Giriş
Bursa'daki bir otomotiv yan sanayi fabrikasında kalite mühendisi olarak çalışan Gülsüm, pazartesi sabahı bir sorunla karşılaşıyor. Fren pedalı bağlantı parçalarını ölçen koordinat ölçüm makinesinin kalibrasyon sertifikasının süresi cuma günü dolmuş; hafta sonu üretilen dört bin parçanın hepsi bu makineyle ölçülmüş ve hepsi tolerans içinde çıkmış. Toplantıda üç ayrı ses yükseliyor. Teknisyen Hakan, "Sertifikası olmayan bir makinenin ölçtüğü değeri bilemeyiz; bu parçaların uygun olduğunu bilmiyoruz" diyor. Üretim şefi Necdet Bey, "Makine geçen yıl da, ondan önceki yıl da kalibrasyondan sapmasız çıktı; üç gün içinde bozulmuş olması çok düşük bir ihtimal. Kesin bilmiyoruz, ama parçaların uygun olduğuna inanmak için iyi bir nedenimiz var" diye karşılık veriyor. Stajyer Barış ise işi daha ileri götürüyor: "Kalibrasyonu yapan laboratuvarın referans bloklarını da başka bir cihaz ölçüyor; onu da bir başkası. Zincirin sonunda hiçbir ölçüme güvenemeyiz." Fabrika ve kişiler kurgudur.
Üç ses de bir tür şüphe dile getiriyor; ama aynı şüpheyi değil. Hakan yalnızca bu makinenin bu hafta sonu ölçtüklerinden şüphe ediyor ve şüphesi bilgiyle ilgili: parçaların uygun olduğunu bilmiyoruz. Necdet Bey, Hakan'ın bilgi hakkındaki sözünü kabul ediyor, ama inancın gerekçeli olduğunu savunuyor: bilmesek de, inanmak için nedenimiz var. Barış ise başka bir yere gidiyor: onun şüphesi tek bir makineyle sınırlı değil, ölçümün kendisine, ilkece bütün ölçümlere uzanıyor; ve "güvenemeyiz" derken yalnızca bilgiyi değil, inanmanın gerekçesini de reddediyor gibi görünüyor. Toplantı masasındaki bu üç tutum, felsefede şüpheciliğin türlerini birbirinden ayıran eksenlerden ikisine karşılık geliyor: şüphenin kapsamı, yani yerel mi küresel mi olduğu, ve şüphenin hedefi, yani bilgiyi mi gerekçeyi mi sorguladığı.
Bir önceki dersin sonunda, William James'in Clifford'u, yetersiz kanıtla yanlışa inanma riskini almaktansa zihnini sonsuza dek askıda tutmaya razı bir karakter olarak karşımıza çıkmıştı. Clifford'un ilkesi, "yetersiz kanıta dayanarak bir şeye inanmak her zaman, her yerde ve herkes için yanlıştır", bir şüphecinin sloganına benzer. Ama Clifford bir şüpheci miydi? Bu soruya cevap verebilmek için, önce "şüpheci" sözcüğünün hangi anlamda kullanıldığını bilmemiz gerekir. Bu modül, Modül Ç5, hiçbir şey bilmediğimizi ya da hiçbir şeye inanmakta gerekçeli olmadığımızı gösterdiğini iddia eden argümanları ve onlara verilen cevapları inceliyor. Bu ders, modülün geri kalanına bir harita çiziyor: şüpheci argümanları, neyi hedeflediklerine ve ne kadar geniş bir alanı kapsadıklarına göre ayırıyor; ve bu ayrımları, bir şüpheci argümanın türünü yedi adımda saptayan Şüphe Türü Ayırıcı'da bir araya getiriyor.
Bu dersin kazanımları:
- Felsefi ve gündelik şüpheciliği, yerel ve küresel şüpheciliği, bilgi ve gerekçe şüpheciliğini, olumsuz ve askıya alan şüpheciliği açıklarsın. (anla)
- Bir şüpheci argümana Şüphe Türü Ayırıcı'yı uygulayarak argümanın hedefini, kapsamını ve gücünü belirler, ve argümanın kendi alanının dışına yayılıp yayılmadığını sınarsın. (uygula)
- Bilgi şüpheciliğinin gerekçeye sızıp sızmadığı, küresel şüpheciliğin kendini çürütüp çürütmediği ve şüpheciliğin pratik önemi tartışmalarında, bu ayrımların ne ölçüde dayanıklı olduğunu değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm önce felsefi şüpheciliği gündelik şüphecilikten ayırıyor, sonra şüpheciliğin üç ekseninden ilk ikisini, kapsamı ve hedefi, tanımlıyor; en son da üçüncüsünü, şüpheci sonucun gücünü, ekliyor.
Juan Comesaña ve Peter Klein, Stanford Encyclopedia of Philosophy'deki "Skepticism" maddesinde bu ayrımı bir örnekle açar: Samanyolu'ndaki yıldızların sayısının çift olduğunu bilmediğimizi söylemek gündelik bir şüphecilik biçimidir; yarın güneşin açacağını bilmediğimizi söylemek ise felsefi bir şüpheciliktir. Gündelik şüphecilik kimseyi rahatsız etmez, çünkü kanıtımızın yetmediği yerde onu zaten kabul ederiz. Felsefi şüpheciliği ilginç kılan, sonucunun ilk bakışta akıl dışı görünmesine rağmen ona götüren argümanların güçlü görünmesidir. Gülsüm'ün toplantısında Hakan'ın şüphesi, sertifikası dolmuş bir makine söz konusu olduğu için, gündelik şüpheciliğe yakındır: kalite mühendisliği, böyle durumlarda şüpheyi zaten öngörür. Barış'ın şüphesi ise felsefidir: bütün ölçümlere uzanır ve normalde hepimizin bildiğini düşündüğü şeyleri, örneğin bir cetvelin bir parçanın uzunluğunu göstermesini, sorgular. Bu modülün konusu felsefi şüpheciliktir; ama gündelik şüphecilik onun anlaşılması için iyi bir başlangıç noktasıdır, çünkü felsefi argümanlar çoğu zaman gündelik şüphenin mantığını alıp onu genişletir.
Kapsam, bir derece meselesidir ve Comesaña ile Klein onu üç basamaklı bir merdivenle gösterir. Tarihsel doğruluk iddiası taşımadan, adlarını üç filozoftan aldıkları basamaklar şunlardır. "Humecu" şüpheci, doğrudan deneyimle ve tümdengelimle bildiklerimizi kabul eder, ama kanıtı tümdengelimsel olmayan bir çıkarıma dayanan önermeleri bilemeyeceğimizi söyler: bugün güneşli olduğunu bilebilirim, ama yarın da güneşli olacağını bilemem. "Kartezyen" şüpheci daha ileri gider: dış dünyaya dair hiçbir önermeye gerekçeyle inanamayız; yalnızca kendi zihinsel durumlarımızı, örneğin elim varmış gibi göründüğünü, bilebiliriz. "Pyrrhoncu" şüpheci en sona varır: hiçbir önermeyi, bize öyle göründüğünü bile, bilmeyiz. Merdivenin her basamağı yereldir, son basamak dışında; Pyrrhoncu şüphecilik, bu anlamda, küresel şüpheciliktir. Bu ayrımın pratik önemi, yerel bir şüphecinin, şüphe ettiği alanın dışındaki bilgilerimizi kullanmamıza izin vermesidir: dış dünyadan şüphe eden Kartezyen, kendi zihinsel durumlarımıza dair bilgimizi kabul eder, ve tartışma bu ortak zemin üzerinde yürüyebilir. Küresel şüpheci böyle bir zemin bırakmaz.
Bu ayrım, Gülsüm'ün toplantısındaki Hakan ile Necdet Bey arasındaki farktır. Bilgi, Modül Ç1'deki standart çözümlemeye göre, doğru ve gerekçeli inanç artı bir şeydir; öyleyse bir şüpheci, bilgiyi iki yoldan düşürebilir. Birinci yol, gerekçeyi düşürmektir: önermeye inanmak gerekçeli değilse, onu bilmek de mümkün değildir. Bu, gerekçe şüpheciliğidir ve bilgi şüpheciliğini de beraberinde getirir. İkinci yol, gerekçeye dokunmadan, bilginin gerekçeden fazlasını, örneğin kesinliği ya da bir duyarlılık koşulunu, gerektirdiğini söylemektir. Bu yol, yalnızca bilgi şüpheciliğine varır: önermeye gerekçeyle inanırız, ama onu bilmeyiz. Comesaña ve Klein, bazı şüpheci argümanların doğrudan bilgiyi hedeflediğini ve gerekçe hakkında sessiz kaldığını not eder; duyarlılık koşuluna dayanan argümanlar bunun örneğidir, çünkü duyarlılığın bilginin koşulu olduğu ama gerekçenin koşulu olmadığı savunulabilir. Bilgi şüpheciliği ile gerekçe şüpheciliği arasındaki fark, şüpheci sonucun bizden ne istediğini belirler: bilgi şüpheciliği yalnızca bir iddiamızı, yani bildiğimiz iddiasını, geri çekmemizi ister; gerekçe şüpheciliği ise inancımızı askıya almamızı ister.
Bu ayrım, şüpheciliğin kapsamından ve hedefinden bağımsız üçüncü bir eksendir: şüphecinin kendi sonucuna karşı tutumu. "Hiçbir şey bilinemez" diyen biri, bir şeyi, yani hiçbir şeyin bilinemeyeceğini, biliyor gibi konuşur; bu yüzden kendi sözüyle çelişme tehlikesiyle karşı karşıyadır. Antik dünyada bu ayrım büyük bir öneme sahipti. Sextus Empiricus, Pyrrhonculuğun Ana Hatları'nın hemen başında, felsefecileri üç gruba ayırır: hakikati bulduğunu düşünenler, yani dogmatikler; hakikatin kavranamaz olduğunu öne sürenler, ki Sextus bunların arasında Akademi'den Kleitomakhos'u ve Karneades'i sayar; ve hâlâ araştırmaya devam edenler, yani şüpheciler. Sextus'a göre ikinci grup, kavranamazlığı kesin biçimde öne sürdüğü için şüpheciden ayrılır; modern yorumcular bu tutumu "olumsuz dogmatizm" diye adlandırır; gerçek şüpheci ise ne bilginin mümkün olduğunu ne de imkânsız olduğunu öne sürer. Bu ayrımın tarihsel ayrıntıları, Ders Ç5.2 ve Ders Ç5.3'ün konusu; burada önemli olan, şüpheci bir sonucun iki ayrı güçte okunabileceğidir.
Argüman
Bu bölümün argümanı, şüpheciliği türlerine ayırmanın neden yalnızca bir sınıflandırma alıştırması olmadığını, şüpheci bir argümanın ağırlığını değerlendirmenin ilk adımı olduğunu gösteriyor.
- Bir şüpheci argüman, bizden ancak sonucunun gerektirdiği tutum değişikliğini isteyebilir.
- Bir bilgi şüpheciliği, bilgi için gerekçeden fazlasını, örneğin kesinliği, şart koşarak sonuca varıyorsa, bir önermeyi bilmediğimizi söyler, ama ona gerekçeyle inanmamızı yasaklamaz; öyleyse bizden yalnızca bilgi iddiamızı geri çekmemizi ister.
- Bir gerekçe şüpheciliği, bir önermeye inanmakta gerekçeli olmadığımızı, yani yargıyı askıya almanın tek gerekçeli tutum olduğunu söyler; öyleyse bizden inancımızı değiştirmemizi ister.
- Aynı kapsamda, gerekçe şüpheciliği, bilgi şüpheciliğinden daha fazlasını, yani yalnızca iddialarımızın değil, inanç pratiğimizin değişmesini ister.
- Yerel bir şüphecilik, şüphe ettiği alanın dışındaki bilgilerimizi ortak zemin olarak kullanmamıza izin verir; küresel bir şüphecilik böyle bir zemin bırakmaz.
- Öyleyse kapsam genişledikçe, şüpheci argümanın talebi de büyür ve ona cevap vermenin yolları daralır.
Sonuç: Bir şüpheci argümanın ağırlığını değerlendirmek için, önce iki soru cevaplanmalıdır: argüman neyi hedefliyor, bilgiyi mi gerekçeyi mi; ve kapsamı ne, yerel mi küresel mi? En ağır meydan okuma, gerekçeyi hedefleyen ve kapsamı geniş olan argümandır; en hafifi, yüksek bir bilgi standardına dayanarak yalnızca bilgiyi düşüren yerel argümandır. Bu iki soru, ayrıca, hangi cevap stratejisinin uygun olduğunu da belirler: yalnızca bilgiyi hedefleyen bir argümana, bilgi kavramını inceleyerek cevap verilebilir; gerekçeyi hedefleyen bir argümana ise gerekçenin yapısını incelemek gerekir.
Birinci öncül, şüpheciliği bir öneri olarak değil, bir argümanın sonucu olarak ele alıyor ve oldukça sağlamdır: bir argüman, sonucunun ötesinde bir şey isteyemez. İkinci ve üçüncü öncüller, bilgi ile gerekçe arasındaki farkı şüpheci sonuca taşıyor. Gülsüm'ün fabrikasında, Necdet Bey ikinci öncülü kullanıyor: "Kesin bilmiyoruz" demek, onun gözünde, parçaları sevk etmemek için yeterli bir neden değildir, çünkü bilgi iddiasından vazgeçmek, makul bir inançtan vazgeçmeyi gerektirmez. Dördüncü öncül, iki şüpheciliği ister açısından karşılaştırıyor: aynı alanda, gerekçe şüpheciliği daha fazlasını ister, çünkü inancın askıya alınması, bilgi iddiasının geri çekilmesini de içerir, ama tersi doğru değildir. Beşinci öncül, kapsamın diyalektik sonucunu dile getiriyor: bir tartışma, ancak iki tarafın da kabul ettiği bir zemin varsa ilerler; ve küresel şüpheci, bu zemini ortadan kaldırır. Altıncı öncül, beşinciden çıkıyor: zemin daraldıkça, şüpheciye karşı kullanılabilecek kanıt da daralır.
En tartışmalı öncül: İkinci öncül. Bu öncül, bilgi şüpheciliğinin gerekçeye dokunmadan kalabileceğini varsayıyor. Ama iki ayrı düşünce bu varsayımı sarsar. Birincisi, Comesaña ile Klein'ın gözlemidir: bir argüman bir önermeyi bilmediğimizi gösterirse, bize bilmediğimize dair bilgi ya da en azından gerekçeli inanç verir; ve bir önermeyi bilmediğimizi bilen birinin, o önermeye inanmakta gerekçeli olmadığı, yargıyı askıya alması gerektiği akla yatkındır. İkincisi, Ders Ç4.11 ve Ç4.12'de incelenen bilgi-önce epistemolojide, Williamson'ın gerekçeyi bilgiyle özdeşleştiren görüşü bu ayrımı kökünden siler: gerekçe bilgiyse, bilgi şüpheciliği gerekçe şüpheciliğinin ta kendisidir. Bu iki düşünce, İtiraz 1'de ele alınıyor.
İtirazlar ve cevaplar
Aşağıdaki itirazlar, dersin ayrımlarının her birini ayrı ayrı hedef alıyor: bilgi ile gerekçe ayrımını, küresel şüpheciliğin tutarlılığını, yerel ile küresel ayrımının kalıcılığını, ve son olarak, bütün bu ayrımların pratik değerini.
İtiraz 1: Bilgi şüpheciliği gerekçeye sızar
Bir şüpheci argüman, kesinlik gibi yüksek bir standarda dayanarak, dış dünyaya dair hiçbir şey bilmediğimizi gösterse, biz de bu argümanı kabul etsek, artık bir şeyi biliriz: dış dünyaya dair önermeleri bilmediğimizi. Ama bir önermeyi bilmediğini bilen biri, ona hâlâ gerekçeyle inanabilir mi? İnanmak, bir önermeyi doğru saymaktır; ve doğru saydığın bir şeyi bilmediğini kabul etmek, Moore'un tuhaf cümlelerine benzer bir gerilim yaratır: "Elim var, ama elim olduğunu bilmiyorum." Üstelik, Williamson haklıysa ve gerekçe bilgiyse, ikinci öncül bütünüyle çöker: bilgiyi düşüren her argüman, gerekçeyi de düşürür.
Cevap: İtiraz, ikinci öncülün kırılgan olduğunu doğru biçimde gösteriyor; ama bu kırılganlık ayrımı ortadan kaldırmaz, ayrımın hangi koşullarda işlediğini belirler. Birincisi, sızma ilkesi, yani bilmediğini bilmenin gerekçeyi düşürdüğü ilkesi, tartışmalıdır. Gündelik hayatta, bilmediğimizi kabul ettiğimiz ama gerekçeyle inandığımız önermeler vardır. Bir piyango biletinin kazanmayacağına, bin biletten biri kazanacaksa, çok güçlü bir gerekçeyle inandığımız düşünülür, gerçi bu da tartışmalıdır; ama birçok epistemolog, biletin kaybedeceğini bilmediğimizi düşünür. Bu durum Ders Ç6.1'de piyango paradoksu adıyla ayrıntılı ele alınacak; burada, bilmediğimizi kabul ettiğimiz bir önermeye gerekçeyle inanmanın en azından tutarlı bir tutum olduğunu göstermesi yeterlidir. İkincisi, Williamson'ın özdeşliği gerçekten ayrımı siler; ama bu bir maliyetle gelir. Williamson'ın görüşünde, Gettier vakalarındaki kişiler ve kötü cin dünyasındaki kişiler, gerekçesiz inançlara sahiptir; bu sonuç, Ders Ç4.6'nın yeni kötü cin sorununun gösterdiği gibi, birçok epistemolog için kabul edilmesi zor bir sonuçtur. Öyleyse argüman, koşullu biçimde okunmalıdır: gerekçe bilgiden ayrı bir kavramsa, bilgi şüpheciliği gerekçe şüpheciliğinden daha az şey ister. Gerekçe bilgiyle özdeşse, bu fark ortadan kalkar; ama o zaman da bilgi şüpheciliği, bilgi-önce kuramcı için gerekçe şüpheciliği kadar ağır bir tehdit olur. Ayrım, her iki durumda da, şüpheci argümanın ne istediğini görmemize yardım eder.
İtiraz 2: Küresel şüphecilik kendi kendini çürütür
Küresel şüpheci, hiçbir şeyi bilmediğimizi, ya da hiçbir önermeye inanmakta gerekçeli olmadığımızı söyler. Ama bu sözün kendisi bir önermedir. Şüpheci ona inanıyorsa, kendi ilkesine göre bu inanç gerekçesizdir; inanmıyorsa, neden bize onu öne sürüyor? Öyleyse küresel şüphecilik tutarlı bir görüş değildir, ve onu ayrı bir tür olarak saymak gereksizdir.
Cevap: Bu itiraz, olumsuz şüpheciliğe karşı güçlüdür, ama askıya alan şüpheciliğe karşı aynı güçte değildir; ve bu fark, dersin dördüncü teriminin neden önemli olduğunu gösterir. Comesaña ve Klein, Pyrrhoncu şüpheciliğin biçimsel olarak tutarlı olduğunu not eder: "p hakkında askıya almak tek gerekçeli tutumdur" ile "bu önerme hakkında da askıya almak tek gerekçeli tutumdur" arasında bir çelişki yoktur. Çelişki, ancak ek bir ilke eklenirse doğar: bir önermeye bağlanan herkesin, o önermeye inanmanın gerekçeli olduğuna da (belki örtük olarak) bağlandığı ilkesi. Comesaña ve Klein bu ilkeye "Bağlılık Yineleme İlkesi" (Commitment Iteration Principle) adını verir. Bu ilke kabul edilirse, Pyrrhoncu şüphecilik kendini çürütür; ama Pyrrhoncu, bu ilke hakkında da yargıyı askıya alır. Sextus'un kendisi, bu türden bir itirazı öngörmüştü: Ana Hatlar'ın birinci kitabında, şüpheci ifadelerin, örneğin "hiçbir şey belirlenmiş değildir" ifadesinin, kendisini de kapsadığını, tıpkı müshil ilaçlarının vücuttaki sıvılarla birlikte kendilerini de dışarı atması gibi, söyler. Bu cevabın başarılı olup olmadığı Ders Ç5.2'nin konusu; ama itirazın yalnızca "hiçbir şey bilinemez" diye bir sonuç öne süren şüpheciyi vurduğu, ve küresel şüpheciliğin askıya alan biçiminin itirazdan bu kadar kolay etkilenmediği açıktır.
İtiraz 3: Yerel ile küresel arasındaki çizgi kalıcı değildir
Yerel şüpheci argümanlar, genellikle bir şablon kullanır: kanıtımız, sıradan hipotezle de şüpheci hipotezle de aynı ölçüde uyumludur, öyleyse sıradan hipotezi seçmek için nedenimiz yoktur. Ama bu şablon, bir alana uygulandığında, neredeyse her zaman başka alanlara da uygulanabilir. Dış dünya şüpheciliği, geçmişe dair bilgiyi de vurur, çünkü geçmişe dair kanıtımız da algıya dayanır; geçmişe dair şüphecilik, tümevarımı da vurur, çünkü tümevarım geçmiş gözlemlere dayanır. Öyleyse "yerel" şüphecilik, henüz yayılmamış bir küresel şüphecilikten ibarettir.
Cevap: İtirazın gözlemi değerlidir ve dersin aracı onu bir adım olarak içerir: bir şüpheci argümanın kendi alanının dışına yayılıp yayılmadığını sormak, beşinci adımdır. Ama yayılma, ayrı bir argüman adımıdır ve her zaman gerçekleşmez. Comesaña ile Klein'ın merdiveninde, Kartezyen şüpheci, dış dünyadan şüphe ettiği hâlde, kendi zihinsel durumlarımıza dair bilgiyi kabul eder; çünkü onun argümanının öncülü, yani algısal deneyimin dış dünyayı eksik belirlemesi, içebakışa uygulanmaz. Bir argümanın yayılıp yayılmayacağı, şablonun genel yapısına değil, her alandaki kanıtın şüpheci hipotezle ilişkisine bağlıdır. Ayrıca, yerel şüphecilik, kendi başına bir tutum olarak, gündelik hayatta ve bilimde sürekli kullanılır: astrolojiye dair şüphecilik, yerel ve gerekçeli bir tutumdur ve başka alanlara yayılmaz, çünkü dayandığı kanıt, yani astrolojik öngörülerin kontrollü sınamalarda başarısız olması, başka alanlara uygulanmaz. Öyleyse ayrım kalıcıdır, ama yerel şüpheci argümanlar için her zaman şu soruyu sordurur: bu argüman, durması gereken yerde duruyor mu?
İtiraz 4: Bu ayrımların pratik bir değeri yoktur
David Hume, İnsan Anlığı Üzerine Bir Soruşturma'nın son bölümünde, aşırı şüpheciliğin en büyük düşmanının eylem, iş ve gündelik hayatın uğraşları olduğunu söyler; şüpheci ilkeler okulların gölgesinde parlayabilir, ama gerçek nesnelerle karşılaştıklarında duman gibi dağılırlar. Doğa, ilkeden her zaman daha güçlüdür. Şüpheciliği kimse yaşayamıyorsa, onun türlerini ayırmak, var olmayan bir düşmanın üniformalarını sınıflandırmaktan ibarettir.
Cevap: Hume'un gözlemi doğrudur ve Ders Ç5.19'da şüpheciliğin pratik sonuçları ayrıca ele alınacak. Ama gözlem, şüpheciliğin önemsiz olduğunu göstermez; iki nedenle. Birincisi, şüphecilik bir yaşam tarzı olarak değil, bir paradoks olarak ilgi çekicidir: bize kabul edilebilir görünen öncüllerden kabul edilemez bir sonuca götüren bir argüman, öncüllerden birinin, yani bilgi ya da gerekçe hakkındaki bir varsayımımızın, yanlış olduğunu gösterir. Kanadalı filozof Barry Stroud, 1984 tarihli The Significance of Philosophical Scepticism kitabında, dış dünya sorunu geleneksel biçimiyle kurulduğunda şüpheciliğin kaçınılmaz olarak çıktığını ve bilinen cevapların bunu önleyemediğini savundu; ona göre şüpheciliğin önemi, insan bilgisini anlama çabamız hakkında açığa çıkardığı şeydedir. Hangi varsayımın yanlış olduğunu bulmak için de, argümanın neyi hedeflediğini bilmek gerekir; bilgiyi hedefleyen bir paradoks, bilgi kavramımızda, gerekçeyi hedefleyen bir paradoks ise gerekçe kavramımızda bir sorun olduğunu gösterir. İkincisi, Hume'un kendisi, aşırı şüpheciliği reddederken, "ılımlı" bir şüpheciliği savunur: bu şüphecilik ya bütün yargılarımıza bir alçakgönüllülük ve temkin katar, ya da araştırmayı insan anlığının ulaşabileceği konularla sınırlar. Gülsüm'ün fabrikasında, Hakan'ın yerel şüphesi tam da bu türdendir ve pratik bir değeri vardır: sertifikası dolmuş bir makineyle ölçülen parçalar yeniden örneklenmelidir. Türleri ayırmak, hangi şüpheyi yaşayabileceğimizi, hangisini ise yalnızca bir paradoks olarak çözmemiz gerektiğini görmemizi sağlar.
Örnekler
Örnek 1: Gülsüm'ün toplantısı (kurgu)
Gülsüm, toplantının sonunda üç sesi bir tabloya yazıyor. Hakan'ın şüphesi yereldir, çünkü yalnızca bu makinenin bu hafta sonu yaptığı ölçümlere uzanır; hedefi bilgidir; ve gündelik bir şüphedir, çünkü kalite prosedürü onu zaten öngörür. Necdet Bey, Hakan'ın bilgi şüpheciliğini kabul ediyor, ama gerekçe şüpheciliğini reddediyor; onun tutumu, bu dersin Argüman bölümündeki ikinci öncülün gündelik bir uygulamasıdır. Barış'ın şüphesi ise farklıdır: kapsamı ölçümün bütününe uzanır, ve "güvenemeyiz" ifadesi gerekçeyi hedefler. Ama Barış'ın argümanı, bir gerileme argümanıdır: her ölçüm, bir başka ölçüme dayanıyor ve zincirin bir sonu yok. Gülsüm, bu argümanın Modül Ç3'te incelenen gerileme sorununun ölçüme uygulanmış bir biçimi olduğunu fark ediyor; ve onun şüphesini, metrolojinin kendi cevabıyla, yani ölçümlerin ulusal bir ölçüm standardına kadar izlenebilir bir zincire bağlanmasıyla, karşılıyor. Zincirin sonu, belirsizliği beyan edilmiş bir referans standarttır; zincir sonsuza gitmez. Bu cevap, Barış'ı tamamen ikna etmeyebilir, çünkü referans standardın kendisinin nasıl gerekçelendirildiği sorusu kalır; ama tartışmayı felsefi bir soruya, temelciliğin ölçüm bilimindeki karşılığına, taşır. Kararını da şöyle veriyor: parçalardan rastgele bir örneklem, kalibrasyonu geçerli bir makinede yeniden ölçülecek. Hakan'ın yerel şüphesi, pratik bir karara dönüşüyor; Barış'ın bütün ölçümlere uzanan geniş şüphesi ise toplantının değil, felsefenin konusu olarak kalıyor.
Örnek 2: Russell'ın beş dakika hipotezi
İngiliz filozof Bertrand Russell, 1921 tarihli The Analysis of Mind kitabının belleğe ayrılan dokuzuncu dersinde, dünyanın beş dakika önce, olduğu gibi, gerçek olmayan bir geçmişi "hatırlayan" bir nüfusla birlikte var olmuş olmasının mantıksal olarak imkânsız olmadığını yazar. Farklı zamanlardaki olaylar arasında mantıksal olarak zorunlu bir bağlantı yoktur; bu yüzden, Russell'a göre, şimdi olan ya da gelecekte olacak hiçbir şey bu hipotezi çürütemez. Şüphe Türü Ayırıcı bu hipoteze uygulandığında, ilk gözlem, şüphenin kapsamıdır: hipotez, geçmişe dair önermeleri hedefler ve şimdiye dair önermelere, örneğin şu an bir masanın önünde oturduğuma, dokunmaz. Öyleyse yereldir, ama geniş bir yerel alanı, bütün geçmişi kapsar. İkinci gözlem, hedeftir. Russell'ın argümanı, geçmişe dair kanıtımızın, yani şimdiki anılarımızın ve kayıtlarımızın, sıradan hipotezle ve beş dakika hipoteziyle aynı ölçüde uyumlu olduğunu gösterir; bu, bir eksik belirlenim argümanıdır ve eğer kanıtın iki hipotezi eşit ölçüde desteklediği kabul edilirse, gerekçeyi hedefler. Üçüncü gözlem, güçtür. Russell, hipotezi bir sonuç olarak öne sürmez; aynı pasajda, geçmişin var olmadığının ciddi bir hipotez olarak düşünülmesini önermediğini, bütün şüpheci hipotezler gibi bunun da mantıksal olarak savunulabilir ama ilginç olmadığını yazar. Hipotezi, belleğin ne olduğunu çözümlemek için bir araç olarak kullanır. Öyleyse Russell bir şüpheci değildir; ama onun hipotezi, kim tarafından ciddiye alınırsa alınsın, yerel ve gerekçeyi hedefleyen bir şüpheciliğin malzemesidir. Bu hipotezin yayılıp yayılmadığı da sorulabilir: geçmişe dair gerekçemiz düşerse, tümevarımla elde ettiğimiz geleceğe dair inançlarımız da düşer, çünkü tümevarım geçmiş gözlemlere dayanır. Russell'ın hipotezi, böylece, İtiraz 3'teki yayılma kaygısının somut bir örneği olur.
Örnek 3: Sextus'un üç felsefe türü
Sextus Empiricus, Pyrrhonculuğun Ana Hatları'nın ilk bölümlerinde, bir şey arayanların ya bulduklarını, ya bulunamayacağını ve kavranamaz olduğunu öne sürdüklerini, ya da araştırmaya devam ettiklerini söyler. Bu üç tutum, üç felsefe türüne karşılık gelir: dogmatikler, Aristoteles, Epikuros ve Stoacılar gibi, hakikati bulduklarını düşünür; Kleitomakhos ve Karneades gibi Akademikler, hakikatin kavranamaz olduğunu öne sürer; şüpheciler ise araştırmaya devam eder. Bu sınıflandırma, bu dersin dördüncü ayrımının antik bir uygulamasıdır. Sextus'un gözünde, Akademikler ile şüpheciler arasındaki fark, kapsam ya da hedef farkı değildir: ikisi de geniş bir alanda bilgiden şüphe eder. Fark, güçtedir: Akademikler kavranamazlığı bir sonuç olarak öne sürer, şüpheciler ise o sonucu da askıya alır. Bu, İtiraz 2'deki kendini çürütme tartışmasının neden Akademiklere karşı daha güçlü olduğunu açıklar. Ama Sextus'un Akademiklere dair bu tasviri, tarihsel olarak tartışmalıdır: Akademiklerin kendisinin kavranamazlığı bir öğreti olarak mı öne sürdüğü, yoksa yalnızca rakiplerinin öncüllerinden bir sonuç olarak mı türettiği, antik felsefe tarihçileri arasında tartışılır. Bu tartışma, Ders Ç5.3'te Arkesilaos ve Karneades incelenirken ele alınacak. Burada, Sextus'un sınıflandırmasının, şüpheciliğin gücünü ayrı bir eksen olarak gördüğünü göstermesi yeterlidir.
Araç kartı: Şüphe Türü Ayırıcı
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir şüpheci argümanın neyi hedeflediğini, ne kadar geniş bir alanı kapsadığını ve sonucunu ne güçte öne sürdüğünü belirleyerek, argümanın bizden hangi tutum değişikliğini istediğini ve hangi cevap stratejisinin uygun olduğunu görünür kılar. |
| Adımlar | 1) Şüpheci sonucu tek bir cümleyle yaz. 2) Hedef: sonuç "bilmiyoruz" mu diyor, yoksa "inanmak için nedenimiz yok, yargıyı askıya almalıyız" mı? 3) Kapsam: sonuç hangi önerme alanını kapsıyor; dış dünya, geçmiş, gelecek, başka zihinler, ahlak, matematik, yoksa bütün önermeleri mi? 4) Felsefi mi gündelik mi: kapsanan önermeler, normalde bildiğimizi düşündüğümüz önermeler mi? 5) Yayılma: argümanın öncülleri, kendi alanının dışındaki önermelere ya da argümanın kendisine uygulanıyor mu? 6) Güç: sonuç bir iddia olarak mı öne sürülüyor, yoksa yalnızca bir askıya alma önerisi mi? 7) Etiketi yaz: örneğin "yerel, felsefi, gerekçeyi hedefleyen, askıya alan; geçmişe yayılma riski var." |
| Ne zaman kullanılır | Bir tartışmada biri "bunu bilemeyiz" ya da "buna güvenemeyiz" dediğinde; bir şüpheci argümana cevap aramadan önce; bir şüpheci hipotezin, örneğin bir rüya ya da bir simülasyon hipotezinin, hangi inançlarımızı tehdit ettiğini belirlerken. |
| Sınırı | Araç, bir şüpheci argümanın sağlam olup olmadığını değerlendirmez; yalnızca türünü belirler. Bilgi ile gerekçe ayrımı, gerekçeyi bilgiyle özdeşleştiren kuramlarda silinir; yayılma testi ise çoğu zaman tartışmalı bir yargı gerektirir. |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
Özet
- Gündelik şüphecilik, zaten bilmediğimizi kabul edeceğimiz önermeleri, felsefi şüphecilik ise normalde bildiğimizi düşündüğümüz önermeleri hedefler.
- Kapsam eksenine göre şüphecilik yerel ya da küresel olabilir; Comesaña ve Klein'ın merdiveninde Humecu, Kartezyen ve Pyrrhoncu şüphecilik, giderek genişleyen alanları kapsar.
- Hedef eksenine göre şüphecilik, bilgiyi ya da gerekçeyi sorgular; gerekçe şüpheciliği, aynı kapsamda, bilgi şüpheciliğinden daha fazlasını, yani inancın askıya alınmasını ister.
- Güç eksenine göre, olumsuz şüphecilik bilginin imkânsız olduğunu öne sürer, askıya alan şüphecilik bu sonucu da askıya alır; kendini çürütme itirazı birincisine karşı daha güçlüdür.
- Bilgi ile gerekçe arasındaki fark kırılgandır: bilmediğini bilmek gerekçeyi düşürebilir, ve Williamson'ın özdeşliği ayrımı tamamen siler.
- Şüphe Türü Ayırıcı, bir şüpheci argümanın hedefini, kapsamını, yayılmasını ve gücünü belirleyerek, hangi cevap stratejisinin uygun olduğunu gösterir.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Şüpheciliğin türlerine dair en etkili erken modern sınıflandırma, David Hume'un İnsan Anlığı Üzerine Bir Soruşturma'sının "Akademik ya da Şüpheci Felsefe Üzerine" başlıklı son bölümünde yer alır. Hume, şüpheciliği, araştırmadan önce mi sonra mı geldiğine göre ayırır:
Bütün çalışmalardan ve felsefeden önce gelen bir şüphecilik türü vardır; Descartes ve başkaları onu yanılgıya ve aceleci yargıya karşı şaşmaz bir koruyucu olarak çokça öğütler. Bu şüphecilik, yalnızca önceki bütün kanılarımızdan ve ilkelerimizden değil, yetilerimizin kendisinden de evrensel bir şüphe etmeyi önerir; derler ki, yetilerimizin doğruluğundan, yanıltıcı ya da aldatıcı olamayacak bir ilk ilkeden türetilmiş bir akıl yürütme zinciriyle emin olmalıyız. Ama ne kendiliğinden apaçık ve ikna edici başka ilkeler üzerinde bir ayrıcalığı olan böyle bir ilk ilke vardır; ne de, olsaydı, zaten kuşku duyduğumuz varsayılan o yetilerin kendisini kullanmadan, onun ötesine bir adım atabilirdik. [...] Bilimden ve araştırmadan sonra gelen başka bir şüphecilik türü daha vardır: insanların, zihinsel yetilerinin mutlak yanıltıcılığını ya da genellikle uğraştıkları bütün o merak uyandıran kuramsal düşünce konularında kesin bir karara varmaya uygun olmadıklarını keşfettikleri varsayıldığında.
Hume'un ayrımı, bu dersin üç ekseninden farklı bir ekseni, şüphenin araştırmayla ilişkisini, ortaya koyar. Öncel şüphecilik, araştırmadan önce benimsenen bir yöntemdir: Descartes'ın evrensel şüphesi, bir temel bulunana kadar her şeyi askıya almayı önerir. Hume'a göre bu yöntem, sonuna kadar uygulanırsa, tedavisizdir: yetilerimizden şüphe ediyorsak, onların güvenilirliğini yine onları kullanarak kanıtlayamayız. Ders Ç1.1'deki ölçüt sorununun ve Ders Ç3.1'deki gerileme sorununun bir yankısı burada duyulur. Ama Hume aynı yerde, bu şüpheciliğin ılımlı bir biçiminin, yani yargılarımızda tarafsızlığı koruyan, aceleci kanıları sınayan ve sonuçları sık sık gözden geçiren bir temkinin, felsefe çalışmasına gerekli bir hazırlık olduğunu kabul eder. Sonral şüphecilik ise bir yöntem değil, bir sonuçtur: araştırma, yetilerimizin güvenilmez olduğunu gösterdiği için şüpheye varırız. Hume'un bu bölümde ele aldığı şüpheci argümanların çoğu, örneğin algının dış nesnelere bağlantısının deneyimle kanıtlanamayacağı, ya da nedensel çıkarımın alışkanlıktan başka bir dayanağı olmadığı, bu ikinci türdendir.
Hume'un sınıflandırması, aynı bölümün ilerleyen kısımlarında, bir değerlendirmeye dönüşür. Aşırı ya da Pyrrhoncu şüphecilik, gündelik hayatın karşısında dağılır: "Doğa, ilkeden her zaman daha güçlüdür." Ama aşırı şüphecilikten, sağduyu ve düşünümle düzeltildiğinde, ılımlı ya da Akademik bir şüphecilik doğabilir; bu şüphecilik iki biçim alır. Birincisi, yargılarımızdaki dogmatik kesinliği yumuşatan bir alçakgönüllülüktür. İkincisi, araştırmalarımızı, insan anlığının dar kapasitesine uygun konularla, yani gündelik hayat ve deneyimle sınırlamaktır. Bu iki biçim, bu dersin terimleriyle şöyle okunabilir: birincisi, kapsamı bakımından her alana uzanır, ama yargıyı askıya almayı değil, yalnızca dogmatik kesinliği yumuşatmayı ister; gerekçeli inanca dokunmaz; ikincisi, belirli bir alanı, deneyimin ulaşamadığı kurgusal soruları, hedefler. Hume'un ılımlı şüpheciliği, böylece, her alana yayılan ama yalnızca kesinliği hedefleyen bir alçakgönüllülük ile, belirli konularda yerel bir gerekçe şüpheciliğinin birleşimi olarak okunabilir.
Teknik ayrıntı
Şüpheciliğin biçimsel tanımı. Comesaña ve Klein, şüpheciliği bir önerme alanına göreli olarak tanımlar: bir F önerme alanı hakkında şüphecilik, F'deki önermelere karşı tek gerekçeli tutumun yargıyı askıya almak olduğu iddiasıdır. Bu tanım, dikkat çekici biçimde, gerekçe dilinde kurulmuştur; yazarlar, doğrudan bilgiyi hedefleyen argümanların da, başarılı olurlarsa, dolaylı olarak gerekçeyi hedeflediğini savunduklarından, bilgi şüpheciliğini ayrı bir tür olarak değil, gerekçe şüpheciliğine götüren bir yol olarak ele alırlar. Bu dersin İtiraz 1'i, bu tercihin arkasındaki düşünceyi tartışıyor. Tanımın bir avantajı, kapsamı tek bir parametreye, F'ye bağlamasıdır: F, bütün önermeler kümesiyse küresel, daha dar bir kümeyse yerel bir şüphecilik söz konusudur. Tanımın bir sonucu da, şüpheciliği üç temel tutum arasındaki bir seçim olarak görmesidir: inanç, inançsızlık ve askıya alma. Askıya alma, burada, bir tutumun yokluğu değil, gerekçeli ya da gerekçesiz olabilen bir tutumdur; bir önermeyi hiç düşünmemiş biri yargıyı askıya almış sayılmaz.
Niceleyici ve kip ayrımları. Şüpheci sonuçlar, farklı mantıksal biçimlerde ifade edilebilir ve bu biçimler farklı güçtedir. "F'deki hiçbir önermeyi bilmiyoruz" ile "F'deki hiçbir önermeyi bilemeyiz" farklıdır: birincisi fiili bir durumu, ikincisi bir imkânsızlığı dile getirir. Fiili bir bilgi şüpheciliği, kanıtımız arttıkça ortadan kalkabilir; kipsel bir şüphecilik ise kanıt ne olursa olsun kalır. Felsefi şüpheci argümanların çoğu kipseldir: kötü cin ya da beş dakika hipotezi, hiçbir olası kanıtın sıradan hipotezi şüpheci hipotezden ayıramayacağını iddia eder. Bir başka ayrım, düzeyler arasındadır. Birinci düzey şüphecilik, F'deki önermeleri bilmediğimizi söyler; ikinci düzey şüphecilik ise, F'deki önermeleri bildiğimizi bilmediğimizi söyler. İkinci düzey şüphecilik, birinciden daha zayıftır: bir dışsalcı, birinci düzey bilgiye sahip olduğumuzu ama bunu bildiğimizi bilmediğimizi tutarlı biçimde kabul edebilir. Şüpheci argümanların bazıları, aslında yalnızca ikinci düzey bir sonucu kurar, ama birinci düzey bir sonucu kurmuş gibi sunulur; bu kayma, Şüphe Türü Ayırıcı'nın birinci adımında, sonuç tek cümleyle yazılırken yakalanabilir.
Gerekçe şüpheciliğinin iki biçimi. Ders Ç3.9'da, önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi ayrılmıştı: bir kişinin bir önermeye inanmak için yeterli nedeni olabilir, ama inancı bu nedene değil başka bir şeye dayanıyorsa, inancı gerekçesizdir. Bu ayrım, gerekçe şüpheciliğini de ikiye böler. Önerme düzeyindeki gerekçe şüpheciliği, F'deki önermelere inanmak için yeterli bir nedenin hiç bulunmadığını söyler; Kartezyen şüpheci argümanların çoğu bu türdendir. İnanç düzeyindeki gerekçe şüpheciliği ise, yeterli nedenlerin bulunabileceğini ama fiili inançlarımızın onlara dayanmadığını söyler; örneğin, sıradan insanların dış dünyaya dair inançlarının bir argümana değil, Hume'un deyişiyle doğal bir içgüdüye dayandığını, ve bu yüzden, argüman bulunsa bile, inançlarının gerekçesiz olduğunu söyleyen bir şüpheci, bu ikinci türü savunur. Birinci tür, felsefi bakımdan daha radikaldir; ikinci tür, psikolojik bakımdan daha rahatsız edicidir, çünkü hepimizin inançlarının gerçekte neye dayandığını sorgular.
Üç eksenin birleşimi. Bu dersin üç ekseni, kapsam, hedef ve güç, birbirinden bağımsızdır ve birlikte bir sınıflandırma ızgarası oluşturur. Kapsamın iki değeri, yerel ve küresel; hedefin iki değeri, bilgi ve gerekçe; gücün iki değeri, olumsuz ve askıya alan, sekiz hücre verir. Bu hücrelerin hepsi aynı ölçüde dolu değildir. Küresel ve olumsuz bir şüphecilik, İtiraz 2'nin gösterdiği gibi, kendini çürütme tehdidi altındadır ve felsefe tarihinde nadiren açıkça savunulmuştur. Küresel ve askıya alan bir gerekçe şüpheciliği, Sextus'un Pyrrhonculuğudur. Yerel ve olumsuz bir bilgi şüpheciliği, kesinliği bilginin koşulu sayan argümanlarda bulunur. Ama ızgaranın asıl değeri, bir şüpheci argümanı yanlış hücreye yerleştirmekten kaynaklanan hataları önlemesidir: yerel bir bilgi şüpheciliğine, küresel bir gerekçe şüpheciliğine karşı geliştirilmiş bir cevapla karşılık vermek, ya gereğinden fazlasını kanıtlamaya çalışır ya da hedefi ıskalar.
Güncel tartışma
Bilgi ile gerekçe arasındaki ayrımın şüphecilik tartışmasındaki yeri, günümüzde hâlâ tartışmalıdır. Bu tartışmanın en belirgin örneklerinden biri, İngiliz filozof Duncan Pritchard'ın 2016 tarihli Epistemic Angst: Radical Skepticism and the Groundlessness of Our Believing kitabıdır. Pritchard, radikal şüpheciliğin bir paradoks olarak, yani kabul edilebilir görünen öncüllerden kabul edilemez bir sonuca giden bir argüman olarak, anlaşılması gerektiğini savunur; ve bu paradoksun tek bir biçimi değil, birbirinden ayrı iki biçimi olduğunu ileri sürer. Birincisi, Ders Ç5.7'de incelenecek kapanış ilkesine dayanır: bir önermeyi biliyorsam ve onun şüpheci hipotezin yanlışlığını gerektirdiğini biliyorsam, şüpheci hipotezin yanlış olduğunu da bilmeliyim; ama bunu bilmiyorum. İkincisi, Ders Ç5.16'da incelenecek eksik belirlenim ilkesine dayanır: algısal kanıtım, iyi durumda da, yani gerçekten bir eli algıladığımda da, kötü durumda da, yani yalnızca bir el varmış gibi göründüğünde de aynıysa, bu kanıt bana bir elim olduğuna dair yeterli bir akılsal dayanak sağlamaz.
Pritchard'ın bu dersle ilgili iddiası şudur: iki paradoks da, gerekçe ya da destek kavramını değil, bilgi kavramını hedefler; ama hedefledikleri bilgi, akılsal olarak temellendirilmiş bir inancı gerektiren bir bilgidir. Pritchard, bu bakımdan, kendisi gibi Wittgenstein'ın Kesinlik Üstüne'sinden yola çıkan bazı filozoflardan ayrılır; örneğin İngiliz filozof Crispin Wright, şüpheci meydan okumayı daha çok gerekçe ya da "yetki" kavramı üzerinden ele alır; bu yaklaşım Ders Ç5.11'in konusu. Pritchard'ın önerdiği cevap da ikilidir: kapanış temelli paradoksa Wittgensteincı bir menteşe epistemolojisiyle, eksik belirlenim temelli paradoksa ise epistemolojik ayrışmacılıkla cevap verir. Bu cevapların ayrıntıları Ders Ç5.12'de menteşeler incelenirken ele alınacak.
İtalyan filozof Annalisa Coliva, kitap üzerine Notre Dame Philosophical Reviews'da 2016'da yayımlanan değerlendirmesinde, Pritchard'ın iki paradoksu birbirinden ayırma biçimine itiraz eder. Coliva'ya göre, ya eksik belirlenim temelli ayrı bir radikal paradoks yoktur, ya da varsa, Pritchard'ın önerdiği ayrışmacı cevap onunla baş edemez; iki paradoks, ilk bakışta düşünüldüğünden daha iç içe olabilir. Bu tartışmanın bu ders açısından önemi şudur: şüpheci argümanların hedefini belirlemek, yalnızca sınıflandırma meselesi değildir; hangi cevabın uygun olduğunu da belirler. Bir argümanın bilgiyi mi gerekçeyi mi hedeflediği, ve iki argümanın aynı kaynaktan mı farklı kaynaklardan mı beslendiği, Modül Ç5'in geri kalanında sürekli yeniden sorulacak.
Antik Pyrrhonculuk da, günümüzde, bilgi ile gerekçe arasındaki ayrım üzerinden yeniden okunuyor. Amerikalı filozof Robert Fogelin, 1994 tarihli Pyrrhonian Reflections on Knowledge and Justification kitabında, çağdaş bilgi ve gerekçe kuramlarını Pyrrhoncu bir bakış açısıyla değerlendirdi ve kendi tutumunu yeni-Pyrrhonculuk olarak adlandırdı. Fogelin'in okumasında, antik Pyrrhonculuğun asıl hedefi, modern Kartezyen şüphecilikten farklı olarak, Agrippa'nın kipleri aracılığıyla gerekçenin yapısıdır; bu fark, Ders Ç5.2'de Sextus'un yöntemi incelenirken somutlaşacak.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir lise felsefe öğretmeni olan Serap Hanım, derste öğrencilerine bir soru yöneltiyor: "Sosyal medyada gördüğünüz haberlerin doğru olduğunu bilebilir misiniz?" Öğrencilerden Emre, "Hayır, hiçbir haberin doğru olduğunu bilemeyiz, çünkü her haber yapay zekâyla üretilmiş olabilir" diye cevap veriyor. Serap Hanım, Şüphe Türü Ayırıcı'yı tahtaya yazıyor ve Emre'nin cevabını birlikte çözümlüyorlar. Kişiler ve olay kurgudur.
Adım 1, sonucu yaz. "Sosyal medyadaki hiçbir haberin doğru olduğunu bilemeyiz."
Adım 2, hedef. Emre "bilemeyiz" diyor; ilk bakışta bilgiyi hedefliyor. Ama Serap Hanım soruyor: "Bir haberin doğru olduğuna inanmak için de mi nedenimiz yok?" Emre bir an düşünüyor ve "Yok, çünkü sahte bir haber de aynı biçimde görünebilir" diyor. Bu cevap, kanıtın iki hipotezi eşit ölçüde desteklediği iddiasıdır, ve gerekçeyi hedefler.
Adım 3, kapsam. Emre'nin sonucu, sosyal medyadaki haberleri kapsıyor; ilk bakışta yereldir.
Adım 4, felsefi mi gündelik mi. Sınıftan biri itiraz ediyor: "Ama ben dün belediyenin su kesintisi duyurusunu sosyal medyada gördüm ve gerçekten su kesildi." Emre'nin şüphesi, normalde bildiğimizi düşündüğümüz önermeleri de kapsıyor; öyleyse felsefi bir şüpheciliğe yaklaşıyor.
Adım 5, yayılma. Serap Hanım asıl soruyu soruyor: "Yapay zekâ bir haberi üretebiliyorsa, bir fotoğrafı, bir videoyu, bir gazete sayfasını da üretebilir. Senin argümanın sosyal medyada mı duruyor?" Emre'nin argümanının öncülü, yani bir içeriğin sahte olarak üretilmiş olabileceği, bütün aracılı haberlere uygulanabilir: televizyona, gazeteye, hatta bir arkadaşın anlattıklarına. Argüman, sosyal medyada durmuyor; bütün tanıklığa yayılma eğiliminde.
Adım 6, güç. Emre "bilemeyiz" diyerek bir imkânsızlık iddiası öne sürüyor; bu olumsuz bir şüpheciliktir. Ama Serap Hanım, Emre'nin aslında daha ölçülü bir şey söylemek istediğini fark ediyor: haberlere, kaynağı kontrol edilmeden, hemen inanmamak gerektiğini.
Adım 7, etiket. "Felsefi, gerekçeyi hedefleyen, olumsuz; sosyal medyayla sınırlı görünüyor ama bütün tanıklığa yayılma riski var."
Değerlendirme. Serap Hanım, Emre'ye iki seçenek sunuyor. Birincisi, argümanını yayılmaya izin vererek sürdürmek: o zaman bütün tanıklığa dair küresel bir gerekçe şüpheciliği savunmak zorunda kalır; ve bu, gündelik hayatta kimsenin savunmadığı bir tutumdur. İkincisi, argümanını yerel ve ölçülü hâle getirmek: "Kaynağı belirsiz bir habere, bağımsız bir doğrulama olmadan, güçlü bir inançla bağlanmamalıyız." Bu ikinci sonuç, gündelik ve gerekçeli bir şüpheciliktir; ve Emre'nin asıl kaygısını, yani üretilmiş içeriğin tanınmasının zorlaştığını, karşılar. Emre ikinci seçeneği kabul ediyor. Çözümlü örnek, aracın en çok işe yaradığı yerin beşinci adım olduğunu gösteriyor: bir şüphecinin argümanı, kendisinin istediğinden daha geniş bir alanı kapsıyorsa, onu ya genişletmesi ya da daraltması gerekir; ve ikisi de onun ne savunduğunu açığa çıkarır.
Pratik: Alıştırmalar
- Comesaña ve Klein'ın Humecu, Kartezyen ve Pyrrhoncu şüphecilik merdivenini kendi sözlerinle açıkla. Her basamak için, o basamaktaki şüphecinin bildiğimizi kabul edeceği bir önermeyi ve reddedeceği bir önermeyi örnek ver.
- Bilgi şüpheciliği ile gerekçe şüpheciliği arasındaki farkı, Gülsüm'ün fabrikasından farklı, kendi seçeceğin bir meslek alanından bir örnekle göster. Örneğinde, bilgi şüpheciliğini kabul edip gerekçe şüpheciliğini reddeden bir kişinin ne yapacağını belirt.
- Bir önceki dersteki Clifford ilkesine, "yetersiz kanıta dayanarak bir şeye inanmak her zaman, her yerde ve herkes için yanlıştır", Şüphe Türü Ayırıcı'yı uygula. Clifford bir şüpheci midir? Ona yerel, gerekçeyi hedefleyen bir şüpheci demek doğru olur mu?
Cevapları göster
- Humecu şüpheci, doğrudan deneyimle ve tümdengelimle bildiklerimizi kabul eder, ama tümdengelimsel olmayan bir çıkarıma dayanan önermeleri bilemeyeceğimizi söyler. Örneğin, şu an pencereden yağmur yağdığını gördüğümü kabul eder, ama yarın yağmur yağacağını bildiğimi reddeder. Kartezyen şüpheci, kendi zihinsel durumlarımızı bildiğimizi kabul eder, ama dış dünyaya dair önermeleri reddeder: bana kırmızı bir şey görüyormuşum gibi geldiğini bildiğimi kabul eder, ama önümde kırmızı bir elma olduğunu bildiğimi reddeder. Pyrrhoncu şüpheci ise ikisini de reddeder: ne önümde bir elma olduğunu ne de bana bir elma görüyormuşum gibi geldiğini bildiğimi kabul eder; daha doğrusu, her iki önerme hakkında da yargıyı askıya alır.
- Örneğin, bir hekim, bir hastanın ateşinin bir enfeksiyondan kaynaklandığını kesin olarak bilmediğini kabul edebilir, çünkü kültür sonucu henüz gelmemiştir. Ama klinik bulgular ve hastanın öyküsü, enfeksiyon olduğuna inanmak için güçlü bir neden verir. Bilgi şüpheciliğini kabul edip gerekçe şüpheciliğini reddeden bir hekim, kesin tanı beklemeden ampirik bir tedaviye başlar; ama kültür sonucu gelince tedaviyi gözden geçirmeye hazır olur. Gerekçe şüpheciliğini kabul eden bir hekim ise, inanmak için bile yeterli neden olmadığını söyleyeceğinden, tedaviyi ertelerdi.
- Clifford'un ilkesi, kanıtın yetersiz olduğu durumlarda inancı askıya almayı ister; bu, gerekçeyi hedefleyen bir ilkedir. Ama ilke, kanıtın yeterli olduğu durumlarda inanmayı yasaklamaz; Clifford, birçok inancımızın yeterli kanıta dayandığını düşünür. Öyleyse Clifford, kendi başına, bir şüpheci değil, bir kanıtçıdır: Ders Ç3.12'deki kanıtçılığın ahlaki bir biçimini savunur. Ama ilke, kanıtın yetersiz olduğu alanlarda, örneğin James'in ele aldığı dinsel inançlarda, yerel bir gerekçe şüpheciliği üretir. Clifford'a yerel, gerekçeyi hedefleyen bir şüpheci demek, bu alanlar için doğrudur; ama bu şüphecilik bir öğreti değil, kanıtçı bir ilkenin belirli alanlardaki sonucudur. Ayrıca, Clifford'un ilkesi olumsuz değil askıya alandır: bu alanlarda bilginin imkânsız olduğunu değil, mevcut kanıtla inanmanın yanlış olduğunu söyler.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: biri, "ekonomistlerin enflasyon tahminlerine güvenemeyiz" diyor. Zayıf çalışma: "Bu doğru, çünkü ekonomistler sık sık yanılıyor." Güçlü çalışma: "Sonuç: ekonomistlerin enflasyon tahminlerine inanmak için yeterli nedenimiz yok. Hedef: gerekçe, çünkü 'güvenemeyiz' inanmanın nedenini reddediyor. Kapsam: yerel, yalnızca enflasyon tahminleri. Felsefi mi gündelik mi: gündelik, çünkü tahminlerin belirsiz olduğunu ekonomistlerin kendisi de kabul eder. Yayılma: öncül, yani tahminlerin sık sık yanılması, bütün geleceğe dönük tahminlere uygulanabilir; ama hava tahmininin kısa vadede güvenilir olduğunu gösteren kayıtlar var, öyleyse öncül her alana aynı ölçüde uygulanmıyor. Güç: 'güvenemeyiz' bir iddia; ama daha ölçülü bir biçimi savunulabilir: 'tek bir tahmine değil, tahminlerin aralığına bakmalıyız.' Sonuç: şüphe yerel ve gündelik olarak savunulmalı; ve bir alanın kayıtlarına dayandığı için, her tahmin alanında ayrıca sınanmalı."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Hedef | Şüphenin bilgiyi mi gerekçeyi mi hedeflediği, iddianın fiilinden yola çıkılarak belirlenmiş |
| Kapsam | Şüphenin kapsadığı önerme alanı açıkça yazılmış, ve felsefi mi gündelik mi olduğu belirlenmiş |
| Yayılma | Öncülün kendi alanının dışına uygulanıp uygulanmadığı somut bir karşı alanla sınanmış |
| Güç | Sonucun bir iddia mı yoksa bir askıya alma önerisi mi olduğu ayrılmış ve ölçülü bir biçimi önerilmiş |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç3.1) Ders Ç3.1'de Agrippa üçlemi hangi üç seçeneği sunuyordu? Bu dersin terimleriyle, Agrippa'nın şüpheciliği yerel mi küreseldir, bilgiyi mi gerekçeyi mi hedefler?
- (Ders Ç4.11) Williamson'ın inanç için bilgi kuralı ve gerekçeyi bilgiyle özdeşleştiren görüşü neydi? Bu görüş, bu dersteki bilgi ile gerekçe şüpheciliği ayrımını nasıl etkiler?
- (Ders Ç2.17) Hume'un tümevarım sorunu neydi? Comesaña ve Klein'ın merdiveninde bu sorun hangi basamağa karşılık gelir?
Cevapları göster
- Agrippa üçlemi, bir inancın gerekçesinin ya sonsuz bir gerilemeye, ya bir döngüye, ya da gerekçesiz bir varsayıma dayandığını, ve üçünün de gerekçeyi sağlamadığını söyler. Bu dersin terimleriyle, Agrippa'nın şüpheciliği gerekçeyi hedefler, çünkü inançların gerekçelendirilmesinin yapısını sorgular; ve küreseldir, çünkü argümanın öncülleri, hangi alanda olursa olsun, gerekçelendirilmesi gereken her inanca uygulanır. Sextus'un aktarımında, bu argüman bir sonuç olarak değil, yargıyı askıya almaya götüren bir araç olarak kullanılır; öyleyse askıya alan bir kullanımdır.
- Williamson'a göre, bir kişinin kanıtı, bildiği önermelerin tamamıdır, ve bir inanç ancak bilgiyse tam olarak gerekçelidir. Bu görüş kabul edilirse, bilgi ile gerekçe arasındaki fark silinir: bilgiyi düşüren her şüpheci argüman, gerekçeyi de düşürür. Bu, bu dersin Argüman bölümündeki ikinci öncülü geçersiz kılar, ve bilgi şüpheciliğini, bilgi-önce kuramcı için, gerekçe şüpheciliği kadar ağır bir tehdit yapar.
- Hume'un tümevarım sorunu, gözlenmiş durumlardan gözlenmemiş durumlara yapılan çıkarımın, döngüye düşmeden gerekçelendirilemeyeceğini söyler: bu çıkarımı gerekçelendirmek için, doğanın düzenli olduğunu varsaymak gerekir, ama bu varsayımın kendisi de tümevarımla elde edilir. Comesaña ve Klein'ın merdiveninde, bu sorun "Humecu" basamağa karşılık gelir: doğrudan deneyimle ve tümdengelimle bildiklerimiz kabul edilir, ama tümdengelimsel olmayan çıkarımlara dayanan önermeler reddedilir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Gündelik ve felsefi şüphecilik arasındaki fark nedir? | Gündelik şüphecilik zaten bilmediğimizi kabul edeceğimiz önermeleri, felsefi şüphecilik normalde bildiğimizi düşündüğümüz önermeleri hedefler. |
| Yerel ve küresel şüphecilik nedir? | Yerel şüphecilik belirli bir önerme alanında, küresel şüphecilik bütün önermelerde bilgiyi ya da gerekçeyi reddeder. |
| Comesaña ve Klein'ın merdiveni nedir? | Humecu (tümdengelimsel olmayan çıkarımlar), Kartezyen (dış dünya), Pyrrhoncu (her şey) şüphecilik; giderek genişleyen kapsam. |
| Bilgi ve gerekçe şüpheciliği arasındaki fark nedir? | Bilgi şüpheciliği bilmediğimizi söyler; gerekçe şüpheciliği inanmak için de yeterli nedenimiz olmadığını, askıya almanın tek gerekçeli tutum olduğunu söyler. |
| Olumsuz ve askıya alan şüphecilik nedir? | Olumsuz şüphecilik bilginin imkânsız olduğunu öne sürer; askıya alan şüphecilik bu sonucu da askıya alır. |
| Sextus'un üç felsefe türü nedir? | Hakikati bulduğunu düşünen dogmatikler, kavranamaz olduğunu öne süren Akademikler, araştırmaya devam eden şüpheciler. |
| Hume'un öncel ve sonral şüphecilik ayrımı nedir? | Öncel şüphecilik araştırmadan önce benimsenen bir yöntemdir (Descartes); sonral şüphecilik araştırmanın sonucunda varılan bir şüphedir. |
| Bağlılık Yineleme İlkesi nedir? | Bir önermeye bağlanan herkesin, ona inanmanın gerekçeli olduğuna da (belki örtük olarak) bağlandığı ilke; kabul edilirse Pyrrhoncu şüphecilik kendini çürütür. |
Okuma listesi
- Sextus Empiricus, Pyrrhonculuğun Ana Hatları, I. kitap, 1–30. bölümler. Felsefenin üç türü ve şüpheci yöntemin tanımı.
- David Hume, An Enquiry concerning Human Understanding (1748), XII. bölüm. Öncel ve sonral şüphecilik, aşırı ve ılımlı şüphecilik.
- Barry Stroud, The Significance of Philosophical Scepticism (1984). Şüpheciliğin felsefi önemi.
- Robert Fogelin, Pyrrhonian Reflections on Knowledge and Justification (1994). Bilgi ve gerekçe kuramlarına yeni-Pyrrhoncu bir bakış.
- Duncan Pritchard, Epistemic Angst: Radical Skepticism and the Groundlessness of Our Believing (2016). Radikal şüpheciliğin iki kaynağı.
- Juan Comesaña ve Peter Klein, "Skepticism", Stanford Encyclopedia of Philosophy. Şüpheciliğin türleri ve temel argümanları.
Sonraki derse köprü
Bu ders, şüpheciliği üç eksende ayırdı: kapsam, hedef ve güç. Sextus'un sınıflandırmasında, gerçek şüpheci, bilginin imkânsız olduğunu öne sürmeden araştırmaya devam eden kişiydi; ve bu kişinin vardığı yer, bir sonuç değil, bir tutumdu: yargıyı askıya almak. Ders Ç5.2, bu tutumu Pyrrhon'dan Sextus'a uzanan antik gelenekte inceliyor. Sextus'a göre şüpheci, her iddiaya eşit güçte bir karşı iddia bularak yargıyı askıya alır; ve bu askıya almanın ardından, beklenmedik biçimde, bir dinginlik gelir. Ders, iki karşıt iddianın gerçekten eşit güçte olup olmadığını sınamak için Eşdeğerlik Terazisi adlı bir araç sunuyor; ve askıya almanın gerçekten yaşanabilir bir tutum olup olmadığını soruyor.
Günlük sorusu: Bu hafta "bunu bilemeyiz" dediğin ya da duyduğun bir an oldu mu? O şüphe, söylendiği alanda mı kaldı, yoksa daha geniş bir alana mı yayılıyordu?