılımlı temelcilik ve fenomenal muhafazakârlık nasıl tanımlanmıştı? Bu dersteki algısal dogmacılık, bu görüşlerle nasıl ilişkilidir?
- (Ders Ç2.8) Ders Ç2.8'de Alston'ın epistemik döngüsellik sorunu neydi? Önyükleme sorunu, bu sorunla nasıl ilişkilidir?
- (Ders Ç5.9) Ders Ç5.9'da Pryor'un diyalektik ve epistemik başarısızlık ayrımı neydi? Bu ayrım, bu dersteki hırslı ve ılımlı projeler ayrımıyla nasıl bağlantılıdır?
Cevapları göster
- Ders Ç3.3'te ılımlı temelcilik, bazı inançların başka inançlara dayanmayan bir gerekçeye sahip olduğunu, ama bu gerekçenin yanılmaz ya da çürütülemez olmadığını savunan görüş olarak; fenomenal muhafazakârlık ise, bir şeyin kişiye böyle görünmesinin, çürütücü yokken, ona inanmak için ilk bakışta bir gerekçe verdiği görüşü olarak tanımlanmıştı. Algısal dogmacılık, ılımlı temelciliğin algıya özgü bir biçimidir ve fenomenal muhafazakârlığın algısal görünüşlerle sınırlı bir akrabasıdır: algısal görünüş, dolaysız ve ilk bakışta bir gerekçe verir. Bu ders, dogmacılığı, ılımlı temelciliğin bir biçimi olarak değil, şüpheciliğe bir cevap olarak ele alıyor.
- Ders Ç2.8'de Alston'ın epistemik döngüsellik sorunu, bir bilgi kaynağının, örneğin belleğin, güvenilirliğini, yine o kaynağı kullanmadan savunmanın imkânsız olduğu sorunuydu. Önyükleme sorunu, bu sorunun bir biçimidir: önyüklemede, bir kaynağın güvenilirliği, yine o kaynağın çıktılarından tümevarımla kurulur. Ama iki sorun arasında bir fark da vardır: epistemik döngüsellik, en temel kaynaklar için kaçınılmaz olabilir, çünkü bağımsız bir denetim imkânı yoktur; önyükleme ise, Necati'nin göstergesi gibi, bağımsız bir denetimin mümkün olduğu durumlarda bile, o denetimi yapmadan kaynağın güvenilirliğini ilan etmektir.
- Ders Ç5.9'da Pryor, bir argümanın diyalektik başarısızlığını, yani belirli bir dinleyiciyi ikna edememesini, epistemik başarısızlığından, yani öncüllerini bilen birine sonucu bilmek için bir yol sağlamamasından ayırmıştı. Bu ayrım, hırslı ve ılımlı projeler ayrımıyla doğrudan bağlantılıdır: hırslı proje, şüpheciyi ikna etmeyi amaçladığı için, diyalektik başarı gerektirir; ılımlı proje ise, kendi zihnimizi rahatlatmayı amaçladığı için, yalnızca epistemik başarı gerektirir. Moore'un argümanı, diyalektik olarak başarısız ama epistemik olarak başarılıysa, hırslı projeyi değil, ılımlı projeyi gerçekleştirir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Algısal dogmacılık nedir? | Algısal görünüş, başka hiçbir inanca dayanmayan dolaysız ve ilk bakışta bir gerekçe verir (Pryor 2000). |
| Hırslı ve ılımlı proje farkı nedir? | Hırslı proje şüpheciyi kendi koşullarında çürütmeyi, ılımlı proje şüpheci argümanı teşhis edip etkisizleştirmeyi amaçlar (Pryor). |
| Şüpheci bilgi ve gerekçe ilkeleri (SPK, SPJ) nedir? | Algıyla p'yi bilmek ya da ona gerekçeyle inanmak için, p'ye göre "kötü" her hipotezin yanlışlığını epistemik olarak önceden bilmek ya da ona önceden gerekçeye sahip olmak gerektiği ilkeleri; dogmacılık reddeder. |
| Liberal ve muhafazakâr görüş farkı nedir? | Liberal: deneyim, önceden gerekçe olmadan gerekçe verir. Muhafazakâr: ancak arka plan önermeleri için önceden gerekçe ya da yetki varsa (Pryor 2004; Wright). |
| Kolay bilgi sorunu nedir? | Temel bilgiye izin veren kuramların, bir kaynağın güvenilirliğini ya da yanıltıcı senaryonun yanlışlığını o kaynakla kolayca kurmaya izin vermesi (Cohen 2002). |
| Önyükleme nedir? | Bir kaynağın güvenilirliğini, yine o kaynağın çıktılarının kayıtlarından tümevarımla kurmak (Vogel 2000'in yakıt göstergesi örneği). |
| White'ın Bayesçi itirazı nedir? | Şüpheci hipotez deneyimi gerektirdiği için, deneyim onun değilinin olasılığını artıramaz; dogmacılık gerekçe ile olasılığı ayırmak zorunda kalır (2006). |
| Wittgenstein'ın gazete benzetmesi nedir? | Gazetenin doğruluğunu aynı gazetenin birkaç nüshasıyla doğrulamaya çalışmak (Felsefi Soruşturmalar §265). |
Okuma listesi
- James Pryor, "The Skeptic and the Dogmatist", Noûs 34 (2000). Algısal dogmacılık ve şüpheci bilgi ilkesi.
- James Pryor, "What's Wrong with Moore's Argument?", Philosophical Issues 14 (2004). Liberal ve muhafazakâr görüşler.
- Stewart Cohen, "Basic Knowledge and the Problem of Easy Knowledge", Philosophy and Phenomenological Research 65 (2002). Kolay bilgi sorunu.
- Jonathan Vogel, "Reliabilism Leveled", The Journal of Philosophy 97 (2000). Önyükleme ve yakıt göstergesi örneği.
- Roger White, "Problems for Dogmatism", Philosophical Studies 131 (2006). Bayesçi itiraz.
Sonraki derse köprü
Pryor'un liberal görüşüne göre, algısal deneyim, şüpheci hipotezlerin yanlış olduğuna dair önceden bir gerekçe olmadan gerekçe verir. Muhafazakâr görüş ise, bunun tersini savunur: deneyim ancak bu tür arka plan önermeleri için önceden bir gerekçe ya da yetki varsa gerekçe verir. Ders Ç5.11, bu muhafazakâr görüşün en etkili savunucusunu, İngiliz filozof Crispin Wright'ı inceliyor. Wright'a göre, Moore'un argümanının sorunu, gerekçenin öncülden sonuca aktarılamamasıdır; ve dış dünyanın varlığını, kanıta dayanmayan bir yetkiyle kabul ederiz. Ders, aktarım başarısızlığının ne olduğunu, ne zaman ortaya çıktığını, ve kanıta dayanmayan bir yetkinin nasıl bir şey olabileceğini soruyor; ve bir çıkarımın gerekçe aktarıp aktarmadığını sınamak için Aktarım Testi adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: Son günlerde, bir kaynağın, bir uygulamanın ya da bir kurumun güvenilirliğini, yine o kaynağın kendi söylediklerine dayanarak kabul ettiğin bir an oldu mu? Bağımsız bir denetim mümkün müydü?