Giriş
Bir yelkenli, Ege'de gece boyunca seyrediyor. Teknedeki uydu konum cihazı akşamüstü arızalanmış; seyir subayı Defne, konumu eski yöntemle, parakete hesabıyla tutuyor. Her saat başı, teknenin pusula rotasını, paraketeden, yani hızölçerden, okuduğu hızını ve geçen süreyi seyir defterine yazıyor ve haritada yeni konumu işaretliyor. Defter kusursuz. Her kayıt bir öncekine uyuyor, hız ile süreden çıkan mesafe haritadaki çizgiyle örtüşüyor, rota değişiklikleri saatleriyle birlikte not edilmiş. Defne'nin konum inançları, birbirini destekleyen, açıklayan ve çelişkisi olmayan bir sistem oluşturuyor. (Tekne ve kişiler kurgudur; parakete hesabı ise denizcilikte gerçekten kullanılan bir yöntemdir.)
Ama defterde olmayan bir şey var: gece boyunca tekneyi yandan iten bir akıntı. Akıntı, hızölçerin ölçtüğü hıza da, pusulanın gösterdiği rotaya da yansımıyor; tekne, suyla birlikte kayıyor. Sabaha karşı, Defne'nin haritadaki işareti ile teknenin gerçek konumu arasında birkaç deniz mili açılmış. Defter hâlâ kusursuz tutarlı. Defne'yi uyandıran, defterin içinden gelen bir şey değil, dışarıdan gelen bir ışık olacak: haritaya göre ufukta görünmemesi gereken bir fenerin çakarları.
Ders Ç3.5'te, bir inancın gerekçesinin, ait olduğu sistemin tutarlılığından geldiğini savunan görüşü inceledik. Defne'nin defteri, bu görüşün en ağır sınavını küçük ölçekte sergiliyor: bir sistem, dünyadan kopmuşken de bütünüyle tutarlı kalabilir. Bu ders, tutarlılıkçılığa yöneltilen iki klasik itirazı ele alıyor. Yalıtım itirazına göre, tutarlılık, sistemin dünyayla bağını güvence altına almaz. Alternatif sistemler itirazına göre ise, birbiriyle uyuşmayan birden çok sistem aynı ölçüde tutarlı olabilir, ve tutarlılık aralarında seçim yapamaz. Dersin aracı Yalıtım Sorusu, bir inanç sisteminin dünyaya nereden değdiğini, ve o değme noktası olmasaydı neyin değişeceğini sormaya yarıyor.
Bu dersin kazanımları:
- Yalıtım itirazını, alternatif sistemler itirazını ve bu ikisinin doğruluk sorunuyla ilişkisini, Schlick'ten Plantinga'ya uzanan biçimleriyle açıklarsın. (anla)
- Bir inanç sistemine Yalıtım Sorusu'nu uygulayarak sistemin hangi inançlarının deneyime duyarlı olduğunu ve eşit tutarlılıkta bir rakip sistemin kurulup kurulamayacağını belirlersin. (uygula)
- BonJour'un, Davidson'ın ve Lehrer'in bu itirazlara verdiği cevapların ne ölçüde başarılı olduğunu gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Bu bölüm önce iki itirazı, sonra bunların arkasındaki ortak sorunu, en son da tutarlılıkçının cevaplarında kullanılan iki kavramı tanımlıyor.
İtirazın gücü, tutarlılığın bir iç özellik olmasından gelir. Bir sistemin tutarlılığı, onun üyelerinin birbirleriyle ilişkilerine bakılarak belirlenir; sistemin dışındaki dünya, bu belirlemede yer almaz. Öyleyse, iki kişi aynı inanç sistemine sahipse, biri dünyayla sürekli temas halinde, öbürü bütünüyle kopuk olsa bile, tutarlılıkçılığa göre ikisinin inançları aynı ölçüde gerekçelidir. Ders Ç1.8'de, Russell'ın, bir piskoposun cinayetten asıldığını anlatan iyi kurulmuş bir romanla tutarlılık hakikat kuramına yönelttiği itirazı görmüştük. Yalıtım itirazı, aynı sezginin gerekçe kuramına taşınmış biçimidir: roman yalnızca yanlış değildir, ona inanan biri de gerekçeli değildir.
Bu itiraz, yalıtım itirazının kardeşidir, ama farklı bir yerden vurur. Yalıtım itirazı, tek bir sistemin dünyayla bağını sorar; alternatif sistemler itirazı ise, birden çok sistem arasındaki seçimi. Bir masal yazarı, bir sistemi kurduktan sonra, aynı ustalıkla, onunla çelişen bir başkasını da kurabilir. Tutarlılık, her ikisinde de yüksekse, tutarlılıkçı ikisinden birini neden tercih etmelidir? Tutarlılık bir eşitlik bozucu değilse, gerekçe, en kötü durumda keyfi bir seçime dönüşür. Laurence BonJour, 1985 tarihli kitabında, bu iki itirazı, üçüncü bir itirazla, yani tutarlılığın doğruluğa götürüp götürmediği sorusuyla birlikte, tutarlılıkçılığa yöneltilen standart itirazlar olarak ele alır.
Ders Ç3.5'te, bu sorunun olasılıksal biçimini, imkânsızlık sonuçlarını, görmüştük. Burada sorunun yapısal yeri önemlidir: yalıtım ve alternatif sistemler itirazları, doğruluk sorununun iki ayrı belirtisidir. Bir sistem dünyadan yalıtılmış olabiliyorsa, tutarlılığı onun doğruluğu hakkında hiçbir şey söylemez. Birbiriyle çelişen birden çok sistem eşit derecede tutarlı olabiliyorsa, bunların en fazla biri doğru olabileceği için, tutarlılık, doğruluğun güvenilir bir işareti olamaz. İki itirazı karşılamak, sonunda doğruluk sorununa bir cevap vermeyi gerektirir.
Bu kavram, tutarlılıkçının yalıtım itirazına cevabının merkezindedir. Ders Ç3.5'te gördüğümüz BonJour'un Gözlem Gereksinimi, aslında bir duyarlılık koşuludur: sistem, kendiliğinden beliren gözlem inançlarını içermeli ve onlara güvenmelidir. Böyle bir sistem, dünya değiştiğinde değişir, çünkü dünyanın değişmesi, kendiliğinden beliren yeni inançlara yol açar, ve sistem onları dışarıda bırakamaz. Duyarlılık, sistemin bir iç özelliği değil, sistemin dünyayla ilişkisinin bir özelliğidir; bu yüzden, tutarlılıkçılığa bir dış öğe sokar. Bu öğenin, tutarlılıkçılığın ruhuna uyup uymadığı, bu dersin en önemli sorularından biridir.
BonJour'un alternatif sistemler itirazına cevabı, bu kavrama dayanır. Bir masal, bir anda, gerçek dünyaya dair inançlarımız kadar tutarlı olabilir. Ama masal, yeni gözlemlerle karşılaştığında tutarlılığını koruyamaz; ya gözlemleri dışarıda bırakır, ki Gözlem Gereksinimi bunu yasaklar, ya da onları içine aldığında çelişkilerle dolar. Gerçek dünyaya karşılık gelen bir sistem ise, yeni gözlemleri içine aldıkça, uzun vadede tutarlılığını koruma eğilimindedir. Öyleyse, uzun vadeli tutarlılık, eşit tutarlılıkta görünen sistemler arasında bir eşitlik bozucu olabilir.
Bu ayrım, itirazların ve cevapların gücünü değerlendirmek için gereklidir. Schlick'in uzak yıldızdaki masalı ya da Plantinga'nın dağcısı, küresel yalıtıma yakın vakalardır: sistemin bütünü, ya da en azından o andaki bütün algısal inançlar, deneyimden kopmuştur. Gündelik hayatta karşılaştığımız yalıtım ise çoğunlukla yereldir. Giriş'teki Defne'nin rüzgâra, pusulaya, saate dair inançları dünyaya bağlıdır; yalnızca konum inancı kopmuştur. Bir tutarlılıkçı cevap, küresel yalıtımı dışlamakta başarılı olup yerel yalıtım karşısında başarısız kalabilir. Bu dersin İtiraz 3'ünde göreceğimiz Davidson'ın cevabı, bu türden bir cevaptır. Yerel yalıtımı fark etmek de zordur, çünkü sistemin geri kalanının dünyaya bağlı olması, kopmuş bölgeye de bir güvenilirlik görüntüsü kazandırır.
Argüman
Bu bölüm, yalıtım itirazını, tutarlılıkçılığa karşı numaralı bir argüman olarak kuruyor.
- Tutarlılıkçılığa göre, bir inancın gerekçeli olup olmadığı, yalnızca onun ait olduğu inanç sisteminin tutarlılığına bağlıdır.
- Bir inanç sisteminin tutarlılığı, yalnızca sistemin üyeleri arasındaki ilişkilere bağlıdır; sistemin dışındaki dünyaya ya da kişinin deneyimlerine bağlı değildir.
- Öyleyse, dünyayla ya da deneyimle hiçbir bağı olmayan bir sistem, yeterince tutarlıysa, tutarlılıkçılığa göre gerekçelidir.
- Ama dünyayla ya da deneyimle hiçbir bağı olmayan bir sistemin inançları, ne kadar tutarlı olursa olsun, deneysel inançlar olarak gerekçeli değildir: bunlar, doğru olsalar bile ancak şans eseri doğru olurlar.
- Öyleyse, tutarlılıkçılık yanlıştır; ya da en azından, gerekçe için tutarlılık yeterli değildir.
Sonuç: Tutarlılık, deneysel gerekçe için yeterli bir koşul olamaz; bir inanç sistemi, gerekçeli olabilmek için, tutarlılığının yanı sıra, dünyaya bağlı olmalıdır. Bu sonuç, tutarlılığın gerekçede hiçbir rol oynamadığını söylemez; yalnızca, tek başına yetmediğini söyler.
Birinci öncül, saf tutarlılıkçılığın tanımıdır. Dördüncü öncül, güçlü bir sezgiye dayanır: Giriş'teki Defne, gece yarısından sonra, gerçek konumunu bilmiyordu, ve defterinin kusursuzluğu, onun konum inançlarını gerekçeli kılmıyordu; ya da en azından, sabaha doğru, gerekçeleri azalıyordu, çünkü dünyadan yeni bir girdi almıyordu. Üçüncü öncül, birinci ve ikinci öncüllerden mantıksal olarak çıkar. Dördüncü öncüldeki "şans eseri" ifadesi de önemlidir: Ders Ç1.11'deki Gettier vakalarını anımsatır, ama burada sorun, gerekçeli bir inancın şans eseri doğru çıkması değil, inancın gerekçesinin dünyayla hiçbir ilişkisinin olmamasıdır. Yalıtılmış bir sistemin bir inancı doğru çıkarsa, bu doğruluk, sistemin tutarlılığından değil, rastlantıdan gelir; tutarlılık, onu dünyanın nasıl olduğuna hiçbir biçimde bağlamamıştır.
En tartışmalı öncül: Yükü ikinci öncül taşıyor. Saf bir tutarlılıkçı bu öncülü kabul etmek zorundadır, ama BonJour'unki gibi incelikli bir tutarlılıkçılık onu reddedebilir. BonJour'a göre, deneysel gerekçe için gereken tutarlılık, sistemin yalnızca iç ilişkilerine değil, Gözlem Gereksinimi aracılığıyla, sistemin kendiliğinden beliren inançlara, yani dünyadan gelen girdilere, duyarlı olmasına da bağlıdır. Böyle bir sistem, tanımı gereği, dünyadan yalıtılmış olamaz. Ama bu cevabın bedeli, tutarlılığın artık saf bir iç özellik olmaktan çıkmasıdır. İkinci öncülü reddeden tutarlılıkçı, sistemin dışından gelen bir öğeyi, yani kendiliğinden beliren inançların nedensel kökenini, kurama sokmuş olur. Eleştirmenler, bu noktada tutarlılıkçının artık temelciliğe çok yaklaştığını söyler; tutarlılıkçının cevabı ise, kendiliğinden beliren inançların gerekçesinin, kökenlerinden değil, sistemin onlara dair inançlarından geldiğidir. Bu tartışma, Ders Ç3.7'deki sentezlere giden yolu açar.
İtirazlar ve cevaplar
Bu bölümde roller yer değiştiriyor: itirazları tutarlılıkçı yapıyor, ve dersin argümanını, yani yalıtım argümanını, dört ayrı yerden savunmaya çalışıyor.
İtiraz 1: Gözlem Gereksinimi yalıtımı tanım gereği dışarıda bırakır
BonJour'un kuramında, deneysel gerekçe yalnızca Gözlem Gereksinimi'ni karşılayan sistemlere tanınır. Bu gereksinimi karşılayan bir sistem, kendiliğinden beliren gözlem inançlarını içerir ve onlara güvenir; dünya değişince, yeni kendiliğinden inançlar belirir ve sistem onları dışarıda bırakamaz. Yalıtılmış bir sistem bu gereksinimi karşılamaz. Öyleyse argümanın üçüncü öncülü, BonJour'un kuramı için yanlıştır.
Cevap: Amerikalı filozof Alvin Plantinga, 1993 tarihli Warrant: The Current Debate (Güvence: Güncel Tartışma) kitabında, bu cevabı zorlayan bir düşünce deneyi kurdu; onu Örnek 2'de ayrıntılı göreceğiz. Bir dağcının inançları, bir beyin hasarı yüzünden, belli bir anda donup kalıyor; sonra kişi bambaşka yerlere götürülüyor, ama inançları değişmiyor. Donmuş sistem hâlâ tutarlıdır, ve gözlem inançlarının güvenilir olduğuna dair genel inançları da içerir. Eksik olan, sistemin sahip olduğu bir inanç değil, sistemle dünya arasındaki gerçek bir nedensel ilişkidir. BonJour'un gereksinimi, sistemin gözleme güvendiğini söyleyen inançlar içermesini ister; ama bu inançların sistem içinde bulunması, sistemin gerçekten deneyime duyarlı olmasını güvence altına almaz. Gereksinimi gerçek duyarlılığı isteyecek biçimde güçlendirmek, kurama bir dış koşul eklemek demektir. Öyleyse tutarlılıkçının iki seçeneği vardır: gereksinimi iç bir koşul olarak bırakıp Plantinga'nın vakasına teslim olmak, ya da onu bir dış koşula dönüştürüp saf tutarlılıkçılıktan vazgeçmek.
İtiraz 2: Uzun vadede tutarlılık eşitliği bozar
Alternatif sistemler itirazı, sistemleri belli bir anda donmuş halde karşılaştırır. Ama gerekçe, zamanda süren bir süreçtir. Gerçek dünyaya karşılık gelmeyen bir sistem, yeni gözlemlerle karşılaştıkça tutarlılığını kaybeder; dünyaya karşılık gelen sistem ise korur. Öyleyse, uzun vadede, eşit tutarlılıkta iki sistem kalmaz; tutarlılık eşitliği kendi kendine bozar.
Cevap: Bu cevap, birçok vakada doğrudur, ve Örnek 3'teki gökbilim tarihi onu kısmen doğrular. Ama cevabın iki zayıf yeri vardır. Birincisi, "uzun vade" bazen çok uzundur: birbirine rakip iki sistemin, yüz yılı aşkın bir süre boyunca, eldeki bütün gözlemlerle bağdaştırılabildiği görülmüştür. O süre içinde yaşayan biri için, uzun vadenin bir gün eşitliği bozacağını bilmek, şimdi hangi sisteme inanmanın gerekçeli olduğunu söylemez. İkincisi, cevap, uzun vadede doğru sistemin kazanacağını varsayar; bu da, tutarlılık ile doğruluk arasında bir bağ olduğunu, yani tam da doğruluk sorununun sorduğu şeyi, önceden kabul etmektir. Eşitliğin uzun vadede bile bozulmadığı vakaların, yani gözlemlerin hiçbir zaman iki kuram arasında seçim yapmaya yetmediği durumların mümkün olup olmadığı, eksik belirlenim sorunu adıyla Ders Ç5.16'da ayrıca tartışılacak.
İtiraz 3: İnanç, doğası gereği büyük ölçüde doğrudur
Amerikalı filozof Donald Davidson, 1983 tarihli "A Coherence Theory of Truth and Knowledge" (Hakikat ve Bilginin Bir Tutarlılık Kuramı) makalesinde, yalıtım itirazının bir varsayıma dayandığını söyledi: inançlarımızın bütününün yanlış olabileceği, yani bir inanç sisteminin dünyadan bütünüyle kopabileceği varsayımına. Davidson'a göre, bu varsayım tutarsızdır. Bir kişinin inançlarının ne olduğu, ancak bir yorumcunun, kişinin sözlerini ve davranışlarını, onları dünyadaki nedenleriyle ilişkilendirerek yorumlamasıyla belirlenebilir. En basit durumlarda, bir inancın konusu, o inanca yol açan nesnedir. Öyleyse inançlar, doğaları gereği, büyük ölçüde doğrudur; dünyadan bütünüyle kopuk bir inanç sistemi düşünülemez.
Cevap: Davidson'ın argümanı, yalıtım itirazına verilmiş en iddialı cevaplardan biridir, ama iki bedeli vardır. Birincisi, argüman, inanç içeriğinin nasıl belirlendiğine dair tartışmalı bir anlam ve yorum kuramına dayanır; bu kuramı kabul etmeyen biri için argümanın gücü azalır. İkincisi, argüman başarılı olsa bile, yalnızca bir kişinin inançlarının büyük çoğunluğunun doğru olduğunu gösterir; hangilerinin doğru olduğunu göstermez. Defne'nin konum inançlarının çoğu, örneğin teknenin Ege'de olduğu, gecenin karanlık olduğu, rüzgârın kuzeyden estiği, doğrudur; Davidson'ın argümanı bu kadarını güvence altına alabilir. Ama tek bir inancın, örneğin "şu an haritadaki işaretin olduğu yerdeyiz" inancının, gerekçeli olup olmadığı sorusuna cevap vermez. Yalıtım itirazı, en keskin biçiminde, küresel bir yalıtımdan çok, yerel yalıtımlarla ilgilidir: sistemin bir bölgesi dünyadan kopmuşken, geri kalanı bağlı kalabilir.
İtiraz 4: Temelcilik de aynı durumdadır
Yalıtım itirazı, tutarlılıkçılığa özgü değildir. Ders Ç1.9'da gördüğümüz yeni kötü cin vakasını hatırlayalım: bir kötü cinin aldattığı biri, bizimle aynı deneyimlere sahiptir, ve içselci bir temelciye göre, onun algı inançları da bizimkiler kadar gerekçelidir. Öyleyse, temelcinin temel inançları da dünyayla bağı güvence altına almaz. Tutarlılıkçıya yöneltilen itiraz, içselci temelciye de yöneltilebilir; argüman, tutarlılıkçılığa değil, içselciliğe karşıdır.
Cevap: Bu itiraz, haklı bir noktaya değiniyor ve argümanın kapsamını daraltıyor. İçselci bir temelci için de, temel inançların dünyaya bağlı olduğunu güvence altına alan şey, kişinin kendi bakış açısından erişilebilir değildir. Ama iki durum arasında bir fark kalır. Temelcinin temel inançları, en azından, kişinin deneyimleriyle tanımlanır: bir algı inancı, ancak kişinin o anki deneyimine dayanıyorsa temeldir. Deneyim değişirse, temel inançlar da değişir. Saf tutarlılıkçının sisteminde ise, deneyimle böyle bir tanımsal bağ yoktur; Plantinga'nın dağcısı, deneyimleri değiştiği halde tutarlı kalmaya devam eder. Kötü cin, kişiyi dünyadan koparır, ama deneyimden koparmaz; yalıtım itirazı ise, sistemin deneyimden de kopabileceğini gösterir. Öyleyse itiraz, tutarlılıkçılığın sorununun bir kısmını içselciliğe yükler, ama hepsini değil. Kısacası, iki kuram aynı sorunun farklı derecelerine maruzdur: içselci temelci dünyadan kopabilir, saf tutarlılıkçı ise hem dünyadan hem deneyimden. Bu ayrım, Modül Ç4'te içselcilik ve dışsalcılık tartışmasına döndüğümüzde yeniden işe yarayacak.
Örnekler
Örnek 1: Defne'nin defteri ve fener (kurgu)
Giriş'teki yelkenliye dönelim. Gece yarısından sonra, Defne'nin seyir defteri tutarlılığını koruyor, ama dünyayla bağı her saat biraz daha zayıflıyor; akıntı, defterin göremediği bir yerden etki ediyor. Yalıtım Sorusu'nun ilk adımıyla bakalım: sistemin hangi inançları deneyime duyarlı? Pusula rotası, hızölçerin gösterdiği hız ve saatler, her saat başı yeni okumalarla güncelleniyor; bu inançlar dünyaya değiyor. Ama konum inancı, bu okumalardan hesaplanıyor; konuma dair doğrudan bir gözlem yok. Sistemin tam o bölgesi, yani teknenin suyun içindeki gerçek kayması, hiçbir girdiye bağlı değil.
Sabaha karşı fener görünüyor. Defne, çakarların düzenini sayıyor ve seyir kitabındaki listeyle karşılaştırıyor: bu, haritadaki işaretin yakınındaki fener değil, birkaç mil güneydeki bir başka fener. Şimdi sistem ilk kez gerçek bir sınavla karşılaşıyor. Defne'nin iki seçeneği var. Ya feneri yanlış tanıdığını düşünerek defterine sadık kalacak, ya da defterin bir yerde dünyadan koptuğunu kabul edecek. Tutarlılık açısından ikisi de mümkün: Defne, çakarları yanlış saydığına dair bir açıklama ekleyerek sistemi koruyabilir. Ama bu açıklama, yeni bir gözlemi sistemin dışında tutmanın bir yoludur; Gözlem Gereksinimi bunu yasaklar. Defne ikinci yolu seçiyor, akıntıyı tahmin ediyor ve konumunu düzeltiyor. Örnek, yalıtımın her zaman bir bütün olarak değil, sistemin belli bir bölgesinde ortaya çıktığını, ve onu fark etmenin ancak dışarıdan gelen bir girdiyle mümkün olduğunu gösteriyor. Defne'nin ustalığı, yeni girdiyi sisteme uydurmak yerine, sistemi girdiye uydurmasındadır.
Örnek 2: Plantinga'nın esnekliğini yitirmiş dağcısı
Plantinga, Warrant: The Current Debate'te, tutarlılıkçılığa karşı "epistemik olarak esnekliğini yitirmiş dağcı" adını verdiği bir vaka kurar. Ric adında bir dağcı, Amerika'daki Grand Teton dağlarında, Storm Point'teki Guide's Wall adlı kaya duvarına tırmanıyor. Bir kaya çıkıntısında oturmuş, ip arkadaşını yukarı çekerken, solunda aşağıda Cascade Kanyonu'nun, tam karşısında Mount Owen'ın sarp duvarlarının olduğuna, iki yüz fit kadar aşağıda bir şahinin süzüldüğüne, güpegündüz olduğuna dair bir dizi inanca sahip. O anda, yüksek enerjili bir radyasyon patlaması bilişsel bir bozukluğa yol açıyor, ve inançları donup kalıyor: artık deneyimleri değişse de inançları değişmiyor. Ric güvenle aşağı indiriliyor ve bir süre sonra New York'taki Metropolitan Opera'ya, La Traviata gösterisine götürülüyor. Ric, salondaki herkesin gördüğünü görüyor, duyduğunu duyuyor; ama hâlâ kaya çıkıntısında oturduğuna inanıyor.
Ric'in inanç sistemi, son derece tutarlıdır: kaya çıkıntısındaki o anın bütün inançları birbiriyle uyuşur, birbirini destekler ve açıklar. Hiçbir yeni inanç bu tutarlılığı bozmaz, çünkü hiçbir yeni inanç oluşmaz. Saf tutarlılıkçılığa göre, Ric'in "kaya çıkıntısında oturuyorum" inancı gerekçelidir. Ama açıktır ki, opera salonunda oturan Ric'in bu inancı gerekçeli değildir. Plantinga'ya göre, vaka, tutarlılığın gerekçe için yeterli olmadığını gösterir; eksik olan, inançların deneyime uygun biçimde duyarlı olması, Plantinga'nın kendi diliyle, bilişsel yetilerin düzgün işlemesidir. Vakanın gücü, Ric'in sisteminde hiçbir iç kusur bulunmamasından gelir: tek kusur, sistemle dünya arasındaki bağın kopmuş olmasıdır, ve bu kusur, sistemin içinden görünmez.
Örnek 3: Tycho'nun sistemi ve Kopernik'in sistemi
Polonyalı gökbilimci Nikolaus Kopernik, 1543'te yayımlanan De revolutionibus orbium coelestium (Gök Kürelerinin Dönüşleri Üzerine) kitabında, Güneş'i merkeze, Dünya'yı ise Güneş çevresinde dönen gezegenlerden birinin yerine koydu. Danimarkalı gökbilimci Tycho Brahe ise, 1588'de yayımladığı bir kitapta, bir ara sistem önerdi: Dünya merkezde ve hareketsizdir; Güneş ve Ay, Dünya'nın çevresinde döner; öbür gezegenler ise Güneş'in çevresinde döner. Bu iki sistem, gezegenlerin gökyüzünde görülen konumları bakımından, geometrik olarak birbirine denktir: bir gözlemcinin Dünya'dan gördüğü göreli hareketler, iki sistemde de aynıdır. Ders Ç2.4'te, Hanson'un, Tycho ile Kepler'in gün doğumunu aynı biçimde görüp görmediği sorusunu ele aldığını görmüştük; burada soru, aynı gözlemleri açıklayan iki sistemden hangisine inanmanın gerekçeli olduğudur.
İtalyan gökbilimci Galileo Galilei, 1610'da teleskopla Venüs'ün evrelerini gözlemledi. Bu gözlem, Venüs'ün Güneş'in çevresinde döndüğünü gösteriyordu, ve Dünya merkezli eski Ptolemaios sistemini çürüttü; ama Tycho'nun sistemiyle uyuşuyordu, çünkü o sistemde de Venüs Güneş'in çevresinde döner. Böylece, on yedinci yüzyılın büyük bölümünde, iki tutarlı sistem, eldeki gözlemlerle geometrik olarak bağdaştırılabildi; Kepler'in yörüngeleri bile Tychocu çerçeveye aktarılabiliyordu. Eşitliği bozan, Dünya'nın hareketini doğrudan ortaya koyan yeni gözlemlerdi: İngiliz gökbilimci James Bradley'nin 1729'da yayımladığı yıldız ışığının sapınçlığı, Alman gökbilimci Friedrich Bessel'in 1838'de 61 Cygni yıldızı için ölçtüğü yıldız paralaksı, ve Fransız fizikçi Léon Foucault'nun 1851'de sergilediği sarkaç. Bu arada, Newton'un 1687 tarihli mekaniği de, Güneş merkezli sistemi, fizik bilgisinin geri kalanıyla çok daha tutarlı kılmıştı.
Örnek, iki tutarlılıkçı tezi birden sınar. Bir yandan, alternatif sistemler itirazının gerçek bir sorun olduğunu gösterir: tutarlı ve gözlemlerle uyumlu iki sistem, uzun bir süre yan yana durabilir. Öbür yandan, İtiraz 2'deki uzun vadeli tutarlılık cevabını da kısmen doğrular: eşitlik, sonunda, hem yeni gözlemlerle hem de sistemin fizik bilgisinin geri kalanıyla daha geniş bir uyumuyla bozuldu. Ama örnek, cevabın sınırını da gösterir: eşitliği bozan, sistemin iç tutarlılığının kendiliğinden artması değil, dışarıdan, gökyüzünden gelen yeni ölçümlerdi. Uzun vade, gözlemlerin gelmesini beklemektir.
Araç kartı: Yalıtım Sorusu
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir inanç sisteminin, ne kadar tutarlı olursa olsun, dünyaya nereden değdiğini ve o değme noktaları ortadan kalksa sistemin bunu fark edip edemeyeceğini sorar. Ayrıca eldeki gözlemlerle aynı ölçüde uyuşan bir rakip sistemin kurulup kurulamayacağını sınar. |
| Adımlar | 1) Sistemi, yani birbirini destekleyen inançları, kısaca yaz. 2) Hangi inançların doğrudan bir gözleme, ölçüme ya da deneyime dayandığını işaretle; bunlar değme noktalarıdır. 3) Hangi inançların yalnızca öbür inançlardan hesaplandığını ya da çıkarıldığını işaretle. 4) Karşı-olgusal soruyu sor: dünya bu inançların söylediğinden farklı olsaydı, sistemde ne değişirdi? Hiçbir şey değişmeyecekse, o bölge yalıtılmıştır. 5) Rakip sistemi kur: aynı değme noktalarıyla uyuşan, ama farklı bir sonuca varan bir sistem mümkün mü? 6) Eşitliği bozacak gözlemi adlandır: iki sistemi birbirinden ayıracak yeni bir girdi ne olurdu? |
| Ne zaman kullanılır | Bir açıklamanın kusursuz biçimde tutarlı göründüğü, ama dışarıdan doğrulanmadığı durumlarda; birinin, kendi görüşünü destekleyen her şeyi içine alıp karşı kanıtı açıklayarak dışarıda bıraktığı tartışmalarda; iki rakip açıklamanın eldeki kanıtlarla aynı ölçüde uyuştuğu durumlarda. |
| Sınırı | Araç, bir sistemin yalıtılmış olup olmadığını kesin olarak göstermez; yalnızca nerede yalıtılmış olabileceğini gösterir. Değme noktalarının gerçekten dünyaya değdiğini de, sonunda, ancak başka değme noktalarıyla sınayabiliriz. Beşinci adımda kurulan her rakip sistem, ciddiye alınması gereken bir rakip değildir; çok yapay rakipler, eşit tutarlılıkta değildir. |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
Yalıtım Sorusu'nun Karşı-görüş kapısına bağlı olması, beşinci adımdan gelir: bir sistemi sınamanın en keskin yolu, onunla aynı veriye sahip ama farklı sonuca varan bir rakibi ciddi biçimde kurmaktır.
Özet
- Yalıtım itirazı, tutarlılığın bir iç özellik olduğu için, dünyadan ya da deneyimden kopuk bir sistemin de tutarlılıkçılığa göre gerekçeli sayılacağını öne sürer; Ders Ç1.8'deki Russell'ın roman itirazının gerekçe kuramına taşınmış biçimidir.
- Alternatif sistemler itirazı, birbiriyle çelişen birden çok sistemin eşit tutarlılıkta olabileceğini, ve tutarlılığın aralarında seçim yapamayacağını öne sürer; iki itiraz da, tutarlılık ile doğruluk arasındaki bağı soran doğruluk sorununun belirtileridir.
- BonJour, Gözlem Gereksinimi ve uzun vadeli tutarlılıkla cevap verir; Plantinga'nın esnekliğini yitirmiş dağcısı, iç bir gereksinimin gerçek duyarlılığı güvence altına almadığını gösterir.
- Davidson, inançların doğası gereği büyük ölçüde doğru olduğunu savunarak küresel yalıtımı reddeder; ama argümanı, tek tek inançların ve yerel yalıtımların durumunu belirlemez.
- Yalıtım itirazının bir kısmı, kötü cin vakasında olduğu gibi, içselci temelciliğe de yöneltilebilir; ama saf tutarlılıkçılık deneyimden de kopabildiği için, itiraza daha açıktır.
- Tycho'nun ve Kopernik'in sistemleri, alternatif sistemlerin gerçek bir tarihsel örneğidir; eşitliği, sonunda dışarıdan gelen yeni gözlemler bozdu.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Alman filozof Moritz Schlick, 1934'te Erkenntnis dergisinde yayımlanan "Über das Fundament der Erkenntnis" (Bilginin Temeli Üzerine) makalesinde, Viyana Çevresi'ndeki arkadaşları Otto Neurath'ın ve Rudolf Carnap'ın protokol önermeleri tartışmasında savundukları görüşe, Schlick'in gözünde bir tutarlılık kuramına, şu itirazı yöneltti:
"Tutarlılık genel bir hakikat ölçütü olarak ciddiye alınacaksa, keyfî olarak uydurulmuş masalları da, öykü hiçbir zaman bir çelişki çıkmayacak biçimde kurulduğu sürece, tarihsel bir rapor ya da bir kimya ders kitabındaki önermeler kadar doğru saymak gerekir. Hayal gücümün yardımıyla, tuhaf serüvenlerle dolu grotesk bir dünya betimleyebilirim: tutarlılık filozofu, yeter ki önermelerimin birbiriyle uyumunu gözeteyim, ve öykümün sahnesini hiçbir gözlemin mümkün olmadığı uzak bir yıldıza yerleştirerek dünyanın olağan betimlemesiyle çatışmaktan sakınayım, anlattıklarımın doğruluğuna inanmak zorundadır."
Pasajın hemen devamında Schlick bir adım daha atar: masalcının bu önlemi almasına bile gerek yoktur; başkalarından, kendi betimlemesine uymalarını isteyebilir, çünkü tutarlılık kuramında gözlemlerin değil, yalnızca önermelerin birbiriyle uyumunun sözü edilir. Bu ek, tutarlılığın uyumun yönünü belirlemediğini gösterir. Schlick iki paragraf sonra alternatif sistemler itirazını açıkça kurar: tutarlılık ölçütüyle, birbiriyle bağdaşmayan istenildiği kadar çok tutarlı sisteme varılabilir.
Schlick'in hedefi, bir hakikat kuramıydı; ama pasajın gücü, gerekçe kuramına da aynen taşınır. Pasajın içinde, Schlick'in kendi temelci cevabının izleri de vardır. Masalcının, öyküsünü "hiçbir gözlemin mümkün olmadığı" bir yıldıza taşıma önlemi, Schlick'e göre, gözlemin sistemle çatışabilecek tek şey olduğunu gösterir. Schlick, makalenin ilerleyen bölümlerinde, bilginin temelinin, "şimdi burada mavi" türünden, anlık gözlem önermelerinden, onun deyimiyle "onaylamalardan" (Konstatierungen) oluştuğunu savunur. Ders Ç3.2'de gördüğümüz klasik temelciliğin bir biçimidir bu. Pasajın, masalın gözlemle çatışmaktan kaçınmak zorunda olduğunu söyleyen kısmı, bu dersin Yalıtım Sorusu'nun dördüncü adımının, yani karşı-olgusal sorunun, erken bir biçimidir: sistemin dünyayla bağını sınamak için, onu gözlemin ulaşabileceği bir yere taşımak gerekir.
Neurath ve Hempel, Schlick'e cevap verdi. Hempel, 1935'te Analysis dergisinde yayımlanan bir yazısında, iki tutarlı sistem arasındaki seçimin, kendi kültür çevremizdeki bilim insanlarının fiilen kabul ettiği sistem tarafından belirlendiğini öne sürdü. Bu cevap, alternatif sistemler itirazını, mantıksal bir sorun olmaktan çıkarıp toplumsal bir olguya dönüştürür; ama bu yüzden, doğruluk sorununa bir cevap olmaktan da çıkar. Bilim insanlarının bir sistemi kabul etmesi, onun neden doğru olma olasılığının daha yüksek olduğunu açıklamaz, meğer ki onların kabulünün gözlemlere duyarlı olduğu, yani tam da yalıtım itirazının sorduğu şey, varsayılsın.
Teknik ayrıntı
Bu bölüm, itirazlara verilen üç cevabın yapısını daha yakından inceliyor: BonJour'un cevaplarının mantığı, Davidson'ın her şeyi bilen yorumcu argümanı ve Lehrer'in doğruluk bağına dair cevabı.
BonJour'un üç cevabı. BonJour, 1985 tarihli kitabında, üç standart itiraza ayrı ayrı cevap verir. Alternatif sistemler itirazına cevabı, Gözlem Gereksinimi ile uzun vadeli tutarlılığın birleşimidir: Gözlem Gereksinimi'ni karşılayan ve zaman içinde yeni gözlem inançlarını içine alarak tutarlılığını koruyan bir sistem, masal yazarının keyfî olarak kurduğu bir sistemden farklıdır, çünkü onun içeriğini, yazarın tercihi değil, kendiliğinden beliren gözlem inançları belirler. Yalıtım itirazına cevabı da aynı gereksinime dayanır: gereksinimi karşılayan bir sistem, tanım gereği, girdiden yalıtılmış değildir. Doğruluk sorununa cevabı ise, Ders Ç3.5'te gördüğümüz meta-gerekçe argümanıdır: uzun vadede tutarlılığını koruyan, gözlemlere duyarlı bir sistemin bu istikrarının en iyi açıklaması, sistemin dünyaya karşılık gelmesidir. Bu üç cevabın ortak noktası, hepsinin kendiliğinden beliren gözlem inançlarına yük bindirmesidir. Plantinga'nın dağcısı, tam bu noktayı hedef alır: donmuş bir sistemde yeni kendiliğinden inanç belirmez, ama sistem, gözlem inançlarına güvendiğini söyleyen genel inançları içermeye devam eder. BonJour'un gereksinimi, bir sistemin gözleme ilke olarak güvenmesini ister; dağcının vakası, ilkede güvenmek ile fiilen duyarlı olmak arasındaki farkı ortaya çıkarır.
Davidson'ın her şeyi bilen yorumcusu. Davidson'ın İtiraz 3'teki görüşü, Davidson'ın birden çok yazısında kullandığı "her şeyi bilen yorumcu" adıyla bilinen bir argümanla desteklenir. Argümanın iskeleti şöyledir. Bir kişinin inançlarının içeriği, ilke olarak, onu yorumlayan biri tarafından belirlenebilir olmalıdır. Yorumcu, kişinin sözlerini ve tutumlarını, onlara yol açan dünyadaki koşullarla eşleştirerek yorumlar; bu eşleştirme, kişinin inançlarının çoğunu, yorumcunun kendi doğru inançlarıyla uyuşur kılar. Şimdi, dünyaya dair her şeyi bilen bir yorumcu düşünelim. Bu yorumcu, kişiyi yorumladığında, onun inançlarının çoğunu, kendi bütünüyle doğru inançlarına uygun bulacaktır. Öyleyse, kişinin inançlarının çoğu doğrudur. Davidson'ın 1983 makalesindeki ifadesiyle, inanç doğası gereği doğrudur (belief is in its nature veridical). Argümanın iki eleştirisi yaygındır. Birincisi, argüman, Ders Ç0.3'teki hayırseverlik ilkesinin yorum kuramındaki güçlü bir biçimine dayanır; bu ilkenin, bir argümanı okuma stratejisi olarak değil de, inanç içeriğinin ne olduğuna dair kurucu bir ilke olarak kabul edilmesi, tartışmalıdır. İkincisi, argüman, her şeyi bilen bir yorumcunun mümkün olduğunu varsayar; bu varsayımın kendisinin bir kanıtı yoktur. Argüman başarılı olsa bile, İtiraz 3'ün cevabında gördüğümüz gibi, yalnızca bir çoğunluğu güvence altına alır.
Lehrer'in doğruluk bağı. Ders Ç3.5'te Lehrer'in kişisel gerekçe ile bilgi arasındaki ayrımını görmüştük. Bu ayrım, yalıtım itirazına Lehrer'in cevabının da çekirdeğidir. Lehrer'e göre, kişisel gerekçe, kişinin kabul sistemine göreli bir tutarlılıktır, ve yalıtılmış bir sistemde de kişisel gerekçe bulunabilir. Ama bilgi için, kabulün, kabul sistemindeki yanlış kabuller çıkarıldığında da rakiplerini yenmeye devam etmesi gerekir. Yalıtılmış bir sistemin kabulleri yanlış kabuller içerdiği ölçüde, bu ikinci sınamadan geçemez. Böylece Lehrer, yalıtım itirazını, gerekçe düzeyinde kabul eder, bilgi düzeyinde reddeder. Bu cevap, doğruluk bağını tutarlılığın içinden değil, bilginin tanımına eklenen bir doğruluk koşulundan alır; yani yalıtılmış bir kişinin gerekçeli ama bilgisiz olabileceğini kabul eder. Bu, Ders Ç1.9'un içselci gerekçe anlayışıyla tutarlıdır, ama yalıtım itirazının gerekçe hakkındaki sezgisini, yani yalıtılmış kişinin gerekçeli olmadığı sezgisini, karşılamaz.
Plantinga'nın kendi tanısı. Plantinga, dağcı vakasını yalnızca tutarlılıkçılığa karşı kullanmaz; vaka, onun kendi kuramının da bir dayanağıdır. Plantinga, doğru inancı bilgiye dönüştüren niteliğe güvence (warrant) der ve onu gerekçeden (justification) ayırır. Ona göre bir inanç, uygun bir çevrede, doğruluğa yönelik bir tasarım planına göre düzgün işleyen bilişsel yetilerce üretildiğinde güvencelidir. Dağcının yetileri, radyasyondan sonra düzgün işlemez; inançları, deneyime tasarlandığı biçimde tepki vermez. Bu tanı, düzgün işlev kuramı adıyla, dışsalcı kuramların bir örneğidir.
Güncel tartışma
Yalıtım itirazı, yirmi birinci yüzyılda beklenmedik bir yerde yeniden canlandı: bilgi ortamlarının epistemolojisinde. Amerikalı filozof C. Thi Nguyen, 2020'de Episteme dergisinde yayımlanan "Echo Chambers and Epistemic Bubbles" (Yankı Odaları ve Epistemik Kabarcıklar) makalesinde, iki farklı yalıtım biçimini birbirinden ayırdı. Epistemik kabarcık, kişinin, bazı görüşlerle hiç karşılaşmadığı, onlar dışarıda kaldığı için bilgisiz kaldığı bir ortamdır; kabarcık, eksik bilginin ürünüdür ve kişi o görüşlerle karşılaştırıldığında genellikle dağılır. Yankı odası ise, dışarıdaki kaynakların, etkin olarak itibarsızlaştırıldığı bir topluluktur: kişi karşıt görüşlerle karşılaşır, ama onları, dışarıdakilerin güvenilmez, kötü niyetli ya da kandırılmış olduğuna dair inançlar yüzünden, ciddiye almaz.
Nguyen'in ayrımı, bu dersin kavramlarıyla doğrudan ilişkilidir. Bir yankı odası, yalnızca dünyadan kopmuş bir sistem değildir; kendi kopukluğunu korumak için gereken inançları da içeren, yüksek tutarlılıkta bir sistemdir. Karşıt bir kanıt geldiğinde, sistem onu dışarıda bırakmak için hazır bir açıklamaya sahiptir: kanıtın kaynağı güvenilmezdir. Bu, Örnek 1'de Defne'nin reddettiği yolun, yani yeni gözlemi sisteme uydurarak etkisiz kılmanın, kurumsallaşmış biçimidir. BonJour'un Gözlem Gereksinimi, yankı odasının içindeki kişi için ilginç bir soruna dönüşür: kişi, kendi gözlemlerine güvenebilir, ama tanıklığa, yani Ders Ç2.13'ün konusu olan başkalarının sözüne, seçici biçimde güvenir. Nguyen'e göre, yankı odasındaki kişinin akıl yürütmesi, içeriden bakıldığında, kusurlu görünmeyebilir; sorun, güvenin dağılımındadır. Bu, yalıtım itirazının içselci tutarlılıkçılığa yönelttiği sorunun, toplumsal bir ölçekte yeniden ortaya çıkmasıdır.
Nguyen'in önerdiği çıkış yolu da, bu dersin araçlarıyla karşılaştırılabilir. Kabarcık, yeni bilgiyle dağılabilir. Yankı odası ise dağılmaz, çünkü yeni bilgi, odanın içindeki güven yapısı tarafından süzülür. Nguyen, Descartes'ın yöntemli kuşkusunu anımsatan bir tür toplumsal yeniden başlatma önerir: kişi, kaynaklarına duyduğu güveni geçici olarak askıya alıp, onları baştan değerlendirmelidir. Nguyen, bunun bir bireyden istenebilecek şeylerin sınırını zorladığını da kabul eder. Bu öneri, Neurath'ın gemisiyle bir gerilim içindedir: Ders Ç1.8'deki imgeye göre, gemiyi açık denizde, tahtaları birer birer değiştirerek onarabiliriz; bütünüyle söküp yeniden kuramayız. Nguyen, yankı odasının zararının tek tek inançlar düzeltilerek giderilemeyeceğini söyler; ama onun kendi örneğinde de, Derek Black'in hikâyesinde, dönüm noktası dışarıdan birine duyulan güvendir. Yankı odasından çıkış, belki de, tek bir dış değme noktasıyla başlar; Defne'nin feneri gibi.
Bu tartışmanın felsefi sonucu, yalıtım itirazının yalnızca bir düşünce deneyi olmadığıdır. Gerçek inanç sistemleri, kısmen yalıtılabilir, ve bu yalıtım, sistemin iç tutarlılığını azaltmak yerine artırabilir. Bir sistemin tutarlılığının yüksek olması, onun dünyayla bağının güçlü olduğunu göstermez; bazen, tam tersine, bağın koparıldığının işaretidir. Bu sonuç, Ders Ç3.7'deki sentezlerin neden hem tutarlılığa hem de deneyime yer vermek zorunda olduğunu açıklar.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir mahalle derneğinin yöneticisi Cemil Bey, derneğin kasasından son üç ayda düzenli olarak para eksildiğine inanıyor ve bunu, derneğin eski saymanı Hülya Hanım'a bağlıyor. Cemil Bey'in açıklaması kusursuz biçimde birbirine uyuyor: eksikler Hülya Hanım'ın görevde olduğu aylara denk geliyor, Hülya Hanım bu dönemde yeni bir telefon almış, bir toplantıda kasa defterini göstermekte geç kalmış, ve görevi bıraktıktan sonra eksikler durmuş. Derneğin genç üyesi Ozan, Cemil Bey'e Yalıtım Sorusu'nu uyguluyor. (Durum kurgudur.)
Adım 1, sistem. Cemil Bey'in sistemi: (a) kasadan para eksildi; (b) eksikler Hülya Hanım'ın görev aylarına denk geliyor; (c) Hülya Hanım yeni bir telefon aldı; (d) defteri geç gösterdi; (e) o gidince eksikler durdu; (f) öyleyse parayı Hülya Hanım aldı.
Adım 2, değme noktaları. Doğrudan bir sayıma ya da belgeye dayanan inançlar hangileri? (a), banka dökümüyle karşılaştırılmış bir kasa sayımına dayanıyorsa, bir değme noktasıdır. (b) ve (e), tarihlere dayanıyor; bunlar da kayıtlarla doğrulanabilir. (c) ve (d), gözlemlere dayanıyor, ama bunlar Hülya Hanım'ın para alıp almadığına dair değil, başka şeylere dair gözlemler.
Adım 3, çıkarılan inançlar. (f), doğrudan bir gözleme dayanmıyor; öbür inançlardan çıkarılıyor. Sistemin yükünü taşıyan inanç, hiçbir değme noktasına doğrudan bağlı değil.
Adım 4, karşı-olgusal soru. Hülya Hanım para almamış olsaydı, sistemde ne değişirdi? Ozan dikkatle bakıyor: hiçbir şey değişmezdi. Telefon, Hülya Hanım'ın kendi parasıyla alınmış olabilir; defterin gecikmesi başka bir nedenle olabilir; eksiklerin onun gidişiyle durması, aynı dönemde başka bir şeyin değişmesinden kaynaklanabilir. (c), (d) ve (e), Hülya Hanım'ın suçlu olduğu dünyada da, suçsuz olduğu dünyada da büyük olasılıkla gerçekleşirdi. Sistemin (f) bölgesi, dünyaya bağlı değil.
Adım 5, rakip sistem. Ozan rakip bir açıklama kuruyor: aynı üç ayda, dernek, aidat ödemelerini elden toplamaktan banka havalesine geçmiş; geçiş döneminde bazı ödemeler kayda iki kez girmiş, bazıları hiç girmemiş; Hülya Hanım'ın gidişiyle aynı ay, geçiş tamamlanmış. Bu açıklama da (a), (b) ve (e)'yi açıklıyor, (c) ve (d) ile çelişmiyor. İki sistem, eldeki değme noktalarıyla aynı ölçüde uyuşuyor.
Adım 6, eşitliği bozacak gözlem. İki sistemi ne ayırır? Banka dökümleri ile aidat listesinin satır satır karşılaştırılması. Eksikler, kayda iki kez girmiş ya da hiç girmemiş ödemelerle açıklanıyorsa, ikinci sistem kazanır. Kasadan nakit olarak, kayıt dışı bir biçimde çıkmışsa, ilk sistem güçlenir, ama yine de Hülya Hanım'ı gösteren doğrudan bir kanıt gerekir.
Sonuç. Cemil Bey'in açıklamasının tutarlılığı, onun doğruluğunun kanıtı değildi; tam tersine, açıklamanın en önemli inancı, sistemin dünyaya hiç değmeyen bölgesinde duruyordu. Yalıtım Sorusu, bir suçlamanın ne kadar iyi birbirine uyduğunu değil, dünyanın farklı olması durumunda değişip değişmeyeceğini sordu. Ve rakip bir sistem kurmak, Cemil Bey'in açıklamasını çürütmedi, ama onun neden henüz gerekçeli olmadığını gösterdi: aynı verilerle uyuşan, birini suçlamayan bir açıklama vardı.
Pratik: Alıştırmalar
- Yalıtım itirazı ile alternatif sistemler itirazını kendi sözlerinle ayırt et. Her biri için, bu derste kullanılmayan, gündelik hayattan birer örnek ver.
- Plantinga'nın dağcı vakasının, BonJour'un Gözlem Gereksinimi'ne neden bir sorun yarattığını açıkla. Gereksinim, dağcının vakasını dışarıda bırakacak biçimde nasıl yeniden yazılabilir, ve bu yeniden yazımın tutarlılıkçılık için bedeli ne olur?
- Davidson'ın argümanı başarılı olsa bile, Giriş'teki Defne'nin, gece yarısından sonra, "şu an haritadaki işaretin olduğu yerdeyiz" inancının gerekçeli olup olmadığı sorusuna neden cevap vermez?
Cevapları göster
- Yalıtım itirazı, tek bir sistemin dünyayla bağını sorar: sistem, dünyadan kopuk olduğu halde tutarlı kalabilir mi? Alternatif sistemler itirazı ise, birden çok sistem arasındaki seçimi sorar: birbiriyle çelişen iki sistem eşit derecede tutarlıysa, tutarlılık hangisini seçeceğimizi söyler mi? Yalıtım için bir örnek: yıllarca aynı hastalık belirtisine sahip olduğuna inanan ve her yeni testi "testler bu hastalığı göstermez" diyerek dışarıda bırakan biri; inanç sistemi tutarlıdır, ama hiçbir gözlem onu değiştiremez. Alternatif sistemler için bir örnek: bir bitkinin solmasını, biri az sulamaya, öbürü fazla sulamaya bağlayan iki açıklama; her ikisi de sararmış yaprakları ve gevşek gövdeyi açıklayabilir, ve toprağın nemi ölçülmeden aralarında seçim yapılamaz. Öğrencinin örnekleri, ilk itirazda sistemin girdiye duyarsızlığını, ikincisinde ise aynı girdiyle uyuşan iki sistemi göstermelidir.
- BonJour'un gereksinimi, sistemin, gözlem inançlarının güvenilir olduğuna dair inançlar içermesini ve kendiliğinden beliren gözlem inançlarına güvenmesini ister. Dağcının donmuş sistemi, gözlem inançlarına güvendiğini söyleyen genel inançları içermeye devam eder; yeni kendiliğinden inançlar ise oluşmaz, bu yüzden sistem hiçbir zaman onlarla çatışmaz. Gereksinim, iç bir koşul olarak, karşılanmış görünür. Gereksinimi, dağcıyı dışarıda bırakacak biçimde yeniden yazmanın yolu, sistemin, deneyim değiştiğinde fiilen yeni gözlem inançları üretmesini, yani gerçek bir nedensel duyarlılığı şart koşmaktır. Bedeli şudur: bu koşul, kişinin bakış açısından erişilebilir bir inanç ilişkisi değil, kişi ile dünya arasındaki bir nedensel ilişkidir. Tutarlılıkçılık, böylece bir dış koşul edinir, ve hem saf tutarlılıkçılıktan hem de içselcilikten uzaklaşır.
- Davidson'ın argümanı, bir kişinin inançlarının büyük çoğunluğunun doğru olduğunu gösterir; hangi tek tek inançların doğru olduğunu göstermez. Defne'nin inançlarının çoğu, örneğin teknenin Ege'de olduğu, pusulanın kuzeyi gösterdiği, rüzgârın yönü, doğrudur; argüman bunlarla uyumludur. Ama konum inancı, sistemin dünyadan yerel olarak kopmuş bir bölgesindedir: akıntı, defterin hiçbir girdisine yansımıyor. Davidson'ın argümanı, küresel bir yalıtımın imkânsız olduğunu gösterse bile, yerel bir yalıtımın mümkün olduğunu reddetmez. Defne'nin konum inancının gerekçesi, bu yerel bölgenin dünyaya ne ölçüde bağlı olduğuna bağlıdır; ve gece ilerledikçe, bu bağ zayıflar.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir apartmanda, birkaç komşu, bahçedeki çiçeklerin bir gece içinde koparılmasını, yeni taşınan kiracının bahçeye karşı tutumuna bağlıyor; kiracı bahçe aidatına itiraz etmiş, bir kez çiçeklerin fazla su tükettiğini söylemiş. Zayıf çalışma: "Her şey birbirine uyuyor; öyleyse kiracı yaptı." Güçlü çalışma: "Değme noktaları: çiçekler koparılmış, bu bir gözlem; kiracı aidata itiraz etmiş, bu bir kayıt. Ama 'kiracı kopardı' inancı, hiçbir doğrudan gözleme dayanmıyor; kiracı koparmamış olsaydı da öbür inançlar aynen geçerli olurdu. Rakip sistem: aynı gece mahallede başka bahçelerden de çiçek koparıldığı söyleniyor; bu, yerel bir anlaşmazlıkla değil, başka bir nedenle açıklanabilir. Eşitliği bozacak gözlem: komşu bahçelere sormak, ya da apartmanın kapı kamerasının kaydına bakmak. Sonuç: suçlama tutarlı ama yalıtılmış; gerekçeli olması için dışarıdan bir değme noktası gerek."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Değme noktaları | Sistemin hangi inançlarının doğrudan bir gözleme ya da kayda dayandığı, hangilerinin çıkarıldığı ayrılmış |
| Karşı-olgusal sınama | Kilit inanç yanlış olsaydı sistemde neyin değişeceği açıkça sorulmuş |
| Rakip sistem | Aynı değme noktalarıyla uyuşan ciddi bir rakip açıklama kurulmuş; yapay bir rakiple yetinilmemiş |
| Gerekçeli sonuç | Argüman, açıklamayı ne körü körüne kabul ediyor ne de çürütülmüş sayıyor; eşitliği bozacak gözlemi adlandırıyor |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç3.5) Ders Ç3.5'te BonJour'un Gözlem Gereksinimi ne istiyordu? Bu gereksinim, bu dersin hangi itirazına cevap olarak işe yarıyor, ve hangi vaka onu zorluyor?
- (Ders Ç1.8) Ders Ç1.8'de Russell, tutarlılık hakikat kuramına hangi örnekle itiraz etmişti? Bu itiraz ile bu dersteki yalıtım itirazı arasındaki fark nedir?
- (Ders Ç1.9) Ders Ç1.9'daki yeni kötü cin vakası neyi gösteriyordu? Bu vaka, bu dersin İtiraz 4'ünde nasıl kullanılıyor?
Cevapları göster
- Ders Ç3.5'te Gözlem Gereksinimi, deneysel gerekçe için, bir inanç sisteminin, kendiliğinden beliren, yani çıkarımla ortaya çıkmayan gözlem inançlarını içermesini ve onlara güvenmesini istiyordu. Bu gereksinim, bu dersin yalıtım itirazına cevap olarak işe yarar: gereksinimi karşılayan bir sistem, yeni gözlem inançlarını dışarıda bırakamayacağı için, dünyadan yalıtılmış olamaz. Plantinga'nın esnekliğini yitirmiş dağcısı, gereksinimi zorlar: donmuş bir sistem, gözleme güvendiğini söyleyen inançları içermeye devam eder, ama fiilen hiçbir yeni gözlem inancı üretmez.
- Ders Ç1.8'de Russell, tutarlılık hakikat kuramına, bir piskoposun cinayetten asıldığını söyleyen yanlış bir önermenin, yeterince dikkatli kurulmuş bir romanın bütün öbür önermeleriyle tutarlı olabileceği örneğiyle itiraz etmişti. Russell'ın itirazı, hakikatle ilgiliydi: tutarlılık, doğruluğu tanımlayamaz, çünkü tutarlı bir roman yanlış olabilir. Bu dersteki yalıtım itirazı ise, gerekçeyle ilgilidir: tutarlılık, gerekçeyi sağlayamaz, çünkü dünyadan kopuk tutarlı bir sisteme inanan biri, gerekçeli değildir. Bir tutarlılıkçı, hakikatin karşılık olduğunu kabul edip Russell'ın itirazından kurtulabilir; ama yalıtım itirazından bu yolla kurtulamaz.
- Ders Ç1.9'daki yeni kötü cin vakası, bir kötü cin tarafından aldatılan birinin, bizimle aynı deneyimlere ve aynı akıl yürütmelere sahip olduğu için, içselci bir anlayışa göre, inançlarında bizim kadar gerekçeli olduğunu gösteriyordu; ama onun inançları güvenilir süreçlerden gelmiyordu. Bu dersin İtiraz 4'ünde, vaka, yalıtım itirazının yalnızca tutarlılıkçılığa değil, içselci temelciliğe de yöneltilebileceğini göstermek için kullanılıyor: kötü cinin kurbanı, dünyadan kopuktur, ama içselci temelciye göre gerekçelidir. Cevap, kötü cinin kurbanının dünyadan kopuk olduğunu, ama deneyimden kopuk olmadığını; saf tutarlılıkçının sisteminin ise deneyimden de kopabileceğini belirtiyor.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Yalıtım itirazı nedir? | Tutarlılık bir iç özellik olduğu için, dünyadan ya da deneyimden kopuk tutarlı bir sistemin de tutarlılıkçılığa göre gerekçeli sayılacağı itirazı. |
| Alternatif sistemler itirazı nedir? | Birbiriyle çelişen birden çok sistemin eşit tutarlılıkta olabileceği, ve tutarlılığın aralarında seçim yapamayacağı itirazı. |
| Doğruluk sorunu nedir? | Tutarlı sistemleri büyük olasılıkla doğru kılan bir bağın gösterilmesi gerektiği; iki itirazın ortak kökü. |
| Schlick'in masal itirazı nedir? | Tutarlılık hakikat ölçütüyse, çelişkisiz kurulmuş keyfî bir masal da kimya ders kitabı kadar doğru sayılmalıdır (1934). |
| Plantinga'nın dağcısı neyi gösterir? | İnançları donup kalmış ama tutarlı bir sistem, deneyime duyarlı olmadığı için gerekçeli değildir; tutarlılık yeterli değildir (1993). |
| BonJour'un alternatif sistemlere cevabı nedir? | Gözlem Gereksinimi ve uzun vadeli tutarlılık: gözlemlere duyarlı ve zamanla tutarlılığını koruyan sistem, keyfî bir sistemden ayrılır. |
| Davidson'ın cevabı nedir? | İnanç doğası gereği büyük ölçüde doğrudur; dünyadan bütünüyle kopuk bir inanç sistemi düşünülemez (1983); ama yerel yalıtımı dışlamaz. |
| Yankı odası ile epistemik kabarcık nasıl ayrılır? | Kabarcıkta dış görüşler eksiktir; yankı odasında dış kaynaklar etkin olarak itibarsızlaştırılır (Nguyen, 2020). |
Okuma listesi
- Moritz Schlick, "The Foundation of Knowledge", çev. David Rynin, A. J. Ayer (ed.), Logical Positivism (The Free Press, 1959) içinde. Masal itirazı ve onaylamalar.
- Laurence BonJour, The Structure of Empirical Knowledge (Harvard University Press, 1985). Üç standart itiraz ve cevapları.
- Alvin Plantinga, Warrant: The Current Debate (Oxford University Press, 1993). Tutarlılıkçılık üzerine bölümler ve esnekliğini yitirmiş dağcı.
- Donald Davidson, "A Coherence Theory of Truth and Knowledge" (1983), E. LePore (ed.), Truth and Interpretation (Blackwell, 1986) içinde. İnancın doğası gereği doğru olduğu (veridical) tezi.
- C. Thi Nguyen, "Echo Chambers and Epistemic Bubbles", Episteme 17 (2020). Yalıtımın toplumsal biçimleri.
Sonraki derse köprü
Bu dersin itirazları, tutarlılıkçıyı bir yol ayrımına getirdi. Sistemin dünyaya bağlanması için deneyime bir rol tanımak gerekiyor; ama deneyime gerekçe sağlayan bir rol tanımak, temelciliğe kapı açmak demek. Öbür yandan, Ders Ç3.4'te temelciliğin de kendi sorunları olduğunu görmüştük: temel inançların, başka hiçbir inanca dayanmadan gerekçe sağlaması, Sellars'ın ikilemiyle zorlanıyordu. İki görüşün her biri, öbürünün en güçlü olduğu yerde zayıf görünüyor. Ders Ç3.7, iki görüşü birleştirmeye çalışan sentezleri inceliyor; başlığındaki iki imge, gerekçenin bir piramit gibi temelden yukarıya mı yükseldiğini, yoksa bir sal gibi, tahtalarının birbirine bağlanmasıyla mı yüzdüğünü soruyor. Ders, bir inancın hem deneyimden hem de öbür inançlardan aldığı desteği aynı anda görmek için Çapraz Destek Haritası adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: En kolay ikna olduğun açıklamalardan birini düşün. Ona seni ikna eden, parçalarının birbirine uyması mıydı, yoksa dünyadan gelen bir şey mi? İkisini birbirinden ayırabiliyor musun?