İçeriğe geç

Ders Ç4.1 · Çekirdek · Modül Ç4: Gerekçe kuramları

İçselcilik: gerekçe zihnin içinde

Araç: Erişim Sorusu · 5K: Kanıt · 6.038 kelime · tamamı yaklaşık 27 dakika okuma

Giriş

Rize'de bir çay fabrikasının tadım odasında, kırk yıllık eksper Fikret Usta, sıraya dizilmiş on iki fincandan birini yudumluyor ve hiç duraksamadan söylüyor: "Bu, ikinci sınıf. Yaprak geç toplanmış." Yanındaki stajyer Merve, aynı fincanı, elindeki kontrol listesiyle tadıyor: rengi, kokusu, buruklukla tatlılık arasındaki denge, demlendikten sonraki bulanıklık. Listeyi doldurduktan sonra o da aynı sonuca varıyor. Fabrikanın laboratuvarı, yaprakların toplanma tarihlerini kayıtlardan kontrol ettiğinde, ikisinin de haklı olduğu anlaşılıyor; Fikret Usta'nın yargıları, yıllardır, laboratuvarın sonuçlarıyla neredeyse her zaman örtüşüyor. Ama Merve, Fikret Usta'ya, çayın neden ikinci sınıf olduğunu sorduğunda, Usta omuz silkiyor: "Bilmiyorum kızım, öyle. Ağzıma öyle geliyor." (Fabrika ve kişiler kurgudur.)

İki tadımcı, aynı yargıya vardı, ve ikisi de doğruydu. Ama ikisinin durumu aynı mı? Merve, yargısının nedenlerini sayabilir; her birini gözden geçirebilir, birini yanlış bulursa yargısını düzeltebilir. Fikret Usta ise, yargısının nedenlerine erişemiyor; yalnızca yargının kendisine sahip. Fikret Usta'nın yargısı gerekçeli mi? Bir görüşe göre, evet, hem de Merve'ninkinden daha iyi gerekçeli: kırk yıllık deneyimle biçimlenmiş, son derece güvenilir bir yetiden doğuyor. Bir başka görüşe göre ise, Fikret Usta'nın yargısı, kendi bakış açısından, bir tahminden farksız: Usta, neden öyle düşündüğünü göremiyorsa, bu yargıyı makul kılan şey, ona görünür değil.

Bu ikinci görüş, epistemolojide içselcilik adıyla bilinir. Modül Ç3 boyunca, gerekçenin yapısını incelerken, bu görüşle sık sık karşılaştık: Ders Ç1.9'da yeni kötü cin vakasında, Ders Ç3.11'de zihinselci kanıt anlayışında, Ders Ç3.12'de kanıtçılığın içselci yorumunda. Modül Ç4, gerekçenin ne olduğuna dair büyük kuramları doğrudan karşılaştırıyor, ve onları ayıran temel soruyla başlıyor: gerekçe, kişinin zihninin içinde, ona erişilebilir şeylerde mi, yoksa kişinin zihni ile dünya arasındaki, kişinin göremeyebileceği ilişkilerde mi? Bu ders, ilk cevabı, yani içselciliği, onun gerekçeleriyle ve sorunlarıyla birlikte inceliyor. Dersin aracı Erişim Sorusu, bir inancın gerekçesinin kişiye ne ölçüde erişilebilir olduğunu sormaya yarıyor.

Bu dersin kazanımları:

  • İçselciliği, erişim kavramını, yansıtma yoluyla erişimi, öznel bakış açısını ve içselciliğin iki ana biçimini, erişimciliği ve zihinselciliği, açıklarsın. (anla)
  • Bir inanca Erişim Sorusu'nu uygulayarak gerekçesinin hangi parçalarının kişiye yansıtma yoluyla erişilebilir, hangilerinin erişilemez olduğunu belirlersin. (uygula)
  • İçselciliğin, çocuklar ve hayvanlar itirazına, unutulmuş kanıt itirazına ve Bergmann'ın ikilemine karşı ne ölçüde ayakta kaldığını gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Bu bölüm önce içselciliği ve onun merkezindeki erişim kavramını, sonra içselciliğin iki biçimini, en son da içselciliğin dayandığı sezgiyi tanımlıyor.

İçselciliğin karşıtı, Ders Ç4.3'te göreceğimiz dışsalcılıktır: bir inancın gerekçesinin, en azından kısmen, kişinin erişemeyeceği dış olgulara, örneğin inancı üreten sürecin güvenilirliğine, bağlı olduğu görüşü. İki görüş arasındaki tartışma, yirminci yüzyılın son çeyreğinde epistemolojinin en merkezi tartışmalarından biri oldu. Amerikalı filozof Laurence BonJour, Ders Ç3.4'te ve Ç3.5'te gördüğümüz kuramcı, 1980'de Midwest Studies in Philosophy'de yayımlanan "Externalist Theories of Empirical Knowledge" (Deneysel Bilginin Dışsalcı Kuramları) makalesinde, "dışsalcı" sözcüğünü, Avustralyalı filozof David Armstrong'dan aldığını belirterek, temelciliğin gerileme sorununa verdiği bir tür cevabın adı olarak kullandı; ve bu cevaba karşı, içselci bir sezgiyi savundu. Birincil metinde BonJour'un bu sezgiyi ifade ettiği pasajı okuyacağız. Ama sözcük yeni olsa da, içselci düşünce eskidir. Ders Ç1.9'da gördüğümüz gibi, Descartes ve Locke, inancı kişinin kendi aklının denetimine bağlayan bir epistemoloji geleneği kurdu: kişi, ancak kendi bakış açısından açık ve seçik gördüğü ya da kanıtlarını tarttığı şeylere inanmalıdır. Amerikalı filozof Roderick Chisholm, yirminci yüzyılda bu geleneği sistemli bir içselcilik olarak geliştirdi. Dışsalcılık ise, büyük ölçüde, yirminci yüzyılın ikinci yarısında, bilginin doğallaştırılması ve Gettier sorununa verilen nedensel ve güvenilirci cevaplarla birlikte yükseldi; içselcilik, bu yükselişe karşı, kendi geleneğinin gerekçelerini açıkça savunmak zorunda kaldı.

Erişim kavramı, içselciliğin en çok anılan biçiminin çekirdeğidir. Merve, kontrol listesindeki maddeleri, çayı tadarken yaşadığı deneyimleri ve bu deneyimlerden çıkardığı sonuçları, yalnızca düşünerek gözden geçirebilir; bunlar, ona erişilebilirdir. Fikret Usta'nın yargısının nedeni ise, belki dilinin algıladığı ince bir özellik, belki kırk yıl içinde öğrenilmiş bir örüntü, ona erişilebilir değildir; Usta ne kadar düşünse de, onu bulamaz. Erişimin "yalnızca düşünerek" olması önemlidir. Laboratuvarın kayıtları da Fikret Usta'nın yargısını destekler; ama Usta, bu kayıtlara, tadım odasından çıkıp laboratuvara giderek erişir, yalnızca düşünerek değil. Ders Ç2.5'te gördüğümüz içebakış, yansıtma yoluyla erişimin en temel aracıdır; ve Ders Ç2.6'da gördüğümüz öz-bilgi sınırları, erişimin de yanılabileceğini hatırlatır.

İki biçim, çoğu durumda aynı sonucu verir, çünkü zihinsel durumlarımızın çoğuna erişebiliriz. Ama bazı durumlarda ayrılırlar: kişinin, farkında olmadığı, ama gerçekten sahip olduğu bir zihinsel durumu, örneğin bastırılmış bir anısı, olabilir. Erişimciye göre, bu durum, kişinin gerekçesine katkıda bulunmaz; zihinselciye göre bulunabilir. Ders Ç3.11'de gördüğümüz Conee ve Feldman'ın görüşü, zihinselci bir içselciliktir. Bu ayrım, Ders Ç4.2'de ayrıntılı olarak incelenecek; bu ders, iki biçimin ortak çekirdeğini, yani gerekçenin kişinin bakış açısının içinde olduğu düşüncesini ele alıyor.

İçselciliğin en derin motivasyonu, gerekçenin, kişinin kendi bakış açısından bir değerlendirme olduğu sezgisidir. Bir inancın gerekçeli olması, kişinin, o inancı tutarken akılsal davranması demektir; ve akılsallık, kişinin kendi bakış açısına göre değerlendirilir. Bir kişi, kendisi için hiçbir neden göremediği bir şeye inanıyorsa, o inanç doğru ve güvenilir bir süreçten doğmuş olsa bile, kişi, kendi bakış açısından, bir tahminde bulunmaktadır. Ders Ç1.9'da gördüğümüz ödev anlayışı, bu sezgiyle yakından ilişkilidir: kişinin epistemik ödevlerini yerine getirip getirmediği, kişinin bilebileceği şeylere bağlı olmalıdır, çünkü kişiden, bilemeyeceği şeylere göre davranması beklenemez.

İçselciliğin kesin ifadesi, çoğu zaman bir üstüne gelme tezi biçimini alır: gerekçe, kişinin iç durumlarının üstüne gelir. Yani, iç durumları tamamen aynı olan iki kişi, gerekçe bakımından da aynıdır. Ders Ç3.11'de, Conee ve Feldman'ın zihinselciliğinin bu biçimde ifade edildiğini görmüştük. Bu tez, içselciliğin sınamasını kolaylaştırır: iç durumları aynı ama gerekçeleri farklı görünen iki kişi bulunursa, içselcilik yanlıştır. Ders Ç4.2'nin aracı İkiz Testi, tam olarak bu sınamayı yapacak. Bu derste, üstüne gelme tezinin, içselciliğin "kişinin içinde" sözünü kesin bir anlama kavuşturduğunu not etmek yeterli.

Argüman

Bu bölüm, içselciliği, gerekçenin akılsallıkla ilişkisinden yola çıkarak savunan, BonJour'un 1980 makalesindeki düşünceye yakın bir argüman kuruyor.

  1. Bir inancın epistemik olarak gerekçeli olması, kişinin o inancı tutmakta epistemik olarak akılsal ve sorumlu olması demektir.
  2. Kişinin bir inancı tutmakta akılsal ve sorumlu olup olmadığı, kişinin kendi öznel bakış açısından, yani kişinin erişebildiği şeylere göre değerlendirilir.
  3. Bir inancın güvenilir bir süreçten doğması gibi dış olgular, kişi onlara erişemiyorsa, kişinin bakış açısının bir parçası değildir.
  4. Öyleyse, kişinin erişemediği dış olgular, kişinin inancı tutmakta akılsal ve sorumlu olup olmadığını belirleyemez.
  5. Öyleyse, epistemik gerekçeyi belirleyen etkenler, kişinin erişebildiği, yani içsel olan etkenlerdir.

Sonuç: Gerekçe, kişinin zihninin içindedir. Bir inancın doğru olması ya da güvenilir bir süreçten doğması, onun gerekçeli olması için yetmez; kişinin, o inancı tutmak için kendi bakış açısından görebileceği bir nedeni olmalıdır.

Birinci öncül, Ders Ç1.9'daki gerekçe tanımlarından birine, ödev anlayışına, yakındır; BonJour'un 1980 makalesi de, gerekçe koşulunu, kabaca, inancı kabul etmenin epistemik olarak akılsal olması, epistemik olarak sorumsuz olmaması diye anlar. İkinci öncül, argümanın sezgisel çekirdeğidir: birini akılsız ya da sorumsuz saymak, onun, kendi bildikleri ışığında, farklı davranması gerektiğini söylemektir. Üçüncü öncül, içsel ile dışsal arasındaki ayrımın tanımından gelir. Dördüncü ve beşinci öncüller, ilk üç öncülden çıkar. Argümanın bir de gizli bir öncülü vardır: epistemik gerekçenin, kişinin bakış açısından değerlendirilen tek bir şey olduğu. Oysa Ders Ç1.9'da, gerekçe kavramının birden çok anlamı olabileceğini görmüştük. Belki de içselci ile dışsalcı, aynı kavram hakkında değil, iki farklı kavram hakkında konuşuyordur: biri kişinin sorumluluğunu, öbürü inancın doğruya elverişliliğini. Bu çoğulcu yorum, tartışmayı bir yanlış anlamaya indirger gibi görünse de, iki tarafın da kendi kavramının epistemolojinin merkezi kavramı olduğunu iddia etmesi yüzünden, tartışmayı tamamen ortadan kaldırmaz.

En tartışmalı öncül: Birinci öncül, yani gerekçenin, kişinin akılsal ve sorumlu davranmasından ibaret olduğu. Dışsalcı, bu öncülü reddeder: Ders Ç1.9'da gördüğümüz iyi neden anlayışına göre, gerekçe, inancın doğruluğa elverişli olmasıdır, ve bu elverişlilik, kişinin bakış açısının dışındaki olgulara bağlı olabilir. Dışsalcıya göre, Fikret Usta'nın yargısı, kendi bakış açısından bir tahmine benzese de, doğruluğa son derece elverişli bir yetiden doğduğu için gerekçelidir; ve gerekçeyi kişinin sorumluluğuyla özdeşleştirmek, iki farklı değerlendirmeyi birbirine karıştırmaktır. Bu tartışma, Ders Ç3.11'deki gerekçe ile mazur görülebilirlik ayrımının tersinden bir görünüşüdür: içselci, sorumluluğu gerekçenin özü sayar; dışsalcı, sorumluluğu gerekçeden ayrı bir değerlendirme olarak görür.

İtirazlar ve cevaplar

İçselciliğe yöneltilen dört itiraz, onun erişim koşulunu dört ayrı yerden zorluyor: erişim için gereken bilişsel yetinin kimde olduğunu, erişimin ne zaman olması gerektiğini, erişimin kendisinin neyi gerektirdiğini, ve erişimin ne kadar güvenilir olduğunu.

İtiraz 1: Çocuklar ve hayvanlar da bilir

Üç yaşındaki bir çocuk, annesinin odaya girdiğini görür ve annesinin odada olduğunu bilir. Bir köpek, sahibinin sesini duyar ve sahibinin kapıda olduğunu bilir. Ne çocuk ne de köpek, inancının nedenlerini yansıtma yoluyla gözden geçirebilir; "bu inancım, görsel deneyimime dayanıyor, ve görsel deneyimim bu koşullarda güvenilirdir" türünden bir düşünceye sahip olamazlar. İçselcilik, gerekçenin kişinin erişebildiği nedenlere bağlı olduğunu söylüyorsa, çocuğun ve köpeğin inançları gerekçesizdir, ve bu yüzden bilgi değildir. Bu sonuç, bilgiyi aşırı derecede entelektüelleştirir.

Cevap: İçselci, erişimin ne kadar karmaşık olması gerektiği konusunda esnek olabilir. Çocuğun inancını gerekçelendiren, görsel deneyiminin kendisidir; ve çocuk, bu deneyime, kavramsal bir yansıtmayla değil, deneyimin kendisini yaşayarak erişir. Ders Ç3.3'teki fenomenal muhafazakârlık, bu türden bir içselciliktir: bir şeyin kişiye öyle görünmesi, kişinin bu görünüşe dair bir düşünceye sahip olmasını gerektirmeden, gerekçe sağlar. Bu cevap, içselciliği zihinselciliğe yaklaştırır: gerekçeyi belirleyen, kişinin yansıtarak erişebildiği şeyler değil, kişinin zihinsel durumlarıdır. Ama cevabın bir bedeli vardır: erişim, bu kadar inceltildiğinde, içselciliğin asıl motivasyonu, yani gerekçenin kişinin kendi bakış açısından değerlendirilen bir akılsallık olduğu düşüncesi, zayıflar. Köpeğin "bakış açısı", sorumluluk ve akılsallık kavramlarının işlediği bir bakış açısı mıdır? İçselci, ya köpeğin gerekçeli olmadığını kabul etmeli, ya da gerekçenin sorumlulukla ilişkisini gevşetmelidir.

İtiraz 2: Unutulmuş kanıt ve depolanmış inançlar

Ders Ç2.8'de, ilaç etkileşimini bildiğine inanan ama bu bilginin kaynağını unutmuş Doktor Nihat'ı görmüştük. Doktor Nihat'ın inancı, yıllar önce okuduğu güvenilir bir kaynağa dayanıyordu; ama bugün, düşünerek, bu kaynağa erişemiyor. İçselciliğe göre, bugünkü gerekçesini, ancak bugün erişebildiği şeyler belirler; ve Doktor Nihat'ın erişebildiği tek şey, inancının kendisi ve ona eşlik eden bir güven duygusudur. Öyleyse içselci, Doktor Nihat'ın inancının, yıllar önceki iyi gerekçesine rağmen, bugün zayıf gerekçeli olduğunu söylemek zorundadır. Amerikalı filozof Alvin Goldman, 1999'da yayımlanan "Internalism Exposed" (İçselcilik Açığa Çıkarıldı) makalesinde, bu tür itirazları içselciliğe karşı bir dizi sorun olarak topladı.

Cevap: İçselcinin elinde iki cevap vardır. Birincisi, bellek görünüşlerini gerekçe saymaktır: Doktor Nihat'ın, ilaç etkileşimine dair inancına eşlik eden "bunu güvenilir bir yerden öğrendim" duygusu, bir bellek görünüşüdür, ve fenomenal muhafazakârlığa göre, bir görünüş, gerekçe sağlar. İkincisi, bu sonucu kabul etmektir: Doktor Nihat'ın inancı, kaynağını unuttuğu için, gerçekten daha zayıf gerekçelidir, ve bu yüzden, önemli bir karar vermeden önce kaynağı yeniden kontrol etmesi akılsaldır. İkinci cevap, sezgiye aykırı görünse de, iyi bir pratik öneri içerir. Ama itirazın çekirdeği kalır: insanların inançlarının çoğu, kaynağı unutulmuş inançlardır, ve içselcilik, bu inançların çoğunu zayıf gerekçeli saymak zorunda kalırsa, gündelik bilgimizin büyük kısmını sorgulamış olur. Goldman'ın itirazları ve Conee ile Feldman'ın onlara verdiği cevaplar, Ders Ç4.7'de ayrıntılı olarak işlenecek.

İtiraz 3: Erişim de bir gerekçe ister

Amerikalı filozof Michael Bergmann, 2006 tarihli Justification without Awareness (Farkındalık Olmadan Gerekçe) kitabında, içselciliğe karşı bir ikilem kurdu. İçselci, gerekçe için kişinin, inancını gerekçelendiren şeyin farkında olmasını ister. Bu farkındalık, ya kavramsaldır, yani kişinin gerekçelendiren şeyi inancın doğruluğuyla ilgili bir şey olarak kavramasını gerektirir, bu kavrayış bir inanç olmasa bile, ya da değildir. Kavramsalsa, bu kavrayışın kendisi de gerekçeli olmalıdır, ve onun gerekçesi için de bir farkındalık gerekir; bu, Ders Ç3.1'deki gibi bir gerilemeye yol açar. Kavramsal değilse, yani kişi gerekçelendiren şeyin farkındadır ama onun inancı desteklediğini kavramaz, o zaman bu farkındalık, içselciliğin asıl motivasyonunu, yani kişinin kendi bakış açısından inancının neden makul olduğunu görebilmesini, karşılamaz.

Cevap: Bergmann'ın ikilemi, içselciliğin karşılaştığı en ciddi biçimsel itirazlardan biridir, ve içselcilerin ona tek bir kabul gören cevabı yoktur. Bir cevap, ikilemin ikinci boynuzunu kabul edip, içselciliğin motivasyonunu yeniden tanımlamaktır: içselciliğin amacı, kişinin inancının neden makul olduğunu görebilmesi değil, inancın kişinin bakış açısından bir tahmin olmamasıdır; ve bunun için, gerekçelendiren şeyin, örneğin bir deneyimin, kişinin zihninde bulunması yeterlidir. Bu cevap, içselciliği Ders Ç4.2'de göreceğimiz zihinselciliğe yaklaştırır. Bir başka cevap, ikilemin ilk boynuzundaki gerilemeyi, Ders Ç3.8'deki sonsuzcunun yaptığı gibi, potansiyel bir gerileme olarak kabul etmektir: kişinin her farkındalığı, ilke olarak, bir sonraki farkındalığa açıktır, ama hepsinin aynı anda gerçekleşmesi gerekmez; Bergmann, bu cevabı da yetersiz bulur. İki cevap da, içselciliği, ilk sunulduğu biçimden daha ılımlı bir biçime çeker.

İtiraz 4: Erişimin kendisi güvenilmezdir

İçselcilik, gerekçeyi, kişinin yansıtma yoluyla erişebildiği şeylere bağlar. Ama Ders Ç2.6'da gördüğümüz gibi, insanlar, kendi zihinsel durumları ve kendi nedenleri hakkında sık sık yanılır. Kişinin "erişebildiğini sandığı" nedenler, gerçekte inancının nedenleri olmayabilir; ve kişinin kendi deneyimlerini tanımlaması da yanılabilir. Gerekçe, kişinin yanılabilir içebakışına bağlıysa, içselciliğin dışsalcılığa üstün olduğu iddia edilen nokta, yani kişinin kendi gerekçesini bilebilmesi, ortadan kalkar.

Cevap: İçselci, erişimin yanılmaz olduğunu iddia etmek zorunda değildir. Ilımlı temelciliğin yanılabilir temelleri gibi, içselcilik de yanılabilir bir erişimle yetinebilir: kişi, kendi gerekçesine erişebilir, ama bu erişim, bazen yanılabilir. İçselciliğin asıl iddiası, kişinin gerekçesini bilebileceği değil, gerekçenin, kişinin erişebileceği türden şeylerden oluştuğudur. Bu iddia, kişinin bazen bu şeyleri yanlış tanımasıyla bağdaşır. Ama bu cevap, içselciliğin bir avantajını geri verir: içselci, dışsalcılığa, "kişi kendi gerekçesini bilemez" diye itiraz ediyordu; şimdi kendi kuramında da kişinin kendi gerekçesini her zaman bilemeyeceğini kabul ediyor. İki kuram arasındaki fark, kişinin kendi gerekçesine erişiminin derecesinde bir farka dönüşür; ve bu fark, içselcinin istediği kadar keskin değildir.

Örnekler

Örnek 1: Fikret Usta'nın dili (kurgu)

Giriş'teki tadım odasına Erişim Sorusu'yla bakalım. Fikret Usta'nın yargısı: bu çay ikinci sınıf. Gerekçesinin parçaları nelerdir? Dilinde ve burnunda oluşan tat ve koku deneyimi; bu deneyime eşlik eden, "bu çay iyi değil" görünüşü; kırk yıllık deneyimle biçimlenmiş, çay tatlarını ayırt etme yetisi; ve bu yetinin geçmişte laboratuvar sonuçlarıyla örtüştüğü olgusu. Hangileri Fikret Usta'ya yansıtma yoluyla erişilebilir? Tat deneyimi ve görünüş, erişilebilirdir: Usta, onları yaşadığını bilir. Yetinin kendisi, yani dilinin hangi ince özelliği algıladığı, erişilebilir değildir. Yetinin güvenilirliği ise, ilginç bir durumdadır: Usta, yargılarının yıllardır doğru çıktığını hatırlayabilir; bu hatıra, erişilebilir bir nedendir.

Bu envanter, içselcinin Fikret Usta hakkında ne söyleyebileceğini gösteriyor. Usta'nın yargısı, içselciliğe göre, ilk bakışta göründüğü kadar gerekçesiz değildir: tat deneyimi ve görünüş, fenomenal muhafazakâr bir içselciliğe göre, gerekçe sağlar; ve geçmiş başarılarının hatırası, bu görünüşlere güvenmek için erişilebilir bir neden verir. Usta'nın erişemediği, yalnızca, deneyiminin hangi özelliğe dayandığıdır. İçselci açısından, Usta ile Merve arasındaki fark, birinin gerekçeli, öbürünün gerekçesiz olması değil, gerekçelerinin farklı türden olmasıdır: Merve'ninki ayrıntılı ve açık, Usta'nınki ise bütüncül ve deneyime dayalı. Bu farkın pratik bir sonucu da vardır: Merve, yanıldığında, yanlış maddeyi bulup düzeltebilir; Usta ise, yanıldığında, neden yanıldığını bilemez, ve yetisinin bozulduğunu ancak dış bir denetimle, yani laboratuvarın sonuçlarıyla, fark edebilir. Erişilebilir bir gerekçe, kendini düzeltme olanağı da sağlar. Ama bir senaryo değişirse, sonuç da değişir: Usta, yargılarının geçmişte doğru çıktığını hiç bilmeseydi, yalnızca bir "öyle geliyor" görünüşüyle kalırdı; ve güçlü bir içselciye göre, bu, bir uzmanın değil, bir tahmin edenin durumuna yakındır.

Örnek 2: BonJour'un durugörü vakaları

BonJour, 1980 makalesinde, dışsalcılığa karşı, dört durugörü vakası kurar; bu vakaların sonuncusu, Ders Ç1.9'da kısaca gördüğümüz ve Ders Ç4.6'da ayrıntılı ele alacağımız Norman vakasıdır. İlk üç vaka, içselci sezgiyi adım adım keskinleştirir. Birinci vakada, Samantha, durugörü yeteneği olduğuna inanır, ve bir gün, hiçbir görünür neden olmadan, ABD başkanının New York'ta olduğuna inanmaya başlar. Haber raporları, basın açıklamaları ve canlı yayın olduğu söylenen görüntüler, başkanın Washington'da olduğunu gösterse de, Samantha inancını korur. Aslında başkan New York'tadır; Washington'daki görüntüler, bir suikast tehdidi yüzünden düzenlenmiş resmî bir aldatmacanın parçasıdır; ve Samantha'nın durugörü yeteneği gerçektir. İkinci vakada, Casper, durugörü yeteneğine sahip olduğuna inanır; ama durugörüyle edindiğini sandığı inançları doğrulamaya çalıştığı her seferde, bu inançlar yanlış çıkmış görünmüştür; yine de inancını korur. Üçüncü vakada, Maud, durugörünün mümkün olmadığına dair, arkadaşlarının ve akrabalarının getirdiği yoğun bilimsel kanıta rağmen, yeteneğine güvenir.

Üç vakada da, kişinin inancı doğrudur ve gerçekten güvenilir bir yetiden doğar; ama üçünde de, kişi, kendi bakış açısından, inancına karşı güçlü nedenlere sahiptir ve onları görmezden gelir. BonJour'a göre, bu kişilerin inançları, güvenilir oldukları halde, epistemik olarak akılsız ve sorumsuzdur, ve bu yüzden gerekçesizdir. Vakaların gücü, Ders Ç3.10'da gördüğümüz çürütücülere dayanır: Samantha'nın elinde yenen bir çürütücü, Casper'ın ve Maud'un elinde ise, durugörü yeteneğinin güvenilirliğini sorgulayan kesen çürütücüler vardır. Dışsalcı da bu vakalarda kişinin gerekçesiz olduğunu kabul edebilir, çünkü çürütücüleri hesaba katan bir dışsalcılık mümkündür. BonJour'un dördüncü vakası, Norman, tam da bu yüzden kurulmuştur: Norman'ın elinde hiçbir çürütücü yoktur; ama yine de, BonJour'a göre, gerekçesizdir. Bu son adım, Ders Ç4.6'nın konusudur.

Örnek 3: Civciv cinsiyeti ayıranlar

Kümes hayvancılığında, yumurtadan yeni çıkmış civcivlerin cinsiyetini, erkek ve dişi civcivleri ayrı yetiştirmek için, yumurtadan çıktıkları ilk gün içinde belirlemek gerekir. Bu belirleme, deneyimsiz bir göz için neredeyse imkânsızdır, çünkü yeni çıkmış civcivlerde cinsiyet farkı, çok küçük ve değişken anatomik ayrıntılarda saklıdır. Yine de, uzun eğitimden geçmiş uzmanlar, bu belirlemeyi çok hızlı ve çok yüksek bir doğrulukla yapar. Bu uzmanlar, çoğu zaman, kararlarını hangi ipuçlarına dayandırdıklarını açıkça söyleyemez; uzun yıllar boyunca, bir ustanın yanında, yaptıkları tahminlerin doğru ya da yanlış olduğunu öğrenerek bu yetiyi kazanmışlardır.

Amerikalı psikologlar Irving Biederman ve Margaret Shiffrar, 1987'de Journal of Experimental Psychology: Learning, Memory, and Cognition'da yayımlanan bir çalışmada, bu görevi incelediler. Bir uzmanla birlikte çalışarak, ayırt edici ipuçlarından birini, bir biçim özelliğini, açıkça tanımladılar; ve bu tanımın, deneyimsiz katılımcılara, civciv fotoğraflarını değerlendirmeden önce kısa bir yönerge olarak verildiğinde, onların performansını belirgin biçimde artırdığını buldular. Bu bulgu, epistemoloji için ilginç bir şey gösterir: uzmanın erişemediği ipucu, ilkece erişilebilir hale getirilebilir; ve erişilebilir hale getirildiğinde, başkalarına aktarılabilir.

Civciv cinsiyeti ayıranlar, epistemolojide içselcilik tartışmasının sık anılan bir örneği oldu. Dışsalcıya göre, uzmanın kararı, son derece güvenilir bir süreçten doğduğu için, uzman nedenlerini söyleyemese de gerekçelidir. İçselciye göre ise, uzmanın kararını gerekçelendiren, ya erişebildiği bir görünüştür, ya da geçmiş başarılarına dair erişebildiği bir bilgidir. Biederman ve Shiffrar'ın bulgusu, iki taraf için de bir şey söyler. İçselci için, erişilemez görünen bir ipucunun erişilebilir hale getirilebileceğini gösterir; uzmanlık, ilkece, kişinin bakış açısına taşınabilir. Dışsalcı için ise, ipucu tanımlanmadan önce de uzmanın kararlarının güvenilir olduğunu, yani gerekçenin, ipucunun erişilebilir olmasını beklemediğini gösterir. Belki de bulgunun en önemli dersi, erişilebilirliğin bir derece meselesi olduğudur. Uzman, ipucunu açıkça söyleyemese de, onu, bir civcive bakarken bir biçimde algılar; araştırmacıların yaptığı, bu örtük algıyı açık bir tanıma dönüştürmektir. İçselciliğin erişim koşulu, bu dönüşümün mümkün olup olmadığına mı, yoksa fiilen gerçekleşip gerçekleşmediğine mi bağlıdır? Bu soru, Teknik ayrıntıdaki yansıtma yoluyla erişimin kapsamı tartışmasının somut bir biçimidir: dar yorumda uzman gerekçesizdir, geniş yorumda ise, ipucu ilkece erişilebilir olduğu için, gerekçeli sayılabilir.

Araç kartı: Erişim Sorusu

Satırİçerik
Ne işe yararBir inancın gerekçesini oluşturan parçalardan hangilerinin kişiye yalnızca düşünerek erişilebilir olduğunu, hangilerinin ancak dışarıdan, başka bir araştırmayla bilinebileceğini ayırır; içselci ve dışsalcı değerlendirmenin nerede ayrıldığını görünür kılar.
Adımlar1) İnancı yaz. 2) Gerekçesinin bütün parçalarını listele: deneyimler, görünüşler, başka inançlar, yetiler, yetilerin güvenilirliği, inancın kaynağı. 3) Her parça için sor: kişi bunu, yalnızca düşünerek, şimdi fark edebilir mi? 4) Erişilemeyen parçalar için sor: bunlar, kişiye erişilebilir hale getirilebilir mi, nasıl? 5) İçselci değerlendirme: yalnızca erişilebilir parçalara göre inanç ne ölçüde gerekçeli? 6) Dışsalcı değerlendirme: bütün parçalara göre inanç ne ölçüde gerekçeli? İki değerlendirme arasındaki farkı adlandır.
Ne zaman kullanılırBir uzmanın, nedenlerini söyleyemediği bir yargısının değerlendirildiği durumlarda; bir kişinin, kaynağını unuttuğu bir inanca güvenip güvenmemesi gerektiği sorulduğunda; bir kararın gerekçesinin, karar verene ne ölçüde görünür olduğunun önemli olduğu durumlarda.
SınırıÜçüncü adım, kişinin kendi zihnine dair bir değerlendirme gerektirir, ve bu değerlendirme, Ders Ç2.6'daki öz-bilgi sınırlarına tabidir. "Yalnızca düşünerek" ölçütü, bazı durumlarda bulanıktır: bir hatırayı canlandırmak düşünmek midir? Araç, iki değerlendirmeyi yan yana koyar; hangisinin doğru gerekçe kavramı olduğuna karar vermez.
5K kapısıKanıt

Özet

  • İçselcilik, bir inancın gerekçesini belirleyen her şeyin, kişinin zihinsel durumlarında ya da kişinin yalnızca düşünerek erişebileceği şeylerde bulunduğunu savunur; karşıtı dışsalcılıktır.
  • Erişim, kişinin bir şeyi yalnızca düşünerek fark edebilmesidir; içselciliğin iki ana biçimi, gerekçeyi erişilebilir etkenlere bağlayan erişimcilik ile zihinsel durumlara bağlayan zihinselciliktir.
  • İçselciliğin en derin motivasyonu, gerekçenin, kişinin kendi bakış açısından değerlendirilen bir akılsallık ve sorumluluk olduğu sezgisidir; BonJour'un 1980 makalesi bu sezgiyi dışsalcılığa karşı savunur.
  • Çocuklar ve hayvanlar itirazı, unutulmuş kanıt itirazı (Goldman), Bergmann'ın ikilemi ve içebakışın güvenilmezliği, içselciliğin erişim koşulunu farklı yönlerden zorlar.
  • BonJour'un Samantha, Casper ve Maud vakaları, güvenilir ama kişinin bakış açısından akılsız inançların gerekçesiz olduğu sezgisini keskinleştirir; Norman vakası Ders Ç4.6'nın konusudur.
  • Civciv cinsiyeti ayıranlar, nedenlerini söyleyemeyen güvenilir uzmanların, içselci ve dışsalcı değerlendirmelerin ayrıldığı yer olduğunu gösterir.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

BonJour, 1980 tarihli "Externalist Theories of Empirical Knowledge" makalesinde, dışsalcılığa yönelttiği itirazın sezgisel çekirdeğini şöyle ifade eder:

"Aşağıdaki tartışmanın ortaya koymayı ve geliştirmeyi amaçladığı, dışsalcılığa dair sezgisel güçlük şudur: dışsalcı görüşe göre, bir kişi, kendi öznel durum anlayışı ışığında değerlendirildiğinde, bir inancı kabul etmekte ne kadar akılsız ve sorumsuz olursa olsun, yine de epistemik olarak gerekçeli çıkabilir [...]. Bu inanç, kişinin onun güvenilir olduğunu düşünmesi için hiçbir nedeni olmasa da, hatta onun güvenilir olmadığını düşünmesi için iyi bir nedeni olsa da, aslında güvenilir olabilir. Ama böyle bir kişi, yine de, böyle bir inancı kabul etmekte epistemik bir bakış açısından tamamen sorumsuz görünür, ve bu yüzden, dışsalcılığın aksine, gerekçeli değildir."

Pasajın anahtar ifadesi, "kendi öznel durum anlayışı"dır. BonJour, bir inancın değerlendirilmesinin, kişinin durumu nasıl kavradığına göre yapılması gerektiğini varsayar; ve bu kavrayışa göre akılsız olan bir inanç, dünyada ne kadar güvenilir bir bağa sahip olursa olsun, gerekçeli değildir. Bu, içselciliğin en yalın ifadesidir: gerekçe, kişinin içinden bakıldığında görünen bir şeydir.

Pasajın ikinci dikkat çekici yanı, iki ayrı durumu birlikte anmasıdır: kişinin, inancının güvenilir olduğunu düşünmesi için "hiçbir nedeni olmaması" ve "güvenilir olmadığını düşünmesi için iyi bir nedeni olması". Bu iki durum, epistemolojide çok farklı ağırlık taşır. İkincisi, Ders Ç3.10'daki çürütücülerin konusudur, ve birçok dışsalcı da, çürütücüleri hesaba katan bir kuramla, bu durumda kişinin gerekçesiz olduğunu kabul eder. Birincisi ise, gerçek tartışmanın yeridir: kişinin elinde hiçbir çürütücü yoksa, ama inancının güvenilirliğine dair hiçbir neden de yoksa, kişi gerekçeli midir? BonJour'un makalesi, bu soruyu, Samantha, Casper ve Maud vakalarından Norman vakasına geçerek, ikinci durumdan birinci duruma doğru keskinleştirir. Bu sıralama, bir felsefi argümanın, karşı tarafın kolayca kabul edeceği durumlardan, en tartışmalı duruma doğru nasıl ilerletilebileceğinin de bir örneğidir.

Pasajın üçüncü özelliği, "sorumsuz" sözcüğüdür. BonJour, epistemik gerekçeyi, epistemik sorumlulukla yakından ilişkilendirir; ve bu, Argüman bölümünün en tartışmalı öncülünün kaynağıdır. Ders Ç3.12'de, Feldman ve Conee'nin, inanç için "gerekir" dilini koruduğunu, ama bu yükümlülüğü istemli denetim gerektirmeyen bir ölçüt olarak anladığını görmüştük. BonJour'un "sorumluluk"u, bu açıdan, kişinin istemli bir eyleminden çok, kişinin bakış açısının epistemik niteliğine işaret eder: sorumsuz inanç, kişinin kendi bildikleri ışığında makul olmayan inançtır.

Teknik ayrıntı

İçselciliğin teknik çekirdeği dört başlıkta toplanabilir: yansıtma yoluyla erişimin kapsamı, içselciliğin kanıtçılıkla ilişkisi, üstüne gelme tezinin biçimi, ve içselciliğin Gettier sorunu karşısındaki durumu.

Yansıtma yoluyla erişimin kapsamı. İçselciler arasında, yansıtma yoluyla erişimin neyi kapsadığı tartışmalıdır. En dar yorumda, kişinin şu anda bilinçli olarak düşündüğü şeyleri kapsar. Daha geniş bir yorumda, kişinin, dikkatini yönelttiğinde fark edebileceği şeyleri, örneğin eğilimsel inançlarını ve hatırlayabileceği deneyimlerini, kapsar. En geniş yorumda ise, kişinin, sınırsız bir düşünme süresi verildiğinde fark edebileceği şeyleri, örneğin inançlarının mantıksal sonuçlarını, kapsar. Bu yorumlar, içselciliğin sonuçlarını belirgin biçimde değiştirir. Dar yorum, İtiraz 2'deki unutulmuş kanıt sorununu keskinleştirir; geniş yorum ise, kişinin fiilen hiç düşünmediği şeyleri de gerekçeye katarak, içselciliği, kişinin gerçek bakış açısından uzaklaştırır.

İçselcilik ve kanıtçılık. Ders Ç3.12'de, kanıtçılığın içselci mi dışsalcı mı olduğunun, kanıtın ne olduğuna bağlı olduğunu görmüştük. İçselcilik, kanıtçılıkla doğal bir bağlaşık oluşturur: Conee ve Feldman, iki görüşü birlikte savunur. Ama iki görüş birbirini gerektirmez. Kanıtçı olmayan bir içselcilik mümkündür: örneğin, gerekçeyi, kişinin erişebildiği epistemik ödevleri yerine getirmesiyle tanımlayan Ders Ç1.9'daki ödev anlayışı, kanıta değil, kişinin davranışına odaklanır. İçselci olmayan bir kanıtçılık da mümkündür: Ders Ç3.11'deki E=K ile birleştirilen kanıtçılık, dışsalcıdır. İki tezi ayırmak, içselcilik tartışmasının, kanıtın ne olduğu tartışmasından ayrı bir tartışma olduğunu gösterir.

Üstüne gelme tezinin biçimi. İçselciliğin üstüne gelme biçimi şöyle yazılabilir: herhangi iki olası durumda, bir kişinin ve onun kopyasının iç durumları aynıysa, ikisinin herhangi bir önermeye karşı tutumlarının gerekçesi de aynıdır. "İç durumlar" ifadesinin neyi kapsadığı, erişimci ve zihinselci biçimleri ayırır: erişimciye göre, yansıtma yoluyla erişilebilir durumlar; zihinselciye göre, bütün zihinsel durumlar. Bu tez, Ders Ç4.2'deki İkiz Testi'nin kuramsal temelidir. Tezin ilginç bir sonucu, gerekçenin, kişinin dünyayla ilişkisinden bağımsız olmasıdır: aynı iç durumlara sahip bir aldatılan ikiz, bizimle aynı gerekçeye sahiptir. Yeni kötü cin vakası, Ders Ç1.9'da gördüğümüz biçimiyle, bu sonucu bir avantaj olarak görür; Ders Ç3.11'deki E=K ise, onu bir hata olarak görür.

İçselcilik ve Gettier. Ders Ç1.11'deki Gettier vakaları, içselcilik için özel bir sorun doğurur. İçselciliğe göre, gerekçe kişinin içindedir; ama Gettier vakalarında, kişinin gerekçeli doğru inancını bilgi olmaktan çıkaran şey, dünyadaki bir rastlantıdır, yani kişinin dışında bir olgudur. Öyleyse içselci, bilgiyi açıklamak için, gerekçenin yanında, dışsal bir koşula, örneğin Ders Ç1.12'deki yenilmezlik koşuluna, başvurmak zorundadır. Bu, içselciliğin bir zayıflığı değil, bir iş bölümüdür: içselcilik, gerekçenin içsel olduğunu söyler; bilginin bütünüyle içsel olduğunu söylemez. Ama bu iş bölümü, Ders Ç4.11'de göreceğimiz bilgi-önce epistemolojisinin sorusunu da hazırlar: bilgi, içsel bir gerekçe ile dışsal bir koşulun birleşimi olarak çözümlenebilir mi? İçselcinin bu iş bölümünü kabul etmesi, onun gerekçeyi bilginin tek bileşeni olarak görmediğini gösterir; ve bu, dışsalcıyla bir uzlaşmanın da kapısını aralar. Bilgi için dışsal bir koşul gerekiyorsa, tartışma, yalnızca bu koşulun "gerekçe" adını hak edip etmediği sorusuna daralır.

Güncel tartışma

İçselcilik tartışması, son yıllarda, iki yeni alanda yeniden canlandı: yapay zekâ sistemlerinin açıklanabilirliği ve sezgilere dair deneysel çalışmalar.

Yapay öğrenme sistemleri, birçok alanda, uzman insanlarla yarışacak doğrulukta yargılar verir; ama çoğu zaman, bu yargılarının nedenlerini açıklayamaz. Bu durum, Giriş'teki Fikret Usta'nın ve Örnek 3'teki civciv uzmanlarının durumuna benzer. Bir hekim, bir tanı sistemi bir görüntüde bir hastalık bulduğunda, sistemin yargısına güvenmeli midir? Dışsalcı bir bakışla, sistem güvenilirse, yargısı gerekçe sağlar. İçselci bir bakışla ise, hekim, sistemin yargısının nedenlerine erişemiyorsa, yargıya dayanarak oluşturduğu inanç, hekimin kendi bakış açısından, bir tanıklığa güvenmekten farklı değildir; ve Ders Ç2.13 ve Ç2.14'te gördüğümüz indirgemeci görüşe göre, tanıklığın gerekçesi, kaynağın güvenilirliğine dair bir nedene dayanır. "Açıklanabilir yapay zekâ" adı verilen araştırma alanı, sistemlerin yargılarının nedenlerini insanlara görünür kılmaya çalışır; bu çaba, içselci bir talebin, yani gerekçenin kişiye erişilebilir olması talebinin, mühendislikteki bir karşılığı olarak okunabilir.

Deneysel felsefede ise, sıradan insanların içselci ve dışsalcı sezgilere sahip olup olmadığı incelendi. Ders Ç2.12'de, bu tür çalışmaların, filozofların sezgilerinin evrensel olup olmadığını sorguladığını görmüştük. İçselcilik tartışmasında, Lehrer'in Ders Ç2.12'de gördüğümüz Truetemp vakası gibi düşünce deneylerine verilen tepkilerin, vakaların sunuluş sırasına göre değişebildiği gösterildi; kişilerin kültürel geçmişine bağlı farklar da öne sürüldü, ama bu son bulgular sonraki çalışmalarda büyük ölçüde tekrarlanamadı. Bu bulgular, içselciliğin sezgisel temelinin, ilk sanıldığı kadar sağlam ve evrensel olmayabileceğini düşündürür. Ama içselciler, sezgilerin değişkenliğinin, kuramın yanlış olduğunu göstermediğini, yalnızca kuramın, sezgilere değil, argümanlara dayanması gerektiğini gösterdiğini söyleyebilir.

Bu iki alan, içselcilik tartışmasının, salt kuramsal bir tartışma olmadığını gösterir. Bir yargının gerekçesinin, yargıyı verene ya da yargıya dayananlara görünür olması gerekip gerekmediği sorusu, tıpta, hukukta ve kamu yönetiminde, gerçek sonuçları olan bir sorudur. Bir mahkemenin kararını gerekçelendirmesi, bir hekimin tanısını hastasına açıklaması, bir kurumun bir başvuruyu reddetme nedenini bildirmesi, hepsi, gerekçenin bir kişiye ya da topluma erişilebilir olması talebinin uygulamalarıdır. Bu talepler, içselciliğin epistemolojik bir tez olarak doğru olup olmadığından bağımsız olarak, gerekçenin erişilebilirliğine verilen değerin derin olduğunu gösterir. Belki de en doğru sonuç, iki değerin, yani güvenilirliğin ve erişilebilirliğin, farklı durumlarda farklı ağırlık taşıdığıdır. Bir civciv uzmanının günde binlerce kez verdiği kararlar için, güvenilirlik yeterli bir ölçüt olabilir; bir mahkemenin bir kişinin özgürlüğü hakkındaki kararı için ise, erişilebilir bir gerekçe, güvenilirlikten bağımsız bir değer taşır, çünkü kararın etkilediği kişi, ona itiraz edebilmek için gerekçeyi görebilmelidir. Bu, epistemolojik bir tezden çok, epistemik değerlerin kamusal hayattaki yerine dair bir gözlemdir; ama içselciliğin neden hâlâ güçlü bir çekim taşıdığını açıklar.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir bankanın kredi bölümünde çalışan uzman Hülya Hanım, bir küçük işletmenin kredi başvurusunu inceliyor ve işletmenin krediyi geri ödeyemeyeceğine inanıyor. Başvuruyu reddetmeden önce, bölüm müdürü Serkan Bey, Hülya Hanım'la Erişim Sorusu'nu uyguluyor. (Banka, kişiler ve başvuru kurgudur.)

Adım 1, inanç. İşletme, krediyi geri ödeyemeyecek.

Adım 2, gerekçenin parçaları. Başvurudaki mali tablolar; işletmenin son iki yıldaki satışlarındaki düşüş; Hülya Hanım'ın, işletme sahibiyle yaptığı görüşmede edindiği "bu kişi işini iyi yönetmiyor" izlenimi; bankanın kredi puanlama sisteminin verdiği düşük puan; Hülya Hanım'ın on beş yıllık deneyimi.

Adım 3, erişilebilirlik. Mali tablolar ve satış düşüşü, Hülya Hanım'ın önündedir ve düşünerek gözden geçirebilir; erişilebilir. Görüşmedeki izlenim, erişilebilir bir görünüştür; ama Hülya Hanım, bu izlenimin neye dayandığını, yani görüşmede hangi davranışın onu bu yargıya götürdüğünü, tam olarak söyleyemiyor. Puanlama sisteminin verdiği puan erişilebilir; ama sistemin bu puana hangi etkenleri nasıl tartarak vardığı, Hülya Hanım'a erişilebilir değil. Deneyiminin güvenilirliği, kısmen erişilebilir: geçmişte reddettiği başvuruların ne olduğunu hatırlayabilir, ama reddetmediği ve batan işletmeleri tam olarak bilemez.

Adım 4, erişilebilir hale getirme. Puanlama sisteminin hangi etkenleri ağır tarttığı, sistemin teknik belgelerinden öğrenilebilir. Görüşmedeki izlenimin dayanağı, Hülya Hanım görüşme notlarını yeniden okursa belirginleşebilir.

Adım 5, içselci değerlendirme. Yalnızca erişilebilir parçalarla, yani mali tablolar, satış düşüşü ve bir izlenimle, inanç makul ama güçlü değil: satış düşüşü, sektörün genel bir durgunluğundan da kaynaklanabilir.

Adım 6, dışsalcı değerlendirme. Bütün parçalarla, özellikle puanlama sisteminin güvenilirliği ve Hülya Hanım'ın deneyimi hesaba katıldığında, inanç daha güçlü görünebilir. İki değerlendirme arasındaki fark, puanlama sisteminden ve izlenimden kaynaklanıyor.

Değerlendirme. Serkan Bey, iki şey öneriyor: puanlama sisteminin bu başvuruda hangi etkenleri öne çıkardığını belgelerden kontrol etmek, ve Hülya Hanım'ın görüşme izlenimini, somut gözlemlerle yazılı hale getirmek. Bu öneriler, gerekçenin erişilemeyen parçalarını erişilebilir kılmayı amaçlıyor. Bunun bir de pratik nedeni var: başvurusu reddedilen işletme, reddin nedenini sorma hakkına sahip; ve "sistem öyle söyledi" ya da "içimden öyle geldi", bu soruya iyi bir cevap değil. Erişim Sorusu, gerekçenin, karar verenin yanında, kararın etkilediği kişiye de erişilebilir olmasının ne kadar değerli olduğunu gösterdi. Ayrıca, Hülya Hanım'ın kendi izlenimini yazıya dökmesi, bir sonraki benzer başvuruda, bu izlenimin ne kadar güvenilir olduğunu sınamasına da olanak verir; erişilebilir bir gerekçe, zamanla düzeltilebilen bir gerekçedir.

Pratik: Alıştırmalar

  1. İçselciliği ve onun karşıtı olan dışsalcılığı kendi sözlerinle tanımla. Giriş'teki Fikret Usta'nın yargısı hakkında, iki görüş ne söylerdi?
  2. Erişimcilik ile zihinselcilik arasındaki farkı, bu derste kullanılmayan bir örnekle göster: iki görüşün farklı sonuç verdiği bir durum kur.
  3. Bergmann'ın ikilemini kendi sözlerinle açıkla. İçselcinin bu ikileme verebileceği iki cevaptan birini seç ve bedelini yaz.
Cevapları göster
  1. İçselciliğe göre, bir inancın gerekçesini belirleyen her şey, kişinin içinde, yani zihinsel durumlarında ya da yalnızca düşünerek erişebileceği şeylerdedir. Dışsalcılığa göre ise, gerekçe, en azından kısmen, kişinin erişemeyeceği dış olgulara, örneğin inancı üreten sürecin güvenilirliğine, bağlıdır. Fikret Usta'nın yargısı hakkında, dışsalcı, yargının son derece güvenilir bir yetiden doğduğu için gerekçeli olduğunu söylerdi, Usta nedenlerini söyleyemese de. İçselci ise, yargının gerekçesinin, Usta'nın erişebildiği şeylere, yani tat deneyimine, buna eşlik eden görünüşe ve geçmiş başarılarının hatırasına bağlı olduğunu söylerdi; bu parçalar varsa yargı gerekçelidir, yalnızca bir "öyle geliyor" görünüşü varsa, gerekçe zayıftır.
  2. Bir örnek: bir kişi, bir arkadaşının dürüst olmadığına dair, farkında olmadığı bir izlenime sahip; bu izlenim, geçmişte arkadaşının söylediği birkaç küçük tutarsızlıktan oluşmuş, ama kişi bunları bilinçli olarak hatırlamıyor. Bu izlenim, kişinin bir zihinsel durumudur, ama kişi ona, düşünerek erişemez. Kişi, arkadaşının yeni bir iddiasına şüpheyle yaklaşıyor. Zihinselciye göre, farkında olunmayan izlenim, bir zihinsel durum olduğu için, şüphenin gerekçesine katkıda bulunabilir. Erişimciye göre ise, kişi bu izlenime erişemediği için, şüphesi, kendi bakış açısından gerekçesizdir, ya da en azından bu izlenimden destek almaz.
  3. Bergmann'ın ikilemi şudur: içselci, gerekçe için kişinin gerekçelendiren şeyin farkında olmasını ister. Bu farkındalık ya kavramsaldır, yani kişinin gerekçelendiren şeyin inancı desteklediğine dair bir inanca sahip olmasını gerektirir, ve o zaman bu inanç da gerekçe ister ve bir gerileme başlar; ya da kavramsal değildir, ve o zaman kişinin inancının neden makul olduğunu görebilmesini sağlamaz, yani içselciliğin motivasyonunu karşılamaz. İçselcinin cevaplarından biri, ikinci boynuzu kabul edip içselciliğin motivasyonunu yeniden tanımlamaktır: amaç, kişinin inancının neden makul olduğunu görebilmesi değil, inancın kişinin bakış açısından bir tahmin olmamasıdır, ve bunun için gerekçelendiren şeyin, örneğin bir deneyimin, kişinin zihninde bulunması yeterlidir. Bu cevabın bedeli, içselciliği zihinselciliğe yaklaştırması ve BonJour'un vurguladığı "sorumluluk" sezgisini zayıflatmasıdır.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: biri, bir apartman dairesine girdiği anda, orada yaşamak istemediğine karar veriyor. Zayıf çalışma: "İçime sinmedi, bu yeter." Güçlü çalışma: "Yargım: bu dairede yaşamak istemiyorum. Parçalar: daireye girdiğimdeki rahatsızlık hissi; fark ettiğim birkaç şey (karanlık bir koridor, rutubet kokusu); geçmişte benzer hislerin haklı çıktığı birkaç deneyimim. Erişilebilir: his, fark ettiğim şeyler, geçmiş deneyimlerin bir kısmı. Erişilemez: hissin tam olarak neye dayandığı. Erişilebilir kılma: daireye ikinci kez girip, rahatsızlığın kaynağını tek tek not etmek. İçselci değerlendirme: his ve fark ettiğim iki somut ayrıntı, yargıyı makul kılıyor ama güçlü değil. Dışsalcı değerlendirme: bu tür hislerimin genellikle haklı çıkması, yargıyı güçlendiriyor; ama bunu ne kadar güvenilir biçimde bildiğimden emin değilim. Sonuç: ikinci ziyaret, iki değerlendirmeyi birbirine yaklaştırır."

ÖlçütNe aranır
Parça listesiYargının gerekçesinin parçaları, deneyimler, görünüşler, yetiler ve güvenilirlik dahil, ayrı ayrı listelenmiş
ErişilebilirlikHer parçanın yalnızca düşünerek erişilebilir olup olmadığı belirtilmiş
İki değerlendirmeİçselci ve dışsalcı değerlendirmeler ayrı ayrı yapılmış ve aralarındaki fark adlandırılmış
Erişilebilir kılmaErişilemeyen parçaları erişilebilir kılmanın somut bir yolu önerilmiş

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç3.12) Ders Ç3.12'de kanıtçılığın içselci mi dışsalcı mı olduğu neye bağlıydı? Bu derste içselcilik ile kanıtçılık arasındaki ilişki nasıl ifade edildi?
  2. (Ders Ç1.9) Ders Ç1.9'daki ödev anlayışı ile iyi neden anlayışı neydi? İçselcilik bu iki anlayıştan hangisine daha yakın, ve neden?
  3. (Ders Ç2.6) Ders Ç2.6'daki öz-bilgi sınırları neydi? Bu sınırlar, içselciliğe hangi itirazı doğuruyor?
Cevapları göster
  1. Ders Ç3.12'de, kanıtçılığın içselci mi dışsalcı mı olduğunun, kanıtın ne olduğuna bağlı olduğunu görmüştük: kanıt zihinsel durumlarsa, kanıtçılık içselcidir; kanıt E=K'deki gibi bilinen önermelerse, dışsalcıdır. Bu derste, içselcilik ile kanıtçılığın doğal bir bağlaşık olduğu, ama birbirini gerektirmediği vurgulandı: kanıta değil kişinin davranışına odaklanan bir içselcilik, örneğin ödev anlayışı, kanıtçı değildir; ve E=K ile birleşen bir kanıtçılık, içselci değildir. İki tez, iki ayrı soruya cevap verir: gerekçeyi neyin belirlediği, ve bu belirleyicilerin kişinin içinde olup olmadığı.
  2. Ders Ç1.9'da ödev anlayışı, gerekçeyi kişinin epistemik ödevlerini yerine getirmesi, yani sorumlu davranması olarak; iyi neden anlayışı ise, gerekçeyi inancın doğruluk amacı açısından iyi, uygun, makul kılan özellik olarak tanımlıyordu. İçselcilik, ödev anlayışına daha yakındır, çünkü kişinin ödevlerini yerine getirip getirmediği, kişinin bilebileceği şeylere bağlı olmalıdır: kişiden, bilemeyeceği şeylere göre davranması beklenemez. Ama iyi neden anlayışı da içselci biçimde okunabilir: iyi nedenin, kişinin erişebileceği bir şey olması gerektiği söylenirse. İçselci ile dışsalcı arasındaki tartışma, kısmen, iyi neden anlayışının nasıl okunacağı tartışmasıdır.
  3. Ders Ç2.6'da, insanların kendi zihinsel durumları ve kendi davranışlarının nedenleri hakkında sık sık yanıldığını görmüştük; Nisbett ve Wilson'ın bulguları, insanların gerçek nedenleri değil, akla yatkın görünen nedenleri bildirdiğini gösteriyordu. Bu sınırlar, içselciliğe şu itirazı doğurur: gerekçe, kişinin yansıtma yoluyla erişebildiği şeylere bağlıysa, ve bu erişim yanılabilirse, içselciliğin dışsalcılığa üstün olduğu iddia edilen nokta, yani kişinin kendi gerekçesini bilebilmesi, zayıflar. İçselci, erişimin yanılmaz olduğunu iddia etmek zorunda değildir; ama bu durumda, iki kuram arasındaki fark, bir tür farkından çok bir derece farkına dönüşür.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
İçselcilik nedir?Gerekçeyi belirleyen her şeyin kişinin içinde, yani zihinsel durumlarında ya da yalnızca düşünerek erişebileceği şeylerde olduğu görüşü.
Yansıtma yoluyla erişim nedir?Kişinin bir şeyi, dış bir araştırmaya başvurmadan, yalnızca kendi zihnine dönerek fark edebilmesi.
Erişimcilik ile zihinselcilik nasıl ayrılır?Erişimcilik: gerekçe erişilebilir etkenlere bağlıdır. Zihinselcilik: gerekçe zihinsel durumlara bağlıdır, kişi erişebilsin ya da erişemesin.
İçselciliğin en derin motivasyonu nedir?Gerekçenin, kişinin kendi bakış açısından değerlendirilen bir akılsallık ve sorumluluk olduğu sezgisi (BonJour, 1980).
BonJour'un Samantha vakası nedir?Gerçek bir durugörü yeteneği olan Samantha, başkanın yerine dair güçlü karşı kanıtı görmezden gelir; inancı doğru ve güvenilir ama gerekçesizdir.
Bergmann'ın ikilemi nedir?Farkındalık kavramsalsa gerilemeye yol açar; kavramsal değilse içselciliğin motivasyonunu karşılamaz (2006).
Çocuklar ve hayvanlar itirazı nedir?Çocuklar ve hayvanlar bilir ama inançlarının nedenlerini yansıtarak gözden geçiremez; içselcilik bilgiyi aşırı entelektüelleştirir.
Civciv cinsiyeti ayıranlar neyi gösterir?Nedenlerini söyleyemeyen güvenilir uzmanlarda içselci ve dışsalcı değerlendirmeler ayrılır; ipucu erişilebilir kılınabilir (Biederman ve Shiffrar, 1987).

Okuma listesi

  • Laurence BonJour, "Externalist Theories of Empirical Knowledge", Midwest Studies in Philosophy 5 (1980). İçselci sezgi ve durugörü vakaları.
  • Earl Conee ve Richard Feldman, "Internalism Defended", American Philosophical Quarterly 38 (2001). Zihinselci içselciliğin savunusu.
  • Alvin Goldman, "Internalism Exposed", The Journal of Philosophy 96 (1999). İçselciliğe yöneltilen itirazlar.
  • Michael Bergmann, Justification without Awareness (Oxford University Press, 2006). Farkındalık koşuluna karşı ikilem.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Internalist vs. Externalist Conceptions of Epistemic Justification" maddesi.

Sonraki derse köprü

Bu derste, içselciliğin iki biçimini, erişimciliği ve zihinselciliği, ayırdık ama aralarındaki farkı yalnızca kısaca belirttik. Kavramlar bölümünde, farkında olunmayan bir zihinsel durumun, iki görüş için farklı sonuç verdiğini gördük; ve Teknik ayrıntıda, içselciliğin bir üstüne gelme tezi olarak ifade edildiğini, ama "iç durumlar" ifadesinin neyi kapsadığının iki biçimi ayırdığını not ettik. Ders Ç4.2, bu ayrımı doğrudan inceliyor: gerekçeyi belirleyen, kişinin erişebildiği şeyler midir, yoksa kişinin zihinsel durumları mı? İki görüş, hangi vakalarda ayrılır, ve hangisi içselciliğin motivasyonunu daha iyi karşılar? Ders, iç durumları aynı ama gerekçeleri farklı görünen iki kişiyi karşılaştırmak için İkiz Testi adlı bir araç sunuyor.

Günlük sorusu: Bugün, nedenini tam söyleyemediğin bir yargıya güvendin mi? O yargının nedenini bulmak için ne yapabilirdin?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.