İçeriğe geç

Ders Ç4.9 · Çekirdek · Modül Ç4: Gerekçe kuramları

Sorumlulukçu erdem epistemolojisi: Zagzebski ve Code

Araç: Erdem Envanteri · 5K: Karşı-görüş · 6.558 kelime · tamamı yaklaşık 30 dakika okuma

Giriş

Eskişehir'de yerel bir gazetenin haber masasında iki muhabir, Hakan ile Selma, aynı gün iki ayrı haber hazırlıyor. Hakan, şehrin bütün belediye ihalelerini, isimlerini, tarihlerini ezbere bilen, olağanüstü bir belleğe sahip biri; bir okurun gönderdiği ihbarı okur okumaz, ihbardaki şirketin geçen yılki bir ihaleyi de kazandığını hatırlıyor ve haberi yazıyor. Belgeye bakmıyor, ihbarcıyı aramıyor, şirketten açıklama istemiyor; "ben bunu biliyorum" diyor. Hatırladığı doğru çıkıyor. Selma ise, kendisine ulaşan bir belgenin peşinde üç gün geçiriyor: belgeyi iki ayrı kaynaktan doğrulatıyor, ilgili kişilere ulaşıp yanıt hakkı tanıyor, kendi önyargısının haberi şekillendirip şekillendirmediğini meslektaşlarına soruyor. Belge, sonradan ortaya çıkıyor ki, son derece ustaca hazırlanmış bir sahte belge; Selma'nın bütün özenine rağmen, haberi yanlış çıkıyor. (Gazete, kişiler ve olaylar kurgudur.)

Hangisi daha iyi bir bilen? Ders Ç4.8'deki Sosa'nın ölçütleriyle, Hakan'ın inancı isabetli, ustaca ve büyük olasılıkla yerindedir: doğruluğu, güvenilir bir belleğin ürünüdür. Selma'nın inancı ise isabetsizdir. Ama gazetenin yayın yönetmeni, Hakan'ı uyarıyor, Selma'yı ise, yanılmış olmasına rağmen, takdir ediyor. Yayın yönetmeninin değerlendirmesi, Sosa'nın ölçütlerinin yakalamadığı bir şeyi yakalıyor gibi görünüyor: bir kişinin bilgiye nasıl yaklaştığını, ne kadar özenli, dürüst, açık fikirli ve düşünsel olarak cesur olduğunu. Bunlar, bir yeti değil, bir karakterin özellikleridir.

Ders Ç4.8'in sonunda bu ayrıma işaret etmiştik. Bu ders, düşünsel erdemleri yetiler olarak değil karakter özellikleri olarak gören, epistemolojide sorumlulukçu erdem epistemolojisi (virtue responsibilism) adıyla bilinen yaklaşımı inceliyor. Yaklaşımın iki kurucu figürünü ele alıyor: 1984'te "sorumlulukçu" bir epistemoloji çağrısında bulunan ve 1987'de Epistemic Responsibility (Epistemik Sorumluluk) kitabını yayımlayan Kanadalı filozof Lorraine Code; ve 1996'da Virtues of the Mind (Zihnin Erdemleri) kitabında, ahlaktaki erdem kuramını model alarak bir bilgi tanımı öneren Amerikalı filozof Linda Zagzebski. İki filozof, aynı çıkış noktasından farklı yönlere gider: Code, epistemolojinin sorularını genişletmek ister; Zagzebski, epistemolojinin geleneksel sorusuna, yani bilginin ne olduğuna, erdem kavramıyla yeni bir cevap vermek.

Bu dersin kazanımları:

  • Sorumlulukçu ve güvenilirci erdem epistemolojisi ayrımını, karakter erdemlerini, Zagzebski'nin erdem ve bilgi tanımlarını ve Code'un epistemik sorumluluk kavramını açıklarsın. (anla)
  • Bir kişinin bir araştırma sürecine Erdem Envanteri'ni uygulayarak hangi düşünsel erdemleri ve kusurları gösterdiğini, her erdemin aşırılık ve eksiklik uçlarını ve kişinin güdüsünü belirlersin. (uygula)
  • Sorumlulukçu yaklaşımın, basit algı bilgisine, durumculuk eleştirisine ve bilgi tanımının dairesel olduğu itirazına karşı ne ölçüde savunulabileceğini karşı-görüşleri tartarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Bu bölüm önce yaklaşımın adını ve onu güvenilircilikten ayıran temel ayrımı, sonra Zagzebski'nin iki tanımını, en son da Code'un merkezi kavramını tanımlıyor.

Erdem epistemolojisi, genellikle iki kola ayrılır; bu ayrım, Amerikalı filozof Guy Axtell'in 1997 tarihli bir makalesiyle standartlaştı. Güvenilirci kolda, Ders Ç4.8'de gördüğümüz Sosa'nın yanı sıra Goldman ve Greco gibi filozoflar, düşünsel erdemleri, algı, sezgi ve bellek gibi yetiler olarak anlar; bunlara "yeti erdemleri" denebilir. Sorumlulukçu kolda ise, Code, Zagzebski ve Amerikalı filozof James Montmarquet gibi filozoflar, düşünsel erdemleri, kişinin çaba göstererek geliştirdiği karakter özellikleri olarak anlar; bunlara "karakter erdemleri" denebilir. "Sorumlulukçu" adı, Code'un 1984'te Philosophy and Phenomenological Research'te yayımlanan "Toward a 'Responsibilist' Epistemology" (Sorumlulukçu Bir Epistemolojiye Doğru) makalesinden gelir; Code, bu makaleyi 1987 kitabının üçüncü bölümü olarak yeniden yayımladı. İki kol arasındaki fark, yalnızca bir sözcük farkı değildir: güvenilirci için erdemin değeri, doğru inanç üretmesindedir; sorumlulukçu için ise, erdemin değeri, kısmen, kişinin bilgiye karşı tutumunda, yani onu neden ve nasıl aradığındadır.

İki tür erdemin farkını, gündelik bir örnekle görebiliriz. İyi bir görme yetisi, bir yeti erdemidir: kişi onu kazanmak için bir şey yapmamıştır, ve onu kullanırken belirli bir güdüye sahip olması gerekmez. Açık fikirlilik ise bir karakter erdemidir: kişi onu, karşıt görüşleri dinlemeye kendini alıştırarak kazanır; ve açık fikirli olmak, yalnızca karşıt görüşleri dinlemek değil, onları doğruyu bulmak amacıyla dinlemektir. Bir tartışmacı, karşı tarafın görüşlerini, yalnızca onları çürütmek için dinliyorsa, açık fikirli davranıyor gibi görünür, ama açık fikirli değildir. Bu fark, karakter erdemlerini, ahlaktaki erdemlere çok yaklaştırır: cömertlik, yalnızca başkalarına bir şey vermek değil, onlara iyi niyetle vermektir; açık fikirlilik de, yalnızca dinlemek değil, doğruya ilgi duyarak dinlemektir.

Zagzebski'nin tanımı, iki bileşenlidir, ve iki bileşen de vazgeçilmezdir. Güdü bileşeni, düşünsel erdemleri, temelde, bilgiye ya da gerçeklikle bilişsel temasa yönelik bir güdüden türer: açık fikirli kişi, doğruyu öğrenmek istediği için karşıt görüşleri dinler; özenli kişi, yanılmak istemediği için kanıtını dikkatle tartar. Başarı bileşeni ise, bu güdünün, amacına güvenilir biçimde ulaşmasını gerektirir: doğruyu öğrenmek isteyen, ama bunu yapmanın hiçbir güvenilir yolunu bilmeyen biri, iyi niyetlidir ama erdemli değildir. Bu iki bileşenli yapı, Zagzebski'nin yaklaşımını hem Sosa'nınkinden hem de salt bir niyet etiğinden ayırır. Sosa'nın yetkinliği yalnızca başarı bileşenini taşır; salt bir niyet etiği ise yalnızca güdü bileşenini. Zagzebski, ikisini birleştirerek, erdemi, hem iyi niyetin hem de iyi sonucun bir birliği olarak tanımlar. Tanımdaki "edinilmiş" sözcüğü de önemlidir: bir yeti erdemi, örneğin iyi görme, doğuştan olabilir; ama Zagzebski'nin düşünsel erdemleri, ahlaki erdemler gibi, alışkanlık ve eğitimle kazanılır.

Zagzebski'nin bilgi tanımı, erdem eyleminin koşullarını birden taşır; Zagzebski'nin dört bileşenini kabaca üçe indirerek söylersek: Bir eylem, ancak erdemli bir güdüden doğuyorsa, erdemli bir kişinin yapacağını yapıyorsa, ve bu sayede doğruya ulaşıyorsa, düşünsel erdem eylemidir. Üçüncü koşul, Ders Ç1.11'de gördüğümüz Gettier sorununa Zagzebski'nin cevabıdır. Zagzebski, 1994'te, gerekçe ile doğruluk arasında mantıksal bir boşluk bırakan her tanımın Gettier vakalarına açık olduğunu savunmuştu; 1996 tanımı, bu boşluğu kapatmak için, doğruluğu erdem eyleminin tanımına sokar: bir eylem, doğruya, erdem sayesinde ulaşmıyorsa, düşünsel erdem eylemi değildir. Gettier vakalarında, kişi erdemli bir güdüyle, erdemli bir kişinin yapacağını yapar, ama doğruya erdemi sayesinde değil, tesadüfen ulaşır; bu yüzden bilgiye sahip değildir.

Code'un epistemik sorumluluğu, bir kurala uymak değil, bir yönelimdir. Code, aşağıda Birincil metin bölümünde göreceğimiz bir pasajda, düşünsel erdemi dünyaya karşı bir açıklık, deneyimlenen dünyaya karşı bir alçakgönüllülük, ve kişinin kendi bilişsel yapılandırmalarını dünyaya aşırı biçimde dayatma isteğini frenlemek olarak tanımlar; epistemik sorumluluk, ona göre bu erdemlerin en merkezisidir. Code'un özgün katkılarından biri, bu erdemin bir ortada bulunduğunu vurgulamasıdır. İlk bakışta, epistemik sorumluluk, bir görüşü savunmak ve ona ne olursa olsun bağlı kalmak gibi görünebilir. Code'a göre bu yanlıştır: sorumluluk, bir uçta dogmatik bir sebat, öbür uçta her yeni görüşe kapılan bir kararsızlık arasında, Aristotelesçi bir ortadadır. Code, bu yönelimin, kişinin kendi düşüncesine dışarıdan bakabilmesini, yani bir tür düşünümselliği de içerdiğini savunur.

Argüman

Zagzebski'nin bilgi tanımını destekleyen argüman, Ders Ç1.14'te gördüğümüz bilginin değeri sorunundan başlar. Argüman, Zagzebski'nin 1996 ve 2003 metinlerinden şöyle kurulabilir:

  1. Bilgi, salt doğru inançtan daha değerlidir.
  2. Bir inancın değerine, onu üreten şeyin değeri ancak, o şey kendi başına değerliyse ve bu değer inanca aktarılabiliyorsa katkıda bulunur; yalnızca güvenilir olan bir süreç, ürününe ayrı bir değer katmaz.
  3. Bilgiyi salt doğru inançtan daha değerli kılabilecek kaynak, bilenin övgüye değer güdüsü ve bu güdüden doğan eylemdir; çünkü eylemler, güdülerinden değer alır.
  4. Öyleyse bilgi, bilenin övgüye değer bir güdüsünü içeren eylemlerden, yani düşünsel erdem eylemlerinden doğmalıdır.
  5. Bir düşünsel erdem eylemi, erdemli bir güdüden doğan, erdemli bir kişinin yapacağını yapan, ve bu sayede doğruya ulaşan bir eylemdir.

Sonuç: Bilgi, düşünsel erdem eylemlerinden doğan, gerçeklikle bilişsel bir temas durumudur.

Birinci öncül, Ders Ç1.14'ün başlangıç noktasıdır: Platon'un Menon'undan bu yana, bilginin doğru kanaatten daha değerli olduğu sezgisi, epistemolojinin temel sezgilerinden biridir. İkinci öncül, Ders Ç1.14'te gördüğümüz Zagzebski'nin espresso argümanının özüdür: güvenilir bir makineden çıkan bir fincan espresso, aynı tadı taşıyan ama güvenilmez bir makineden çıkan bir fincandan daha değerli değildir; makinenin güvenilirliği, fincanın değerine bir şey katmaz. Süreç güvenilirciliği, bilgiyi güvenilir bir sürecin ürünü olarak tanımladığı için, bu sorunla karşılaşır. Üçüncü öncül, Zagzebski'nin ahlaktan aldığı modeldir: ahlakta, bir eylemin değeri, kısmen, onu yapan kişinin güdüsünden gelir; iyi niyetle yapılan bir yardım, çıkar için yapılan aynı yardımdan daha değerlidir. Zagzebski'ye göre, aynı ilişki, inançlar için de geçerlidir: doğruyu bulmak için gösterilen özenden doğan bir inanç, aynı içerikli ama özensizce oluşmuş bir inançtan daha değerlidir. Dördüncü ve beşinci öncüller, bu düşünceyi bir bilgi tanımına dönüştürür.

Argümanın gücü, iki sorunu birlikte çözmeye çalışmasıdır. Değer sorunu, bilginin değerinin güdüden gelmesiyle çözülür; Gettier sorunu ise, Kavramlar bölümünde gördüğümüz gibi, doğruluğun erdem sayesinde ulaşılmasının erdem eyleminin tanımına sokulmasıyla. Zagzebski'nin tanımı, böylece, Ders Ç4.8'deki Sosa'nın yerindelik kavramına benzer bir yapı taşır: Sosa'da bilgi, yetkinlik sayesinde doğruya ulaşmaktır; Zagzebski'de, erdem sayesinde. Fark, erdemin ne olduğundadır: Zagzebski'nin erdemi, Sosa'nın yetkinliğinin taşımadığı bir güdü bileşeni içerir.

En tartışmalı öncül: Üçüncü öncül, yani bilgiyi değerli kılan kaynağın bilenin güdüsü olduğu. Bu öncüle iki ayrı yerden itiraz gelir. Bir yönden, güdü bileşeni, bilginin çok yaygın bir türünü, yani basit algı bilgisini, açıklamakta zorlanır: bir çocuk, önünden geçen bir kediyi görüp orada bir kedi olduğunu bilir, ama bunun için belirli bir düşünsel güdü sergilemez. İtiraz 1 bu sorunu ele alıyor. Öbür yönden, değer sorununa güdüye başvurmadan cevap veren seçenekler vardır: Ders Ç4.8'deki Sosa'nın başarı ve kredi kavramları, bilginin değerini, güdüden değil, başarının kişiye atfedilebilmesinden türetir. Bu seçenek doğruysa, üçüncü öncüldeki "ancak" yanlıştır: güdü, bilgiyi değerli kılabilecek kaynaklardan yalnızca biridir. Code'un yaklaşımı ise bu argümana hiç dayanmaz: Code, epistemik sorumluluğu, bilginin bir tanımına değil, bilen kişinin değerlendirilmesine yerleştirir.

İtirazlar ve cevaplar

Aşağıdaki itirazlar, sorumlulukçu yaklaşımın dört ayrı noktasını hedef alır: güdü koşulunun bilgi için zorunluluğunu, karakter erdemlerinin gerçekten var olup olmadığını, Zagzebski'nin bilgi tanımının bilgilendirici olup olmadığını, ve erdemlerin bilgiyi tanımlamak için kullanılmasının doğru bir proje olup olmadığını.

İtiraz 1: Basit bilgi erdem gerektirmez

Gündelik bilgimizin büyük kısmı, hiçbir düşünsel çaba gerektirmez. Bir kişi, sabah penceresinden bakıp yağmur yağdığını görür ve bunu bilir; bir çocuk, annesinin sesini duyup annesinin geldiğini bilir; biri, masanın üzerinde bir kalem görür ve orada bir kalem olduğunu bilir. Bu durumların hiçbirinde, kişi açık fikirlilik, düşünsel cesaret ya da özen sergilemez; erdemli bir güdüden doğan bir eylemde bulunmaz. Öyleyse, Zagzebski'nin tanımı doğruysa, bu kişiler bilmez; ama açıkça bilirler. Amerikalı filozof Jason Baehr, 2006'da yayımladığı yazılarda, bu tür vakaları, bilgiyi karakter erdemleriyle tanımlama girişimlerine karşı kullandı; ama aynı zamanda, karakter erdemlerinin bazı bilgi türlerini, özellikle uzun ve zahmetli araştırmalarla elde edilen bilgiyi, açıklamak için gerekli olduğunu da savundu.

Cevap: Zagzebski'nin elindeki cevap, erdem eyleminin koşullarının, basit vakalarda en düşük düzeyde karşılandığını söylemektir. Erdemli bir kişi, penceresinden bakıp yağmuru gördüğünde, yağmur yağdığına inanır; bu durumda, erdemli bir kişinin yapacağı şey, gördüğüne inanmaktır, ve kişi tam olarak bunu yapar. Güdü bileşeni de, açık bir düşünme süreci gerektirmez: kişinin doğruya genel bir yönelimi, yani gözünü kapatıp yağmur yağmadığına inanmayı seçmemesi, yeterli olabilir. Bu cevap, tanımı korur, ama bir bedelle: erdem eyleminin koşulları ne kadar gevşetilirse, tanım, güvenilirci bir tanıma o kadar yaklaşır. Basit algı vakalarında, "erdemli güdü" ile "normal işleyen bir yeti" arasındaki fark neredeyse kaybolur. Bu, iki kolun aslında farklı bilgi türlerine odaklandığını düşündürür: güvenilirci kol, basit, otomatik bilgiyi daha iyi açıklar; sorumlulukçu kol, zahmetli, araştırmaya dayanan bilgiyi. Baehr'in önerisi de budur: iki tür erdem, bilginin farklı bölgelerinde iş görür.

İtiraz 2: Durumculuk, karakter erdemleri nadirdir

Sosyal psikoloji araştırmaları, insanların davranışlarının, karakter özelliklerinden çok, görünüşte önemsiz durumsal etkenlerden etkilendiğini öne sürer. Bu bulgular, ilk olarak ahlak felsefesinde, ahlaki erdemlerin gerçekten var olup olmadığı sorusunu doğurdu; ve Amerikalı filozof Mark Alfano, 2012'de The Philosophical Quarterly'de yayımlanan bir makalesinde, aynı sorunu düşünsel erdemlere taşıdı. Alfano, sorunu tutarsız bir üçlü olarak kurdu: insanların çoğunun epistemik olarak alakasız durumsal etkenlere çok duyarlı olduğu, bu yüzden düşünsel eğilimlerinin erdem olmadığı tezi; insanların çoğunun epeyce bilgiye sahip olduğu tezi; ve bilginin erdemden doğan inanç olduğu tezi. Üçü birden doğru olamaz. Bilişsel önyargılar üzerine yapılan araştırmalar, örneğin insanların bir sayıya ya da bir sunuluş biçimine, kararla ilgisi olmadığı halde nasıl etkilendiğini gösteren çalışmalar, birinci tezi destekler gibi görünür. Öyleyse, sorumlulukçu erdem epistemolojisi ya şüpheciliğe götürür, ya da terk edilmelidir.

Cevap: Sorumlulukçular ve onların savunucuları, bu itiraza birkaç farklı yoldan cevap verdi. Birinci yol, bulguların yorumunu sorgulamaktır: deneysel çalışmalar, belirli durumlarda belirli davranışları ölçer; ve bir insanın birkaç deneysel durumda erdemli davranmaması, onun erdemden tamamen yoksun olduğunu göstermez. İkinci yol, odağı erdemden kusura kaydırmaktır: insanlar tam erdeme nadiren ulaşsa bile, düşünsel kusurları, örneğin dar görüşlülüğü ya da aceleciliği, tanımak ve azaltmak mümkündür. Üçüncü yol, bilişin bir kısmını çevreye yüklemektir: bir bilim insanı, önyargılarına karşı kendi karakterine değil, hakem süreçlerine, deney tasarımına, istatistiksel yöntemlere güvenir; ve bu dışsal yapılar, bireysel karakterin eksiklerini telafi eder. Dördüncü yol ise, bilgi için erdemin güvenilir olması gerektiği varsayımını gevşetmek, yani güvenilir olmasa da övgüye değer bir güdünün bazı epistemik değerlendirmeler için yeterli olduğunu savunmaktır. Hangi cevap seçilirse seçilsin, itiraz, sorumlulukçu yaklaşıma, erdemleri bir ideal olarak değil, gerçek insanların ulaşabileceği özellikler olarak tanımlama yükümlülüğü getirir. Code'un epistemik sorumluluğu bir yönelim olarak tanımlaması, bu yükümlülüğü karşılamanın bir yolu olabilir: bir yönelim, tam olarak gerçekleşmeden de sahip olunabilen bir şeydir.

İtiraz 3: Tanım, işi doğruluk koşuluna yaptırıyor

Zagzebski'nin bilgi tanımı, Gettier sorununu, erdem eyleminin tanımına "doğruya erdem sayesinde ulaşmak" koşulunu ekleyerek çözer. Ama eleştirmenler, bu koşulun, tanımın bütün işini yaptığını söyler. "Erdem sayesinde doğruya ulaşmak" ifadesi, Gettier vakalarını dışlamak için tam olarak gereken şeyi söyler; ama "sayesinde" ilişkisinin ne olduğunu açıklamaz. Bu ilişki, Ders Ç4.8'deki Sosa'nın "yetkinlik sayesinde isabetli olmak" ilişkisiyle aynı sorunu taşır: hangi durumlarda doğruluk erdemden, hangi durumlarda şanstan kaynaklanır? Tanım, bu soruyu cevaplamadıkça, Gettier sorununu çözmez, yalnızca yeniden adlandırır. Ayrıca, tanım, karşı-örneklerle karşılaştı: Baehr 2006, Zagzebski'nin güdü koşulunu karşılamadığı hâlde bilgi sayılan vakalar önerdi; başka eleştirmenler de karşı yönde vakalar tartıştı.

Cevap: Zagzebski'nin savunucusu, "sayesinde" ilişkisinin, ahlaktaki karşılığı kadar açık olduğunu söyleyebilir. Bir kişinin iyi bir sonuca kendi erdemi sayesinde mi, yoksa tesadüfen mi ulaştığını, ahlakta da gündelik olarak ayırt ederiz: cesur bir itfaiyecinin bir çocuğu kurtarması ile, korkudan kaçan birinin tesadüfen çocuğu yangından uzaklaştırması arasındaki farkı herkes görür. Bu ayrım, kesin bir tanımı olmadan da güvenilir biçimde uygulanır. Ama itiraz, bir noktada güçlü kalır: Zagzebski'nin tanımı, Gettier sorununa bağımsız bir çözüm sunmaz; Gettier vakalarını, erdem eyleminin tanımına yerleştirdiği bir koşulla dışlar. Ders Ç1.10'da gördüğümüz Zagzebski'nin kendi 1994 argümanı da bunu öngörüyordu: gerekçe ile doğruluk arasında boşluk bırakan her tanım Gettier vakalarına açıksa, çözüm, bu boşluğu kapatmaktır; ve boşluğu kapatmanın tek yolu, doğruluğu tanımın içine almaktır. Zagzebski'nin tanımı, bu çözümün bir uygulamasıdır; ve değeri, Gettier sorununu çözmekten çok, bilginin değerini erdemle ilişkilendirmesindedir.

İtiraz 4: Erdemler bilgiyi tanımlamak için değildir

Sorumlulukçu yaklaşımın içinden de bir itiraz gelir. Bazı sorumlulukçular, Zagzebski'nin projesinin, yani bilgiyi erdem kavramıyla tanımlamanın, yanlış bir hedef olduğunu düşünür. Amerikalı filozoflar Robert C. Roberts ve W. Jay Wood, 2007 tarihli Intellectual Virtues: An Essay in Regulative Epistemology (Düşünsel Erdemler: Düzenleyici Epistemoloji Üzerine Bir Deneme) kitabında, geleneksel epistemolojinin soru ve yöntemlerinin epistemolojiyi yoksullaştırdığını, bunun yerine düşünsel erdemlerin ince ve ayrıntılı "haritalarını" çizerek, edebiyattan, tarihten ve kutsal metinlerden yararlanarak, düşünsel kültürü iyileştirmeyi amaçlamamız gerektiğini savundu. Code da, 1987 kitabında, epistemolojinin, bilginin tanımını aramak yerine, gerçek insanların deneyimlerini anlamlandırmaya çalışırken ne olduğunu açıklamaya yönelmesi gerektiğini savunmuştu. Bu görüşe göre, erdemlerin asıl işi, bilgiyi tanımlamak değil, araştırmaya yol göstermektir.

Cevap: Bu itiraz, Zagzebski'nin projesini çürütmez, ama onun kapsamını sorgular. İki proje bir arada var olabilir: bilginin bir tanımını aramak ile düşünsel erdemleri bir rehber olarak incelemek, birbirini dışlamaz. Ama itiraz, sorumlulukçu yaklaşımın asıl gücünün nerede olduğunu gösterir. Zagzebski'nin bilgi tanımı, İtiraz 1 ve İtiraz 3'ün gösterdiği zorluklarla karşılaşır; ama erdemlerin bir araştırmacıya, bir öğretmene ya da bir yurttaşa ne kazandırdığı sorusu, bu zorluklardan bağımsız olarak değerlidir. Girişteki Selma'nın özeni, haberinin yanlış çıkmasına rağmen, onu iyi bir muhabir yapar; ve bu değerlendirme, bilginin tanımı ne olursa olsun geçerlidir. Düzenleyici epistemolojinin yükselişi, bu yüzden, erdem epistemolojisinin, geleneksel bilgi tanımı sorusundan bağımsız bir alan açtığını gösterir. Ama bu alanın da bir sınırı vardır: bir erdem haritası, hangi davranışın erdemli olduğunu belirlemek için bir ölçüte ihtiyaç duyar; ve bu ölçüt, sonunda, erdemin doğruya ulaşmaya ne kadar katkıda bulunduğu sorusuna, yani güvenilircinin sorusuna geri döner.

Örnekler

Örnek 1: Hakan ile Selma (kurgu)

Girişteki iki muhabire, iki erdem anlayışının gözünden bakalım. Güvenilirci erdem epistemolojisine göre, Hakan'ın inancı, güvenilir bir belleğin ürünüdür; isabetlidir, ustacadır, ve büyük olasılıkla yerindedir. Hakan, belediye ihaleleri konusunda, güçlü bir yeti erdemine sahiptir. Selma'nın inancı ise isabetsizdir: bütün özenine rağmen, bir sahte belgeye inanmıştır. Güvenilirci, Selma'nın yöntemlerinin genel olarak güvenilir olduğunu, ve bu yüzden onun da bir yetkinlik sergilediğini kabul edebilir; ama bu vakada, Selma'nın inancı yerinde değildir.

Sorumlulukçu erdem epistemolojisine göre ise tablo farklıdır. Hakan, haberini yazarken hiçbir karakter erdemi sergilememiştir: belgeye bakmamış, ihbarcıyı aramamış, şirkete yanıt hakkı tanımamış, kendi belleğinin yanılabileceğini hesaba katmamıştır. Bu, özen eksikliği, hatta bir tür düşünsel kibirdir. Selma ise, özen, düşünsel dürüstlük, adalet ve düşünsel alçakgönüllülük sergilemiştir. Zagzebski'nin bilgi tanımına göre, ikisi de bilmez: Hakan, erdemli bir güdüden doğan bir eylemde bulunmadığı için; Selma, doğruya ulaşmadığı için. Ama ikisi, farklı nedenlerle bilmez; ve yayın yönetmeninin değerlendirmesi, bu farkı yakalar. Örnek, iki kolun, bir kişiyi değerlendirirken farklı sorulara cevap verdiğini gösterir: güvenilirci, "bu kişinin inancı doğru mu ve güvenilir bir kaynaktan mı geliyor?" diye sorar; sorumlulukçu, "bu kişi, bilgiye karşı nasıl bir tutum içinde?" diye. Bir gazete, iki soruyu da sormak zorundadır: güvenilir bir belleğe sahip ama özensiz bir muhabir, er geç yanılacaktır; özenli ama güvenilir yöntemlerden yoksun bir muhabir ise, iyi niyetine rağmen, okurlarına doğruyu ulaştıramaz.

Örnek 2: Code'un Gosse vakası

Code, 1987 kitabının ikinci bölümünü, epistemik sorumluluğu tek bir tarihsel vaka üzerinden inceleyerek kurar. Vaka, İngiliz deniz biyoloğu Philip Henry Gosse'nin, oğlu Edmund Gosse'nin Father and Son (Baba ve Oğul) adlı anı kitabında anlattığı 1857 bunalımıdır. Gosse, Royal Society üyesi, saygın bir doğa bilimcisi ve aynı zamanda, Yaratılış kitabının harfi harfine doğruluğuna inanan, katı bir dindardı. Code'un anlatımıyla, Gosse, dönemin yeni jeoloji ve biyolojisinin bulgularıyla dini inancı arasındaki çatışmada, yeni biyolojinin bulgularını dikkate almamayı seçti. Omphalos adlı kitabında, Âdem'in, gerçekleşmemiş bir doğumun işareti olarak bir göbekle yaratılması gibi, Tanrı'nın bütün yeryüzünü de, hiç var olmamış bir geçmişin fosil kalıntılarıyla birlikte yarattığını savundu.

Code'un değerlendirmesi, dinî inancın kendisini değil, Gosse'nin çatışmaya yaklaşımını hedef alır. Code'a göre, çatışmaya kadar, Gosse, düşünsel erdemin örnek bir temsilcisidir: kutsal metni de deniz canlılarını da derin bir saygıyla inceler, yeni bulgulara açıktır, bilimsel çalışmaları Royal Society'nin incelemesinden geçer. Sorun, çatışma anında ortaya çıkar: Gosse, iki inanç sistemini, her birinin sınırlarını öylesine kalın çizer ki, ikisi bilinebilecek her şeyi kuşatır gibi görünür; ve bilgisine dışarıdan bakmayı, karşıt kanıtın ağırlığını kabul edip bir süre "parantez içine almayı", yani yargısını askıya almayı reddeder. Code, Gosse'nin yanılmazlıkta ısrar ettiğini, gerekçelendirmeyle yetinmek yerine mutlak doğrulama istediğini, ve bunun, en merkezi düşünsel erdem olan epistemik sorumluluk bakımından onu zayıflattığını yazar. Code'un vakadan çıkardığı ders, epistemik sorumluluğun bir sebat meselesi olmadığıdır: Gosse'nin bütünlüğü, bu kadar uca itildiğinde, bir karakter kusuruna dönüşmeye yüz tutar. Vaka, Aristotelesçi orta kavramının epistemolojideki uygulamasını gösterir: aşırı sebat da, aşırı kararsızlık da kusurdur; erdem, ikisinin arasındadır.

Örnek 3: Düşünsel alçakgönüllülük ve iki ucu (kurgu)

Bir lisenin felsefe öğretmeni Gülten Hanım, öğrencilerinin düşünsel karakterlerini gözlemliyor. Sınıfında iki öğrenci dikkatini çekiyor. Emir, her tartışmada kesin bir görüş savunuyor, karşı argümanları dinlerken başını sallıyor ama görüşünü hiç değiştirmiyor; bir hatası gösterildiğinde, hatayı kabul etmek yerine, konuyu değiştiriyor. Defne ise, hiçbir konuda görüş bildirmiyor; her soruya "bilemiyorum, iki tarafın da haklı yanları var" diye cevap veriyor; bir görüşü savunması istendiğinde, ilk itirazda geri çekiliyor. (Kişiler ve olay kurgudur.)

Gülten Hanım, iki öğrencinin de düşünsel alçakgönüllülük bakımından sorunlu olduğunu, ama zıt yönlerde sorunlu olduğunu fark ediyor. Emir, alçakgönüllülüğün eksikliğini, yani düşünsel kibre yakın bir ucu sergiliyor: kendi bilişsel sınırlarını hesaba katmıyor. Defne ise alçakgönüllülüğün aşırılığını sergiliyor: kendi bilişsel yetilerine o kadar az güveniyor ki, kanıtın gerçekten bir yönü işaret ettiği durumlarda bile bir yargıya varmıyor. Düşünsel alçakgönüllülük, ikisinin arasındadır: kişinin, kendi bilişsel sınırlarını tanıyıp, ama kanıtın desteklediği ölçüde bir görüşe bağlanabilmesi. Örnek, Code'un epistemik sorumluluğa yüklediği orta yapısının, tek tek erdemlere de uygulanabildiğini gösterir; ve bir erdemin, onun aşırılığıyla karıştırılabileceğini: Defne, yüzeysel olarak alçakgönüllü görünür, ama alçakgönüllülüğü, doğruya ulaşmaya hizmet etmez. Zagzebski'nin başarı bileşeni, bu ayrımı yakalar: bir özellik, doğruya ulaşmada güvenilir bir başarı getirmiyorsa, ne kadar övgüye değer görünürse görünsün, erdem değildir.

Araç kartı: Erdem Envanteri

Satırİçerik
Ne işe yararBir kişinin, ya da kendinin, belirli bir araştırma ya da karar sürecinde hangi düşünsel erdemleri ve kusurları gösterdiğini, her erdemin güdüsünü ve aşırılık ile eksiklik uçlarını görünür kılar.
Adımlar1) Değerlendirilecek süreci ve kişinin ulaşmak istediği epistemik amacı yaz. 2) Süreçteki somut davranışları listele: neye baktı, kime sordu, neyi atladı, hangi itirazı nasıl karşıladı? 3) Her davranışı bir erdeme ya da kusura bağla: özen, açık fikirlilik, düşünsel cesaret, düşünsel alçakgönüllülük, adalet, azim; ya da aceleciliğe, dar görüşlülüğe, kibre, kararsızlığa. 4) Her erdem için iki ucu yaz: davranış ortada mı, yoksa bir aşırılığa ya da eksikliğe mi kaydı? 5) Güdüyü sor: kişi, doğruya ulaşmak için mi davrandı, yoksa kazanmak, haklı çıkmak, ya da bir sorumluluktan kaçmak için mi? 6) Sonucu ayrıca değerlendir: erdemler, bu süreçte doğruya ulaşmaya güvenilir biçimde katkıda bulundu mu? Hangi durumsal etkenler davranışı etkiledi?
Ne zaman kullanılırBir araştırmanın, bir haberin ya da bir kararın, sonucundan bağımsız olarak nasıl yürütüldüğünü değerlendirirken; kendi düşünsel alışkanlıklarını gözden geçirirken; bir ekipte görev dağılımı yaparken.
SınırıEnvanter, kişinin karakterine dair bir yargı değil, belirli bir süreçteki davranışlarına dair bir değerlendirmedir; durumculuk eleştirisinin gösterdiği gibi, tek bir süreçteki davranış, kalıcı bir özelliği güvenilir biçimde göstermeyebilir. Güdü, çoğu zaman dışarıdan gözlenemez.
5K kapısıKarşı-görüş

Özet

  • Sorumlulukçu erdem epistemolojisi, düşünsel erdemleri, açık fikirlilik, özen, düşünsel cesaret ve alçakgönüllülük gibi, kazanılan ve sorumlu tutulabilen karakter özellikleri olarak görür; güvenilirci kol ise onları algı ve bellek gibi yetiler olarak görür.
  • Zagzebski'ye (1996) göre düşünsel erdem, belirli bir amaca yönelik karakteristik bir güdüyü ve o amaçta güvenilir başarıyı içeren, derin ve kalıcı, edinilmiş bir mükemmelliktir.
  • Zagzebski'nin bilgi tanımı: bilgi, düşünsel erdem eylemlerinden doğan, gerçeklikle bilişsel bir temas durumudur; erdem eylemi, erdemli güdüden doğan, erdemli kişinin yapacağını yapan ve bu sayede doğruya ulaşan eylemdir.
  • Code (1984, 1987), "sorumlulukçu" epistemolojiyi başlatan filozoftur; epistemik sorumluluğu, en merkezi düşünsel erdem ve Aristotelesçi bir orta olarak görür; Gosse vakası, bütünlüğün bir uca itildiğinde kusura dönüşebileceğini gösterir.
  • Basit algı bilgisi, durumculuk eleştirisi (Alfano, 2012), ve "sayesinde" koşulunun tanımın bütün işini yaptığı itirazı, Zagzebski'nin projesinin başlıca sorunlarıdır.
  • Düzenleyici epistemoloji (Roberts ve Wood, 2007), erdemlerin bilgiyi tanımlamaktan çok, araştırmaya yol göstermek için incelenmesini önerir.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Code, Epistemic Responsibility kitabının Gosse vakasını incelediği bölümünde, düşünsel erdemi şöyle tanımlar:

"Düşünsel erdem, her şeyden önce, dünyaya, kişinin bilgi arayan benliğine ve dünyanın bir parçası olarak öbür bu tür benliklere karşı bir yönelim meselesidir. Onun merkezinde, şeylerin nasıl olduğuna karşı bir tür açıklık vardır: 'gerçekçiliğin' normatif gücüne bir saygı. Bu tutum, şeylerin kendileri adına konuşmasına izin verme isteğini, deneyimlenen dünyaya karşı, kişinin kendi bilişsel yapılandırmalarını ona dayatma yönündeki aşırı arzusunu frenleyen bir tür alçakgönüllülüğü içerir. Düşünsel dürüstlük, bu iki etken arasında ince ayarlı bir dengeden, benlik ile dünya arasında uygun bir etkileşim geliştirmekten oluşur."

Code, erdemi bir yönelim olarak tanımlar; ilk fark edilecek olan budur. Code, düşünsel erdemi, belirli inançlara ya da belirli yöntemlere değil, bir tutuma bağlar: kişinin dünyaya, kendine ve başkalarına nasıl yöneldiği. Bu, Zagzebski'nin tanımından farklı bir vurgudur. Zagzebski, erdemi bir güdü ve bir başarı birleşimi olarak tanımlar, ve bu tanımı bilginin analizinde kullanır; Code ise, erdemi, kişinin bilişsel hayatının bütününe yayılan bir yönelim olarak görür, ve onu bir bilgi tanımının parçası yapmaz. Pasajın "öbür bu tür benlikler" ifadesi de dikkat çekicidir: Code, bilmeyi tek başına bir etkinlik olarak değil, başka bilenlerle ilişki içinde bir etkinlik olarak görür; bu vurgu, Modül Ç7'de göreceğimiz toplumsal epistemolojinin bir habercisidir.

İkinci olarak, iki etken arasındaki dengeye bakalım. Bir yanda, şeylerin kendileri adına konuşmasına izin vermek, yani dünyaya açık olmak; öbür yanda, kişinin kendi bilişsel yapılandırmalarını dünyaya dayatmak. Code, ikincisini tamamen reddetmez: kişi, dünyayı her zaman bazı kavramlarla, bazı beklentilerle anlar, ve bu kaçınılmazdır. Sorun, bu yapılandırmaların "aşırı" biçimde dayatılmasıdır. Düşünsel dürüstlük, Code'a göre, bu iki etken arasında "ince ayarlı" bir dengedir. Bu dil, Aristotelesçi ortanın dilidir: erdem, bir aşırılık ile bir eksiklik arasında, duruma göre ayarlanması gereken bir noktadır. Gosse, Code'un okumasıyla, bu dengeyi, kendi yapılandırmalarının lehine bozmuştur.

Son olarak, "gerçekçiliğin normatif gücü" ifadesi üzerinde durmak gerekir. Code, bu ifadeyle, dünyanın, bilen kişiye bir sınır koyduğunu, kişinin inançlarının dünyaya uyması gerektiğini, ama bu uyumun hiçbir zaman nihai bir kesinlikle garanti edilemeyeceğini kastediyor. Code'un kitabının girişinde açıkladığı gibi, epistemik otoritenin kesin kaynakları bulunmadığında, kişi ya "her şey olur" demekle, ya da gerçekliğin bilişsel etkinliği sınırlaması gerektiğinde ısrar etmekle karşı karşıya kalır; Code ikincisini seçer, ve bu seçimin, iyi gelişmiş bir epistemik karakter gerektirdiğini savunur. Bu, Ders Ç3.2'de gördüğümüz klasik temelciliğin yanılmaz temellerinden vazgeçen, ama göreciliğe de düşmeyen bir konumdur.

Teknik ayrıntı

Güdü bileşeninin yapısı. Zagzebski'nin erdem tanımındaki güdü bileşeni, iki katmanlıdır. Birinci katman, bütün düşünsel erdemlerin paylaştığı temel güdüdür: bilgiye, ya da Zagzebski'nin deyişiyle gerçeklikle bilişsel temasa, yönelik bir güdü. İkinci katman, her erdeme özgü güdüdür: açık fikirli kişi, karşıt görüşleri değerlendirmek ister; düşünsel olarak cesur kişi, yanılma riskini göze alarak savunduğu görüşü sınamak ister; özenli kişi, kanıtını eksiksiz toplamak ister. Her özgül güdü, temel güdünün belirli bir durumdaki bir ifadesidir. Bu yapı, Zagzebski'ye, düşünsel erdemlerin birliğini açıklama olanağı verir: farklı erdemler, aynı temel güdünün farklı yönleridir. Ama yapının bir sorunu da vardır: bir kişi, belirli bir erdemin özgül güdüsüne sahip olup temel güdüye sahip olmayabilir mi? Örneğin, bir avukat, karşı tarafın argümanlarını büyük bir dikkatle inceler, ama doğruyu bulmak için değil, onları çürütmek için. Bu avukat açık fikirli midir? Zagzebski'nin tanımına göre, değildir, çünkü özgül davranışı temel güdüden kaynaklanmaz. Bu sonuç, sezgiye uyar; ama erdemin, dışarıdan gözlenemeyen bir güdüye bağlanması, Erdem Envanteri'nin sınırında da gördüğümüz gibi, erdemin değerlendirilmesini zorlaştırır.

Erdem ve kural. Zagzebski'nin yaklaşımının bir başka özelliği, ahlaktaki erdem etiği gibi, kuralları erdemlerden türetmesidir. Geleneksel epistemolojide, gerekçe çoğunlukla kurallarla tanımlanır: kanıtla orantılı inan, tutarlı ol, güvenilir kaynaklara dayan. Zagzebski'ye göre, bu kurallar, erdemli bir kişinin genellikle yapacağı şeylerin özetleridir; asıl normatif kaynak, kurallar değil, erdemli kişidir. Bu yüzden, Zagzebski'nin gerekçe tanımı da bir erdem kavramına dayanır: bir inanç, kabaca, erdemli bir kişinin o durumda sahip olabileceği bir inançsa gerekçelidir. Bu yaklaşımın gücü, kuralların öngöremediği durumlarda yol gösterebilmesidir: hiçbir kural, bir bilim insanına, ne zaman bir anomaliyi görmezden gelip ne zaman onun peşine düşmesi gerektiğini söyleyemez; ama erdemli bir bilim insanının bu durumda ne yapacağı sorusu, bir yön gösterir. Zayıflığı ise, "erdemli kişi"nin kim olduğunu belirlemenin, bir tür dairesellik riski taşımasıdır: erdemli kişi, erdemli davranan kişidir, ve erdemli davranış, erdemli kişinin yapacağı davranıştır.

Gettier ve dairesellik. Ders Ç1.10'da gördüğümüz ve Ders Ç1.11'de Gettier vakalarının tarifi olarak kullandığımız Zagzebski'nin 1994 tarihli "The Inescapability of Gettier Problems" (Gettier Sorunlarından Kaçınılmazlık) argümanı, 1996 tanımının arka planını oluşturur. 1994 argümanına göre, gerekçe ile doğruluk arasında bağımsızlık bıraktığımız sürece, yani gerekçeli bir inancın yanlış olabileceğini kabul ettiğimiz sürece, her bilgi tanımı için bir Gettier vakası kurulabilir: gerekçeli ama yanlış bir inanç alınır, ve bir şans eseriyle doğru hale getirilir. Zagzebski'nin 1996 çözümü, erdem eyleminin, doğruluğu içerdiği için, yanlış olamayacağıdır: doğruya ulaşmayan bir eylem, erdem eylemi değildir. Bu yüzden, Zagzebski'nin tanımında, gerekçe ile doğruluk arasında bir boşluk kalmaz, ve Gettier vakaları kurulamaz. Ama bu çözüm, bir bedel öder: "düşünsel erdem eylemi" kavramı, doğruluğu içerdiği için, bilginin bağımsız bir bileşeni değil, bilginin kendisine çok yakın bir kavram olur. Eleştirmenler, bunun, bir tanımdan çok, bilginin erdem diliyle yeniden ifade edilmesi olduğunu söyler.

Code ve Sosa. Code, kitabının üçüncü bölümüne Sosa'nın 1980 tarihli "The Raft and the Pyramid" makalesini potansiyel olarak verimli bir yaklaşım olarak tartışarak başlar. İkinci baskıya yazdığı önsözde ise Sosa'nın 1974 tarihli "How Do You Know?" makalesindeki bir gözlemi, yani özensiz veri toplamanın "epistemik sorumsuzluğa" dayandırılabileceğini, kavramın erken izlerinden biri olarak anar; asıl ilhamı ise Laurence BonJour'un 1978 tarihli bir gözleminde bulduğunu söyler. Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin özetine göre, Code, Montmarquet ve Zagzebski gibi sorumlulukçular, Sosa'nın yaklaşımını umut verici bulmuş, ama bu yaklaşımın sorumluluk ve vicdanlılık gibi erdemlerin merkezi rolünü, erdemlerin toplumsal ve gelişimsel temellerini, ve düşünsel erdemlerle ahlaki erdemler arasındaki ilişkileri yeterince tanımadığını savunmuşlardı. Bu bakımdan, Sosa'nın 1980'deki düşünsel erdem kavramı, iki kolun ortak çıkış noktası olarak anılır.

Güncel tartışma

Sorumlulukçu erdem epistemolojisi, son yirmi yılda, bilginin tanımı sorusundan, bir dizi uygulamalı soruya doğru genişledi. Bu genişlemenin bir yönü, düşünsel kusurların incelenmesidir. Erdemlerin karşıtları, dar görüşlülük, düşünsel kibir, düşünsel tembellik, dogmatizm, çağdaş tartışmalarda bağımsız bir araştırma alanı haline geldi; ve bu alan, Modül Ç8'de göreceğimiz araştırma, erdem ve kusur konularının merkezidir. Filozof Quassim Cassam, 2019 tarihli Vices of the Mind (Zihnin Kusurları) kitabında, düşünsel kusurların önemli bir özelliğine dikkat çekti: birçok kusur, sahibinin kendisinden gizlidir. Dar görüşlü biri, kendisini dar görüşlü olarak görmez; çünkü kusurun kendisi, onu fark etmek için gereken açıklığı engeller. Bu gözlem, Erdem Envanteri'ni kendine uygulamanın neden zor olduğunu, ve başkalarının gözüne neden ihtiyaç duyduğumuzu açıklar. Kusurlara odaklanmak, İtiraz 2'deki durumculuk eleştirisine verilen cevaplardan birini de destekler: insanlar tam erdeme nadiren ulaşsa bile, kusurlarını tanımak ve azaltmak mümkündür.

Genişlemenin bir başka yönü, eğitimdir. Amerikalı filozof Jason Baehr, düşünsel erdemleri, eğitimin temel amaçlarından biri olarak gören bir eğitim anlayışı geliştirdi: eğitimin amacı, yalnızca öğrencilere doğru inançlar aktarmak değil, onların merak, özen, açık fikirlilik ve düşünsel cesaret gibi karakter özelliklerini geliştirmektir. Bu anlayış, Örnek 3'teki Gülten Hanım'ın sınıfındaki gözlemlerinin, bir öğretmenin asıl görevlerinden biri olduğunu öne sürer. Eğitimdeki uygulama, felsefi bir soru da doğurur: bir karakter erdemi öğretilebilir mi, yoksa yalnızca örnek olarak gösterilebilir mi? Aristoteles'in ahlaki erdemler için verdiği cevap, alışkanlıkla kazanılmalarıdır; düşünsel erdemlerin de, tekrarlanan uygulamayla kazanıldığı düşünülebilir.

Genişlemenin üçüncü yönü, dijital bilgi ortamıdır. Sosyal medyanın, insanları kendi görüşlerini doğrulayan kaynaklara yönelttiği, ve hızlı tepki vermeyi ödüllendirdiği yaygın olarak tartışılır. Bu ortamda, açık fikirlilik ve özen gibi erdemler, yalnızca bireysel karakter özellikleri değil, bilgi ortamının tasarımına da bağlı özellikler haline gelir. İtiraz 2'deki üçüncü cevap, yani bilişin bir kısmını çevreye yüklemek, burada yeni bir anlam kazanır: bir platformun tasarımı, kullanıcılarının düşünsel erdemlerini destekleyebilir ya da zayıflatabilir. Bu soru, Modül P3'te, toplum, siyaset ve dijital çağ başlığı altında yeniden karşımıza çıkacak.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir üniversitenin münazara takımında yarışan Kerem, "şehir merkezlerinde özel araç trafiği yasaklanmalı" önergesine karşı bir konuşma hazırlıyor. Hazırlık sürecinde, takım koçu Nalan Hanım, Kerem'in araştırma sürecini Erdem Envanteri ile değerlendiriyor. Amaç, Kerem'in kazanıp kazanmadığını değil, araştırmayı nasıl yürüttüğünü görmek. (Takım, kişiler ve önerge kurgudur.)

Adım 1, süreç ve amaç. Süreç: Kerem'in önerge üzerine bir hafta süren araştırması. Epistemik amaç, en azından resmî olarak: önergenin gerçek etkilerini anlamak ve buna dayanan bir karşı konuşma hazırlamak.

Adım 2, somut davranışlar. Kerem, önergeyi destekleyen üç akademik çalışmayı ve karşı çıkan iki çalışmayı okudu. Destekleyen çalışmalardan birinin yöntemindeki bir zayıflığı fark edip not aldı. Ama karşı çıkan çalışmalardan birinin, bir otomobil üreticileri derneği tarafından finanse edildiğini görmesine rağmen, bunu notlarına yazmadı. Takım arkadaşı Elif, bir şehrin yasak sonrası verilerini gösterdiğinde, Kerem bu verileri dinledi ama "bizim tarafımızı zayıflatıyor" diyerek konuşmasına almadı.

Adım 3, erdemler ve kusurlar. Destekleyen çalışmalardaki zayıflığı fark etmek: özen. İki tarafın çalışmalarını okumak: açık fikirliliğin bir görünümü. Finansman bilgisini yazmamak ve Elif'in verilerini dışlamak: seçici bir dikkat, yani kendi tarafını korumaya yönelik bir dar görüşlülük.

Adım 4, uçlar. Kerem'in açık fikirliliği, bir eksikliğe kaymış: karşı görüşleri dinliyor, ama yalnızca onları çürütmek için. Özeni ise ortada: zayıflıkları fark ediyor, ama yalnızca karşı taraftakileri.

Adım 5, güdü. Nalan Hanım, Kerem'in davranışlarının, doğruyu bulmaya değil, kazanmaya yönelik olduğunu fark ediyor. Münazarada bu bir dereceye kadar meşru: Kerem, bir tarafı savunmakla görevli. Ama Nalan Hanım, Kerem'in araştırma aşamasında da kazanma güdüsüyle davrandığını, oysa iyi bir münazaracının önce sorunu anlaması, sonra bir tarafı savunması gerektiğini not ediyor.

Adım 6, sonuç ve durum. Kerem'in konuşması, büyük olasılıkla etkili olacak; ama önergenin gerçek etkilerine dair inançları, seçici dikkat yüzünden, eksik ve tek yönlü. Durumsal etken: münazaranın yarışma biçimi, araştırma aşamasını da kazanma odaklı hale getiriyor.

Değerlendirme. Nalan Hanım, Kerem'e, araştırma ile savunmayı iki ayrı aşama olarak yürütmesini öneriyor: önce, iki tarafın en güçlü kanıtlarını, kendi tarafını unutarak, eşit özenle topla; sonra, savunacağın tarafı seç. Bu öneri, Code'un epistemik sorumluluk anlayışına uyar: kişinin kendi yapılandırmalarını, burada kendi tarafını, dünyaya aşırı biçimde dayatmaması. Örnek, Erdem Envanteri'nin, sonucu iyi olan bir süreçte bile kusurları ortaya çıkarabileceğini, ve durumsal etkenleri hesaba katarak, kusurun kişinin karakterinden mi yoksa süreci yönlendiren yapıdan mı kaynaklandığını sorduğunu gösteriyor.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Bir yeti erdemi ile bir karakter erdemi arasındaki farkı, her biri için kendi seçeceğin birer örnekle açıkla. Hangisi için kişiyi sorumlu tutabiliriz, ve neden?
  2. Zagzebski'nin düşünsel erdem tanımındaki güdü ve başarı bileşenlerini açıkla. Yalnızca güdü bileşenini taşıyan ve yalnızca başarı bileşenini taşıyan birer örnek kur.
  3. Durumculuk eleştirisini kendi sözlerinle yaz. Sence sorumlulukçu yaklaşımın bu eleştiriye verebileceği en güçlü cevap hangisi?
Cevapları göster
  1. Yeti erdemi örneği: iyi bir kulağa sahip olmak, yani sesleri net ayırt edebilmek. Kişi bu yetiyi çoğunlukla doğuştan taşır ve onu kullanırken belirli bir güdüye sahip olması gerekmez. Karakter erdemi örneği: düşünsel cesaret, yani bir toplantıda, çoğunluğun görüşüne karşı, kanıtın desteklediği bir görüşü dile getirmek. Kişi bu özelliği zamanla, tekrarlanan davranışlarla kazanır; ve onu sergilemek, doğruya ulaşma güdüsünü ve bir risk almayı içerir. Kişiyi sorumlu tutabileceğimiz erdem, karakter erdemidir: düşünsel cesaret göstermeyen birini, bir dereceye kadar eleştirebiliriz, çünkü bu özelliği geliştirmek onun elindedir; iyi bir kulağa sahip olmayan birini ise eleştiremeyiz. Öğrencinin cevabı, sorumluluğun kazanılabilirlikle ve güdüyle ilişkisini göstermelidir.
  2. Güdü bileşeni, erdemin, doğruya ya da bilgiye yönelik karakteristik bir güdüden doğmasıdır; başarı bileşeni, bu güdünün amacına güvenilir biçimde ulaşmasıdır. Yalnızca güdü bileşenini taşıyan örnek: bir kişi, bir hastalığın nedenini gerçekten öğrenmek ister, ve büyük bir istekle araştırır, ama güvenilir kaynakları güvenilmezlerden ayırma becerisinden yoksundur; iyi niyetlidir ama sürekli yanılır. Yalnızca başarı bileşenini taşıyan örnek: bir kişi, bir konuda her zaman doğru sonuca varır, ama bunu, doğruya ilgi duyduğu için değil, haklı çıkıp başkalarına üstünlük kurmak için yapar; güvenilirdir ama güdüsü erdemli değildir. Zagzebski'ye göre, iki kişi de erdemli değildir. Öğrencinin cevabı, iki bileşenin neden birlikte gerektiğini, Zagzebski'nin ahlaktan aldığı modelle ilişkilendirmelidir.
  3. Durumculuk eleştirisi şunu söyler: sosyal psikoloji araştırmaları, insanların davranışlarının, karakter özelliklerinden çok, görünüşte önemsiz durumsal etkenlerden etkilendiğini gösterir; düşünsel davranışlar da bilişsel önyargılarla, sunuluş biçimleriyle, ilgisiz sayılarla etkilenir; öyleyse insanların çoğu gerçek düşünsel erdemlere sahip değildir; ve bilgi erdemden doğan inançsa, insanların çoğu pek az şey bilir. Öğrencinin seçeceği cevap değişebilir; güçlü bir aday, bilişin bir kısmını çevreye yüklemek cevabıdır: bilimsel kurumlar, hakem süreçleri ve yöntemler, bireysel önyargıların etkisini azaltır, ve kişinin bilgisi, onun bu yapılara katılımından doğar. Öğrencinin cevabı, seçtiği cevabın bedelini de belirtmelidir: bu cevap, erdemi bireyden kuruma kaydırır ve sorumlulukçu yaklaşımın bireysel karakter vurgusunu zayıflatır.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: biri, bir telefon modeli alıp almamaya karar vermek için araştırma yapmış. Zayıf çalışma: "Birçok inceleme okudum, iyi bir karar verdim." Güçlü çalışma: "Davranışlar: beş inceleme okudum, ama hepsi aynı sitedendi; olumsuz yorumları atladım çünkü telefonu zaten istiyordum; bir arkadaşımın uyarısını 'o başka marka kullanıyor' diye geçiştirdim. Erdemler ve kusurlar: araştırmaya zaman ayırmam bir özen görünümü; ama kaynak çeşitliliğinin olmaması ve olumsuz yorumları atlamam, açık fikirliliğin eksikliği. Uçlar: özenim, yüzeysel bir aşırılığa değil, bir eksikliğe kaymış; çok okudum ama tek yönden. Güdü: doğru kararı bulmaktan çok, zaten verdiğim kararı doğrulamak istiyordum. Sonuç: telefon iyi çıktı, ama bu, araştırmamın değil, şansın sonucu olabilir. Bir dahaki sefere, karar vermeden önce, karşı görüşleri özellikle arayacağım."

ÖlçütNe aranır
Somut davranışErdem ve kusur yargıları, genel ifadelerle değil, belirli davranışlarla desteklenmiş
UçlarEn az bir erdem için aşırılık ve eksiklik uçları belirlenmiş ve davranışın yeri gösterilmiş
GüdüGüdü sorusu dürüstçe sorulmuş ve doğruya yönelik güdü ile başka güdüler ayrılmış
Sonuçtan bağımsızlıkSürecin değerlendirmesi, sonucun iyi ya da kötü çıkmasından ayrı tutulmuş

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç4.8) Ders Ç4.8'de Sosa'nın yetkinlik kavramı nasıl tanımlanmıştı? Zagzebski'nin düşünsel erdem tanımı bu kavramdan hangi bakımdan farklı?
  2. (Ders Ç1.14) Ders Ç1.14'teki espresso argümanı neydi? Zagzebski bu argümandan hangi sonucu çıkarıyor?
  3. (Ders Ç1.10) Ders Ç1.10 ve Ç1.11'de Zagzebski'nin Gettier sorunlarının kaçınılmazlığı argümanı nasıl özetlenmişti? 1996 tanımı bu argümana nasıl cevap veriyor?
Cevapları göster
  1. Ders Ç4.8'de, Sosa'nın yetkinliği, kişide dayanağı olan ve normal koşullarda ilgili performansların başarısını güvenceye alan ya da çok olası kılan bir eğilim olarak tanımlanmıştı. Zagzebski'nin düşünsel erdemi, bu kavramdan iki bakımdan farklıdır. Birincisi, güdü bileşeni taşır: erdem, doğruya yönelik karakteristik bir güdü içerir; Sosa'nın yetkinliği ise güdü gerektirmez. İkincisi, edinilmiştir: Zagzebski'nin erdemleri, ahlaki erdemler gibi, alışkanlık ve eğitimle kazanılır; Sosa'nın yetkinlikleri ise, iyi görme gibi, doğuştan olabilir. Ortak yanları, ikisinin de güvenilir başarı içermesidir.
  2. Ders Ç1.14'teki espresso argümanına göre, aynı tadı taşıyan iki fincan espresso, biri güvenilir bir makineden, öbürü güvenilmez bir makineden çıkmış olsa da, eşit değerdedir; makinenin güvenilirliği, fincanın değerine bir şey katmaz. Aynı biçimde, güvenilir bir süreçten çıkan doğru bir inanç, aynı içerikli ama güvenilmez bir süreçten çıkan doğru bir inançtan daha değerli değildir. Zagzebski, bu argümandan, süreç güvenilirciliğinin bilginin değerini açıklayamayacağı, ve bilgiyi değerli kılan kaynağın, bilenin övgüye değer güdüsü olması gerektiği sonucunu çıkarır; ve bu sonuç, 1996'da önerdiği bilgi tanımını sonradan değer sorunu açısından destekler.
  3. Ders Ç1.10 ve Ç1.11'de, Zagzebski'nin 1994 argümanı şöyle özetlenmişti: gerekçe ile doğruluk arasında bağımsızlık kaldıkça, yani gerekçeli bir inanç yanlış olabildikçe, her bilgi tanımı için bir Gettier vakası kurulabilir; gerekçeli ama yanlış bir inanç alınır ve bir şans eseriyle doğru hale getirilir. 1996 tanımı, bu argümana, bağımsızlığı ortadan kaldırarak cevap verir: düşünsel erdem eylemi, tanımı gereği, doğruya erdem sayesinde ulaşır; öyleyse erdem eyleminden doğan bir inanç yanlış olamaz, ve Gettier vakası kurulamaz. Bu cevabın bedeli, erdem eyleminin, bilgiden bağımsız bir bileşen olmaktan çıkıp bilgiye çok yaklaşmasıdır.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Sorumlulukçu erdem epistemolojisi nedir?Düşünsel erdemleri, kazanılan ve sorumlu tutulabilen karakter özellikleri olarak gören yaklaşım (Code, Zagzebski, Montmarquet).
Karakter erdemi ile yeti erdemi farkı nedir?Karakter erdemi edinilir ve bir güdü içerir (açık fikirlilik); yeti erdemi çoğunlukla doğuştandır ve güdü gerektirmez (iyi görme).
Zagzebski'nin düşünsel erdem tanımı nedir?Belirli bir amaca yönelik karakteristik bir güdüyü ve o amaçta güvenilir başarıyı içeren, derin ve kalıcı, edinilmiş bir mükemmellik (1996).
Zagzebski'nin bilgi tanımı nedir?Düşünsel erdem eylemlerinden doğan, gerçeklikle bilişsel bir temas durumu.
Düşünsel erdem eyleminin üç koşulu nedir?Erdemli bir güdüden doğmak, erdemli bir kişinin yapacağını yapmak, ve bu sayede doğruya ulaşmak.
Code'un epistemik sorumluluğu nedir?En merkezi düşünsel erdem; dünyaya ve bilen benliğe karşı doğru bir yönelim; dogmatik sebat ile kararsızlık arasında bir orta (1987).
Gosse vakası neyi gösterir?Bütünlüğün bir uca itildiğinde kusura dönüşebileceğini; karşıt kanıtı parantez içine alamamanın sorumluluk eksikliği olduğunu (Code).
Durumculuk eleştirisi nedir?Davranışlar karakterden çok önemsiz durumsal etkenlere bağlıysa, karakter erdemleri nadirdir ve bilgi erdemden doğuyorsa bilgi de nadirdir (Alfano, 2012).

Okuma listesi

  • Lorraine Code, "Toward a 'Responsibilist' Epistemology", Philosophy and Phenomenological Research 45 (1984). Sorumlulukçu yaklaşımın adını koyan makale.
  • Lorraine Code, Epistemic Responsibility (University Press of New England, 1987). Gosse vakası ve epistemik sorumluluk.
  • Linda Trinkaus Zagzebski, Virtues of the Mind (Cambridge University Press, 1996). Erdem kuramına dayanan bilgi tanımı.
  • James A. Montmarquet, Epistemic Virtue and Doxastic Responsibility (Rowman & Littlefield, 1993). Epistemik vicdanlılık ve düşünsel erdemler.
  • Robert C. Roberts ve W. Jay Wood, Intellectual Virtues: An Essay in Regulative Epistemology (Oxford University Press, 2007). Düzenleyici epistemoloji.
  • Mark Alfano, "Expanding the Situationist Challenge to Responsibilist Virtue Epistemology", The Philosophical Quarterly 62 (2012). Durumculuk eleştirisi.

Sonraki derse köprü

Bu derste ve bir önceki derste, erdem epistemolojisinin iki kolunu gördük; ve iki kolun da, bilgiyi, kişinin bir erdemi ya da yetkinliği "sayesinde" doğruya ulaşmak olarak tanımladığını fark ettik. Ama bu "sayesinde" ilişkisi, iki kolda da açıklanmayı bekleyen bir yük taşıyordu: bir başarı, ne zaman kişinin yetkinliğine atfedilebilir, ne zaman şansa ya da başka birine? Ders Ç4.8'deki Chicago ziyaretçisi, yolu bir yabancıdan öğrendiğinde, bilgisinin kredisini kime borçludur? Amerikalı filozof John Greco, bu soruyu, bilginin, yetkinliğe atfedilebilir bir başarı olduğu tezinin merkezine koydu, ve atfın, açıklamada öne çıkan etkene bağlı olduğunu savundu. Ders Ç4.10, bilginin yetkinliğe atfedilebilir bir başarı olduğu tezini inceliyor, ve bir başarının kime ve ne ölçüde atfedilebileceğini sınamak için Atıf Testi adlı bir araç sunuyor.

Günlük sorusu: Seni düşünsel olarak en çok etkileyen kişiyi düşün. Onun hangi özelliği, bilgisinden çok, bilgiye yaklaşma biçimiydi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.