Giriş
Lise matematik öğretmeni Nihal Hanım, bir geometri sınavının kâğıtlarını okuyor. Son soruda bir üçgenin bir açısı isteniyor. Mert'in ve Zeynep'in kâğıtlarında aynı cevap, 35 derece, ve aynı çözüm yazılı: paralel doğrular, iç ters açılar, üçgenin iç açılarının toplamı. Adım adım, kusursuz. Nihal Hanım ikisine de tam puan vermek üzereyken, sınav sırasında gördüğü bir şeyi hatırlıyor: Zeynep, soruyu okur okumaz cevabı köşeye yazmış, sonra uzun süre kâğıda bakmış, en son çözümü yazmıştı. Ertesi gün Nihal Hanım ikisiyle ayrı ayrı konuşuyor. Mert, çözümü nasıl bulduğunu anlatıyor. Zeynep ise dürüst davranıyor: cevabı, soru kitabındaki benzer bir sorudan hatırlamış; çözümü ise, öğretmenin çözüm bekleyeceğini bildiği için, cevaba geriye doğru giderek yazmış. (Öğretmen ve öğrenciler kurgudur.)
Mert ile Zeynep'in kâğıtlarındaki nedenler aynıydı. İkisi de 35 dereceye inanıyordu, ve ikisinin de bu inanç için kâğıt üzerinde iyi nedenleri vardı. Ama Nihal Hanım'ın sezgisi, ikisinin inançlarının aynı durumda olmadığını söylüyor. Mert'in inancı, çözümdeki nedenlere dayanıyordu. Zeynep'in inancı ise, bir hatıraya dayanıyordu; çözümdeki nedenler, inancın dayanağı değil, sonradan yazılmış süsleriydi. Aynı nedenlere sahip iki kişi, aynı şeye farklı biçimlerde inanabilir.
Ders Ç1.9'da, bu farkı iki gerekçe kavramıyla adlandırmıştık. Önerme gerekçesi, bir kişinin bir önermeye inanmak için yeterli dayanağa sahip olmasıdır. İnanç gerekçesi ise, kişinin fiilî inancının bu dayanağa dayanmasıdır. Zeynep'in önerme gerekçesi vardı, ama inanç gerekçesi şüpheliydi. Bu ders, o derste kısaca adı konan ayrımın arkasındaki soruyu açıyor: bir inancın bir nedene "dayanması" ne demektir? Nedensel bir ilişki mi, kişinin bir başka inancı mı, yoksa ikisinin bir birleşimi mi? Ders Ç3.8'deki sonsuzculuk tartışmasında da gördüğümüz gibi, bu soru, gerekçenin yapısına dair bütün kuramların altında yatar. Dersin aracı Dayanak Testi, bir inancın gerçekte hangi nedene yaslandığını sınamaya yarıyor.
Bu dersin kazanımları:
- Önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi ayrımını, dayanak ilişkisini, onun nedensel ve inançsal kuramlarını ve sapkın nedensel zincir sorununu açıklarsın. (anla)
- Bir inanca Dayanak Testi'ni uygulayarak kişinin sahip olduğu nedenlerden hangisinin inancın gerçek dayanağı olduğunu, karşı-olgusal ve tarihsel sorularla belirlersin. (uygula)
- Nedensel kuramın Lehrer'in avukat vakasına ve Turri'nin karşı örneğine karşı ne ölçüde ayakta kaldığını gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm, önce ayrımın kendisini ve kökenini, sonra dayanak ilişkisini ve onun iki ana kuramını, en son da nedensel kuramın karşılaştığı bir sorunu tanımlıyor.
Ayrım, Amerikalı filozof Roderick Firth'e kadar uzanır; Firth onu "warrant" terimiyle, önerme ve inanç dayanağı ayrımı olarak yaptı. Firth, 1978'de A. I. Goldman ve J. Kim'in derlediği Values and Morals kitabında yayımlanan "Are Epistemic Concepts Reducible to Ethical Concepts?" (Epistemik Kavramlar Etik Kavramlara İndirgenebilir mi?) yazısında, bir önermenin bir kişi için gerekçeli olması ile kişinin o önermeye gerekçeli olarak inanması arasındaki farkı vurguladı. Ayrım, ahlaktaki tanıdık bir ayrımı andırır: bir eylemin doğru olması ile kişinin o eylemi doğru nedenlerle yapması farklıdır. Bir kişi, doğru eylemi, örneğin bir borcu ödemeyi, yalnızca yakalanmaktan korktuğu için yapabilir; eylem doğrudur, ama kişinin onu yapışı övgüye değmez. Epistemolojide de, bir önerme kişi için gerekçeli olabilir, ama kişinin ona inanışı gerekçesiz olabilir. Ders Ç1.9'da, aynı ayrımın Amerikalı filozof Alvin Goldman'daki biçimini, yani "ex ante" ve "ex post" gerekçeyi de kısaca görmüştük.
İnanç gerekçesi, önerme gerekçesine bir şey ekler: dayanak ilişkisini. Kaba bir formülle: bir kişinin p inancı, kişinin p için yeterli bir nedeni varsa, ve inancı bu nedene dayanıyorsa, gerekçelidir. Formülün ilk yarısı önerme gerekçesidir; ikinci yarısı, dayanak ilişkisidir. Bu formüle, bugün sıklıkla "standart görüş" denir: inanç gerekçesi, önerme gerekçesi artı uygun bir dayanak ilişkisidir. Ama bu görüş, dayanak ilişkisinin ne olduğunu söylemez. Ve bu soru, şaşırtıcı biçimde zordur: Zeynep'in durumunda, onun inancının çözümdeki nedenlere dayanmadığını hissederiz; ama "dayanmamak" tam olarak ne demektir?
Bu kuram, en doğal görünen kuramdır. Mert'in inancı, çözümdeki nedenlere dayanır, çünkü bu nedenleri düşünmesi, onu 35 dereceye inanmaya götürdü. Zeynep'in inancı ise çözüme dayanmaz, çünkü inancının nedeni, bir hatıraydı; çözümü düşünmesi, inancını doğurmadı. Nedensel kuram, eylem felsefesinden ödünç alınmış bir fikre dayanır. Amerikalı filozof Donald Davidson, 1963 tarihli "Actions, Reasons, and Causes" (Eylemler, Nedenler ve Sebepler) makalesinde, bir eylemi açıklayan nedenin, eylemin sebebi olması gerektiğini savundu; çünkü bir kişinin bir eylem için birçok nedeni olabilir, ama eylemi bunlardan yalnızca bazıları yüzünden yapmış olabilir. Birincil metinde Davidson'ın kendi sözlerini göreceğiz. Epistemolojide nedensel kuram, aynı fikri inanca uygular: bir kişinin bir inanç için birçok nedeni olabilir, ama inancın dayandığı neden, inancı fiilen doğuran ya da sürdürendir.
Bu kuram, nedensel kuramın karşılaştığı sorunlardan kaçınmak için önerilmiştir. İnançsal kurama göre, Mert'in inancı çözümdeki nedenlere dayanır, çünkü Mert, bu nedenlerin 35 dereceyi desteklediğine inanır. Ama bu kuram hemen bir sorunla karşılaşır: Zeynep de, çözümü yazdıktan sonra, bu nedenlerin 35 dereceyi desteklediğine inanıyor. İnançsal kurama göre, Zeynep'in inancı da çözüme dayanıyor olmalıdır. Bu, Nihal Hanım'ın sezgisiyle çelişir. Bu yüzden bugün çoğu filozof, ya saf nedensel kuramı, ya da nedensel ve inançsal öğeleri birleştiren karma kuramları savunur. Filozof Keith Allen Korcz, 2000'de Canadian Journal of Philosophy'de yayımlanan bir makalede, böyle bir karma kuramı, nedensel-inançsal kuramı, geliştirdi.
Nedensel kuram, bu tür zincirlerle zorlanır. Bir örnek: bir kişi, bir sorunun cevabının çok karmaşık olduğunu gösteren iyi bir kanıtı düşünürken, bu kanıtın karmaşıklığından öyle bunalır ki, bir an aklını toparlayamaz ve, ilgisiz bir nedenle, cevabın "evet" olduğuna karar verir. Kanıt, inancı nedensel olarak doğurmuştur; bunaltı, kanıttan kaynaklanmıştır. Ama inanç, kanıta dayanmıyor; kanıt, inancı, desteklediği için değil, kişiyi şaşırttığı için doğurmuştur. Nedensel kuram, bu durumu dışarıda bırakmak için, nedenin inancı "uygun biçimde" doğurmasını şart koşmak zorundadır. Ama "uygun biçimde" ne demektir? Davidson, eylem felsefesindeki benzer sorun için, 1973 tarihli "Freedom to Act" yazısında, tutumların eylemi hangi yoldan doğurması gerektiğini açıkça belirtmekten umudunu kestiğini yazmıştı; epistemolojideki sorun da aynı ölçüde inatçıdır.
Argüman
Bu bölüm, dayanağın nedensel kuramını savunan bir argüman kuruyor.
- Bir kişi, bir önerme için birden fazla nedene sahip olabilir, ve inancı bunlardan yalnızca bazılarına dayanıyor olabilir.
- Kişinin bir nedene sahip olmasının ötesinde, inancının o nedene dayanmasını sağlayan bir ilişki olmalıdır.
- Bu ilişki, kişinin bir başka inancından, yani bu nedenin inancı desteklediğine dair bir üst-inançtan ibaret olamaz; çünkü bir kişi, bir nedenin inancı desteklediğine inanıp yine de inancını başka bir şeye dayandırabilir.
- Birden fazla neden arasından, inancın gerçek dayanağını ayırt edebilecek ve üst-inançlara indirgenemeyecek en iyi aday, nedensel ilişkidir: inancı fiilen doğuran ya da sürdüren neden.
- Öyleyse, bir inancın bir nedene dayanması, en azından kısmen, o nedenin inancı nedensel olarak doğurması ya da sürdürmesidir.
Sonuç: İnanç gerekçesi, kişinin kafasının içindeki mantıksal ilişkilerle sınırlı değildir; inancın nasıl oluştuğuna ve neyin onu ayakta tuttuğuna dair bir olguya bağlıdır. İki kişi, aynı nedenlere ve aynı inançlara sahip olup, inançlarının nedensel geçmişleri farklı olduğu için, farklı ölçüde gerekçeli olabilir.
Birinci öncül, Giriş'teki örnekte açıkça görülür: Zeynep'in iki nedeni vardı, hatırası ve çözümü, ve inancı bunlardan yalnızca birine dayanıyordu. İkinci öncül, önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi ayrımının kendisinden çıkar: ayrım anlamlıysa, ikisi arasındaki farkı yaratan bir şey olmalıdır. Üçüncü öncül, Kavramlar bölümünde gördüğümüz inançsal kurama itirazdır: Zeynep, çözümü yazdıktan sonra, çözümdeki nedenlerin 35 dereceyi desteklediğine inanıyordu; ama inancı onlara dayanmıyordu. Argümanın sonucu, iki gerekçe kavramı arasındaki ilişkiye dair önemli bir şey söyler: önerme gerekçesi, kişinin elindeki nedenlerin mantıksal ilişkilerine bakılarak, adeta bir masa başında belirlenebilir; inanç gerekçesi ise, kişinin zihinsel tarihine bakılmadan belirlenemez. Nihal Hanım'ın kâğıtlara bakarak verdiği karar, önerme gerekçesine dair bir karardı; öğrencilerle konuşarak vardığı sonuç ise, inanç gerekçesine dair. Bu fark, bir sınav kâğıdının neden bir öğrencinin anlayışını tam olarak ölçemediğini de açıklar.
En tartışmalı öncül: Dördüncü öncül, özellikle "en iyi aday" ifadesi. Bu öncül, bir eleme argümanının sonucudur: inançsal kuram elendiğine göre, geriye nedensel kuram kalır. Ama eleme eksik olabilir. Dayanağın, ne saf nedensel ne de saf inançsal olan, örneğin kişinin nedenlere duyarlı bir eğilime sahip olmasından oluşan bir ilişki olduğunu savunan kuramlar da vardır. Ayrıca, nedensel kuram, iki ayrı itirazla karşılaşır: Kavramlar bölümündeki sapkın nedensel zincirler, ve İtiraz 1'de göreceğimiz, nedensel ilişki olmadan dayanağın mümkün olduğunu öne süren vakalar. Bu itirazlar başarılıysa, dördüncü öncül, "nedensel ilişki dayanak için ne gereklidir ne yeterlidir" sonucuyla çöker.
İtirazlar ve cevaplar
Nedensel kurama yöneltilen dört itiraz, dayanak ilişkisinin farklı yüzlerini sınar: nedenselliğin gerekli olup olmadığını, standart görüşün doğru sırayla kurulup kurulmadığını, dayanağın kişiye görünür olup olmadığını, ve inancın doğuşu ile sürmesi arasındaki farkı.
İtiraz 1: Nedensellik olmadan da dayanak olabilir
Amerikalı filozof Keith Lehrer, 1971'de The Journal of Philosophy'de yayımlanan kısa bir yazısında, nedensel kurama karşı bir vaka kurdu. Sekiz vahşi cinayet işlenmiştir; kanıtlar, bir avukatın müvekkilinin ilk yedisini işlediğini gösterir, ve herkes sekizincisini de onun işlediğine inanır. Falcılıkta kullanılan kartlara mutlak bir güveni olan avukat ise, kartlar öyle söylediği için, müvekkilinin sekizinci cinayetten masum olduğuna inanır. Sonra avukat, karmaşık bir akıl yürütme zinciriyle, müvekkilin sekizinci cinayeti işlemediğini gösteren sağlam bir kanıt bulur ve bu kanıtı anlar. Ama davanın vahşeti yüzünden avukat da, herkes gibi, katilin bulunmuş olmasını şiddetle istemektedir; bu istek, kanıtın tek başına inancı doğurmasını engeller. İnancının kaynağı hâlâ kartlardır. Lehrer'e göre avukat, müvekkilinin sekizinci cinayetten masum olduğunu bilir, çünkü inancı, nedensel olarak olmasa da, sahip olduğu akıl yürütmeye dayanır. Öyleyse, gerekçe için nedensel dayanak gerekli değildir.
Cevap: Nedensel kuramın savunucuları, iki yoldan cevap verdi. Birincisi, sezgiyi reddetmektir: avukat, kanıta sahiptir, ama inancı kanıta dayanmıyorsa, inancı gerekçeli değildir; önerme onun için gerekçelidir, inancı değil. Bu, tam olarak Firth'in ayrımının ve Ders Ç1.9'daki önyargılı jüri üyesinin söylediği şeydir. Birçok filozof, avukatın bildiği sezgisini paylaşmaz. İkincisi, nedensel koşulu zayıflatmaktır. Filozof Marshall Swain, 1981 tarihli Reasons and Knowledge (Nedenler ve Bilgi) kitabında, "sözde aşırı belirlenim" adını verdiği bir durum tanımladı: bir neden, inancı fiilen doğurmasa da, inancın asıl nedeni ortadan kalksaydı inancı doğuracak durumdaysa, inanç ona dayanabilir. Swain'in avukata uygulaması, engelleyici isteğe dayanır: avukatın katilin bulunmuş olmasına dair isteği olmasaydı, akıl yürütme tek başına aynı inancı doğuracak idiyse, inanç akıl yürütmeye de dayanır. Bu cevap, Lehrer'in vakasını karşılar, ama nedensel kuramı karşı-olgusal bir kurama dönüştürür: dayanak, fiilen olan bir nedensellik değil, olabilecek bir nedenselliktir.
İtiraz 2: Standart görüş sırayı ters kurar
Standart görüşe göre, inanç gerekçesi, önerme gerekçesi artı dayanaktır: önce kişinin iyi bir nedeni vardır, sonra inancı bu nedene dayanır, ve inanç gerekçeli olur. Kanada'da çalışan filozof John Turri, 2010'da Philosophy and Phenomenological Research'te yayımlanan bir makalesinde, bu görüşe bir karşı örnek kurdu. İki jüri üyesi, aynı kanıtlara sahiptir, ve bu kanıtlar sanığın suçlu olduğunu güçlü biçimde destekler. İkisi de sanığın suçlu olduğuna inanır, ve ikisinin inancı da bu kanıtlara dayanır. Ama biri, kanıtlardan sonuca, kanıtların sonucu desteklediğini doğru biçimde kavrayarak varmıştır; öbürü ise, bu kanıtların sanığın suçunu desteklediğini, çay yapraklarına baktığı için kabul etmiştir (Turri'nin adlandırmasıyla Miss Proper ve Miss Improper). İkincisinin inancı, önerme gerekçesine sahiptir, uygun nedenlere dayanır, ama gerekçeli değildir.
Cevap: Turri'nin vakası, standart görüşü, nedenin dayanağının yalnızca hangi neden olduğunu değil, inancın o nedenden nasıl üretildiğini de içerecek biçimde genişletmeye zorlar. Turri'nin kendi sonucu daha radikaldir: ona göre, önerme gerekçesi inanç gerekçesini açıklamaz; tersine, önerme gerekçesi, kişinin o önermeye gerekçeli olarak inanabilme yeteneği olarak anlaşılmalıdır. Standart görüşün savunucuları ise, ikinci jüri üyesinin inancının aslında uygun nedenlere "uygun biçimde" dayanmadığını söyleyerek cevap verebilir; ama bu cevap, Kavramlar bölümündeki "uygun biçimde" sorusunu yeniden açar. İki durumda da, Turri'nin vakası bir şeyi açıkça gösterir: dayanak ilişkisi, yalnızca bir inanç ile bir neden arasındaki iki terimli bir bağ değil, bir akıl yürütme sürecinin niteliğine de bağlı bir ilişkidir.
İtiraz 3: Kimse kendi dayanaklarını göremez
Ders Ç2.6'da, Amerikalı psikologlar Richard Nisbett ile Timothy Wilson'ın 1977 tarihli çalışmasını görmüştük: insanlar, kendi seçimlerinin nedenleri hakkında sık sık yanılır, ve yanıldıklarında bile, kendi açıklamalarına güvenle inanırlar. Nedensel kuram doğruysa, bir inancın neye dayandığı, kişinin nedensel geçmişine dair bir olgudur; ve bu olgu, kişiye çoğu zaman görünmez. Öyleyse, kişi, kendi inancının gerekçeli olup olmadığını bilemez. Bu, Ders Ç1.9'da adını andığımız ve Modül Ç4'te açacağımız içselci gerekçe anlayışıyla, yani gerekçeyi belirleyen şeylerin kişinin bakış açısından erişilebilir olması gerektiği görüşüyle, çatışır.
Cevap: İtiraz, nedensel kuramın içselciliğe yarattığı gerçek bir gerilimi gösteriyor. Ama iki ayrı soru vardır. Birincisi, bir inancın gerekçeli olup olmadığı; ikincisi, kişinin bunu bilip bilemediği. Nedensel kuram, ilkinin bir olguya bağlı olduğunu söyler; ikincisinin kolay olduğunu söylemez. Zeynep, cevabı hatırladığını kabul edecek kadar dürüsttü; ama başka bir öğrenci, cevabı hatırladığını kendisi bile fark etmeden, çözümü bulduğuna inanabilirdi. Bu durumda, öğrencinin inancı gerekçesizdir, ama öğrenci bunu bilmez. Bu sonuç rahatsız edicidir, ama yanlış olduğu açık değildir: kendimiz hakkında yanılabileceğimiz, gerekçemizin kalitesi hakkında da yanılabileceğimiz anlamına gelir. İçselci, bu sonucu kabul etmek istemiyorsa, dayanak ilişkisini, kişinin kendi bakış açısından erişebileceği bir şeyle, örneğin İnançsal kuramın üst-inançlarıyla, tanımlamak zorundadır; ama bu da, Kavramlar'da gördüğümüz sorunla karşılaşır.
İtiraz 4: Kötü başlayan bir inanç iyi bir dayanak kazanabilir mi?
Nedensel kuram, inancın "doğuşu" ile "sürmesi"ni ayırt etmek zorundadır. Bir inanç, kötü bir nedenle, örneğin bir önyargıyla, doğabilir; sonra kişi iyi kanıtlar bulur, ve inanç artık bu kanıtlarla sürer. İnanç, şimdi gerekçeli midir? Nedensel kuram, yalnızca doğuşa bakarsa, inancın gerekçesiz kaldığını söyler; ama bu, insanların görüşlerini yeni kanıtlarla güçlendirebileceği gerçeğini görmezden gelir.
Cevap: Nedensel kuramın çoğu biçimi, bu sorunu, inancı "doğuran ya da sürdüren" nedenden söz ederek çözer. Bir inanç, şu anda bir nedenle sürüyorsa, şu anda o nedene dayanır; doğuşundaki neden, artık belirleyici değildir. Ama bu cevap, bir sınama gerektirir: inancın şu anda neyle sürdüğünü nasıl anlarız? En iyi sınama, karşı-olgusal sorudur: iyi kanıtlar ortadan kalksaydı, kişi inancını sürdürür müydü? Sürdürecekse, inanç hâlâ ilk nedenine, yani önyargıya, dayanıyordur; kanıtlar, yalnızca bir süstür. Sürdürmeyecekse, inanç artık kanıtlara dayanır. Bu sınama, Swain'in sözde aşırı belirlenim fikrine yakındır, ve Dayanak Testi'nin çekirdeğini oluşturur. Ders Ç2.8'de belleğin, inancı sürdürerek gerekçeyi koruyan bir yeti olduğunu görmüştük; bu itiraz, aynı korumanın kötü nedenler için de işleyebileceğini, ve sürdürücü nedenin değişebileceğini gösterir.
Örnekler
Örnek 1: Gülşen Hanım'ın dozu (kurgu)
Ders Ç3.8'in çözümlü örneğindeki eczacı Gülşen Hanım, bir reçetedeki dozun doğru olduğuna inanmış ve ilacı vermişti. Stajyer Barış, Gülşen Hanım'ın bu inanç için birçok nedene erişebildiğini göstermişti: kullanma talimatı, sağlık otoritesinin onayı, klinik araştırmalar, yöntem standartları. Şimdi Barış başka bir soru soruyor: Gülşen Hanım'ın inancı, bu nedenlerden hangisine dayanıyordu?
Dayanak Testi'nin adımlarıyla bakalım. Gülşen Hanım'ın nedenleri: talimattaki doz aralığı, hekimin adı, ve yirmi yıllık deneyimi boyunca bu ilacın bu dozda sayısız kez yazıldığını görmüş olması. Doğuş sorusu: Gülşen Hanım reçeteyi gördüğünde ne düşündü? Ders Ç3.8'de, Barış'ın ilk sorusuna talimatı göstererek cevap vermişti; ama şimdi, kendi anlatımına göre, reçeteyi ilk gördüğünde talimata bakmadığını, dozun ona tanıdık geldiğini söylüyor. Öyleyse inancın doğuşundaki neden, deneyimiydi. Karşı-olgusal soru: talimattaki aralık farklı olsaydı, ama doz yine tanıdık gelseydi, Gülşen Hanım ilacı verir miydi? Muhtemelen talimata bakmadan verirdi. Ters yönde: doz tanıdık gelmeseydi, talimata bakar mıydı? Evet, bakardı.
Bu sonuç, Gülşen Hanım'ın inancının, talimata değil, deneyimine dayandığını gösteriyor. Bu, inancın gerekçesiz olduğu anlamına gelmez: yirmi yıllık deneyim, güvenilir bir dayanak olabilir. Ama Barış'ın Ders Ç3.8'deki sorgusunda ortaya çıkan zincir, yani talimat, onay, araştırma, inancın gerçek dayanağı değil, inancın sonradan savunulabileceği nedenlerdi. Örnek, bir kişinin erişebildiği nedenler ile inancının dayandığı nedenlerin ayrılabileceğini gösteriyor; ve bu ayrımın, gerekçenin kalitesi için önemli olabileceğini: deneyime dayanan bir inanç, alışılmadık bir durumda, örneğin hastanın böbrek işlevlerinin zayıf olduğu bir durumda, talimata dayanan bir inançtan daha kolay yanılır.
Örnek 2: Lehrer'in avukatı
Lehrer'in 1971 tarihli vakası, kısalığına rağmen, dayanak tartışmasının en çok anılan vakalarından biri oldu. Vakanın gücü, iki sezgiyi karşı karşıya getirmesinden gelir. Bir yandan, avukat, müvekkilinin sekizinci cinayetten masum olduğunu gösteren sağlam akıl yürütmeyi anlamıştır; bir başkası ona "nereden biliyorsun?" diye sorsa, bu akıl yürütmeyi eksiksiz sunabilir. Öbür yandan, avukatın inancını doğuran ve ayakta tutan, akıl yürütme değil kartlardır; akıl yürütme, avukatın katilin bulunmuş olmasına dair güçlü isteği yüzünden, inancı tek başına doğuramaz.
Lehrer dayanak ilişkisini reddetmez; avukatın inancının akıl yürütmeye dayandığını, ama bu dayanağın nedensel olmadığını savunur. Lehrer, sonraki kuramında, 1990 tarihli Theory of Knowledge'da, gerekçeyi, Ders Ç3.5'in Lehrer bölümündeki kabul sistemine bağlar: bir kabul, kişinin kabul sistemine göre bütün rakiplerini yeniyor ya da etkisizleştiriyorsa gerekçelidir; ve avukatın kabul sistemi, akıl yürütmeyi içerir. Nedensel kuramın savunucuları ise, avukatın sezgisini bir yanılgı olarak görür: avukatın elinde iyi bir neden vardır, ama inancı bu nedenden doğmamış ve onunla sürmemektedir. Vaka, iki gerekçe kavramının ayrıldığı noktayı tam olarak işaretler: avukat için önerme gerekçelidir; inancı ise, nedensel kurama göre, gerekçesizdir. Kim haklıdır? Vakanın bugün hâlâ tartışılması, iki sezginin de ciddi olduğunu gösterir. Belki de en dikkatli sonuç, avukatın durumunun, iki farklı değerlendirmeyi hak ettiğidir: kanıtı savunabilme yeteneği bakımından iyi, inancının kaynağı bakımından kötü.
Örnek 3: Akıllı Hans
Yirminci yüzyılın başında Berlin'de, Wilhelm von Osten adlı bir matematik öğretmeni, Hans adındaki atının aritmetik problemleri çözebildiğini gösteriyordu. Hans'a bir toplama sorulduğunda, toynağını cevabın sayısı kadar yere vuruyordu. Hans, kalabalıklar önünde, sahibi olmadan da, yabancıların sorularına doğru cevap veriyordu. 1904'te, aralarında psikolog Carl Stumpf'un da bulunduğu bir komisyon, gösterilerde bir hile bulunmadığını bildirdi. Ama Stumpf'un öğrencisi, psikolog Oskar Pfungst, 1907'de yayımladığı bir çalışmada, Hans'ın sırrını ortaya çıkardı. Soru soran kişi cevabı bilmediğinde, ya da Hans soran kişiyi göremediğinde, Hans başarısız oluyordu. Hans, aritmetik yapmıyordu; soran kişinin, doğru sayıya ulaşıldığında farkında olmadan yaptığı küçük baş ve beden hareketlerini okuyor, ve o an vurmayı bırakıyordu.
Hans'ın cevapları doğruydu, ve doğru cevabın nedenleri, yani aritmetik, mevcuttu. Ama Hans'ın "cevabı", aritmetiğe değil, soranın beden diline dayanıyordu. Pfungst'un yöntemi, Dayanak Testi'nin karşı-olgusal sorusunun deneysel bir uygulamasıdır: soranın bilgisini ortadan kaldırarak, cevabın neye dayandığını sınadı. Cevap aritmetiğe dayanıyorsa, soranın bilgisizliği bir şey değiştirmezdi; beden diline dayanıyorsa, cevap çökerdi. Ve çöktü. Hans'ın inançları olup olmadığı tartışmalıdır, ama örnek, insanlara dair önemli bir ders taşır: bir öğrencinin doğru cevapları, onun anladığını göstermez; cevapların neye dayandığını görmek için, koşulları değiştirip cevabın ayakta kalıp kalmadığına bakmak gerekir. Giriş'teki Nihal Hanım'ın, öğrencilerle ayrı ayrı konuşarak yaptığı şey, Pfungst'un yaptığının küçük ölçekli bir biçimidir. Vakanın bir başka dersi de, dayanağın kimseye görünmeden işleyebileceğidir. Pfungst'un bulgularına göre, von Osten de, soru soran yabancılar da, Hans'a ipucu verdiklerinin farkında değildi; Pfungst, kendisi de dikkat etmesine rağmen, Hans'la çalışırken benzer küçük hareketleri yapmaktan tam olarak kaçınamadığını bildirdi. Hile yoktu; dayanak, hiç kimsenin niyet etmediği bir bağımlılıktı. Bu, İtiraz 3'teki gözlemin bir hayvan vakasındaki karşılığıdır: bir sonucun gerçek dayanağı, sonucu doğuran sürece katılan herkesin gözünden kaçabilir.
Araç kartı: Dayanak Testi
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Kişinin bir inanç için sahip olduğu nedenler arasından, inancın gerçekte hangisine yaslandığını, doğuş ve karşı-olgusal sorularla ayırt eder; erişilebilir nedenler ile fiilî dayanağı birbirinden ayırır. |
| Adımlar | 1) İnancı ve kişinin onun için verebileceği bütün nedenleri listele. 2) Doğuş sorusu: inanç ilk ortaya çıktığında, kişi hangi nedeni düşünüyordu, ya da neyle karşılaşmıştı? 3) Sürdürme sorusu: inanç şu anda neyle ayakta duruyor? 4) Çıkarma sorusu: her nedeni tek tek ortadan kaldır; inanç yine sürer miydi? 5) Değiştirme sorusu: bir neden öbür yönü gösterseydi, inanç da yön değiştirir miydi? 6) Sonuç: inancın fiilen dayandığı nedeni adlandır, ve bu dayanağın iyi bir neden olup olmadığını ayrıca değerlendir. |
| Ne zaman kullanılır | Birinin doğru bir sonuca doğru nedenlerle mi yoksa şans eseri mi vardığının sorulduğu durumlarda; bir kararın sonradan yazılmış gerekçesinin, kararın gerçek dayanağı olup olmadığı sorgulanırken; kendi inançlarımızı, önyargıdan mı yoksa kanıttan mı beslendiklerini görmek için gözden geçirirken. |
| Sınırı | Dördüncü ve beşinci adımlar karşı-olgusaldır; kişinin kendi tahminine dayanır, ve Ders Ç2.6'daki öz-bilgi sınırları burada da geçerlidir. Bir inanç birden çok nedene birlikte dayanabilir; test, tek bir dayanak bulmaya zorlarsa yanıltıcı olur. Test, dayanağı bulur, ama dayanağın iyi olup olmadığını söylemez; o ayrı bir değerlendirmedir. |
| 5K kapısı | Kanıt |
Özet
- Önerme gerekçesi, bir önermeye inanmak için yeterli dayanağa sahip olmaktır; inanç gerekçesi, fiilî inancın bu dayanağa dayanmasıdır. Ayrımın bugünkü adlandırması Firth'e (1978) kadar uzanır.
- Standart görüşe göre inanç gerekçesi, önerme gerekçesi artı dayanak ilişkisidir; asıl soru, dayanak ilişkisinin ne olduğudur.
- Nedensel kurama göre inanç, onu doğuran ya da sürdüren nedene dayanır; bu kuram Davidson'ın eylem açıklamasındaki nedenler ve sebepler görüşünden beslenir, ve sapkın nedensel zincirlerle zorlanır.
- İnançsal kurama göre dayanak, nedenin inancı desteklediğine dair bir üst-inançtır; ama sonradan gerekçe yazan biri de böyle bir üst-inanca sahip olabilir.
- Lehrer'in avukatı nedenselliğin gerekliliğine, Turri'nin jüri üyeleri standart görüşün sırasına itiraz eder; Swain'in sözde aşırı belirlenimi nedensel kuramı karşı-olgusal yöne çeker.
- Akıllı Hans vakası, doğru cevapların dayanağının, koşullar değiştirilerek sınanabileceğini gösterir; Dayanak Testi bu sınamanın gündelik biçimidir.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Davidson, 1963'te The Journal of Philosophy'de yayımlanan "Actions, Reasons, and Causes" makalesinde, bir eylemi haklı gösteren nedenler ile onu açıklayan neden arasındaki farkı şöyle koyar:
"Ama o zaman, temel bir şey kesinlikle dışarıda bırakılmıştır; çünkü bir kişi, bir eylem için bir nedene sahip olabilir, eylemi yapabilir, ve yine de bu neden, eylemi yapmasının nedeni olmayabilir. Bir neden ile onun açıkladığı eylem arasındaki ilişkinin merkezinde, failin eylemi o nedene sahip olduğu için yaptığı fikri vardır."
Pasajın bağlamı, eylem felsefesidir: Davidson, bir eylemin nedenlerle açıklanmasının bir tür nedensel açıklama olduğunu savunuyor. Pasajdan hemen önce, bir eylemin haklı gösterilmesini, failin eylemi makul kılan inanç ve tutumlara sahip olmasıyla sınırlayan görüşü ele alır, ve bu görüşte "temel bir şeyin" eksik kaldığını söyler. Eksik olan, "için" sözcüğünün taşıdığı bağdır: fail, eylemi, o nedene sahip olduğu için yapmıştır. Davidson'a göre, bu "için", ancak nedensel bir ilişki olarak anlaşılabilir; aksi halde, failin sahip olduğu birçok neden arasından, eylemi açıklayanı ayırt etmenin bir yolu yoktur.
Pasajın epistemolojiye taşınması, neredeyse sözcüğü sözcüğüne yapılabilir. "Eylem" yerine "inanç", "fail" yerine "inanan kişi" yazalım: bir kişi, bir inanç için bir nedene sahip olabilir, o şeye inanabilir, ve yine de bu neden, inanmasının nedeni olmayabilir. Giriş'teki Zeynep, tam olarak bu durumdadır: çözümdeki nedenlere sahipti, 35 dereceye inanıyordu, ama inanmasının nedeni çözüm değildi. Davidson'ın "için" sözcüğü, epistemolojide dayanak ilişkisinin adıdır. Nedensel kuram, Davidson'ın eylem için verdiği cevabı, inanç için de verir: "için", sebepliktir.
Pasajın kendi sınırı da önemlidir. Davidson, nedenlerin eylemlerin sebepleri olduğunu savunurken, her nedensel bağın uygun olmadığını da biliyordu; sonraki yazılarında, bir nedenin bir eylemi "yanlış yoldan" doğurduğu durumları, yani Kavramlar bölümünde gördüğümüz sapkın nedensel zincirleri, ele aldı ve bunları dışarıda bırakacak genel bir koşulu açıkça belirtmenin zorluğunu kabul etti. Bu kabul, epistemolojideki nedensel kuram için de bir uyarıdır: "için"in sebeplik olduğunu söylemek, hangi sebepliğin uygun olduğunu söylemek değildir. Yine de pasaj, dayanak tartışmasının bugün hâlâ çıkış noktasıdır: nedensel kuramı reddedenler bile, Davidson'ın ortaya koyduğu sorunu, yani birçok neden arasından gerçek olanı ayırt etme sorununu, kendi kuramlarıyla çözmek zorundadır. Bir kuramın gücü, bu soruya verdiği cevapla ölçülür.
Teknik ayrıntı
Dayanak tartışmasının teknik yüzü dört başlıkta toplanabilir: standart görüşün biçimsel ifadesi, sözde aşırı belirlenim, karma ve eğilimsel kuramlar, ve Turri'nin tersine çevirme önerisi.
Standart görüşün biçimi. Standart görüş, bir indirgeme olarak yazılabilir: S'nin p inancı, ancak ve ancak (i) p, S için gerekçeliyse, yani S'nin p için yeterli bir nedeni, r, varsa, (ii) S, p'ye inanıyorsa, ve (iii) S'nin p inancı r'ye uygun biçimde dayanıyorsa gerekçelidir. Bu formülde, önerme gerekçesi temel kavramdır; inanç gerekçesi, ondan dayanak ilişkisi eklenerek türetilir. Ders Ç1.9'daki ex ante ve ex post gerekçe ayrımı, Goldman'ın güvenilircilik çerçevesinde aynı yapıyı taşır; ama Goldman'da önerme gerekçesine karşılık gelen ex ante gerekçe, kişinin elinde güvenilir bir süreç bulunmasıyla tanımlanır. Bu, Ders Ç4.4'te Goldman'ın süreç güvenilirciliğini incelediğimizde yeniden karşımıza çıkacak.
Sözde aşırı belirlenim. Swain'in önerisi, nedensel kuramı, fiilî sebeplikten olası sebepliğe genişletir. Bir olgu, iki ayrı sebep tarafından aynı anda tam olarak belirleniyorsa, aşırı belirlenmiştir. Sözde aşırı belirlenimde ise, ikinci sebep fiilen etkili değildir, ama birinci sebep ortadan kalksaydı, olguyu tek başına belirleyecekti. Swain'e göre, bir inanç, böyle bir "yedek" nedene de dayanır. Bu öneri, Lehrer'in avukatını kurtarır, ama bir bedeli vardır: inancın dayanağı, artık kişinin fiilî zihinsel tarihine dair bir olgu değil, karşı-olgusal bir olgudur. Ve karşı-olgusallar, Dayanak Testi'nin sınırında gördüğümüz gibi, sınanması zor olgulardır.
Karma ve eğilimsel kuramlar. Korcz'un nedensel-inançsal kuramı, bir inancın bir nedene, ya o neden inancı nedensel olarak doğuruyor ya da sürdürüyorsa ve kişi o nedeni reddetmemişse, ya da kişinin, nedenin inanç için iyi bir neden olduğuna dair bir üst-inancı, ya da doğrudan farkındalığı, varsa ve bu üst-inanç inancın ve nedenin kendisinden nedensel olarak kaynaklanıyorsa, dayandığını söyler; bu ikinci yolda nedenin inancı doğurması ya da sürdürmesi gerekmez. Bu ikinci yol, Argüman'ın üçüncü öncülünü doğrudan reddeder: Korcz'a göre, uygun kaynaklı bir üst-inanç, nedensel bağ olmadan da dayanak kurabilir. Zeynep'in durumu bu yüzden karma kuram için bir sınamadır: onun üst-inancı, çözümü yazdıktan sonra, çözümün kendisinden mi doğdu, yoksa hatırladığı cevabı korumaya yönelik bir arayıştan mı? Böylece iki kuramın güçlü yanlarını birleştirmeye çalışır. Bir başka yaklaşım, dayanağı bir eğilim olarak anlar: bir inanç bir nedene, kişi o nedene uygun biçimde tepki verme eğilimine sahipse, yani nedenin değişmesi durumunda inancını da buna göre değiştirme eğilimindeyse, dayanır. Bu eğilimsel kuram, Ders Ç1.4'teki eğilimsel inanç anlayışına benzer biçimde, eğilim kavramını dayanağa uygular, ve Dayanak Testi'nin beşinci adımının, yani değiştirme sorusunun, kuramsal karşılığıdır.
Kısmi ve çoklu dayanak. Gerçek inançlar, çoğu zaman tek bir nedene değil, birkaç nedene birlikte dayanır, ve bu nedenlerin her biri inanca farklı ölçüde katkıda bulunur. Selim Bey'in kararı, çözümlü örnekte göreceğimiz gibi, ilk izlenime de, vaka çözümüne de dayanabilir. Bu durumda, inanç gerekçesi, bir "ya hep ya hiç" meselesi olmaktan çıkar: inanç, iyi bir nedene kısmen, kötü bir nedene kısmen dayanıyorsa, ne tam gerekçelidir ne tamamen gerekçesiz. Dayanak kuramları, bu derecelendirmeyi açıklamakta zorlanır; nedensel kuram, nedenlerin inanca katkısını ölçmenin bir yolunu bulmak zorundadır, ve bu, bir sonucun birden çok sebebinin katkılarını ayırmanın genel güçlüğünü epistemolojiye taşır.
Turri'nin tersine çevirme önerisi. Turri, 2010 makalesinde, standart görüşün önceliğini tersine çevirmeyi önerir. Ona göre, inanç gerekçesi temel kavramdır, ve önerme gerekçesi ondan türetilir: p, S için gerekçeliyse, bunun nedeni, S'nin p'ye gerekçeli olarak inanabilme yeteneğine, yani p'ye uygun biçimde ulaşmasını sağlayacak bir akıl yürütme yoluna sahip olmasıdır. Bu öneri, İtiraz 2'deki jüri üyelerini açıklar: ikisi de aynı nedenlere sahiptir, ama yalnızca biri, bu nedenlerden sonuca uygun biçimde ulaşma yeteneğini kullanmıştır. Öneri, ayrıca, Ders Ç3.8'deki sonsuzcunun erişilebilir nedenler kavramıyla da ilginç bir ilişki içindedir: erişilebilirlik, bir yetenek olarak anlaşılırsa, Turri'nin öncelik sıralaması, sonsuzculuğu, önerme gerekçesi bakımından değil, inanç gerekçesi bakımından değerlendirmeyi gerektirir.
Güncel tartışma
Dayanak ilişkisi, son yıllarda epistemolojinin dışında, iki beklenmedik alanda yeniden önem kazandı: güdülenmiş akıl yürütme araştırmalarında ve yapay öğrenme sistemlerinin değerlendirilmesinde.
İsrail doğumlu psikolog Ziva Kunda, 1990'da Psychological Bulletin'de yayımlanan "The Case for Motivated Reasoning" (Güdülenmiş Akıl Yürütme İçin Savunma) makalesinde, insanların, varmak istedikleri sonuçlara, bu sonuçlar için makul bir gerekçe kurabildikleri ölçüde vardıklarını savundu. Kunda'ya göre, güdü, kişinin hangi kanıtları aradığını, hangi inançları hatırladığını ve hangi akıl yürütme kurallarını uyguladığını etkiler; ama kişi, bu süreci, nesnel bir değerlendirme olarak yaşar. Bu bulgu, dayanak tartışması için çarpıcıdır: kişinin verdiği nedenler gerçekten iyi olabilir, ve kişi onlara gerçekten inanabilir; ama inancın dayanağı, güdüdür, ve nedenler, güdünün yönlendirdiği bir aramanın ürünüdür. Kunda'nın gözlemi, Giriş'teki Zeynep'in durumunun, kasıtlı bir hile olmadan da, hatta kişinin kendisi fark etmeden de, gerçekleşebileceğini gösterir.
İkinci alan, yapay öğrenme sistemleridir. Akıllı Hans'ın adı, bu alanda bir kavram haline geldi: bir sistemin doğru cevaplar verip, bu cevapları beklenen özelliklere değil, ilgisiz ipuçlarına dayandırması. Berlin'deki araştırmacı Sebastian Lapuschkin ve arkadaşları, 2019'da Nature Communications'ta yayımlanan "Unmasking Clever Hans Predictors and Assessing What Machines Really Learn" (Akıllı Hans Tahmin Edicilerinin Maskesini Düşürmek ve Makinelerin Gerçekte Ne Öğrendiğini Değerlendirmek) makalesinde, görüntü sınıflandıran bir sistemin, at fotoğraflarını tanırken, atın kendisine değil, bu fotoğrafların yaklaşık beşte birinde bulunan bir telif yazısına dayandığını gösterdi. Sistemin başarı oranı yüksekti; ama yazı kaldırıldığında, başarı çöktü, ve aynı yazı bir araba fotoğrafına eklendiğinde, sistem arabayı at olarak sınıfladı. Araştırmacıların yöntemi, Pfungst'un yöntemiyle aynı mantığı taşır: cevabın neye dayandığını görmek için, olası dayanağı değiştir ve cevaba bak.
Bu iki alan, felsefi bir soruyu birlikte keskinleştirir: dayanak ilişkisi, kişinin kendi bakış açısından mı, yoksa dışarıdan, koşulları değiştirerek mi belirlenir? Kunda'nın deneklerinin kendi dayanakları hakkındaki raporları güvenilmezdir; Lapuschkin'in sistemlerinin ise hiçbir raporu yoktur. İki durumda da, dayanak, ancak dışarıdan bir sınamayla ortaya çıkar. Bu, nedensel kuramı destekler gibi görünür: dayanak, kişinin zihnindeki bir üst-inanç değil, bir bağımlılık ilişkisidir. Ama içselci, bu sonucun gerekçenin normatif niteliğini kaçırdığını söyleyebilir: bir sistemin cevabının neye bağlı olduğu, sistemin bir şeyi neden doğru saydığından farklı bir sorudur. Pratik bir sonuç da vardır: hem insanlar hem makineler için, bir sonucun dayanağını güvenilir biçimde öğrenmenin yolu, çoğu zaman sonucu üretenin kendi açıklamasını dinlemek değil, olası dayanakları tek tek değiştirip sonucun nasıl tepki verdiğine bakmaktır. Bu tartışma, Modül Ç4'te içselcilik ve dışsalcılık karşı karşıya geldiğinde yeniden açılacak.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir şirkette, insan kaynakları uzmanı Selim Bey, bir iş görüşmesinden sonra, adaylardan Esra Hanım'ın pozisyon için en uygun aday olduğuna karar veriyor. Raporunda üç neden yazıyor: Esra Hanım'ın ilgili alanda beş yıllık deneyimi, görüşmede verdiği vaka çözümünün kalitesi, ve referanslarının olumlu olması. Raporu okuyan müdür Aysel Hanım, Selim Bey'le Dayanak Testi'ni birlikte uyguluyor. (Durum kurgudur.)
Adım 1, nedenler. Raporda yazan üç neden, ve Selim Bey'in, sorulduğunda eklediği iki şey daha: Esra Hanım'ın görüşmeye çok iyi hazırlanmış görünmesi, ve Selim Bey'in kendisiyle aynı üniversiteden mezun olması.
Adım 2, doğuş. Selim Bey, kararını ne zaman verdiğini düşünüyor. Dürüstçe söylüyor: görüşmenin ilk on dakikasında, Esra Hanım'ın rahat ve kendinden emin konuşmasından etkilenmişti; vaka çözümü, görüşmenin sonundaydı, ve referanslara görüşmeden sonra bakmıştı.
Adım 3, sürdürme. Kararı şu anda neyle ayakta duruyor? Selim Bey'e göre, vaka çözümüyle ve deneyimle.
Adım 4, çıkarma. Aysel Hanım soruyor: vaka çözümü vasat olsaydı, kararın değişir miydi? Selim Bey bir süre düşünüyor: muhtemelen değişirdi, ya da en azından çok tereddüt ederdi. Peki, aynı üniversiteden mezun olmasaydı? Selim Bey, bunun bir etkisi olmadığını düşünüyor, ama emin olamadığını kabul ediyor.
Adım 5, değiştirme. Aysel Hanım, Selim Bey'in diğer adaylar için yazdığı raporlara bakıyor. Benzer deneyime ve iyi vaka çözümlerine sahip iki aday daha var; ikisi de farklı üniversitelerden. Selim Bey, ikisini de "iyi ama Esra Hanım kadar uygun değil" diye değerlendirmiş, ve bu değerlendirmenin gerekçesi raporda belirsiz kalmış.
Adım 6, sonuç. Selim Bey'in inancının doğuşundaki dayanak, ilk izlenimdi; sürdürücü dayanağı, kısmen vaka çözümü. Ama değiştirme adımı, ortak üniversitenin bir etkisi olup olmadığı sorusunu açık bırakıyor. Aysel Hanım, kararı geri çevirmiyor, ama bir öneride bulunuyor: üç finalist, aday adları ve okulları gizlenmiş vaka çözümleriyle, ikinci bir değerlendiriciye verilsin.
Değerlendirme. Selim Bey'in raporundaki nedenler iyiydi; önerme gerekçesi vardı. Soru, inancının bu nedenlere dayanıp dayanmadığıydı. Dayanak Testi, bu soruyu kesin olarak cevaplamadı, ama cevabın neden belirsiz olduğunu gösterdi, ve belirsizliği gidermenin yolunu önerdi: Pfungst'un yaptığı gibi, olası bir dayanağı, burada okul adını, ortadan kaldırıp sonucun değişip değişmediğine bakmak. Kişinin kendi dayanağını içeriden görmesinin zor olduğu durumlarda, dayanağı dışarıdan sınayan bir süreç kurmak, en dürüst çözümdür.
Pratik: Alıştırmalar
- Önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi arasındaki farkı, bu derste kullanılmayan bir gündelik örnekle göster: önerme gerekçesinin bulunduğu ama inanç gerekçesinin bulunmadığı bir durum kur.
- Dayanağın nedensel kuramı ile inançsal kuramı arasındaki farkı açıkla. Giriş'teki Zeynep'in durumu, inançsal kuram için neden bir sorundur?
- Lehrer'in avukat vakasına Dayanak Testi'nin dördüncü ve beşinci adımlarını uygula. Sonuç, nedensel kuramın avukat hakkında ne dediğini nasıl destekliyor, ve Swain'in önerisi bu sonucu nasıl değiştirebilir?
Cevapları göster
- Bir örnek: bir kişi, piyangodan büyük ikramiye çıkmayacağına inanıyor; bunun için iyi bir nedeni var, yani biletinin kazanma olasılığının çok düşük olduğunu biliyor. Ama piyangoya bu nedenle değil, o sabah kara bir kedi gördüğü için güvenmiyor; olasılık hesabını, sorulsa yapabilir, ama inancını o hesap doğurmadı ve sürdürmüyor. Önerme, onun için gerekçelidir, çünkü elindeki olasılık bilgisi önermeyi destekler; ama inancı, kara kediye dayandığı için gerekçeli değildir. Örnek, piyangonun bilgi açısından kendi özel sorunlarını taşıdığını da hatırlatır; ama burada yalnızca iki gerekçe kavramının ayrıldığını göstermek için kullanılmıştır. Öğrencinin örneği, iyi bir nedenin varlığı ile inancın o nedene dayanmaması arasındaki ayrılığı açıkça göstermelidir.
- Nedensel kurama göre, bir inanç, onu nedensel olarak doğuran ya da sürdüren nedene dayanır. İnançsal kurama göre ise, bir inanç, kişinin, nedenin inancı desteklediğine dair bir üst-inanca sahip olduğu nedene dayanır. Zeynep, çözümü yazdıktan sonra, çözümdeki nedenlerin 35 dereceyi desteklediğine inanıyordu; yani inançsal kuramın aradığı üst-inanca sahipti. İnançsal kurama göre, Zeynep'in inancı çözüme dayanıyordu. Ama Zeynep'in inancı, çözümden önce, bir hatıradan doğmuştu, ve çözüm ortadan kalksa da sürecekti. Sezgiye göre, inancı çözüme dayanmıyordu. İnançsal kuram, bu sezgiyi açıklayamaz; nedensel kuram ise açıklar, çünkü çözüm, inancı ne doğurdu ne sürdürüyor.
- Dördüncü adım, çıkarma sorusu: akıl yürütme ortadan kalksaydı, avukat inancını sürdürür müydü? Vakanın tanımına göre evet; inancı kartlardan doğmuştur ve kartlarla sürer. Kartlar ortadan kalksaydı ne olurdu? Vakaya göre, akıl yürütme tek başına inancı doğuramazdı, çünkü avukatın katilin bulunmuş olmasına dair isteği buna engeldir. Beşinci adım, değiştirme sorusu: avukatın inancını değiştirebilecek olan, akıl yürütmedeki bir değişiklik mi, kartlardaki bir değişiklik mi? Vakanın anlatımı, kartlara mutlak bir güveni olan avukatın inancının kartlarla birlikte değişeceğini düşündürür, ama bunu açıkça söylemez. Bu sonuçlar, inancın fiilî nedensel dayanağının kartlar olduğunu gösterir; nedensel kurama göre, avukatın inancı akıl yürütmeye dayanmaz ve gerekçeli değildir, önerme ise onun için gerekçelidir. Swain'in sözde aşırı belirlenim önerisi, sonucu şu koşulla değiştirir: engelleyici istek olmasaydı, akıl yürütme tek başına avukatı aynı inanca götürecek miydi? Götürecekse, Swain'e göre inanç akıl yürütmeye de dayanır. Bu, Swain'in vakaya verdiği cevaptır; ama koşulun gerçekten sağlanıp sağlanmadığı, yine bir karşı-olgusal tahmine dayanır.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: biri, okuduğu bir haberin yanlış olduğuna karar veriyor ve arkadaşlarına haberin kaynağının güvenilmez olduğunu, verilen sayıların tutarsız olduğunu anlatıyor. Zayıf çalışma: "Kaynak güvenilmez, sayılar tutarsız; öyleyse doğru nedenlerle karar verdim." Güçlü çalışma: "Doğuş: habere ilk tepkim, başlıktaki iddianın benim görüşlerime ters düşmesiydi; kaynağa ve sayılara sonra baktım. Çıkarma: kaynak güvenilir olsaydı, yine de habere şüpheyle bakar mıydım? Muhtemelen evet. Değiştirme: aynı kaynaktan gelen ve görüşlerime uyan bir haberi yanlış bulur muydum? Geçen ay aynı kaynaktan bir haberi hiç sorgulamadan paylaşmıştım. Sonuç: kararımın doğuştaki dayanağı, görüşlerime uymamasıydı; anlattığım nedenler, sonradan aranmış. Dış sınama: haberin iddiasını, görüşlerimden bağımsız iki ayrı kaynaktan kontrol etmek."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Nedenler | Sonradan verilen nedenler ile olası başka dayanaklar ayrı ayrı yazılmış |
| Doğuş ve değiştirme | İnancın ilk ortaya çıkışı ve nedenler değişseydi ne olacağı dürüstçe sorgulanmış |
| Dayanak adı | Kararın fiilî dayanağı açıkça adlandırılmış, ve verilen nedenlerden farklıysa bu fark kabul edilmiş |
| Dış sınama | Dayanağı içeriden görmenin sınırları kabul edilmiş, dışarıdan bir sınama yolu önerilmiş |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç3.8) Ders Ç3.8'de sonsuzcunun "erişilebilir neden" kavramı neydi? Bu derste, erişilebilir bir neden ile inancın dayandığı neden neden ayrılabiliyor?
- (Ders Ç2.6) Ders Ç2.6'da Nisbett ve Wilson'ın bulguları neyi gösteriyordu? Bu bulgular, dayanağın nedensel kuramı için hangi sorunu doğuruyor?
- (Ders Ç1.9) Ders Ç1.9'daki önyargılı jüri üyesi örneği neyi gösteriyordu? Bu dersteki Turri'nin jüri üyeleri, o örnekten hangi bakımdan farklı?
Cevapları göster
- Ders Ç3.8'de erişilebilir neden, kişinin fiilen düşünmesi gerekmeyen, ama nesnel olarak önermeyi destekleyen ve kişinin, örneğin sorulduğunda, üretebileceği bir nedendi. Bu derste, Gülşen Hanım'ın örneği, erişilebilir bir neden ile fiilî dayanağın ayrılabileceğini gösterdi: Gülşen Hanım, talimata ve araştırmalara dair nedenleri üretebiliyordu, ama inancı deneyimine dayanıyordu. Erişilebilirlik, kişinin neyi savunabileceğiyle; dayanak ise, inancın neyle doğup sürdüğüyle ilgilidir. Bu ayrım, sonsuzculuğun bir önerme gerekçesi kuramı olarak mı, yoksa bir inanç gerekçesi kuramı olarak mı okunacağı sorusunu da açar.
- Ders Ç2.6'da Nisbett ve Wilson'ın bulguları, insanların kendi seçimlerinin nedenleri hakkında sık sık yanıldığını, ve yanıldıklarında da kendi açıklamalarına güvenle inandığını gösteriyordu; insanlar, gerçek nedenleri değil, kültürün akla yatkın saydığı nedenleri bildiriyordu. Bu bulgular, nedensel kuram için şu sorunu doğurur: kuram doğruysa, bir inancın neye dayandığı nedensel bir olgudur, ve bu olgu, kişinin kendisine sık sık görünmez. Öyleyse kişi, kendi inancının gerekçeli olup olmadığını bilemeyebilir; bu da içselci gerekçe anlayışıyla çatışır.
- Ders Ç1.9'daki jüri üyesi, sanığın suçlu olduğuna, güçlü kanıtlar olmasına rağmen, bu kanıtlar yüzünden değil, bir önyargı yüzünden inanmıştı; örnek, önerme gerekçesinin bulunup inanç gerekçesinin bulunmadığı bir durumu, Locke'un "şans eseri haklı" kişisini gösteriyordu. Turri'nin jüri üyeleri ise, ikisi de inançlarını uygun kanıtlara dayandırır; fark, bu kanıtlardan sonuca nasıl ulaştıklarındadır. Biri doğru, öbürü hatalı bir akıl yürütmeyle ulaşmıştır. Önyargılı jüri üyesi, dayanağın yanlış nedene bağlanmasının örneğiydi; Turri'nin ikinci jüri üyesi ise, dayanağın doğru nedene yanlış biçimde bağlanmasının örneğidir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi nasıl ayrılır? | Önerme gerekçesi: inanmak için yeterli dayanağa sahip olmak; inanç gerekçesi: fiilî inancın o dayanağa dayanması (Firth, 1978). |
| Dayanak ilişkisi nedir? | Bir inanç ile o inancın dayandığı neden arasındaki ilişki; inanç gerekçesini önerme gerekçesinden ayıran öğe. |
| Dayanağın nedensel kuramı nedir? | İnanç, onu nedensel olarak doğuran ya da sürdüren nedene dayanır; Davidson'ın nedenler-sebepler görüşünden beslenir. |
| Dayanağın inançsal kuramı nedir? | İnanç, kişinin, inancı desteklediğine inandığı nedene dayanır; sonradan gerekçe yazanı ayırt edemez. |
| Sapkın nedensel zincir nedir? | Nedenin inancı doğurduğu, ama inancı desteklemesiyle ilgisi olmayan bir yoldan doğurduğu durum. |
| Lehrer'in avukat vakası neyi hedefler? | Nedensel dayanağın gerekçe için gerekli olduğunu; avukatın inancını kartlar doğurur, ama Lehrer'e göre inanç nedensel olmayan biçimde akıl yürütmeye dayanır (1971). |
| Sözde aşırı belirlenim nedir? | Fiilen etkili olmayan ama asıl neden ortadan kalksa inancı doğuracak bir nedene de dayanma (Swain, 1981). |
| Akıllı Hans neyi gösterir? | Doğru cevapların dayanağının, olası dayanak ortadan kaldırılarak sınanabileceğini; Hans aritmetiğe değil, soranın beden diline dayanıyordu (Pfungst, 1907). |
Okuma listesi
- Donald Davidson, "Actions, Reasons, and Causes", The Journal of Philosophy 60 (1963). Nedenlerin sebep olduğu tezi.
- Keith Lehrer, "How Reasons Give Us Knowledge, or the Case of the Gypsy Lawyer", The Journal of Philosophy 68 (1971). Avukat vakası; başlıktaki eski adlandırma özgün yazınındır.
- Marshall Swain, Reasons and Knowledge (Cornell University Press, 1981). Nedensel kuram ve sözde aşırı belirlenim.
- John Turri, "On the Relationship between Propositional and Doxastic Justification", Philosophy and Phenomenological Research 80 (2010). Standart görüşe karşı örnek.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "The Epistemic Basing Relation" maddesi.
Sonraki derse köprü
Dayanak Testi'nin dördüncü ve beşinci adımları, bir inancın dayanağını, o dayanak ortadan kalktığında ya da değiştiğinde ne olacağını sorarak sınadı. Akıllı Hans'ın vakasında, Pfungst'un bulgusu, gözlemcilerin "Hans hesap yapıyor" inancını çökertti. Ama dikkat edilirse, Pfungst, Hans'ın cevaplarının yanlış olduğunu göstermedi; cevaplar doğruydu. Gösterdiği, cevaplar ile hesap yeteneği arasındaki bağın kopuk olduğuydu. Bir inancı zayıflatmanın iki ayrı yolu vardır: inancın kendisine karşı bir kanıt getirmek, ya da inanç ile dayanağı arasındaki bağı koparmak. Ders Ç3.10, bu iki tür karşı kanıtı, yani yenen ve kesen çürütücüleri, ve aralarındaki farkın neden önemli olduğunu inceliyor. Ders, bir karşı kanıtın hangi türden olduğunu belirlemek için Çürütücü Türü Ayırıcı adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: Bugün birine bir şeyin nedenini anlattığında, anlattığın neden gerçekten o şeye inanmanın nedeni miydi, yoksa sonradan bulduğun iyi bir açıklama mı?