Giriş
Konya'da bir belediyenin trafik birimi, kentin en çok kaza olan kavşağı için bir çözüm arıyor. Birim, iki uzmanı aynı masaya oturtuyor. Psikolog Dr. Aylin, bir yıl boyunca sürücülerin kavşağa yaklaşan araçların hızını nasıl tahmin ettiğini incelemiş: sürücüler, büyük araçların hızını küçümsüyor, kendilerine doğrudan gelen araçların hızını ise kenardan gelenlerinkinden daha kötü tahmin ediyor. Trafik mühendisi Kerem Bey ise başka bir soru soruyor: sürücüler hızı nasıl tahmin etmeli, ve onların bu tahmini doğru yapmasını nasıl sağlarız? Dr. Aylin'in bulguları, sürücülerin ne yaptığını söylüyor; Kerem Bey'in sorusu, ne yapmaları gerektiğini. Ama Kerem Bey, kendi sorusuna, Dr. Aylin'in bulguları olmadan cevap veremeyeceğini fark ediyor: sürücülerin hangi bilişsel sınırlarla çalıştığını bilmeden, onlara ulaşılabilir bir doğruluk hedefi koyamaz. (Belediye, kişiler ve bulgular kurgudur.)
Masadaki iki soru, epistemolojinin yirminci yüzyılın ikinci yarısında karşılaştığı en büyük yöntem tartışmasının gündelik bir yüzüdür. Epistemoloji, Ders Ç1.1'de gördüğümüz gibi, öncelikle normatif bir alan olarak tanımlanır: insanların nasıl inanması gerektiğini sorar. Ama insanların gerçekte nasıl inandığını, bilişsel bilim inceler. İki soru arasındaki ilişki nedir? Epistemoloji, bilişsel bilimin bulgularını görmezden gelerek, koltuğundan kalkmadan, yalnızca kavramları çözümleyerek ve sezgilere başvurarak mı yürümelidir? Yoksa bilişsel bilimin bir parçası mı olmalıdır?
Amerikalı filozof Willard Van Orman Quine, 1969'da Ontological Relativity and Other Essays (Ontolojik Görelilik ve Öbür Denemeler) kitabında yayımlanan "Epistemology Naturalized" (Doğallaştırılmış Epistemoloji) makalesinde, bu soruya radikal bir cevap verdi: epistemoloji, ya da onun gibi bir şey, psikolojinin, dolayısıyla doğa biliminin bir bölümü olarak yerine oturur. Ders Ç1.1'de bu öneriyi kısaca anmış, ve onun epistemolojinin normatif boyutunu terk edip etmediğinin tartışmalı olduğunu söylemiştik; Ders Ç2.1'de ise, Quine'ın, algının güvenilirliğini bilimle kanıtlamaya çalışmanın döngüselliğini kaçınılmaz sayıp kabul ettiğini, ve bu görüşün burada ayrıntılı işleneceğini belirtmiştik. Goldman'ın süreç güvenilirciliğinin (Ders Ç4.4), Ders Ç4.7'de onun koltuk yöntemlerine yönelttiği eleştirinin, doğallaştırılmış epistemolojinin izini taşıdığını gördük. Bu ders, Quine'ın önerisini, ona yöneltilen en ünlü itirazı, yani normatifliğin kaybolduğu itirazını, ve doğalcılığın sonraki daha ılımlı biçimlerini inceliyor.
Bu dersin kazanımları:
- Doğallaştırılmış epistemolojiyi, Quine'ın geleneksel epistemolojiye yönelttiği iki başarısızlık teşhisini, yer değiştirmeci ve işbirlikçi doğalcılık ayrımını, karşılıklı içermeyi ve normatiflik itirazını açıklarsın. (anla)
- Bir epistemik iddiaya Bilişsel Bilim Kontrolü'nü uygulayarak ilgili bulguları ve onların kanıt gücünü belirler, iddianın insan bilişinin yapabileceği bir şeyi isteyip istemediğini ve bulgunun normu mu yoksa yalnızca uygulamayı mı değiştirdiğini sınarsın. (uygula)
- Doğallaştırılmış epistemolojinin normatiflik, döngüsellik ve sezgilerin rolü itirazları karşısında ne ölçüde savunulabileceğini kanıta dayanarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm önce Quine'ın önerisini, sonra doğalcılığın iki biçimini, ardından Quine'ın döngüsellik anlayışını, en son da öneriye yöneltilen temel itirazı ve Quine'ın cevabını tanımlıyor.
Quine'ın önerisinin çıkış noktası, geleneksel epistemolojinin iki projesinin başarısızlığıdır. Quine, epistemolojiyi, iki tür çalışmaya ayırır: kavramsal çalışmalar, yani dünyaya dair kavramlarımızı, örneğin "cisim" kavramını, duyusal terimlerle tanımlama girişimleri; ve öğretisel çalışmalar, yani dünyaya dair doğrularımızı, duyusal kanıttan kesinlikle türetme girişimleri. Quine'a göre, İskoç filozof David Hume'dan bu yana, öğretisel proje başarısızdır: duyusal kanıt ile bilimsel öğreti arasındaki çıkarım adımları, kesinliğe ulaşamaz. Kavramsal proje de, Alman filozof Rudolf Carnap'ın bütün titizliğine rağmen başarısız olmuştur: Quine'ın Ders Ç3.5'te gördüğümüz bütüncülüğüne göre, cisimlere dair tipik bir cümlenin, kendisine ait bir deneyimsel içerimler dağarcığı yoktur; bu yüzden, dünyaya dair cümleler duyusal terimlere tek tek çevrilemez. Quine, bu iki başarısızlıktan sonra, ünlü sorusunu sorar: Bütün bu yaratıcı yeniden kurmalar, bütün bu yapmacıklık niye? Bir kişinin duyu alıcılarının uyarılması, dünya resmine ulaşırken nihayetinde dayanabileceği tek kanıttır. Bu kuruluşun gerçekte nasıl ilerlediğine neden bakmayalım? Neden psikolojiyle yetinmeyelim?
Quine'ın 1969 makalesi, çoğu okurca, yer değiştirmeci doğalcılığın kurucu metni olarak okundu: Quine, psikolojiyle yetinmeyi "epistemolojik yükün psikolojiye teslim edilmesi" diye nitelemişti. Ama sonraki doğalcıların çoğu, daha ılımlı bir biçimi benimsedi. Goldman'ın, süreç güvenilirciliğini bilişsel bilimle birleştirdiği 1986 kitabı (Ders Ç4.4), bu ılımlı doğalcılığın en etkili örneklerinden biridir: Goldman, gerekçenin ne olduğu sorusunu felsefi bir soru olarak tutar, ama hangi bilişsel süreçlerin güvenilir olduğu sorusunu bilişsel bilime bırakır. Amerikalı filozof Hilary Kornblith ise, yer değiştirmeciliği reddetmekle birlikte, baştan sona deneysel bir doğalcılık savunur: ona göre epistemoloji, bilgiyi, dünyada bir olgu olarak, bir metalurji uzmanının bir metali incelemesi gibi, açık bilgi vakası gibi görünen vakalardan yola çıkarak inceler. İki biçim arasındaki fark, epistemolojinin normatif sorularının bilimin içinde cevaplanıp cevaplanamayacağıdır.
Quine, 1969 makalesinde, bu ilişkiyi açıkça adlandırır: bilimin içinde epistemoloji, epistemolojinin içinde doğa bilimi. Bu karşılıklı içerme, geleneksel epistemolojinin bir korkusunu, yani döngüsellik korkusunu, ortadan kaldırmayı amaçlar. Geleneksel epistemoloji, bilimi duyusal kanıttan türetmeye çalıştığı için, bu türetmede bilimin kendisini kullanamazdı; kullansaydı, kanıtlamaya çalıştığı şeyi varsaymış olurdu. Quine'a göre, artık bilimi duyusal kanıttan türetmeye çalışmadığımız için, bu korku yersizdir: bilimin, bilginin nasıl edinildiğini incelerken kendi bulgularını kullanması, bir kısır döngü değil, Ders Ç1.8'de gördüğümüz Neurath'ın gemisindeki gibi, gemiyi açık denizde, tahta tahta onarmaktır. Ders Ç2.1'de, bu döngünün kaçınılmaz olduğunu Quine'ın kabul ettiğini belirtmiştik; karşılıklı içerme, bu kabulün kuramsal ifadesidir.
Kim, 1988'de Philosophical Perspectives dizisinde yayımlanan "What Is 'Naturalized Epistemology'?" ("Doğallaştırılmış Epistemoloji" Nedir?) makalesinde, Quine'ın önerisindeki gerçek yeniliğin, gerekçe merkezli epistemolojinin bütün çerçevesini bir kenara koymak olduğunu, ve onun yerine, insan bilişinin tamamen betimleyici, nedensel ve yasa temelli bir bilimini koymak olduğunu yazdı. Kim'e ve onu izleyen eleştirmenlere (örneğin Grandy 1994) göre, Quine'ın, doğallaştırılmış epistemolojinin "kanıtın kurama nasıl bağlandığını" incelediğini söylemesi yanıltıcıdır: buradaki "kanıt", nedensel ilişkilerin bir vekilidir, ve epistemolog için önemli olan, gerekçeyle ilgili kanıttır. Kim'in vardığı sonuç kesindir: normatiflikten arındırılmış bir "epistemolojinin", geleneksel epistemolojinin kaygılarıyla ilgisini görmek zordur; ve epistemolojinin gerekçe işinden çıkması, iş dünyasından çıkması demektir.
Quine, 1986'da The Philosophy of W. V. Quine (W. V. Quine'ın Felsefesi) derlemesinde Amerikalı filozof Morton White'a verdiği cevapta, doğallaştırılmış epistemolojinin normatif olanı atmadığını, ve süregiden işleyişlerin ayrımsız bir betimlemesiyle yetinmediğini yazdı. Quine'a göre, normatif epistemoloji, bir mühendislik dalıdır: doğruyu arama teknolojisidir, ya da daha temkinli bir epistemolojik terimle, öndeyinin teknolojisidir. Bu cevap, girişteki Kerem Bey'in durumunu tam olarak betimler: bir trafik mühendisi, sürücülerin hızı nasıl tahmin etmesi gerektiği sorusuna, bir amaç, yani kazaları azaltmak, ve bu amaca hizmet eden araçlar, yani Dr. Aylin'in bulgularına dayanan tasarımlar üzerinden cevap verir. Quine'a göre, epistemik normlar da böyledir: doğruya ulaşmak gibi bir amaca göre araçsal normlardır, ve hangi aracın bu amaca hizmet ettiği, bilimsel bir sorudur. Bu cevabın gücü ve sınırı, Ders Ç4.14'te göreceğimiz meta-epistemolojinin, yani epistemik normların kaynağı sorusunun, tam merkezindedir.
Argüman
Quine'ın 1969 makalesindeki argüman, geleneksel epistemolojinin iki projesinin başarısızlığından, epistemolojinin yeni bir yere taşınması gerektiği sonucuna gider:
- Geleneksel epistemoloji, Quine'ın anladığı biçimiyle, iki projeden oluşur: dünyaya dair kavramlarımızı duyusal terimlerle tanımlamak, ve dünyaya dair doğrularımızı duyusal kanıttan kesinlikle türetmek.
- Türetme projesi başarısızdır: Quine'ın deyişiyle, öğretisel tarafta bugün Hume'un bizi bıraktığı yerden ileride değiliz; duyusal kanıt ile bilimsel öğreti arasındaki çıkarım adımları kesinliğe ulaşamaz.
- Tanımlama projesi de başarısızdır: cisimlere dair tipik bir cümlenin kendisine ait deneyimsel içerimleri olmadığı için, dünyaya dair cümleler duyusal terimlere tek tek çevrilemez.
- Bu iki proje başarısız olduğunda, kanıt ile kuram arasındaki ilişkiyi anlamak için geriye kalan en iyi yol, bu ilişkinin gerçekte nasıl kurulduğunu incelemektir.
- Duyusal girdiden dünyaya dair kurama nasıl ulaşıldığını incelemek, psikolojinin işidir; ve bu incelemede bilimi kullanmak, artık bilimi duyusal kanıttan türetmeye çalışmadığımız için, bir kısır döngü değildir.
Sonuç: Epistemoloji, ya da onun gibi bir şey, psikolojinin, dolayısıyla doğa biliminin bir bölümü olarak yerine oturur.
İkinci öncül, Ders Ç2.17'de gördüğümüz Hume'un tümevarım sorununun bir uygulamasıdır. Üçüncü öncül, Ders Ç3.5'te birincil metniyle gördüğümüz (ve Ç2.9–Ç2.10'da kısaca andığımız) Quine'ın kendi bütüncülüğünden çıkar: bir cümle, deneyimle tek başına değil, kuramın bütünüyle birlikte karşılaşır. Dördüncü öncül, Quine'ın en kışkırtıcı adımıdır: bir proje başarısız olunca, onun amacına, yani kanıt ile kuram arasındaki ilişkiyi anlamaya, başka bir yoldan ulaşılabileceğini söyler. Quine'ın deyişiyle, eğer umduğumuz tek şey bilimi deneyime, çeviriden daha zayıf ama açık biçimlerde bağlayan bir yeniden kuruluşsa, psikolojiyle yetinmek daha akla yatkın görünür: bilimin gerçekte nasıl geliştirildiğini ve öğrenildiğini keşfetmek, benzer bir amaca hizmet eden kurgusal bir yapı uydurmaktan daha iyidir. Beşinci öncül, Kavramlar bölümünde gördüğümüz karşılıklı içermedir.
Argümanın gücü, bir başarısızlığı, bir fırsata çevirmesidir. Hume'dan Carnap'a kadar süren kesinlik arayışı başarısız olduysa, epistemoloji ya iflas etmiştir, ya da yeni bir yerde devam eder. Quine, ikincisini seçer: Quine'a göre bazı filozoflar, her şeyi gözlemsel ve mantıksal-matematiksel terimlere çevirmenin imkânsızlığında epistemolojinin iflasını gördüler; ama bu noktada epistemolojinin devam ettiğini, yalnızca yeni bir ortamda ve açıklığa kavuşmuş bir statüyle devam ettiğini söylemek daha yararlı olabilir.
En tartışmalı öncül: Birinci öncül, yani geleneksel epistemolojinin Quine'ın tanımladığı iki projeden ibaret olduğu. Eleştirmenler, Kim de dahil, Quine'ın geleneksel epistemolojiyi Kartezyen temelcilikle özdeşleştirdiğini, oysa yanılmazcılığın, Quine'ın yazdığı tarihte, büyük ölçüde gözden düşmüş olduğunu belirtti. 1969'da epistemolojinin ana gövdesi, Ders Ç1.11'den Ç1.13'e kadar gördüğümüz, bilgi ve gerekçe kavramlarının tanımlarını önerme ve karşı-örneklerle sınama programıydı; ve Quine'ın iki başarısızlık teşhisi, bu programı doğrudan hedef almaz. Öyleyse argüman, Kartezyen temelciliğin başarısızlığını gösterse bile, epistemolojinin bütününün psikolojiye taşınması gerektiğini göstermez. Houston Üniversitesi'nden filozof Bredo Johnsen, 2005'te The Journal of Philosophy'de yayımlanan "How to Read 'Epistemology Naturalized'" ("Doğallaştırılmış Epistemoloji" Nasıl Okunmalı) makalesinde, bu eleştiriye ilginç bir cevap verdi: Quine, "epistemoloji" sözcüğünü, kendine özgü bir anlamda, yalnızca akılsal yeniden kuruluş projeleri için kullanır; ve onun "psikolojiyle yetinelim" önerisi, epistemolojinin bütününü değil, yalnızca bu projeleri terk etmeyi önerir. Bu okuma doğruysa, Quine'ın önerisi, çoğu okurun sandığından çok daha dardır.
İtirazlar ve cevaplar
Aşağıdaki itirazlar, doğallaştırılmış epistemolojiye yöneltilen dört başlıca eleştiridir: normatifliğin kaybolması, döngüsellik ve şüpheciliğe cevap verememe, geleneksel epistemolojinin yanlış tanımlanması, ve sezgilerin vazgeçilmezliği.
İtiraz 1: Normatiflik kaybolur
Kavramlar bölümünde gördüğümüz Kim'in itirazı, doğallaştırılmış epistemolojiye yöneltilen en ünlü itirazdır. Epistemolojinin özü, normatif bir sorudur: bir kişi neye inanmalıdır, hangi inanç gerekçelidir? Psikoloji ise betimleyici bir bilimdir: insanların neye inandığını ve bu inançlara nasıl ulaştığını söyler. Betimleyici bir bilim, normatif bir soruyu cevaplayamaz; bir şeyin olduğu, olması gerektiğini göstermez. Öyleyse, epistemolojiyi psikolojiyle değiştirmek, epistemolojinin sorusunu cevaplamak değil, onu sormayı bırakmaktır.
Cevap: Quine'ın kendi cevabı, Kavramlar bölümünde gördüğümüz mühendislik benzetmesidir: normatif epistemoloji, doğruyu arama teknolojisidir; ve bir teknolojinin normları, amacına ulaşmak için hangi araçların işe yaradığını söyleyen araçsal normlardır. Bu normlar betimleyici değildir, ama betimleyici bilimden bağımsız da değildir: bir köprünün nasıl yapılması gerektiği, köprülerin nasıl çöktüğünü bilmeden söylenemez. Quine, Pursuit of Truth'ta (1990), ayrıca, doğallaştırılmış epistemolojinin normatif yanının, genel olarak buluşsal yöntemlerle (heuristics), yani bilimsel hipotezleri kurarken izlenen akılsal tahmin stratejisinin bütünüyle, uğraştığını yazdı. Ilımlı doğalcılar da benzer bir cevap verir: Goldman'a göre, hangi süreçlerin güvenilir olduğu bilişsel bilimin, güvenilirliğin neden gerekçe için önemli olduğu ise felsefenin sorusudur. Ama Kim'in itirazının haklı kaldığı bir yer var: Quine'ın mühendislik benzetmesi, epistemik normların araçsal olduğunu, yani doğruya ulaşma amacına göre geçerli olduğunu varsayar. Bu amacın kendisinin neden epistemik olarak bağlayıcı olduğu, yani neden doğruya ulaşmayı amaçlamamız gerektiği, bir mühendislik sorusu değildir. Bu soru, Ders Ç4.14'ün konusudur.
İtiraz 2: Döngüsellik ve şüphecilik
Epistemolojinin merkezi görevlerinden biri, deneysel bilginin mümkün olduğunu, örneğin deneysel bilime bir bilgi kaynağı olarak meşru biçimde dayanabileceğimizi, göstermektir. Ama Quine, epistemologların bilimin sonuçlarını en baştan serbestçe kullanmasını önerir. Bu, kanıtlanması gerekeni varsaymaktır. Kanada doğumlu Amerikalı filozof Richard Fumerton, 1994'te, şüphecinin kaygılarına bu tür cevapların "açık, hatta acınası bir döngüsellik" içerdiğini yazdı. Şüpheci, bilimin güvenilir olduğunu sorgularken, bilimin bulgularını kullanarak ona cevap vermek, şüpheci için hiçbir değer taşımaz.
Cevap: Quine'ın sonraki bir yazısında (1975) verdiği cevap, şüpheciliğin kendisinin bilimin içinden doğduğudur. Şüpheci kuşkular, Quine'a göre, yanılsamalar ve yanılgılar gibi olgulara dayanır. Quine'ın 1975 tarihli "The Nature of Natural Knowledge" (Doğal Bilginin Doğası) yazısındaki örnekle, suda kırık görünen bir çubuğun bir yanılsama olduğunu ancak çubukların suya batırılınca bükülmediğini zaten bildiğimiz için söyleyebiliriz; yanılsama, ancak gerçek cisimlerin önceden kabul edilmesine göre yanılsamadır, ve cisimleri kabul etmek, Quine'a göre, zaten ilkel bir fizik bilimidir. Öyleyse, şüpheci, kuşkularını dile getirirken bilimi kullanıyorsa, epistemologun da şüpheciye cevap verirken bilimi kullanması meşrudur. Bu cevap, Ders Ç2.1'de belirttiğimiz kabulün gerekçesidir: algının güvenilirliğini bilimle incelemek döngüseldir, ama bu döngü, şüphecinin kendi kuşkularının da paylaştığı bir döngüdür. Ama cevap, şüphecinin en radikal biçimine yetmez: Modül Ç5'te göreceğimiz Kartezyen şüpheci, yanılsamalardan değil, tamamen düşünsel bir olasılıktan, örneğin bir kötü cinin olasılığından yola çıkar; ve bu olasılık, bilimin içinden doğmaz. Quine'ın doğalcılığı, bu tür bir şüpheciye cevap vermeyi değil, onun sorusunu meşru bir soru saymamayı önerir. Bu, Ders Ç4.12'de gördüğümüz Williamson'ın şüpheciliğe yaklaşımına benzer: şüphecinin koyduğu tartışma kurallarını kabul etmemek.
İtiraz 3: Geleneksel epistemoloji Kartezyen değildir
Argüman bölümünde gördüğümüz gibi, Quine'ın teşhisi, geleneksel epistemolojiyi, Kartezyen temelcilikle ve mantıkçı deneycilerin akılsal yeniden kuruluş projesiyle özdeşleştirir. Ama 1969'a gelindiğinde, yanılmazcılık büyük ölçüde gözden düşmüştü, ve akılsal yeniden kuruluş projesi, Quine yazdığında, zaten terk edilmişti. Epistemolojinin ana gövdesi, bilgi ve gerekçe kavramlarının tanımlarını önerme ve karşı-örneklerle sınama programıydı; ve bu program, kesinlik aramaz. Öyleyse Quine'ın argümanı, bir saman adama yöneliktir: Kartezyen projenin başarısızlığından, epistemolojinin bütününün psikolojiye taşınması gerektiği sonucu çıkmaz.
Cevap: Bu itiraza iki cevap verilebilir. Birincisi, Johnsen'in okumasıdır: Quine, "epistemoloji" sözcüğünü kendine özgü bir anlamda, akılsal yeniden kuruluş projeleri için kullanır; ve onun önerisi, epistemolojinin bütününü değil, yalnızca bu projeleri terk etmeyi önerir. Bu okumada, itiraz, Quine'ın söylediğine değil, ona yanlışlıkla atfedilen bir şeye yöneliktir. İkincisi, Quine'ın teşhisinin, Kartezyen projeyle sınırlı kalmayan bir yanı vardır: tanımlar ve karşı-örnekler programı, sezgilere dayanır; ve bu sezgilerin güvenilir olup olmadığı, bir psikoloji sorusudur. Ders Ç2.12'de gördüğümüz deneysel felsefe, tam olarak bu soruyu sordu: felsefecilerin sezgileri, farklı kültürlerden, farklı geçmişlerden insanların sezgileriyle örtüşüyor mu? Bu soru, analiz programının da doğalcı bir incelemeden kaçamayacağını gösterir. Ama bu ikinci cevap, Quine'ın argümanını kurtarmaz; yalnızca, doğalcılığın, Quine'ın hedef aldığından daha geniş bir alanı etkileyebileceğini gösterir.
İtiraz 4: Doğalcı da sezgilere ihtiyaç duyar
Amerikalı filozoflar Michael Bishop ve J. D. Trout, 2005'te yayımlanan Epistemology and the Psychology of Human Judgment (Epistemoloji ve İnsan Yargısının Psikolojisi) kitabında ve aynı yıl yayımlanan bir makalelerinde, geleneksel analitik epistemolojiyi bırakıp doğrudan "iyileştirici psikolojinin", yani insanların nasıl daha iyi akıl yürütebileceğine dair deneysel bulguların, ışığında bir normatif epistemoloji kurmayı önerdiler. Bishop ve Trout'a göre, normatifliği kaybettiği söylenen doğalcılık değil, geleneksel epistemolojidir: geleneksel epistemolog, aslında, uzmanlaşmış epistemik kavramları kullanmak üzere eğitilmiş, temsil edici olmayan bir grup insanın düşünümsel yargılarını betimleyen, tamamen betimleyici bir proje yürütmektedir. Ama eleştirmenler, Amerikalı filozof Stephen Stich de dahil, bu önerinin bir iç sorunu olduğunu belirtti: hangi akıl yürütmenin "daha iyi" olduğunu belirlemek için, bir epistemik iyilik ölçütüne ihtiyaç vardır; ve bu ölçütü belirlemek, sezgilere başvurmayı gerektirir gibi görünür.
Cevap: Doğalcı, bu itiraza, sezgilerin rolünü sınırlayarak cevap verebilir. Sezgiler, epistemik iyiliğin genel ölçütünü, örneğin doğru inançlara ulaşmanın iyi olduğunu, belirlemek için gerekli olabilir; ama hangi yöntemlerin bu ölçüte ulaştığını belirlemek, deneysel bir sorudur. Bishop ve Trout'un önerisinin gücü, ikinci sorunun cevabının, çoğu zaman sezgilere aykırı olmasındadır: Meehl'in uzman yargısını formüllerle sınadığı çalışmalar (Ders Ç4.4), uzmanların sezgisel güveninin, basit istatistiksel kuralların başarısıyla örtüşmediğini gösterdi. Bu bulgu, sezgilerin, hangi yöntemin güvenilir olduğuna dair yargılarda güvenilmez olabileceğini gösterir; ama sezgilerin, güvenilirliğin neden iyi olduğuna dair yargılarda da güvenilmez olduğunu göstermez. Öyleyse itiraz, doğalcılığı tamamen çürütmez; ama ona, normatif epistemolojinin en azından bir parçasının, deneysel bilimin dışında kaldığını kabul ettirir.
Örnekler
Örnek 1: Kavşaktaki iki uzman (kurgu)
Girişteki Dr. Aylin ile Kerem Bey'in işbirliği, ılımlı doğalcılığın bir modelidir. Dr. Aylin'in bulguları, sürücülerin hız tahmininde sistemli hatalar yaptığını gösterir: büyük araçların hızını küçümserler, doğrudan gelen araçların hızını kenardan gelenlerinkinden daha kötü tahmin ederler. Bu bulgular, betimleyicidir. Kerem Bey'in sorusu ise normatiftir: sürücüler hızı nasıl tahmin etmelidir? Ama Kerem Bey, bu soruyu, "sürücüler hızı kusursuz tahmin etmelidir" diye cevaplayamaz; çünkü Dr. Aylin'in bulguları, bunun insan görsel sisteminin sınırlarını aştığını gösterir. Kerem Bey'in yapacağı şey, Quine'ın mühendislik benzetmesine uyar: amacı, kazaları azaltmaktır; ve bu amaca, sürücülerin tahmin hatalarını telafi eden bir tasarımla ulaşır: kavşağa yaklaşan büyük araçlar için erken uyarı işaretleri koyar, doğrudan gelen trafiğin hızını düşürmek için yola bir kasis yerleştirir.
Örnek, normatif ile betimleyici arasındaki ilişkinin, Kim'in itirazının varsaydığından daha karmaşık olduğunu gösterir. Kerem Bey'in normu, yani kazaları azaltmak, Dr. Aylin'in bulgularından türemez; ama normu gerçekleştirmenin yolu, o bulgular olmadan belirlenemez. Epistemik normlar için de benzer bir durum geçerli olabilir: doğruya ulaşmanın iyi olduğu, bilişsel bilimden türemez; ama doğruya ulaşmanın hangi yollarla mümkün olduğu, bilişsel bilimin bulgularına bağlıdır. Ders Ç1.1'de, bilişsel bilimin betimleyici soruları cevapladığını, ama normatif sorulara tek başına cevap vermediğini söylemiştik; bu örnek, iki tür sorunun birbirinden bağımsız olmadığını gösterir. Bir norm, ancak ona uyulabiliyorsa anlamlıdır; ve neye uyulabileceğini, bilişsel bilim söyler.
Örnek 2: İstatistiksel tahmin kuralları ve iyileştirici epistemoloji
Bishop ve Trout'un iyileştirici epistemolojisinin merkezinde, Ders Ç4.4'ün ele aldığı Meehl'in mirası yer alır. Meehl'in 1954'teki kitabından bu yana, birçok alanda, basit istatistiksel tahmin kurallarının, uzmanların klinik yargısı kadar ya da ondan daha iyi tahminler verdiği gösterildi; Ders Ç4.4'te, William Grove ve arkadaşlarının 2000'deki meta-analizinin bu bulguyu desteklediğini görmüştük. Bishop ve Trout, bu bulgudan normatif bir sonuç çıkarır: birçok alanda, uzmanlar, kendi sezgisel yargılarına güvenmek yerine, istatistiksel kurallara dayanmalıdır. Bu, deneysel bir bulgudan normatif bir öneriye geçiştir; ve doğalcılığın, Kim'in itirazına rağmen, normatif sonuçlara nasıl ulaşabileceğinin bir örneğidir.
Ama örnek, doğalcılığın sınırını da gösterir. "Uzmanlar istatistiksel kurallara dayanmalıdır" önerisi, bir öncül varsayar: doğru tahminler yapmak iyidir, ve daha doğru tahmin veren yöntem tercih edilmelidir. Bu öncül, Meehl'in bulgularından türemez. Ayrıca, öneri, başka değerlerle çatışabilir: bir hasta, kendisine bir formülün değil, bir hekimin karar vermesini isteyebilir; bir mahkûm, tahliye kararının bir istatistiksel kurala değil, kendi durumunun bir insanca değerlendirilmesine dayanmasını isteyebilir. Epistemik normlar, başka normlarla birlikte işler; ve onların birbirine göre ağırlığı, deneysel bir soru değildir. Örnek, Bishop ve Trout'un önerisinin, epistemik normların kaynağı sorusunu, yani Ders Ç4.14'ün sorusunu, açık bıraktığını gösterir.
Örnek 3: Tanıma buluşsalı ve az bilmenin yararı
Amerikalı bilişsel psikolog Daniel Goldstein ile Alman psikolog Gerd Gigerenzer, 2002'de Psychological Review'da yayımladıkları bir makalede (ikisi o yıllarda Berlin'deki Max Planck Enstitüsü'nde birlikte çalışıyordu), "tanıma buluşsalı" adını verdikleri basit bir karar kuralını incelediler: iki nesneden birini tanıyıp öbürünü tanımıyorsan, ve bir ölçüt bakımından hangisinin daha yüksek olduğunu tahmin etmen gerekiyorsa, tanıdığını seç. Örneğin, iki şehirden hangisinin daha kalabalık olduğu sorulduğunda, adını duyduğun şehri seç. Goldstein ve Gigerenzer, bazı durumlarda, bir konuda daha az bilen kişilerin, tanıma buluşsalını kullanarak, daha çok bilen kişilerden daha doğru tahminler yapabildiğini gösterdiler; bu, "az bilmenin yararı" (less-is-more effect) adıyla anılır. Bunun nedeni, daha az bilen kişinin, tanımadığı nesneyi elemek için tanıma buluşsalıne güvenebilmesi, daha çok bilen kişinin ise her iki nesneyi de tanıdığı için bu buluşsalı kullanamamasıdır.
Bu bulgu, epistemoloji için iki yönden öğreticidir. Birincisi, bir akıl yürütme kuralının iyi olup olmadığının, onun mantıksal biçimine değil, kullanıldığı çevreye bağlı olabileceğini gösterir: tanıma buluşsalı, tanınmanın ölçütle ilişkili olduğu çevrelerde işe yarar, ilişkili olmadığı çevrelerde yaramaz. Gigerenzer, bu fikri "ekolojik akılsallık" adıyla geliştirdi. Bu, genellik sorununu (Ders Ç4.5) hatırlatır: süreç türünü, kullanıldığı çevreyi de içerecek biçimde mi tanımlamalıyız? İkincisi, bulgu, geleneksel epistemolojinin bir varsayımını sorgular: daha çok bilgi, her zaman daha iyi bir epistemik durum mudur? Doğalcı bir epistemoloji, bu sorunun cevabının, koltuktan değil, deneyden geleceğini söyler; ve cevap, sezgilerimizin beklediğinden farklı çıkabilir.
Araç kartı: Bilişsel Bilim Kontrolü
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir epistemik iddianın ya da normun, bilişsel bilimin ilgili bulgularıyla uyumunu sınar; iddianın insan bilişinin yapabileceği bir şeyi isteyip istemediğini, ve bulgunun normu mu yoksa yalnızca uygulamayı mı değiştirdiğini ayırt eder. |
| Adımlar | 1) İddiayı yaz ve normatif mi betimleyici mi olduğunu belirt. 2) İlgili bilişsel bilim bulgularını bul; her birinin kaynağını ve kanıt gücünü yaz: tek bir çalışma mı, tekrarlanmış mı, meta-analiz mi? 3) İddia, insan bilişinin yapabileceği bir şeyi mi istiyor? İstemiyorsa, ulaşılabilir bir yaklaşık normu yaz. 4) Bulgu, normun kendisini mi değiştiriyor, yoksa yalnızca normu gerçekleştirmenin yolunu mu? 5) Normun kaynağını sor: norm, bulgudan mı türüyor, yoksa bulgudan bağımsız bir amaçtan, örneğin doğruya ulaşmaktan, mı? 6) Sonucu yaz: iddia bulgularla uyumlu mu, ve uyumsuzsa değişmesi gereken iddia mı, uygulama mı? |
| Ne zaman kullanılır | Bir düşünme kuralı ya da karar yöntemi önerildiğinde; "insanlar şöyle düşünmeli" diye başlayan bir iddiayı değerlendirirken; bir bilişsel önyargı bulgusunun ne anlama geldiğini tartışırken. |
| Sınırı | Araç, normun kaynağı sorusunu cevaplamaz, yalnızca sorar; beşinci adımın cevabı, Ders Ç4.14'teki meta-epistemolojik tartışmaya bağlıdır. İkinci adımdaki bulgular, tekrarlanma krizi nedeniyle, sanıldığından zayıf çıkabilir. |
| 5K kapısı | Kanıt |
Özet
- Quine (1969), geleneksel epistemolojinin iki projesinin, yani kavramları duyusal terimlerle tanımlamanın ve doğruları duyusal kanıttan kesinlikle türetmenin, başarısız olduğunu savundu; ve epistemolojinin psikolojinin, dolayısıyla doğa biliminin bir bölümü olarak yerine oturacağını önerdi.
- Yer değiştirmeci doğalcılık geleneksel epistemolojinin yerine psikolojiyi koyar; ılımlı ya da işbirlikçi doğalcılık (Goldman) normatif soruları tutar ama onları bilişsel bilimle bilgilendirir; Kornblith ise yer değiştirmeciliği reddeden ama "baştan sona deneysel" bir doğalcılık savunur.
- Karşılıklı içermeye göre epistemoloji bilimin, bilim de epistemolojinin içindedir; bilimi kullanarak bilgiyi incelemek, Neurath'ın gemisi gibi, kaçınılmaz ama kısır olmayan bir döngüdür.
- Kim'in (1988) normatiflik itirazına göre doğallaştırılmış epistemoloji gerekçe işinden çıkar ve bu yüzden epistemoloji olmaktan çıkar; Quine (1986), normatif epistemolojinin bir mühendislik dalı, doğruyu arama teknolojisi olduğunu söyleyerek cevap verdi.
- Johnsen'e (2005) göre Quine "epistemoloji" sözcüğünü akılsal yeniden kuruluş projeleri için kullanır, ve önerisi sanıldığından dardır; Bishop ve Trout (2005), iyileştirici psikolojiye dayanan bir normatif epistemoloji önerir.
- Doğalcılığın sınırı, epistemik normların amacının, yani neden doğruya ulaşmamız gerektiğinin, bir mühendislik sorusu olmamasıdır; bu, meta-epistemolojinin sorusudur.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Quine, "Epistemology Naturalized" makalesinde, epistemolojinin yeni yerini şöyle tarif eder:
"Epistemoloji, ya da onun gibi bir şey, psikolojinin ve dolayısıyla doğa biliminin bir bölümü olarak düpedüz yerine oturur. Doğal bir olguyu, yani fiziksel bir insan öznesini inceler. Bu insan öznesine, deneysel olarak denetlenen belirli bir girdi verilir, örneğin çeşitli frekanslarda belirli ışınım örüntüleri, ve zamanı gelince özne, çıktı olarak, üç boyutlu dış dünyanın ve onun tarihinin bir betimlemesini sunar. Cılız girdi ile sel gibi çıktı arasındaki ilişki, epistemolojiyi her zaman harekete geçirmiş olan nedenlerle aşağı yukarı aynı nedenlerle incelemeye yöneldiğimiz bir ilişkidir: yani kanıtın kurama nasıl bağlandığını, ve kişinin doğa kuramının eldeki herhangi bir kanıtı hangi bakımlardan aştığını görmek için. [...] Ama eski epistemoloji ile bu yeni psikolojik ortamdaki epistemolojik girişim arasındaki göze çarpan bir fark, artık deneysel psikolojiyi serbestçe kullanabilmemizdir."
Quine'ın pasajda epistemolojiyi tanımlarken seçtiği dil, bir fizik deneyinin dilidir: bir öznenin girdisi, denetlenen ışınım örüntüleri; çıktısı, bir betimleme. Bu dil, kasıtlıdır. Quine, epistemolojinin konusunu, inançlar, gerekçeler ve kanıtlar gibi normatif kavramlarla değil, girdiler ve çıktılar gibi nedensel kavramlarla tanımlar. Kim'in itirazının hedef aldığı nokta tam olarak budur: "kanıtın kurama nasıl bağlandığı" ifadesi, Quine'ın pasajında, nedensel bir ilişkinin, yani girdinin çıktıyı nasıl doğurduğunun, adıdır; oysa geleneksel epistemolog, kanıtın kuramı nasıl desteklediğini, yani normatif bir ilişkiyi, sorar.
Pasajdaki "cılız girdi ile sel gibi çıktı" karşıtlığı, Quine'ın epistemolojik kaygısının sürekliliğini gösterir. Quine, epistemolojiyi psikolojiye taşırken, onun sorusunu değiştirmediğini söyler: soru, hâlâ, kanıtın kuramı nasıl aştığıdır. Bir kişinin duyu alıcılarına ulaşan birkaç ışınım örüntüsü, o kişinin kurduğu üç boyutlu bir dünya resmini, bir tarihi, bir bilimi, nasıl doğurabilir? Bu soru, Ders Ç2.17'deki tümevarım sorununun, ve Ders Ç3.5'teki bütüncülüğün, ortak sorusudur; ve Quine, bu sorunun, psikolojinin içinde de anlamlı olduğunu savunur. Değişen, sorunun değil, yöntemin statüsüdür.
Pasajın son cümlesi, en kışkırtıcı olanıdır: deneysel psikolojiyi "serbestçe" kullanabilmek. Geleneksel epistemolog, psikolojiyi kullanmaktan kaçınıyordu, çünkü psikoloji, bilimin bir parçasıdır, ve bilimi duyusal kanıttan türetmeye çalışırken bilimi kullanmak, döngüsel olurdu. Quine'a göre, bu kaçınma, ancak türetme projesi sürdükçe anlamlıydı; proje terk edilince, kaçınma da gereksizleşir. Bu, Ders Ç2.1'de belirttiğimiz döngünün kabulünün, Quine'ın kendi sözcükleriyle ifadesidir. Ama bu kabulün bedeli, epistemolojinin artık şüpheciye karşı bilimi temellendirme iddiasından vazgeçmesidir; ve bu vazgeçişin kabul edilebilir olup olmadığı, İtiraz 2'de gördüğümüz gibi, tartışmalıdır.
Teknik ayrıntı
Kavramsal ve öğretisel çalışmalar. Quine'ın geleneksel epistemolojiyi ikiye ayırması, matematiğin temelleri tartışmasından gelir. Quine'a göre, matematiğin temellerinde de iki tür çalışma vardı: kavramsal çalışmalar, yani matematiksel kavramları mantıksal kavramlarla tanımlamak; ve öğretisel çalışmalar, yani matematiksel doğruları mantıksal doğrulardan türetmek. Matematikte, kavramsal çalışmalar kısmen başarılı oldu, öğretisel çalışmalar ise, Kurt Gödel'in eksiklik sonuçlarıyla, sınırlarına ulaştı. Quine, epistemolojide de benzer bir tablo görür: Hume, öğretisel proje için umutsuzluğa düştü, çünkü tümevarım kesinlik vermez; Carnap, kavramsal projeyi en titiz biçimde yürüttü, ama Quine'a göre, onun projesi de, cisimlere dair cümlelerin duyusal terimlere tam çevrilemeyeceği gerçeğine çarptı. Bu paralellik, Quine'ın teşhisinin gücünü ve sınırını birlikte gösterir: teşhis, temelci ve indirgemeci projelere güçlü biçimde uyar, ama bu projelerin dışındaki epistemolojiye, örneğin Ders Ç3'te gördüğümüz yanılabilir temelciliğe ve tutarlılıkçılığa, doğrudan uymaz.
Bilgi doğal bir tür olarak. Kornblith, 2002 tarihli Knowledge and Its Place in Nature (Bilgi ve Doğadaki Yeri) kitabında, iddialı bir doğalcılık geliştirdi. Kornblith'e göre, epistemolog, bir metalurji uzmanının bir metali incelemesi gibi, bilgiyi incelemelidir: açık bilgi vakası gibi görünen vakalardan başlar, onların ortak özelliklerini arar, ve bu süreçte bazı vakaları yeniden sınıflandırabilir. Kornblith, bu incelemenin, özellikle hayvanların zeki davranışlarını inceleyen bilişsel etoloji çalışmalarında, özünde güvenilirci bir tablo ortaya koyduğunu savunur: bilgi, güvenilir biçimde üretilen, biyolojik ihtiyaçları karşılayan başarılı davranışların üretiminde araç olan, ve bu yüzden özelliklerin seçilerek korunmasının Darwinci açıklamasında yer alan doğru inançlardan oluşur. Bu görüşe göre, bilgi, hem insanlarda hem insan olmayan hayvanlarda gerçekleşen doğal bir türdür. Bu görüş, Ders Ç4.11'deki Williamson'ın bilgi-önce yaklaşımıyla ilginç bir benzerlik taşır: iki görüş de bilgiyi temel bir kavram olarak alır, ama Williamson onu çözümlenemez bir başlangıç noktası, Kornblith ise deneysel olarak incelenecek bir doğal tür olarak görür.
Normatif ve betimleyici arasındaki boşluk. Kim'in itirazı, felsefede İskoç filozof David Hume'a dayandırılan bir ilkenin, olandan olması gerekene geçilemeyeceği ilkesinin, epistemolojiye uygulanmasıdır. Ama bu ilkenin epistemolojideki gücü tartışmalıdır. Araçsal normlar, yani "eğer X'e ulaşmak istiyorsan Y'yi yap" biçimindeki normlar, betimleyici bir öncülle, yani "Y, X'e ulaşmanın bir yoludur" önermesiyle, ve bir amaçla, yani X'e ulaşma isteğiyle, birlikte türetilebilir. Quine'ın mühendislik benzetmesi, epistemik normların bu türden olduğunu savunur. İtiraz, o zaman, amacın kendisine kayar: neden doğruya ulaşmayı istemeliyiz? Doğalcı, bu soruya, ya insanların fiilen doğruya ulaşmayı istediğini söyleyerek, ya da doğru inançların başka amaçlara, örneğin hayatta kalmaya, hizmet ettiğini söyleyerek cevap verebilir. İki cevap da betimleyicidir; ve epistemik normların bağlayıcılığını açıklayıp açıklamadıkları, Ders Ç4.14'ün sorusudur. Doğalcı, üçüncü bir yol da deneyebilir: amacın bağlayıcılığını açıklamaya çalışmak yerine, bu sorunun anlamlı bir soru olmadığını, çünkü bütün sorgulamanın zaten bir doğruluk amacı içinde yürüdüğünü söylemek.
Güncel tartışma
Doğallaştırılmış epistemoloji, Quine'ın makalesinden yarım yüzyıl sonra, epistemolojinin kenarından merkezine taşındı. Bugün, bilişsel bilimin bulgularını hiç kullanmayan bir epistemoloji bulmak zordur; bu akademi de, Ders Ç0'dan bu yana, kalibrasyon araştırmalarından tanıklık çalışmalarına kadar pek çok bulguyu kullandı. Tartışma, artık doğalcılığın kabul edilip edilmeyeceği üzerine değil, onun hangi biçiminin, ne ölçüde kabul edileceği üzerine yürüyor.
Tartışmanın bir ekseni, deneysel felsefedir. Ders Ç2.12'de gördüğümüz gibi, deneysel felsefeciler, felsefecilerin sezgilerinin, farklı kültürlerden ve geçmişlerden insanların sezgileriyle örtüşüp örtüşmediğini sınadı. Bu çalışmaların "olumsuz" programı, sezgilerin felsefi kuramlar için güvenilir bir kanıt olmadığını savundu; Bishop ve Trout'un önerisi, bu programın normatif bir uzantısıdır. Ama bu çalışmaların bazı bulguları, daha sonraki çalışmalarda tekrarlanamadı; ve bu, Ders Ç2.12'de gördüğümüz gibi, doğalcı eleştirinin kendisinin de deneysel kanıtın nitelik sorunlarına açık olduğunu gösterdi. Doğalcılık, deneyi kanıt sayıyorsa, deneyin kendi sınırlarını da hesaba katmak zorundadır.
Tartışmanın bir başka ekseni, bilişsel önyargılar tartışmasıdır. İsrailli (sonradan Amerika'da çalışan) psikologlar Daniel Kahneman ile Amos Tversky'nin 1970'lerde başlattığı araştırma programı, insanların olasılık yargılarında sistemli olarak hatalar yaptığını gösterdi; ve bu bulgular, insan akılsallığına dair karamsar bir tablo çizdi. Gigerenzer ve arkadaşları ise, Örnek 3'te gördüğümüz ekolojik akılsallık fikriyle, bu tabloya itiraz etti: insanların "önyargıları", çoğu zaman, belirli çevrelerde işe yarayan buluşsal kurallardır, ve onları yanılgı olarak değerlendirmek, onları doğal çevrelerinden kopuk yapay görevlerde sınamaktan kaynaklanır. Bu tartışma, epistemoloji için önemlidir, çünkü normatif değerlendirmenin, yani bir akıl yürütmenin "hata" olup olmadığının, hangi ölçüte göre yapılacağını sorar: olasılık kuramının soyut kurallarına göre mi, yoksa belirli bir çevrede doğruya ulaşma başarısına göre mi? Bu soru, Ders Ç4.14'te göreceğimiz epistemik normların kaynağı sorusunun, deneysel bir yüzüdür.
Tartışmanın son bir ekseni, yapay zekâ sistemleridir. Büyük dil modelleri, bir yandan insan bilişinin bir modeli olarak incelenir, öbür yandan bilgi edinmenin yeni bir aracı olarak kullanılır. Doğalcı bir epistemoloji, bu sistemlerin güvenilirliğini, onların iç işleyişine dair felsefi bir çözümlemeyle değil, ürettikleri cevapların başarı oranını deneysel olarak ölçerek değerlendirir; bu, Quine'ın mühendislik benzetmesinin doğrudan bir uygulamasıdır. Ama aynı sistemler, Kim'in sorusunu da yeniden sorar: bir sistemin bir cevabı doğru üretmesi, o cevabın kanıtla desteklendiği anlamına mı gelir, yoksa yalnızca nedensel bir süreçten doğru bir çıktının çıktığı anlamına mı?
Pratik: Çözümlü örnek
Bir yazılım şirketinin insan kaynakları biriminde çalışan Gizem Hanım, işe alım sürecini yeniden tasarlamakla görevlendirilmiş. Şirketin yöneticileri, mevcut süreçte, adaylarla yapılan serbest mülakatlara güveniyor: "Bir adayı yirmi dakika konuşunca anlarım" diyorlar. Gizem Hanım, yöneticilerin bu iddiasını Bilişsel Bilim Kontrolü ile değerlendiriyor. (Yazılım şirketi ve çalışanları kurgudur.)
Adım 1, iddia. "Deneyimli bir yönetici, yirmi dakikalık serbest bir mülakatla bir adayın iş başarısını güvenilir biçimde tahmin edebilir." İddia betimleyicidir; ama ondan çıkan öneri, yani işe alımda serbest mülakatlara güvenilmesi gerektiği, normatiftir.
Adım 2, bulgular. Gizem Hanım, personel seçimi üzerine yapılmış meta-analizlere başvuruyor. Bu çalışmalar, yapılandırılmış mülakatların, yani her adaya aynı soruların sorulduğu ve cevapların önceden belirlenmiş ölçütlerle puanlandığı mülakatların, serbest mülakatlardan daha iyi tahmin gücüne sahip olduğunu genel olarak gösteriyor. Bulgu, tek bir çalışmaya değil, çok sayıda çalışmayı birleştiren meta-analizlere dayanıyor; ama Gizem Hanım, bulguların farklı sektörlerde ve ülkelerde ne kadar tutarlı olduğunu ayrıca not ediyor.
Adım 3, ulaşılabilirlik. Yöneticilerin iddiası, insan yargısının yapabileceğinden fazlasını istiyor gibi görünüyor: yirmi dakikalık bir izlenim, iş başarısını belirleyen birçok etkeni yakalayamaz. Ulaşılabilir yaklaşık norm: mülakatı yapılandırmak ve izlenimi, önceden belirlenmiş ölçütlerle birleştirmek.
Adım 4, norm mu uygulama mı? Bulgu, işe alımın normunu, yani en uygun adayı seçmeyi, değiştirmiyor; yalnızca bu normu gerçekleştirmenin yolunu değiştiriyor.
Adım 5, normun kaynağı. "En uygun adayı seç" normu, bulgulardan türemiyor; şirketin amacından, yani işleri iyi yapacak insanları işe almaktan geliyor. Gizem Hanım, ayrıca, adil davranma normunun da devrede olduğunu not ediyor: yapılandırılmış mülakatlar, her adaya aynı soruları sorduğu için, bu normu da daha iyi karşılıyor.
Adım 6, sonuç. Yöneticilerin iddiası, bulgularla uyumlu değil; değişmesi gereken, normun kendisi değil, uygulama. Gizem Hanım, mülakatların yapılandırılmasını öneriyor, ama yöneticilerin izlenimlerini tamamen dışlamıyor: izlenim, yapılandırılmış ölçütlerden biri olarak sürece katılıyor.
Değerlendirme. Örnek, ılımlı doğalcılığın pratikte nasıl işlediğini gösteriyor: normatif soru, yani en uygun adayı nasıl seçeceğimiz, deneysel bulgulardan bağımsız bir amaçtan gelir; ama bu amaca hangi yolla ulaşılacağı, deneysel bulgulara bağlıdır. Beşinci adım, Kim'in itirazının haklı yanını gösteriyor: normun kaynağı, bilişsel bilimin dışındadır. Ama üçüncü ve dördüncü adımlar, Quine'ın mühendislik benzetmesinin haklı yanını gösteriyor: normu gerçekleştirmenin yolu, bilişsel bilimin bulguları olmadan belirlenemez. Örnek, ayrıca, yöneticilerin kendi yargılarına duydukları güvenin, klinik yargı ile istatistiksel tahmin karşıtlığının (Ders Ç4.4), işe alımdaki bir yansıması olduğunu hatırlatıyor.
Pratik: Alıştırmalar
- Quine'ın geleneksel epistemolojiye yönelttiği iki başarısızlık teşhisini, yani kavramsal ve öğretisel projelerin başarısızlığını, kendi sözlerinle açıkla. Bu iki teşhis, Ders Ç3'te gördüğümüz yanılabilir temelciliğe uygulanabilir mi?
- Kim'in normatiflik itirazını ve Quine'ın mühendislik benzetmesine dayanan cevabını açıkla. Kendi seçeceğin bir mühendislik alanından bir örnekle, araçsal bir normun betimleyici bir bulgudan ve bir amaçtan nasıl türetilebileceğini göster.
- Tanıma buluşsalı ve "az bilmenin yararı" bulgusu, daha çok bilginin her zaman daha iyi bir epistemik durum olduğu varsayımını nasıl sorgular? Bu bulgu, bir akıl yürütme kuralının iyiliği hakkında ne gösterir?
Cevapları göster
- Kavramsal proje, dünyaya dair kavramlarımızı, örneğin "cisim" kavramını, duyusal terimlerle tanımlama girişimidir; Quine'a göre başarısızdır, çünkü bütüncülüğe göre cisimlere dair tipik bir cümlenin kendisine ait deneyimsel içerimleri yoktur, ve bu yüzden duyusal terimlere tek tek çevrilemez. Öğretisel proje, dünyaya dair doğrularımızı duyusal kanıttan kesinlikle türetme girişimidir; Hume'dan bu yana başarısızdır, çünkü tümevarım kesinlik vermez. Yanılabilir temelciliğe gelince: yanılabilir temelcilik kesinlik aramaz, bu yüzden öğretisel projenin başarısızlığı onu doğrudan etkilemez; ve gerekçeyi temel inançlardan aktarır, kavramları çevirmeye çalışmaz, bu yüzden kavramsal projenin başarısızlığı da onu doğrudan etkilemez. Öğrencinin cevabı, Quine'ın teşhisinin, Kartezyen ve indirgemeci projeler için güçlü, ama yanılabilir temelcilik için dolaylı olduğunu göstermelidir.
- Kim'in itirazı: epistemoloji normatiftir, psikoloji betimleyicidir; betimleyici bir bilim normatif bir soruyu cevaplayamaz; öyleyse epistemolojiyi psikolojiyle değiştirmek, epistemolojiyi bırakmaktır. Quine'ın cevabı: normatif epistemoloji, doğruyu arama teknolojisidir, yani bir mühendislik dalıdır; normları araçsaldır, ve araçsal normlar betimleyici bulgulardan ve bir amaçtan türetilebilir. Örnek, deprem mühendisliği: amaç, depremde binanın yıkılmamasıdır; betimleyici bulgu, belirli bir zemin türünde belirli bir temel tasarımının sarsıntıyı daha iyi emdiğidir; norm, o zemin türünde o temel tasarımının kullanılmasıdır. Öğrencinin cevabı, normun amaçtan ve bulgudan birlikte türediğini, ama amacın kendisinin bulgudan türemediğini göstermelidir.
- Tanıma buluşsalı, iki nesneden tanıdığını seçmektir. Az bilmenin yararı bulgusu, bazı durumlarda, bir konuda daha az bilen kişilerin, bu buluşsalı kullanarak, daha çok bilenlerden daha doğru tahminler yapabildiğini gösterir; çünkü daha çok bilen, her iki nesneyi de tanıdığı için buluşsalı kullanamaz. Bu bulgu, daha çok bilginin her zaman daha iyi tahminlere yol açtığı varsayımını sorgular. Bir akıl yürütme kuralının iyiliği hakkında gösterdiği, iyiliğin kuralın kendisine değil, kural ile çevre arasındaki uyuma bağlı olabileceğidir; tanıma buluşsalı, tanınmanın ölçütle ilişkili olduğu çevrelerde işe yarar, ilişkili olmadığı çevrelerde yaramaz. Öğrencinin cevabı, bunun Ders Ç4.5'teki genellik sorunuyla ve süreç güvenilirciliğinin çevreye bağlılığıyla ilişkisini belirtmelidir.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: biri, "sınavlara en iyi, notları tekrar tekrar okuyarak hazırlanılır" iddiasına inanıyor. Zayıf çalışma: "Ben hep böyle çalıştım ve başarılı oldum; öyleyse iddia doğru." Güçlü çalışma: "İddia normatif: notları tekrar okumak en iyi yöntemdir. Bulgular: öğrenme psikolojisindeki çalışmalar, kendini sınamanın, yani bilgiyi hatırlamaya çalışmanın, yalnızca tekrar okumaktan genellikle daha kalıcı öğrenme sağladığını gösteriyor; bu bulgu birçok çalışmada tekrarlanmış. Ulaşılabilirlik: kendini sınamak her öğrencinin yapabileceği bir şey. Norm mu uygulama mı: normun kendisi, yani kalıcı öğrenmek, değişmiyor; değişen yöntem. Normun kaynağı: kalıcı öğrenme amacı, bulgulardan değil, sınavda başarılı olma ve konuyu gerçekten anlama isteğinden geliyor. Sonuç: iddia bulgularla uyumlu değil; uygulamayı değiştirmeliyim, kendi başarım ise tek bir vakaya dayanıyor ve genelleme için yeterli değil."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Bulgu ve kaynak | İlgili bilişsel bilim bulgusu kaynağıyla ve kanıt gücüyle birlikte belirtilmiş |
| Ulaşılabilirlik | İddianın insan bilişinin yapabileceği bir şey isteyip istemediği sorulmuş |
| Norm ve uygulama | Bulgunun normu mu yoksa yalnızca uygulamayı mı değiştirdiği ayrılmış |
| Normun kaynağı | Normun bulgudan mı yoksa ondan bağımsız bir amaçtan mı geldiği açıkça sorulmuş |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç2.1) Ders Ç2.1'de, algının güvenilirliğini bilimle kanıtlamaya çalışmanın döngüselliği nasıl kurulmuştu? Quine'ın karşılıklı içerme kavramı bu döngüye nasıl bakar?
- (Ders Ç4.4) Ders Ç4.4'teki Meehl'in klinik ve istatistiksel tahmin karşılaştırması neyi gösteriyordu? Bishop ve Trout bu bulgudan hangi normatif sonucu çıkarır?
- (Ders Ç3.5) Ders Ç3.5'te Quine'ın bütüncülüğü nasıl tanımlanmıştı? Bu görüş, kavramsal projenin başarısızlığı teşhisinde nasıl bir rol oynar?
Cevapları göster
- Ders Ç2.1'de, döngüsellik şöyle kurulmuştu: bir sinirbilimci, beynin görsel sinyalleri nasıl işlediğini, ekrandaki görüntülere, cihaz ölçümlerine ve meslektaşlarının raporlarına bakarak öğrenir; bunların hepsi algıdır; öyleyse algının güvenilirliğini bilimle kanıtlamaya çalışmak, algının güvenilirliğini varsaymaktır. Quine'ın karşılıklı içerme kavramı, bu döngünün kaçınılmaz olduğunu, ama kısır olmadığını söyler: epistemoloji bilimin içindedir, bilim de epistemolojinin içindedir; ve bilimi duyusal kanıttan türetmeye artık çalışmadığımız için, bilgiyi incelerken bilimi kullanmak, Neurath'ın gemisini açık denizde onarmak gibidir.
- Ders Ç4.4'te, Meehl'in karşılaştırması, birçok alanda basit istatistiksel tahmin kurallarının, uzmanların klinik yargısı kadar ya da ondan daha doğru olduğunu gösteriyordu; ve uzmanların kendi yargılarına duyduğu güvenin, güvenilirliğin bir ölçüsü olmadığını. Bishop ve Trout, bu bulgudan normatif bir sonuç çıkarır: birçok alanda, uzmanlar, kendi sezgisel yargılarına güvenmek yerine, istatistiksel kurallara dayanmalıdır. Bu, deneysel bir bulgudan normatif bir öneriye geçiştir; ama bu geçiş, doğru tahminlerin iyi olduğu öncülünü varsayar, ve bu öncül bulgudan türemez.
- Ders Ç3.5'te, Quine'ın bütüncülüğü, cümlelerin deneyimle tek tek değil, kuramın bütünüyle birlikte karşılaştığı görüşüydü; bir deneyim, tek bir cümleyi değil, cümlelerin bir ağını sınar. Bu görüş, kavramsal projenin başarısızlığı teşhisinin dayanağıdır: cisimlere dair tipik bir cümlenin kendisine ait deneyimsel içerimleri yoksa, yani deneyimle ancak başka cümlelerle birlikte karşılaşıyorsa, o cümleyi duyusal terimlere tek başına çevirmek imkânsızdır; ve Carnap'ın projesi, tam olarak böyle bir çeviri gerektiriyordu.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Doğallaştırılmış epistemoloji nedir? | Quine'ın önerisi: epistemoloji, ya da onun gibi bir şey, psikolojinin ve dolayısıyla doğa biliminin bir bölümü olarak yerine oturur (1969). |
| Quine'ın iki başarısızlık teşhisi nedir? | Kavramları duyusal terimlerle tanımlama projesi (Carnap) ve doğruları duyusal kanıttan kesinlikle türetme projesi (Hume'dan beri) başarısızdır. |
| Yer değiştirmeci ve ılımlı doğalcılık farkı nedir? | Yer değiştirmeci: psikoloji epistemolojinin yerine geçer. Ilımlı: normatif sorular kalır ama bilişsel bilimle bilgilendirilir (Goldman). |
| Karşılıklı içerme nedir? | Epistemoloji bilimin içinde, bilim epistemolojinin içindedir; bilimi kullanarak bilgiyi incelemek kısır olmayan bir döngüdür. |
| Kim'in normatiflik itirazı nedir? | Doğallaştırılmış epistemoloji gerekçe işinden çıkar; ve gerekçe işinden çıkmak, epistemolojinin işten çıkması demektir (1988). |
| Quine'ın mühendislik cevabı nedir? | Normatif epistemoloji bir mühendislik dalıdır: doğruyu arama teknolojisi; normları araçsaldır (1986). |
| Johnsen'in okuması nedir? | Quine "epistemoloji"yi akılsal yeniden kuruluş projeleri için kullanır; önerisi bütün epistemolojiyi değil, bu projeleri terk etmeyi önerir (2005). |
| Tanıma buluşsalı neyi gösterir? | Bir akıl yürütme kuralının iyiliği çevreye bağlı olabilir; bazen az bilen daha doğru tahmin eder (Goldstein ve Gigerenzer, 2002). |
Okuma listesi
- W. V. O. Quine, "Epistemology Naturalized", Ontological Relativity and Other Essays (Columbia University Press, 1969). Doğallaştırılmış epistemolojinin kurucu metni.
- Jaegwon Kim, "What Is 'Naturalized Epistemology'?", Philosophical Perspectives 2 (1988). Normatiflik itirazı.
- Hilary Kornblith, Knowledge and Its Place in Nature (Oxford University Press, 2002). Bilgi doğal bir tür olarak.
- Michael A. Bishop ve J. D. Trout, Epistemology and the Psychology of Human Judgment (Oxford University Press, 2005). İyileştirici epistemoloji.
- Bredo C. Johnsen, "How to Read 'Epistemology Naturalized'", The Journal of Philosophy 102 (2005). Quine'ın önerisinin dar okuması.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Naturalism in Epistemology" maddesi.
Sonraki derse köprü
Bu derste, doğallaştırılmış epistemolojinin, normatif epistemolojiyi bir mühendislik dalı, yani doğruya ulaşma amacına hizmet eden araçsal normların teknolojisi olarak gördüğünü; ve bu görüşün, amacın kendisinin neden bağlayıcı olduğu sorusunu açık bıraktığını gördük. Bu soru, epistemolojinin en temel sorularından birine açılır: epistemik normların kaynağı nedir? Bir inancın kanıtla orantılı olması gerektiğini, ya da yalnızca bildiğimiz şeyleri öne sürmemiz gerektiğini söylediğimizde, bu "gerektiği" nereden gelir? Doğruya ulaşma isteğimizden mi, inancın doğası gereği doğruyu hedeflemesinden mi, yoksa bir topluluğun benimsediği uzlaşımlardan mı? Ders Ç4.14, epistemik normların kaynağına dair başlıca görüşleri, yani araçsalcılığı, inancın doğasına dayanan kurucu görüşleri ve gerçekçi ile anlatımcı görüşleri inceliyor, ve bir epistemik normun nereden geldiğini sormak için Norm Kaynağı Sorusu adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: Son zamanlarda bir konuda kendi sezgine mi, yoksa bir ölçüme ya da bir kurala mı güvendin? Sonuç hangisinin daha güvenilir olduğunu gösterdi?