Giriş
Bir kazı ekibi, Anadolu'da bir höyükte, bir yangın katmanının ne zaman oluştuğunu belirlemeye çalışıyor. Ekibin elinde dört tür kanıt var. Katmanda bulunan birkaç sikke, belirli bir hükümdar dönemine ait görünüyor; ama sikkeler, basıldıktan sonra uzun süre dolaşımda kalabilir. Çömlek parçalarının biçimi, yaklaşık bir yüzyıllık bir döneme işaret ediyor; ama biçim dönemleri birbirine karışabilir. Yanmış tahıl tanelerinden alınan örneklerin radyokarbon tarihlemesi, birkaç on yıllık bir hata payıyla bir aralık veriyor. Ve katmanın, üstündeki ve altındaki katmanlarla ilişkisi, yani tabakalanma, onun hangi katmanlardan sonra, hangilerinden önce oluştuğunu gösteriyor.
Bu kanıtların hiçbiri, tek başına, katmanın tarihini kesin olarak belirlemiyor. Ama dördü, aynı dar aralığa işaret ettiğinde, ekip, katmanın tarihine büyük bir güvenle inanıyor. Bu güvenin kaynağı nedir? Tek bir kanıtın gücü değil; kanıtların birbirini desteklemesi, birbirine uyması, birbirini açıklaması. Sikkelerin tarihi, çömleklerin biçimini, radyokarbon sonucu sikkelerin tarihini, tabakalanma ise hepsini doğruluyor. Ekibin inancı, bir temel taşına değil, bir ağın bütününe dayanıyor.
Kazı ekibinin bu akıl yürütmesi, epistemolojide uzun bir geleneği olan bir sezgiyi taşıyor. Davidson'ın Ders Ç3.4'te gördüğümüz sonucu, yani gerekçenin yalnızca inançlar arasında dolaştığı düşüncesi, doğruysa, kazı ekibinin güveni de bir temel taşından değil, kanıtların karşılıklı uyumundan geliyor olmalı. Tutarlılıkçılık, bu sezgiyi bir gerekçe kuramına dönüştürür. Ders Ç1.8'de tutarlılığı bir hakikat kuramı olarak görmüştük; burada ise tutarlılık, hakikatin değil, gerekçenin ölçüsüdür. Bu ders, kuramın en ayrıntılı iki biçimini, BonJour'un ve Lehrer'in kuramlarını, tutarlılığın ne olduğuna dair nitel ve sayısal çözümlemeleri, ve kuramın karşılaştığı dört itirazı inceliyor. Dersin sonunda, bir kanıt kümesinin parçalarının birbirini ne kadar desteklediğini adım adım değerlendirmek için Tutarlılık Ölçümü'nü kullanacağız.
Bu dersin kazanımları:
- Gerekçe kuramı olarak tutarlılıkçılığı, doğrusal ve bütünsel gerekçe ayrımını, BonJour'un tutarlılık koşullarını, açıklayıcı tutarlılığı ve Lehrer'in kabul sistemi kavramını açıklarsın. (anla)
- Bir inanç kümesine Tutarlılık Ölçümü'nü uygulayarak onun mantıksal ve olasılıksal uyumunu, açıklayıcı bağlarını, anomalilerini ve bölünmüşlüğünü değerlendirirsin. (uygula)
- Tutarlılıkçılığın döngüsellik, gözlem girdisi ve erişim itirazlarına verdiği cevapları gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Kavramlar bölümü önce tutarlılıkçılığı ve onun temel yapısal ayrımını, sonra tutarlılığın ne olduğuna dair iki çözümlemeyi, ve en son, tutarlılığı kişinin bakış açısına bağlayan bir kavramı tanımlıyor.
Tutarlılıkçılık, Agrippa'nın gerileme argümanının, Ders Ç3.1'de kurduğumuz biçimiyle, dördüncü öncülünün bir kısmını reddeder: döngünün, yani inançların birbirini desteklemesinin, gerekçe sağlayamayacağı iddiasını. Ama bu reddi, doğrusal bir döngüyü savunarak yapmaz. Tutarlılıkçının iddiası, "A, B'yi; B, C'yi; C de A'yı gerekçelendirir" türünden bir çember değildir. İddia, bir inancın gerekçesinin, tek tek başka inançlardan değil, bütün bir sistemin özelliğinden, yani sistemin tutarlılığından geldiğidir. Ders Ç1.8'de gördüğümüz Neurath'ın gemisi, bu görüşün en bilinen imgesidir: gemiyi, kuru bir havuza çekip temelden yeniden yapamayız; onu açık denizde, tahtalarını tek tek değiştirerek onarırız, ve gemiyi su üstünde tutan, tek bir tahta değil, tahtaların birbirine uyumudur.
Bu ayrım, Amerikalı filozof Laurence BonJour'un 1985 tarihli The Structure of Empirical Knowledge kitabında merkezi bir yer tutar. Ders Ç3.4'te BonJour'un Sellars'ın ikilemini yalın biçimde ifade ettiğini görmüştük; aynı kitap, tutarlılıkçılığın en ayrıntılı savunularından biridir. BonJour'a göre, gerekçe iki düzeyde düşünülmelidir. Yerel düzeyde, tek bir inancın gerekçesi sorulduğunda, gerçekten de başka bir inanca, doğrusal bir biçimde başvururuz. Ama küresel düzeyde, yani inanç sisteminin bütününün gerekçesi sorulduğunda, doğrusal bir zincir söz konusu değildir; sistem, kendi tutarlılığıyla gerekçelidir. Gerileme sorunu, yerel düzeyde bir zincir gibi görünür; ama küresel düzeyde bir zincir değil, bir ağ vardır, ve ağın gerekçesi, onun parçalarından birine dayanmaz.
Tutarlılık, mantıksal tutarlılıktan, yani çelişkisizlikten çok daha zengin bir kavramdır. "Bugün salı", "Ay peynirden yapılmıştır" ve "Yedi asal bir sayıdır" önermeleri, birbiriyle çelişmez; ama birbirini hiçbir biçimde desteklemez. Bu küme, mantıksal olarak tutarlıdır, ama tutarlılıkçının anladığı anlamda tutarlı değildir. BonJour'un koşulları, bu zenginliği yakalamaya çalışır. Mantıksal tutarlılık gereklidir, ama yeterli değildir. Olasılıksal uyum, inançların birbirini olası kılmasıdır. Çıkarımsal bağlar, inançlardan birinin öbürünü desteklediği ilişkilerdir; ne kadar çok ve ne kadar güçlüyse, tutarlılık o kadar yüksektir. Alt sistemlere bölünmüşlük, birbiriyle bağlantısız inanç kümelerinin varlığıdır; tutarlılığı azaltır. Açıklanmamış anomaliler, yani sistemin geri kalanıyla uyuşmayan ve açıklanamayan inançlar ya da gözlemler, tutarlılığı azaltır.
Bu görüş, Ders Ç0.7'de gördüğümüz en iyi açıklamaya çıkarımın tutarlılıkçı bir yeniden yorumudur. Amerikalı filozof Gilbert Harman, 1986 tarihli Change in View (Görüş Değişikliği) kitabında, inanç değişikliğinin, kişinin inanç sisteminin açıklayıcı tutarlılığını artırmayı, var olan inançları gereksiz yere değiştirmeme ilkesiyle, yani muhafazakârlıkla, dengeleyerek yapılması gerektiğini savundu. Kanadalı filozof ve bilişsel bilimci Paul Thagard ise, 1989'da Behavioral and Brain Sciences dergisinde yayımlanan "Explanatory Coherence" (Açıklayıcı Tutarlılık) makalesinde, bu fikri hesaplamalı bir modele dönüştürdü. Thagard'ın modeli, hipotezleri ve kanıtları bir ağın düğümleri olarak, açıklama ve çelişki ilişkilerini ise düğümler arasındaki bağlar olarak temsil eder, ve ağın en tutarlı durumunu hesaplar. Giriş'teki kazı ekibinin akıl yürütmesi, açıklayıcı tutarlılığın gündelik bir örneğidir: katmanın belirli bir tarihte oluştuğu hipotezi, dört kanıtın hepsini birden açıklar.
Ders Ç2.12'de Lehrer'i, Theory of Knowledge kitabındaki Truetemp vakasıyla görmüştük; aynı kitap, tutarlılıkçılığın bir başka önemli biçimini savunur. Lehrer'in tutarlılık anlayışı, BonJour'unkinden farklıdır. Lehrer'e göre tutarlılık, bir sistemin genel bir özelliği değil, belirli bir kabulün, kişinin kabul sistemi karşısındaki durumudur. Bir kabulün "rakibi", kişinin kabul sistemine göre onu daha az makul kılan bir önermedir. Örneğin, "duvardaki saat öğleden sonra üçü gösteriyor, öyleyse saat üç" kabulünün bir rakibi, "saat durmuş olabilir" önermesidir. Kişi, kabul sistemine göre, bu rakibi yenebiliyorsa, yani saatin çalıştığına dair kabul ettiği başka şeyler, örneğin saatin saniye kolunun hareket ettiğini gördüğü, varsa, kabulü gerekçelidir. Lehrer'in görüşü, tutarlılığı, kişinin bakış açısına ve kişinin kendi kabullerine bağlar; bu, onu içselci bir tutarlılıkçılık yapar.
Argüman
Bu bölüm, tutarlılıkçılığı, Ders Ç3.1'den Ç3.4'e kadar gördüğümüz sonuçları bir araya getirerek savunan bir argüman kuruyor.
- Bir inancı, ancak kavramsal bir içeriğe sahip bir şey gerekçelendirebilir; ve kavramsal içeriğe sahip olup kendisi gerekçe istemeyen bir şey yoktur (Ders Ç3.4'teki Sellars'ın ikilemi).
- Öyleyse, bir inancı gerekçelendiren her şey, kendisi gerekçe isteyen bir şeydir; en doğal aday, başka bir inançtır.
- Gerekçe, inançlar arasında doğrusal bir zincir olarak düşünülürse, zincir ya sonsuza gider ya da bir döngüye girer (Ders Ç3.1).
- Ama gerekçe, doğrusal bir zincir olarak değil, bir inanç sisteminin bütününün tutarlılığı olarak düşünülürse, ne sonsuz bir gerileme ne de kusurlu bir döngü söz konusudur: sistemin tutarlılığı, onun herhangi bir parçasına dayanmaz.
- Öyleyse, gerekçeli inançlar varsa, gerekçe, en temelde, inanç sistemlerinin tutarlılığından gelir.
Sonuç: Gerekçe, bir temelden yukarıya doğru aktarılan bir şey değil, bir inanç sisteminin bütünsel bir özelliğidir; tek tek inançlar, bu bütünün parçası oldukları ölçüde gerekçelidir. Bu sonuç, Agrippa üçleminin karşılıklılık, yani döngü seçeneğini, kusurlu bir döngü olmaktan çıkarıp gerekçenin kendisi yapar. Sonucun bedeli, bir sonraki dersin, Ders Ç3.6'nın, ana konusudur: tutarlılığın dünyaya nasıl bağlandığı sorusudur: tutarlı bir sistem, dünyayla hiçbir bağ kurmadan da tutarlı olabilir.
Birinci öncül, Ders Ç3.4'ün sonucudur. İkinci öncül, bu sonuçtan doğal olarak çıkar: inançlar, kavramsal içeriğe sahip olan ve gerekçe isteyen şeylerin en açık örneğidir. Davidson'ın "bir inancı tutmak için başka bir inançtan başka hiçbir şey neden sayılamaz" ilkesi, bu öncülün güçlü bir biçimidir.
Dördüncü öncül, argümanın asıl katkısıdır. Bu öncül, BonJour'un doğrusal ve bütünsel gerekçe ayrımına dayanır. Bir benzetmeyle: bir kemer, her taşı öbürlerine dayandığı için ayakta durur; tek bir taşın gücü, kemerin gücünü açıklamaz, ama kemerin gücü, bir taşı neden yerinde tuttuğunu açıklar. Tutarlılıkçıya göre, inanç sistemleri de böyledir.
En tartışmalı öncül: Sellars'ın ikilemini kabul eden birinci öncül. Ders Ç3.4'ün karşı-görüşleri, bu öncülün tartışmalı olduğunu gösterdi: Pryor, Huemer ve McDowell'a göre, deneyimler, önermesel (McDowell'a göre kavramsal) bir içeriğe sahip olup inanç olmadıkları için, gerekçe istemeden gerekçe sağlayabilir. Bu karşı-görüşler doğruysa, birinci öncül yanlıştır, ve temelcilik, Sellars'ın ikilemine takılmadan ayakta kalabilir. Öyleyse tutarlılıkçılığın en güçlü argümanı, temelciliğin başarısız olduğu varsayımına dayanır, ve bu varsayım, Modül Ç3'ün en tartışmalı sorusudur. Tutarlılıkçının bu noktadaki en iyi stratejisi, belki de, temelciliği çürütmeye çalışmak yerine, tutarlılığın, temelci bir kuramda bile, gerekçenin vazgeçilmez bir bileşeni olduğunu göstermektir; ve bu strateji, Ders Ç3.7'deki sentezlere doğru bir adımdır.
İtirazlar ve cevaplar
Tutarlılıkçılığa yöneltilen itirazların çoğu, bir tek soruda birleşir: bir inanç sisteminin kendi içindeki uyumu, onun dünyayla ilişkisi hakkında ne söyler? Aşağıdaki dört itiraz, bu sorunun farklı yüzlerini ele alıyor.
İtiraz 1: Tutarlılıkçılık, kılık değiştirmiş bir döngüdür
Tutarlılıkçı, döngüsel gerekçeyi reddettiğini söylüyor; ama "A, sistemin parçası olduğu için gerekçeli; sistem de A'yı ve öbür inançları içerdiği için tutarlı" demek, hâlâ bir döngüdür. A'nın gerekçesi, kısmen A'nın kendisine dayanıyor. Ders Ç0.8'de döngüsel akıl yürütmenin neden bir safsata sayıldığını görmüştük; bir döngüyü büyütmek, onu safsata olmaktan çıkarmaz.
Cevap: BonJour'un cevabı, yerel ve küresel düzey ayrımına dayanır. Döngüsel akıl yürütme safsatası, bir sonucun, öncüllerinden biri olarak kullanılmasıdır; sonuç, kendini kanıtlamak için kendine başvurur. Tutarlılıkçının iddiası bu değildir. A'nın gerekçesi, A'nın kendisinden değil, A'nın içinde yer aldığı sistemin bir özelliğinden, yani tutarlılıktan gelir; ve tutarlılık, A dahil hiçbir tek inancın kendisi değildir. Bir benzetmeyle: bir dokumadaki tek bir ipliğin sağlamlığı, onun öbür ipliklerle örülmüş olmasından gelir; bu, ipliğin kendi kendini tuttuğu anlamına gelmez. Burada bir ayrıntı önemlidir: döngüsel akıl yürütmenin kusuru, sonucu zaten kabul etmeyen birini ikna edememesidir. Tutarlılıkçı gerekçe ise birini ikna etmeye değil, bir inancın neden makul olduğunu açıklamaya yöneliktir; kuşkucuyu ikna etme görevi, gerekçe kuramının kendisinden ayrı bir görevdir. Temelci de, kendi temel inançlarını kuşkucuya kanıtlayamaz; bu bakımdan iki kuram aynı durumdadır. Bu cevap, itirazın safsata suçlamasını karşılar; ama itirazın daha derin bir biçimi kalır: tutarlılığın gerekçe sağladığı, yani tutarlı sistemlerin büyük olasılıkla doğru olduğu, nereden bilinir? Bu soru, dördüncü itirazın konusudur.
İtiraz 2: Dünya nereden giriyor? Girdi sorunu
Tutarlılıkçılığa göre, gerekçe yalnızca inançlar arasındaki ilişkilerden gelir. Öyleyse, gözlem, yani dünyanın duyularımız aracılığıyla bize ulaşması, gerekçede hiçbir rol oynamaz. Ama bu saçmadır. Pencereden baktığımda yağmur yağdığını görürsem, "yağmur yağıyor" inancım, gördüğüm şey sayesinde gerekçelidir, inançlarımın geri kalanıyla uyumu sayesinde değil. Gözleme yer vermeyen bir gerekçe kuramı, deneysel bilginin kuramı olamaz.
Cevap: BonJour bu itirazı ciddiye aldı ve kuramını bir "Gözlem Gereksinimi" (Observation Requirement) ile kurdu: deneysel bilgiyi gerekçelendirebilmesi için, bir inanç sistemi, kendiliğinden ortaya çıkan gözlem inançlarını, yani çıkarımla değil, kişinin içinde kendiliğinden beliren inançları, içermeli ve onlara güvenilir olarak değer vermelidir. Kendiliğinden beliren bir gözlem inancı, örneğin "yağmur yağıyor", çıkarımla ortaya çıkmaz; ama onun gerekçesi, sistemin, bu tür inançların genellikle doğru olduğuna dair inançlarından gelir. Böylece dünya, gerekçeye, kendiliğinden beliren inançlar aracılığıyla girer; ama bu inançların gerekçesi, yine sistemdedir. Bu cevabın gücü, Davidson'ın ilkesini korumasıdır; zayıflığı ise, Ders Ç3.6'nın konusu olan yalıtım itirazına açık kalmasıdır: kendiliğinden beliren inançların gerçekten dünyadan geldiğini, yalnızca sistem söyler.
İtiraz 3: Kimse inanç sisteminin bütününe erişemez
Tutarlılıkçılık içselci bir görüş olarak sunulursa, bir kişinin gerekçeli olması için, sisteminin tutarlı olduğuna erişebilmesi gerekir. Ama hiç kimse kendi inançlarının bütününü gözden geçiremez; inançlarımızın çoğu hiçbir zaman bilinçli olarak düşünülmemiştir. Öyleyse, içselci tutarlılıkçılığa göre, hiç kimse gerekçeli değildir.
Cevap: BonJour bu itirazı da öngördü ve kuramında bir "İnanç Varsayımı" (Doxastic Presumption) yer alır: gerekçe değerlendirmesi, kişinin, inanç sistemine dair inançlarının, yaklaşık olarak doğru olduğu varsayımı altında yapılır. Bu varsayım, kendisi gerekçelendirilmez; tutarlılıkçı gerekçe, bu varsayıma göreli bir gerekçedir. Bu cevap dürüsttür, ama bedelini de açıkça gösterir: tutarlılıkçılığın içselci biçimi, kendi temelinde gerekçelendirilmemiş bir varsayım taşır. BonJour'un sonradan tutarlılıkçılıktan vazgeçip ılımlı bir temelciliğe geçmesinin nedenlerinden biri, bu varsayımın yükü olmuştur. 1999'da yayımladığı bir yazıda ve 2003'te Ernest Sosa ile birlikte yazdığı Epistemic Justification (Epistemik Gerekçe) kitabında, BonJour artık deneyimin doğrudan gerekçe sağladığını savunuyordu. Bir kuramın en ayrıntılı savunucusunun ondan vazgeçmesi, kuramı çürütmez; ama itirazların ne kadar ciddi olduğunu gösterir.
İtiraz 4: Tutarlılık doğruluğa götürmez
Bir gerekçe kuramının amacı, Ders Ç1.9'un tanımına göre, inançları doğruluk amacı açısından değerlendirmektir. Ama tutarlılık ile doğruluk arasındaki bağ nedir? İyi yazılmış bir masal da tutarlıdır. Ders Ç1.8'de değindiğimiz imkânsızlık sonuçları, Bovens ile Hartmann'ın 2003 ve Olsson'un 2005 tarihli çalışmaları, diğer her şey eşitken daha yüksek tutarlılığın daha yüksek bir doğruluk olasılığını güvence altına aldığı hiçbir tutarlılık ölçüsünün bulunmadığını gösteriyor gibidir.
Cevap: Tutarlılıkçının en iyi cevabı, Amerikalı filozof C. I. Lewis'in 1946 tarihli An Analysis of Knowledge and Valuation (Bilgi ve Değerlemenin Bir Çözümlemesi) kitabındaki tanıklar örneğine dayanır. Birbirinden bağımsız, her biri tek başına pek güvenilir olmayan birkaç tanık, aynı ayrıntılı öyküyü anlatırsa, bu uyuşma, öykünün doğru olduğunu çok olası kılar; çünkü öykü yanlış olsaydı, bağımsız tanıkların aynı yanlışta uyuşması çok olasılık dışı olurdu. Tutarlılık, burada, doğruluğun kanıtıdır. Ama bu cevabın bir koşulu vardır: tanıkların, ya da kanıt kaynaklarının, birbirinden bağımsız olması ve her birinin, sıfırdan büyük bir güvenilirliğe sahip olması. Bu koşullar, tanıkların uyuşmasının öyküyü tek bir tanığın sözünden daha olası kılması için gereklidir. Ama imkânsızlık sonuçları, bu koşullar sağlandığında bile daha tutarlı bir kümenin daha olası olacağını hiçbir tutarlılık ölçüsünün güvence altına almadığını gösterir: güveni taşıyan, uyumun kendisinden çok, girdilerin bağımsızlığı ve güvenilirliğidir. Öyleyse, Lewis'in örneği, tutarlılıkçılığı kurtarmaktan çok, onu bir girdi kaynağına, yani bir tür temele muhtaç gösterir. Bu sonuç, Ders Ç3.7'deki sentezlerin çıkış noktasıdır.
Örnekler
Örnek 1: Katmanın tarihi (kurgu)
Giriş'teki kazı ekibine dönelim; ekip ve höyük kurgudur, ama yöntemler, arkeolojide gerçekten kullanılan yöntemlerdir. Ekip, dört kanıtın aynı aralığa işaret ettiğini görünce katmanın tarihine güveniyor. Tutarlılık Ölçümü'nün adımlarıyla bakalım. Mantıksal tutarlılık: kanıtlar çelişmiyor. Olasılıksal uyum: her kanıt, öbürlerinin işaret ettiği aralığı daha olası kılıyor. Açıklayıcı bağlar: "katman bu aralıkta oluştu" hipotezi, dört kanıtı birden açıklıyor; sikkeler o dönemde dolaşımdaydı, çömlekler o dönemin biçimindeydi, tahıllar o dönemde yandı, katman o dönemin katmanları arasında yer alıyor. Bölünmüşlük: dört kanıt, tek bir hipotez etrafında birleşiyor. Anomaliler: şimdilik yok.
Şimdi bir anomali ekleyelim: katmanda, çok daha geç bir döneme ait bir sikke bulunuyor. Sistemin tutarlılığı azalıyor; ekip ya anomaliyi açıklamalı ya da hipotezi değiştirmelidir. Ekip, sikkenin, katmana sonradan açılmış bir çukurdan, örneğin bir kemirgen yuvasından, düşmüş olabileceğini düşünüyor ve çukurun izini arıyor. İz bulunursa, anomali açıklanır ve tutarlılık geri gelir; bulunmazsa, ekip, hipotezini gözden geçirmek zorunda kalır. Bu örnek, tutarlılıkçılığın en güçlü sezgisini taşır: kanıtların gücü, tek tek değil, birlikte değerlendirilir; ve bir anomali, sistemin bütününe dokunur. Ama örnek, Lewis'in koşulunu da gösterir: dört kanıt, birbirinden bağımsız yöntemlerden geldiği için güçlüdür. Dört kanıtın hepsi aynı yanlış varsayıma dayansaydı, uyumları çok daha az şey söylerdi.
Örnek 2: Saat ve rakipleri (kurgu, Lehrer tarzı)
Nermin, bir bekleme salonunda, duvardaki saatin üçü gösterdiğini görüyor ve saatin üç olduğunu kabul ediyor. Lehrer'in kuramına göre, bu kabulün gerekçeli olup olmadığı, onun rakiplerini yenip yenemediğine bağlıdır. Rakiplerden biri: "saat durmuş olabilir." Nermin'in kabul sisteminde, saatin saniye kolunun hareket ettiğini gördüğüne dair bir kabul var; bu, rakibi yener. Bir başka rakip: "saat ileri ya da geri ayarlanmış olabilir." Nermin'in kabul sisteminde, bekleme salonlarındaki saatlerin genellikle doğru ayarlandığına dair bir kabul, ve az önce telefonunda gördüğü saatin de aşağı yukarı aynı olduğuna dair bir kabul var; bu da rakibi yener. Bir üçüncü rakip: "Nermin, sayıları yanlış okuyor olabilir." Nermin, kendi görme ve okuma yetisinin bu koşullarda güvenilir olduğunu kabul ediyor; Lehrer'e göre, bu, kişinin kendi güvenilirliğine dair kabulü, sistemin vazgeçilmez bir parçasıdır.
Bu örnek, Lehrer'in tutarlılıkçılığının iki özelliğini gösterir. Birincisi, tutarlılık, genel bir sistem özelliği olarak değil, belirli bir kabulün rakipleri karşısındaki durumu olarak tanımlanır; bu, kuramı somut ve uygulanabilir yapar. İkincisi, kuram, kişinin kendi güvenilirliğine dair bir kabule dayanır; Lehrer'in kendisi, özellikle 1997 tarihli Self-Trust (Kendine Güven) kitabında, bu kabulü, sistemin "kilit taşı" olarak görür. Bu ikinci özellik, kuramı, Ders Ç1.9'da iyi neden anlayışının içselci okumasında gördüğümüz kaygılara yakın tutar; ama aynı zamanda bir soru doğurur: kişinin kendi güvenilirliğine dair kabulü, neyle gerekçelidir? Lehrer'in cevabı, bu kabulün de, öbür kabullerle birlikte, sistem içinde gerekçelendiği, yani kendi kendini destekleyen bir halka olduğudur. Bu cevabın tatmin edici olup olmadığı, İtiraz 1'in sorusunu yeniden açar.
Örnek 3: Kıtaların kayması ve levha tektoniği
Alman meteorolog ve yer bilimci Alfred Wegener, 1912'de verdiği konferanslarda ve 1915'te yayımladığı Die Entstehung der Kontinente und Ozeane (Kıtaların ve Okyanusların Oluşumu) kitabında, kıtaların bir zamanlar birleşik olduğunu ve zamanla birbirinden uzaklaştığını savundu. Kanıtları etkileyiciydi: Atlas Okyanusu'nun iki yakasındaki kıyıların birbirine uyması, okyanusun iki yanında aynı fosil türlerinin bulunması, kayaç oluşumlarının ve eski buzul izlerinin kıtalar birleştirildiğinde süreklilik göstermesi. Ama Wegener'in görüşü, onlarca yıl boyunca, yer bilimcilerin çoğunluğu tarafından reddedildi. Reddin başlıca gerekçesi, kıtaların nasıl hareket edebileceğine dair ikna edici bir mekanizmanın olmamasıydı; Wegener'in önerdiği kuvvetler, kıtaları hareket ettirmek için çok zayıf görünüyordu.
Durumu değiştiren, 1950'ler ve 1960'larda biriken yeni kanıtlardı. Amerikalı jeolog Harry Hess, 1962'de yayımlanan bir makalesinde, okyanus tabanının, okyanus ortası sırtlarda oluşup iki yana doğru yayıldığını öne sürdü. 1963'te İngiliz yer bilimciler Frederick Vine ve Drummond Matthews, okyanus sırtlarına paralel uzanan manyetik şeritlerin, yeni oluşan okyanus tabanının yerin manyetik alanının dönemsel olarak tersine dönmesini kaydettiği varsayımıyla açıklanabileceğini öne sürdü; bu varsayımın öngördüğü simetri, yani şeritlerin sırtın iki yanında birbirinin aynası olması, 1965–66'daki ölçümlerle açıkça gösterildi. Bu ve başka kanıtlar, 1960'ların sonunda levha tektoniği kuramında birleşti: kıtalar, okyanus tabanını da içeren levhaların üzerinde hareket ediyordu.
Kanadalı filozof Paul Thagard, 1992 tarihli Conceptual Revolutions (Kavramsal Devrimler) kitabında, bu geçişi açıklayıcı tutarlılık kuramıyla çözümledi. Thagard'ın çözümlemesinde, Wegener'in kuramı birçok gözlemi açıklıyordu, ama mekanizma eksikliği, kuramın açıklayıcı ağında büyük bir boşluk olarak görünür; dönemin karşıtları için ise sabit kıtalar görüşü, yerleşik jeofizik bilgisiyle daha iyi uyuşuyordu. Okyanus tabanı yayılması ve manyetik şeritler, yalnızca yeni kanıtlar eklemedi; Wegener'in eski kanıtlarını, yeni bir mekanizmayla birbirine bağladı. Kıyıların uyumu, fosiller, buzul izleri ve manyetik şeritler, tek bir açıklayıcı ağda birleşti. Bu örnek, tutarlılıkçılığın bilimsel kuram değişikliğine dair güçlü bir sezgisini taşır: bir kuramın kabulü, tek bir kesin kanıta değil, kanıtların birbirine bağlanmasına dayanır. Ama örnek aynı zamanda, tutarlılığın tek başına yetmediğini de gösterir: belirleyici olan, okyanus tabanından gelen yeni gözlemlerdi, yani sisteme dışarıdan giren girdiler.
Araç kartı: Tutarlılık Ölçümü
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir inanç kümesinin, yalnızca çelişkisiz olup olmadığını değil, üyelerinin birbirini ne ölçüde desteklediğini, açıkladığını ve bütünleştirdiğini değerlendirir. Bir hipotezin, eldeki kanıtlar ağı içinde ne kadar sağlam durduğunu görünür kılar. |
| Adımlar | 1) Değerlendirilecek inanç kümesini, önermeler halinde, tek tek yaz. 2) Mantıksal tutarlılığı kontrol et: herhangi iki önerme çelişiyor mu? 3) Destek bağlarını çiz: hangi önerme hangisini olası kılıyor ya da açıklıyor? Bağların sayısını ve gücünü not et. 4) Bölünmüşlüğe bak: birbirine hiç bağlanmayan alt kümeler var mı? 5) Anomalileri listele: kümenin geri kalanıyla uyuşmayan ve açıklanamayan önermeler hangileri? 6) Girdileri sor: kümedeki önermelerden hangileri, birbirinden bağımsız kaynaklardan, hangileri aynı kaynaktan geliyor? |
| Ne zaman kullanılır | Birden fazla zayıf kanıtın birlikte değerlendirilmesi gerektiğinde; bir hipotezin, rakip bir hipoteze göre kanıtları daha iyi açıklayıp açıklamadığı sorulduğunda; bir anomalinin, bir inanç sistemini ne ölçüde zayıflattığı tartışıldığında. |
| Sınırı | Tutarlılık, tek başına doğruluğun güvencesi değildir: iyi kurulmuş bir yanılgı da tutarlı olabilir. Ölçüm, girdilerin bağımsızlığına ve en azından biraz güvenilirliğine dair altıncı adımı atlarsa, yanıltıcı bir güven üretir. Ayrıca, inanç sisteminin bütününe değil, ancak seçilmiş bir parçasına uygulanabilir. |
| 5K kapısı | Kanıt |
Özet
- Tutarlılıkçılık, bir inancın gerekçesinin, bir temelden değil, ait olduğu inanç sisteminin tutarlılığından geldiğini savunan gerekçe kuramıdır; Ders Ç1.8'deki tutarlılık hakikat kuramından ayrıdır.
- BonJour, doğrusal ve bütünsel gerekçeyi ayırır: yerel düzeyde gerekçe bir zincir gibi görünür, ama küresel düzeyde sistemin gerekçesi onun tutarlılığıdır; bu ayrım, döngüsellik itirazına cevap verir.
- Tutarlılık, mantıksal tutarlılıktan zengindir: olasılıksal uyum, çıkarımsal bağlar, bölünmemişlik ve anomalilerin yokluğu ile artar; açıklayıcı tutarlılık görüşü, bu bağları açıklama ilişkileri olarak anlar.
- Lehrer, tutarlılığı, bir kabulün, kişinin kabul sistemine göre bütün rakiplerini yenmesi olarak tanımlar; kişinin kendi güvenilirliğine dair kabulü, bu sistemin kilit taşıdır.
- BonJour, girdi ve erişim itirazlarını Gözlem Gereksinimi ve İnanç Varsayımı ile karşılamaya çalıştı; BonJour sonradan tutarlılıkçılıktan vazgeçti.
- Lewis'in tanıklar örneği, tutarlılığın doğruluğun kanıtı olabileceğini, ama yalnızca bağımsız ve en azından biraz güvenilir girdilerle birlikte, gösterir; imkânsızlık sonuçları ise bu koşullar altında bile daha fazla tutarlılığın daha olası doğruluk anlamına gelmediğini gösterir.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Amerikalı filozof Willard Van Orman Quine, 1951'de The Philosophical Review dergisinde yayımlanan "Two Dogmas of Empiricism" (Deneyciliğin İki Dogması) makalesinin son bölümünde, bilgiyi, deneyime yalnızca kenarlarından değen bir yapı olarak betimler:
"Sözde bilgimizin ya da inançlarımızın bütünü, coğrafya ve tarihin en sıradan konularından atom fiziğinin, hatta saf matematik ve mantığın en derin yasalarına kadar, deneyime yalnızca kenarları boyunca değen, insan yapımı bir dokumadır. Ya da imgeyi değiştirirsek, bilimin bütünü, sınır koşulları deneyim olan bir kuvvet alanı gibidir. Çevrede deneyimle bir çatışma, alanın içinde yeniden düzenlemelere yol açar."
Bu pasaj, tutarlılıkçılığın en çok alıntılanan kaynaklarından biridir, ama onu okurken bir ayrımı akılda tutmak gerekir. Quine, burada bir gerekçe kuramı değil, bir bütüncülük, yani holizm, savunuyor: tek bir önerme, deneyimle tek başına sınanamaz; deneyimle karşılaşan, inançların bütünüdür. Bu, makalenin ikinci dogmaya, yani her anlamlı önermenin tek tek deneyime indirgenebileceği düşüncesine yönelttiği eleştirinin sonucudur. Quine'ın dokuması, deneyime "kenarları boyunca" değer; yani deneyim, sistemin dışında kalan bir şey olarak, sistemle temas eder. Bu, saf bir tutarlılıkçılıktan farklıdır: Quine'da deneyim, inançların arasında değil, sınır koşullarında yer alır.
Pasajın ikinci imgesi, kuvvet alanı, bütüncülüğün ne anlama geldiğini daha da açık kılar. Çevrede, yani gözleme yakın inançlarda, bir çatışma çıktığında, düzeltme, yalnızca o çatışan inanca değil, alanın içine de yayılabilir. Hangi inancın değiştirileceği, deneyim tarafından belirlenmez; kişi, sistemin geri kalanını en az bozacak düzeltmeyi seçer. Makalenin aynı bölümünde Quine, yeterince köklü bir ayarlama yapıldığında, hangi önermenin olursa olsun doğru kabul edilmeye devam edilebileceğini, ve hiçbir önermenin, mantık yasaları bile, düzeltmeye kapalı olmadığını söyler. Bu iddia, Ders Ç2.11'deki akılcı-deneyci tartışmasına da dokunur: Quine'a göre, analitik ile sentetik, ve onunla birlikte a priori ile a posteriori arasındaki keskin ayrım, bu bütüncülük karşısında çöker.
Pasajın tutarlılıkçılıkla ilişkisi, en iyi şöyle özetlenebilir. Quine, bir inancın değerlendirilmesinin, sistemin bütününe bağlı olduğunu gösterir; bu, tutarlılıkçının bütünsel gerekçe fikrine güçlü bir destektir. Ama Quine, deneyimi, sistemin dışında bir sınır koşulu olarak korur; bu, İtiraz 2'nin girdi sorununa, Quine'ın kendi cevabıdır. Quine'ın sonraki çalışması, Joseph Ullian ile birlikte yazdığı 1970 tarihli The Web of Belief (İnançlar Ağı) adlı kısa kitap, bu dersin başlığındaki imgeyi ortak bir sözcüğe dönüştürdü.
Teknik ayrıntı
Bu bölüm, tutarlılıkçılığın üç teknik bileşenini ele alıyor: BonJour'un kuramının yapısı, tutarlılığın olasılıksal ölçülmesi, ve Lehrer'in kabul sistemi.
BonJour'un kuramı. BonJour'un 1985 tarihli kitabındaki kuram, üç parçadan oluşur. Birincisi, tutarlılık koşullarıdır; Kavramlar bölümünde gördüğümüz beş koşul. BonJour, bu koşulların kesin bir ölçüye dönüştürülemeyeceğini kabul eder; tutarlılık, derecelidir ve karşılaştırmalıdır. İkincisi, Gözlem Gereksinimi'dir: deneysel gerekçe için, sistem, kendiliğinden beliren bilişleri içermeli ve onlara güvenmelidir. Kendiliğinden beliren bir biliş, çıkarımla ortaya çıkmaz; ama onun gerekçesi, sistemin, "bu tür koşullarda, bu tür kendiliğinden bilişler genellikle doğrudur" türünden inançlarına dayanır. BonJour'un örneği, "önümdeki masada kırmızı bir kitap var" türünden bir algı inancıdır: bu inanç, kendiliğinden belirir, ama onun gerekçesi, sistemin, normal ışıkta renk algılarının güvenilir olduğuna dair inancından gelir. Üçüncüsü, İnanç Varsayımı'dır: değerlendirme, kişinin, kendi inanç sistemine dair inançlarının yaklaşık doğru olduğu varsayımı altında yapılır. BonJour, ayrıca, tutarlılığın, uzun vadede, doğruluğun en iyi açıklaması olduğunu, yani tutarlı ve istikrarlı bir sistemin, en iyi, dünyaya karşılık geldiği varsayımıyla açıklanabileceğini savunan bir meta-gerekçe argümanı verir. Bu argüman, Ders Ç0.7'deki en iyi açıklamaya çıkarımın, gerekçe kuramının kendisine uygulanmasıdır.
Tutarlılığın olasılıksal ölçülmesi. Filozof Tomoji Shogenji, 1999'da Analysis dergisinde yayımlanan "Is Coherence Truth Conducive?" (Tutarlılık Doğruluğa Götürür mü?) makalesinde, iki önermenin tutarlılığını şu oranla ölçmeyi önerdi: C(A, B) = P(A ∧ B) / (P(A) × P(B)). Oran 1'den büyükse, A ile B birbirini olası kılar; yani birlikte doğru olmaları, birbirinden bağımsız olsalardı olacağından daha olasıdır. Oran 1'e eşitse, önermeler olasılıksal olarak bağımsızdır; 1'den küçükse, birbirini olasılık dışı kılar. Bu ölçü, olasılık kuramının olasılıksal bağımsızlık kavramından türetilmiştir. Bir sayısal örnek: A'nın ve B'nin olasılığı ayrı ayrı 0,2 ise, ve ikisinin birlikte doğru olma olasılığı 0,1 ise, C = 0,1 / 0,04 = 2,5'tir; A ile B, güçlü biçimde birbirini destekler. Shogenji'nin ölçüsü, tutarlılığı, BonJour'un nitel koşullarından farklı olarak, sayısal ve karşılaştırılabilir kılar. Ama bu ölçü de tartışmalıdır: başka filozoflar, örneğin Branden Fitelson ve Erik Olsson, farklı ölçüler önermiştir, ve ölçüler, bazı durumlarda, hangi kümenin daha tutarlı olduğu konusunda farklı sonuçlar verir. Bu çeşitlilik, "tutarlılık" sözcüğünün tek bir kavramı değil, birbirine yakın bir kavram ailesini adlandırdığını düşündürür.
İmkânsızlık sonuçlarının yapısı. Ders Ç1.8'de değindiğimiz imkânsızlık sonuçları, kabaca şunu gösterir: bağımsız tanıklardan gelen bilgi kümeleri için, tanıkların güvenilirliği ve önermelerin önsel olasılığı gibi diğer her şey sabit tutulduğunda, tutarlılığın artmasının, kümenin doğru olma olasılığını her zaman artıracağını güvence altına alan hiçbir tutarlılık ölçüsü yoktur. Çarpıcı olan, sonucun tam da Lewis'in koşulları, yani bağımsızlık ve sıfırdan büyük bir güvenilirlik, sağlanmışken de geçerli olmasıdır. Bu, tutarlılığın değersiz olduğunu göstermez; uyumun doğruluğa katkısının, kaynakların önceden var olan güvenilirliğinden ayrı, kendi başına bir ağırlık taşımadığını gösterir.
Lehrer'in kabul sistemi. Lehrer'in kuramında, kişisel gerekçe, bir kabulün, kişinin kabul sistemine göre bütün rakiplerini yenmesi ya da etkisizleştirmesidir. Yenmek, rakibin, kabul sistemine göre, kabulden daha az makul olmasıdır. Etkisizleştirmek, rakibin, kabul sisteminde yer alan başka bir önermeyle birleştirildiğinde, artık kabule karşı çıkmamasıdır. Ama Lehrer, kişisel gerekçenin bilgi için yetmediğini görür: kişinin kabul sisteminde yanlış kabuller varsa, bir kabul, yanlış kabullere dayanarak rakiplerini yenebilir. Bu nedenle Lehrer, kabul sisteminden yanlış kabuller çıkarıldığında da, kabulün rakiplerini yenmeye devam etmesini, bilginin koşulu yapar. Bu koşul, yenilgisizlik kuramlarının, Ders Ç1.12'nin Gettier'e cevaplarından birinin, bir biçimidir, ve Gettier vakalarına bir cevap olarak tasarlanmıştır.
Güncel tartışma
Tutarlılıkçılık, saf bir gerekçe kuramı olarak bugün azınlıkta olsa da, tutarlılık kavramı, iki ayrı alanda canlı bir araştırma konusu olmaya devam ediyor: bilişsel bilimde ve olasılıksal epistemolojide.
Thagard'ın açıklayıcı tutarlılık kuramı, 1989'daki makalede, ECHO adlı bir bilgisayar programıyla hayata geçirildi. ECHO, hipotezleri ve kanıtları, birbirine bağlı birimlerden oluşan bir ağ olarak temsil eder: açıklama ilişkileri, birimler arasında uyarıcı bağlar, çelişki ve rekabet ilişkileri ise ketleyici bağlar olarak kodlanır. Ağ, birimlerin etkinlik düzeyleri istikrarlı bir duruma ulaşana kadar güncellenir; istikrarlı durumda etkinliği yüksek olan hipotezler kabul edilir. Thagard'ın ilkeleri arasında, felsefi açıdan dikkat çekici bir tanesi, "verinin önceliği" ilkesidir: gözlemleri betimleyen önermeler, başka önermelerle bağlantılarından bağımsız olarak, belli bir kabul edilebilirliğe sahiptir. Bu ilke, Thagard'ın kuramını saf bir tutarlılıkçılık olmaktan çıkarır; gözlemlere, sistemden bağımsız bir başlangıç ağırlığı vermek, temelciliğin zayıf bir biçimine yakındır. Bu, İtiraz 2'nin girdi sorununun, hesaplamalı bir modelde bile kendini dayattığını gösterir.
Bilişsel bilimden ikinci bir örnek, Psikologlar Nancy Pennington ve Reid Hastie'nin jüri kararları üzerine çalışmalarıdır. Pennington ve Hastie, 1980'ler ve 1990'ların başında yayımladıkları bir dizi çalışmada, jüri üyelerinin, kanıtları tek tek tartmak yerine, kanıtları açıklayan bir öykü kurduklarını, ve kararlarını, en iyi öyküye göre verdiklerini öne sürdüler. Öykü modeli adını verdikleri bu görüşe göre, bir öykünün kabulü, onun kanıtları ne kadar kapsadığına ve ne kadar tutarlı olduğuna bağlıdır. Jüri rolündeki katılımcılarla yaptıkları deneylerde, kanıtların sunuluş sırası, bir tarafın kanıtları olayların zaman sırasıyla, öbür tarafın kanıtları tanıkların sırasıyla sunulduğunda, kararları etkiledi: öykü sırasıyla sunulan taraf, daha kolay bir öykü kurdurduğu için avantaj kazandı. Bu bulgu, epistemoloji için iki yönlüdür. Bir yandan, insanların, tutarlılıkçının betimlediği biçimde, kanıtları bir ağ olarak değerlendirdiğini gösterir. Öbür yandan, tutarlılığa duyulan bu eğilimin, kanıtın kendisiyle ilgisi olmayan bir etkene, yani sunuluş sırasına, duyarlı olduğunu gösterir. Tutarlı bir öykü kurmanın kolaylığı, öykünün doğru olduğunun kanıtı değildir.
Olasılıksal epistemolojide, imkânsızlık sonuçlarından sonra tartışma, tutarlılığın hangi koşullarda doğruluğa götürdüğü sorusuna yöneldi. Bu tartışmanın bir kolu, tutarlılığın, doğruluğu değil, belirli koşullar altında doğruluk olasılığının bir göstergesini sağladığını savunur; bir başka kolu, tutarlılığın, gerekçenin kendisi değil, gerekçenin bir yan ürünü olduğunu öne sürer. Olsson, 2005 tarihli Against Coherence (Tutarlılığa Karşı) kitabında, tutarlılığın gerekçe sağlamadığı sonucuna vardı; başka filozoflar ise, imkânsızlık sonuçlarının koşullarının, gerçek hayattaki kanıt durumlarını yansıtmadığını savundu. Bu tartışma, Ders Ç3.7'deki temelci-tutarlılıkçı sentezlere doğrudan bağlanır: tutarlılık, temelsiz bir gerekçe kaynağı olarak değil, temelden gelen gerekçeyi güçlendiren bir etken olarak anlaşılırsa, imkânsızlık sonuçları ona daha az zarar verir.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir apartmanda, üçüncü kattaki dairenin tavanında bir nem lekesi beliriyor. Daire sahibi Gülten Hanım, lekenin, dördüncü kattaki komşusu Tarık Bey'in banyosundaki bir sızıntıdan geldiğine inanıyor. Tarık Bey ise, lekenin, çatıdan sızan yağmur suyundan geldiğini söylüyor. Yönetici, iki görüşü karşılaştırmak için eldeki bilgileri topluyor. (Durum kurgudur.)
Adım 1, inanç kümeleri. Gülten Hanım'ın kümesi: (a) leke, Tarık Bey'in banyosunun tam altında; (b) leke, geçen hafta, Tarık Bey'in banyosunu yenilettiği günlerden sonra belirdi; (c) leke, kuru havalarda da büyümeye devam ediyor. Tarık Bey'in kümesi: (d) geçen hafta çok yağmur yağdı; (e) çatıda, birkaç yıl önce de bir sızıntı olmuştu; (f) Tarık Bey'in banyosunun zemininde ıslaklık yok.
Adım 2, mantıksal tutarlılık. Her iki kümenin içinde de çelişki yok. Kümeler arasında da doğrudan bir çelişki yok; (f), banyo hipotezini zayıflatıyor ama ona doğrudan çelişmiyor, çünkü sızıntı zeminin altında, borularda olabilir.
Adım 3, destek bağları. Banyo hipotezi, (a)'yı, (b)'yi ve (c)'yi açıklıyor: leke banyonun altında, yenilemeden sonra belirdi, ve sızıntı sürekli olduğu için kuru havada da büyüyor. Çatı hipotezi, (d)'yi ve (e)'yi açıklıyor, ama (a)'yı açıklamıyor: çatıdan gelen su, neden tam olarak banyonun altında bir leke bıraksın? Ve (c)'yi açıklamıyor: yağmur durduktan sonra leke neden büyümeye devam etsin?
Adım 4, bölünmüşlük. Çatı hipotezi, (d) ve (e) etrafında bir alt küme oluşturuyor, ama bu alt küme, lekenin konumuna ve davranışına bağlanmıyor. Banyo hipotezi ise, gözlemlerin çoğunu tek bir açıklamada birleştiriyor.
Adım 5, anomaliler. Banyo hipotezi için (f) bir anomali: banyoda ıslaklık yok. Ama bu anomali, sızıntının zeminin altındaki borularda olabileceği varsayımıyla açıklanabilir; açıklama, yeni bir sınamaya kapı açıyor: borulara bir basınç testi yapılabilir. Çatı hipotezi için (a) ve (c), açıklanamamış iki anomali olarak kalıyor.
Adım 6, girdiler. Gözlemlerin kaynakları, birbirinden bağımsız mı? (a), herkesin görebileceği bir konum bilgisi. (b), Gülten Hanım'ın hatırladığı bir zamanlama; bunu, yenileme ustasının iş tarihiyle karşılaştırmak, bağımsız bir doğrulama sağlar. (d), hava kayıtlarından doğrulanabilir. (f), yalnızca Tarık Bey'in beyanına dayanıyor; yönetici, banyoya bizzat bakmalı.
Sonuç. Tutarlılık Ölçümü'ne göre, banyo hipotezi, eldeki kanıtlarla daha tutarlı bir küme oluşturuyor. Ama ölçüm, bir kesinlik değil, bir yönelim veriyor: altıncı adım, iki kanıtın bağımsız doğrulamaya ihtiyaç duyduğunu gösterdi, ve beşinci adım, bir basınç testinin sonucu değiştirebileceğini ortaya koydu. Örneğin dersi, tutarlılığın burada, bir sonuç kadar, bir sonraki gözlemin nerede yapılacağına dair bir yol haritası da sunmasıdır. Tutarlı bir küme, dünyaya bir soru sormanın en iyi yerini gösterir; ama cevabı, dünyanın kendisi verir.
Pratik: Alıştırmalar
- Şu üç önerme kümesinin, Tutarlılık Ölçümü'nün 2. ve 3. adımlarına göre, mantıksal olarak tutarlı olup olmadığını ve üyelerinin birbirini destekleyip desteklemediğini belirle: (a) "Bahçedeki toprak ıslak", "Gece yağmur yağdı", "Sokaktaki arabaların camlarında su damlaları var". (b) "Kedi beyaz", "Bugün perşembe", "Su yüz derecede kaynar". (c) "Fırın sabahtan beri kapalı", "Mutfakta taze ekmek kokusu var", "Ev sakinlerinden kimse dışarı çıkmadı".
- BonJour'un doğrusal ve bütünsel gerekçe ayrımını kendi sözlerinle açıkla. Bu ayrımın, döngüsellik itirazına nasıl bir cevap verdiğini, İtiraz 1'deki dokuma benzetmesi dışında kendi kuracağın bir benzetmeyle göster.
- A ve B önermelerinin her birinin olasılığı 0,5, ve ikisinin birlikte doğru olma olasılığı 0,25 ise, Shogenji ölçüsü kaçtır, ve bu sonuç neyi gösterir? Ya birlikte doğru olma olasılığı 0,4 olsaydı?
Cevapları göster
- (a) Mantıksal olarak tutarlı; üyeler birbirini güçlü biçimde destekliyor: gece yağan yağmur, ıslak toprağı ve camlardaki damlaları açıklıyor. Bu, tutarlılıkçının anladığı anlamda yüksek tutarlılığa sahip bir küme. (b) Mantıksal olarak tutarlı, ama üyeler birbirini hiç desteklemiyor; olasılıksal olarak bağımsızlar ve aralarında hiçbir açıklama bağı yok. Bu küme, çelişkisiz ama tutarlılıkçı anlamda tutarsız denebilecek kadar dağınık; BonJour'un bölünmüşlük koşulunun açık bir örneği. (c) Mantıksal olarak çelişmiyor, ama gerilim var: fırın kapalıysa ve kimse dışarı çıkmadıysa, taze ekmek kokusu bir anomali. Küme, ancak ek bir açıklamayla, örneğin komşunun ekmek pişirdiği ya da birinin ekmeği eve getirdiği gibi, yeniden tutarlı hale gelir. Ama ikinci açıklama, "kimse dışarı çıkmadı" önermesiyle gerilim içinde; birinin ekmek getirmiş olması için, bir misafirin gelmiş olması gerekir.
- Doğrusal gerekçe, bir inancın gerekçesinin, bir zincir boyunca, tek tek başka inançlardan aktarıldığı yapıdır; her halka, bir öncekinden gerekçe alır. Bütünsel gerekçe ise, bir inancın gerekçesinin, ait olduğu sistemin bütününün bir özelliğinden, tutarlılıktan, geldiği yapıdır. Döngüsellik itirazı, doğrusal bir yapıda geçerlidir: A'nın gerekçesi, zincirin bir yerinde yine A'ya dayanıyorsa, A kendini gerekçelendiriyor demektir. Ama bütünsel yapıda, A'nın gerekçesi, A'nın kendisinden değil, sistemin, A'yı da içeren ama A'dan ibaret olmayan bir özelliğinden gelir. Bir benzetme örneği: bir yapbozun bir parçasının doğru yerde olduğuna dair güvenimiz, o parçanın kendisinden değil, çevresindeki parçalarla oluşturduğu resmin bütünlüğünden gelir; ama bu, parçanın kendi kendisinin kanıtı olduğu anlamına gelmez. Öğrencinin kendi benzetmesi, bütünün bir özelliğinin, parçaların hiçbirine indirgenemediğini göstermelidir.
- C = 0,25 / (0,5 × 0,5) = 0,25 / 0,25 = 1. Bu sonuç, A ile B'nin olasılıksal olarak bağımsız olduğunu gösterir: birlikte doğru olmaları, bağımsız olsalardı olacağından ne daha olası ne daha az olası. Shogenji ölçüsüne göre, bu çift, tutarlılık açısından nötrdür. Birlikte doğru olma olasılığı 0,4 olsaydı, C = 0,4 / 0,25 = 1,6 olurdu; A ile B birbirini olası kılardı, yani olumlu biçimde tutarlı olurdu.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir aile, evdeki yaşlı köpeğin son iki haftada daha az yediğini, daha çok uyuduğunu ve merdiven çıkarken duraksadığını fark ediyor, ve köpeğin hasta olduğu sonucuna varıyor. Zayıf çalışma: "Üç belirti var, hepsi aynı yöne işaret ediyor; öyleyse köpek hasta." Güçlü çalışma: "Üç gözlem, 'köpek ağrı çekiyor ya da hasta' hipotezini destekliyor ve bu hipotez üçünü birden açıklıyor. Ama altıncı adımda bir sorun var: üç gözlemin hepsi de son iki haftada, havaların çok ısındığı bir dönemde yapıldı. Sıcak hava da iştahsızlığı ve uyuşukluğu açıklayabilir; yani gözlemler, tek bir hipotezden değil, ortak bir etkenden, sıcaktan, kaynaklanıyor olabilir. Merdivendeki duraksama ise sıcakla açıklanamıyor; bu, eklem sorununa işaret eden, görece bağımsız bir kanıt. Sonuç: tutarlılık, hastalık hipotezine bir yönelim veriyor, ama gözlemlerin ikisi ortak bir etkene bağlı olabileceği için, uyumları göründüğü kadar güçlü değil. Bir veteriner muayenesi, bağımsız bir girdi sağlar."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Küme | Değerlendirilen kanıtlar ve sonuç, ayrı önermeler olarak açıkça yazılmış |
| Destek bağları | Hangi kanıtın sonucu ya da birbirini nasıl desteklediği somut olarak gösterilmiş; anomaliler adlandırılmış |
| Bağımsızlık | Kanıtların bağımsız kaynaklardan gelip gelmediği, ortak bir etkene bağlı olup olmadıkları sorulmuş |
| Gerekçeli sonuç | Argüman, tutarlılığın sağladığı güveni ne abartıyor ne küçümsüyor; bir sonraki gözlemin ne olabileceğini öneriyor |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç3.4) Ders Ç3.4'te Davidson'ın gerekçe üzerine ilkesi neydi, ve bu ilke, bu dersin argümanında hangi öncülde yer alıyor?
- (Ders Ç3.1) Ders Ç3.1'deki Agrippa üçleminin üç seçeneği nelerdi? Tutarlılıkçılık, bu seçeneklerden hangisini nasıl yeniden yorumluyor?
- (Ders Ç1.8) Ders Ç1.8'de tutarlılık hakikat kuramı neydi? Bu dersteki tutarlılıkçılık ondan nasıl ayrılıyor?
Cevapları göster
- Ders Ç3.4'te Davidson'ın ilkesi, bir inancı tutmak için başka bir inançtan başka hiçbir şeyin neden sayılamayacağıydı; yani deneyimler, inançlara nedensel olarak yol açar, ama onları gerekçelendirmez. Bu ilke, bu dersin argümanının ikinci öncülünde, yani bir inancı gerekçelendiren her şeyin kendisinin de gerekçe isteyen bir şey, en doğal biçimiyle başka bir inanç, olduğu öncülünde yer alıyor. Birinci öncül ise Sellars'ın ikilemine dayanıyor; ikinci öncül, Davidson'ın bu ikilemden çıkardığı sonuçtur.
- Ders Ç3.1'de Agrippa üçleminin üç seçeneği, gerekçe zincirinin sonsuza gitmesi, bir döngüye girmesi, ya da gerekçesiz bir noktada durmasıydı; her üçü de, kuşkucu için, gerekçenin imkânsız olduğunu gösteriyordu. Tutarlılıkçılık, ikinci seçeneği, yani döngüyü, yeniden yorumlar: gerekçe, doğrusal bir döngü değil, bir sistemin bütünsel bir özelliğidir. Böylece karşılıklı destek, kusurlu bir döngü olmaktan çıkıp gerekçenin kaynağı olur.
- Ders Ç1.8'de tutarlılık hakikat kuramı, bir önermenin doğruluğunun, onun bir önerme sistemiyle tutarlı olmasından ibaret olduğunu savunuyordu; Bradley ve Blanshard bu görüşün savunucularıydı. Bu dersteki tutarlılıkçılık ise, hakikat hakkında değil, gerekçe hakkında bir kuramdır: bir inancın gerekçesi, onun tutarlı bir sistemin parçası olmasından gelir. Bir tutarlılıkçı, hakikatin karşılık olduğunu, yani bir önermenin dünyaya uyduğunda doğru olduğunu, kabul edebilir; BonJour böyle bir tutarlılıkçıydı. Bu ayrım, İtiraz 4'ün neden önemli olduğunu açıklar: hakikat karşılıksa, tutarlılığın ona neden götürdüğü açıklanmalıdır.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Tutarlılıkçılık nedir? | Bir inancın gerekçesinin, bir temelden değil, ait olduğu inanç sisteminin tutarlılığından geldiğini savunan gerekçe kuramı. |
| Doğrusal ve bütünsel gerekçe nasıl ayrılır? | Doğrusal gerekçe bir zincir boyunca aktarılır; bütünsel gerekçe, sistemin bütününün bir özelliğinden gelir (BonJour, 1985). |
| BonJour'a göre tutarlılık neyle artar? | Mantıksal tutarlılık, olasılıksal uyum, çıkarımsal bağların sayısı ve gücü; alt sistemlere bölünme ve açıklanmamış anomalilerle azalır. |
| Açıklayıcı tutarlılık nedir? | Tutarlılığı inançlar arasındaki açıklama ilişkileriyle tanımlayan görüş; Harman (1986), Thagard (1989, ECHO). |
| Lehrer'e göre kişisel gerekçe nedir? | Bir kabulün, kişinin kabul sistemine göre bütün rakiplerini yenmesi ya da etkisizleştirmesi. |
| Gözlem Gereksinimi nedir? | BonJour'un koşulu: deneysel gerekçe için sistem, kendiliğinden beliren gözlem inançlarını içermeli ve onlara güvenmelidir. |
| Shogenji'nin tutarlılık ölçüsü nedir? | C(A, B) = P(A ∧ B) / (P(A) × P(B)); 1'den büyükse önermeler birbirini destekler, 1 ise bağımsızdır (1999). |
| Lewis'in tanıklar örneği neyi gösterir? | Bağımsız ve biraz güvenilir tanıkların uyuşması doğruluğu olası kılar; ama imkânsızlık sonuçlarına göre güveni taşıyan uyum değil, girdilerdir (1946). |
Okuma listesi
- Laurence BonJour, The Structure of Empirical Knowledge (Harvard University Press, 1985), 5.–8. bölümler. Tutarlılıkçılığın en ayrıntılı savunusu.
- Keith Lehrer, Theory of Knowledge (Westview Press, 1990; 2. baskı 2000). Kabul sistemi ve rakipleri yenmek.
- W. V. O. Quine ve J. S. Ullian, The Web of Belief (Random House, 1970). İnançlar ağı imgesinin kısa ve okunur bir sunumu.
- Paul Thagard, Conceptual Revolutions (Princeton University Press, 1992). Açıklayıcı tutarlılık ve kıtaların kayması dahil bilimsel devrimler.
- Erik J. Olsson, Against Coherence: Truth, Probability, and Justification (Oxford University Press, 2005). İmkânsızlık sonuçları ve tutarlılığa karşı argüman.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Coherentist Theories of Epistemic Justification" maddesi.
Sonraki derse köprü
Bu ders boyunca, tutarlılıkçılığın dünyayla bağı, birkaç kez bir soru olarak belirdi: İtiraz 2'de girdi sorunu, İtiraz 4'te doğruluk sorunu, Thagard'ın verinin önceliği ilkesinde ise, bir hesaplamalı modelin bile gözleme ayrı bir ağırlık vermek zorunda kalması. Bu soruların en keskin biçimi, yalıtım itirazıdır: tutarlı bir inanç sistemi, dünyadan tamamen kopuk olsa da tutarlı olabilir. Bir romanın evreni, iç tutarlılığı kusursuz bir kurgudur. Daha da kötüsü, birbiriyle uyuşmayan ama her biri kendi içinde aynı ölçüde tutarlı birden fazla sistem kurulabilir; tutarlılık, bunlardan hangisinin seçileceğini söylemez. Ders Ç3.6, bu iki itirazı, yalıtım ve alternatif sistemler itirazlarını, ve tutarlılıkçıların onlara verdiği cevapları inceliyor; ders, bir inanç sisteminin dünyaya nereden bağlandığını sormak için Yalıtım Sorusu adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: Kesin olarak inandığın bir şeyi düşün. O inancın, öbür inançlarınla uyumu dışında, dünyaya doğrudan değen bir noktası var mı? Varsa, o nokta nerede?