Giriş
İkiz kız kardeşler Nur ile Nil, aynı sabah, aynı durakta, aynı otobüsü bekliyor. İkisi de otobüsün 8.15'te geleceğine inanıyor; ikisi de bunu, duraktaki tarifeden okumuş. O an, ikisinin bilinçli deneyimleri neredeyse aynı: aynı tarifeye bakıyorlar, aynı soğuğu hissediyorlar, aynı saati düşünüyorlar. Ama aralarında bir fark var. Nil, bir ay önce, bir komşusunun, bu hattın kış tarifesinin değiştiğini söylediğini duymuştu. O konuşmayı şu an hatırlamıyor; sorsanız, aklına gelmez. Ama o anı, bir yerde, zihninde duruyor: birkaç gün sonra, başka bir bağlamda, kendiliğinden aklına gelecek. (Kişiler kurgudur.)
Nur'un ve Nil'in "otobüs 8.15'te gelecek" inançları, aynı ölçüde gerekçeli mi? Bir bakışa göre, evet: o an, ikisinin de düşünerek ulaşabildiği her şey aynıdır; Nil'in unutulmuş anısı, onun şimdi erişebildiği bir şey değildir, ve erişemediği bir şey, inancının gerekçesini etkileyemez. Bir başka bakışa göre ise, hayır: Nil'in zihninde, inancına karşı çıkan bir bilgi duruyor; bilinçli olmasa da, bu bilgi Nil'in zihinsel durumlarından biridir, ve Nil'in gerekçesi, Nur'unkinden biraz zayıftır. İki bakış, aynı vakaya farklı cevap veriyor, ve ikisi de içselcidir.
Ders Ç4.1, içselciliği, gerekçenin kişinin içinde olduğu görüşü olarak tanıttı, ve onun iki ana biçimini kısaca ayırdı: erişimcilik ve zihinselcilik. Bu ders, bu ayrımı doğrudan inceliyor. Nur ile Nil'in durumu, iki biçimin ayrıldığı türden bir vakadır: kişinin zihninde bulunan, ama kişinin erişemediği bir durum. Bu ders, iki biçimi, ayrıldıkları vakalarla, onları savunan argümanlarla ve her birinin karşılaştığı özel sorunlarla birlikte ele alıyor. Dersin aracı İkiz Testi, zihinsel olarak aynı, ama başka bir bakımdan farklı iki kişiyi karşılaştırarak, bir gerekçe kuramının hangi farkları önemsediğini ortaya çıkarmaya yarıyor.
Bu dersin kazanımları:
- Erişimciliği, zihinselciliği, Feldman ve Conee'nin S ve M tezlerini, anlık ve eğilimsel zihinsel durumları ve geniş ile dar içerik ayrımını açıklarsın. (anla)
- İki kişi arasındaki bir gerekçe farkına İkiz Testi'ni uygulayarak farkın zihinsel bir farka mı, erişilebilir bir farka mı, yoksa zihin dışı bir farka mı dayandığını belirlersin. (uygula)
- Zihinselciliğin içerik dışsalcılığı ve bilgiyi bir zihinsel durum sayan görüş karşısında içselci kalıp kalamayacağını gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm, önce iki görüşü ve onları ayıran ölçütü, sonra zihinselciliğin kesin ifadesini, en son da zihinsel durumların neyi kapsadığını belirleyen iki ayrımı tanımlıyor.
Amerikalı filozoflar Richard Feldman ve Earl Conee, 2001'de American Philosophical Quarterly'de yayımlanan "Internalism Defended" (Savunulan İçselcilik) makalesinde, içselciliğin literatürde iki farklı biçimde tanımlandığını gözlemledi. Bir grup tanım, erişim kavramına dayanır: BonJour'un "uygun bir farkındalık", Robert Audi'nin "içebakış ya da yansıtma yoluyla" erişim, başkalarının "doğrudan" erişim dediği şey. Feldman ve Conee, bu tanımların ortak görüşüne erişimcilik adını verdi. Ders Ç4.1'de BonJour'un içselciliğini, kişinin kendi öznel bakış açısından akılsal ve sorumlu olma sezgisine dayandırdığını görmüştük; bu sezgi, doğal olarak erişimciliğe götürür: kişinin bakış açısı, kişinin erişebildiği şeylerden oluşur.
Feldman ve Conee, ikinci grup tanımın, John Pollock'un ve Ernest Sosa'nın ifadelerinde görülen, gerekçeyi kişinin "iç durumlarına" ya da "zihinsel hayatına" bağlayan tanımlar olduğunu belirtti, ve bu görüşe zihinselcilik adını verdi. Feldman ve Conee'ye göre, filozoflar iki görüşü muhtemelen şu yüzden ayırmamıştır: özel erişimin yalnızca zihinsel şeylere, ve belki bütün zihinsel şeylere, ulaşabildiğini örtük olarak varsaymışlardır. Ama bu varsayım yanlışsa, iki görüş farklı sonuçlar verir. Feldman ve Conee, zihinselciliği tercih etti: zihinselcilik, epistemik içselciliği, zihin felsefesindeki "iç" kavramıyla doğal biçimde ilişkilendirir, ve onlara göre, savunulabilir olduğu ortaya çıkar.
M tezi, S tezinin temel bir sonucudur, ve zihinselciliğin sınanabilir biçimidir. Ders Ç4.1'deki üstüne gelme kavramını hatırlayalım: bir özellik, başka özelliklerin üstüne geliyorsa, o özellikler aynı kaldıkça kendisi de değişemez. M tezi, zihinsel kopyaların, farklı olası dünyalarda bile, aynı gerekçeye sahip olduğunu söyler. Dışsalcılar ise, Feldman ve Conee'nin belirttiği gibi, gerekçe farklarının, nedensel bağlantılar ya da güvenilirlik gibi zihinsel olmayan rastlantısal farklardan da doğabileceğini savunur. Bu derste kullanacağımız İkiz Testi, M tezinin doğrudan bir uygulamasıdır: zihinsel olarak aynı iki kişinin gerekçesinin farklı olduğu bir vaka bulunursa, zihinselcilik yanlıştır.
Ders Ç1.4'te, inancın anlık ve eğilimsel biçimlerini ayırmıştık: uyurken de Ankara'nın başkent olduğuna inanırız. Feldman ve Conee'nin S tezi, açıkça hem anlık hem de eğilimsel zihinsel durumları kapsar. Bu, erişimcilik ile zihinselcilik arasındaki farkın tam olarak nerede ortaya çıktığını gösterir. Nil'in, komşusunun sözünü hatırlamayan ama zihninde taşıyan durumu, eğilimsel bir zihinsel durumdur. Zihinselciliğe göre, bu durum Nil'in gerekçesine katkıda bulunabilir; erişimciliğe göre ise, Nil ona şu an erişemediği için katkıda bulunmaz. Ama ayrımın bir inceliği vardır: bazı eğilimsel durumlara, örneğin yedi ile sekizin toplamına dair inanca, kişi bir an düşünerek erişebilir; bazılarına ise, Nil'in anısı gibi, bir süre erişemez. Erişimcilik, ancak ikinci türdeki durumlarda zihinselcilikten ayrılır.
Bu ayrım, zihin felsefesinden gelir, ve zihinselciliğin içselci olup olmadığını belirler. Amerikalı filozof Hilary Putnam, 1975 tarihli "The Meaning of 'Meaning'" (Anlamın Anlamı) makalesinde, İkiz Dünya adını verdiği bir düşünce deneyi kurdu. İkiz Dünya, Dünya'ya her bakımdan benzeyen bir gezegendir; tek fark, orada göllerde ve yağmurda bulunan, suya her bakımdan benzeyen sıvının, H₂O değil, başka bir kimyasal bileşime sahip olmasıdır. Ders Ç2.10'da Kripke'nin su ile H₂O hakkındaki görüşünü görmüştük; Putnam'ın vakası, aynı konuyu zihin felsefesine taşır. Dünya'daki bir kişi ile onun İkiz Dünya'daki kopyası, iç durumları bakımından tamamen aynıdır; ama Putnam'a göre, "su" sözcükleri farklı şeylere gönderme yapar, ve bu yüzden, birçok filozofun vardığı sonuca göre, "su ıslatır" inançlarının içerikleri farklıdır. İçerik genişse, zihinsel durumlar, kişinin dışındaki dünyaya kısmen bağlıdır; ve zihinselcilik, gerekçeyi zihinsel durumlara bağladığı için, kişinin dışındaki dünyaya da bağlamış olur.
Argüman
Bu bölüm, Feldman ve Conee'nin zihinselciliği savunan argümanını, karşıtlık çiftlerinden en iyi açıklamaya çıkarım biçiminde kuruyor.
- Gerekçe bakımından farklı görünen kişi çiftlerinin geniş ve temsil edici bir kümesinde, gerekçe farkı, her seferinde, iki kişi arasındaki bir zihinsel farkla birlikte görülür.
- Bu çiftlerde, zihinsel fark ortadan kalktığında, örneğin daha az gerekçeli kişi öbürünün zihinsel durumunu paylaştığında, gerekçe farkı da ortadan kalkar.
- Bu ilişkinin en iyi açıklaması, gerekçe farklarının, zihinsel farklardan doğduğudur.
- Gerekçenin zihinsel durumlardan başka bir şeye bağlı olduğunu gösteren, ikna edici bir karşı örnek yoktur.
- Öyleyse, gerekçenin kişinin zihinsel durumlarının üstüne geldiği, yani zihinselcilik, iyi desteklenmektedir.
Sonuç: Gerekçe, kişinin zihinsel hayatının içindedir; ama bu "içerisi", kişinin şu an erişebildiği şeylerden daha geniştir. Kişinin erişemediği eğilimsel zihinsel durumları da, gerekçesinin bir parçası olabilir.
Birinci ve ikinci öncüller, Feldman ve Conee'nin makalesinde verdikleri örneklere dayanır; Örnek 2'de bu örnekleri ayrıntılı göreceğiz. İkinci öncül, argümanın en güçlü yanıdır: daha az gerekçeli kişi, öbürünün zihinsel durumunu edindiğinde, aynı gerekçeyi kazanır; yani gerekçeyi taşıyan şey, zihinsel duruma bağlıdır. Üçüncü öncül, bir en iyi açıklamaya çıkarım adımıdır (Ders Ç0.7); Feldman ve Conee, argümanın içselciliği kanıtlamadığını, yalnızca desteklediğini açıkça kabul eder. Argümanın biçimi de dikkat çekicidir: zihinselciliği bir tanımdan ya da bir ilkeden türetmez, örneklerden yola çıkarak savunur. Bu, Ders Ç0.9'da gördüğümüz kavram çözümlemesi yönteminin tersine işler: orada bir tanım önerilip karşı örneklerle sınanıyordu; burada ise örnekler toplanıp onları en iyi açıklayan tez aranıyor. Bu yöntemin gücü, sezgilere dayanmasıdır; zayıflığı da aynıdır: örneklerin temsil edici olup olmadığı, yani dışsalcının sunacağı karşı örneklerin de kümeye katılıp katılmadığı, argümanın sonucunu belirler.
En tartışmalı öncül: Dördüncü öncül. Dışsalcılar, Ders Ç4.1'de gördüğümüz civciv uzmanları gibi vakaların, zihinsel olarak benzer ama gerekçe bakımından farklı kişiler içerdiğini öne sürer: güvenilir bir yetiye sahip olan uzman ile, aynı deneyimlere sahip ama yetisi güvenilir olmayan biri. Ayrıca, M tezinin en çok sınandığı vaka, yeni kötü cin vakasıdır (Ders Ç1.9): zihinsel kopyamız olan aldatılan kişi, zihinselciliğe göre bizimle aynı gerekçeye sahiptir; ve Ders Ç4.6'da ayrıntılı göreceğimiz gibi, dışsalcılar bu sonucu reddeder. Ama dördüncü öncülün asıl zorluğu, başka bir yerden, zihinsel durumların kendilerinin nasıl tanımlandığından gelir: içerik genişse, zihinsel kopyalar, sanıldığından daha az "kopya"dır, ve İtiraz 1'de göreceğimiz gibi, zihinselcilik, içselciliğini yitirebilir.
İtirazlar ve cevaplar
İlk iki itiraz, zihinselciliğin içselci kalıp kalamayacağını; son ikisi ise, iki görüşün her birinin kendi tanımında gizli olan bir sorunu sorguluyor.
İtiraz 1: İçerik genişse, zihinselcilik içselci değildir
Putnam'ın İkiz Dünya vakası doğruysa, Dünya'daki bir kişi ile İkiz Dünya'daki kopyası, iç durumları aynı olduğu halde, farklı içerikli inançlara sahiptir: biri suya, öbürü suya benzeyen başka bir sıvıya dair inançlar taşır. Zihinsel durumlar, içerikleriyle tanımlanıyorsa, iki kişi zihinsel olarak aynı değildir. Zihinselcilik, gerekçeyi zihinsel durumlara bağladığı için, iki kişinin gerekçesinin, kişilerin içinde değil, çevrelerinde olan bir farka bağlı olarak farklı olabileceğini kabul eder. Bu, dışsalcılığın tam olarak savunduğu şeydir: gerekçe, kişinin dışındaki olgulara bağlıdır.
Cevap: Zihinselcinin elinde iki cevap vardır. Birincisi, zihinselciliği dar içerikle sınırlamaktır: gerekçe, kişinin zihinsel durumlarının, çevreden bağımsız olan yönlerinin üstüne gelir. Bu cevap, zihinselciliği içselci tutar, ama dar içeriğin ne olduğunu açıklamayı gerektirir; ve dar içerik, zihin felsefesinin en tartışmalı kavramlarından biridir. İkincisi, içerik farklarının gerekçe farkı yaratmadığını savunmaktır: Dünya'daki kişi ile İkiz Dünya'daki kopyası, farklı önermelere inansalar da, bu önermelere aynı ölçüde gerekçeyle inanırlar, çünkü ikisinin kanıtı, kendi önermelerini aynı biçimde destekler. Bu cevap, gerekçe ile içerik arasındaki bağı gevşetir: içerik dışsalcılığı doğru olabilir, ama gerekçe içselciliği yine de doğru kalır. Feldman ve Conee'nin M tezi, ikinci cevapla uyumlu biçimde, "aynı inançların aynı ölçüde gerekçeli olması"ndan söz eder; ama "aynı inançlar" ifadesi, İkiz Dünya vakasında neyin aynı sayılacağı sorusunu yeniden açar.
İtiraz 2: Bilgi bir zihinsel durumsa, zihinselcilik dışsalcıdır
İngiliz filozof Timothy Williamson, 2000 tarihli Knowledge and Its Limits'te, bilginin kendisinin bir zihinsel durum olduğunu savundu: bilmek, inanmak gibi, kişinin zihnine dair bir durumdur, ama inanmaktan farklı olarak, dünyanın da belirli bir biçimde olmasını gerektirir. Bu görüş doğruysa, zihinsel durumlar, bilgi dahil, kısmen dünyaya bağlıdır. E=K tezi ile, yani Ders Ç3.11'in tartıştığı kanıt anlayışıyla, birleştiğinde, kişinin kanıtı, bildiği önermelerdir; ve bu önermeleri bilmek, Williamson'a göre bir zihinsel durumdur. Öyleyse, zihinselciliği kabul eden biri, Williamson'ın görüşünü de kabul ederse, gerekçenin dünyaya bağlı olduğunu kabul etmiş olur. Zihinselcilik, adını koruyarak, dışsalcılığa dönüşür.
Cevap: Bu itiraz, zihinselciliğin içselciliğinin, "zihinsel" sözcüğünün nasıl anlaşıldığına bağlı olduğunu açıkça gösteriyor. Feldman ve Conee, zihinselciliği savunurken, zihinsel durumları, zihin felsefesinin geleneksel "iç" kavramıyla, yani kişinin zihinsel kopyasının da paylaşacağı durumlarla, koşut biçimde anlar. Williamson'ın görüşü ise, bu geleneksel kavrama karşı çıkar: zihinsel olan, içsel olmak zorunda değildir. İki görüş arasındaki tartışma, bu yüzden, epistemolojiden çok zihin felsefesine aittir. Zihinselci, zihinsel durumları içsel olanlarla sınırlayarak tutarlı kalabilir; ama bu sınırlama, bir tanım olarak değil, bir tez olarak savunulmalıdır. Bir başka seçenek de, iki görüş arasında bir iş bölümü yapmaktır: içsel zihinsel durumlar gerekçeyi belirler, bilgi gibi dünyaya bağlı zihinsel durumlar ise bilgiyi. Bu iş bölümü, Ders Ç4.1'de içselcinin Gettier vakaları karşısında yaptığı iş bölümüne benzer; ve onun gibi, gerekçe ile bilginin birbirinden ne kadar uzaklaşabileceği sorusunu açık bırakır. Williamson'ın bilgi-önce yaklaşımı, Ders Ç4.11'de ayrıntılı olarak incelenecek.
İtiraz 3: Erişim, kendi erişimini gerektirir
Amerikalı filozof William Alston, erişimciliğin gerekçelerinin, daha güçlü bir koşulu da desteklediğini savundu. Erişimcilik, kişinin gerekçelendiren şeylere erişebilmesini ister, çünkü kişinin epistemik sorumluluğunu yerine getirebilmesi için neye dayandığını görebilmesi gerekir. Ama aynı gerekçe, kişinin, bu şeylerin hangi inançları gerekçelendirdiğine de erişebilmesini gerektirir: kişi, gerekçelendiren şeyleri görüp, onların hangi inançları desteklediğini göremiyorsa, sorumluluğunu yerine getiremez. Bu, bir "üst düzey gereklilik"tir: kişi, yalnızca gerekçelerine değil, gerekçelerinin gerekçelendirici gücüne de erişmelidir. Alston'ın kendisi bu gerekliliği, çok az kişinin karşılayabileceği gerekçesiyle reddeder, ve buradan içselciliği destekleyen ödevci argümanın sağlam olmadığı sonucuna varır. Ayrıca bu gereklilik, Ders Ç4.1'deki Bergmann'ın ikilemine benzer bir gerilemeye de yol açabilir.
Cevap: Feldman ve Conee'nin cevabı, Alston'ın ele aldığı argümanın, gerekçeyi kişinin bilebilmesi gereken ödevlere uymak sayan ödevci bir anlayışa dayandığını göstermektir: içselci bu anlayışı reddetmekte serbesttir, ve kanıtçılığa göre uygun kanıta sahip olmak, kendi başına gerekçe sağlar. Bu cevap, zihinselciliğe doğal biçimde uyar: zihinselcilik, erişime dayanmadığı için, bu üst düzey gerekliliği gerektirmez. Gerekçe, kişinin zihinsel durumlarına bağlıdır; kişinin bu durumların gerekçelendirici gücünü görmesi gerekmez. Bu cevap, zihinselciliğin erişimciliğe karşı bir üstünlüğünü gösterir: erişimcilik, kendi motivasyonunun mantığını izlerse, kişiye ağır bir yük bindirir; zihinselcilik ise bu yükten kurtulur. Ama bu üstünlüğün bir bedeli vardır: zihinselcilik, erişimciliğin asıl motivasyonu olan sorumluluk sezgisini, yani Ders Ç4.1'de BonJour'da gördüğümüz sezgiyi, büyük ölçüde bırakır. Zihinselcilik, kişinin "bakış açısından" değil, kişinin "zihninden" söz eder; ve zihin, kişinin göremediği şeyleri de içerir. Erişimci, bu yüzden, zihinselciliğin içselciliğin ruhunu kaybettiğini söyleyebilir.
İtiraz 4: Zihinselcilik, göremediğimiz şeyleri de gerekçe sayar
Zihinselciliğe göre, kişinin eğilimsel zihinsel durumları, kişi onlara erişemese de, gerekçesine katkıda bulunabilir. Ama kişinin zihninde, onun hiç bilmediği birçok şey olabilir: bastırılmış anılar, bilinçdışı önyargılar, hatırlanamayan izlenimler. Bu durumlar, gerekçeye katkıda bulunuyorsa, kişinin gerekçesi, kişinin kendisinin bile bilemeyeceği şeylere bağlıdır. Bu, içselciliği savunmanın asıl nedeni olan, gerekçenin kişinin bakış açısıyla ilişkisini koparır. Giriş'teki Nil, otobüsün 8.15'te geleceğine inanırken, kendisi için hiçbir neden görmediği bir şeyle, yani unuttuğu bir konuşmayla, eleştirilebilir mi?
Cevap: Zihinselci, bu itirazı, gerekçe ile eleştiri arasındaki ayrımla karşılayabilir. Nil'in unuttuğu konuşma, onun gerekçesini biraz zayıflatır; ama bu, Nil'in eleştirilmesi gerektiği anlamına gelmez, çünkü Nil, bu konuşmayı hatırlamadığı için, ona göre davranamaz. Gerekçe, bir eleştiri ölçütü değil, inancın kişinin zihinsel durumlarına göre ne kadar iyi desteklendiğinin bir ölçüsüdür. Bu cevap, Ders Ç3.12'de gördüğümüz Feldman ve Conee'nin yaklaşımıyla tutarlıdır: epistemik değerlendirme, suçlama değildir. Ama zihinselcinin bir sınır çizmesi gerekir: kişinin zihnindeki her durum, gerekçeye katkıda bulunmaz. Bilinçdışı bir önyargı, kişinin zihninde olsa da, bir kanıt değildir; ve zihinselcinin kuramı, kanıt işlevi gören zihinsel durumları, gören durumlardan ayırmak zorundadır. Feldman ve Conee'nin zihinselciliği, kanıtçılıkla birleşerek bu ayrımı yapar: gerekçeye katkıda bulunan zihinsel durumlar, kanıt olan zihinsel durumlardır. Ama hangi zihinsel durumların kanıt olduğu, kanıt dersinin (Ç3.11) gösterdiği gibi, ayrı ve tartışmalı bir sorudur.
Örnekler
Örnek 1: Nur ile Nil'in otobüsü (kurgu)
Giriş'teki durağa İkiz Testi'yle bakalım. İkizler, anlık zihinsel durumları bakımından aynıdır: aynı tarifeye bakıyor, aynı saati düşünüyorlar. Fark, Nil'in eğilimsel bir zihinsel durumundadır: unutulmuş bir anı. Bu fark zihinsel midir? Evet; Nil'in zihnindedir. Erişilebilir midir? Şu an, hayır. Öyleyse, İkiz Testi'nin sorusu şudur: bu fark, gerekçe farkı yaratır mı?
Erişimciye göre, yaratmaz. Nil, şu an erişemediği bir şeyden etkilenemez; gerekçesi, Nur'unkiyle aynıdır. Zihinselciye göre ise, yaratabilir: Nil'in eğilimsel anısı, onun zihinsel durumlarından biridir, ve inancına karşı çıkan bir kanıttır; Nil'in gerekçesi, Nur'unkinden biraz zayıftır. Şimdi vakayı değiştirelim: Nil'in anısı, birkaç saniye düşündüğünde aklına gelecek kadar yakında olsun. Bu durumda, erişimci de, Nil'in bu anıya erişebildiğini kabul eder, ve iki görüş aynı sonuca varır. Bu değişiklik, iki görüşün ayrıldığı bölgenin dar olduğunu gösterir: yalnızca, kişinin zihninde olan ama ona ulaşamadığı durumlarda. Ama bu bölgenin sınırı da keskin değildir: "birkaç saniye düşünmek" ile "birkaç gün sonra kendiliğinden hatırlamak" arasında, birçok ara durum vardır. Ama bu bölge, sanıldığından geniştir: insanların bildiklerinin büyük kısmı, o an ulaşamadıkları, ama zihinlerinde duran bilgilerdir.
Örnek 2: Feldman ve Conee'nin karşıtlık çiftleri
Feldman ve Conee, 2001 makalesinde, zihinselciliği savunmak için beş karşıtlık örneği verir; burada ilk dördüne bakacağız (beşincisi, aldatılan bir kavanozdaki beyin vakası, tamamen içsel bir farkı gösterir). Her örnekte bir inanç öbüründen daha iyi gerekçelidir, ve fark, bir zihinsel farka dayanır. Birinci çiftte, Bob ve Ray, klimalı bir otel lobisinde, dünkü gazeteyi okuyor; ikisi de bugün havanın çok sıcak olacağını okumuş ve buna inanmıştır. Sonra Bob dışarı çıkar ve sıcağı hisseder. İkisi de havanın sıcak olduğuna inanmaya devam eder, ama Bob'un inancı artık daha iyi gerekçelidir. Feldman ve Conee'nin yorumuna göre, Bob, sıcağı hissederek, gerçek sıcaklığı adeta "içselleştirmiştir". İkinci çiftte, deneyimsiz bir kuş gözlemcisi ile bir uzman, aynı kuşu iyi bir biçimde görür; görsel deneyimleri aynıdır. Uzman, kuşun bir ağaçkakan olduğunu hemen bilir, çünkü ağaçkakanların neye benzediğine dair tamamen makul inançlara sahiptir; deneyimsiz gözlemci ise, buna inanmak için iyi bir nedene sahip değildir.
Üçüncü çiftte, bir mantık dersinin asistanı ile yeni başlayan bir öğrenci, bir ödev sorusuna bakar: doğru olduğunu ikisinin de bildiği bir cümle verilmiş ve başka bazı cümlelerin de doğru olup olmadığı soruluyor. Asistan, bunlardan bazılarının ilk cümlenin mantıksal sonucu olduğunu basit bir yansıtmayla görür; öğrenci ise göremez. Dördüncü örnek, Gettier'in Ders Ç1.11'de okuduğumuz Ford vakasından türeyen, Amerikalı filozof Keith Lehrer'in 1965'te kurduğu türden bir vakadır: Smith, bürosundaki Jones'un bir Ford'u olduğuna inanmak için mükemmel nedenlere sahiptir, ve bürodan birinin bir Ford'u olduğu sonucuna varır. Jones, aslında Ford sahibiymiş gibi davranmaktadır; ama bürodaki başka biri, gerçekten bir Ford sahibidir. Feldman ve Conee'ye göre, Jones'un davranışının bir rol olduğu olgusu, Smith'in bilmesini engeller, ama gerekçesini azaltmaz; daha sonra Smith, Jones'un rol yaptığını gösteren yeterli nedenler edindiğinde, gerekçesi ortadan kalkar.
İlk dört örneğin ortak noktası, Feldman ve Conee'ye göre, gerekçe farkının zihinsel bir farkla birlikte görülmesidir; kuş gözlemcisi ve mantık örneklerinde açıkça söyledikleri gibi, daha az gerekçeli kişi öbürünün zihinsel durumunu edinseydi aynı gerekçeyi kazanırdı; Bob ile Smith örneklerinde ise değişim, dıştaki bir olgunun zihne alınmasıyla, yani "içselleştirilmesiyle" gerçekleşir. Örnekler, zihinselciliği ve erişimciliği birbirinden ayırmaz: bu dört örnekte de, fark, kişinin erişebildiği bir farktır. Ama dördüncü örnek, zihinselciliğin dışsalcılıktan nasıl ayrıldığını keskin biçimde gösterir: Smith'in bilgisini engelleyen olgu, Jones'un rol yapması, zihin dışıdır, ve gerekçeyi değiştirmez; gerekçeyi değiştiren, Smith'in bu olguyu öğrenmesi, yani bir zihinsel değişikliktir.
Örnek 3: Dilin ucundaki kelime
Herkesin yaşadığı bir deneyim: bir kelimeyi bildiğinizden eminsiniz, ama o an hatırlayamıyorsunuz; kelime "dilinizin ucunda". Amerikalı psikologlar Roger Brown ve David McNeill, 1966'da Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior'da yayımlanan bir çalışmada, bu durumu deneysel olarak incelediler. Katılımcılara, az bilinen kelimelerin tanımlarını verdiler, ve kelimeyi hatırlayamayan ama "dilinin ucunda" olduğunu söyleyen katılımcılardan, kelimeye dair bildiklerini söylemelerini istediler. Katılımcılar, kelimenin kendisini söyleyemeseler de, ilk harfini ya da hece sayısını, şans düzeyinin üstünde bir doğrulukla tahmin edebiliyordu.
Bu olgu, erişimcilik ile zihinselcilik arasındaki farkın gerçek ve sık karşılaşılan bir durumda ortaya çıktığını gösterir. Dilin ucundaki kelime, kişinin zihnindedir: kişi, onun bazı özelliklerine erişebilir, ve bir süre sonra kelime çoğu zaman kendiliğinden aklına gelir. Ama o an, kişi kelimeye tam olarak erişemez. Diyelim ki kişi, bu kelimenin bir tanıma uyup uymadığına dair bir yargıya varmak zorunda. Kelimeye kısmen eriştiği ilk harf ve hece sayısı, onun yargısını destekleyebilir; erişemediği geri kalanı ise, erişimciye göre desteklemez, zihinselciye göre ise, belki destekler. Olgu, erişimin, "var" ya da "yok" olan bir şey değil, derecelenen bir şey olduğunu da gösterir: kişi, bir zihinsel duruma kısmen erişebilir. Brown ve McNeill'in bulgusunun bir başka yönü de, katılımcıların, aradıkları kelimeyle ses ya da anlam bakımından ilişkili başka kelimeleri sık sık aklına getirmesiydi. Bu, erişilemeyen bilginin, kişinin erişebildiği şeyleri, yani aklına gelen yanlış adayları, şekillendirdiğini gösterir: erişilemeyen durum, sessizce, erişilebilir durumları etkiler. Bu, erişimciliğin, erişimi bir derece olarak tanımlaması gerektiğini; ve zihinselcilik ile erişimcilik arasındaki sınırın, keskin bir çizgi değil, bir geçiş bölgesi olduğunu düşündürür.
Araç kartı: İkiz Testi
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | İki kişi arasındaki bir gerekçe farkının, zihinsel ve erişilebilir bir farka mı, zihinsel ama erişilemez bir farka mı, yoksa zihin dışı bir farka mı dayandığını belirler; böylece bir gerekçe kuramının hangi farkları önemsediğini görünür kılar. |
| Adımlar | 1) Aynı önermeye inanan iki kişiyi yan yana yaz. 2) İki kişi arasındaki bütün farkları listele. 3) Her farkı sınıflandır: anlık zihinsel ve erişilebilir mi, eğilimsel ve erişilebilir mi, zihinsel ama erişilemez mi, zihin dışı mı? 4) Sor: bu fark, iki kişinin gerekçesi arasında bir fark yaratıyor mu? 5) Erişimci, zihinselci ve dışsalcı cevapları ayrı ayrı yaz. 6) Daha az gerekçeli kişi, öbürünün durumunu edinseydi, aynı gerekçeyi kazanır mıydı? Bu, farkın gerçekten gerekçeyi taşıyıp taşımadığını gösterir. |
| Ne zaman kullanılır | Aynı şeye inanan iki kişiden birinin inancının neden daha iyi gerekçeli göründüğünü açıklamak gerektiğinde; bir gerekçe kuramını, sınır vakalarıyla sınarken; bir kişinin unuttuğu ya da fark etmediği bir şeyin, inancının gerekçesini etkileyip etkilemediği sorulduğunda. |
| Sınırı | Üçüncü adım, zihinsel olan ile olmayanı ayırmayı gerektirir, ve İtiraz 1 ile 2'de gördüğümüz gibi, bu ayrım tartışmalıdır. Erişilebilirlik, bir derece meselesidir; test, bir farkı keskin bir sınıfa yerleştirmeye zorlarsa yanıltıcı olabilir. Test, kuramların ne dediğini gösterir; hangisinin doğru olduğuna karar vermez. |
| 5K kapısı | Kavram |
İkiz Testi'nin Kavram kapısına bağlı olması, testin asıl işinin, "zihinsel", "erişilebilir" ve "içsel" kavramlarını birbirinden ayırmak olmasından gelir: bir gerekçe kuramının ne söylediği, bu üç kavramın nasıl tanımlandığına bağlıdır.
Özet
- Feldman ve Conee (2001), içselciliğin iki biçimini ayırır: gerekçeyi kişinin özel erişime sahip olduğu şeylere bağlayan erişimcilik ile, kişinin zihinsel hayatındaki şeylere bağlayan zihinselcilik.
- Zihinselciliğin kesin ifadesi S ve M tezleridir: gerekçe, anlık ve eğilimsel zihinsel durumların üstüne gelir; zihinsel kopyalar, gerekçe bakımından da aynıdır.
- İki görüş, kişinin zihninde olan ama ona erişemediği durumlarda, örneğin unutulmuş anılarda ve dilin ucundaki kelimelerde, ayrılır.
- Feldman ve Conee, karşıtlık çiftlerinden (Bob ve Ray, kuş gözlemcileri, mantık asistanı ve öğrenci, Smith ve Ford) en iyi açıklamaya çıkarımla zihinselciliği savunur.
- İçerik dışsalcılığı (Putnam'ın İkiz Dünya'sı) ve bilgiyi bir zihinsel durum sayan görüş (Williamson), zihinselciliğin içselci kalıp kalamayacağını sorgular.
- Alston'ın üst düzey gerekliliği erişimciliği zorlar; zihinselcilik bu yükten kurtulur, ama erişimciliğin sorumluluk sezgisini büyük ölçüde bırakır.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Feldman ve Conee, "Internalism Defended" makalesinin başında, içselciliğin iki tanımını şöyle ayırır:
"'Erişimcilik' adını vereceğimiz görüş, bir kişinin inancının epistemik gerekçesinin, kişinin özel bir türden erişime sahip olduğu şeyler tarafından belirlendiğini savunur. [...] Pollock'tan ve Sosa'dan yaptığımız alıntılar ise biraz farklı bir anlayışa işaret eder. Bunlar, içselciliğin, bir kişinin inançlarının yalnızca kişinin zihinsel hayatının içindeki şeyler tarafından gerekçelendirildiği görüşü olduğunu düşündürür. İçselciliğin bu biçimine 'zihinselcilik' diyeceğiz. Bir zihinselci kuram, gerekçenin tamamen anlık zihinsel etkenler tarafından, ya da eğilimsel olanlar tarafından da, belirlendiğini öne sürebilir. Gerekçeye katkıda bulunduğu söylenen şeyler kişinin zihninde olduğu sürece, görüş zihinselciliğin bir biçimi sayılır."
Pasajın hemen ardından, Feldman ve Conee, filozofların iki görüşü genellikle ayırmadığını, çünkü özel erişimin yalnızca zihinsel şeylere ve belki bütün zihinsel şeylere ulaşabildiğini örtük olarak varsaydıklarını söyler. Bu gözlem, makalenin kavramsal katkısıdır: iki görüşün ayrılabileceğini göstermek, içselcilik tartışmasında, karşı tarafın itirazının hangi görüşe yöneldiğini sormayı mümkün kılar. Ders Ç4.1'de gördüğümüz Bergmann'ın ikilemi ve bu dersteki Alston'ın üst düzey gerekliliği gibi itirazlar, erişime dayanır; ve zihinselcilik, bu itirazların bir kısmından kaçınabilir.
Pasajın ikinci dikkat çekici noktası, zihinselciliğin anlık ve eğilimsel biçimleri arasında bir seçim bırakmasıdır. Feldman ve Conee'nin kendi S tezi, açıkça eğilimsel durumları da içerir. Bu seçim, Örnek 1'deki Nil'in durumunda belirleyicidir: yalnızca anlık zihinsel durumları sayan bir zihinselcilik, Nil'in unutulmuş anısını gerekçe dışında bırakır ve erişimcilikle aynı sonuca varır; eğilimsel durumları da sayan bir zihinselcilik ise, anıyı gerekçeye katar. Zihinselciliğin erişimcilikten ayrıldığı yer, tam olarak, eğilimsel ama erişilemez durumlardır.
Pasajın üçüncü özelliği, bir tanım önerisi olmasıdır, bir argüman değil. Feldman ve Conee, içselciliğin bir "teknik terim" olduğunu ve her tanımının bir ölçüde şart koşucu olduğunu açıkça kabul eder. Bu, felsefi tartışmalarda sık karşılaşılan bir durumu gösterir: bir terimin nasıl tanımlandığı, tartışmanın sonucunu kısmen belirler. Zihinselcilik, basitlik ve açıklık gerekçesiyle seçilmiştir, ve Feldman ve Conee'ye göre savunulabilir olması da onu destekler; ve erişimcinin itirazı, bu seçimin içselciliği savunulabilir kılarken onu boşalttığı olabilir. Bu yüzden, bir okurun pasajdan çıkarması gereken ders, zihinselciliğin doğru olup olmadığından çok, bir felsefi tartışmada, karşı tarafın itirazının hangi tanıma yöneldiğini sormanın önemidir: tanım değişince, itiraz da hedefini kaybedebilir.
Teknik ayrıntı
Bu bölüm, iki görüşün teknik ayrıntılarını dört başlıkta ele alıyor: güçlü üstüne gelme, erişimin türleri, parlaklık tartışması ve kanıtçılıkla bağlantı.
Güçlü üstüne gelme. Feldman ve Conee'nin S tezi, "güçlü" bir üstüne gelme tezidir. Zayıf üstüne gelme, yalnızca aynı dünyadaki bireyleri karşılaştırır: bu dünyada zihinsel olarak aynı olan iki kişi, gerekçe bakımından aynıdır. Güçlü üstüne gelme ise, farklı olası dünyalardaki bireyleri de karşılaştırır: hangi olası dünyada olursa olsunlar, zihinsel olarak aynı olan iki kişi, gerekçe bakımından aynıdır. M tezi, bu güçlü biçimin bir sonucudur, ve Feldman ve Conee'nin belirttiği gibi, farklı olası dünyalardaki zihinsel kopyaların aynı tutumlara gerekçeli olduğunu söyler. Bu güçlü biçim, yeni kötü cin vakası için belirleyicidir: aldatılan kişi, başka bir olası dünyada yaşayan bir zihinsel kopyamızdır, ve güçlü üstüne gelmeye göre, bizimle aynı gerekçeye sahiptir.
Erişimin türleri. Erişimciler, erişimin türü konusunda farklı görüşler savundu. Bazılarına göre, erişim "doğrudan"dır: kişi, gerekçelendiren şeye, herhangi bir çıkarım yapmadan ulaşır. Bazılarına göre, erişim "yansıtma yoluyla"dır: kişi, düşünerek, belki bir süre düşünerek, ulaşır. Bir başka ayrım, erişimin "fiilî" mi "potansiyel" mi olduğudur: kişinin, gerekçelendiren şeyin şu an farkında olması mı, yoksa farkında olabilmesi mi gerekir? Bu ayrımlar, erişimciliğin sonuçlarını belirgin biçimde değiştirir. Fiilî erişim isteyen bir erişimcilik, insanların inançlarının çoğunu gerekçesiz sayar; potansiyel erişimle yetinen bir erişimcilik ise, Örnek 3'teki dilin ucundaki kelime gibi durumlarda, "potansiyel"in ne kadar uzağa uzandığına karar vermek zorundadır.
Parlaklık tartışması. Williamson, Knowledge and Its Limits'in dördüncü bölümünde, "parlak" adını verdiği bir koşulun, yani bir kişinin, koşul sağlandığında her zaman sağlandığını bilebileceği bir koşulun, önemsiz durumlar dışında var olmadığını savundu. Argümanın özü, koşulların derece derece değişebilmesine ve bilginin bir güvenlik payı gerektirmesine dayanır: bir koşul, sağlanmaktan sağlanmamaya doğru adım adım değişirken, sınıra yakın durumlarda, koşul sağlansa da kişi bunu bilemez. Bu argüman doğruysa, erişimciliğin aradığı türden bir erişim, yani gerekçelendiren şeyler varken kişinin onların varlığını her zaman bilebileceği bir erişim, mümkün değildir. Zihinselcilik, erişime dayanmadığı için, bu argümandan doğrudan etkilenmez; ama zihinselci de, kişinin kendi zihinsel durumlarını her zaman bilemeyeceğini kabul etmek zorundadır.
Kanıtçılıkla bağlantı. Feldman ve Conee'nin zihinselciliği, Ders Ç3.12'de gördüğümüz kanıtçılıkla birlikte savunulur. İki tez birleştiğinde, gerekçenin, kişinin zihinsel durumları arasındaki kanıtsal ilişkilere bağlı olduğu görüşü ortaya çıkar. Bu birleşimin bir avantajı, İtiraz 4'teki sorunu çözmesidir: gerekçeye katkıda bulunan zihinsel durumlar, kanıt işlevi görenlerdir; bilinçdışı bir önyargı, kişinin zihninde olsa da, kanıt değildir. Bir dezavantajı ise, hangi zihinsel durumların kanıt olduğu sorusunu, Ders Ç3.11'deki tartışmaya, yani kanıtın ne olduğu tartışmasına, bağlamasıdır. Zihinselcilik, bu tartışmada bir tarafı tutar: kanıt, zihinsel durumlardır.
Güncel tartışma
Erişimcilik ile zihinselcilik arasındaki ayrım, son yirmi yılda, içselcilik tartışmasının bütününü yeniden düzenledi. Feldman ve Conee'nin 2001 makalesinden önce, içselciliğe yöneltilen itirazlar çoğunlukla erişim koşuluna yönelik olarak kuruluyordu; makaleden sonra, itirazların zihinselciliğe de uygulanıp uygulanmadığı sorulmaya başlandı. Bu, tartışmanın daha kesin bir biçim almasını sağladı.
Tartışmanın canlı bir kolu, zihinselciliğin, içselciliğin asıl motivasyonunu karşılayıp karşılamadığıdır. Bazı filozoflar, içselciliğin asıl değerinin, gerekçenin kişinin bakış açısıyla ilişkisi olduğunu, ve zihinselciliğin, kişinin göremediği zihinsel durumları da gerekçeye katarak bu değeri kaybettiğini savunur. Onlara göre, içselciliğin tek savunulabilir biçimi erişimciliktir, ve erişimcilik, Ders Ç4.1'deki itirazlara rağmen savunulmalıdır. Başkaları ise, zihinselciliğin, içselciliğin "iç" sözcüğünü zihin felsefesindeki anlamıyla ilişkilendirdiği için, daha doğal bir içselcilik olduğunu savunur; ve erişimin, gerekçe için değil, gerekçenin farkına varmak için önemli olduğunu söyler.
İkinci kol, zihin felsefesindeki gelişmelerin epistemolojiye etkisidir. İçerik dışsalcılığı, yani zihinsel içeriklerin kısmen çevreye bağlı olduğu görüşü, zihin felsefesinde yaygın kabul gördü; ve bu, zihinselciliği, dar içerik kavramını savunmaya ya da içerik ile gerekçe arasındaki bağı gevşetmeye zorladı. Bir başka gelişme, "genişletilmiş zihin" görüşüdür: İngiliz filozof Andy Clark ile Avustralyalı filozof David Chalmers, 1998'de Analysis'te yayımlanan "The Extended Mind" (Genişletilmiş Zihin) makalesinde, bazı durumlarda, bir kişinin not defteri gibi dış araçların, onun zihinsel süreçlerinin bir parçası sayılabileceğini savundu. Bu görüş doğruysa, zihinselcilik, gerekçeyi kişinin kafatasının dışındaki şeylere de bağlayabilir; ve "içsel" ile "zihinsel" arasındaki bağ, bir kez daha gevşer.
Bu iki kol, ortak bir sonuca işaret eder: erişimcilik ile zihinselcilik arasındaki seçim, yalnızca epistemolojinin değil, zihin felsefesinin de bir sorusudur. Zihinsel olanın sınırları nerede çizilirse, zihinselciliğin içselciliğinin sınırları da orada çizilir. Bu, epistemolojinin, zihin felsefesinden bağımsız olarak yürütülemeyeceğinin açık bir örneğidir. Bir gerekçe kuramı seçen, bilerek ya da bilmeyerek, bir zihin kuramı da seçmiş olur. Bir sonraki ders, bu sınırların tamamen kişinin dışına taşındığı görüşü, yani dışsalcılığı ele alıyor.
Üçüncü bir kol, deneysel psikolojiden gelir. Bilişsel bilim, insanların bilinçli olarak erişemediği birçok süreç tarafından yönlendirildiğini gösterdi: algı, bellek ve yargı, büyük ölçüde bilinç dışında işleyen süreçlere dayanır. Bu bulgular, erişimci için bir sorundur: gerekçeyi yalnızca erişilebilir şeylere bağlamak, insan bilişinin büyük kısmını gerekçenin dışında bırakır. Zihinselci için ise, bulgular, hangi bilinç dışı süreçlerin "zihinsel durum" sayılacağı sorusunu doğurur: bir algı sisteminin bilinç dışı hesaplamaları, kişinin zihinsel durumları mıdır? Zihinselci, bu soruya "evet" derse, gerekçeyi, kişinin hiçbir biçimde farkında olamayacağı süreçlere bağlar, ve dışsalcılığa çok yaklaşır; "hayır" derse, zihinsel olanı bilinçli ya da bilince taşınabilir durumlarla sınırlamak zorunda kalır, ve erişimciliğe yaklaşır.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir hastanede, iki hemşire, Pınar ve Gizem, aynı hastanın aynı ilacı sabah aldığına inanıyor; ikisi de bunu, hasta dosyasındaki imzalı kayda bakarak öğrenmiş. Öğleden sonra, ilacın ikinci dozunu vermeden önce, sorumlu hemşire Melek Hanım, iki hemşirenin inancının aynı ölçüde gerekçeli olup olmadığını İkiz Testi'yle değerlendiriyor. (Hastane ve kişiler kurgudur; tıbbi ayrıntılar yöntemin gösterimi içindir.)
Adım 1, iki kişi. Pınar ve Gizem; inanç: hasta sabah dozunu aldı.
Adım 2, farklar. Pınar, sabah vardiyasında başka bir katta çalışıyordu; yalnızca kayda bakıyor. Gizem ise sabah bu kattaydı, ve hastanın odasına girdiğinde, komodinin üstünde, açılmamış bir ilaç kabı gördüğünü belirsiz biçimde hatırlıyor; ama bunun bu hastanın odası mı, yoksa yan oda mı olduğundan emin değil. Ayrıca, kaydı imzalayan hemşirenin, geçen hafta bir kayıt hatası yaptığı, Gizem'in kulağına çalınmış; Gizem bunu şu an düşünmüyor.
Adım 3, sınıflandırma. Kayıt, ikisine de anlık olarak erişilebilir. Gizem'in belirsiz anısı, zihinsel ve kısmen erişilebilir: Gizem, dikkatini verdiğinde onu hatırlıyor, ama ayrıntısına ulaşamıyor. Kayıt hatası söylentisi, Gizem'in zihnindeki eğilimsel bir durum; şu an erişilemez, ama sorulursa hatırlayabilir. Hastanın dozu gerçekten alıp almadığı ise, iki hemşire için de zihin dışı bir olgu.
Adım 4, gerekçe farkı. Gizem'in belirsiz anısı ve kayıt hatası söylentisi, onun inancına karşı çıkan zihinsel durumlardır. Pınar'da bunlar yok.
Adım 5, üç cevap. Erişimciye göre, Gizem'in kısmen erişilebilir anısı, gerekçesini biraz zayıflatır; şu an erişemediği söylenti ise zayıflatmaz. Zihinselciye göre, ikisi de Gizem'in zihinsel durumlarıdır, ve ikisi de gerekçesini zayıflatabilir. Dışsalcıya göre ise, asıl soru, kayıt sisteminin ne kadar güvenilir olduğudur; ve bu, iki hemşire için aynıdır.
Adım 6, edinme sorusu. Pınar, Gizem'in anısını ve söylentiyi öğrenseydi, onun inancı da zayıflardı. Bu, farkın gerçekten gerekçeyi taşıdığını gösterir.
Değerlendirme. Melek Hanım, kuramlar arasında bir seçim yapmak zorunda değil; pratik sonuç açık. Gizem'in zihninde, inanca karşı çıkan iki durum var, ve bunlardan biri, sorulduğunda ortaya çıkacak türden. Melek Hanım, Gizem'e doğrudan soruyor: "Bu hastayla ilgili aklına takılan bir şey var mı?" Gizem, kısa bir düşünmeden sonra, hem ilaç kabını hem de söylentiyi hatırlıyor. Melek Hanım, ikinci dozu vermeden önce, sabahki hemşireyi arıyor. Örnek, zihinselcilik ile erişimcilik arasındaki farkın pratik bir karşılığı olduğunu gösteriyor: bir kişinin zihninde, ona erişilemeyen ama gerekçesini etkileyebilecek durumlar varsa, doğru soru, o durumları erişilebilir kılabilir. Hastanelerde vardiya değişiminde yapılan sözlü devir teslimin bir işlevi de budur: bir hemşirenin zihninde duran, ama kayıtlara geçmemiş gözlemleri, bir sonraki vardiyaya erişilebilir kılmak. Kayıt, herkesin erişebildiği kanıttır; devir teslim konuşması ise, tek bir kişinin zihninde kalmış kanıtı, ortak kanıta dönüştürür. Melek Hanım'ın sorusu, bu dönüşümün, kişinin kendi zihni içinde de gerçekleşebileceğini gösterdi: doğru bir soru, kişinin kendisine bile erişilemez olan bir anıyı, onun bilinçli değerlendirmesine taşıyabilir.
Pratik: Alıştırmalar
- Erişimcilik ile zihinselcilik arasındaki farkı kendi sözlerinle açıkla. İki görüş, hangi tür zihinsel durumlarda ayrılır?
- Feldman ve Conee'nin M tezini yaz. Bu tezi sınamak için, zihinsel olarak aynı ama gerekçe bakımından farklı görünen iki kişiyi içeren, kendi seçeceğin yeni bir vaka kur. Vakan, M tezine bir karşı örnek midir?
- Putnam'ın İkiz Dünya vakası, zihinselciliğin içselci olup olmadığı sorusunu nasıl etkiliyor? Zihinselcinin verebileceği iki cevabı ve bedellerini yaz.
Cevapları göster
- Erişimciliğe göre, bir inancın gerekçesi, kişinin özel bir erişime, genellikle yansıtma yoluyla erişime, sahip olduğu şeyler tarafından belirlenir. Zihinselciliğe göre ise, gerekçe, kişinin zihinsel hayatındaki şeyler tarafından belirlenir, kişi bunlara erişebilsin ya da erişemesin. İki görüş, kişinin zihninde olan ama ona erişemediği durumlarda ayrılır: bir süre hatırlanamayan bir anı, dilin ucundaki bir kelime, kişinin farkında olmadığı bir izlenim. Kişinin kolayca erişebildiği zihinsel durumlarda, iki görüş aynı sonucu verir.
- M tezi: zihinsel olarak tamamen aynı olan iki olası birey, gerekçe bakımından da tamamen aynıdır. Bir vaka: iki kişi, aynı termometreye bakıp odanın sıcak olduğuna inanıyor; deneyimleri ve öbür zihinsel durumları tamamen aynı. Ama birinin termometresi doğru, öbürününki, ikisinin de bilmediği bir arıza yüzünden yanlış çalışıyor. Dışsalcıya göre, birincinin inancı güvenilir bir süreçten doğduğu için daha iyi gerekçelidir; bu, M tezine bir karşı örnek olurdu. Zihinselciye göre ise, iki kişinin gerekçesi aynıdır; yalnızca birinin inancı doğru ve bilgi olmaya adaydır. Vakanın M tezine karşı örnek olup olmadığı, gerekçenin bir güvenilirlik meselesi mi, yoksa kişinin kanıtına uyum meselesi mi olduğuna bağlıdır; bu da, içselcilik ile dışsalcılık tartışmasının özüdür.
- Putnam'ın vakasına göre, Dünya'daki bir kişi ile İkiz Dünya'daki kopyası, iç durumları aynı olduğu halde, farklı içerikli inançlara sahiptir; zihinsel durumlar içerikleriyle tanımlanıyorsa, iki kişi zihinsel olarak aynı değildir, ve zihinselcilik, gerekçeyi kişinin dışındaki bir farka bağlamış olur. Zihinselcinin birinci cevabı, zihinselciliği dar içerikle sınırlamaktır; bedeli, dar içeriğin ne olduğunu açıklamak zorunda kalmaktır, ve bu tartışmalıdır. İkinci cevabı, içerik farklarının gerekçe farkı yaratmadığını savunmaktır: iki kişi farklı önermelere inansa da, kanıtları kendi önermelerini aynı ölçüde destekler; bedeli, M tezindeki "aynı inançlar" ifadesinin, İkiz Dünya vakasında neyi kapsadığını yeniden tanımlamak zorunda kalmaktır.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: iki komşu, mahalledeki fırının yarın kapalı olacağına inanıyor; biri bunu fırının camındaki yazıdan okumuş, öbürü birinden duymuş. Zayıf çalışma: "Yazıyı okuyan daha iyi biliyor, çünkü kendi gözüyle gördü." Güçlü çalışma: "Farklar: biri yazıyı gördü (anlık, erişilebilir); öbürü duydu, ama kimden duyduğunu hatırlamıyor (zihinsel, kaynağı erişilemez). Erişimciye göre, ikincinin erişebildiği tek şey 'biri söyledi' anısı; gerekçesi zayıf. Zihinselciye göre, kaynağın anısı zihninde duruyorsa ve güvenilir biriyse, gerekçesi sanıldığından iyi olabilir. Dışsalcıya göre, asıl soru, ikincinin duyduğu kaynağın güvenilir olup olmadığı. Edinme sorusu: ikinci komşu yazıyı görseydi, aynı gerekçeyi kazanırdı; öyleyse fark, gerçekten gerekçeyi taşıyor. Sonuç: fark, zihinsel ve erişilebilir bir farka, yani yazıyı görmüş olmaya, dayanıyor."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Farklar | İki kişi arasındaki farklar ayrı ayrı listelenmiş ve sınıflandırılmış |
| Üç cevap | Erişimci, zihinselci ve dışsalcı değerlendirmeler ayrı ayrı yazılmış |
| Edinme sorusu | Daha az gerekçeli kişinin, öbürünün durumunu edinmesinin sonucu sorulmuş |
| Gerekçeli sonuç | Argüman, gerekçe farkının hangi türden bir farka dayandığını gerekçesiyle belirtiyor |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç4.1) Ders Ç4.1'deki içselciliğin en derin motivasyonu neydi? Bu motivasyon, erişimciliği mi zihinselciliği mi daha doğal biçimde destekliyor?
- (Ders Ç1.4) Ders Ç1.4'te anlık ve eğilimsel inanç nasıl ayrılmıştı? Bu ayrım, erişimcilik ile zihinselcilik arasındaki farkı nasıl belirliyor?
- (Ders Ç3.11) Ders Ç3.11'deki zihinselci kanıt anlayışı ile bu dersteki zihinselcilik arasındaki ilişki nedir?
Cevapları göster
- Ders Ç4.1'de içselciliğin en derin motivasyonu, gerekçenin, kişinin kendi bakış açısından değerlendirilen bir akılsallık ve sorumluluk olduğu sezgisiydi; BonJour bu sezgiyi, dışsalcılığa karşı savunmuştu. Bu motivasyon, erişimciliği daha doğal biçimde destekler, çünkü kişinin bakış açısı, kişinin erişebildiği şeylerden oluşur; kişi, erişemediği bir şeye göre akılsal ya da sorumlu davranamaz. Zihinselcilik ise, kişinin erişemediği zihinsel durumları da gerekçeye katarak, bu motivasyonu kısmen bırakır; ve bu yüzden erişimciler, zihinselciliğin içselciliğin ruhunu kaybettiğini söyleyebilir.
- Ders Ç1.4'te anlık inanç, kişinin şu an bilinçli olarak düşündüğü inanç; eğilimsel inanç ise, kişinin şu an düşünmediği ama uygun koşullarda ortaya çıkacak inançtı. Bu ayrım, erişimcilik ile zihinselcilik arasındaki farkın yerini belirler: Feldman ve Conee'nin zihinselciliği, hem anlık hem eğilimsel zihinsel durumları kapsar. Bazı eğilimsel durumlara kişi kolayca erişebilir, bazılarına erişemez. İki görüş, ancak erişilemeyen eğilimsel durumlarda ayrılır: zihinselcilik onları gerekçeye katar, erişimcilik katmaz.
- Ders Ç3.11'de zihinselci kanıt anlayışı, kanıtın kişinin zihinsel durumlarından oluştuğu görüşüydü; Conee ve Feldman bu görüşü savunuyordu. Bu dersteki zihinselcilik ise, gerekçenin kişinin zihinsel durumlarının üstüne geldiği görüşüdür. İki görüş, Conee ve Feldman'da birbirini tamamlar: gerekçe, kişinin kanıtına uyuma bağlıdır; kanıt, kişinin zihinsel durumlarıdır; öyleyse gerekçe, zihinsel durumlara bağlıdır. Ama iki görüş birbirini gerektirmez: kanıtçı olmayan bir zihinselcilik, gerekçeyi zihinsel durumlara kanıt dışında bir yolla da bağlayabilir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Erişimcilik nedir? | Gerekçenin, kişinin özel bir erişime, genellikle yansıtma yoluyla erişime, sahip olduğu şeylerce belirlendiği görüşü. |
| Zihinselcilik nedir? | Gerekçenin yalnızca kişinin zihinsel hayatındaki şeylerce belirlendiği görüşü, kişi onlara erişebilsin ya da erişemesin (Feldman ve Conee, 2001). |
| S tezi nedir? | Doksastik tutumların gerekçe durumu, kişinin anlık ve eğilimsel zihinsel durumlarının üstüne güçlü biçimde gelir. |
| M tezi nedir? | Zihinsel olarak tamamen aynı olan iki olası birey, gerekçe bakımından da tamamen aynıdır. |
| İki görüş nerede ayrılır? | Kişinin zihninde olan ama ona erişemediği durumlarda: unutulmuş anılar, dilin ucundaki kelimeler. |
| Bob ve Ray örneği neyi gösterir? | Dışarı çıkıp sıcağı hisseden Bob'un inancı, yalnızca gazeteye dayanan Ray'inkinden daha iyi gerekçelidir; fark zihinseldir. |
| İkiz Dünya zihinselciliği nasıl zorlar? | İçerik genişse, iç durumları aynı iki kişi zihinsel olarak aynı değildir; zihinselcilik gerekçeyi çevreye bağlamış olur (Putnam, 1975). |
| Alston'ın üst düzey gerekliliği nedir? | Erişimciliğin gerekçeleri, kişinin gerekçelerinin gerekçelendirici gücüne de erişmesini gerektirir; zihinselcilik bu yükten kurtulur. |
Okuma listesi
- Richard Feldman ve Earl Conee, "Internalism Defended", American Philosophical Quarterly 38 (2001). Erişimcilik ile zihinselcilik ayrımı ve zihinselciliğin savunusu.
- Hilary Putnam, "The Meaning of 'Meaning'", Minnesota Studies in the Philosophy of Science 7 (1975). İkiz Dünya ve içerik dışsalcılığı.
- Timothy Williamson, Knowledge and Its Limits (Oxford University Press, 2000), 1. ve 4. bölümler. Bilgi bir zihinsel durum olarak ve parlaklık karşıtı argüman.
- Andy Clark ve David Chalmers, "The Extended Mind", Analysis 58 (1998). Genişletilmiş zihin.
- Roger Brown ve David McNeill, "The 'Tip of the Tongue' Phenomenon", Journal of Verbal Learning and Verbal Behavior 5 (1966). Dilin ucundaki kelime.
Sonraki derse köprü
Bu ders boyunca, içselciliğin iki biçimini karşılaştırdık; ama ikisi de, gerekçenin kişinin içinde olduğunu kabul ediyordu. Güncel tartışmanın sonunda, zihinsel olanın sınırlarının, içerik dışsalcılığı ve genişletilmiş zihin görüşleriyle, kişinin dışına doğru kaydığını gördük; ve Argüman'ın en tartışmalı öncülünde, civciv uzmanı gibi vakaların, zihinsel olarak benzer kişiler arasında güvenilirliğe dayalı bir gerekçe farkı olabileceğini düşündürdüğünü not ettik. Ders Ç4.3, bu yöndeki adımı bütünüyle atan görüşü, yani dışsalcılığı, inceliyor: gerekçe, kişinin zihni ile dünya arasındaki, kişinin göremeyebileceği bir ilişkide yatıyorsa, o ilişki nedir? Ders, bir inancın hangi süreçle oluştuğunu sormak için Süreç Sorusu adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: Bugün bir şeyi hatırlamaya çalışıp hatırlayamadığın bir an oldu mu? O hatırlayamadığın şey, o an neye inandığını etkiledi mi?