Giriş
Ankara'da Kızılay'daki bir sahafın sahibi Necdet Bey, raflarındaki eski bir şiir kitabının, şairin ilk baskısı olduğunu biliyor. Kitabın iç kapağındaki matbaa damgasını, kâğıdın dokusunu, dizgideki bir hatayı yıllar önce bir koleksiyoncu dostuyla birlikte incelemişti; o hata, yalnızca ilk baskıda vardı ve ikinci baskıda düzeltilmişti. Necdet Bey'in yan sokağında, bir başka sahaf, Rıza Bey, aynı kitaptan bir nüsha satıyor; onun nüshası da aynı damgayı, aynı kâğıdı, aynı dizgi hatasını taşıyor. Ama Rıza Bey'in bilmediği bir şey var: nüshası, ustaca yapılmış bir taklittir; taklitçi, ilk baskının bütün işaretlerini, dizgi hatası da dahil, kusursuz biçimde kopyalamıştır. İki sahaf, nüshalarına aynı özenle bakıyor, aynı işaretleri görüyor, aynı sonuca varıyor. (Sahaflar, kitap ve olaylar kurgudur.)
İki sahafın kanıtı aynı mı? Gündelik konuşmada, evet demeye eğilimliyizdir: ikisi de aynı işaretleri görmüştür. Ders Ç3.11'de, bu sezginin, kanıtın kişinin zihinsel durumları olduğunu savunan zihinselciliğin temel dayanağı olduğunu görmüştük. Ama İngiliz filozof Timothy Williamson'a göre, iki sahafın kanıtı aynı değildir. Necdet Bey, nüshasının ilk baskı olduğunu bilir; ve Williamson'ın tezine göre, bir kişinin bütün kanıtı, onun bütün bilgisinin içeriğidir. Rıza Bey ise, nüshasının ilk baskı olduğunu bilmez, çünkü nüsha ilk baskı değildir. Öyleyse Necdet Bey'in kanıtı, Rıza Bey'inkinden fazladır; ve Rıza Bey, kanıtının daha az olduğunun farkında değildir.
Ders Ç3.11, Williamson'ın kanıtın bilgi olduğu tezini, kısaca E=K adıyla anılan tezi, kanıtın ne olduğuna dair üç görüşten biri olarak tanıtmıştı: Williamson'ın kanıtın önermesel olduğuna dair dayanaklarını, aldatılan ikiz vakasını ve Gettier itirazını orada incelemiştik. Ders Ç4.11, E=K'yi, bilgi-önce epistemolojinin, bilginin öbür kavramları açıklamada verimli olup olmadığını sınayacak en önemli ayağı olarak bıraktı. Bu ders, E=K'yi bu ikinci açıdan inceliyor: bilgi-önce çerçevenin bir parçası olarak, kanıt üzerinden şüpheciliğe, olasılığa ve akılsallığa ne yaptığını soruyor. Ders, Ders Ç3.11'de tartışılan dayanakları yeniden kurmuyor; tezin sonuçlarına bakıyor.
Bu dersin kazanımları:
- E=K'nin bilgi-önce çerçevedeki yerini, kanıtsal olasılığı, bilinen bir önermenin kendi kanıtı olmasını, kanıtın kaybedilebilirliğini ve kanıtın ışıklı olmamasını açıklarsın. (anla)
- Bir inanca Kanıt Olarak Bilgi Testi'ni uygulayarak kişinin kanıt saydığı önermelerden hangilerinin bilinen önermeler olduğunu ayıklar, kalan kanıta göre inancı değerlendirir ve kötü durumdaki ikizin kanıtını karşılaştırırsın. (uygula)
- E=K'nin şüpheciliğe verdiği cevabın ve yanılabilircilikle gerilimi konusundaki itirazların, kanıta dayanarak ne ölçüde savunulabileceğini değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm önce tezin kendisini bilgi-önce çerçeveye yerleştiriyor, sonra tezin olasılıkla ilişkisini, en son da tezin iki şaşırtıcı sonucunu tanımlıyor.
Ders Ç3.11'de, E=K'nin iki yarısını gördük: kanıt önermeseldir, ve önermesel kanıta sahip olmak onu bilmektir. Bu derste, tezin bilgi-önce çerçevedeki işlevine bakıyoruz. Williamson, 2011 tarihli "Knowledge First Epistemology" (Bilgi-Önce Epistemoloji) bölümünde, E=K'nin kaynağını teşhis eder: kişinin kanıtını onun o anki öznel durumlarıyla sınırlama eğilimi, kişinin her zaman hangi kanıta sahip olduğunu bilebilecek konumda olması gerektiği varsayımından kaynaklanıyor olabilir. Ders Ç4.11'de gördüğümüz ışıklılık karşıtı argüman bu varsayımı reddeder; ve varsayım reddedilince, Williamson'a göre, kanıtın bilginin bütün içeriği olduğu dolaysız bir anlayış ciddiye alınabilir. Williamson, bu anlayışın, bilim insanlarının kanıtı ele alış biçimine çok daha yakın olduğunu da ekler. Örneğin, bir bilim insanı, bir deneyde ölçtüğü değeri kanıt sayar, o değere dair öznel deneyimini değil.
Ders Ç3.11'in Teknik ayrıntı bölümünde, Williamson'ın E=K'yi bir olasılık kuramıyla birleştirdiğini kısaca görmüştük. Bu birleşimin bilgi-önce çerçevedeki önemi, gerekçenin derecelerini tanımlamasıdır. Ders Ç4.11'de, bilgi-önce çerçevede tam anlamda gerekçenin yalnızca bilgi olduğunu gördük: inanç için bilgi kuralına göre, ancak biliyorsan inan. Ama gündelik değerlendirmelerimiz, gerekçeyi derecelendirir: bir inanç, öbüründen daha iyi ya da daha kötü gerekçeli olabilir. Kanıtsal olasılık, bu derecelendirmeyi bilgi cinsinden yapar: bir önermeye inanmaktaki gerekçenin derecesi, o önermenin, kişinin bildiği her şeye göre olasılığıdır. Böylece, bilgi-önce çerçeve, hem "ancak biliyorsan inan" diyen katı bir normu hem de bilgiye ulaşmayan inançları derecelendiren yumuşak bir ölçüyü birlikte barındırır.
Bu sonuç, ilk bakışta tuhaftır. Bir önermenin kendisi için kanıt olması, bir döngü gibi görünür: "Bunu neden biliyorsun?" sorusuna "Çünkü biliyorum" diye cevap vermek gibi. Williamson, sonucu kabul eder, ama onun bir döngü olmadığını savunur. E=K, bir önermeyi nasıl bildiğimizi açıklamaz; bildiğimiz önermelerin, başka önermelere inanırken nasıl kullanılabileceğini açıklar. Necdet Bey, nüshanın ilk baskı olduğunu, kâğıdı, damgayı ve dizgi hatasını inceleyerek bilir; bu bilgiyi edindikten sonra, "bu nüsha ilk baskıdır" önermesi, onun kanıtının bir parçası olur, ve örneğin nüshaya hangi fiyatı biçeceği sorusunda kullanılabilir. Önermenin kanıta dayalı olasılığının 1 olması, Necdet Bey'in onu sorgulanamaz saydığı anlamına gelmez; yalnızca, o önermenin, onun kanıtının bir parçası olduğu anlamına gelir. İtiraz 2'de, bu sonucun yanılabilircilikle gerilimini göreceğiz.
Olasılık kuramının standart güncelleme kuralı, koşullandırma, kanıtı birikimli olarak modeller: yeni bir kanıt edindiğimizde, olasılıklarımızı ona göre koşullandırırız, ve bir kez kanıt olan bir şey, kanıt olarak kalır. E=K, bu birikimliliği bozar. Kişi bir önermeyi bir zaman bilir, sonra unutursa, o önerme artık kişinin kanıtının parçası değildir. Bilgi bir çürütücüyle de kaybedilebilir: Ders Ç3.10'da gördüğümüz yanıltıcı bir çürütücü, kişinin bir önermeyi bilmesini engelleyebilir, ve o önerme, doğru olmaya devam etse de, kişinin kanıtı olmaktan çıkar. Williamson, bu yüzden, unutmayla kanıtın kaybedilebildiği bir güncelleme modeli önerir (Knowledge and Its Limits, 10. bölüm); çürütücüyle kayıp ise, bu dersin aynı mantıktan çıkardığı bir uzantıdır. Bu, Ders Ç2.8'de gördüğümüz bellek tartışmasıyla doğrudan bağlantılıdır: bilgi unutulduğunda, onunla birlikte kanıt da gider.
Bu sonuç, epistemolojinin pratik yanı için önemlidir. Ders Ç3.12'deki kanıtçılık, "inancını kanıtınla orantılı tut" diye bir norm önerir; ve bu norm, Williamson'ın 2011 bölümündeki ayrımla, "işlemsel" bir norm gibi görünür: "doğruya inan" normunun aksine, kişinin, ona uyup uymadığını her zaman bilebileceği bir norm. Ama E=K doğruysa, kişi kanıtının ne olduğunu her zaman bilemez, ve bu yüzden kanıtçı normun da işlemsel olmadığı ortaya çıkar. Williamson, bunu bir kusur olarak değil, kaçınılmaz bir durum olarak görür: ışıklılık karşıtı argümana göre, tamamen işlemsel bir norm, ancak önemsiz bir norm olabilir; ve akılsallığa, gerekçeye ve kanıta dair sorular da ışıklı değildir. Rıza Bey, kanıtının Necdet Bey'inkinden az olduğunu bilmez; ve bunu bilmemesi, onun bilişsel yoksunluğunun bir parçasıdır.
Argüman
Williamson, E=K'nin en çarpıcı uygulamalarından birini, şüpheciliğe karşı kurar. Şüphecinin argümanlarının çoğu, gündelik durumda ve ona karşılık gelen şüpheci senaryoda kişinin kanıtının aynı olduğu öncülüne dayanır. Williamson'ın argümanı, bu öncülü hedef alır:
- Bir kişinin bütün kanıtı, onun bütün bilgisinin içeriğidir (E=K).
- Gündelik durumda, ellerim olduğunu bilirim.
- Şüpheci senaryoda, örneğin bir kavanozdaki beyin olduğum ya da bir cinin beni aldattığı bir durumda, ellerim yoktur; öyleyse ellerim olduğunu bilmem.
- Öyleyse, iki durumda bilgim farklıdır.
- Birinci ve dördüncü öncülden, iki durumda kanıtım farklıdır.
Sonuç: Şüphecinin "iki durumda kanıtın aynıdır" öncülü yanlıştır; ve bu öncüle dayanan şüpheci argüman, yanlış bir öncüle dayanır.
Birinci öncül, E=K'dir; Ders Ç3.11'de dayanaklarını incelemiştik. İkinci öncül, sağduyunun bir önermesidir, ve Modül Ç5'te göreceğimiz Moore'un sağduyu cevabını hatırlatır. Üçüncü öncül, bilginin olgusallığından çıkar: yanlış bir önerme bilinemez. Dördüncü ve beşinci öncüller, ilk üçünden doğrudan çıkar. Williamson'ın argümanın bir yanını vurgulaması önemlidir: şüpheci senaryodaki bilişsel yoksunluğumun bir parçası, gündelik durumdakinden daha az kanıtım olduğunun farkında olmamamdır. Rıza Bey gibi, kötü durumdaki kişi, kendi kanıtının eksik olduğunu bilemez; ona göre, kanıtı iyi durumdaki kişininkiyle aynıdır. E=K'ye göre bu, kişinin kanıtına dair bir yanılgıdır, kanıtın gerçek bir özelliği değil.
Argümanın sınırını da Williamson'ın kendisi belirtir: bu sonuç, şüphecinin bütün kaynaklarını tüketmez; şüpheci argüman çeşitli biçimlerde yeniden kurulabilir. Ama Williamson'a göre, şüpheci akıl yürütmenin, tartışılmamış epistemolojik varsayımları, örneğin kanıtın iki durumda aynı olduğu varsayımını, nasıl gizleyebileceğinin farkında olan biri, bu akıl yürütmeye itiraz etmek için daha iyi bir konumdadır. Argümanın asıl katkısı, şüpheciliği çürütmek değil, şüphecinin genellikle tartışmasız kabul edilen bir öncülünün, aslında tartışmalı bir epistemolojik teze, kanıtın öznel durumlardan oluştuğu tezine, dayandığını göstermektir.
En tartışmalı öncül: İkinci öncül, yani gündelik durumda ellerim olduğunu bildiğim. Şüpheciye karşı bir argümanda bu öncülü kullanmak, şüphecinin tam olarak sorguladığı şeyi varsaymak, yani soru dilenmek gibi görünür. Şüpheci, "ellerin olduğunu bildiğini nereden biliyorsun?" diye soruyordu; Williamson'ın argümanı, bu bilgiyi bir öncül olarak kullanarak, sorunun cevabını varsayar. Williamson'ın 2011 bölümünde felsefenin kendi epistemolojisi için yaptığı bir ayrım, buraya bir cevap olarak uygulanabilir: bir kişi, başka birinin fikrini değiştirmeye çalışıyorsa, o kişinin reddettiği olguları kanıt olarak öne sürmesi genellikle anlamsızdır; ama kişinin amacı, başkasını ikna etmek değil, kendisi için doğruyu bulmaksa, bildiği şeyleri, karşı tarafın reddettiği şeyler de dahil, neden kullanmasın? Williamson'a göre, yalnızca herkesin kabul ettiği kanıtı kullanma stratejisi umutsuzdur, çünkü neredeyse hiç böyle kanıt yoktur. Bu cevap, Modül Ç5'te ayrıntılı olarak göreceğimiz şüphecilik tartışmasının, diyalektik bir tartışma mı yoksa bireysel bir araştırma mı olduğu sorusuna bağlıdır.
Argümanın bir başka özelliği, şüphecinin en yaygın argüman biçimine, Ders Ç5.7'de göreceğimiz kapanış ilkesine dayanan biçime, doğrudan dokunmamasıdır. Kapanış ilkesine dayanan şüpheci, kanıtın aynılığını öncül olarak kullanmaz; yalnızca, kişinin şüpheci senaryonun gerçekleşmediğini bilmediğini, ve bilgi bilinen gerektirme altında kapalıysa, gündelik önermeleri de bilmediğini söyler. Williamson'ın argümanı, bu biçime karşı, kişinin şüpheci senaryonun gerçekleşmediğini bilebileceğini savunmak için ayrı bir dayanak gerektirir. E=K, bu dayanağı kendiliğinden sağlamaz; yalnızca, kişinin iyi durumda, kötü durumda olmayan bir kanıta sahip olabileceğini gösterir. Bu kanıtın, kötü durumun gerçekleşmediğini bilmek için yeterli olup olmadığı, ayrı bir sorudur.
İtirazlar ve cevaplar
Aşağıdaki itirazlar, Ders Ç3.11'de incelenen aldatılan ikiz ve Gettier itirazlarından farklı olarak, E=K'nin bilgi-önce çerçevedeki sonuçlarını hedef alır: şüpheciliğe karşı kullanımını, yanılabilircilikle gerilimini, kanıtın kaybını ve kanıtın işlemsel olmayışını.
İtiraz 1: Şüpheciye karşı soru dilenir
E=K'nin şüpheciliğe verdiği cevap, şüphecinin kabul etmediği bir öncülü, yani gündelik durumda ellerimin olduğunu bildiğimi, kullanır. Bu, bir tartışmada karşı tarafın reddettiği bir önermeyi kanıt olarak öne sürmektir; ve bu, argümanı karşı taraf için değersiz kılar. Şüpheci, haklı olarak, "beni ikna etmek için, benim de kabul ettiğim öncüllerden yola çıkmalısın" diyebilir.
Cevap: Williamson'ın 2011 bölümünde felsefenin epistemolojisi için kurduğu bir ayrım burada da iş görür. Williamson, karşı tarafın reddettiği olguları kanıt diye öne sürmenin, onun fikrini değiştirmeye çalışırken genellikle anlamsız olduğunu kabul eder. Ama epistemolojinin amacı, her zaman şüpheciyi ikna etmek değildir; çoğu zaman, kendi bilişsel durumumuzu anlamaktır. Williamson'ın gözlemine göre, felsefeciler, akıl yürütmelerini, kanıtları rakip kuramların hepsinin kabul edebileceği verilerle sınırlıymış gibi yürütme eğilimindedir. Biri makroskobik fiziksel nesnelerin var olduğunu reddederse, öbürü, kayaların var olduğu olgusunu değil, yalnızca kayaların var olduğuna dair bir "sezgisi" olduğu psikolojik olgusunu kanıt olarak öne sürer. Ama Williamson'a göre, amaç kendi için doğruyu bulmaksa, kişi kayaların var olduğuna dair bilgisini neden kullanmasın? Psikolojik olgu, sorusuyla çok daha az ilgili olabilir. Ayrıca, herkesin kabul ettiği kanıtı kullanma stratejisi umutsuzdur: bazı felsefeciler, belki bu tür zihinsel durumlar hakkında elemeci (eliminativist) oldukları için, kayaların var olduğunu kabul ettikleri halde kimsenin kayaların var olduğuna dair bir sezgisi olduğunu kabul etmeyecektir. Williamson'ın deyişiyle, felsefe yapmak, tartışmaya girmektir. Bu cevap, şüpheciyle bir tartışmayı kazanmaz; ama şüphecinin koyduğu kurallara uymayı da reddeder.
İtiraz 2: Bilgi yanılmaz hale gelir
Kavramlar bölümünde gördüğümüz gibi, E=K'ye göre, bilinen her önerme kişinin kanıtının bir parçasıdır, ve bu yüzden kanıta göre olasılığı 1'dir. Ama epistemolojinin yaygın bir görüşü, yanılabilircilik, kişinin, kanıtı önermenin doğruluğunu garanti etmediği durumlarda da bilebileceğini söyler. Ders Ç3.2'de, klasik temelciliğin yanılmaz temeller talebinin neden terk edildiğini görmüştük. E=K ise, yanılabilirciliği bir anlamda boşa çıkarır gibi görünür: bilinen her önerme, kişinin kanıtını gerektirir, çünkü kişinin kanıtının bir parçasıdır. St Andrews Üniversitesi'nden filozof Jessica Brown, 2018'de Oxford University Press'ten çıkan Fallibilism: Evidence and Knowledge (Yanılabilircilik: Kanıt ve Bilgi) kitabında, bu tür sonuçları, E=K'ye ve bilginin kanıtın gerektirmesini gerektirdiği görüşlere karşı kullandı. Brown'a göre, bir önerme hiçbir zaman kendisi için kanıtın parçası değildir; bunun en iyi açıklaması da, bir önermenin kendisi için kanıt olarak yerinde biçimde anılamamasıdır: p'ye inanmak için kanıtım nedir, diye sorulduğunda, "p" demek bir cevap değildir.
Cevap: E=K savunucusu, yanılabilirciliğin iki anlamını ayırabilir. Birinci anlamda, yanılabilircilik, kişinin, bildiği bir önermeye ulaştığı kanıtın, o önermeyi gerektirmediği durumlarda da bilebileceğidir. E=K bu anlamı reddetmez: Necdet Bey, nüshanın ilk baskı olduğunu, kâğıt, damga ve dizgi hatasından oluşan, ilk baskıyı gerektirmeyen bir kanıta dayanarak bilmiştir. Bilgiyi edindikten sonra, önerme onun kanıtının bir parçası olur; ama bu, bilgiyi edinme sürecinin yanılabilir olmadığı anlamına gelmez. İkinci anlamda, yanılabilircilik, kişinin, kolayca yanılabileceği bir durumda da bilebileceğidir; ve E=K bununla da çelişmez. Williamson ayrıca, kanıta göre olasılığın 1 olmasının, kişinin o önermeyi psikolojik olarak kesin saydığı anlamına gelmediğini vurgular. Ama Brown'ın itirazının dokunduğu bir yer var: kanıt kavramının gündelik işlevlerinden biri, bir inancın neden makul olduğunu göstermektir; ve bir önermenin kendisini kanıt olarak öne sürmek, bu işlevi yerine getirmez. E=K savunucusu, bu durumda, inancın neden makul olduğunu, önermenin nasıl bilindiğine, yani bilgiyi edinme sürecine bakarak açıklamak zorundadır; ve bu açıklama, kanıtın değil, bilginin kaynağının bir açıklamasıdır.
İtiraz 3: Unutulan bilgiyle kanıt da gider
E=K'ye göre, bilgi kaybedildiğinde kanıt da kaybedilir. Ama bu, gündelik kanıt anlayışımızla çatışır gibi görünür. Bir hakim, bir davada bir belgeyi kanıt olarak kabul ettikten sonra, belgenin içeriğini unutsa bile, belge davanın kanıtı olmaya devam eder. Bir bilim insanı, yıllar önce yaptığı bir ölçümün sonucunu unutsa bile, ölçüm, kuramın kanıtı olmaya devam eder. Ayrıca, olasılık kuramının standart güncelleme kuralı, kanıtın birikimli olduğunu varsayar; ve E=K, bu kuralı terk etmeyi gerektirir.
Cevap: E=K savunucusu, kişinin kanıtı ile bir kurumun ya da bir topluluğun kanıtı arasında bir ayrım yapabilir. Hakimin unuttuğu belge, mahkemenin kayıtlarında durur, ve mahkemenin kanıtı olmaya devam eder; ama hakim, belgenin içeriğini unuttuğu ölçüde, onu kişisel olarak, örneğin bir karar verirken, kullanamaz. Bilim insanının ölçümü de, bilimsel literatürün kanıtı olarak kalır; ama bilim insanı, onu unuttuğu ölçüde, kendi akıl yürütmesinde kullanamaz. Bu, Ders Ç3.11'in kanıta sahip olma ile kanıtın var olması arasında çizdiği ayrımın bir uygulamasıdır. Olasılık kuramına gelince, E=K savunucusu, kanıtın kaybedilebildiği bir güncelleme modelinin, birikimli modelden daha gerçekçi olduğunu savunabilir: gerçek insanlar unutur, ve yanıltıcı çürütücülerle bildiklerini kaybeder. Ama itirazın bir bedeli vardır: kanıtın kaybedilebildiği bir model, standart koşullandırmanın sağladığı bazı tutarlılık güvencelerini yitirir; ve bu modelin akılsal güncelleme için ne önerdiği, hâlâ tartışılan bir sorudur.
İtiraz 4: Kişi kanıtını bilemezse, kanıta göre davranamaz
Kanıt, kişiye neye inanacağı konusunda yol göstermelidir. Ama E=K'ye göre, kişi her zaman hangi kanıta sahip olduğunu bilemez: Rıza Bey, kanıtının Necdet Bey'inkinden az olduğunu bilmez. Öyleyse, "inancını kanıtınla orantılı tut" normu, Rıza Bey'e ne yapacağını söyleyemez; çünkü Rıza Bey, kanıtının ne olduğunu bilmeden, ona göre davranamaz. Bir norm, ona uymaya çalışan kişiye yol gösteremiyorsa, ne işe yarar? Bu itiraz, Ders Ç4.7'de gördüğümüz rehberlik-ödev anlayışının bir yankısıdır.
Cevap: Williamson, itirazın varsaydığı ideali reddeder. Ona göre, kişinin her zaman ona uyup uymadığını bilebileceği, tamamen işlemsel bir norm, imkânsız bir idealdir: ışıklılık karşıtı argümana göre, kişinin bir kurala uyup uymadığını her zaman bilebileceği bir durum ışıklı olurdu, ve ışıklı durumlar önemsizdir; öyleyse tamamen işlemsel bir kural da önemsiz olurdu. Kanıtçının "inancını kanıtınla orantılı tut" normu da, kanıtın ne olduğu nasıl anlaşılırsa anlaşılsın, tamamen işlemsel değildir; çünkü kişi, zihinsel durumlarını da her zaman tam olarak bilemez. Öyleyse, E=K'nin kanıtı işlemsel olmaktan çıkarması, onu rakip görüşlerden daha kötü bir konuma koymaz. Ama itirazın bir doğru yanı vardır: E=K, kanıtın, kişinin kendi bakış açısından değerlendirilen bir rehber olma işlevini, zihinselcilikten daha fazla zayıflatır. Zihinselcinin kanıtı da ışıklı olmayabilir, ama kötü durumdaki kişiye iyi durumdakiyle aynı yolu gösterir; E=K'nin kanıtı ise, kötü durumdaki kişiye, onun bilmediği bir eksiklik yüzünden, farklı bir yol gösterir. Bu fark, Ders Ç4.6 ve Ç4.7'nin tartıştığı içselci ve dışsalcı sezgiler arasındaki tartışmanın, kanıt kavramına taşınmış biçimidir.
Örnekler
Örnek 1: İki sahaf (kurgu)
Girişteki iki sahafa, E=K'nin gözünden dönelim. Necdet Bey, nüshasının ilk baskı olduğunu bilir; Rıza Bey bilmez. E=K'ye göre, Necdet Bey'in kanıtı, "bu nüsha ilk baskıdır" önermesini içerir; Rıza Bey'inki içermez. İkisinin ortak kanıtı, ikisinin de bildiği önermelerdir: nüshanın kâğıdının belirli bir dokuda olduğu, iç kapakta belirli bir damga bulunduğu, dizgide belirli bir hata olduğu. Bu ortak kanıt, nüshanın ilk baskı olduğunu yüksek bir olasılıkla destekler; ama gerektirmez, çünkü taklitler de aynı işaretleri taşıyabilir.
Örneğin öğretici yanı, iki sahafın fiyat belirlerken ne yapması gerektiği sorusunda ortaya çıkar. Necdet Bey, nüshasını ilk baskı fiyatından satabilir, çünkü onun kanıtı, nüshanın ilk baskı olduğunu içerir. Rıza Bey de, kendi bakış açısından, aynı fiyatı isteyecektir; ve onu bu yüzden kınayamayız, çünkü elindeki her işaret ilk baskıyı gösterir. Ama E=K'ye göre, Rıza Bey'in fiyatı, kanıtının desteklediğinden fazladır: Rıza Bey'in kanıtı, yalnızca ortak işaretleri içerir, ve bu işaretler, taklitlerin var olduğu bir pazarda, ilk baskıyı yalnızca yüksek bir olasılıkla destekler. Williamson'ın ayrımıyla, Rıza Bey'in yüksek fiyat istemesinin iyi bir mazereti vardır, ama gerekçesi yoktur. Örnek, E=K'nin, Ders Ç4.6'daki mazeret ve gerekçe ayrımını, gündelik bir ticari karara nasıl taşıdığını gösterir.
Örnek 2: Williamson'ın eller örneği
Williamson'ın 2011 bölümünde şüpheciliğe karşı kullandığı örnek, felsefe tarihinin en ünlü örneklerinden birini yeniden kullanır. Ders Ç1.1'den bu yana birkaç kez andığımız İngiliz filozof G. E. Moore, 1939 tarihli "Proof of an External World" (Dış Dünyanın Kanıtı) dersinde, ellerini kaldırıp "işte bir el, işte bir başkası" diyerek dış dünyanın varlığını kanıtladığını öne sürmüştü. Moore'un bu hamlesi, Modül Ç5'te, Ders Ç5.9'da ayrıntılı olarak ele alınacak.
Williamson'ın kullanımı, Moore'unkinden önemli bir bakımdan farklıdır. Moore, ellerinin varlığını bir kanıtın öncülü olarak kullanır; Williamson ise, ellerinin varlığını bildiğini, kanıtının ne olduğuna dair bir tezin, E=K'nin, girdisi olarak kullanır. Williamson'ın sorusu, "ellerim olduğunu biliyor muyum?" değil, "iki durumda kanıtım aynı mı?"dır. Bu ikinci soru, şüphecinin argümanının bir öncülüne yöneliktir, ve şüpheciye, bu öncülün tartışmasız olmadığını gösterir. Örnek, aynı sağduyu önermesinin, farklı epistemolojik çerçevelerde farklı işlevler görebileceğini gösterir: Moore'da bir kanıtın öncülü, Williamson'da bir kanıt kuramının bir uygulaması.
İki kullanım arasındaki fark, eleştirilerin de farklı yerlere düşmesine yol açar. Moore'a yöneltilen standart eleştiri, onun kanıtının, şüpheciyi ikna edemeyeceği, çünkü şüphecinin tam olarak sorguladığı öncülü kullandığıdır. Williamson'a yöneltilen eleştiri ise daha incedir: E=K'nin kendisi, şüpheciye karşı bağımsız olarak savunulmadıkça, kanıtın aynılığı öncülünün reddi, şüpheciyi ikna etmez. Williamson'ın kendi sınırlaması bu eleştiriyle uyumludur: argümanın şüphecinin bütün kaynaklarını tüketmediğini kabul eder; ona göre kazanç, şüphecinin tartışılmamış bir varsayımını görünür kılmaktır. Bu, felsefi argümanların, bazen bir sonucu kanıtlamak için değil, bir tartışmanın haritasını değiştirmek için kurulduğunu hatırlatır.
Örnek 3: Geri çekilen ölçüm (kurgu)
Bir üniversitenin malzeme laboratuvarında çalışan Doç. Dr. Elif Hanım, yeni bir alaşımın dayanıklılığına dair bir hipotezi sınıyor. Altı ay boyunca yaptığı ölçümler, hipotezi destekliyor; ve Elif Hanım, ölçüm sonuçlarını bildiği için, onları kanıt olarak kullanıyor. Sonra, laboratuvarın bir teknisyeni, ölçüm cihazlarından birinin kalibrasyonunun, son üç ayda kaymış olduğunu fark ediyor. Elif Hanım, son üç ayın ölçümlerini artık bilmediğini kabul ediyor: cihazın gösterdiği değerlerin gerçek değerler olup olmadığını bilmiyor. (Laboratuvar, kişiler ve alaşım kurgudur.)
E=K'ye göre, Elif Hanım'ın kanıtı küçülmüştür: son üç ayın ölçüm sonuçları, artık onun bildiği önermeler değildir, ve bu yüzden onun kanıtı değildir. Bu, Kavramlar bölümünde gördüğümüz kanıtın kaybının bir örneğidir; ve ilginç bir biçimde, kayıp, bir unutma değil, bir çürütücü yüzünden gerçekleşmiştir. Elif Hanım, ölçümlerin sonuçlarını hâlâ hatırlıyor; ama kalibrasyon sorunu, onların doğruluğunu bilmesini engelleyen bir kesen çürütücüdür (Ders Ç3.10). Laboratuvarın yapacağı şey, E=K'nin önerisine uyar: hipotezin olasılığını, yalnızca kalibrasyon sorunundan etkilenmeyen ilk üç ayın ölçümlerine göre yeniden değerlendirmek, ve son üç ayın ölçümlerini yeniden yapmak. Örnek, kanıtın kaybedilebilirliğinin, bilimsel pratikte tanıdık bir durum olduğunu gösterir: bir ölçümün geri çekilmesi, onun kanıt olmaktan çıkmasıdır; ve bu, birikimli bir kanıt modelinin yakalayamadığı bir durumdur.
Araç kartı: Kanıt Olarak Bilgi Testi
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir kişinin kanıt saydığı önermelerden hangilerinin gerçekten bildiği önermeler olduğunu ayıklayarak, inancın E=K'ye göre kanıtla ne kadar desteklendiğini ve kişinin kanıtının ne olduğunu bilip bilemeyeceğini sınar. |
| Adımlar | 1) Sınanacak inancı yaz; altına, kişinin ona dayanak gösterdiği önermeleri sırala. 2) Her önerme için sor: doğru mu, ve kişi onu biliyor mu, yoksa yalnızca gerekçeli olarak mı inanıyor? 3) Bilinmeyen önermeleri kanıt listesinden çıkar; bir çürütücüyle bilgisi kaybedilenleri de çıkar. 4) Kalan, yani bilinen önermelere göre inancın olasılığını değerlendir. 5) Kötü durum ikizini kur: aynı görünüşlerle, ama listedeki bazı önermelerin yanlış olduğu bir durum. İkiz hangi kanıttan yoksun olurdu, ve bunun farkında olur muydu? 6) Sonucu yaz: inanç, bilinen kanıtla orantılı mı; ve kişi, kanıtının ne olduğunu bilebilecek konumda mı? |
| Ne zaman kullanılır | Bir kanıt listesinin içinde doğrulanmamış ya da geri çekilmiş öğeler olduğundan şüphelenildiğinde; bir kararın dayandığı "verilerin" gerçekten bilinip bilinmediğini sınarken; iki kişinin aynı görünüşlere dayanıp farklı sonuçlara varması gerektiğini tartışırken. |
| Sınırı | İkinci adımdaki "biliyor mu?" sorusu, çoğu zaman kesin olarak cevaplanamaz; E=K'ye göre, kişi her zaman neyi bildiğini bilemez. Araç, bu belirsizliği ortadan kaldırmaz, yalnızca görünür kılar. |
| 5K kapısı | Kanıt |
Özet
- E=K, bilgi-önce çerçevenin en önemli ayağıdır: kişinin bütün kanıtı, bütün bilgisinin içeriğidir; Williamson'a göre kanıtı öznel durumlarla sınırlama eğilimi, kişinin kanıtını her zaman bilebileceği varsayımından kaynaklanıyor olabilir, ve ışıklılık karşıtı argüman bu varsayımı reddeder.
- Kanıtsal olasılık, bir önermenin kişinin bütün bilgisine koşullu olasılığıdır, ve gerekçenin derecesi olarak yorumlanabilir; böylece bilgi-önce çerçeve hem katı bir bilgi normunu hem de derecelenen bir gerekçe ölçüsünü barındırır.
- E=K'nin üç şaşırtıcı sonucu: bilinen her önerme kendi kanıtıdır (kanıta göre olasılığı 1), kanıt bilgiyle birlikte kaybedilebilir, ve kişi her zaman kanıtının ne olduğunu bilemez.
- Şüpheciliğe karşı: gündelik durumda ellerimin olduğunu bilirim, şüpheci senaryoda bilmem; E=K'ye göre iki durumda kanıtım farklıdır, ve şüphecinin "kanıt aynıdır" öncülü yanlıştır.
- İtirazlar: soru dilenme (Williamson: amaç başkasını ikna etmek değil kendi için doğruyu bulmaksa, bilinen her şey kullanılabilir); yanılabilircilikle gerilim (Brown, 2018); kanıtın kaybı ve güncelleme; kanıtın işlemsel olmayışı.
- E=K, kanıtın kişinin kendi bakış açısından bir rehber olma işlevini zihinselcilikten daha çok zayıflatır; bu, içselci ve dışsalcı sezgiler arasındaki tartışmanın kanıt kavramına taşınmış biçimidir.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Williamson, "Knowledge First Epistemology" bölümünde, E=K'nin şüphecilikle ilişkisini şöyle değerlendirir:
"E = K eşitliğinin şüphecilik için tartışmalı sonuçları vardır. Şüpheciler, çoğu zaman, gündelik bir senaryoda mı yoksa ona karşılık gelen bir şüpheci senaryoda mı olduğumuzu bilemeyeceğimizi, çünkü her ikisinde de aynı kanıta sahip olduğumuzu savunur. Bazı şüphecilik karşıtları bile kanıtın bu aynılığını kabul eder. Ama sağduyunun bir savunucusu bu varsayıma itiraz edebilir. Gündelik senaryoda, ellerim olduğunu bilirim. Şüpheci senaryoda, ellerim yoktur ve bu yüzden ellerim olduğunu bilmem. Böylece bilgim iki senaryo arasında farklıdır. E = K verildiğinde, bilgimdeki bu fark, kanıtımda bir fark oluşturur: şüpheci argüman yanlış bir öncüle dayanır. Şüpheci senaryodaki bilişsel yoksunluğumun bir parçası, gündelik senaryodakinden daha az kanıtım olduğunun farkında olmamamdır."
Pasajın ilk dikkat çeken yanı, "bazı şüphecilik karşıtları bile" ifadesidir. Williamson, şüphecinin kanıtın aynılığı öncülünü, yalnızca şüphecinin değil, şüphecilikle mücadele eden birçok epistemoloğun da paylaştığını belirtir. Ders Ç3.3'teki fenomenal muhafazakârlık ve Ders Ç4.2'deki zihinselcilik, bu öncülü kabul eder: iki durumda kişinin görünüşleri, dolayısıyla kanıtı aynıdır; şüpheciliğe cevap, kanıtın aynı olmasına rağmen gündelik durumda gerekçeli olduğumuzu göstermektir. Williamson'ın hamlesi, savaş alanını değiştirir: kanıtın aynı olduğunu kabul edip şüpheciliğe cevap aramak yerine, kanıtın aynı olduğu öncülünü reddeder.
İkinci olarak, "sağduyunun bir savunucusu" ifadesine bakalım. Williamson, argümanı kendi adına değil, sağduyunun bir savunucusunun adına kurar; ve bu, argümanın diyalektik konumunu belirler. Sağduyunun savunucusu, ellerinin olduğunu bildiğini varsayar; şüpheci, bunu reddeder. Argüman, şüpheciyi ikna etmek için değil, sağduyunun savunucusunun, şüphecinin bir öncülünü reddetmek için tutarlı bir zemine sahip olduğunu göstermek için kurulmuştur. Bu, İtiraz 1'de gördüğümüz soru dilenme itirazına verilen cevabın, pasajın kendisinde örtük olarak bulunduğunu gösterir.
Son olarak, pasajın son cümlesi, E=K'nin en derin felsefi sonucunu dile getirir: şüpheci senaryodaki yoksunluk, yalnızca daha az bilmek değil, daha az bildiğini bilmemektir. Bu, Ders Ç4.11'deki ışıklılık karşıtı argümanın bir uygulamasıdır: kişi her zaman kanıtının ne olduğunu bilemez. Pasaj, böylece, iki bilgi-önce tezini, E=K'yi ve ışıklılık karşıtlığını, şüphecilik sorununda birleştirir. Bu birleşim, iyi durum ile kötü durum arasında bir asimetri kurar: iyi durumdaki kişi, kötü durumdakinden daha fazla kanıta sahiptir; ama kötü durumdaki kişi, kendi bakış açısından, bu farkı göremez.
Teknik ayrıntı
Kanıtsal olasılığın yapısı. Williamson'ın kanıtsal olasılık kuramı, iki bileşenden oluşur. Birincisi, kişinin kanıtından önceki, "içsel" bir olasılık dağılımıdır: bir önermenin, herhangi bir kanıttan bağımsız olarak, ne kadar olası olduğu. İkincisi, kişinin kanıtıdır, yani E=K'ye göre bildiği önermelerin toplamı. Bir önermenin kanıtsal olasılığı, içsel olasılığın, kişinin bütün bilgisine koşullu olasılığıdır. Bu yapının bir sonucu, Kavramlar bölümünde gördüğümüz gibi, bilinen önermelerin olasılığının 1 olmasıdır. Bir başka sonucu, Williamson'ın 2011 bölümünde belirttiği gibi, bu tür olasılıkların yapısının epistemik mantığın matematiksel modelleriyle incelenebilmesi, ve bunun bazen beklenmedik sonuçlar verebilmesidir: örneğin, kişi bir şeyi, kendi kanıtına göre onu bildiğinin olasılığı sıfıra yakın olsa bile bilebilir. Bu sonuç, bilgi ile "bildiğini bilmek" arasında, Ders Ç4.11'deki ışıklılık karşıtı argümanın öngördüğü bir uçurum olduğunu gösterir.
Bilmeyi bilme ilkesi. Epistemolojide, bir kişinin bir şeyi biliyorsa onu bildiğini de bildiği ilkesi, "bilmeyi bilme" (KK) ilkesi adıyla bilinir. Williamson'ın ışıklılık karşıtı argümanı, bu ilkeyi reddeder: bilmek de önemsiz olmayan bir durum olduğu için ışıklı değildir, ve kişi bildiğini bilmeden bilebilir. E=K ile birleşince, bu ret, kanıt kavramına da uzanır: kişi, bir önermenin kanıtının bir parçası olduğunu bilmeden, o önermeyi kanıt olarak taşıyabilir. Bu, kanıtın içselci anlayışında genellikle varsayılan bir ilkeyi, yani kişinin kanıtına her zaman erişebileceği ilkesini reddeder; ve Ders Ç4.2'deki erişimcilik ile E=K arasındaki temel çatışma noktasını oluşturur.
Gerekçe bilgidir. E=K'nin yakın bir akrabası, Ders Ç4.6'da kısaca andığımız, Jonathan Sutton'ın 2007 tarihli Without Justification (Gerekçesiz) kitabında savunduğu tezdir: gerekçe bilgidir, yani bir kişi bir önermeye ancak onu biliyorsa gerekçeli olarak inanır. Bu tez, gerekçeli inancın inanç normlarını karşılayan inanç olduğu varsayılırsa, Ders Ç4.11'de gördüğümüz inanç için bilgi kuralından çıkar, ve E=K ile birleştiğinde, bilgi-önce çerçevenin en radikal biçimini oluşturur: kanıt, gerekçe ve akılsal inanç, hepsi bilgiyle tanımlanır. Bu radikal biçimin bedeli, kötü cin kurbanının (Ders Ç4.6) ve Rıza Bey'in hiçbir gerekçeye değil, yalnızca mazerete sahip olmasıdır. Williamson ve Sutton, bu bedeli ödemeye hazırdır; eleştirmenleri, bunun, gerekçe kavramının, kişinin kendi bakış açısından yaptığı en iyi şeyi değerlendirme işlevini yitirmesi olduğunu söyler.
Koşullandırma ve monotonluk. Standart Bayesçi güncellemede, kişi bir e önermesini kanıt olarak edindiğinde, bütün olasılıklarını e'ye koşullandırır; bundan sonra e'nin olasılığı 1'dir ve hiçbir koşullandırma onu 1'in altına düşüremez. Bu yüzden, standart modelde kanıt monoton olarak büyür: bir kez kanıt olan, hep kanıt kalır. E=K bu monotonluğu bozar, çünkü bilgi kaybedilebilir. Williamson'ın çerçevesinde, kişinin kanıtı her an onun o anki bilgisidir; ve kanıtsal olasılıklar, her an, o anki bilgiye göre yeniden hesaplanır. Bu, güncellemeyi, bir önceki olasılık dağılımından bir sonrakine geçiş olarak değil, her an aynı içsel dağılımın o anki bilgiye koşullandırılması olarak modeller. Modelin bir avantajı, Örnek 3'teki geri çekilen ölçüm gibi durumları doğal biçimde temsil etmesidir; bir dezavantajı ise, içsel olasılık dağılımının ne olduğu sorusunu açık bırakmasıdır.
Güncel tartışma
E=K, yirmi yılı aşkın bir süredir epistemolojinin en çok tartışılan tezlerinden biri. Tartışmanın bir ekseni, kanıtın olgusal olup olmadığıdır: yanlış önermeler kanıt olabilir mi? Ders Ç3.11'de bu ekseni görmüştük. Bir başka eksen, kanıt ile yanılabilirlik arasındaki ilişkidir; İtiraz 2'de gördüğümüz Brown'ın kitabı, bu eksenin en kapsamlı incelemelerinden biridir. Üçüncü bir eksen ise, E=K'nin, kanıtı kişinin kendi bakış açısından erişilebilir bir rehber olmaktan çıkarmasının bedelidir; ve bu eksen, Ders Ç4.7'deki Goldman ile Feldman ve Conee tartışmasının, kanıt kavramına taşınmış biçimidir.
E=K ile erişimci içselcilik arasında bir orta yol arayan görüşler de geliştirildi. Bunlardan biri, Britanyalı filozof Duncan Pritchard'ın 2012 tarihli Epistemological Disjunctivism (Epistemolojik Ayırıcılık) kitabında savunduğu görüştür. Pritchard'a göre, iyi durumdaki bir algılayıcının gerekçesi, olgusal bir nedendir, yani p'yi gördüğü olgusudur; ve bu neden, kişinin düşünümsel olarak erişebileceği bir nedendir. Bu görüş, E=K ile, kanıtın olgusal olabileceği konusunda; erişimcilikle (Ders Ç4.2) ise, gerekçenin kişinin düşünümsel olarak erişebileceği bir şey olması gerektiği konusunda uzlaşır. Ders Ç4.11'de gördüğümüz algıda ayırıcılığın, epistemolojideki bir karşılığıdır.
Tartışmanın gündelik bir yansıması da vardır. Bir mahkemede, yanlış olduğu sonradan anlaşılan bir tanıklık, "kanıt" olarak kayıtlara geçmiştir; ve hukuk dilinde, yanlış kanıtlardan söz etmek olağandır. E=K'nin olgusal kanıt anlayışı, bu dilsel kullanımla gerilim içindedir. E=K savunucusu, hukuki "kanıt" kavramının, kurumsal bir kavram olduğunu, ve bir kişinin kendi akıl yürütmesinde kullanabileceği epistemik kanıtla aynı olmadığını söyleyebilir; tıpkı İtiraz 3'te mahkemenin kanıtı ile hakimin kanıtını ayırdığımız gibi. Bu ayrım, Modül Ç7'de, özellikle Ders Ç7.7'de göreceğimiz grup bilgisi sorusuna açılır.
Aynı soru, veriyle çalışan her alanda da karşımıza çıkar. Bir makine öğrenmesi veri kümesinde, bazı örnekler yanlış etiketlenmiş olabilir; ve modeli bu kümeyle eğiten biri, yanlış etiketleri de "veri" olarak kullanır. E=K'nin diliyle, yanlış etiketlenmiş bir örnek, kanıt değildir, çünkü bilinmez; ve veri temizliği, kanıt olmayan öğeleri kanıt listesinden ayıklama işlemidir. Bu benzetme, E=K'nin olgusal kanıt anlayışının, soyut bir felsefi tez olmanın ötesinde, verinin niteliğine dair gündelik bir mühendislik kaygısını adlandırdığını gösterir: bir kararın ya da bir modelin dayandığı şeylerin ne kadarının gerçekten bilinen şeyler olduğu sorusu.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir kargo şirketinin müşteri hizmetlerinde çalışan Burcu Hanım, bir müşterinin, paketinin teslim edilmediği şikâyetini inceliyor. Şirketin sistemi, paketin teslim edildiğini gösteriyor; kurye, teslim ettiğini söylüyor; ve sistemde, kapının önüne bırakılmış bir paketin fotoğrafı var. Burcu Hanım, ilk olarak, paketin teslim edildiğine inanıyor. Ama vardiya amiri Serdar Bey, kanıtı Kanıt Olarak Bilgi Testi ile yeniden değerlendirmesini istiyor. (Kargo şirketi ve çalışanları kurgudur.)
Adım 1, inanç ve dayandığı liste. İnanç: paket teslim edildi. Kanıt sayılan önermeler: sistem, paketin teslim edildiğini gösteriyor; kurye, teslim ettiğini söylüyor; fotoğraf, bir kapının önünde bir paket gösteriyor.
Adım 2, hangisi biliniyor? Burcu Hanım, sistemin teslim kaydı gösterdiğini bilir; kuryenin teslim ettiğini söylediğini bilir; fotoğrafın bir kapının önünde bir paket gösterdiğini bilir. Ama "fotoğraftaki kapı müşterinin kapısıdır" önermesini bilmez: fotoğrafta kapı numarası görünmüyor.
Adım 3, ayıklama. Teslim kaydının, kuryenin kendi girişiyle oluştuğu ortaya çıkıyor; öyleyse sistem ile kuryenin beyanı, bağımsız iki kanıt değil, aynı kaynağın iki görünüşü. Bilinen kanıt: kurye teslim ettiğini söylüyor; bir kapının önüne bir paket bırakılmış.
Adım 4, olasılık. Bu kanıta göre, paketin müşteriye teslim edilmiş olması olasıdır, ama Burcu Hanım'ın ilk düşündüğü kadar değil: üç bağımsız kanıt yerine, tek bir kaynağa dayanan iki öğe var.
Adım 5, kötü durum ikizi. Kurye, paketi yanlış apartmana bırakmış olsaydı, Burcu Hanım aynı ekranı, aynı fotoğrafı ve aynı beyanı görecekti. İkiz, "paket müşterinin kapısına bırakıldı" önermesinden yoksun olurdu, ve bunun farkında olmazdı.
Adım 6, sonuç. Burcu Hanım, inancını, bilinen kanıtın desteklediği düzeye indiriyor: paket büyük olasılıkla teslim edildi, ama doğru adrese teslim edildiği bilinmiyor. Kuryeden teslim noktasının konum kaydını istiyor; kayıt, paketin komşu binaya bırakıldığını gösteriyor.
Değerlendirme. Örnek, E=K'nin pratik bir öğüdünü gösteriyor: bir kanıt listesinin ne kadar uzun olduğuna değil, listedeki öğelerin gerçekten bilinip bilinmediğine ve birbirinden bağımsız olup olmadığına bakmak. Burcu Hanım'ın ilk inancı, bir kanıt listesine dayanıyordu; ama listenin önemli bir öğesi, fotoğraftaki kapının müşterinin kapısı olduğu, bilinmeyen bir önermeydi. Beşinci adımdaki ikiz, Burcu Hanım'ın, kanıtının ne olduğunu kendi bakış açısından göremediğini, ve bu yüzden bağımsız bir doğrulamaya ihtiyaç duyduğunu gösteriyor.
Pratik: Alıştırmalar
- E=K'nin üç şaşırtıcı sonucunu, yani bilinen önermenin kendi kanıtı olmasını, kanıtın kaybedilebilmesini ve kanıtın ışıklı olmamasını, her biri için kendi seçeceğin bir örnekle açıkla.
- Williamson'ın şüpheciliğe karşı argümanını kendi sözlerinle yaz. Soru dilenme itirazını ve Williamson'ın cevabını açıkla. Sence cevap yeterli mi?
- Yanılabilircilik ile E=K arasındaki gerilimi açıkla. E=K savunucusu, yanılabilirciliğin hangi anlamını koruyabilir, hangisini koruyamaz?
Cevapları göster
- Bilinen önermenin kendi kanıtı olması: bir öğrenci, bir sınavın tarihini, okulun resmî duyurusundan öğrenerek bilir; bu bilgiyi edindikten sonra, "sınav salı günü" önermesi, onun kanıtının bir parçası olur, ve örneğin hafta planını yaparken kullanılabilir. Kanıtın kaybı: aynı öğrenci, sınavın ertelendiğine dair bir söylenti duyar; söylenti yanlış olsa bile, öğrencinin "sınav salı günü" bilgisini çürütür, ve bu önerme, doğru olmaya devam etse de, öğrencinin kanıtı olmaktan çıkar. Kanıtın ışıklı olmaması: öğrenci, söylentiyi duyduktan sonra, "sınav salı günü" önermesinin hâlâ kanıtı olup olmadığını bilemez; çünkü söylentinin onun bilgisini çürütüp çürütmediğini kesin olarak bilemez. Öğrencinin cevabı, her örnekte E=K'nin hangi bileşenini kullandığını açıkça göstermelidir.
- Williamson'ın argümanı: E=K'ye göre kanıt bilgidir; gündelik durumda ellerimin olduğunu bilirim; şüpheci senaryoda ellerim yoktur ve bunu bilmem; öyleyse iki durumda bilgim, dolayısıyla kanıtım, farklıdır; ve şüphecinin "kanıt aynıdır" öncülü yanlıştır. Soru dilenme itirazı: argüman, şüphecinin reddettiği bir önermeyi, ellerimin olduğunu bildiğimi, öncül olarak kullanır. Williamson'ın cevabı: başkasını ikna etmek için karşı tarafın reddettiği olguları öne sürmek genellikle işe yaramaz; ama amaç kendin için doğruyu bulmaksa, bildiğin şeyleri kullanmaman için bir neden yoktur; ve yalnızca herkesin kabul ettiği kanıtı kullanma stratejisi umutsuzdur. Öğrencinin cevabı, bu cevabın şüpheciyle bir tartışmayı kazanmadığını, ama şüphecinin koyduğu tartışma kurallarını reddettiğini, ve bunun yeterli olup olmadığının epistemolojinin amacına dair bir tercihe bağlı olduğunu tartmalıdır.
- Gerilim şudur: E=K'ye göre bilinen her önerme kişinin kanıtının bir parçasıdır, ve kanıta göre olasılığı 1'dir; oysa yanılabilircilik, kişinin, kanıtı önermeyi garanti etmediği durumlarda da bilebileceğini söyler. E=K savunucusu, yanılabilirciliğin edinme anlamını koruyabilir: kişi, bir önermeyi, onu gerektirmeyen bir kanıta dayanarak bilebilir; Necdet Bey, nüshanın ilk baskı olduğunu, ilk baskıyı gerektirmeyen işaretlere dayanarak bilmiştir. Koruyamayacağı anlam ise, kişinin bildiği bir önermenin, kişinin bütün kanıtına göre yanlış olma olasılığının sıfırdan büyük olmasıdır; E=K'de bu olasılık sıfırdır. Öğrencinin cevabı, Brown'ın, bir önermenin kendisi için kanıt olarak yerinde biçimde anılamadığı itirazını değerlendirmelidir.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: biri, bir restoranın iyi olduğuna, internetteki yüksek puanlara ve bir arkadaşının önerisine dayanarak inanıyor. Zayıf çalışma: "Çok kanıtım vardı: yüzlerce yorum ve bir arkadaş önerisi." Güçlü çalışma: "Kanıt listesi: restoranın puanı dört buçuk; arkadaşım iyi olduğunu söyledi. Bilinen: puanın dört buçuk olduğunu biliyorum; arkadaşımın bunu söylediğini biliyorum. Bilinmeyen: puanların gerçek müşterilerden geldiğini bilmiyorum; arkadaşımın restorana gidip gitmediğini bilmiyorum, belki o da puanlara bakmıştı. Bağımsızlık: arkadaşım da puanlara bakmışsa, iki öğe aynı kaynağa dayanıyor. Olasılık: bilinen kanıta göre, restoranın iyi olması olası ama ilk düşündüğüm kadar değil. İkiz: puanlar sahte olsaydı, aynı ekranı görecektim ve farkında olmayacaktım. Sonuç: inancımı düşürmeliyim; arkadaşıma oraya gidip gitmediğini sormalıyım."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Bilinen ve bilinmeyen | Her kanıt öğesi için bilinip bilinmediği ayrı ayrı sorulmuş |
| Bağımsızlık | Öğelerin aynı kaynağa dayanıp dayanmadığı denetlenmiş |
| İkiz | Kötü durum ikizi kurulmuş ve hangi kanıttan yoksun olacağı gösterilmiş |
| Orantı | İnancın, bilinen kanıtın desteklediği düzeye göre yeniden değerlendirilmiş |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç3.11) Ders Ç3.11'de E=K'nin iki yarısı neydi? Williamson, kanıtın önermesel olduğunu hangi dayanaklarla savunuyordu?
- (Ders Ç4.11) Ders Ç4.11'deki ışıklılık karşıtı argüman neydi? Bu argüman, E=K ile birleşince kanıt hakkında hangi sonuca varır?
- (Ders Ç3.10) Ders Ç3.10'da yenen ve kesen çürütücü nasıl ayrılmıştı? Kanıtın kaybı, çürütücülerle nasıl ilişkilidir?
Cevapları göster
- Ders Ç3.11'de, E=K'nin iki yarısı, kanıtın önermesel olduğu ve önermesel kanıta sahip olmanın onu bilmek olduğuydu. Williamson, kanıtın önermesel olduğunu üç dayanakla savunuyordu: en iyi açıklamaya çıkarımda, bir hipotez kanıtı açıklar, ve yalnızca önermeler açıklanabilir; olasılık kuramında, bir hipotez kanıta koşullu olarak değerlendirilir, ve yalnızca önermeler koşul olabilir; tutarsızlıkta, bir hipotez kanıtla tutarsız olabilir, ve yalnızca önermeler tutarsız olabilir. Bu derste, bu dayanakları yeniden kurmadan, tezin sonuçlarına baktık.
- Ders Ç4.11'de, ışıklılık karşıtı argüman, ayırt etme gücümüz sınırlı olduğu için, önemsiz olmayan hiçbir durumun, kişi o durumdayken her zaman bilinebilir olmadığını söylüyordu; şafakta buz gibi üşüyüp yavaşça ısınan kişi, soğuk hissetmenin son anlarında soğuk hissettiğini bilebilecek konumda değildir. E=K ile birleşince, bu argüman, kanıtın da ışıklı olmadığı sonucuna varır: kişi her zaman neyi bildiğini bilemediği için, her zaman kanıtının ne olduğunu da bilemez. Bu, şüpheci senaryodaki kişinin, kanıtının gündelik durumdakinden az olduğunu fark edememesini açıklar.
- Ders Ç3.10'da, yenen çürütücü, inancın kendisine karşı kanıt sağlayan bir çürütücüydü; kesen çürütücü ise, inancın dayanağı ile inanç arasındaki bağı koparan bir çürütücüydü. Kanıtın kaybı, çürütücülerle doğrudan ilişkilidir: E=K'ye göre bir önerme ancak biliniyorsa kanıttır, ve bir çürütücü, kişinin bir önermeyi bilmesini engelleyebilir; o zaman, önerme doğru olmaya devam etse de, kişinin kanıtı olmaktan çıkar. Örnek 3'teki kalibrasyon sorunu, kesen bir çürütücüdür: ölçüm sonuçlarının doğru olduğuna dair inancın dayanağını, yani cihazın güvenilirliğini, sorgular, ve bu yüzden sonuçların bilinmesini engeller.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| E=K nedir? | Kişinin bütün kanıtı, bütün bilgisinin içeriğidir (Williamson, 2000). |
| Kanıtsal olasılık nedir? | Bir önermenin, kişinin bütün bilgisine koşullu olasılığı; gerekçenin derecesi olarak yorumlanabilir. |
| E=K'ye göre bilinen bir önermenin kanıta göre olasılığı nedir? | 1; çünkü bilinen önerme kişinin kanıtının bir parçasıdır. |
| Kanıtın kaybı nedir? | Bilgi unutma ya da çürütücüyle kaybedilince, kanıt da kaybedilir; kanıt yalnızca büyümez, küçülebilir. |
| Kanıtın ışıklı olmaması ne demektir? | Kişi her zaman neyi bildiğini, dolayısıyla kanıtının ne olduğunu bilemez. |
| E=K şüpheciliğe nasıl cevap verir? | Gündelik durumda ellerimin olduğunu bilirim, şüpheci senaryoda bilmem; kanıtım farklıdır, şüphecinin "kanıt aynıdır" öncülü yanlıştır. |
| Soru dilenme itirazına Williamson ne der? | Amaç kendin için doğruyu bulmaksa bildiğini kullanabilirsin; yalnız herkesin kabul ettiği kanıtı kullanmak umutsuzdur. |
| Brown'ın yanılabilircilik itirazı nedir? | Bir önerme kendisi için kanıt olarak yerinde biçimde anılamaz; öyleyse kendi kanıtının parçası olamaz (2018, 3. bölüm). |
Okuma listesi
- Timothy Williamson, Knowledge and Its Limits (Oxford University Press, 2000), 9. ve 10. bölümler. E=K ve kanıtsal olasılık.
- Timothy Williamson, "Knowledge First Epistemology", Bernecker ve Pritchard (ed.), The Routledge Companion to Epistemology (Routledge, 2011). Şüphecilik ve kanıt.
- Jessica Brown, Fallibilism: Evidence and Knowledge (Oxford University Press, 2018). E=K'ye yanılabilirci itirazlar.
- Jonathan Sutton, Without Justification (MIT Press, 2007). Gerekçenin bilgi olduğu tezi.
- Duncan Pritchard, Epistemological Disjunctivism (Oxford University Press, 2012). Olgusal ve erişilebilir nedenler.
Sonraki derse köprü
Bu derste, Williamson'ın, felsefecilerin kanıtı yalnızca herkesin kabul edebileceği verilerle, örneğin sezgilerle, sınırlama eğilimini eleştirdiğini, ve bilim insanlarının kanıtı ele alış biçimini bir model olarak gösterdiğini gördük. Bu, epistemolojinin bilimle ilişkisine dair daha geniş bir soruya açılır: epistemoloji, bilginin ne olduğunu ve nasıl edinildiğini, koltuğundan kalkmadan, önsel yöntemlerle mi incelemelidir, yoksa insanların gerçekte nasıl bildiğini inceleyen bilişsel bilimin sonuçlarından mı yararlanmalıdır? Amerikalı filozof Willard Van Orman Quine, 1969 tarihli "Epistemology Naturalized" (Doğallaştırılmış Epistemoloji) makalesinde, epistemolojinin psikolojinin, dolayısıyla doğa biliminin bir bölümü olarak yeniden kurulmasını önerdi. Ders Ç4.13, doğallaştırılmış epistemolojiyi ve bilişsel bilimin epistemolojiye katkılarını inceliyor, ve bir epistemolojik iddianın bilişsel bilimin bulgularıyla uyumunu sınamak için Bilişsel Bilim Kontrolü adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: Son zamanlarda kanıt saydığın ama sonradan doğru olmadığı ortaya çıkan bir şey oldu mu? O şey, yanlış olduğu anlaşılmadan önce senin kanıtın mıydı?