Giriş
Kapalıçarşı'da otuz yıllık bir kuyumcu olan Nurettin Usta, tezgâhına bırakılan bir bileziği avucunda tartıyor, ışığa tutuyor, rengine ve parlaklığına bakıyor, ve birkaç saniye içinde karar veriyor: bu bilezik yirmi iki ayar değil, daha düşük ayarlı. Yanındaki çırak Emre, ustasının kararının nereden geldiğini merak ediyor. Usta, bu tür kararlarında çoğunlukla haklı çıkıyor; ama geçen ay, iyi kaplanmış bir sahte bileziği ilk bakışta gerçek sanmış, ancak mihenk taşına sürtünce yanıldığını görmüştü. Emre, ustanın bu sabahki inancının gerekçeli olup olmadığını düşünürken bir şeyi fark ediyor: cevap, ustanın ne yaptığını nasıl tarif ettiğine bağlı. (Kişiler ve olay kurgudur.)
Ustanın yaptığı şey, "bakarak karar vermek" diye tarif edilebilir; bu genel tür, sokaktaki herkesin yaptığı bakışları da kapsadığı için, pek güvenilir değildir. "Deneyimli bir kuyumcunun bakarak ayar tahmini" diye tarif edilebilir; bu tür, çok daha güvenilirdir. "Deneyimli bir kuyumcunun, dükkânın loş ışığında, kaplama bir parçaya bakarak ayar tahmini" diye tarif edilebilir; bu tür, geçen ayki hatanın gösterdiği gibi, belki hiç güvenilir değildir. Ve en dar biçimde, "Nurettin Usta'nın bu sabah saat onda, bu bileziği bu ışıkta tartıp bakması" diye tarif edilebilir; bu tür yalnızca bir kez gerçekleşmiştir, ve inanç doğruysa yüzde yüz, yanlışsa yüzde sıfır güvenilirdir. Aynı olay, dört farklı tür, dört farklı güvenilirlik. Hangisi, ustanın inancının gerekçesini belirler?
Ders Ç4.4, Alvin Goldman'ın süreç güvenilirciliğini inceledi: bir inanç, onu üreten süreç türü güvenilirse gerekçelidir. O dersin sonunda, bu kuramın en ünlü sorununa işaret ettik. Bu ders, o sorunu, epistemolojide genellik sorunu (generality problem) adıyla bilinen sorunu, ayrıntılı olarak inceliyor. Goldman, sorunu 1979 makalesinde kendisi fark etti ve onu "genellik" sorunu diye andı; Amerikalı filozof Richard Feldman, 1985'te sorunun iki ucunu adlandırıp onu bu iki uç arasında yol bulma sorunu olarak tanımladı; Feldman ile Earl Conee, 1998'de yayımladıkları "The Generality Problem for Reliabilism" (Güvenilircilik İçin Genellik Sorunu) makalesinde, sorunun çözümsüz göründüğünü, bu yüzden süreç güvenilirciliğinin "umutsuz" göründüğünü savundular. Ders, onların argümanını, güvenilircilerin önerdiği üç tür çözümü, sağduyuyu, bilimi ve bağlamı, ve sorunun yalnızca güvenilirciliğin değil, "herkesin sorunu" olduğu yolundaki daha yeni bir karşı-hamleyi inceliyor. Ders Ç0.7'de tanıdığımız referans sınıfı sorunu da burada, söz verdiğimiz gibi, epistemolojinin merkezine taşınıyor.
Sorunun önemi, yalnızca kuramsal değildir. Bir kaynağın, bir yöntemin ya da bir uzmanın güvenilir olup olmadığını sorduğumuz her durumda, örtük olarak bir tür seçeriz: "bu doktor", "bu uzmanlık alanındaki doktorlar", "bu hastanede bu tür vakalara bakan doktorlar". Seçtiğimiz tür, verdiğimiz kararı değiştirir. Genellik sorunu, bu seçimin keyfî olup olmadığını, ve keyfî değilse onu neyin belirlediğini soruyor.
Bu dersin kazanımları:
- Genellik sorununu, süreç örneği ile ilgili tür ayrımını, tek vaka ve ayrım yapamama sorunlarını, Conee ve Feldman'ın bir çözümden beklediği üç koşulu ve referans sınıfı sorunuyla bağlantıyı açıklarsın. (anla)
- Bir inanca Süreç Tanımlama Kontrolü'nü uygulayarak onu üreten süreci birden çok genellik düzeyinde tanımlar, her düzeyin güvenilirliğini karşılaştırır ve hükmün tanıma ne ölçüde bağlı olduğunu gösterirsin. (uygula)
- Sağduyu türlerine, bilişsel bilime ve bağlama dayanan çözümlerin ve sorunun "herkesin sorunu" olduğu iddiasının, süreç güvenilirciliğini ne ölçüde kurtardığını gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm önce sorunun kendisini, sonra sorunun iki ucunu, en son da sorunun epistemoloji dışındaki akrabasını tanımlıyor.
Sorunun kaynağı, Ders Ç4.4'te gördüğümüz bir ayrımdır. Goldman'a göre güvenilirlik, tek seferlik bir olayın değil, tekrarlanabilir bir türün özelliğidir; çünkü yalnızca türlerin bir başarı oranı, yani doğru inanç üretme sıklığı ya da eğilimi vardır. Bir inancı fiilen üreten şey ise, bir kez gerçekleşen, belirli bir zamanda ve yerde olan somut bir olaylar dizisidir: ışık bir nesneden yansır, göze ulaşır, sinir sisteminde bir dizi olay gerçekleşir, ve bir inanç oluşur. Bu dizi, sayısız türün örneğidir, çünkü sayısız özelliğe sahiptir: görsel bir süreçtir, algısal bir süreçtir, gündüz gerçekleşen bir süreçtir, bir nesneyi sınıflandıran bir süreçtir, belirli bir ışık koşulunda gerçekleşen bir süreçtir. Conee ve Feldman'ın ifadesiyle, türlerin sayısı sınırsızdır; bir süreç örneğinin ne kadar özelliği varsa, o kadar türü vardır. Ve bu türlerin güvenilirliği birbirinden çok farklıdır. Öyleyse kuram, bir inancın gerekçeli olup olmadığına dair bir hüküm verebilmek için, önce bu türlerden hangisinin hesaba katılacağını söylemelidir.
Sorunun gücü, kuramın tam merkezini hedef almasıdır. Genellik sorunu, kuramın bazı vakalarda yanlış sonuç verdiğini söyleyen bir karşı-örnek değildir; kuramın, ilgili tür belirlenmeden hiçbir vakada bir sonuç vermediğini söyler. Conee ve Feldman'a göre, ilgili türü belirleyen bir kural olmadan süreç güvenilirciliği "radikal biçimde eksik" kalır. Bu yüzden, bir inancın gerekçeli olup olmadığını, onu üreten sürecin tek bir tarifine bakarak kurama göre belirlemeye çalışan herkes, aslında kuramın henüz vermediği bir kararı kendisi vermektedir.
"İlgili" sözcüğünün burada gündelik bir anlamı olmadığına dikkat etmek gerekir. Conee ve Feldman'ın vurguladığı gibi, "ilgili tür" ifadesi tamamen teknik bir terimdir; anlamı, "güvenilirci kurama göre gerekçeyi belirleyen tür" demektir, ve bu terimin neyi gösterdiğini belirlemek, kuramın sahiplerine düşer. Bunu bir benzetmeyle açıklarlar: bir at yarışını kazandıran şeyin atın "uygun türü" olduğunu söylemek, "uygun"un ne demek olduğu açıklanmadıkça, hiçbir şey söylememektir. Aynı biçimde, gerekçeyi belirleyen şeyin sürecin "ilgili türünün" güvenilirliği olduğunu söylemek, "ilgili"nin neyi seçtiği açıklanmadıkça, bir kuram değil, bir kuram vaadidir.
Goldman, bu ucu 1979 makalesinde kendisi tarif eder: bir süreç türü, ondan yalnızca bir örnek gerçekleşecek kadar dar seçilirse, tür ya tamamen güvenilir ya da tamamen güvenilmez olur; ve o zaman sezgisel olarak gerekçesiz inançlar tamamen güvenilir süreçlerden, sezgisel olarak gerekçeli inançlar ise tamamen güvenilmez süreçlerden doğmuş sayılabilir. Tek vaka sorunu, güvenilirciliğin en temel ayrımını, yani gerekçeli ama yanlış inanç ile gerekçesiz ama doğru inanç arasındaki ayrımı, siler. Ders Ç1.1'den bu yana, gerekçenin doğruluktan farklı bir şey olduğunu varsaydık: bir kişi, yanlış bir önermeye gerekçeli olarak, doğru bir önermeye gerekçesiz olarak inanabilir. En dar türü seçen bir güvenilircilik, her doğru inancı gerekçeli, her yanlış inancı gerekçesiz sayarak, bu ayrımı ortadan kaldırır. Girişteki örnekte, "Nurettin Usta'nın bu sabahki bakışı" türü, bu ucu temsil eder.
Feldman, 1985 tarihli "Reliability and Justification" (Güvenilirlik ve Gerekçe) makalesinde, iki ucu da adlandırdı: dar uca "tek vaka sorunu", geniş uca "ayrım yapamama sorunu" dedi. Örneğin, her çıkarım için ilgili tür "çıkarım yapmak" olsaydı, kuram, bütün çıkarımların sonuçlarının eşit derecede gerekçeli olduğunu söylemek zorunda kalırdı, çünkü hepsi aynı türden doğmuştur. Oysa titiz bir tümdengelimin sonucu ile aceleci bir genellemenin sonucu, açıkça aynı gerekçeye sahip değildir. Feldman, iki ucu birlikte koyarak sorunu tanımladı: güvenilirci, tek vaka sorunundan kaçacak kadar geniş, ama ayrım yapamama sorununa düşmeyecek kadar dar türleri seçen bir kural bulmalıdır. Feldman, böyle bir kural bulma sorununu "genellik sorunu" (the problem of generality) olarak tanımladı. Girişteki örnekte, "bakarak karar vermek" türü bu ikinci ucu temsil eder: bu tür, ustanın uzman bakışını, sokaktaki bir yayanın gelişigüzel bakışıyla aynı kefeye koyar.
İki uç, bir ikilem kurar, ama ikilemin asıl gücü, iki ucun arasında da güvenli bir yer olmamasıdır. Orta düzeyde bir tür seçmek, örneğin "deneyimli bir kuyumcunun bakarak ayar tahmini", iki ucu da önler gibi görünür. Ama "orta düzey" bir ölçüt değildir: ustanın bakışı, orta düzeyde de birden çok türe aittir, ve bunlardan hangisinin seçileceği yine belirsizdir. Sorun, ölçeğin iki ucunda değil, ölçeğin her noktasında yeniden doğar.
Ders Ç0.7'de, bu sorunu istatistiksel tasım bağlamında görmüştük: elli yaşında, sigara içmeyen ama ailesinde kalp hastalığı olan bir kişinin kalp krizi olasılığı, onu hangi gruba koyduğumuza göre değişir. Hans Reichenbach'ın önerdiği çözüm, hakkında güvenilir istatistik bulunan en dar grubu seçmekti; ve bu çözümün, ne kadar dar bir grubun "güvenilir" sayılacağını belirlemeyi gerektirdiğini not etmiştik. Genellik sorunu, bu sorunun epistemolojideki biçimidir: bir süreç örneği, bir birey gibi, birden çok sınıfa aittir; ve sürecin güvenilirliği, bir olasılık gibi, hangi sınıfa göre hesaplandığına bağlıdır. Bu bağlantı, genellik sorununun, güvenilirciliğin kendine özgü bir kusuru değil, tekil durumlara genel oranlarla hüküm vermeye çalışan her girişimin karşılaştığı derin bir sorun olduğunu düşündürür. Dersin Güncel tartışma bölümünde, bu düşüncenin güvenilircilerin elinde nasıl bir savunmaya dönüştüğünü göreceğiz.
Argüman
Conee ve Feldman'ın 1998 makalesindeki argüman, bir eleme argümanıdır: önce bir çözümün karşılaması gereken koşulları koyar, sonra makul çözüm kaynaklarını tek tek dener, ve hiçbirinin koşulları karşılamadığını gösterir. Argüman şöyle kurulabilir:
- Süreç güvenilirciliğine göre, bir inancın gerekçesi, onu üreten süreç örneğinin değil, o örneğin ilgili türünün güvenilirliğine bağlıdır.
- Her süreç örneği, güvenilirlikleri birbirinden çok farklı olan sınırsız sayıda türün örneğidir.
- Öyleyse kuram, herhangi bir inanç hakkında bir hüküm verebilmek için, her süreç örneğinin ilgili türünü belirleyen bir kurala ihtiyaç duyar.
- Böyle bir kural, üç koşulu karşılamalıdır: ilkeli olmalı, yani vakadan vakaya sezgiye göre tür seçmemeli; savunulabilir sınıflamalar yapmalı, yani seçtiği türlerin güvenilirliği inançların gerekçesiyle makul biçimde örtüşmeli; ve güvenilirciliğin ruhuna sadık kalmalı, yani epistemik bir değerlendirmeyi türlerin tanımına gizlice sokmamalı.
- İlgili türü belirleyecek kural için makul üç kaynak vardır: sağduyu sınıflamaları, bilimsel sınıflamalar ve bağlam.
- Sağduyu türleri, bilimsel türler ve bağlamla belirlenen türler, bu üç koşulu birlikte karşılamaz.
- Bu üç kaynak ve genel bir kurala hiç gerek olmadığı görüşü dışında makul bir yaklaşım yoktur.
Sonuç: Genellik sorunu çözülemez görünür; ve çözülemezse, süreç güvenilirciliği, gerekçenin bir kuramı olarak eksik, Conee ve Feldman'ın deyişiyle "umutsuz" kalır.
Birinci ve ikinci öncüller, Ders Ç4.4'te gördüğümüz tür ile örnek ayrımından gelir; Goldman'ın kendisi de ikinci öncülü kabul eder. Üçüncü öncül, kuramın yapısından çıkar. Dördüncü öncül, Conee ve Feldman'ın koşullarıdır, ve dikkatle bakıldığında her biri belirli bir kaçış yolunu kapatır. İlkeli olma koşulu, vakadan vakaya sezgilere uyan türleri seçmeyi yasaklar; çünkü öyle bir seçim, kuramın sezgileri açıklamasını değil, sezgilerin kuramı belirlemesini sağlar. Savunulabilir sınıflama koşulu, her örneğe herhangi bir türü atayan, ama sonuçta saçma hükümler veren bir kuralı dışlar; Conee ve Feldman'ın belirttiği gibi, her örneğe tek bir tür atayan her kural, bir güvenilircilik kuramı üretir, ama bunların çoğu akla aykırıdır. Güvenilirciliğin ruhuna sadakat koşulu ise en incelikli olanıdır: türleri epistemik terimlerle tanımlamayı yasaklar. Conee ve Feldman bunu bir örnekle açıklar: yalnızca iki ilgili tür tanıyan bir "güvenilircilik" düşünelim, "yeterli kanıta dayanan inanç" ve "yetersiz kanıta dayanan inanç". Birincisinin güvenilir, ikincisinin güvenilmez olduğu varsayılırsa, bu kuram makul sonuçlar verir; ama yalnızca sözde bir güvenilirciliktir, çünkü süreçlerden yalnızca kanıtın kalitesini dolaylı yoldan anlatmak için söz eder. Ders Ç4.4'te, Goldman'ın kuramının en büyük iddiasının gerekçeyi epistemik olmayan terimlerle açıklamak olduğunu görmüştük; bu koşul, o iddianın, genellik sorunuyla karşılaşınca terk edilmemesini şart koşar.
Beşinci ve altıncı öncüller, argümanın ampirik gövdesidir: Conee ve Feldman, makalelerinin büyük kısmını, o güne kadar önerilen çözümleri tek tek inceleyerek bu öncülleri desteklemeye ayırır. Bu çözümleri, İtirazlar bölümünde, güvenilircinin verebileceği cevaplar olarak göreceğiz.
En tartışmalı öncül: Yedinci öncül, yani sağduyu, bilim, bağlam ve genel kurala gerek olmadığı görüşü dışında makul bir yaklaşım bulunmadığı. Bu öncül, bir tümevarımsal genellemedir: o güne kadar önerilen çözümlerin başarısızlığından, gelecekte önerilecek çözümlerin de başarısız olacağı sonucuna varır. Conee ve Feldman'ın kendisi de bu sınırlamayı örtük olarak kabul eder; vardıkları sonuç, "yepyeni bir fikir" yokluğunda sorunun çözümsüz göründüğüdür. Öyleyse argüman, güvenilirciliği kesin olarak çürütmez; ama ispat yükünü güvenilirciye yükler: güvenilirci, ya üç kaynaktan birinin aslında yeterli olduğunu, ya da dördüncü bir kaynak bulunduğunu göstermelidir. Sonraki yirmi yılda önerilen çözümlerden bazıları, bu ikinci yolu denedi ya da eski kaynakları yeni biçimde kullandı: istatistiksel türdeşlik, algoritma ve parametreler, kanıta dayanma. Altıncı öncül de tartışmalıdır, çünkü bilimsel türleri reddederken, bilişsel bilimin henüz tamamlanmamış olduğu bir dönemde, gelecekteki bir bilimin ne söyleyeceğine dair bir öngörüde bulunur. Bir güvenilirci, ilgili türlerin, tamamlanmış bir bilişsel bilimin ortaya koyacağı türler olduğunu söyleyebilir; Conee ve Feldman ise, bu cevabın, o türlerin ne olduğunu bilmeden kuramın ne söylediğini değerlendirmeyi imkânsız kıldığını, yani bir çözüm değil, bir çözüm vaadi olduğunu söyler.
Argümanın bir özelliği daha dikkat çekicidir: güvenilirciliğin vardığı sonuçları değil, sonuçlara varma yeteneğini hedef alır. Ders Ç4.4'teki itirazların çoğu, yardımsever cin ya da göz ardı edilen kanıt gibi, kuramın belirli vakalarda sezgiye aykırı bir hüküm verdiğini söylüyordu. Genellik sorunu ise, kuramın, ilgili tür belirlenmeden, hiçbir vakada hüküm vermediğini söyler. Bu yüzden, Ders Ç4.4'teki itirazlara verilen cevapların hepsi, sessizce, genellik sorununun bir çözümünü varsayıyordu: dağ keçisi örneğinde Goldman'ın "uzaktan ve kısa bir an görme" türünü seçmesi, bu varsayımın bir örneğidir.
İtirazlar ve cevaplar
Aşağıdaki itirazlar, genellik sorununa karşı güvenilircilerin ya da onların savunucularının ileri sürdüğü cevaplardır. Her birinin ardından, Conee ve Feldman'ın ya da başka eleştirmenlerin verdiği karşılığı görüyoruz.
İtiraz 1: Sağduyu zaten doğru türü seçer
Güvenilirci şöyle diyebilir: genellik sorunu, kâğıt üzerinde bir sorundur. Gerçek hayatta, bir inancın nasıl oluştuğunu sorduğumuzda, sağduyumuz bize doğal bir cevap verir: "dikkatli algı", "canlı bir anı", "aceleci genelleme", "istekli düşünce". Goldman'ın 1979 makalesindeki hatalı ve iyi süreç listeleri de, tam olarak bu sağduyu türlerinden oluşuyordu. Ve bu türlerin güvenilirliği, gerekçeyle makul biçimde örtüşür: dikkatli algıdan doğan inançlar genellikle gerekçelidir, istekli düşünceden doğanlar genellikle değildir. Öyleyse ilgili tür, sağduyunun bir süreci adlandırdığı türdür. Bu cevaba bir alışkanlık versiyonu da eklenebilir: deneyimli bir doğa gözlemcisinin bir ağacı türüne göre tanıma rutini, bir acemininkinden farklıdır, ve uzmanın daha gerekçeli olduğu açıktır; öyleyse ilgili tür, kişinin kullandığı zihinsel alışkanlık ya da strateji olabilir.
Cevap: Conee ve Feldman, sağduyu türlerinin iki zaafı olduğunu gösterir. Birincisi, sağduyu türleri çok fazladır, ve tek bir türü seçmezler. Onların örneğinde, Smith adında biri, güneşli bir öğleden sonra pencereden bakıp yakındaki bir akçaağacı görür ve yakında bir akçaağaç olduğuna inanır. Smith'in süreci, aynı anda bir görsel süreç, bir algısal süreç, bir ağaç tanıma süreci, bir gündüz süreci, bir kapalı mekân süreci örneğidir, ve bunların hepsi sağduyu türleridir; güvenilirlikleri ise çok farklıdır. İkincisi, sağduyu türleri, gerekçe bakımından çok farklı inançları aynı kefeye koyar. "Kısa ve aceleci bir göz gezdirme", bahçede bir ağaç olduğuna dair son derece gerekçeli bir inanç da, o ağaçta kaç yaprak olduğuna dair gerekçesiz bir inanç da üretebilir. Alışkanlık versiyonu da başarılı değildir. Bazı inançlar, aynı anda birden çok alışkanlığın ürünüdür; bazı gerekçeli inançlar ise hiçbir alışkanlığa dayanmaz: Smith, akçaağacın dalına konmuş bir kuşu tesadüfen fark edip orada bir kuş olduğuna gerekçeli olarak inanabilir, ama bu inanç hiçbir rutinin ürünü değildir. Ve aynı alışkanlık, hem gerekçeli hem gerekçesiz inanç üretebilir: bir makalenin ana fikrini yalnızca son paragrafını okuyarak belirleme alışkanlığı, son paragraf açıksa gerekçe sağlar, değilse sağlamaz. Sağduyu türlerini birleştirerek daha dar türler kurmak da işe yaramaz: "güneşli bir günde, yakın, engelsiz, opak bir nesneyi türüne göre sınıflandıran görsel süreç" bile, bakanın o türü tanıyıp tanımadığına, görmesinin normal olup olmadığına, bir oyun bekleyip beklemediğine göre farklı derecede gerekçeli inançlar içerir. Conee ve Feldman'a göre, epistemik olmayan sağduyu kategorileri ne kadar ayrıntılı birleştirilirse birleştirilsin, yalnızca eşit derecede gerekçeli inançları içeren bir tür üretileceğine inanmak için iyi bir neden yoktur.
İtiraz 2: Bilişsel bilim gerçek türü bulacaktır
Güvenilirci, sağduyunun yetmediği yerde bilime başvurabilir; ve bu, güvenilirciliğin doğallaştırılmış ruhuna da uygundur. Amerikalı filozof William Alston, 1995 tarihli "How to Think About Reliability" (Güvenilirlik Hakkında Nasıl Düşünmeli) makalesinde böyle bir öneri geliştirdi. Alston'a göre, her inanç oluşturma süreci, matematiksel anlamda bir "fonksiyonun", yani belirli girdi özelliklerini belirli inançlara eşleyen bir ilişkinin etkinleşmesidir. Bir girdi ve çıktı çiftini kapsayan sayısız matematiksel fonksiyon vardır, ama Alston'a göre bunlardan yalnızca biri, sürecin fiilen etkinleştirdiği, "psikolojik olarak gerçek" fonksiyondur. İlgili tür, bu fonksiyona karşılık gelen türdür. Örneğin Smith, akçaağacı yaprak biçimine bakarak tanıdıysa, ilgili tür, girdisi Smith'in fiilen tepki verdiği yaprak biçimi özellikleri olan türdür; ağacın genel siluetine ya da kabuğuna bakarak tanısaydı, başka bir tür olurdu. Alston, bu fonksiyonların "azami ölçüde özgül" olduğunu, yani fonksiyonun kaydettiği her girdi farkının farklı bir fonksiyon demek olduğunu da varsayar.
Cevap: Conee ve Feldman, bu öneriye iki ayrı cevap verir. Birincisi, psikolojik olarak gerçek tek bir fonksiyon yoktur. Smith'in yaprak biçimine tepkisi, yalnızca o biçimi o inanca eşleyen çok dar bir fonksiyonun, benzer biçimleri akçaağaç inancına eşleyen daha geniş bir fonksiyonun, ve görsel biçimleri akçaağaç, meşe ya da karaağaç inançlarına eşleyen daha da geniş bir fonksiyonun aynı anda örneğidir; ve bu fonksiyonların hepsi, Smith'in inancının oluşumunda fiilen işlemektedir. Bunu, fizikten bir benzetmeyle açıklarlar: deniz seviyesinde bir tencere su kaynadığında, bu olay "suyu deniz seviyesinde kaynatmak", "suyu kaynatmak" ve "sıvıları kaynatmak" türlerinin hepsinin örneğidir; bunlardan yalnızca birinin "fiziksel olarak gerçek" olduğunu söylemek yanlıştır; hepsi tencerede olanı doğru betimler. İkincisi, azami özgüllük, bir türü tek başına seçse bile, kabul edilemez sonuçlar verir. Azami ölçüde özgül bir tür, yalnızca aynı nedensel özellikleri paylaşan, dolayısıyla aynı içerikli inancı üreten süreçleri içerir; o zaman, zorunlu bir doğruya varan her süreç tamamen güvenilir, zorunlu bir yanlışa varan her süreç tamamen güvenilmez olur. Daha çarpıcı bir sonuç da vardır: Conee ve Feldman'ın örneğinde, iki kişi aynı yaprak üzerindeki, gerçekte yalnızca karaağaçlara özgü olan tırtıklara tepki vererek karaağaç gördüklerine inanır. Biri karaağaçları tanıyan bir uzmandır; öbürü, tırtıkları sayıp sonucu "ağaç sayısı" dediği keyfî bir sayıya bölen ve karaağacın "sihirli sayısının" dokuz olduğuna inanan biridir. Azami özgül türler, iki süreci de tamamen güvenilir sayar, çünkü o girdi yalnızca karaağaçlardan gelir; ama süreç güvenilirciliği, tam olarak bu iki kişinin arasındaki farkı yakalamak için vardı.
Conee ve Feldman'ın, Alston'ın "fiilen işleyen" sözünün olası bir okuması olarak kurduğu bir başka biçim de, ilgili türü, inancın en iyi psikolojik açıklamasında yer alan tür olarak tanımlamaktır. Conee ve Feldman'a göre bu da, her inanç için tek bir "en iyi" psikolojik açıklama olduğunu varsayar; oysa bir açıklamanın değeri, ne için kullanıldığına bağlıdır, ve dar bir açıklama bir amaç için, geniş bir açıklama başka bir amaç için daha değerli olabilir. Ayrıca, psikolojik açıklama için en yararlı türlerin, gerekçe kuramı için de en yararlı türler olacağına inanmak için bir neden yoktur.
İtiraz 3: Bağlam türü belirler
Güvenilirci, genel bir kural istemenin kendisinin yanlış olduğunu söyleyebilir. Amerikalı filozof Mark Heller, 1995 tarihli "The Simple Solution to the Problem of Generality" (Genellik Sorununun Basit Çözümü) makalesinde, ilgili türü seçmek için genel bir ilke talep etmenin makul olmadığını savundu. Heller'e göre, "güvenilir" sıradan bir sözcüktür, ve sıradan durumlarda, güvenilirlik dereceleri farklı birçok türün örneği olan tek tek şeylere uygulanır; yine de bu sözcüğü gündelik konuşmada zorluk çekmeden kullanırız. "Küçük" ya da "uzak" gibi sözcüklerin karşılaştırma sınıfını bağlam belirler; "güvenilir"in türünü de bağlam belirleyebilir. Conee ve Feldman, Heller'in düşüncesinden, onun açıkça söylediğinin ötesine geçtiklerini belirterek, şu ilkeyi kurar: bir kişinin bir şeyi bildiğini ya da gerekçeli olarak inandığını söylediğimizde, ilgili tür, o konuşmanın bağlamının belirlediği türdür.
Cevap: Conee ve Feldman, "güvenilir" sözcüğünün bağlama duyarlı olduğunu kabul eder: bir şeyin güvenilir sayılması için gereken standart, ona dayanmanın ne kadar önemli olduğuna göre değişir. Ama bu, standardın bağlama bağlı olduğunu gösterir, türün değil. Bağlamın bir türü gerçekten belirlediği durumlar vardır: eski arabasını çalıştırmanın üç yolunu sayan biri, yokuştan aşağı vitese takarak, akü takviyesiyle ve dua edip anahtarı çevirerek, sonra akü takviyesiyle çalıştırıp "arabayı çalıştırdığım yol güvenilirdir" derse, konuşmanın kendisi türleri açıkça sınırlamıştır. Ama sıradan bilgi atıflarında böyle bir daraltma olmaz. Smith'in yanında oturan biri, "Smith yakında bir akçaağaç olduğunu biliyor" dediğinde, aklında büyük olasılıkla hiçbir süreç türü yoktur; ve atfın doğruluğu, onun aklından ne geçtiğine bağlı görünmez. Daha da kötüsü, atıfta bulunanın aklındaki tür yanlış olabilir: biri, Smith'in bir kuşu kötü ışıkta kısa bir an görerek tanıdığını düşünüp onun bilmediğini söyleyebilir; oysa Smith kuşu ötüşünden tanımıştır ve gerçekten bilir. Güvenilircilik doğruya yakınsa, önemli olan Smith'in fiilen geçirdiği sürecin türüdür, atıfta bulunanın o süreç hakkındaki belki yanlış düşünceleri değil. Öyleyse genellik sorunu, inancın oluşumuyla ilgili olgulara başvurarak çözülmelidir, konuşmacıların zihinlerine değil.
İtiraz 4: Esnek kısıtlar yeter, kesin bir ölçüt gerekmez
Güvenilirci, son olarak, ilgili türü belirleyen gerekli ve yeterli bir koşul aramanın gereksiz olduğunu söyleyebilir. Amerikalı filozof Frederick Schmitt, 1992 tarihli Knowledge and Belief (Bilgi ve İnanç) kitabında, ilgili türler üzerine beş kısıt önerdi: örneğin ilgili türler bilişsel süreçlerdir, göze çarpan türlerdir, gündelik psikolojinin türleridir, ve aynı türün örnekleri iç yapı bakımından benzerdir. Schmitt'e göre, bir "ilgililik ölçütü" gerekmez, çünkü hangi süreçlerin ilgili olduğuna dair sezgilerimiz vardır: bir çıkarımı değerlendirirken, kişinin yeterince örnekten tümevarım mı yaptığına yoksa sonucu onaylama (affirming the consequent) safsatasını mı yaptığına bakarız; bir algıyı değerlendirirken havanın güneşli mi sisli mi olduğuna, kişinin dikkatli mi dalgın mı olduğuna bakarız. Goldman da, Ders Ç4.4'te gördüğümüz gibi, gerekçe kavramımızın bulanık olduğunu ve bir çözümlemenin bu bulanıklığı taşımasının uygun olduğunu söylemişti.
Cevap: Conee ve Feldman, Schmitt'in andığı sezgilerin gerçek olduğunu kabul eder, ama bunların hangi türün ilgili olduğuna dair sezgiler olmadığını söyler. Çıkarım biçiminin, ışık koşullarının, kişinin dikkatinin, kanıtının niteliğinin ve miktarının önemli olduğunu, haftanın gününün ya da kişinin çorabının renginin önemli olmadığını sezeriz; ama bunlar, doğrudan, bir inancın gerekçesini neyin belirlediğine dair sezgilerdir. Güvenilirci, bu sezgileri açıklamak için bir kuram önermektedir, ve kuramın ne söylediğini, o sezgileri kullanmadan söylemesi gerekir. Esnek kısıtlar ise, birbirleriyle çatışabilen ölçütlerdir; ve Schmitt, vakaları tartışırken, istenen sonuca varmak için kısıtlara vakadan vakaya farklı ağırlıklar verir. Conee ve Feldman, bu yöntemin bir kuramı desteklemediğini göstermek için bir karşılaştırma yapar: bir inancın gerekçesinin, inancı üreten bilişsel süreç örneğinin süresi, sürecin en yakın dış nedeninin dünyanın merkezine uzaklığı ve sürecin tükettiği enerji gibi epistemik olarak alakasız etkenlerin bir işlevi olduğunu söyleyen bir kuram da, bu etkenlere vakadan vakaya keyfî ağırlıklar verilirse, kabul edilebilir sonuçlar üretebilir; ama böyle bir kuramın hiçbir değeri yoktur. Bulanıklık konusunda ise ayrım şudur: Conee ve Feldman, bir çözümün kesin ya da her durumda belirli olmasını istemezler; yalnızca, gerekçe hakkında belirli olgular olduğu her durumda ilgili türü belirlemesini isterler. Gerekçe kavramının bulanık olduğu sınır vakalarda kuramın da bulanık olması kabul edilebilir; ama Smith'in akçaağaç inancı gibi açık vakalarda kuramın sessiz kalması, bulanıklık değil, eksikliktir.
Örnekler
Örnek 1: Kapalıçarşı'daki bilezik (kurgu)
Girişteki örneğe dönelim. Nurettin Usta'nın bileziğin yirmi iki ayar olmadığına dair inancı doğru çıktı: Emre, bileziği mihenk taşına sürttüğünde, bıraktığı izin rengi, ustanın tahminini doğruladı. İnanç doğru; ama gerekçeli miydi? Süreç güvenilirciliğine göre cevap, ustanın sürecinin ilgili türüne bağlıdır, ve girişte gördüğümüz gibi, en az dört aday vardır. "Bakarak karar vermek" türü, ayrım yapamama sorununa düşer: ustanın bakışını bir yayanın bakışıyla aynı kefeye koyar, ve muhtemelen ustanın inancını gerekçesiz sayar. "Bu sabahki bakış" türü, tek vaka sorununa düşer: inanç doğru çıktığı için türü tamamen güvenilir sayar, ve inanç yanlış çıksaydı tamamen güvenilmez sayacaktı. Asıl zorluk, iki ara türdedir. "Deneyimli bir kuyumcunun bakarak ayar tahmini" türü, ustanın uzmanlığını hesaba katar, ve muhtemelen güvenilirdir; ama "deneyimli bir kuyumcunun, loş ışıkta, iyi kaplanmış bir parçaya bakarak ayar tahmini" türü, geçen ayki hatanın da gösterdiği gibi, belki güvenilir değildir.
Bu sabahki bilezik, ikinci ara türün de örneğiyse, yani iyi kaplanmış bir parçaysa ve ışık loşsa, kuramın hükmü, hangi ara türün seçildiğine göre tersine döner. Örnek, Conee ve Feldman'ın ikinci koşulunun neden önemli olduğunu gösterir. Sezgimiz, ustanın inancının gerekçesinin, kaplamanın kalitesine ve ışığa duyarlı olması gerektiğini söyler: kaplama kaba ve ışık iyiyse ustanın bakışı güçlü bir gerekçe sağlar, kaplama ustaca ve ışık loşsa zayıf bir gerekçe sağlar. Bu sezgiye uyan bir tür seçmek mümkündür; ama o türü sezgiye bakarak seçiyorsak, Conee ve Feldman'ın birinci koşulunu, ilkeli olma koşulunu, çiğnemiş oluruz. Usta da muhtemelen bu sezgiye uygun davranır: loş ışıkta ve şüpheli bir parçada, gözüne güvenmek yerine mihenk taşına başvurur. Ustanın kendi pratiği, bir tür seçimi içerir; ama bu seçim, kuramın değil, ustanın uzmanlığının ürünüdür.
Örnek 2: Dağ keçisi, balina ve memeli
Ders Ç4.4'te, Goldman'ın dağ keçisi örneğini görmüştük. Feldman, 1985 makalesinde, buna benzer bir vakayı genellik sorununa uyguladı: biri, uzak bir tepede bir şey görür, ve hem onun bir hayvan olduğuna hem de bir dağ keçisi olduğuna inanır. Feldman, daha genel inancın, yani bir hayvan gördüğü inancının, daha özgül olandan daha iyi gerekçeli olabileceğini belirtir; öyleyse güvenilirci, iki inancı üreten süreçlerin türlerini birbirinden ayırmanın bir yolunu bulmalıdır. Idaho State Üniversitesi'nden filozof Ralph Baergen, 1995 tarihli Contemporary Epistemology (Çağdaş Epistemoloji) kitabında, bunun için İngiliz sinirbilimci David Marr'ın görme kuramına başvurdu. Marr'a göre, görsel sınıflandırma, düzeylere ayrılmış bir katalogla karşılaştırma yoluyla gerçekleşir: kaba sınıflandırmalar alt düzeylerde, ince ayrımlar üst düzeylerde yapılır. Baergen'e göre, hayvan inancı ile dağ keçisi inancı, farklı sınıflandırma düzeylerinde çalışan farklı süreçlerden doğar; ve kaba sınıflandırma süreci, yanlış inanç üreteceği yakın durumlar daha az olduğu için, daha güvenilirdir.
Conee ve Feldman, bu çözümün o vaka için doğru sonucu verdiğini kabul eder, ama genel bir kural olarak yanlış sonuçlar vereceğini gösterir. Kural, daha genel sınıflandırmaları her zaman daha iyi gerekçeli sayacaktır. Oysa bazen tersi doğrudur. Biri, bir ağacın karaağaç olduğunu görsel olarak iyi tanıyabilir, ama aynı ağacın yaprak döken bir ağaç olduğuna daha zayıf bir gerekçeyle inanabilir, çünkü bütün karaağaçların yaprak döktüğünü bilmiyordur ve yaprak döken ağaçların görsel ipuçlarını iyi tanımıyordur. Benzer biçimde, biri gördüğü şeyin bir balina olduğunu bir bakışta bilebilir, ama onun bir memeli olduğuna daha az gerekçeyle inanabilir. Örnek, bilimsel bir sınıflandırmanın, bir vakada sezgiye uyan bir tür üretebileceğini, ama bu türün genelleştirilince gerekçeyle örtüşmeyebileceğini gösterir. Bilim, aday türleri daraltır; ama hangi adayın epistemik olarak ilgili olduğunu kendiliğinden söylemez.
Örnek 3: Kredi başvurusu ve sınıf seçimi
Genellik sorununun epistemoloji dışındaki akrabası, gündelik kurumlarda sürekli karşımıza çıkar. Bir banka, bir kredi başvurusunu değerlendirirken, başvuru sahibinin krediyi geri ödeme olasılığını tahmin etmek ister. Ama başvuru sahibi, aynı anda birçok grubun üyesidir: otuz yaşındakiler, serbest meslek sahipleri, belirli bir semtte oturanlar, daha önce bir krediyi zamanında ödemiş olanlar. Bu grupların geri ödeme oranları farklıdır, ve bankanın tahmini, hangi gruba ya da grupların hangi bileşimine bakıldığına göre değişir. Ders Ç0.7'de, bu sorunu referans sınıfı sorunu adıyla gördük; Reichenbach'ın önerisi, hakkında güvenilir istatistik bulunan en dar sınıfı seçmekti.
Örnek, Reichenbach'ın önerisinin iki sınırını da gösterir. Birincisi, en dar sınıf, tek vaka sorununa doğru kayar: "bu semtte oturan, otuz yaşındaki, serbest meslek sahibi, daha önce bir kredi ödemiş, iki çocuklu" başvuru sahiplerinin sayısı, güvenilir bir istatistik için çok azdır. İkincisi, sınıf seçimi epistemik olduğu kadar ahlaki bir sorudur: bir semtte oturmayı sınıf tanımına katmak, istatistiksel olarak bir fark yaratabilir, ama aynı zamanda, o semtte oturan bütün başvuru sahiplerini, kendi geçmişleri ne olursa olsun, bir grubun ortalamasıyla yargılamak anlamına gelebilir. Burada, epistemolojik genellik sorunu ile kurumların adalet sorunu iç içe geçer: hangi sınıfın "ilgili" olduğu sorusu, yalnızca hangi sınıfın en doğru tahmini verdiği değil, bir kişinin hangi özellikleri yüzünden bir sınıfa konmayı hak ettiği sorusudur. Güvenilirci için örneğin dersi şudur: bir tür seçimi, yalnızca istatistiğin söylediğine bakılarak yapılamaz; neyin bir ayrım yaratmaya değer olduğuna dair bir yargı, her seçimin içindedir. Conee ve Feldman'ın üçüncü koşulu tam olarak bu noktada sınanır: o yargı, epistemik bir değerlendirmeyse, kuramın içine kaçak olarak girmiş olur.
Araç kartı: Süreç Tanımlama Kontrolü
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir inancı üreten süreci birden çok genellik düzeyinde tanımlayarak, bir güvenilirlik hükmünün sürecin nasıl tarif edildiğine ne ölçüde bağlı olduğunu görünür kılar. |
| Adımlar | 1) İnancı ve onu üreten süreci tek cümleyle yaz. 2) Süreci en az dört düzeyde tanımla: en geniş, iki ara düzey, en dar. 3) Her düzeyin tahmini güvenilirliğini yaz; tek vaka ve ayrım yapamama uçlarını işaretle. 4) Tanımlardan herhangi biri "yeterli kanıtla", "iyi akıl yürütmeyle" gibi epistemik bir terim içeriyor mu? İçeriyorsa ayır: o tanım, güvenilirliğe değil, kanıta bakıyordur. 5) Kişinin fiilen tepki verdiği girdi özelliklerini belirle; bu özellikleri içermeyen tanımları ele. 6) Kalan tanımlar aynı hükmü veriyorsa hüküm sağlamdır; vermiyorsa hükmün hangi tanım seçimine bağlı olduğunu açıkça yaz. |
| Ne zaman kullanılır | Bir kaynağın, uzmanın ya da yöntemin "güvenilir" olduğu söylendiğinde; iki kişi aynı yöntemin güvenilirliği konusunda anlaşamadığında; bir istatistiğin hangi gruba göre hesaplandığı belirsiz olduğunda. |
| Sınırı | Araç, genellik sorununu çözmez; yalnızca sorunun belirli bir vakada ne kadar önemli olduğunu gösterir. Beşinci adımdaki "fiilen tepki verilen özellikler" bile, Conee ve Feldman'ın gösterdiği gibi, birden çok türe karşılık gelebilir. |
| 5K kapısı | Kavram |
Özet
- Genellik sorunu, bir inancı üreten tek seferlik süreç örneğinin, güvenilirlikleri çok farklı sınırsız sayıda türün örneği olmasından doğar; süreç güvenilirciliği, gerekçeyi belirleyen ilgili türü seçmeden hiçbir vakada hüküm veremez.
- Goldman, sorunun dar ucunu 1979'da kendisi tarif etti; Feldman 1985'te, tek vaka sorunu ile ayrım yapamama sorunu arasında bir yol bulma sorunu olarak tanımladı.
- Conee ve Feldman'a (1998) göre bir çözüm ilkeli olmalı, savunulabilir sınıflamalar yapmalı ve epistemik değerlendirmeyi türlerin tanımına kaçak olarak sokmamalıdır.
- Sağduyu türleri çok sayıda ve çok geniştir; Alston'ın psikolojik olarak gerçek fonksiyonları tek bir tür seçmez, azami özgül türler ise uzman ile batıl inançlıyı aynı kefeye koyar; bağlam, sıradan bilgi atıflarında bir tür belirlemez; esnek kısıtlar, vakadan vakaya keyfî ağırlıklandırmaya dönüşür.
- Conee ve Feldman'ın vardığı sonuç, sorunun yeni bir fikir olmadan çözümsüz göründüğüdür; argümanın en zayıf halkası, makul çözüm kaynaklarının tükendiğini söyleyen öncüldür.
- Genellik sorunu, olasılık kuramındaki referans sınıfı sorununun epistemolojideki akrabasıdır; bu bağlantı, sorunun yalnızca güvenilirciliğe özgü olmadığı yolundaki karşı-hamlenin temelidir.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Goldman, 1979 tarihli "What Is Justified Belief?" makalesinde, sorunu şöyle tarif eder:
"Çözümlememizle ilgili kritik bir sorun, söz konusu süreç türlerinin genellik derecesidir. Girdi ve çıktı ilişkileri çok geniş ya da çok dar biçimde belirtilebilir, ve genellik derecesi, güvenilirlik derecesini kısmen belirleyecektir. Bir süreç türü o kadar dar seçilebilir ki ondan yalnızca bir örnek gerçekleşir, ve dolayısıyla tür ya tamamen güvenilir ya da tamamen güvenilmezdir. (Bu, güvenilirliğin yalnızca fiilî sıklığın bir işlevi olduğunu varsayar.) Böyle dar süreç türleri seçilseydi, sezgisel olarak gerekçesiz olan inançların tamamen güvenilir süreçlerden doğduğu, sezgisel olarak gerekçeli olan inançların ise tamamen güvenilmez süreçlerden doğduğu söylenebilirdi. Süreç türleri hakkındaki gündelik düşüncemizin onları geniş biçimde dilimlediği açıktır, ama sezgisel ilkelerimizin kesin bir açıklamasını şu an veremiyorum."
Pasajın ilk dikkat çekici yanı, açık sözlülüğüdür. Goldman, kuramının "kritik bir sorununu", kuramı ilk kez ortaya koyduğu makalede kendisi adlandırır, ve ona bir çözüm veremediğini kabul eder. Bu, sorunun, eleştirmenlerin kurama dışarıdan yönelttiği bir itiraz olmadığını, kuramın iç yapısından doğduğunu gösterir. Conee ve Feldman'ın 1998 makalesi, bu bakımdan yeni bir sorun keşfetmez; Goldman'ın açık bıraktığı bir kapının ardında ne olduğunu sistemli biçimde araştırır.
Pasajın ikinci dikkat çekici yanı, parantez içindeki koşuldur: tek vaka sorunu, güvenilirliğin yalnızca "fiilî sıklığın" bir işlevi olduğu varsayılırsa ortaya çıkar. Ders Ç4.4'te, Goldman'ın güvenilirliği bir "eğilim" olarak tanımladığını, ve bu sözcüğün gerçek uzun vadeli sıklığı mı, olası gerçekleşmelerdeki eğilimi mi kastettiğini açık bıraktığını görmüştük. Parantez, ikinci seçeneğin tek vaka sorununu hafifletebileceğini ima eder: dar bir tür bir kez gerçekleşmiş olsa bile, benzer durumlarda ne üreteceğine dair bir eğilimi olabilir. Ama bu, genellik sorununun kendisini çözmez; yalnızca dar ucun keskinliğini azaltır. Bir sürecin eğilimi de, hangi türün eğilimi olduğu belirlenmeden tanımlanamaz.
Pasajın üçüncü özelliği, son cümlesidir: gündelik düşüncemiz süreç türlerini "geniş biçimde dilimler". Goldman, pasajın hemen ardından, ilgili türlerin "içerik açısından tarafsız" olabileceği önerisini getirir, ve Ders Ç4.4'te gördüğümüz Papa örneğiyle destekler: Papa'nın söylediği her şeye inanma süreci, Papa yanılmazsa tamamen güvenilir olurdu, ama ürettiği inançları gerekçeli saymazdık; girdisi kısıtlı bir içerik taşıdığı için bu süreç ilgili türlerden sayılmaz. Bu öneri, genellik sorununun bir çözümü değil, ilgili türler üzerine bir kısıttır: birçok aday türü eler, ama geriye kalanlar arasından birini seçmez. Ustanın bakışı, Smith'in akçaağaç algısı ve kredi başvurusu, içerik açısından tarafsız birden çok türün örneğidir.
Teknik ayrıntı
Üç uç, tek bir yapı. Genellik sorununun mantıksal yapısı şöyle özetlenebilir. Bir süreç örneği t'nin ait olduğu türlerin kümesi T olsun. Süreç güvenilirciliği, t'nin ürettiği inancın gerekçesini, bir seçim fonksiyonu f'nin T'den seçtiği türün güvenilirliğine bağlar. Genellik sorunu, f'nin ne olduğu sorusudur. Conee ve Feldman'ın üç koşulu, f üzerine üç kısıttır: f, t'nin epistemik durumuna bakmadan tanımlanmalı (ilkeli olma); f'nin seçtiği türlerin güvenilirliği, sezgisel olarak açık vakalarda gerekçeyle örtüşmeli (savunulabilir sınıflama); f, türleri epistemik terimlerle tanımlamamalı (güvenilirciliğin ruhu). Birinci ve üçüncü kısıt, f'yi bağımsız kılmak ister; ikinci kısıt ise f'nin sonuçlarını sezgilere bağlar. Sorunun zorluğu, bu iki talebin birbirine karşı çekmesidir: f ne kadar bağımsız tanımlanırsa sezgilere uyması o kadar şansa kalır, sezgilere ne kadar uydurulursa bağımsızlığı o kadar kuşkulu hale gelir.
Alston'ın güvenilirlik tanımı ve "tipik durumlar". Conee ve Feldman, makalelerinde güvenilirliğin ne olduğu sorusunu ayrı tutar, ve Alston'ın tanımını kullanır: bir süreç türü, tipik olarak karşılaştığımız türden geniş bir durum yelpazesinde yüksek oranda doğru inanç üretecekse güvenilirdir. Genellik sorunu, güvenilirliğin nasıl ölçüldüğünden bağımsız olarak ortaya çıkar; ama bu tanım, kendi küçük genellik sorunlarını da taşır. Conee ve Feldman bir notta, "biz" sözcüğünün kimi kapsadığının, bütün insanlığı mı, yeryüzündeki bütün bilinçli canlıları mı, evrendeki bütün bilinçli canlıları mı, ve hangi durumların "tipik" sayıldığının belirsiz olduğunu belirtir: yorgunluk, sarhoşluk ya da heyecan durumları tipik midir? Bu, genellik sorununun yalnızca süreç türü düzeyinde değil, durum türü düzeyinde de tekrarlandığını gösterir.
Azami özgüllüğün iki kusuru. İtiraz 2'de gördüğümüz azami özgül türler önerisinin kusurları, teknik olarak ayrı ayrı belirtilmeye değer. Birinci kusur, içerik sabitlenmesidir: azami özgül bir tür, yalnızca aynı nedensel öncülleri paylaşan süreçleri içerir; inancın içeriği bu öncüllerce belirleniyorsa, türün bütün örnekleri aynı içerikli inancı üretir. O zaman, içeriği kendi doğruluk değerini belirleyen inançlarda, türün güvenilirliği sürecin niteliğiyle değil, yalnızca inancın içeriğiyle belirlenir: zorunlu bir doğruya varan her tür tamamen güvenilir, zorunlu bir yanlışa varan her tür tamamen güvenilmez, "birisi bir şeye inanıyor" gibi kendini doğrulayan bir inanca varan her tür tamamen güvenilir olur. İkinci kusur, ara adımların kayboluşudur: azami özgül türün güvenilirliği, çoğunlukla girdi ile inanç arasındaki bağlantıyla belirlenir, aradaki işlemin kalitesiyle değil. Karaağaç vakasında uzman ile batıl inançlının aynı sonuca varmasının nedeni budur. Conee ve Feldman'a göre bu ikinci kusur, güvenilirciliğin ruhuna aykırıdır, çünkü süreç güvenilirciliği, tam olarak, bir kişinin genel olarak güvenilir bir süreç, öbürünün ise güvenilmez bir süreç kullandığı durumları, ikisi de o vakada doğru ipucunu yakalamış olsa bile, ayırt etmek için vardı.
İstatistiksel türdeşlik çözümü. Amerikalı filozof James Beebe, 2004'te Noûs'ta yayımlanan "The Generality Problem, Statistical Relevance and the Tri-Level Hypothesis" (Genellik Sorunu, İstatistiksel İlgililik ve Üç Düzey Hipotezi) makalesinde, iki aşamalı bir çözüm önerdi. Birinci aşama, Marr'ın bilişsel açıklamanın üç düzeyi olduğu hipotezine dayanır: hesaplama düzeyi, sistemin hangi bilgi işleme problemini çözdüğünü; algoritma düzeyi, problemi hangi yöntemle çözdüğünü; uygulama düzeyi, bu yöntemin hangi fiziksel yapıda gerçekleştiğini sorar. Beebe'nin "üç düzey koşulu"na göre, ilgili türün bütün üyeleri, aynı türden problemi, aynı algoritmayla ve aynı bilişsel mimariyle çözmelidir. Beebe, bu koşulun tek başına yetmediğini kabul eder, çünkü koşulu karşılayan bir türün her alt sınıfı da koşulu karşılar. İkinci aşama, Amerikalı bilim felsefecisi Wesley Salmon'ın istatistiksel açıklama üzerine çalışmasına dayanır: ilgili tür, koşulu karşılayan en geniş türün, t'yi içeren en geniş nesnel türdeş alt sınıfıdır. Bir sınıf, istatistiksel olarak ilgili hiçbir bölünmesi yapılamıyorsa, yani hiçbir alt bölümü doğru inanç oranını değiştirmiyorsa, nesnel türdeştir. Öneri, Reichenbach'ın "güvenilir istatistik bulunan en dar sınıf" önerisinin tersine çevrilmiş bir akrabasıdır: oran fark etmeyene kadar daraltmak, ama gereğinden fazla daraltmamak. Önerinin gücü, seçimi bir olguya, yani oranın nerede değiştiğine, bağlamasıdır. Ona yöneltilen soru ise, "istatistiksel olarak ilgili bir bölünme"nin, hangi bölünmelerin dikkate alınacağı belirlenmeden tanımlanıp tanımlanamayacağıdır: sınıfı, epistemik olarak alakasız özelliklere göre bölmek de oranı değiştirebilir.
Güncel tartışma
Genellik sorununa dair son yirmi yılın en etkili hamlesi, sorunu bir saldırıdan bir ortak sorun haline getirmek oldu. Arjantin doğumlu filozof Juan Comesaña, 2006'da Philosophical Studies'te yayımlanan "A Well-Founded Solution to the Generality Problem" (Genellik Sorununa İyi Temellendirilmiş Bir Çözüm) makalesinde, genellik sorununun yalnızca güvenilirciliği değil, inanç gerekçesi ile önerme gerekçesi arasında ayrım yapan her kuramı, dolayısıyla kanıtçılığı da etkilediğini savundu. Ders Ç3.9'un dayanma tartışmasının hatırlattığı üzere, kanıtçı, bir inancın gerekçeli olması için, kişinin uygun kanıta sahip olmasının yetmediğini, inancın o kanıta dayanması gerektiğini kabul eder. Comesaña'ya göre, "dayanma" bir nedensel ilişki türüdür, ve bir inancın hangi kanıta dayandığını belirlemek, bir süreç örneğinin hangi türe ait olduğunu belirlemekle aynı tür bir sorundur. Comesaña, sorunu çözmek için, ilgili türü, "e kanıtına dayanarak p inancını üretmek" türü olarak tanımladı; bu, güvenilircilik ile kanıtçılığı birleştiren bir öneriydi. Amerikalı filozof Michael Bishop, 2010'da yine Philosophical Studies'te yayımlanan "Why the Generality Problem Is Everybody's Problem" (Genellik Sorunu Neden Herkesin Sorunudur) makalesinde, aynı sonuca farklı bir yoldan vardı: "yansıtıcı gerekçe"ye, yani bir inancın, kişinin onu güvenilir bir akıl yürütme biçimiyle oluşturduğunu bilmesine dayanarak gerekçeli olabileceğine izin veren her kuram, bu sorunun bir biçimiyle karşılaşır.
Bu hamle, olasılık felsefesindeki benzer bir hamleyle paraleldir. Avustralyalı filozof Alan Hájek, 2007'de Synthese'te yayımlanan "The Reference Class Problem Is Your Problem Too" (Referans Sınıfı Sorunu Senin de Sorunun) makalesinde, referans sınıfı sorununun yalnızca olasılığı sıklık olarak yorumlayanları değil, olasılığın başlıca yorumlarının hepsini etkilediğini savundu. İki hamlenin ortak mantığı şudur: bir sorun, eleştirilen kuramla rakip kuramları eşit derecede etkiliyorsa, kuramlar arasında seçim yapmak için bir neden sağlamaz. Bu mantığa yöneltilebilecek cevap da açıktır: sorunun herkesi etkilemesi, onu çözmez; yalnızca, kimsenin ondan muaf olmadığını gösterir. Kanıtçı ayrıca, kendi kuramında sorunun daha hafif olduğunu, çünkü önerme gerekçesinin, yani kişinin kanıtının neyi desteklediğinin, nedensel bir tür seçimi gerektirmediğini söyleyebilir. Bu tartışma, Ders Ç4.7'de, Goldman ile Feldman ve Conee arasındaki daha geniş tartışmanın içinde yeniden karşımıza çıkacak.
Sorunun güncel bir uygulama alanı da vardır. Bir yapay öğrenme modelinin "güvenilir" olduğu söylendiğinde, bu çoğunlukla, modelin bir test kümesindeki toplam başarısına dayanır. Ama aynı model, verinin farklı alt gruplarında çok farklı başarı gösterebilir: belirli bir yaş grubunda, belirli bir dilde, belirli bir görüntü türünde. Modelin bir kişi hakkındaki tahmininin ne kadar güvenilir olduğu, o kişiyi hangi alt grupta değerlendirdiğimize bağlıdır; ve alt grupları ne kadar daraltırsak, her alt grupta o kadar az veri kalır. Bu, genellik sorununun mühendislikteki biçimidir. Mühendisler, bu soruna felsefi bir çözüm aramaz; bunun yerine, modelin başarısını birden çok alt grupta ayrı ayrı raporlamayı öneren uygulamalar geliştirir. Bu pratik, Süreç Tanımlama Kontrolü'nün altıncı adımına benzer: tek bir doğru tür seçmek yerine, hükmün türe ne kadar bağlı olduğunu açıkça göstermek.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir oto tamircisinde çalışan Rıza Usta, getirilen bir arabanın motorunu çalıştırıp birkaç saniye dinliyor ve karar veriyor: triger kayışı gerilmiş, değiştirilmesi gerekiyor. Araba sahibi Selma Hanım, pahalı bir onarım öncesinde, ustanın bu kararının ne kadar güvenilir olduğunu öğrenmek istiyor. Tamirhanede çalışan genç teknisyen Barış, Süreç Tanımlama Kontrolü'nü uygulamayı öneriyor. (Tamirhane de, kişiler de kurgudur.)
Adım 1, teşhis ve kaynağı. Teşhis: triger kayışı gerilmiş. Süreç: Rıza Usta'nın motoru çalıştırıp sesini dinleyerek arıza teşhis etmesi.
Adım 2, dört düzey. En geniş: "bir tamircinin sesle arıza teşhisi". Birinci ara düzey: "yirmi yıllık bir ustanın sesle arıza teşhisi". İkinci ara düzey: "yirmi yıllık bir ustanın, bu marka ve modeldeki bir arabada, sesle kayış arızası teşhisi". En dar: "Rıza Usta'nın bu sabah bu arabayı dinlemesi".
Adım 3, güvenilirlik ve uçlar. En geniş tür, çırakların ve deneyimsiz tamircilerin teşhislerini de kapsar; Barış'ın tahminine göre orta düzeyde güvenilirdir, ve ayrım yapamama ucuna yakındır. En dar tür, tek vaka ucudur: kayış gerçekten gerilmişse tamamen güvenilir, değilse tamamen güvenilmez. Birinci ara düzey, Barış'ın tamirhane kayıtlarından çıkardığı kadarıyla, yüksek oranda güvenilirdir. İkinci ara düzey için kayıt azdır; ama Rıza Usta, bu modeldeki kayış seslerinin bazen bir yatak arızasıyla karıştırıldığını kendisi söylüyor.
Adım 4, epistemik terim denetimi. "Dikkatli bir dinlemeyle" ya da "yeterli ipucuyla" gibi bir ifade, tanımlardan hiçbirinde yok. Ama Barış, bir an "ustanın iyi gerekçeli teşhisleri" diye bir tür yazmayı düşündüğünü fark ediyor ve onu eliyor: o tanım, sorulan soruyu cevabın içine koyardı.
Adım 5, fiilen tepki verilen özellikler. Barış, ustaya neye dikkat ettiğini soruyor. Usta, belirli bir devirde gelen tiz bir ıslığa ve rölantide kesik kesik bir tıkırtıya baktığını söylüyor. Bu, en geniş türü eler, çünkü o tür bu özelliklere duyarlı değildir.
Adım 6, hükmün sağlamlığı. Kalan iki ara tür farklı hükümler verebilir: birincisine göre ustanın inancı gerekçelidir; ikincisine göre, yatak arızasıyla karışma olasılığı yüzünden daha zayıf gerekçelidir. Hüküm, tür seçimine bağlıdır.
Değerlendirme. Kontrol, ustanın inancının gerekçeli olup olmadığını kesin olarak söylemiyor; ama kararın neye bağlı olduğunu açıkça gösteriyor. Ustanın teşhisi, genel olarak güvenilir bir uzmanlığın ürünü; ama bu modelde bilinen bir karışma riski var. Selma Hanım, buna göre, kayışın kapağının açılıp gözle kontrol edilmesini istiyor; bu, ses teşhisinin karışabileceği iki arızayı birbirinden ayıran, daha dar ve daha güvenilir bir süreç. Örnek, genellik sorununun pratikte nasıl yönetildiğini gösteriyor: türlerin hükmü değiştirdiği yerde, türler arasında felsefi bir seçim yapmak yerine, belirsizliği ortadan kaldıran yeni bir kanıt aranır. Bu pratik, sorunu çözmez; ama sorunun bir kararı değiştirdiği durumları, değiştirmediği durumlardan ayırmayı öğretir.
Pratik: Alıştırmalar
- Tek vaka sorununu ve ayrım yapamama sorununu, kendi seçeceğin bir inanç örneğiyle açıkla. Her iki uçta da kuramın hangi yanlış sonuca varacağını göster.
- Conee ve Feldman'ın üç koşulundan birini seç, ve bu koşulu çiğneyen ama sezgilere uyan sonuçlar veren bir "çözüm" kur. Çözümün neden kabul edilemeyeceğini açıkla.
- Comesaña'nın, genellik sorununun kanıtçılığı da etkilediği yolundaki argümanını kendi sözlerinle yaz. Kanıtçı buna nasıl cevap verebilir?
Cevapları göster
- Örnek: biri, bir arkadaşının sesini telefonda tanıyıp onun aradığına inanıyor. En dar tür, "bu kişinin bu sabahki bu telefon görüşmesinde bu sesi tanıması", tek vaka sorununa düşer: inanç doğruysa tür tamamen güvenilir, yanlışsa tamamen güvenilmez sayılır, ve kuram, gerekçeli ama yanlış bir tanıma ile gerekçesiz ama şanslı bir tahmini birbirinden ayıramaz. En geniş tür, "işiterek inanç oluşturmak", ayrım yapamama sorununa düşer: iyi bilinen bir sesi net bir hatta tanımakla, gürültülü bir ortamda bir yabancının sesinden onun kim olduğunu tahmin etmeyi aynı türe koyar, ve ikisine aynı gerekçeyi verir. Öğrencinin cevabı, iki ucun simetrik olmadığını, birinin gerekçeyi doğruluğa indirgediğini, öbürünün gerekçe farklarını sildiğini göstermelidir.
- Örnek çözüm: "İlgili tür, kişinin inancını, sezgilerimize göre gerekçeli olduğu ölçüde güvenilir kılan türdür." Bu çözüm, her vakada sezgilere uyar, çünkü sezgilerden türetilmiştir; ama ilkeli olma koşulunu çiğner. Tür, inancın epistemik durumuna bakılarak seçilmektedir, ve kuram, sezgilerin neden doğru olduğunu açıklamak yerine sezgileri tekrar eder. Bir başka örnek, üçüncü koşulu çiğner: "İlgili tür, iyi kanıta dayanan inanç ya da kötü kanıta dayanan inanç türüdür." Bu, Conee ve Feldman'ın sözde güvenilircilik örneğidir. Öğrencinin cevabı, çözümün başarısının neden bir kusur olduğunu açıklamalıdır: sezgilere uyan sonuçlar, bağımsız bir açıklama olmadan bir kuramın değerini göstermez.
- Comesaña'nın argümanı: kanıtçı, inanç gerekçesi için, inancın uygun kanıta dayanmasını şart koşar. Dayanma ise nedensel bir ilişkidir: kişinin kanıtı, inancına uygun bir biçimde neden olmalıdır. Ama bir inancın nedensel tarihi, tıpkı bir süreç örneği gibi, birçok biçimde tarif edilebilir; ve inancın hangi kanıta, hangi biçimde dayandığını belirlemek, ilgili türü belirlemeye benzer bir sorundur. Öyleyse genellik sorunu, kanıtçılığın inanç gerekçesi kuramını da etkiler. Kanıtçının cevabı iki yönlü olabilir. Birincisi, sorun, önerme gerekçesini etkilemez: kişinin kanıtının neyi desteklediği, nedensel bir tür seçimi gerektirmez, ve kanıtçılığın merkezi iddiası önerme gerekçesine dairdir. İkincisi, dayanma ilişkisinin belirsizliği, kanıtın içeriğiyle sınırlanır: kanıtçı, inancın hangi kanıta dayandığını sorar, hangi süreç türüne ait olduğunu değil, ve kanıtların sayısı süreç türlerinin sayısından çok daha azdır. Öğrencinin cevabı, bu cevapların sorunu tamamen ortadan kaldırıp kaldırmadığını değerlendirmelidir.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: biri, navigasyon uygulamasının varış süresi tahminlerine güveniyor. Zayıf çalışma: "Uygulama genellikle doğru tahmin veriyor; öyleyse tahminlerine dayanan inançlarım gerekçeli." Güçlü çalışma: "Dört düzey: 'navigasyon uygulamasının tahmini'; 'bu uygulamanın şehir içi tahmini'; 'bu uygulamanın, akşam trafiğinde, köprü geçişi içeren rotalardaki tahmini'; 'bu akşamki tahmin'. En geniş tür, otoyol ve şehir içi rotaları aynı kefeye koyuyor; en dar tür, tek vaka. Uygulama, fiilen trafik yoğunluğuna ve rota uzunluğuna tepki veriyor; bu, en geniş türü eliyor. Kalan iki ara türün hükmü ayrışıyor: şehir içinde tahminler genellikle birkaç dakika sapıyor, ama akşam köprü geçişlerinde, kendi notlarıma göre, tahminler sık sık on beş dakikadan fazla sapıyor. Sonuç: hüküm tür seçimine bağlı; köprü geçişli akşam rotalarında, uygulamanın tahminine dayanarak randevu saati vermek yerine, bir pay bırakmalıyım."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Düzeyler | Süreç en az dört genellik düzeyinde tanımlanmış, uçlar işaretlenmiş |
| Eleme | Fiilen tepki verilen özelliklere göre yapılan eleme, gerekçesiyle gösterilmiş |
| Kaçak terim | Hiçbir tanım, "iyi", "yeterli" gibi epistemik bir terim içermiyor ya da içerenler ayrılmış |
| Bağımlılık | Hükmün tür seçimine bağlı olup olmadığı açıkça söylenmiş, ve bağlıysa pratik sonucu çıkarılmış |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç4.4) Ders Ç4.4'te Goldman, yardımsever cin vakasına hangi üç cevabı önermişti? Bu cevaplardan hangisi, genellik sorununa benzer bir seçim gerektirir?
- (Ders Ç0.7) Ders Ç0.7'de referans sınıfı sorunu nasıl tanımlanmıştı, ve Reichenbach'ın önerisinin sınırı neydi? Bu sorun, genellik sorunuyla nasıl ilişkili?
- (Ders Ç3.9) Ders Ç3.9'da tanıtılan önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi ayrımı, Comesaña'nın genellik sorununu kanıtçılığa uygulamasında nasıl bir rol oynuyor?
Cevapları göster
- Goldman'ın üç cevabı şunlardı: sezgiyi reddetmek, yani yardımsever cinin dünyasında istekli düşüncenin gerçekten gerekçe sağladığını kabul etmek; güvenilirliği, kimsenin dünyayı inançlara göre düzenlemediği "doğal" ortamlarda ölçmek; ve güvenilirliği bizim dünyamızda ölçmek. İkinci ve üçüncü cevap, genellik sorununa benzer bir seçim gerektirir, ama süreç türleri yerine dünya ya da durum türleri arasında: güvenilirliğin hangi durumlarda ölçüleceğine karar vermek, hangi durumların "doğal", hangilerinin "normal" ya da "tipik" sayılacağına karar vermeyi gerektirir. Conee ve Feldman'ın Alston'ın "tipik durumlar" tanımına yönelttiği soru, aynı sorunun bu biçimidir.
- Ders Ç0.7'de referans sınıfı sorunu, istatistiksel tasım bağlamında tanımlanmıştı: bir kişi birden çok gruba aittir, gruplar farklı oranlar verir, ve kişiye bir olasılık atamak için hangi grubun kullanılacağı belirsizdir. Reichenbach'ın önerisi, hakkında güvenilir istatistik bulunan en dar grubu seçmekti; sınırı ise, ne kadar dar bir grubun "güvenilir" sayılacağının belirlenmesini gerektirmesiydi. Genellik sorunu, bu sorunun epistemolojideki biçimidir: bir süreç örneği birden çok türe aittir, ve sürecin güvenilirliği, hangi türe göre hesaplandığına bağlıdır. Reichenbach'ın sınırı da burada tekrarlanır: en dar tür tek vaka sorununa, en geniş tür ayrım yapamama sorununa düşer.
- Ders Ç3.9'da, önerme gerekçesinin kişinin kanıtının bir önermeyi desteklemesi, inanç gerekçesinin ise kişinin o önermeye bu kanıta dayanarak inanması olduğu görülmüştü; dayanma ilişkisinin nedensel bir ilişki olarak yorumlanabileceği de tartışılmıştı. Comesaña'nın argümanı, tam olarak bu ayrıma dayanır: kanıtçı, inanç gerekçesini açıklamak için dayanma ilişkisine başvurur, ve dayanma nedensel bir ilişkiyse, hangi nedensel ilişkinin uygun dayanma sayılacağını belirlemek, genellik sorununa benzer bir sorundur. Kanıtçının önerme gerekçesi kuramı ise bu sorundan etkilenmez; bu yüzden Comesaña'nın argümanı, kanıtçılığın tamamını değil, inanç gerekçesi kısmını hedef alır.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Genellik sorunu nedir? | Bir süreç örneğinin, güvenilirlikleri çok farklı sınırsız sayıda türün örneği olması yüzünden, gerekçeyi belirleyen ilgili türü ilkeli biçimde seçme sorunu. |
| İlgili tür nedir? | Bir süreç örneğinin türleri arasından, güvenilirliği inancın gerekçesini belirleyen tür; teknik bir terimdir, gündelik bir anlamı yoktur. |
| Tek vaka sorunu nedir? | Tür o kadar dar seçilir ki tek örneği vardır; tür ya tamamen güvenilir ya tamamen güvenilmez olur, gerekçe doğruluğa indirgenir. |
| Ayrım yapamama sorunu nedir? | Tür o kadar geniş seçilir ki gerekçesi açıkça farklı inançlar aynı türe düşer (Feldman, 1985). |
| Conee ve Feldman'ın üç koşulu nedir? | Çözüm ilkeli olmalı, savunulabilir sınıflamalar yapmalı, güvenilirciliğin ruhuna sadık kalmalı (epistemik değerlendirmeyi kaçak sokmamalı). |
| Azami özgül türlerin kusuru nedir? | Bazı inançlarda (zorunlu doğrular gibi) güvenilirlik içeriğe indirgenir; ayrıca uzman ile batıl inançlı, aynı ipucuna tepki verdiklerinde aynı derecede gerekçeli sayılır. |
| Bağlamcı çözüme ne itiraz edilir? | Bağlam güvenilirlik standardını belirler, türü değil; sıradan bilgi atıflarında konuşmacının aklında bir tür yoktur ya da yanlış türdür. |
| "Herkesin sorunu" hamlesi nedir? | Dayanma ilişkisi nedensel olduğu için genellik sorunu kanıtçılığın inanç gerekçesi kuramını da etkiler (Comesaña, 2006); Bishop (2010) aynı sonuca yansıtıcı gerekçeden varır. |
Okuma listesi
- Alvin I. Goldman, "What Is Justified Belief?", George S. Pappas (ed.), Justification and Knowledge (D. Reidel, 1979) içinde. Sorunun ilk tarifi.
- Richard Feldman, "Reliability and Justification", The Monist 68 (1985). Tek vaka ve ayrım yapamama sorunları.
- Earl Conee ve Richard Feldman, "The Generality Problem for Reliabilism", Philosophical Studies 89 (1998). Sorunun en ayrıntılı ve etkili incelemesi.
- William P. Alston, "How to Think About Reliability", Philosophical Topics 23 (1995). Psikolojik olarak gerçek fonksiyonlar önerisi.
- James R. Beebe, "The Generality Problem, Statistical Relevance and the Tri-Level Hypothesis", Noûs 38 (2004). İstatistiksel türdeşlik çözümü.
- Juan Comesaña, "A Well-Founded Solution to the Generality Problem", Philosophical Studies 129 (2006). Sorunun kanıtçılığa uygulanması.
Sonraki derse köprü
Bu derste, süreç güvenilirciliğinin, hangi türün güvenilirliğinin hesaba katılacağını belirlemeden hüküm veremediğini gördük. Ama bir an, bu sorunun çözüldüğünü, her inanç için ilgili türün belli olduğunu varsayalım. Kuram o zaman doğru mudur? İki tür vaka, bunun da yetmediğini düşündürür. Birincisinde, kötü bir cinin aldattığı biri, bizimle aynı deneyimlere sahiptir ve bizim kadar dikkatli akıl yürütür; ama süreçleri, onun dünyasında, güvenilmezdir. Bu kişinin inançları gerekçesiz midir? İkincisinde, Ders Ç1.9'da tanıdığımız ve Ders Ç4.1'de yeniden andığımız kâhin Norman gibi biri, güvenilir bir yetiye sahiptir, ama bu yetinin varlığına ya da güvenilirliğine dair ne lehte ne aleyhte bir kanıtı vardır. Bu kişinin inançları gerekçeli midir? Birinci vaka, güvenilirliğin gerekçe için zorunlu olmadığını, ikincisi yeterli olmadığını göstermeye çalışır. Ders Ç4.6, bu iki vakayı, yeni kötü cin sorunu ve kâhin karşı-örnekleri adıyla inceliyor, ve bir inancı aldatılmış bir ikizinin aynı inancıyla karşılaştırmak için Kötü Cin İkizi adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: Son zamanlarda "güvenilir" dediğin bir kaynağı ya da kişiyi düşün. Hangi tür durumlarda güvenilir, hangilerinde değil? Bu ayrımı daha önce yapmış mıydın?