İçeriğe geç

Ders Ç3.8 · Çekirdek · Modül Ç3: Gerekçelendirmenin yapısı

Sonsuzculuk: zincir sonsuz olabilir mi?

Araç: Zincir Uzunluğu Sorusu · 5K: Karşı-görüş · 6.372 kelime · tamamı yaklaşık 29 dakika okuma

Giriş

Bir ilçe belediyesinin meclis salonunda, inşaat mühendisi Kerem Bey, dere üzerine yapılan yeni yaya köprüsünün güvenli olduğunu anlatıyor. Meclis üyelerinden emekli bir matematik öğretmeni olan Saadet Hanım, her cevaba yeni bir soruyla karşılık veriyor. "Köprünün o yükü taşıyacağını nereden biliyorsunuz?" Hesap raporundan. "Hesapta kullanılan çeliğin dayanımını nereden biliyorsunuz?" Üreticinin malzeme belgesinden ve şantiyeden alınan numunelerin deney sonuçlarından. "Deneyi yapan makinenin doğru ölçtüğünü nereden biliyorsunuz?" Makinenin yakın tarihli kalibrasyon belgesinden. "Kalibrasyonu yapan laboratuvara neden güveniyorsunuz?" Laboratuvarın akreditasyonundan, yani başka bir kurumun onu denetlemiş olmasından. (Belediye, köprü ve kişiler kurgudur.)

Toplantı bir noktada bitiyor. Ama zincirin sonuna varıldığı için değil: Saadet Hanım, akreditasyon kurumunun nasıl denetlendiğini sormuyor, saat geç oldu, ve meclis köprüyü kabul ediyor. Kerem Bey'in her soruya bir cevabı vardı, ve bir sonraki soruya da muhtemelen bir cevabı olacaktı. Kerem Bey'in elinde kendiliğinden apaçık, sorgulanamaz bir son halka yoktu; ama elinde her zaman bir sonraki halka vardı. Kerem Bey'in köprüye dair inancı gerekçeli miydi? Gerekçeliyse, gerekçesi nerede duruyordu?

Ders Ç3.1'de Agrippa üçlemini ilk kez kurarken, üç seçeneğin her birinin sonraki derslerde bir gerekçe kuramına dönüşeceğini söylemiştik. Temelcilik durmayı, tutarlılıkçılık karşılıklı desteği seçti; Ders Ç3.7'deki sentezler bu ikisini birleştirdi. Bu ders, üçüncü seçeneği, yani zincirin hiç durmadan sürmesini, bir kusur olarak değil, gerekçenin doğası olarak savunan görüşü inceliyor: sonsuzculuğu. Kerem Bey'in durumu, sonsuzcunun en iyi örneğidir: gerekçe, son bir halkadan değil, her halkanın ardından bir sonrakinin gelebilmesinden doğar. Dersin aracı Zincir Uzunluğu Sorusu, bir gerekçe zincirinin gerçekte ne kadar uzadığını, nerede ve neden durduğunu sormaya yarıyor.

Bu dersin kazanımları:

  • Sonsuzculuğu, Klein'ın döngüden kaçınma ve keyfîlikten kaçınma ilkelerini, erişilebilir neden kavramını ve potansiyel ile edimsel sonsuzluk ayrımını açıklarsın. (anla)
  • Bir gerekçe zincirine Zincir Uzunluğu Sorusu'nu uygulayarak zincirin nerede durduğunu, bu durmanın bir temelden mi yoksa sorgulamanın bitmesinden mi kaynaklandığını belirlersin. (uygula)
  • Sonlu zihin itirazının, Ginet'in karşı örneklerinin ve "çıkarım gerekçe yaratmaz" itirazının sonsuzculuğa ne ölçüde zarar verdiğini gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Bu bölüm önce sonsuzculuğu ve onun dayandığı iki ilkeyi, sonra sonsuzculuğun "sonlu zihin" itirazından kurtulmak için kullandığı kavramları tanımlıyor.

Bu tanımın üç bileşeni ayrı ayrı önemlidir. "Kendini tekrar etmeyen", döngüyü dışlar; sonsuzcu, tutarlılıkçının karşılıklı desteğini kabul etmez. "Son halkası olmayan", temeli dışlar; sonsuzcu, temelcinin gerekçesiz ya da kendiliğinden gerekçeli son halkasını kabul etmez. "Erişilebilir", sonsuzculuğun en ince ve en tartışmalı bileşenidir: sonsuzcu, kişinin sonsuz sayıda nedene sahip olmasını ya da onları düşünmüş olmasını değil, bu nedenlerin ona erişilebilir olmasını ister. Ders Ç3.1'de, Amerikalı filozof Peter Klein'ın, 1999'da Philosophical Perspectives dergisinde yayımlanan "Human Knowledge and the Infinite Regress of Reasons" (İnsan Bilgisi ve Nedenlerin Sonsuz Gerilemesi) makalesiyle bu görüşün çağdaş savunucusu olduğunu kısaca görmüştük. Klein'dan önce, sonsuzculuk, epistemolojide neredeyse hiç savunulmamış, genellikle tek cümleyle reddedilmişti.

"Kanıt soyağacı", bir önermenin nedenlerini, o nedenlerin nedenlerini ve böyle devam eden bütün öncüllerini içerir. Klein'ın tanımıyla, r, p için bir nedense ve q da r için bir nedense, r de q da p'nin kanıt soyağacındadır. İlke, bir önermenin kendi atası olmasını yasaklar; yani gerekçe zinciri, bir yerde, başladığı önermeye ya da onun soyundan birine geri dönemez. Bu ilke, Ders Ç0.8'de bir safsata olarak gördüğümüz döngüsel akıl yürütmeyi gerekçe kuramına taşır. Klein'a göre, tutarlılıkçının "gerekçe aktarımı" biçimi, yani gerekçenin bir halkadan öbürüne geçip sonunda başa dönmesi, bu ilkeyi ihlal eder. BonJour'un bütünsel biçimi ise, Klein'a göre ilkeyi ihlal etmez, ama başka bir sorunla karşılaşır.

Bu ilke, temelciliğe karşı yönelmiştir. Klein'a göre, kişinin kendisi için hiçbir nedeni olmayan bir önermeye dayanarak bir başka önermeyi gerekçelendirmesi, keyfîdir: temel önerme, neden başka bir önerme değil de odur? Temelcinin cevabı, temel önermenin, kendisini temel kılan bir özelliği, örneğin dolaysız bir deneyime dayanması, olduğudur. Ama Klein'a göre, bu cevap sorunu ortadan kaldırmaz: o özelliğe sahip önermelerin büyük olasılıkla doğru olduğuna inanmak için bir neden varsa, bu neden zincirin bir sonraki halkasıdır; yoksa, temel keyfîdir. İki ilke birlikte, sonsuzculuğu zorunlu kılar: zincir döngüye giremez ve keyfî bir yerde duramazsa, ya sonsuzdur ya da gerekçe yoktur.

Bu kavram, sonsuzculuğun "sonlu zihin" itirazına cevabının merkezindedir. Ders Ç1.4'te inancın eğilimsel bir durum olarak anlaşılabileceğini görmüştük: bir kişi, şu an düşünmediği birçok şeye inanır, örneğin yedi ile sekizin toplamının on beş olduğuna ya da ayın dünyadan uzak olduğuna. Erişilebilir neden kavramı, aynı fikri nedenlere uygular: Kerem Bey, toplantıdan önce akreditasyon kurumunu hiç düşünmemiş olabilir; ama soru sorulduğunda o nedeni üretebildi, çünkü onu üretmesini sağlayan bilgilere ve eğilimlere sahipti. Sonsuzcu, sonsuz sayıda nedenin aynı anda düşünülmesini değil, her birinin, sırası geldiğinde, erişilebilir olmasını ister.

Bu ayrım, Aristoteles'in Fizik adlı eserinin üçüncü kitabına kadar uzanır. Aristoteles, sonsuzun, tamamlanmış bir bütün olarak değil, yalnızca potansiyel olarak var olduğunu savunur: bir doğru parçası, sonsuz kez ikiye bölünebilir, ama hiçbir zaman sonsuz sayıda parçaya fiilen bölünmüş olmaz. Ders Ç3.1'deki birincil metinde, aynı Aristoteles'in, İkinci Analitikler'de "sonsuz bir diziyi katetmek olanaksızdır" dediğini görmüştük. Sonsuzcu, bu iki Aristotelesçi fikri birbirine karşı kullanır: sonsuz bir diziyi katetmek, yani edimsel olarak tamamlamak olanaksız olabilir, ama gerekçe, diziyi tamamlamayı değil, potansiyel olarak, her adımda bir sonrakine geçebilmeyi gerektirir.

Argüman

Bu bölüm, sonsuzculuğu, Klein'ın iki ilkesinden yola çıkarak savunan bir argüman kuruyor.

  1. Bir önerme için gerekçe varsa, bu gerekçe döngüsel olamaz: önerme, kendi kanıt soyağacında yer alamaz (döngüden kaçınma ilkesi).
  2. Bir önerme için gerekçe varsa, bu gerekçe keyfî olamaz: önerme için erişilebilir bir neden, o neden için de erişilebilir bir neden vardır, ve bu böyle sürer (keyfîlikten kaçınma ilkesi).
  3. Birinci öncüle göre, gerekçe zinciri hiçbir halkayı tekrar edemez; ikinci öncüle göre, hiçbir halkada duramaz.
  4. Kendini tekrar etmeyen ve hiçbir halkada durmayan bir zincir, sonsuz bir zincirdir.
  5. Öyleyse, gerekçeli önermeler varsa, onların gerekçesi, kişiye erişilebilir, kendini tekrar etmeyen sonsuz bir nedenler zincirinden gelir.

Sonuç: Gerekçe, bir temelden yukarıya aktarılan ya da bir ağdan doğan bir şey değil, bir önermenin ardında uzanan, hiçbir zaman tamamlanmayan bir nedenler dizisinin özelliğidir. Bu sonuç, Agrippa üçleminin sonsuz gerileme seçeneğini, şüpheciliğe giden bir kapı olmaktan çıkarıp gerekçenin yapısı yapar.

Argümanın mantıksal iskeleti sağlamdır: üçüncü ve dördüncü öncüller, birinci ve ikinci öncüllerden çıkar. Argümanın gücü, ilkelerin kabul edilebilirliğine dayanır. Birinci ilke, tutarlılıkçılar dahil, çok az kişi tarafından reddedilir; Ders Ç3.5'in bütünsel tutarlılıkçıları bile doğrusal döngüyü savunmaz. Argümanın bir başka özelliği de dikkat çekicidir: sonsuzculuğu doğrudan savunmaz, öbür iki seçeneği eleyerek savunur. Bu, Klein'ın, temelcilerin ve tutarlılıkçıların, sonsuzculuğu "sonlu zihin" ile kestirip attıktan sonra kendi seçeneklerini savunmak için kullandığını söylediği eleme yönteminin aynısıdır; yalnızca elenen seçenekler değişmiştir. Öyleyse argümanın gücü, öbür iki seçeneğin elenmesinin ne kadar sağlam olduğuna bağlıdır; Ders Ç3.7'deki sentezler gibi ara seçenekler varsa, eleme eksik kalır.

En tartışmalı öncül: İkinci öncül, yani keyfîlikten kaçınma ilkesi. Ders Ç3.3'ün ılımlı temelcisi, bu ilkeyi açıkça reddeder: bir algı inancı, kişinin onun için bir nedeni olmasa da, yalnızca deneyime dayanarak gerekçeli olabilir; ve bu keyfî değildir, çünkü deneyim, bir neden olmasa da, gerekçe sağlayan bir zemindir. Klein'ın cevabı, böyle bir dayanağın, kişi ona dayanmanın neden makul olduğunu soran birine bir neden sunamıyorsa, kişinin bakış açısından keyfî kalacağıdır. Bu tartışma, gerekçenin, kişinin bir sorgu karşısında savunabileceği bir şey mi, yoksa kişinin bakış açısından bağımsız bir destek ilişkisi mi olduğu sorusuna dayanır. Birinci anlayış, sonsuzculuğa; ikincisi, temelciliğe yol açar. Ders Ç3.9'da bu iki anlayışı, önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi ayrımı üzerinden daha ayrıntılı göreceğiz.

İtirazlar ve cevaplar

Sonsuzculuğa yöneltilen itirazlar iki kümeye ayrılır. İlk ikisi, sonsuz bir zincirin insanlar için mümkün olmadığını ya da gerekmediğini söyler; son ikisi ise, zincir mümkün olsa bile, gerekçe sağlayamayacağını.

İtiraz 1: Sonlu bir zihin sonsuz sayıda nedene sahip olamaz

Bu, Klein'ın sonsuzculuğa yöneltilen en iyi iki itirazdan biri saydığı ve temelcilerle tutarlılıkçıların en sık başvurduğu itirazdır. Filozof John N. Williams, 1981'de American Philosophical Quarterly'de yayımlanan bir makalesinde, bir inancın sonsuz bir gerekçe zinciri gerektirmesinin, kişinin sonsuz sayıda inanca sahip olmasını gerektireceğini, bunun ise psikolojik olarak olanaksız olduğunu savundu: yalnızca Tanrı sonsuz sayıda inanca sahip olabilir, ama gerekçeli inanca sahip olan tek varlık Tanrı değildir. Robert Audi de, 1993 tarihli kitabında, daha ince bir biçim önerdi: "iki, birin iki katıdır; dört, ikinin iki katıdır" gibi sonsuz bir aritmetik inanç dizisinde, sonlu bir zihnin artık kavrayamayacağı kadar karmaşık bir önermeye bir noktada varılır, ve kavrayamadığımız şeye inanamayız.

Cevap: Klein'ın cevabı iki adımlıdır. Birincisi, sonsuzculuk, sonsuz sayıda inancın aynı anda düşünülmesini değil, sonsuz sayıda nedenin erişilebilir olmasını ister; bu, Kavramlar'da gördüğümüz erişilebilir neden kavramının işlevidir. İkincisi, Audi'nin örneğinde önermeler giderek karmaşıklaşır, ama erişilebilir sonsuz bir önerme kümesinin üyelerinin karmaşıklaşması gerekmez. Klein'ın örneği yalındır: yalnızca "bu kırmızıdır" diyebilen, çok sınırlı bir kavram dağarcığına sahip biri, sonsuz sayıda kırmızı nesne varsa, her biri için ayrı bir inanca erişebilir; ve bu inançların her biri, aynı basitliktedir. Öyleyse sonlu bir zihin, ilke olarak, sonsuz sayıda önermeye erişebilir. Bu cevap, itirazın mantıksal biçimini karşılar. Ama itirazın arkasındaki sezgi, yani gerçek gerekçe zincirlerimizin üç dört adımda bittiği gözlemi, yerinde durur; bu sezgiye cevap, İtiraz 4'te gelecek.

İtiraz 2: Bazı inançlar, hiçbir zincire ihtiyaç duymadan gerekçelidir

Amerikalı filozof Carl Ginet, 2005'te, Klein'la karşılıklı yürüttüğü bir tartışmada, sonsuzculuğa karşı yalın karşı örnekler sundu. Ginet'in örneklerinden biri, bir kişinin, iyi ışıkta, birkaç adım ötede beyaz bir yüzeyde mavi bir leke görmesidir (Ginet'e göre gerekçe iki olgudan gelir: görsel deneyimin öyle olması ve kişinin, işlerin göründüğü gibi olmadığını düşündürecek hiçbir nedenin farkında olmaması); bir başkası, "tam bir saat süren her şey tam altmış dakika sürer" önermesine dair a priori inançtır; Ginet'e göre bu önermeyi anlayan kişi ona zaten inanır, ve gerekçesi bu anlamanın kendisidir. Ginet'e göre, bu inançlar, kişinin onlar için sonsuz bir nedenler dizisine erişip erişemediğinden bağımsız olarak gerekçelidir. Duvardaki lekeyi gören kişiye, "neden duvarda mavi bir leke olduğuna inanıyorsun?" diye sorulursa, verebileceği en iyi cevap, "çünkü görüyorum" cevabıdır; ve Ginet'e göre bu inancın gerekçesi, arkasında bir neden zinciri bulunmasına bağlı değildir.

Cevap: Klein, bu örneklerde bile kişinin bir sonraki nedene erişebileceğini söyler; örneğin algı donanımımızın genellikle doğruyu verdiğine dair nedenler: Descartes'ın a priori nedenleri ya da bugün evrimsel biyolojiye dayanan nedenler. Ama bu cevap, Ginet'in sezgisini tam karşılamaz. Ginet'in noktası, bu nedenlerin erişilebilir olup olmadığı değil, inancın gerekçesinin onlara dayanıp dayanmadığıdır. Küçük bir çocuk, lekeyi görür ve gördüğüne inanır; ama görme koşullarının güvenilirliğine dair hiçbir inanca sahip olmayabilir. Çocuğun inancı gerekçeli değil midir? Sonsuzcu, burada, ya çocuğun gerekçesiz olduğunu kabul etmek, ya Klein'ın cevap yazısında yaptığı gibi çocuğun inancının kısmen gerekçeli olduğunu ama nedenleri olan birinin daha iyi gerekçeli olacağını söylemek, ya da erişilebilirliği, çocuğun bile karşılayabileceği kadar zayıf tanımlamak zorundadır. Birincisi aşırı şüpheci görünür; ikincisi, gerekçeyi derecelendirerek sezgiyi kısmen kurtarır; üçüncüsü ise, erişilebilirlik kavramını, Ders Ç3.3'teki ılımlı temelcinin görünüşe dayanan ilk bakışta gerekçesine çok yaklaştırır.

İtiraz 3: Çıkarım gerekçeyi aktarır, yaratmaz

Ginet'e göre sonsuzculuğun en ağır sorunu şudur. Ginet'in ana benzetmesi araçsal değerdir: bir şeyin başka bir şeye araç olması, değer yaratmaz, yalnızca amacın değerini araca aktarır; sonu kendi başına değerli bir amaca varmayan sonsuz bir araçlar zinciri, hiçbir değer taşımaz. İkinci bir benzetme de doğrulukla kurulur. Geçerli bir tümdengelim, doğruluğu korur ama yaratmaz: öncüller doğruysa sonuç da doğrudur, ama öncülleri sonuca bağlayan ilişki, hiçbir önermeyi doğru kılmaz. Bir önermeler zinciri ne kadar uzarsa uzasın, çıkarım ilişkisinin kendisi doğruluk üretmez. Gerekçe de böyledir: çıkarım, öncüllerin gerekçesini sonuca aktarır, ama bir şeyin gerekçeyi yaratması gerekir. Sonsuzculukta ise her gerekçe çıkarımsaldır; öyleyse zincirin hiçbir yerinde gerekçe yaratılmaz, ve aktarılacak bir şey yoktur. İngiliz filozof Jonathan Dancy, 1985'te aynı noktayı şöyle koymuştu: çıkarımla gerekçe, yalnızca koşullu gerekçedir; bütün gerekçe bu anlamda koşulluysa, hiçbir şeyin koşulsuz olarak gerekçeli olduğu gösterilemez.

Cevap: Klein, bu itirazın, gerekçenin bir kaynaktan doğup aktarıldığı bir modeli, yani temelcinin modelini, önceden varsaydığını söyler. Klein'a göre, sonsuzcu, Ginet'in çıkarımsal gerekçeyi araçsal değere benzetmesini (araç olma ilişkisi değer yaratmaz, yalnızca aktarır) reddetmelidir; aynı ret, tümdengelim ve doğruluk benzetmesine de uzanır: gerekçe, zincirin başında yaratılıp aşağı akan bir şey değil, bir önermenin bir nedenler dizisine yerleştirilmesiyle ortaya çıkan, dizi uzadıkça artan bir özelliktir. Klein'ın kendi sözleriyle, gerekçe, temel bir önermeye yaklaştığımız için değil, sorgulanan önermeden uzaklaştığımız için artar. Ders Ç3.1'de kısaca gördüğümüz Peijnenburg ve Atkinson'ın olasılıksal sonuçları, bu fikrin bir biçimine teknik bir destek sağlar: koşullu olasılıklardan oluşan sonsuz bir zincir, belirli koşullarda, belirli bir değere yakınsayabilir, ve uzak halkaların katkısı giderek söner. Ama Ginet bu cevabı da yeterli bulmaz: Klein'ın zinciri uzadıkça gerekçenin artması, Ginet'in gözünde, tam da yalnızca çıkarımın gerekçe yarattığı tezinin açıkça benimsenmesidir. Bu noktada tartışma, gerekçenin bir aktarım mı yoksa bir ortaya çıkış mı olduğu sorusuna indirgenir, Klein, temelciyi soruyu önceden çözmekle suçlar; Ginet ise Klein'ın modelinin sezgiye aykırı sonuçlar verdiğini söyler. Ginet ayrıca, yeterince uzun ama sonlu bir zincir bilgiye yetiyorsa sonsuzculuğun yerini bir çıkarımcılığa bıraktığını, hatta tamamen gerekçesiz bir inançtan yola çıkan uzun bir zincirin bile bilgi düzeyine ulaşabileceği gibi kabul edilemez bir sonucun çıktığını ekler.

İtiraz 4: Hiçbir şey kesin olarak çözülmüyorsa, bilgi yoktur

Klein'ın kendisi, sonsuzcu bir akıl yürütmede meselenin hiçbir zaman tamamen çözülmediğini kabul eder. Öyleyse, sonsuzculuk, gerileme sorununu ilk kurduğumuz derste karşılaştığımız Agrippacı şüphecinin vardığı sonuca, yani yargının askıya alınmasına, kılık değiştirmiş bir biçimde varmıyor mu? Hiçbir zincir tamamlanmıyorsa, hiçbir inanç bilgi olacak kadar gerekçeli olamaz.

Cevap: Klein'ın cevabı, bu kez Audi'nin "sonsuz zincirlerin bilgimizi nasıl açıklayacağı açık değil" itirazına karşı verdiği cevaptır ve gerekçenin derecelendiğine dayanır. Bilgi, mümkün olan en yüksek gerekçe derecesini, yani zincirin tamamlanmasını, gerektirmez; yalnızca yeterli bir dereceyi gerektirir. Zincir uzadıkça gerekçe artar, ve bilginin gerektirdiği dereceye ulaşmasını engelleyen hiçbir şey yoktur. Klein, bu noktayı açıkça yaptığı için filozof Jeremy Fantl'ın "Infinitism and Degrees of Justification" (Sonsuzculuk ve Gerekçe Dereceleri) yazısına teşekkür eder. Bu cevap, Giriş'teki meclis toplantısına iyi uyar: Kerem Bey'in zinciri tamamlanmadı, ama beş neden sonra, köprünün güvenliğine dair gerekçe, bir kararın gerektirdiği dereceye ulaştı. Ama cevap bir soru bırakır: "yeterli derece" nerede başlar, ve onu ne belirler? Toplantının bitmesi, gerekçenin yeterli olmasından mı, yoksa sorgulayanın yorulmasından mı kaynaklandı? Gerekçe derecesinin bağlama göre değişip değişmediği sorusu, Ders Ç5.13'te bağlamcılık tartışmasında yeniden karşımıza çıkacak.

Örnekler

Örnek 1: Meclis salonunda köprü (kurgu)

Giriş'teki toplantıya Zincir Uzunluğu Sorusu'yla bakalım. Zincirin halkaları: köprü yükü taşır; çünkü hesap raporu öyle diyor; çünkü hesapta kullanılan çelik dayanımı belgeli; çünkü numuneler deney makinesinde sınandı; çünkü makine kalibre edilmiş; çünkü kalibrasyon laboratuvarı akredite. Zincir, sorgulanan önermenin ardından beş neden uzadı. Nerede durdu? Akreditasyon kurumunda. Neden orada durdu? Kurumun güvenilirliği kendiliğinden apaçık olduğu için değil; Saadet Hanım soru sormayı bıraktığı için.

Şimdi sonsuzcunun ve temelcinin bu duruma nasıl baktığını karşılaştıralım. Temelciye göre, zincir, sonunda bir temele dayanmalıdır; belki de asıl temel, Kerem Bey'in kendi gözlemleri, örneğin şantiyede numunelerin alınmasını izlemesi, ve bu gözlemlere dayanan algısal inançlarıdır. Sonsuzcuya göre ise, Kerem Bey'in gerekçesi, hiçbir son halkaya dayanmaz; gerekçesi, her soruya bir sonraki nedeni üretebilmesinden gelir. Sonsuzcu, toplantının akreditasyonda bitmesini bir eksiklik olarak görmez: Kerem Bey, bir sonraki soruya da, örneğin akreditasyon kurumunun uluslararası karşılıklı tanınma anlaşmalarına bağlı olduğuna dair, bir cevap üretebilirdi. Örnek, sonsuzcunun asıl iddiasının, zincirin fiilen sonsuz uzaması değil, her noktada uzayabilir olması olduğunu gösteriyor. Ama örnek, İtiraz 2'nin sorusunu da gösteriyor: Kerem Bey'in gerekçesi, gerçekten bu uzayabilirlikten mi, yoksa şantiyede gözlediği şeylerden mi geliyor?

Örnek 2: Ginet'in duvardaki mavi lekesi

Ginet, 2005 tartışmasının cevap bölümünde, Klein'ın kurduğu bir diyalogu yeniden ele alır. Klein'ın diyalogunda, temelci Fred, şüpheci Doris'in sorularına karşı zor durumda kalır. Ginet, Fred'e yardım etmek ister. Fred, küçük Benny'nin ellerinde mavi boyayla oturma odasında bulunduğunu öne sürer. Doris, buna neden inandığını sorar; Fred, duvarda mavi bir leke olduğunu söyler. Doris, buna neden inandığını sorar. Ginet'e göre, Fred'in burada verebileceği en iyi cevap, lekeyi gördüğüdür; ve Doris "neden gördüğüne inanıyorsun?" diye sorarsa, Fred, bunun için çıkarım yaptığı bir öncülü olmadığını, ama görsel deneyiminin öyle olması ve yanıldığını düşündürecek hiçbir nedenin farkında olmaması karşısında buna inanmanın son derece makul olduğunu söyler. Doris ona destekleyici genel önermeler önerdiğinde Fred bunları kabul eder, ama asıl nedeninin bunlar olduğuna ikna olmaz; Ginet'e göre gerileme, bilinç durumuna dair önermelerde ve kendiliğinden apaçık gerekçe ilkelerinde durur. Ama Ginet'in asıl noktası, Fred'in lekeye dair inancının gerekçesinin, bu sonraki nedenlerden değil, görme deneyiminin kendisinden gelmesidir.

Örnek, sonsuzculuk ile ılımlı temelcilik arasındaki farkı keskin biçimde gösterir. İki görüş de, Fred'in Doris'in sorularına cevap verebileceğini kabul eder. Fark, bu cevapların ne iş gördüğündedir. Sonsuzcuya göre, cevaplar, Fred'in gerekçesinin parçalarıdır; onları üretememek, gerekçeyi azaltır. Temelciye göre ise, cevaplar, Fred'in zaten sahip olduğu gerekçeyi bir sorgulayıcıya karşı savunmanın yollarıdır; onları üretememek, Fred'in savunma gücünü azaltır, ama gerekçesini azaltmaz. Bu ayrım, bir inanca sahip olmak ile o inancı savunabilmek arasındaki ayrımdır, ve İtiraz 2'deki çocuk örneğinin neden önemli olduğunu açıklar: çocuk, inancını savunamaz; ama inancı gerekçesiz midir?

Örnek 3: Zenon'un ikiye bölmesi ve yakınsayan seriler

Elealı Zenon, MÖ beşinci yüzyılda, hareketin olanaksız olduğunu gösteren bir dizi paradoks öne sürdü. Bunlardan biri, ikiye bölme paradoksudur: bir koşucu, bir pistin sonuna varmak için önce yarısına varmalıdır; yarısına varmak için önce dörtte birine; dörtte birine varmak için önce sekizde birine; ve bu böyle sonsuza gider. Öyleyse koşucu, sonsuz sayıda noktayı katetmelidir; ama sonsuz bir diziyi katetmek olanaksızdır; öyleyse koşucu hiçbir zaman yola bile çıkamaz.

Aristoteles, Fizik'te bu paradoksa iki ayrı cevap verdi. İlk cevabı, zamanın da uzay gibi sonsuz bölünebilir olduğuna dayanır. Daha sonra, Fizik VIII.8'de, bu cevabı yetersiz bulup potansiyel ve edimsel sonsuzluk ayrımına başvurdu: pist, sonsuz kez bölünebilir, ama fiilen sonsuz parçaya bölünmüş değildir; koşucu, edimsel olarak sonsuz sayıda ayrı adım atmaz. Modern matematik ise farklı bir cevap verir: yarım artı dörtte bir artı sekizde bir gibi sonsuz bir toplam, bire yakınsar. Sonsuz sayıda terim, sonlu bir toplam verebilir; ve her terimin süresi de giderek kısaldığı için, koşucu bütün diziyi sonlu bir sürede tamamlar.

Örnek, sonsuzculuk tartışmasının iki farklı cevabını aynı anda gösterir. Klein'ın erişilebilir nedenleri, Aristoteles'in cevabına benzer: nedenler, potansiyel olarak sonsuzdur, ama hiçbir zaman edimsel olarak tamamlanmış bir bütün oluşturmaz. Peijnenburg ve Atkinson'ın olasılıksal zincirleri ise, matematiksel cevaba benzer: sonsuz sayıda halka, sonlu ve belirli bir gerekçe değeri verebilir, çünkü uzak halkaların katkısı, Zenon'un terimleri gibi, giderek küçülür. İki cevap, Aristoteles'in "sonsuz bir diziyi katetmek olanaksızdır" ilkesinin, ancak edimsel sonsuzluk için geçerli olduğunu gösterir. Ama örnek, bir benzerliğin sınırını da gösterir: Zenon'un terimleri kendiliğinden küçülür; gerekçe zincirinin uzak halkalarının katkısının da küçüldüğü ise, ancak belirli koşullar altında gösterilebilir. Bir de şu fark vardır: koşucunun pisti, adımlardan bağımsız olarak, baştan bellidir; toplamın bire yakınsadığını bilmemiz, pistin uzunluğunu önceden bilmemize dayanır. Gerekçe zincirinde ise böyle önceden verilmiş bir uzunluk yoktur; zincirin hangi değere yakınsadığı, ancak halkaların kendisinden hesaplanabilir. Benzetme, sonsuzluğun tek başına bir engel olmadığını gösterir, ama gerekçe zincirinin nereye vardığını söylemez.

Araç kartı: Zincir Uzunluğu Sorusu

Satırİçerik
Ne işe yararBir inancın gerekçe zincirinin gerçekte kaç halka uzadığını, nerede durduğunu ve bu durmanın bir temele varmaktan mı, bir döngüden mi, yoksa sorgulamanın kesilmesinden mi kaynaklandığını görünür kılar.
Adımlar1) İnancı yaz ve "bunu nereden biliyorsun?" sorusuyla ilk nedeni bul. 2) Her neden için aynı soruyu tekrarla ve halkaları numarala. 3) Zincirin durduğu halkayı işaretle. 4) Durma nedenini adlandır: bir deneyime mi varıldı, daha önceki bir halkaya mı dönüldü, yoksa yalnızca soru mu soruldu? 5) Son halka için bir sonraki nedenin erişilebilir olup olmadığını sor: istenseydi verilebilir miydi? 6) Bu bağlamda gereken gerekçe derecesine zincirin hangi halkada ulaştığını değerlendir.
Ne zaman kullanılırBir iddianın "ne kadar derine" dayandığının sorulduğu durumlarda; bir tartışmanın, gerekçe tükendiği için mi yoksa sabır tükendiği için mi bittiğini ayırt etmek gerektiğinde; bir kararın gerektirdiği gerekçe düzeyini belirlerken.
SınırıAraç, kişinin verebileceği nedenleri izler; kişinin inancının gerçekte hangi dayanağa yaslandığını göstermez. Bir zincirin uzun olması, onun güçlü olduğu anlamına gelmez; zayıf halkalardan oluşan uzun bir zincir, güçlü bir kısa zincirden daha az gerekçe sağlayabilir. Beşinci adım, bir varsayımdır: bir sonraki nedenin erişilebilir olduğunu, ancak onu gerçekten üreterek sınayabiliriz.
5K kapısıKarşı-görüş

Zincir Uzunluğu Sorusu'nun Karşı-görüş kapısına bağlı olması, dördüncü adımdan gelir: zincirin nerede durduğu, temelci, tutarlılıkçı ve sonsuzcu tarafından üç farklı biçimde yorumlanır, ve aracı kullanan kişi, kendi yorumunu öbür ikisine karşı savunmak zorundadır.

Özet

  • Sonsuzculuk, bir inancın gerekçesinin, kişiye erişilebilir, kendini tekrar etmeyen ve son halkası olmayan bir nedenler dizisinden geldiğini savunur; çağdaş savunucusu Peter Klein'dır.
  • Klein'ın döngüden kaçınma ilkesi tutarlılıkçılığın aktarım biçimini, keyfîlikten kaçınma ilkesi temelciliği dışlar; iki ilke birlikte sonsuzculuğu zorunlu kılar.
  • Erişilebilir neden kavramı ve potansiyel ile edimsel sonsuzluk ayrımı, sonlu zihin itirazını karşılar: sonsuzcu, sonsuz sayıda nedenin düşünülmesini değil, her birinin sırası geldiğinde üretilebilmesini ister.
  • Ginet'in karşı örnekleri ve "çıkarım gerekçeyi aktarır, yaratmaz" itirazı, sonsuzculuğun en ağır sorunlarıdır; tartışma, gerekçenin bir aktarım mı yoksa bir ortaya çıkış mı olduğu sorusuna dayanır.
  • Klein'a göre gerekçe, zincir uzadıkça artar ve bilginin gerektirdiği dereceye, zincir tamamlanmadan ulaşabilir; bu derecenin ne olduğu ise açık bir sorudur.
  • Zenon'un ikiye bölme paradoksu, potansiyel sonsuzluk ve yakınsayan seriler, "sonsuz bir diziyi katetmek olanaksızdır" ilkesinin ilk göründüğü kadar kesin olmadığını gösterir.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Klein, 2005'te Ginet ile birlikte yürüttüğü tartışmada, sonsuzcu akıl yürütmenin ne olduğunu ve neden hiçbir zaman tamamlanmadığını şöyle anlatır:

"Sonsuzcu, sorgulanan önerme için bir neden, sonra o neden için bir başka neden bulmanın, ve böyle sürdürmenin, önermeyi, her biri dizinin bir parçası olarak gerekçe ve akılsal inandırıcılık kazanan bir önermeler dizisinin başına yerleştirdiğini savunur. Gerekçe, temel bir önermeye yaklaştığımız için değil, sorgulanan önermeden uzaklaştığımız için artar. Ama Pyrrhoncu, sonsuzcunun akıl yürütme anlayışının, apaçık olmayan bir önermeye onay vermeyi dışarıda bıraktığı konusunda haklıdır. Dogmacılık, sonsuzculuğu uygulamakla bağdaşmaz. Gerekçe, ve onunla birlikte akılsal inandırıcılık, dizi uzadıkça artar; ama mesele hiçbir zaman tamamen çözülmez."

Pasajdan hemen önce, Klein, sonsuzcu akıl yürütmenin başlangıç noktasının ne olduğunu, Amerikalı filozof Charles Sanders Peirce'e başvurarak söyler: başlangıç noktası, kuşkudur. Bir önerme sorgulanır hale gelir, ve istenen akılsal inandırıcılıktan yoksun kalır; akıl yürütme, Klein'ın deyimiyle, bu kaşıntıyı giderir. Bu, gerileme sorununa bakışı tersine çevirir. Temelci için, akıl yürütmenin başlangıç noktası temeldir; gerekçe oradan başlar ve yukarıya akar. Sonsuzcu için ise, başlangıç noktası sorgulanan önermedir; gerekçe oradan başlar ve aşağıya doğru, nedenlere doğru, uzandıkça artar.

Pasajın en dikkat çekici cümlesi, Pyrrhoncu şüpheciye verilen tavizdir. Agrippa'nın kipleri, Ders Ç3.1'in başlangıç noktası, sonsuz gerilemeyi, yargıyı askıya almanın bir nedeni olarak sunuyordu. Klein, bu sonucun bir kısmını kabul eder: sonsuzcu, apaçık olmayan bir önermeye, meseleyi kapatan, kesin bir onay veremez. Ama Klein, buradan şüpheciliğin çıktığını kabul etmez: kesin onay vermemek, hiçbir şeye inanmamak demek değildir; gerekçe dereceli olarak artar, ve bir inanç, kesinlikten önce de makul olabilir. Bu tutum, kendi kendini sürekli düzelten bir araştırma anlayışıdır, ve Ders Ç3.4'te gördüğümüz Sellars'ın, bilginin akılsallığının bir temelden değil, her iddiayı, ama hepsini birden değil, sorgulayabilen bir girişim olmasından geldiği fikrine yakındır.

Pasajın tartışmalı yanı da aynı cümlededir. "Gerekçe, sorgulanan önermeden uzaklaştığımız için artar" ifadesi, Ginet'in İtiraz 3'teki eleştirisinin hedefidir: uzaklaşmak, neden gerekçe artırsın? Uzak halkaların kendileri de yalnızca daha uzak halkalarla gerekçeliyse, uzaklaşmanın kendisi bir şey katmaz gibi görünür. Klein'ın bu soruya cevabı, gerekçeyi aktarılan bir nicelik olarak değil, ortaya çıkan bir özellik olarak görmektir; bu cevabın ikna edici olup olmadığı, sonsuzculuk tartışmasının merkezidir.

Teknik ayrıntı

Bu bölüm, sonsuzculuğun dört teknik bileşenini ele alıyor: Klein'ın tutarlılıkçılık eleştirisi, erişilebilirliğin iki koşulu, önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi ayrımı, ve olasılıksal sonsuzculuk.

Klein'ın tutarlılıkçılık eleştirisi. Klein, tutarlılıkçılığı iki biçime ayırır. "Gerekçe aktarımı" biçiminde, bir önerme gerekçesini bir başkasına aktarır, o da bir başkasına, ve gerekçe sonunda başa döner; Klein'a göre hiçbir epistemolog bu görüşü açıkça savunmamıştır, ama tutarlılıkçılığın eleştirmenleri, Pyrrhoncular ve Aristoteles dahil, onu bazen böyle betimlemiştir. "Gerekçenin ortaya çıkışı" biçiminde ise, gerekçe, birbirini destekleyen önermelerin yapısından doğar; bu, BonJour'un Ders Ç3.5'teki bütünsel tutarlılıkçılığıdır. Klein'a göre, bu ikinci biçim, döngüden kaçınır, ama bir tür temelciliğe dönüşür: bütün gerekçeli önermelerin ortak "temel" özelliği, tutarlı bir kümenin üyesi olmaktır. Klein bu gözlemi bir dipnotta açıkça Sosa'ya dayandırır: Ders Ç3.7'de gördüğümüz gibi, Sosa'ya göre tutarlılıkçılık, belirli bir koşulla, biçimsel bir temelcilik sayılabilir. Klein'ın kendi önerisi, ortaya çıkış fikrini tutarlılıkçılıktan alır, ama onu sonlu bir kümeden sonsuz bir diziye taşır.

Erişilebilirliğin iki koşulu. Klein, 1999 makalesinde, bir nedenin kişiye erişilebilir olması için iki koşul ayırır. Nesnel erişilebilirlik, nedenin önermeyi gerçekten desteklemesidir; Klein bunun tam olarak ne demek olduğunu bilerek açık bırakır ve birkaç alternatif hesap sayar. Öznel erişilebilirlik ise, nedenin kişinin inanç ve eğilimleriyle, onu üretebilecek biçimde bağlantılı olmasıdır. Bu ikinci koşul, sonsuzculuğun en çok tartışılan noktasıdır. Bir neden, ne zaman "öznel olarak erişilebilir"dir? Kişi onu kendi başına, hatırlatılmadan üretebiliyorsa mı? Kişi, birisi ona sorduğunda, kendi bilgilerinden yola çıkarak onu bulabiliyorsa mı? Koşul çok güçlü tanımlanırsa, insanların çoğunun gerekçeli inancı yoktur; çok zayıf tanımlanırsa, erişilebilirlik, kişinin bakış açısından bağımsız bir destek ilişkisine dönüşür, ve sonsuzculuk, ılımlı temelcilikten ayırt edilemez hale gelir.

Önerme gerekçesi ve inanç gerekçesi. Sonsuzculuğun bir başka inceliği, iki gerekçe kavramını ayırmasıdır. Bir önerme, kişi için gerekçeli olabilir, yani kişinin, o önerme için erişilebilir uygun nedenleri olabilir, kişi o nedenleri hiç kullanmamış olsa bile. Kişinin inancının gerekçeli olması ise, kişinin bu nedenleri kullanmış, yani inancını gerçekten onlara dayandırmış olmasını gerektirir. Klein bu ayrımı en açık biçimde 2007 tarihli "Human Knowledge and the Infinite Progress of Reasoning" (Philosophical Studies 134) yazısında yapar. Klein'a göre, önerme gerekçesi, sonsuz bir erişilebilir nedenler dizisinin varlığıyla tanımlanır; inanç gerekçesi ise, kişinin bu diziyi ne kadar katettiğine bağlıdır, ve dereceli olarak artar. Eleştirmenler, Klein'ın, inanç gerekçesi bakımından gerçekten bir sonsuzcu olup olmadığını sordu: kişi zinciri hiçbir zaman tamamlamıyorsa, inancının gerekçesi, sonlu bir zincire dayanır. Bu ayrım, bir sonraki dersin konusudur.

Olasılıksal sonsuzculuk. Ders Ç3.1'de kısaca gördüğümüz Peijnenburg ve Atkinson'ın sonuçları, şöyle bir yapıya dayanır. Her halkanın, bir sonraki halkaya koşullu olasılığı verilir: A0, A1 doğruysa belirli bir olasılıkla, A1 yanlışsa başka bir olasılıkla doğrudur; A1 de A2'ye göre böyledir; ve bu böyle sürer. Böyle sonsuz bir zincirde, A0'ın olasılığı, belirli koşullar altında, iyi tanımlanmış tek bir değere yakınsar; ve bu değer, zincirin "en altındaki" halkanın olasılığına bağlı değildir, çünkü böyle bir halka yoktur, ve uzak halkaların katkısı giderek söner. Bu sonuç, Ginet'in "çıkarım gerekçe yaratmaz" itirazına bir cevap olarak okunabilir: zincirin bütünü, hiçbir temel olmadan, belirli bir olasılık değeri üretir. Ama sonucun bir koşulu vardır: koşullu olasılıkların kendileri, zincirden önce verilmelidir. Eleştirmenler, bu koşullu olasılıkların nereden geldiğini, ve onların bir tür temel işlevi görüp görmediğini sordu.

Güncel tartışma

Sonsuzculuk, Klein'ın 1999 makalesinden önce, epistemolojide neredeyse savunucusu olmayan bir görüştü. Klein'ın kendisi, 2005 tartışmasında, temelcilerin ve tutarlılıkçıların sonsuzcu seçeneği genellikle "sonlu zihin" kapasitesine işaret ederek kestirip attığını, sonra kalan iki seçenekten birini eleme yoluyla savunduğunu yazar. Son yirmi beş yılda bu durum değişti. 2014'te, Waterloo Üniversitesi'nden filozof John Turri ile Klein'ın birlikte yayımladığı Ad Infinitum: New Essays on Epistemological Infinitism (Sonsuza Kadar: Epistemolojik Sonsuzculuk Üzerine Yeni Denemeler) adlı derleme, bu görüşü ayrı bir araştırma alanı olarak yerleştirdi.

Güncel tartışmanın bir kolu, sonsuzculuğu başka kuramlarla birleştirmeye yönelir. Amerikalı filozof Scott Aikin, 2011 tarihli Epistemology and the Regress Problem (Epistemoloji ve Gerileme Sorunu) kitabında, saf sonsuzculuk yerine, temelcilik ile sonsuzculuğun bir karışımını savundu: bazı inançlar, deneyime dayanarak bir başlangıç gerekçesine sahiptir, ama tam gerekçe, sonsuz bir nedenler dizisiyle desteklenmeyi gerektirir. Bu, Ders Ç3.7'deki temelci ve tutarlılıkçı sentezlerin bir benzeridir, ama bu kez tutarlılıkçılık yerine sonsuzculukla.

İkinci kol, Peijnenburg ve Atkinson'ın olasılıksal çalışmalarıdır. 2017 tarihli Fading Foundations (Solan Temeller) kitabında, sonsuz olasılık zincirlerinin matematiksel yapısını ayrıntılı biçimde incelediler. Ulaştıkları en ilginç sonuçlardan biri, uzun ama sonlu bir zincirde bile, en alttaki halkanın, yani temelin, katkısının, zincir uzadıkça giderek azaldığıdır. Bu, temelcilik ile sonsuzculuk arasındaki çizgiyi bulanıklaştırır: uzun bir zincirde, temelin ne olduğu, sonucun olasılığı için neredeyse önemsizleşir; sonucun gerekçesini asıl belirleyen, zincirin ara halkalarıdır. Temelci için bu bir sorun olabilir: temellerin önemi, zincir uzadıkça azalıyorsa, temeller gerekçenin kaynağı mıdır?

Üçüncü kol, sonsuzculuğun diyalektik bir okumasıdır. Bazı filozoflar, Klein'ın sonsuzculuğunu, bir gerekçe kuramından çok, bir akıl yürütme ve tartışma kuramı olarak okur: bir iddiayı savunan kişi, her soruya bir neden verebilmelidir, ve bu yükümlülük, hiçbir zaman son bulmaz. Bu okumada, Giriş'teki meclis toplantısı, sonsuzculuğun tam bir örneğidir: toplantının sona ermesi, bir temele varılmasından değil, tartışmanın pratik bağlamının belirlediği bir noktada sorgulamanın kesilmesinden kaynaklanır. Bu okuma, sonsuzculuğu, bilginin ne olduğuna dair bir kuramdan çok, bilgi iddialarının nasıl savunulduğuna dair bir kurama dönüştürür; eleştirmenleri ise, bunun sonsuzculuğun kendi iddiasını zayıflattığını söyler. Bu üç kol birlikte, sonsuzculuğun bugün tek bir kuram değil, bir araştırma programı olduğunu gösteriyor: saf biçimi azınlıkta kalsa da, sorduğu soru, yani gerekçenin bir son halkaya ihtiyaç duyup duymadığı, temelcilerin ve tutarlılıkçıların da kendi kuramlarını daha açık biçimde savunmalarını zorunlu kıldı. Klein'dan önce kestirip atılan bir seçenek, bugün öbür iki kuramın cevap vermesi gereken bir meydan okumadır.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir eczanede, eczacı Gülşen Hanım, bir hastanın getirdiği reçetedeki ilaç dozunun doğru olduğuna inanıyor ve ilacı veriyor. Stajyer eczacı Barış, Gülşen Hanım'a, bu inancının gerekçesini sorarak Zincir Uzunluğu Sorusu'nu uyguluyor. (Durum kurgudur; dozlarla ilgili hiçbir ayrıntı verilmemiştir ve örnek, ilaç kullanımına dair bir öneri değildir.)

Adım 1, ilk neden. "Dozun doğru olduğunu nereden biliyorsunuz?" "Reçetedeki doz, ilacın kullanma talimatındaki yetişkin dozu aralığında."

Adım 2, halkalar. "Kullanma talimatına neden güveniyorsunuz?" "Talimat, ilacın ruhsatlandırılması sırasında sağlık otoritesi tarafından onaylanıyor." "Otoritenin onayına neden güveniyorsunuz?" "Onay, klinik araştırmaların sonuçlarına dayanıyor." "Klinik araştırmalara neden güveniyorsunuz?" "Belirli yöntem standartlarına göre yapılıyor ve bağımsız olarak denetleniyor." Zincir dört halka uzadı.

Adım 3, durma noktası. Barış, yöntem standartlarının neden güvenilir olduğunu sormadan duruyor; çünkü bir sonraki hasta sırada bekliyor.

Adım 4, durma nedeni. Zincir, ne bir deneyime ne de daha önceki bir halkaya döndü; yalnızca soru sorulmadı. Ama dikkatli bakınca, zincirin bir dalı daha var: Gülşen Hanım, reçeteyi okurken, hastanın yaşını ve reçeteyi yazan hekimin adını da gördü; bu gözlemler, zincirin yanında, deneyime dayanan ayrı bir destek sağlıyor.

Adım 5, bir sonraki neden. Gülşen Hanım, yöntem standartlarının neden güvenilir olduğu sorusuna bir cevap verebilir miydi? Muhtemelen evet: eczacılık eğitiminde, araştırma yöntemlerinin hatalı sonuçları nasıl en aza indirdiğini öğrenmişti. Öyleyse bir sonraki neden erişilebilirdi.

Adım 6, yeterli derece. Bu bağlamda, yani olağan bir reçetenin karşılanmasında, gereken gerekçe derecesine hangi halkada ulaşıldı? Muhtemelen ilk halkada: talimattaki aralığa uyum, olağan bir durumda ilacı vermek için yeterlidir. Ama hasta, ilacın bilinen bir etkileşime girebileceği başka bir ilaç da kullanıyor olsaydı, gereken derece yükselirdi, ve zincirin başka bir yönde, hastanın öbür ilaçlarına doğru, uzatılması gerekirdi.

Sonuç. Örnek, sonsuzcunun iki iddiasını aynı anda sınadı. Birincisi doğrulandı: Gülşen Hanım'ın zinciri, kendiliğinden apaçık bir son halkaya varmadı, ve her noktada bir sonraki neden erişilebilirdi. İkincisi ise karmaşıklaştı: gerekçenin bağlamın gerektirdiği dereceye ulaşması, zincirin uzunluğundan çok, durumun riskine bağlıydı; ve zincirin yanında, deneyime dayanan ayrı bir destek vardı. Sonsuzcu, bu ikinci gözlemi, gözlemlerin de bir sonraki halkalarla desteklenebileceğini söyleyerek açıklayabilir; temelci ise, onları zincirin gerçek dayanağı olarak görecektir.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Klein'ın iki ilkesini kendi sözlerinle yaz. Döngüden kaçınma ilkesi hangi kuramı, keyfîlikten kaçınma ilkesi hangi kuramı dışlıyor? Ders Ç3.5'teki bütünsel tutarlılıkçılık, döngüden kaçınma ilkesini ihlal ediyor mu?
  2. Potansiyel ve edimsel sonsuzluk ayrımını bu derste kullanılmayan bir örnekle açıkla. Bu ayrım, sonlu zihin itirazına nasıl bir cevap verir?
  3. Ginet'in "çıkarım gerekçeyi aktarır, yaratmaz" itirazını, tümdengelim ve doğruluk benzetmesiyle açıkla. Klein'ın cevabı neden Ginet'in ana benzetmesini, yani çıkarımsal gerekçeyi araçsal değere benzetmesini, reddetmeyi gerektirir?
Cevapları göster
  1. Döngüden kaçınma ilkesi, bir önermenin kendi kanıt soyağacında, yani nedenlerinin, nedenlerinin nedenlerinin ve böyle devam eden öncüllerinin arasında, yer alamayacağını söyler; bu ilke, gerekçenin bir halkadan öbürüne aktarılıp sonunda başa döndüğü tutarlılıkçılık biçimini dışlar. Keyfîlikten kaçınma ilkesi, gerekçeli bir önerme için erişilebilir bir neden, o neden için de bir başka neden olması gerektiğini söyler; bu ilke, gerekçe zincirinin, kişinin kendisi için hiçbir nedeni olmayan bir temelde durduğunu söyleyen temelciliği dışlar. Bütünsel tutarlılıkçılık, Klein'a göre, döngüden kaçınma ilkesini ihlal etmez, çünkü gerekçeyi bir halkadan öbürüne aktarmaz, sistemin yapısından ortaya çıkarır. Ama Klein'a göre bu biçim, bütün gerekçeli önermelerin ortak "temel" özelliği tutarlı bir kümenin üyesi olmak olduğu için, bir tür temelciliğe dönüşür, ve keyfîlik sorunuyla karşılaşır.
  2. Bir örnek: bir tamsayıya her zaman bir eklenebilir; bu, sayı dizisinin potansiyel olarak sonsuz olduğunu gösterir. Ama hiçbir anda, bütün tamsayıları tek tek yazmış, yani dizinin edimsel olarak tamamlanmış bir listesine sahip olmuş olmayız. Potansiyel sonsuzluk, her adımın ardından bir sonrakinin mümkün olmasıdır; edimsel sonsuzluk, bütün adımların tamamlanmış olmasıdır. Sonlu zihin itirazı, gerekçenin edimsel bir sonsuzluk, yani aynı anda düşünülmüş sonsuz sayıda neden gerektirdiğini varsayar. Sonsuzcu, gerekçenin yalnızca potansiyel bir sonsuzluk, yani her noktada bir sonraki nedenin erişilebilir olmasını gerektirdiğini söyler; bu da sonlu bir zihin için olanaksız değildir.
  3. Geçerli bir tümdengelim, öncüller doğruysa sonucun da doğru olmasını güvence altına alır; ama öncülleri sonuca bağlayan mantıksal ilişki, hiçbir önermeyi kendi başına doğru kılmaz. Bir önermeler zinciri ne kadar uzarsa uzasın, zincirin hiçbir halkasının doğruluğu, yalnızca mantıksal ilişkiden gelmez. Ginet'e göre gerekçe de böyledir: çıkarım, öncüllerin gerekçesini sonuca aktarır, ama zincirin bir yerinde gerekçeyi yaratan, çıkarımsal olmayan bir şey olmalıdır; sonsuzculukta her gerekçe çıkarımsal olduğu için, zincirde gerekçe hiç yaratılmaz. Klein'ın cevabı, gerekçenin bir kaynaktan doğup aktarılan bir şey olmadığını, bir önermenin nedenler dizisine yerleştirilmesiyle ortaya çıkan bir özellik olduğunu söyler. Klein'ın cevap yazısında açıkça reddettiği benzetme, Ginet'in araçsal değer benzetmesidir: araç olma ilişkisi değer yaratmaz, yalnızca aktarır. Aynı ret tümdengelim benzetmesine de uzanır, çünkü iki benzetme de, gerekçenin, değer ya da doğruluk gibi, bir yerde var olup aktarılan bir nicelik olduğunu varsayar; sonsuzcu bu varsayımı kabul ederse, Ginet'in itirazından kurtulamaz.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: biri, kiralayacağı bir evin depreme dayanıklı olduğuna inanıyor. Zayıf çalışma: "Emlakçı öyle söyledi, emlakçılar bunları bilir." Güçlü çalışma: "Halkalar: ev dayanıklı; çünkü yapı yönetmeliğinin yürürlüğe girmesinden sonra yapılmış; çünkü yapı ruhsatının tarihi bunu gösteriyor; çünkü ruhsat belediye arşivinde. Zincir burada durdu, çünkü arşive daha fazla soru sormadım. Durma nedeni: bir temel değil, sorgunun kesilmesi. Bir sonraki neden erişilebilir mi? Evet: binanın denetim raporu istenebilir. Yeterli derece: yeni yönetmelikten sonra yapılmış olmak, olağan bir kiralama için önemli bir gerekçe; ama deprem riski yüksek bir bölgede, risk büyük olduğu için, denetim raporunu görmek gerekir. Sonuç: gerekçe, zincirin bir temelde bitmesinden değil, bağlamın gerektirdiği dereceye ulaşıp ulaşmamasından ölçülmeli; burada henüz ulaşmadı."

ÖlçütNe aranır
ZincirHalkalar numaralı olarak yazılmış, her biri bir öncekinin nedeni olarak gösterilmiş
Durma noktasıZincirin nerede durduğu ve bu durmanın bir temel, bir döngü ya da sorgunun kesilmesi olup olmadığı açıkça adlandırılmış
ErişilebilirlikBir sonraki nedenin erişilebilir olup olmadığı somut olarak sınanmış
Gerekçeli sonuçArgüman, gerekçenin yeterli olup olmadığını, durumun riskiyle ilişkilendirerek değerlendiriyor

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç3.7) Ders Ç3.7'de Sosa'nın biçimsel ve özsel temelcilik ayrımı neydi? Klein'ın, bütünsel tutarlılıkçılığın bir tür temelcilik olduğu eleştirisi bu ayrımla nasıl ilişkili?
  2. (Ders Ç3.1) Ders Ç3.1'de Aristoteles, İkinci Analitikler'de, sonsuz gerileme hakkında ne söylüyordu? Sonsuzcu, Aristoteles'in kendi Fizik'teki ayrımını bu söze nasıl karşı kullanıyor?
  3. (Ders Ç1.4) Ders Ç1.4'te inancın eğilimsel bir durum olarak anlaşılması ne demekti? Bu anlayış, sonsuzculuğun erişilebilir neden kavramına nasıl destek veriyor?
Cevapları göster
  1. Ders Ç3.7'de Sosa, biçimsel temelciliği, gerekçe koşullarının genel olarak ve sistemli biçimde belirtilebileceği görüşü, özsel temelciliği ise bu belirtmenin gerekçenin inançlar arası ilişkiler dışında nihai kaynaklarına başvurduğu görüş olarak tanımlıyordu; ve tutarlılık kavramı yeterince basit ve normatif öğeden arınmışsa, tutarlılıkçılığın da biçimsel bir temelcilik sayılabileceğini söylüyordu. Klein'ın eleştirisi bu gözleme dayanır; Klein onu bir dipnotta açıkça Sosa'ya bağlar: bütünsel tutarlılıkçılıkta bütün gerekçeli önermelerin ortak özelliği, tutarlı bir kümenin üyesi olmaktır, ve bu özellik, temelcinin temel özelliği gibi işler. Fark, Klein'ın bu gözlemden, tutarlılıkçılığın keyfîlik sorunuyla karşılaştığı sonucunu çıkarmasıdır: neden tutarlı bir kümenin üyesi olmak gerekçe sağlasın?
  2. Ders Ç3.1'deki birincil metinde, Aristoteles, ilk öncüllerin kanıtlanamayacağı için bilimsel bilginin olmadığını savunanların, sonsuz gerileme hakkındaki gözleminde haklı olduğunu söylüyordu: sonsuz bir diziyi katetmek olanaksızdır. Sonsuzcu, Aristoteles'in Fizik'teki potansiyel ve edimsel sonsuzluk ayrımını kullanır: katetmek, edimsel olarak tamamlamak anlamındaysa olanaksız olabilir, ama gerekçe, diziyi tamamlamayı değil, her noktada bir sonraki adıma geçebilmeyi, yani potansiyel bir sonsuzluğu gerektirir. Böylece Aristoteles'in bir ilkesi, onun başka bir ilkesiyle sınırlanır.
  3. Ders Ç1.4'te inancın eğilimsel bir durum olarak anlaşılması, bir kişinin, şu anda bilinçli olarak düşünmediği birçok şeye de inanabildiği, inancın, uygun koşullarda belirli biçimlerde düşünme, konuşma ve davranma eğilimi olduğu anlamına geliyordu. Sonsuzculuğun erişilebilir neden kavramı, aynı fikri nedenlere uygular: bir kişi, şu anda düşünmediği bir nedene de sahip olabilir, eğer uygun koşullarda, örneğin sorulduğunda, onu üretebiliyorsa. Eğilimsel inanç anlayışı, sonlu bir zihnin, düşünmediği çok sayıda inanca sahip olabileceğini gösterdiği için, aynı zihnin, düşünmediği çok sayıda erişilebilir nedene sahip olabileceği fikrini de makul kılar.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Sonsuzculuk nedir?Gerekçenin, kişiye erişilebilir, kendini tekrar etmeyen ve son halkası olmayan bir nedenler dizisinden geldiği görüşü (Klein, 1999).
Döngüden kaçınma ilkesi nedir?Gerekçeli bir önerme, kendi kanıt soyağacında yer alamaz; aktarım tutarlılıkçılığını dışlar.
Keyfîlikten kaçınma ilkesi nedir?Gerekçeli bir önerme için erişilebilir bir neden, onun için de bir neden vardır, ve bu sürer; temelciliği dışlar.
Erişilebilir neden nedir?Kişinin fiilen düşünmesi gerekmeyen, ama nesnel olarak destekleyen ve öznel olarak üretebileceği neden.
Potansiyel ve edimsel sonsuzluk nasıl ayrılır?Potansiyel: her adımdan sonra bir sonraki mümkün; edimsel: bütün üyeler aynı anda tamamlanmış (Aristoteles, Fizik III).
Ginet'in en ağır itirazı nedir?Çıkarım gerekçeyi aktarır, yaratmaz; her gerekçe çıkarımsalsa, zincirde gerekçe hiç doğmaz (2005).
Klein gerekçenin nasıl arttığını söyler?Temele yaklaştığımız için değil, sorgulanan önermeden uzaklaştığımız için; mesele hiçbir zaman tamamen çözülmez.
Olasılıksal sonsuzculuk neyi gösterir?Koşullu olasılıklardan oluşan sonsuz bir zincir, belirli koşullarda tek bir değere yakınsayabilir (Peijnenburg ve Atkinson, 2017).

Okuma listesi

  • Peter Klein, "Human Knowledge and the Infinite Regress of Reasons", Philosophical Perspectives 13 (1999). Sonsuzculuğun çağdaş temel metni.
  • Peter Klein ve Carl Ginet, "Is Infinitism the Solution to the Regress Problem?", M. Steup ve E. Sosa (ed.), Contemporary Debates in Epistemology (Blackwell, 2005) içinde. Karşılıklı tartışma ve cevaplar.
  • John Turri ve Peter D. Klein (ed.), Ad Infinitum: New Essays on Epistemological Infinitism (Oxford University Press, 2014). Güncel tartışmalar.
  • Scott F. Aikin, Epistemology and the Regress Problem (Routledge, 2011). Sonsuzculuk ile temelciliğin bir karışımı.
  • David Atkinson ve Jeanne Peijnenburg, Fading Foundations: Probability and the Regress Problem (Springer, Synthese Library 383, 2017). Olasılıksal sonsuz zincirler.

Sonraki derse köprü

Bu dersin Teknik ayrıntı bölümünde, sonsuzculuğun iki gerekçe kavramını ayırdığını gördük: bir önermenin kişi için gerekçeli olması, ve kişinin inancının gerekçeli olması. Gülşen Hanım, yöntem standartlarının güvenilirliğine dair nedenlere erişebiliyordu; ama ilacı verirken inancını bu nedenlere dayandırmış mıydı? Bir kişinin bir önerme için iyi nedenleri olabilir, ama ona yanlış bir nedenle, örneğin bir önyargıyla ya da bir tahminle, inanıyor olabilir. Ders Ç3.9, bu ayrımı, yani önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi arasındaki farkı, ve bir inancın bir nedene "dayanmasının" ne demek olduğunu inceliyor. Ders, bir inancın gerçekte hangi nedene yaslandığını sınamak için Dayanak Testi adlı bir araç sunuyor.

Günlük sorusu: Son zamanlarda biriyle tartışırken, karşındakinin soruları bittiği için mi tartışma sona erdi, yoksa senin nedenlerin bittiği için mi? Bir sonraki soruya ne cevap verirdin?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.