İçeriğe geç

Ders Ç4.11 · Çekirdek · Modül Ç4: Gerekçe kuramları

Bilgi-önce epistemoloji I: bilgi analiz edilemez mi?

Araç: Önce-Bilgi Sorusu · 5K: Kavram · 6.522 kelime · tamamı yaklaşık 30 dakika okuma

Giriş

Bir yayınevinin hazırladığı yeni bir Türkçe sözlükte çalışan Ferda Hanım, "bilmek" maddesini yazmakla görevlendirilmiş. İlk taslağı şöyle: "Bir şeyden haberi olmak." Editör, "haberi olmak" ifadesinin ne demek olduğunu soruyor; Ferda Hanım, "bir şeyi öğrenmiş olmak" diye cevap veriyor. "Öğrenmek" maddesine bakıyorlar: "bilgi edinmek." Sözlüğün kendisi, bir daire çiziyor. Ferda Hanım, bu kez felsefe kitaplarından yardım alıyor ve "doğru olduğuna gerekçeli olarak inanmak" diye yazıyor; ama aynı akşam, bir dergide, bu tanıma uyan ama kimsenin bilgi saymayacağı bir vaka okuyor. Sonraki hafta, "kırmızı" maddesini yazan meslektaşı Sinan Bey de benzer bir sorunla karşılaşıyor: "kırmızı, bir renktir" doğru ama yetersiz; "kırmızı, renkli olup ayrıca şu özelliği taşıyandır" diye bir tanım arıyor, ama "şu özellik"i, kırmızıdan söz etmeden ifade edemiyor. Sonunda "kan ya da olgun domates rengi" diye yazıyor; bir tanım değil, bir örnek. (Yayınevi, kişiler ve olaylar kurgudur.)

Sözlük yazarlarının karşılaştığı sorun, epistemolojinin yarım yüzyıldır uğraştığı sorunun gündelik bir yüzüdür. Ders Ç1.10'da, Platon'un Theaitetos'unun bilgiyi "logosla birlikte doğru kanaat" olarak tanımlama girişimini; Ders Ç1.11'de, Gettier'in 1963'te bu tanımın modern biçimini, yani gerekçeli doğru inanç tanımını, birkaç sayfayla çürüttüğünü; Ders Ç1.12 ve Ç1.13'te, tanımı onarmak için önerilen koşulların her birinin yeni karşı-örneklere düştüğünü gördük. Ders Ç1.11'in sonunda, bu tarihin bazı filozofları daha radikal bir sonuca götürdüğünü belirtmiş, ve bu görüşün Gettier sorununu gerçekten çözüp çözmediğini, yoksa yalnızca bırakıp bırakmadığını bu derste tartışacağımızı söylemiştik.

Bu ders, o radikal sonucu inceliyor. İngiliz filozof Timothy Williamson, 2000 tarihli Knowledge and Its Limits (Bilgi ve Sınırları) kitabında, Gettier sonrası çözümleme programının başarısızlığını, bilginin inanç ve başka koşullardan kurulan bir bileşim olmadığının bir işareti olarak okudu. Williamson'ın önerisi, açıklamanın yönünü tersine çevirmektir: bilgiyi inançla açıklamak yerine, inancı, gerekçeyi ve kanıtı bilgiyle açıklamak. Williamson, kitabının önsözünde, kitabı iki sözcükle özetlemesi gerekse "önce bilgi" (knowledge first) diyeceğini yazar; ve bu iki sözcük, epistemolojide yeni bir yaklaşımın adı oldu. Ders, bu yaklaşımın ilk tezini, yani bilginin çözümlenemez olduğu tezini, ve onunla bağlantılı bir tezi, bilmenin bir zihinsel durum olduğu tezini inceliyor; ikinci tezi, yani kanıtın bilgi olduğu tezini, Ders Ç4.12'ye bırakıyor.

Bu dersin kazanımları:

  • Bilgi-önce epistemolojiyi, çözümlenemezlik tezini, olgusal zihinsel durum kavramını, ışıklılık karşıtı argümanı ve inanç için bilgi kuralını açıklarsın. (anla)
  • Bir epistemik kavrama Önce-Bilgi Sorusu'nu uygulayarak onu bilgiyle ve bilgiyi onunla tanımlamayı dener, iki yönün karşı-örneklerini ve açıklayıcı gücünü karşılaştırırsın. (uygula)
  • Çözümlenemezlik tezinin ve bilgi-önce yaklaşımının Gettier sorununa getirdiği yorumun, deneyim-önce eleştirisi ve ışıklılık tartışması karşısında ne ölçüde savunulabileceğini değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Bu bölüm önce yaklaşımın adını ve ilk tezini, sonra Williamson'ın bilgiyi bir zihinsel durum olarak konumlandıran iki kavramını, en son da bilginin normatif rolünü tanımlıyor.

Williamson, 2011'de The Routledge Companion to Epistemology (Routledge Epistemoloji Rehberi) için yazdığı "Knowledge First Epistemology" (Bilgi-Önce Epistemoloji) bölümünde, yaklaşımı bilgi ile inanç arasındaki en çarpıcı farktan yola çıkarak tanıtır: bilgi doğruluğu gerektirir, inanç gerektirmez. Yanlış inanç vardır, yanlış bilgi yoktur. Bu anlamda, bütün bilgi başarılıdır, ama bütün inanç başarılı değildir. Bilgi-önce epistemoloji, açıklamada önceliği başarıya verir; inanç-önce epistemoloji ise önceliği, başarı ile başarısızlık arasında tarafsız olan koşullara verir: bazı inançlar bilgi oluşturur, bazıları yanlıştır. Williamson, bu farkı eylem felsefesinden bir benzetmeyle açıklar: kasıtlı olarak bir şey yapmak, eylemin tam başarı koşuludur; denemek ise, başarı ve başarısızlık durumlarında ortak olan tarafsız koşuldur. İnanmak, denemeye karşılık gelir; yanlış inanmak, deneyip başaramamaya; yalnızca doğru inanıp bilmemek ise, istenen şeyi yapıp ama istendiği gibi yapmamaya, örneğin niyetin heyecanı yüzünden tetikteki parmağın kayıp hedefi tesadüfen vurmasına. Bilgi-önce epistemoloji, bilişsel başarısızlık durumlarını, bilişsel başarı durumlarından sapmalar olarak anlar.

Tezin içeriğini anlamak için, neyin reddedildiğine bakmak gerekir. Williamson, epistemolojinin geleneksel amaçlarından birinin bir "bilgi çözümlemesi" vermek olduğunu belirtir. Bu, bazen bilgi kavramını çözümlemek, yani "S, P'yi bilir" cümlesiyle eş anlamlı daha karmaşık bir cümle vererek kavramı kendisini oluşturan kavramlara ayırmak anlamına geliyordu; bazen de bilginin altta yatan doğasını çözümlemek, ki bu, bilginin doğası zahmetli bir araştırmayla keşfedilmesi gereken bir şey olabileceği için, eş anlamlı bir cümle vermeden de yapılabilirdi. Her iki durumda da, bir bilgi çözümlemesinin, S'nin P'yi bilmesi için döngüsel olmayan gerekli ve yeterli koşullar vermesi bekleniyordu. Çözümlenemezlik tezi, bu tür koşulların bulunmadığını söyler. Tez, bilginin hiçbir gerekli koşulu olmadığını söylemez: bilgi doğruluğu ve inancı gerektirir. Söylediği, bu gerekli koşulların, bilgiyi oluşturan bileşenler olmadığı, ve onlara ne eklenirse eklensin, bilgiden söz etmeden bilgiye ulaşılamayacağıdır.

"Olgusal" sözcüğü, Türkçede doğru olanı bildiren fiillerin bir özelliğini adlandırır. Birinin yağmur yağdığını gördüğünü söylersek, yağmur yağıyordur; yağmur yağmıyorsa, kişi en fazla yağmur yağıyor gibi görmüştür. Birinin kapıyı kilitlediğini hatırladığını söylersek, kapıyı kilitlemiştir; kilitlemediyse, en fazla kilitlediğini hatırlıyor gibidir. Williamson'a göre, savunulabilir biçimde, bu tutumların ortak bir özelliği daha vardır: hepsi bilgiyi gerektirir. Yağmur yağdığını gören biri, yağmur yağdığını bilir; kapıyı kilitlediğini hatırlayan biri, kilitlediğini bilir. Williamson, bundan daha geniş bir varsayım (conjecture) çıkarır: bilmek, en genel olgusal zihinsel tutumdur, yani bir önermeye herhangi bir olgusal zihinsel tutum taşıyorsanız, ona bilme tutumunu taşırsınız. Bir şeyin farkında olmak, bir şeyi öğrenmek, keşfetmek ya da tanımak, hepsi bilmeyi içerir. Williamson'ın gözlemiyle, bu örnekler, bilmenin hiçbir rol oynamadığı bir bilişsel hayatı hayal etmenin ne kadar zor olduğunu gösterir: böyle bir hayat, hiçbir şeyin farkında olunmayan, hiçbir şeyin görülmediği, hatırlanmadığı, öğrenilmediği ve tanınmadığı bir hayat olurdu.

Bilmenin bir zihinsel durum olduğu tezine yöneltilen bir itiraz, onun içebakışa açık olmamasıdır: kişi her zaman bildiğini bilemez. Becerikli bir şakacı, yağmur yağmıyorken size yağmur yağıyormuş gibi gösterirse, bildiğiniz kadarıyla yağmur yağdığını biliyorsunuzdur; aslında bilmiyorsunuzdur, ama bilmediğinizi bilecek konumda değilsinizdir. İnanmak, istemek ve duyum hissetmek (örneğin acı) gibi temel zihinsel durumlar tamamen içebakışa açıksa, bu, bilmenin "saf" bir zihinsel durum olmadığını gösterir gibi görünür. Williamson'ın cevabı, hiçbir önemsiz olmayan durumun tamamen içebakışa açık olmadığıdır. Argüman, kabaca, şöyle işler: önemsiz olmayan her durumdan, çok yavaş bir süreçle, o durumda olmamaya geçilebilir; ayırt etme gücümüz sınırlı olduğu için, sürecin hâlâ o durumda olduğumuz son anlarında, durumumuzu, artık o durumda olmadığımız ilk anlardaki durumumuzdan ayırt edemeyiz; öyleyse o son anlarda, durumdayız ama durumda olduğumuzu bilebilecek konumda değiliz. Bu yüzden, acı çekmek ve inanmak da ışıklı değildir: insan, acı çektiğini bilebilecek konumda olmadan acı çekebilir. Bilmenin içebakışa tamamen açık olmaması, onu inançtan daha az zihinsel yapmaz.

Williamson, bu kuralı, bilgi ile eylem nedenleri arasındaki bağdan çıkarır. Bir kişinin, hap almak için bir neden olarak hapların saman nezlesi belirtilerini hafifleteceğini kullandığını varsayalım. Biri ona, hapların belirtilerini hafifletip hafifletmeyeceğini bilmediğini gösterirse, onun karar verme sürecinde, o öncül bakımından bir kusur ortaya çıkarmış olur; kişi öncülü biliyorsa, karar verme süreci o öncül bakımından kusursuzdur. Bir kişinin, bir önermeye inandığı halde onu hiçbir eylemin nedeni olarak kullanmaya hazır olmaması, Williamson'a göre, onun o önermeye inanmadığını gösterir; öyleyse inanmak, en azından, öncülü eylemlerde kullanmaya hazır olmayı gerektirir; ve bu kullanım ancak bilgi varsa kusursuzdur. Bu, "ancak biliyorsan inan" kuralını önerir. Kuralın öne sürme için karşılığı, Ders Ç6.3'te ayrıntılı olarak ele alınacak; eylem için karşılığı ise Ders Ç6.4'te.

Argüman

Williamson'ın çözümlenemezlik tezine giden argüman, bir tümevarımsal gözlemle başlar, ve ardından çözümlemenin mümkün olması gerektiğini söyleyen gerekçeleri tek tek reddeder:

  1. Gettier'den sonra önerilen onarımların her biri, epistemologların çoğuna göre, yeni karşı-örneklere düşerek başarısız oldu.
  2. Anlam ve nedensellik gibi felsefi olarak merkezi öbür kavramları döngüsel olmayan gerekli ve yeterli koşullarla çözümleme programları da, benzer biçimde, giderek karmaşıklaşan çözümlemeler ve karşı-örneklerden oluşan bir gerilemeye yol açtı.
  3. Bilginin çözümlenebilir olmasını beklemek için öne sürülen gerekçeler, yani bütün kavramların küçük bir basit kavramlar stokundan kurulduğu varsayımı, bilginin "doğru inanç artı eksik parça" olarak tanımlanabileceği düşüncesi, ve zihnin içselci bir kuramı, son derece tartışmalı varsayımlara dayanır.
  4. Bilmek, inanmak kadar zihinsel bir durumdur; bu yüzden, saf zihinsel bir bileşen ile saf zihinsel olmayan bir bileşene ayrıştırılmayı beklemek için bir neden yoktur.
  5. Öyleyse, bilginin inanç ve başka koşullar cinsinden döngüsel olmayan bir çözümlemesi olduğunu beklemek için iyi bir neden yoktur, ve başarısızlık kaydı, böyle bir çözümlemenin bulunmadığına dair iyi bir tümevarımsal kanıttır.

Sonuç: İnanç, bilgiden önce gelmez; açıklamanın yönü tersine çevrilmeli, bilgi öbür epistemik kavramları açıklamak için başlangıç noktası alınmalıdır.

Birinci öncül, Ders Ç1.11'den Ç1.13'e kadar gördüğümüz tarihin özetidir. Williamson, bu kayda iki tepki verilebileceğini belirtir: biri, kaydın yalnızca aramaya devam etmemiz gerektiğini gösterdiğini söyler, çünkü bilgiyi çözümlemek hiçbir zaman kolay bir iş olmayacaktı; öbürü, kaydın böyle bir çözümlemenin bulunmadığına dair iyi bir tümevarımsal kanıt oluşturduğunu söyler. Williamson, iki tepki arasında karar vermek için tartışmanın sınırlarını genişletmemiz gerektiğini söyler, ve ikinci, üçüncü ve dördüncü öncüller bu genişlemedir. İkinci öncül, başka alanlardaki benzer başarısızlıkları kanıta ekler. Williamson'ın dürüst bir gözlemi burada önemlidir: bu genel başarısızlık kaydı, bilginin inanç cinsinden çözümlenebilir olma olasılığını azaltır; ama aynı zamanda inancın bilgi cinsinden çözümlenebilir olma olasılığını da azaltır. Bilgi-önce epistemoloji, bu yüzden, inancı bilgiye indirgemek zorunda değildir; açıklamada önceliği bilgiye verir.

Üçüncü öncülün en çarpıcı adımı, renk benzetmesidir. Bilginin gerekli koşulları olarak doğruluk ve inancın bulunması, onun "doğru inanç artı doğru inanca bilgi olmak için eklenmesi gereken şey" olarak çözümlenebileceğini düşündürür. Ama Williamson'a göre bu düşünce, kendi içinde döngüseldir: "bilgi olmak için eklenmesi gereken şey" ifadesi, bilgiden açıkça söz eder, ve döngüselliğin ortadan kaldırılabileceğini beklemek için bize bir neden verilmemiştir. Renkli olmak, kırmızı olmanın önemsiz olmayan bir gerekli koşuludur; ama bu, kırmızı olmanın "renkli olmak artı kırmızı olmak için renkli olmaya eklenmesi gereken şey" olarak, kırmızıdan söz etmeyen bir betimlemeyle çözümlenebileceğini beklemek için bir neden vermez. Girişteki Sinan Bey'in deneyimi, bu benzetmenin gündelik bir doğrulamasıdır.

Dördüncü öncül, Ders Ç4.2'nin zihinselcilik tartışmasıyla doğrudan bağlantılıdır. İçselci bir zihin kuramına göre, saf zihinsel bir durumun dış dünya hakkında zorunlu bir sonucu yoktur; öyleyse, kar yağdığını bilmek, kar yağmasını gerektirdiği için saf zihinsel bir durum değildir, ve saf zihinsel bir bileşen (kar yağdığına inanmak) ile saf zihinsel olmayan bir bileşene (kar yağıyor olması) ayrıştırılmayı bekler. Williamson'a göre bu içselcilik iyi desteklenmemiştir: Mary'yi sevmek ya da ondan nefret etmek, zihinsel durumlardır, ama Mary ile aranızdaki görünüşte normal nedensel bağların tamamen bir yanılsama olmamasını zorunlu olarak gerektirir. Anlamsal dışsalcılığa göre, inanç gibi yönelimsel durumların içeriği bile, düşünen kişi ile çevresi arasındaki nedensel bağlara bağlıdır.

En tartışmalı öncül: Beşinci öncülden sonuca geçiş, yani başarısızlık kaydının çözümlenemezliğe dair iyi bir tümevarımsal kanıt olduğu. Bir tümevarımsal argüman olarak, bu geçiş, kanıtın gücüne bağlıdır; ve bu güç, kaydın nasıl okunduğuna bağlıdır. Kayıt, çözümlemenin imkânsız olduğunu mu, yoksa yalnızca çok zor olduğunu mu gösterir? Ayrıca, sonuçtaki "açıklamanın yönü tersine çevrilmeli" ifadesi, çözümlenemezlikten fazlasını söyler. Bilginin çözümlenemez olması, onun açıklamada öncelikli olduğunu kendiliğinden göstermez; iki kavram, birbirine indirgenmeden de birlikte var olabilir. Williamson'ın asıl iddiası, bilgiyi başlangıç noktası almanın, epistemolojinin başka sorunlarına, kanıta, gerekçeye, öne sürmeye, daha verimli açıklamalar getirdiğidir; ve bu iddia, ancak o açıklamaların başarısıyla sınanabilir. Ders Ç4.12, bu sınamanın en önemli ayağını, kanıtın bilgi olduğu tezini inceleyecek.

İtirazlar ve cevaplar

Aşağıdaki itirazlar, bilgi-önce epistemolojinin dört ayrı noktasını hedef alır: tümevarımsal argümanın gücünü, bilginin gerekli koşullarının nasıl açıklanacağını, bilmenin bir zihinsel durum olup olmadığını, ve yaklaşımın Gettier sorununa ne yaptığını.

İtiraz 1: Başarısızlık zorluğu gösterir, imkânsızlığı değil

Gettier sonrası literatürün başarısızlığı, bilgi çözümlemesinin zor olduğunu gösterir, ama imkânsız olduğunu göstermez. Matematikte, yüzyıllarca çözülemeyen sorunlar sonunda çözülmüştür; bir sorunun uzun süre çözülememesi, onun çözümsüz olduğunu kanıtlamaz. Ayrıca, Ders Ç4.8 ve Ç4.10'da gördüğümüz erdem kuramları, Gettier vakalarına ilkeli bir teşhis sunmaya yaklaşmış görünür: bilgi, yetkinlik sayesinde doğru olan inançtır. Bu kuramlar, çözümleme programının hâlâ ilerleme kaydettiğini gösterir.

Cevap: Williamson, tümevarımsal argümanın kesin bir kanıt olmadığını kabul eder; argüman, olasılıkları değiştirir. Ama iki gözlemle argümanın gücünü artırır. Birincisi, başarısızlık yalnızca bilgi kavramına özgü değildir; anlam ve nedensellik gibi kavramlarda da aynı örüntü görülür: ilginç kısmi sonuçlar, ama giderek karmaşıklaşan çözümlemeler ve karşı-örneklerden oluşan bir gerileme. İkincisi, çözümlemenin mümkün olması gerektiğini söyleyen gerekçelerin hepsi tartışmalı varsayımlara dayanır; öyleyse, çözümlemenin bulunacağını beklemek için bağımsız bir neden yoktur. Erdem kuramlarına gelince, Greco'nun kendisi, Ders Ç4.10'da gördüğümüz gibi, kuramını geleneksel anlamda bir çözümleme olarak sunmaz, ve bu tercihini açıklarken Williamson'a başvurur; Sosa'nın ve Ders Ç4.9'daki Zagzebski'nin tanımları ise, "sayesinde" ilişkisini açıklamayı bekleyen bir yük taşır. Bu kuramlar, Williamson'ın tezini çürütmekten çok, onun bir biçimine yaklaşır: bilgiyi, bileşenlerine ayırmadan, daha genel bir türün, başarının, bir örneği olarak tanımlarlar.

İtiraz 2: Gerekli koşulları en iyi bileşenlik açıklar

Amerikalı filozof Trent Dougherty ile Kanada'daki Victoria Üniversitesi'nden Patrick Rysiew, 2014'te Contemporary Debates in Epistemology (Epistemolojide Çağdaş Tartışmalar) derlemesinin ikinci baskısında Williamson'a cevap olarak yazdıkları bölümde, şu soruyu sordular: bilgi inancı ve gerekçeyi gerektiriyorsa, bunu en iyi ne açıklar? Geleneksel epistemolojinin basit bir cevabı vardır. Biçimsel anlambilimde gerektirme, küme kapsamasıyla modellenir: kedi memeliyi gerektirir, çünkü kediler memelilerin bir alt kümesidir. Bilgi inancı gerektirir, çünkü bilgi bir tür inançtır, yani bilgi olmak için gereken koşulları karşılayan türden bir inanç. Williamson'ın alternatif açıklaması, yalın inancı, yalın doğru inancı ve yalın gerekçeli inancı, Williamson'ın 2000 kitabındaki ifadeyle bir tür "bozulmuş bilgi" olarak düşünmektir. Ama Dougherty ve Rysiew'e göre bu benzetme işlemez: "eski cumhurbaşkanı", özel bir cumhurbaşkanı türünü seçmez; aynı biçimde, "bozulmuş bilgi" de bir bilgi türü değildir. Öyleyse, bilginin inancı neden gerektirdiği, Williamson'ın çerçevesinde açıklanmadan kalır.

Cevap: Williamson adına verilebilecek cevap, gerektirmenin bileşenlik gerektirmediğidir. Kırmızı olmak renkli olmayı gerektirir, ama renkli olmak, kırmızı olmanın bir bileşeni değildir; kırmızı, "renkli artı bir şey" olarak çözümlenemez. Gerektirme, bileşenlikle açıklanabileceği gibi, cins ile tür ilişkisiyle de açıklanabilir; ve bir türün cinsini gerektirmesi, onun cins artı bir farktan oluştuğunu göstermez, eğer o fark türden söz etmeden ifade edilemiyorsa. Ama Dougherty ve Rysiew'in itirazı, bir noktada güçlü kalır. Onlar, Williamson'ın deneme ve kasıtlı eylem benzetmesine alternatif bir benzetme önerir: inanç, denemeye değil niyete, bilgi ise eyleme benzer; inançlar bilgiyi "hedefler", tıpkı niyetlerin eylemleri hedeflemesi gibi. Bu benzetme, inancın bilgiyle ilişkisi üzerinden düşünülmesinin bir anlamı olduğunu kabul eder, ama "bilgi önce" tezinin daha güçlü biçiminin motivasyonunu zayıflatır: eylemler, kısmen, içerdikleri niyetlerle bireyselleşir; ve bilgi de, kısmen, içerdiği inançla bireyselleşebilir. Dougherty ve Rysiew, aynı derlemedeki "Experience First" (Deneyim Önce) bölümünde, Williamson'ın bilgi-önce yaklaşımına karşı, deneyim-önce bir yaklaşım savunur; derlemenin editörlerinin özetiyle: algısal farkındalığı, içebakışsal farkındalığı ve akılsal kavrayışları içeren deneyim, her şeyin kendisi sayesinde apaçık hale geldiği temel kanıttır, ve epistemoloji oradan başlamalıdır.

İtiraz 3: Bilmek bir zihinsel durum değildir

Bilmek, inanmanın aksine, içebakışa tamamen açık değildir; ve eylemlerin nedensel açıklamasında, inanç bilgiyi gereksiz kılar. Su içmek isteyen ve bardağında su olduğuna inanan biri, öbür koşullar eşitse, bardağından içer; bardakta gerçekten su olduğunu bilip bilmemesi, bu açıklamada fark etmez. İnanç, eylemin nedensel açıklamasında bilgiyi "perdeler". Öyleyse, bilmenin, inanmanın ötesinde bir zihinsel durum olduğunu söylemek için ciddi bir neden yoktur.

Cevap: Williamson, itirazın iki ayağına ayrı cevap verir. İçebakış ayağına, Kavramlar bölümünde gördüğümüz ışıklılık karşıtı argümanla cevap verir: önemsiz olmayan hiçbir zihinsel durum, inanmak ve acı çekmek de dahil, tamamen içebakışa açık değildir; öyleyse bilmenin içebakışa tamamen açık olmaması, onu inançtan daha az zihinsel yapmaz. Hatta Williamson'a göre, bazı durumlarda kişi, inanıp inanmadığını, bilip bilmediğinden daha zor belirleyebilir: dinî inancını yavaş ve acılı bir biçimde yeni yitirmiş biri, bir tanrının var olduğunu bilmediğini bilmekte, ona inanmadığını bilmekten daha iyi bir konumda olabilir. Eylem ayağına ise, eylemin nedensel açıklamasının her zaman "bir sonraki an"daki eylemin açıklaması olmadığını söyleyerek cevap verir. Zihinsel durumdan eylemin tamamlanmasına kadar zaman geçerse, bilmek ile inanmak arasındaki fark nedensel olarak önem kazanabilir. İçki içmeyen biri, bir bardak cinin su olduğuna yanlış biçimde inanırsa, tadına bakar bakmaz onu tükürebilir; bardakta su olduğunu biliyorsa, bu çok daha az olasıdır. Doğru inanç bile, bilgiden daha az kalıcı olma eğilimindedir, çünkü doğru inançlar yanlış inançlara bilginin dayanamayacağı biçimlerde dayanabilir, ve bu yanlış varsayımların fark edilmesiyle terk edilebilir. Williamson'ın, Ders Ç1.14'ün de kullandığı hırsız örneği, bu kalıcılığın bir örneğidir.

İtiraz 4: Gettier'i çözmüyor, bırakıyor

Ders Ç1.11'de, bilgi-önce yaklaşımının Gettier sorununu gerçekten çözüp çözmediğini, yoksa yalnızca bırakıp bırakmadığını sormuştuk. İtiraz şudur: Gettier'in gösterdiği, gerekçeli doğru inancın bilgi için yeterli olmadığıdır. Bilgi-önce epistemoloji, bilgiyi çözümlenemez ilan ederek bu soruyu cevaplamaz; yalnızca sormayı bırakır. Bir sorunu çözmek ile onun sorulmaya değmediğini söylemek farklı şeylerdir.

Cevap: Williamson'ın 2011 bölümündeki tartışma, ilginç bir ara konum önerir. İnanç için bilgi kuralı doğruysa, ve gerekçeli bir inanç, inanç normlarını karşılayan bir inançsa, yalnızca bilgi gerekçeli inanç oluşturur; özellikle, gerekçeli yanlış inanç yoktur. Bu, Williamson'ın deyişiyle, gerekçeli doğru inanç çözümlemesinin lafzını Gettier'den kurtarabilir, çünkü Gettier'in karşı-örnekleri, gerekçeli yanlış inançların bulunduğu varsayımına dayanır: aldatılan kişi, yanlış öncüllerden doğru sonuçlara yetkin biçimde çıkarım yaparak gerekçesini öncüllerden sonuçlara aktarır. Ama Williamson, bu kurtarmanın gerekçeli doğru inanç çözümlemesinin ruhunu kesinlikle kurtarmadığını da açıkça yazar: bu çözümlemenin savunucuları doğruluğu tam olarak öbür iki koşuldan çıkmadığını düşündükleri için bağımsız bir koşul yapmışlardı; bilgi kuralı ise çözümlemeyi döngüsel kılar, çünkü ilgili norm bilgiye başvurur. Öyleyse bilgi-önce yaklaşımın Gettier'e verdiği cevap, ne bir çözümdür ne de basit bir bırakış; bir yeniden yorumdur. Gettier'in ve gerekçeli doğru inanç savunucularının paylaştığı gerekçe anlamı, Williamson'a göre, gerekçe kadar mazereti de içerir: "gerekçeli" bir yanlış inanç, kişinin iyi bir mazereti olan, örneğin inancın bilgi olduğuna dair güçlü ama yanıltıcı kanıtı olan bir inançtır. Bu, Ders Ç3.11 ve Ç4.6'da gördüğümüz gerekçe ve mazeret ayrımının, bilgi-önce çerçevedeki karşılığıdır. Bu yeniden yorumun bedeli de açıktır: kötü cin kurbanının inançlarının gerekçeli olduğu sezgisi, bu çerçevede yalnızca bir mazeret sezgisi olarak kalır.

Örnekler

Örnek 1: Sözlükteki daire (kurgu)

Girişteki Ferda Hanım'ın deneyimi, çözümlenemezlik tezinin iki yüzünü birden gösterir. Birinci yüz, gündelik tanımların döngüselliğidir: "bilmek", "haberi olmak", "öğrenmek", "bilgi edinmek" ve "farkında olmak" gibi ifadeler, birbirine başvurarak tanımlanır; ve bu ifadelerin hepsi, Kavramlar bölümünde gördüğümüz olgusal zihinsel durumların ailesine aittir. Williamson'ın gözlemiyle, bu ailenin en genel üyesi bilmektir; öbürleri, bilmenin özel biçimleridir. Bir sözlük, bu aileyi, ailenin dışından bir kavramla tanımlamaya çalıştığında, ya döngüsel olur ya da yetersiz kalır. İkinci yüz, felsefi tanımın karşı-örneklere düşmesidir: Ferda Hanım'ın "doğru olduğuna gerekçeli olarak inanmak" tanımı, aynı akşam bir Gettier vakasıyla çürür.

Örneğin öğretici yanı, Ferda Hanım'ın sonunda ne yapacağıdır. Bir sözlük, her kavramı daha basit kavramlarla tanımlamak zorunda değildir; Sinan Bey'in "kırmızı" maddesinde yaptığı gibi, örneklerle, eş anlamlılarla ve kullanım bağlamlarıyla da bir kavramı açıklayabilir. Williamson'ın önerisi de buna benzer: bilgi, daha basit kavramlarla tanımlanamıyorsa, onu öbür kavramlarla ilişkileri, örneğin kanıtla, gerekçeyle, öne sürmeyle ve eylemle ilişkileri üzerinden aydınlatabiliriz. Bir kavramın çözümlenemez olması, onun hakkında hiçbir şey söylenemeyeceği anlamına gelmez; yalnızca söylenecek şeyin bir bileşen listesi biçiminde olmayacağı anlamına gelir.

Örnek 2: Williamson'ın renk benzetmesi

Williamson'ın renk benzetmesi, felsefe tarihinde tanıdık bir örüntüyü tekrarlar. Bir cins ve onun bir türü arasındaki ilişkiyi düşünelim: renkli olmak ve kırmızı olmak. Kırmızı olan her şey renklidir; renkli olmak, kırmızı olmanın gerekli bir koşuludur. Ama kırmızı olmayı, renkli olmak artı başka bir özellik olarak tanımlamaya çalıştığımızda, o başka özelliği kırmızıdan söz etmeden betimleyemeyiz. "Renkli ve kırmızımsı" demek döngüseldir; "renkli ve belirli bir dalga boyunda ışık yansıtan" demek, bir fizik tanımıdır, ama bir renk deneyimi olarak kırmızının ne olduğunu açıklamaz. Bu yüzden, kırmızı olmak, renkli olmanın, kendisinden söz etmeden ifade edilemeyen bir belirlenimidir.

Bilgiye uygulandığında, benzetme şunu söyler: doğru inanmak, bilmenin gerekli bir koşuludur, tıpkı renkli olmanın kırmızı olmanın gerekli koşulu olması gibi; ama bilmeyi, doğru inanmak artı başka bir koşul olarak tanımlamaya çalıştığımızda, o başka koşulu bilgiden söz etmeden betimleyemeyebiliriz. Gettier sonrası literatürün her onarım girişimi, bu başka koşulu bulma çabasıdır; ve Williamson'a göre, girişimlerin hepsinin başarısız olması, aranan koşulun, bilgiden bağımsız olarak var olmadığının bir işaretidir. Benzetmenin sınırı da vardır: renk durumunda, kırmızının renkli olmanın bir belirlenimi olduğunu görmek kolaydır; bilgi durumunda ise, bilginin doğru inancın bir belirlenimi mi, yoksa doğru inanç ile başka bir şeyin birleşimi mi olduğu tam olarak tartışılan sorudur. Benzetme, bir olasılığı gösterir, onu kanıtlamaz.

Örnek 3: "Yağmur yağıyor ama yağdığını bilmiyorum"

Williamson, inanç için bilgi kuralını desteklemek için, felsefede Moore paradoksu adıyla bilinen bir tuhaflığa başvurur. "Yağmur yağıyor ve yağmur yağdığını bilmiyorum" önermesini düşünelim. Bu önerme tutarlıdır: yağmur yağıyor olabilir ve ben bunu bilmiyor olabilirim, örneğin penceresi olmayan bir odada oturuyorsam. Hatta önerme kolayca doğru olabilir. Ama bu önermeye inanmakta ya da onu öne sürmekte bir tuhaflık vardır: "yağmur yağıyor" dediğim anda, ikinci yarının "ama bunu bilmiyorum" iddiası, birinci yarıyı boşa çıkarır gibi görünür.

Williamson'a göre, bilgi kuralı bu tuhaflığı açıklar. Kural, bir önermeye ancak onu biliyorsam inanmamı söyler. Öyleyse, birleşik önermeye ancak onu biliyorsam inanmalıyım. Ama birleşik önermeyi bilemem: onu bilmek için birinci yarısını, yani yağmur yağdığını bilmem gerekir; ve bunu bilirsem, ikinci yarı, yani yağmur yağdığını bilmediğim, yanlış olur, ve birleşik önerme yanlış, dolayısıyla bilinemez olur. Öyleyse, bu birleşik önermeye inanmak, bilgi kuralını kendiliğinden çiğner. Williamson'ın vurguladığı gibi, bilgi kuralı yürürlükte değilse, böyle birleşik önermelere inanmakta neyin yanlış olduğu hiç de açık değildir. Örnek, bilgi-önce yaklaşımın bir açıklayıcı gücünü gösterir: tanıdık bir dilsel ve bilişsel tuhaflık, bilginin inancın normu olduğu varsayımıyla kolayca açıklanır. Bu tuhaflığın öne sürme için karşılığı, Ders Ç6.3'te ayrıntılı olarak ele alınacak.

Araç kartı: Önce-Bilgi Sorusu

Satırİçerik
Ne işe yararBir epistemik kavramın, örneğin gerekçenin, kanıtın ya da makul inancın, bilgiyle ilişkisini iki yönde sınayarak, açıklamada hangisinin önce geldiğini sorar.
Adımlar1) İncelenecek kavramı (X) ve onun bilgiyle ilişkisini gösteren bir vakayı yaz. 2) Bilgiyi X cinsinden tanımlamayı dene: bilgi, X artı başka koşullar mıdır? 3) X'i bilgi cinsinden tanımlamayı dene: X, bilgiye bir biçimde göre tanımlanabilir mi? 4) Her iki tanım için karşı-örnek ara: hangisi daha az karşı-örneğe düşüyor? 5) Döngüsellik denetimi: tanımlardan biri, tanımladığı kavramdan gizlice söz ediyor mu? 6) Açıklayıcı güç: hangi yön, vakaları ve tuhaflıkları, örneğin Moore paradoksunu, daha iyi açıklıyor? Sonucu, iki yönden biri ya da ikisi birden olarak yaz.
Ne zaman kullanılırBir kavramın tanımında bir döngü fark edildiğinde; iki kavramdan hangisinin daha temel olduğu tartışıldığında; bir tanımın, bir karşı-örnekle sürekli onarıldığı durumlarda.
SınırıAraç, bir kavramın çözümlenemez olduğunu kanıtlamaz; yalnızca iki açıklama yönünün güçlerini karşılaştırmaya yardım eder. Dördüncü adımda karşı-örnek bulunamaması, onun bulunamayacağını göstermez.
5K kapısıKavram

Özet

  • Bilgi-önce epistemoloji, bilgi ile bilgisizlik arasındaki ayrımı başlangıç noktası alır; inancı bilgiden önce gelen ve bilgiyi inanç artı koşullar olarak çözümleyen yönü tersine çevirir (Williamson, 2000).
  • Çözümlenemezlik tezine göre, bilginin inanç, doğruluk ve daha temel koşullar cinsinden döngüsel olmayan gerekli ve yeterli koşulları yoktur; doğruluk ve inanç bilginin gerekli koşullarıdır ama onun bileşenleri değildir (renk benzetmesi).
  • Tezin dayanağı, Gettier sonrası çözümleme girişimlerinin başarısızlık kaydı, öbür felsefi kavramlardaki benzer kayıtlar, ve çözümlemeyi beklemek için öne sürülen gerekçelerin tartışmalı olmasıdır.
  • Williamson'ın varsayımına göre bilmek, en genel olgusal zihinsel durumdur; içebakışa tamamen açık olmaması onu daha az zihinsel yapmaz, çünkü ışıklılık karşıtı argümana göre önemsiz olmayan hiçbir durum ışıklı değildir.
  • İnanç için bilgi kuralı, Moore paradoksunu açıklar; bu kural doğruysa yalnızca bilgi gerekçeli inanç oluşturur, ve bu, gerekçeli doğru inanç çözümlemesinin lafzını Gettier'den kurtarır ama ruhunu kurtarmaz: "gerekçeli" yanlış inanç, mazur görülebilir inanç olarak yeniden yorumlanır.
  • Dougherty ve Rysiew, gerekli koşulların bileşenlikle daha iyi açıklandığını savunur ve deneyim-önce bir yaklaşım önerir.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Williamson, "Knowledge First Epistemology" bölümünde, bilgi çözümlemesi programının başarısızlık kaydına verilebilecek tepkileri ve çözümlemeyi bekleme gerekçelerinden birini şöyle değerlendirir:

"Bu iç karartıcı başarısızlık kaydına verilebilecek bir tepki, onun yalnızca aramaya devam etmemiz gerektiğini gösterdiğidir; bilgiyi çözümlemek hiçbir zaman kolay bir iş olmayacaktı. Bir başka tepki, kaydın, bulunacak böyle bir çözümleme olmadığına dair iyi bir tümevarımsal kanıt oluşturduğudur: bilgi, inanç ile bilginin kendisinden daha temel olan öbür koşulların bir bileşimi değildir; inanç bilgiden önce gelmez. [...] Olağan benzetme, renk kavramlarıyladır. Renkli olmak, kırmızı olmanın önemsiz olmayan bir gerekli koşulu olsa da, bu bize, kırmızı olmanın, 'renkli olmak artı kırmızı olmak için renkli olmaya eklenmesi gereken şey' olarak, ikincisinin kırmızıdan söz etmeyen farklı bir betimlemesi altında, çözümlenebileceğini beklemek için hiçbir neden vermez."

Williamson'ın iki tepkiyi yan yana koyuşu, bir tartışma tekniğinin örneğidir: aynı kanıt, iki karşıt sonuca destek olarak okunabilir. Başarısızlık kaydı, bir iyimser için zorluğun, bir kötümser için imkânsızlığın kanıtıdır. Williamson, pasajın ilk yarısının hemen ardından, [...] ile atlanan kısımda, iki tepki arasında karar vermek için tartışmanın sınırlarını genişletmemiz gerektiğini söyler; yani kaydın kendisi, tek başına, iki okuma arasında karar vermeye yetmez. Bu dürüstlük, argümanın gücünü azaltmaz; tersine, onun nerede yattığını gösterir: güç, kaydın kendisinde değil, kaydın, çözümlemeyi beklemek için hiçbir bağımsız gerekçe bulunmadığı gözlemiyle birleşmesindedir. Ders Ç0.7'de, tümevarımsal bir sonucun, yeni öncüller eklendikçe değişebildiğini görmüştük; burada da öyledir.

Pasajın ikinci yarısındaki renk benzetmesi, "olağan" diye nitelenir. Williamson, benzetmeyi kendi icadı olarak sunmaz; onu "olağan" diye anarak felsefede yerleşik bir örneğe başvurduğunu ima eder. Benzetmenin gücü, bir gerekli koşulun bulunmasının, bir çözümlemenin bulunacağını göstermediğini somut bir vakayla göstermesidir. Çözümlemeyi beklemek için öne sürülen gerekçelerden biri, bilginin doğruluğu ve inancı gerektirmesinin, onun "doğru inanç artı X" olarak çözümlenebileceğini gösterdiğiydi; benzetme, bu varsayımın bir mantıksal boşluk taşıdığını gösterir.

Pasajın en kısa ama en yüklü ifadesi, "inanç bilgiden önce gelmez" cümlesidir. Bu cümle, bilgi-önce epistemolojinin hem olumsuz hem olumlu tezini sıkıştırır. Olumsuz tez, inancın bilginin bir yapı taşı olmadığıdır. Olumlu tez ise, Williamson'ın bölümün başında dile getirdiği gibi, inanmanın, bir şeye onu biliyormuş gibi davranmak olarak anlaşılabileceğidir. Bu ikinci tez, açıklamanın yönünü gerçekten tersine çevirir: inanç, bilgiyle ilişkisi üzerinden anlaşılır, bilgi inançla ilişkisi üzerinden değil; Williamson bunu bir olasılık olarak sunar: bilgi-önce bir epistemolog, inanmayı, bir şeye onu biliyormuş gibi davranmak olarak ele alabilir.

Teknik ayrıntı

Kavram çözümlemesi ve doğa çözümlemesi. Williamson'ın çözümlenemezlik tezi, iki tür çözümlemeyi birden hedef alır. Kavram çözümlemesi, "S, P'yi bilir" cümlesiyle eş anlamlı, daha karmaşık bir cümle arar; bu, Ders Ç0.9'un kavram çözümlemesi yönteminin geleneksel hedefidir. Doğa çözümlemesi ise, bilginin altta yatan doğasını, kavramlarımıza yazılı olmayan, zahmetli bir araştırmayla keşfedilecek bir yapı olarak arar; suyun H2O olduğunu bulmak gibi. Williamson'a göre, iki çözümleme türü de döngüsel olmayan gerekli ve yeterli koşullar ister; ve iki türün de bilgi için başarılı olacağını beklemek için bir neden yoktur. Bu ayrım önemlidir, çünkü bazı erdem kuramcıları, örneğin Ders Ç4.10'daki Greco, kuramlarını bir kavram çözümlemesi olarak değil, bilginin doğasına dair bilgilendirici bir tez olarak sunar. Williamson'ın itirazı, bu kuramları da etkiler, eğer onlar gerekli ve yeterli koşullar vermeyi amaçlıyorsa; ama bilgiyi yalnızca daha genel bir türün örneği olarak yerleştirmeyi amaçlıyorlarsa, Williamson'ın tezine aykırı değildir.

Işıklılık karşıtı argümanın yapısı. Williamson'ın argümanı, ayırt etme gücümüzün sınırlı olmasına dayanır, ve bir "hata payı" ilkesi kullanır. Kabaca: kişi, bir durumda olduğunu biliyorsa, ona çok benzeyen bir durumda da o durumda olmalıdır; aksi halde, iki benzer durumu ayırt edemediği için, bilgisi şansa bağlı olurdu. Şimdi, şafakta buz gibi üşüyen, sonra çok yavaş ısınıp öğlen sıcak hisseden birini düşünelim; ve bu süreçte her an, kendini soğuk hissettiğine dair bir yargıda bulunduğunu varsayalım. Soğuk hissetmek ışıklı bir durumsa, kişi her soğuk hissettiğinde, soğuk hissettiğini bilebilecek konumdadır. Hata payı ilkesine göre, bir anda soğuk hissettiğini biliyorsa, bir sonraki anda da soğuk hissediyordur. Bu iki ilke birlikte, kişinin süreç boyunca her anda soğuk hissettiği sonucuna götürür; oysa öğlen, kişi açıkça sıcak hissediyordur. Öyleyse ilkelerden biri yanlıştır; ve Williamson'a göre yanlış olan, ışıklılıktır. Argüman, epistemolojide çok tartışıldı; eleştirmenler, hata payı ilkesinin, özellikle fenomenal durumlar için, sorgulanabileceğini savundu.

Gerekçenin dereceleri. Bilgi-önce çerçevede, tam anlamda gerekçe yalnızca bilgidir; ama Williamson, kanıtın bilgi olduğu tezini kullanarak, derecelenen bir gerekçe kavramı da tanımlar. Bir önermenin kişinin kanıtına göre olasılığı, o önermenin kişinin bütün bilgisinin içeriğine koşullu olasılığıdır; ve bu olasılık, kişinin o önermeye inanmaktaki gerekçesinin derecesi olarak yorumlanabilir. Williamson, bu tür kanıtsal olasılıkların yapısının, epistemik mantığın matematiksel modelleriyle incelenebileceğini, ve bunun beklenmedik sonuçlar verebileceğini belirtir: örneğin, kişi bir şeyi, kendi kanıtına göre onu bildiğinin olasılığı sıfıra yakın olsa bile, bilebilir. Bu sonuçların dayandığı, kanıtın bilgi olduğu tez, Ders Ç4.12'nin konusudur.

Algıda ayırıcılık. Williamson, 2011 bölümünde, bilgi-önce epistemolojinin algı felsefesindeki ayırıcılık (disjunctivism) ile önemli benzerlikleri olduğunu belirtir. Ayırıcılar, yanılsama ve halüsinasyon (varsanı) gibi başarısızlıkları, gerçek algıyla, yani başarıyla ilişkileri üzerinden açıklar; ve başarı ile başarısızlık durumlarında kişinin zihinsel durumunun tam olarak aynı olabileceğini reddeder. Williamson'a göre, ilk yaklaşımla, ayırıcılık, bilgi-önce epistemolojinin algıya uygulanmış biçimidir; ama ayırıcılığın, başarısız durumu başarılı durumdan bağımsız olarak tanımlıyormuş gibi görünen katı ayırıcı yanı, onun en savunulamaz özelliği olabilir.

Güncel tartışma

Bilgi-önce epistemoloji, yirmi yılı aşkın bir süredir epistemolojinin en canlı araştırma programlarından biri. Programın başarısı, büyük ölçüde, bilgiyi başlangıç noktası alarak öbür kavramlara getirdiği açıklamaların verimliliğiyle ölçüldü. Bu açıklamaların en çok tartışılanları, kanıtın bilgi olduğu tezi (Ders Ç4.12), öne sürme için bilgi normu (Ders Ç6.3), ve eylem için bilgi normudur (Ders Ç6.4). Her biri, kendi karşı-örnekleriyle ve kendi savunucularıyla, ayrı bir tartışma alanı oluşturdu.

Programa yöneltilen eleştiriler de çeşitlendi. Dougherty ve Rysiew'in deneyim-önce yaklaşımı, Ders Ç4.2'deki zihinselciliğe ve kanıtçılığa yakın bir alternatif sunar: kanıtın temeli, kişinin deneyimidir, ve epistemoloji oradan başlamalıdır. Başka eleştirmenler, Williamson'ın bilgiyi bir zihinsel durum sayarken, "zihinsel durum" kavramını fazla genişlettiğini savundu. Ve bazı eleştirmenler, programın, "önce bilgi" sloganının birden çok, birbirinden bağımsız tezi bir araya getirdiğini, ve bu tezlerin her birinin ayrı ayrı değerlendirilmesi gerektiğini öne sürdü: bilginin çözümlenemez olduğunu kabul eden biri, kanıtın bilgi olduğunu reddedebilir, ya da tersi.

Program, bugün yeni bir soruyla da sınanıyor. Büyük dil modelleri, doğru cümleler üretebilir; ama bir modelin bir şeyi "bildiğini" söylemek ne anlama gelir? İnanç-önce bir yaklaşım, soruyu, modelin "inanç" benzeri iç durumlara sahip olup olmadığı ve bu durumların gerekçeli olup olmadığı sorularına ayırır. Bilgi-önce bir yaklaşım ise, soruyu doğrudan bilgi sorusu olarak sorar: model, dünyayla, onun hakkında doğru bilgi taşıyacak biçimde ilişkili midir? Williamson'ın olgusal zihinsel durumlar ailesi, burada bir ölçüt önerir: bir sistemin bir şeyi bildiğini söylemek için, onun o şeyi "görmesi", "hatırlaması" ya da "fark etmesi" gibi, dünyaya bağlı başarı durumlarına benzer durumlara sahip olması gerekir. Bu soru, epistemolojinin, yapay zekâ çağında yeniden sorulan en eski sorularından biridir. Bilgi-önce yaklaşımın bu soruya getirdiği bir uyarı da vardır: ışıklılık karşıtı argüman doğruysa, bir sistemin bir şeyi bilip bilmediği, sistemin kendi raporlarından tam olarak okunamaz; tıpkı bir insanın bildiğini her zaman bilememesi gibi, bir modelin "eminim" demesi de bilginin güvenilir bir işareti değildir. Bu yüzden, bir modelin bilgisini değerlendirmek, onun dünyayla ilişkisini dışarıdan sınamayı gerektirir.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir sigorta şirketinde hasar eksperi olarak çalışan Murat Bey, bir trafik kazası raporunda, aracın kaza anında saatte doksan kilometre hızla gittiğini "kesin olarak bildiğini" yazıyor; dayanağı, fren izlerinin uzunluğu ve aracın hasar biçimi. Şirketin hukuk birimindeki Derya Hanım, rapordaki "biliyorum" ifadesinin, "gerekçeli olarak inanıyorum" ifadesiyle değiştirilmesini öneriyor; bu, şirketin mahkemede daha temkinli bir dil kullanması için. Murat Bey, ikisi arasındaki farkı anlamak için Önce-Bilgi Sorusu'nu uyguluyor. (Şirket, kişiler ve kaza kurgudur.)

Adım 1, kavram ve vaka. İncelenen kavram: gerekçeli inanç. Vaka: Murat Bey'in hız tahmini.

Adım 2, bilgiyi gerekçeli inanç cinsinden tanımlamak. Bilgi, gerekçeli doğru inanç artı bir şey midir? Murat Bey, Gettier vakalarından (Ders Ç1.11) birinin benzerini düşünüyor: fren izleri, aslında, kazadan önceki gün başka bir aracın bıraktığı izlerse, ve kazadaki araç tesadüfen aynı hızla gidiyorduysa, Murat Bey'in inancı gerekçeli ve doğru olur, ama bilgi olmaz. Tanım, eksik bir parça istiyor.

Adım 3, gerekçeli inancı bilgi cinsinden tanımlamak. Bilgi-önce yaklaşıma göre, tam anlamda gerekçeli inanç, bilgidir; ve derecelenen gerekçe, bir önermenin kişinin bütün bilgisine göre olasılığıdır. Murat Bey, bildiği şeyleri listeliyor: fren izlerinin uzunluğu, yolun eğimi, asfaltın kuruluğu, aracın ağırlığı. Hız tahmininin bu bilgilere göre olasılığı, onun gerekçesinin derecesidir.

Adım 4, karşı-örnekler. Birinci yön, Gettier türü vakalara düşüyor. İkinci yön, kötü cin türü vakalarda zorlanıyor: fren izleri sahte olarak üretilmiş olsaydı, Murat Bey'in "bildiği" şeyler daha az olurdu, ve inancı gerekçesiz sayılırdı, oysa Murat Bey'in elinden geleni yaptığı açık.

Adım 5, döngüsellik. Birinci tanım, "artı bir şey" kısmını bilgiden söz etmeden dolduramıyor. İkinci tanım, açıkça bilgiye başvuruyor, ama bunu bir eksiklik değil, bir tercih olarak yapıyor.

Adım 6, açıklayıcı güç. İkinci yön, rapordaki dil sorununu açıklıyor: "biliyorum" demek, en güçlü iddiadır ve ancak bilgi varsa yerindedir; "gerekçeli olarak inanıyorum" demek ise, kişinin kanıtının yüksek bir olasılık verdiğini, ama bilginin garanti edilmediğini söyler.

Değerlendirme. Murat Bey, Derya Hanım'ın önerisini kabul ediyor, ama gerekçesini farklı yazıyor: rapordaki "biliyorum", ancak fren izlerinin bu araca ait olduğu bağımsız olarak doğrulanmışsa yerindedir; doğrulanmamışsa, "fren izleri bu araca aitse, hız yaklaşık doksandı" demek daha doğrudur. Örnek, iki yönün de bir şey öğrettiğini gösteriyor: birinci yön, bilginin gerekçeli doğru inançtan fazlası olduğunu; ikinci yön, gerekçeli iddianın, bilgiyle olan ilişkisi üzerinden anlaşılabileceğini. Önce-Bilgi Sorusu, iki yön arasında kesin bir seçim yapmıyor; ama bir raporda hangi sözcüğün ne zaman kullanılması gerektiğine dair açık bir ölçüt veriyor.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Bilgi-önce epistemolojinin "açıklamanın yönünü tersine çevirme" önerisini, Williamson'ın deneme ve kasıtlı eylem benzetmesiyle açıkla. Bu benzetmede inanç, yanlış inanç ve yalnızca doğru inanç neye karşılık gelir?
  2. Olgusal zihinsel durumlara Türkçeden beş örnek ver, ve her biri için, olgusal olmayan karşılığını yaz. Williamson'ın "bilmek en genel olgusal zihinsel durumdur" tezini bu örneklerle sına.
  3. Bilgi-önce yaklaşımın Gettier sorununa verdiği cevabı, "lafzı kurtarır, ruhu kurtarmaz" ifadesiyle açıkla. Bu cevap, Gettier sorununu çözer mi, bırakır mı, yoksa başka bir şey mi yapar?
Cevapları göster
  1. Williamson'ın benzetmesinde, kasıtlı olarak bir şey yapmak, eylemin tam başarı koşuludur; denemek ise, başarı ve başarısızlık durumlarında ortak olan tarafsız koşuldur. Bilgi, kasıtlı eyleme karşılık gelir: zihnin dünyaya uyması yönündeki tam başarı. İnanç, denemeye karşılık gelir: başarılı da başarısız da olabilen tarafsız koşul. Yanlış inanç, deneyip başaramamaya karşılık gelir. Yalnızca doğru inanıp bilmemek ise, istenen şeyi yapıp ama istendiği gibi yapmamaya karşılık gelir; örneğin, niyetin heyecanı yüzünden tetikteki parmağın kayıp hedefi tesadüfen vurması. Açıklamanın yönünü tersine çevirmek, başarısızlık durumlarını, başarı durumlarından sapmalar olarak anlamaktır; tıpkı bir eylem felsefesinin, bir şeyi deneyip kasıtlı olarak yapamamayı, kasıtlı olarak yapmaktan bir sapma olarak anlaması gibi.
  2. Örnekler: görmek (olgusal olmayan karşılığı: görür gibi olmak), hatırlamak (hatırlar gibi olmak, yanlış hatırlamak), farkına varmak (fark ettiğini sanmak), öğrenmek (öğrendiğini sanmak), keşfetmek (keşfettiğini sanmak). Her olgusal fiil, doğru bir önermeyi gerektirir: yağmur yağdığını gören biri için yağmur yağıyordur; kapıyı kilitlediğini hatırlayan biri kapıyı kilitlemiştir. Williamson'ın tezine göre, bu fiillerin her biri bilmeyi de gerektirir: yağmur yağdığını gören, yağmur yağdığını bilir. Sınama: öğrencinin bir karşı-örnek araması beklenir; örneğin, bir şeyi gördüğü halde onu tanımayan biri. Williamson'ın cevabı, kişinin yağmuru görüp yağmur yağdığını görmeyebileceğidir; yağmuru yağmur olarak tanımıyorsa, yağmur yağdığını görmüş değildir.
  3. Bilgi kuralı doğruysa, yalnızca bilgi gerekçeli inanç oluşturur, ve gerekçeli yanlış inanç yoktur. Gettier'in karşı-örnekleri, gerekçeli yanlış inançların bulunduğu varsayımına dayandığı için, bu varsayım reddedilince, gerekçeli doğru inanç çözümlemesi, sözcük olarak, Gettier'den kurtulur: lafız kurtarılır. Ama çözümleme döngüsel hale gelir, çünkü gerekçe artık bilgiyle tanımlanır; ve çözümlemenin savunucuları gerekçeyi bilgiden bağımsız bir koşul olarak düşünmüşlerdi: ruh kurtarılmaz. Öğrencinin cevabı, bunun ne bir çözüm ne de basit bir bırakış olduğunu, bir yeniden yorum olduğunu göstermelidir: Gettier'in "gerekçe" dediği şey, bilgi-önce çerçevede bir mazerettir. Öğrenci, bu yeniden yorumun bedelini, yani kötü cin kurbanının inançlarının gerekçeli değil yalnızca mazur görülebilir sayılmasını, tartmalıdır.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: bir öğrenci, bir sınav sorusunun cevabından emin olmadığı halde "biliyorum" diye işaretlemiş ve doğru çıkmış. Zayıf çalışma: "Cevap doğruydu, öyleyse biliyordum." Güçlü çalışma: "Kavram: emin olmak. Bilgiyi emin olmayla tanımlamak: bilgi, emin olunan doğru inanç mıdır? Karşı-örnek: emin olmadığım halde, ders notlarından hatırladığım için doğru cevabı verdim; belki biliyordum ama emin değildim. Emin olmayı bilgiyle tanımlamak: emin olmak, bildiğini düşünmek midir? Bu tanım, benim durumumu açıklıyor: bildiğimi düşünmüyordum, ama bilmiş olabilirim. Döngüsellik: ikinci tanım bilgiye başvuruyor, ama bunu açıkça yapıyor. Açıklayıcı güç: Williamson'ın ışıklılık karşıtı argümanı, bildiğimi bilmeden bilebileceğimi söylüyor; bu da durumumu açıklıyor. Sonuç: bu durumda bilgi önce geliyor; emin olmak, bilginin bir göstergesi, ama ne zorunlu ne de yeterli bir koşulu."

ÖlçütNe aranır
İki yönKavramı bilgiyle ve bilgiyi kavramla tanımlama girişimleri ayrı ayrı yazılmış
Karşı-örnekHer iki yön için de en az bir karşı-örnek aranmış ve sonucu belirtilmiş
DöngüsellikTanımların gizli ya da açık döngüselliği denetlenmiş
Açıklayıcı güçHangi yönün vakayı daha iyi açıkladığı, gerekçesiyle tartışılmış

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç1.11) Ders Ç1.11'de Gettier'in karşı-örnekleri hangi varsayıma dayanıyordu? Bilgi-önce yaklaşım bu varsayıma nasıl bakar?
  2. (Ders Ç4.2) Ders Ç4.2'de zihinselcilik nasıl tanımlanmıştı? Williamson'ın bilmenin bir zihinsel durum olduğu tezi, zihinselcilikle nasıl bir gerilim içinde?
  3. (Ders Ç4.10) Ders Ç4.10'da Greco, kuramını neden geleneksel anlamda bir çözümleme olarak sunmuyordu? Bu tercih, Williamson'ın çözümlenemezlik teziyle nasıl ilişkili?
Cevapları göster
  1. Ders Ç1.11'de, Gettier'in karşı-örnekleri iki varsayıma dayanıyordu: yanlış bir önermeye gerekçeli olarak inanılabileceği, ve gerekçenin geçerli çıkarım yoluyla sonuca aktarılabileceği. Bilgi-önce yaklaşım, birinci varsayımı reddeder: inanç için bilgi kuralı doğruysa, yalnızca bilgi gerekçeli inanç oluşturur, ve gerekçeli yanlış inanç yoktur. Gettier'in "gerekçeli yanlış inanç" dediği şey, bu çerçevede, kişinin iyi bir mazereti olan, örneğin bildiğine dair güçlü ama yanıltıcı kanıtı olan bir inançtır.
  2. Ders Ç4.2'de, zihinselcilik, bir kişinin inançlarının gerekçesinin yalnızca kişinin zihinsel hayatının içindeki şeyler tarafından belirlendiği görüşü olarak tanımlanmıştı; ve Feldman ile Conee, zihinsel durumları, kişinin kopyasının da paylaşacağı içsel durumlar olarak anlıyordu. Williamson'ın tezi, bilmenin bir zihinsel durum olduğunu söyler; ama bilmek, doğruluğu gerektirdiği için içsel değildir: kötü cin kurbanı, bizimle aynı içsel durumlara sahiptir, ama bizim bildiğimiz şeyleri bilmez. Gerilim şudur: zihinselci, Williamson'ın zihinsel durum kavramını kabul ederse, gerekçenin dünyaya bağlı olduğunu kabul etmiş olur; bu yüzden zihinselcilik, zihinsel olanın içsel olduğu varsayımına dayanır, Williamson ise bu varsayımı reddeder.
  3. Ders Ç4.10'da Greco, "bilgi yetenekten kaynaklanan bir başarı türüdür" tezini, bilgiyi daha basit kavramsal yapı taşlarına ayıran bir kavram çözümlemesi ya da gerekli ve yeterli koşullar veren bir çözümleme olarak sunmuyordu; tezin, bilgiyi daha genel bir türün örneği olarak, onu öbür türlerden ayıran farkı vermeden yerleştirdiğini söylüyordu. Greco, bu tercihini açıklarken Williamson'a başvuruyordu: bu tür çözümlemeler, eski felsefi projelerin bağlamı dışında pek anlam taşımaz. Bu tercih, Williamson'ın çözümlenemezlik teziyle uyumludur: Greco, bilginin doğasına dair bilgilendirici bir şey söyler, ama onu bileşenlerine ayırmaz.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Bilgi-önce epistemoloji nedir?Bilgi ile bilgisizlik ayrımını başlangıç noktası alan, inancı bilgiden önce gelen sayan yönü tersine çeviren yaklaşım (Williamson, 2000).
Çözümlenemezlik tezi nedir?Bilginin, inanç, doğruluk ve daha temel koşullar cinsinden döngüsel olmayan gerekli ve yeterli koşullarla çözümlenemeyeceği tezi.
Williamson'ın renk benzetmesi neyi gösterir?Renkli olmak kırmızının gerekli koşuludur ama kırmızı "renkli artı X" olarak çözümlenemez; bilgi de "doğru inanç artı X" olarak çözümlenemeyebilir.
Olgusal zihinsel durum nedir?Önermenin doğruluğunu gerektiren zihinsel tutum (görmek, hatırlamak, farkında olmak); Williamson'ın varsayımına göre bilmek bunların en genelidir.
Işıklılık karşıtı argüman ne söyler?Ayırt etme gücümüz sınırlı olduğu için, önemsiz olmayan hiçbir durum, kişi o durumdayken her zaman bilinebilir değildir.
İnanç için bilgi kuralı nedir?Bir önermeye ancak onu biliyorsan inan; Moore paradoksunu açıklar.
Bilgi-önce yaklaşım Gettier'e ne yapar?Gerekçeli yanlış inancı reddederek çözümlemenin lafzını kurtarır ama ruhunu kurtarmaz; "gerekçeli" yanlış inanç mazerete dönüşür.
Dougherty ve Rysiew'in itirazı nedir?Bilginin inancı ve gerekçeyi gerektirmesini doğal ve basit biçimde bileşenlik açıklar; deneyim-önce bir yaklaşım önerirler (2014).

Okuma listesi

  • Timothy Williamson, Knowledge and Its Limits (Oxford University Press, 2000). Bilgi-önce epistemolojinin kurucu metni.
  • Timothy Williamson, "Knowledge First Epistemology", Bernecker ve Pritchard (ed.), The Routledge Companion to Epistemology (Routledge, 2011). Yaklaşımın kısa bir özeti.
  • Timothy Williamson, "Knowledge First" ve Trent Dougherty ile Patrick Rysiew, "What Is Knowledge-First Epistemology?", Steup, Turri ve Sosa (ed.), Contemporary Debates in Epistemology, 2. baskı (Wiley-Blackwell, 2014) içinde. Tartışma; aynı ciltte Dougherty ve Rysiew'in "Experience First" bölümü.
  • Patrick Greenough ve Duncan Pritchard (ed.), Williamson on Knowledge (Oxford University Press, 2009). Eleştirel yazılar ve Williamson'ın cevapları.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "The Analysis of Knowledge" maddesi.

Sonraki derse köprü

Bu derste, Williamson'ın bilgiyi çözümlenemez bir başlangıç noktası olarak aldığını, ve bilginin öbür kavramları açıklamada verimli olup olmadığının, ancak bu açıklamaların başarısıyla sınanabileceğini gördük. Bu açıklamaların en önemlisi, kanıta dair olanıdır. Williamson'a göre, bir kişinin bütün kanıtı, onun bütün bilgisinin içeriğidir; kanıt ile bilgi özdeştir. Bu tez, Ders Ç3.11'de kısaca gördüğümüz gibi, kanıtı kişinin öznel durumlarıyla sınırlayan geleneksel görüşe karşı çıkar; ve şüpheciliğe beklenmedik bir cevap verir: gündelik durumda ellerim olduğunu bilirim, şüpheci senaryoda bilmem; öyleyse iki durumda kanıtım farklıdır, ve şüphecinin "kanıtın aynıdır" öncülü yanlıştır. Ders Ç4.12, kanıtın bilgi olduğu tezini inceliyor, ve bir şeyin kanıt sayılıp sayılmadığını sınamak için Kanıt Olarak Bilgi Testi adlı bir araç sunuyor.

Günlük sorusu: Bugün "biliyorum" dediğin bir şeyi düşün. Onu bildiğini nereden biliyorsun? Bilmeden bildiğin şeyler olabilir mi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.