Giriş
Amerikalı filozof Wilfrid Sellars, 1956'da verdiği ve aynı yıl "Empiricism and the Philosophy of Mind" (Deneycilik ve Zihin Felsefesi) adıyla yayımlanan konferanslarında, kendi deyişiyle küçük bir "tarihsel kurgu" anlatır. John adında genç bir adam, bir kravat dükkânında çalışmaktadır. Renk kelimelerini herkes gibi öğrenmiştir, tek bir farkla: hiçbir nesneye standart koşulların dışında bakmamıştır. Her akşam dükkânı kapatmadan önce mallarını gözden geçirir, "Bu kırmızı, şu yeşil, bu mor" der, ve yanındakiler başlarını sallayıp onaylar. Sonra elektrikli aydınlatma icat edilir. John, dükkânına bu yeni ışığı en son taktıran kişidir. Işık takıldıktan hemen sonra, komşusu Jim bir kravat almaya gelir. John, "İşte güzel bir yeşil kravat" der. Jim, "Ama bu yeşil değil" der ve John'u dışarı, gün ışığına çıkarır. Kravat gerçekten mavidir.
John şaşkındır: "İçeride yeşildi, ama şimdi mavi." Jim cevap verir: kravatlar yer değiştirince renk değiştirmez; içeride yeşil olduğunu görmedin, çünkü yeşil değildi, ve olmayan bir şeyi göremezsin. Bir sonraki sefer, John dükkânda o kravatı eline aldığında, "yeşil" demek ister, ama kendini tutar ve "mavi" der. Sellars'ın hikâyesinin asıl amacı, John'un bundan sonra öğrendiği yeni bir ifadedir: "Bu kravat bana yeşil görünüyor." Sellars'a göre, "görünüyor" ifadesini kullanabilmek için, John'un önce "dır" ifadesini, yani bir şeyin gerçekten yeşil olmasını, ve bir şeyin hangi koşullarda olduğundan farklı göründüğünü bilmesi gerekir. "Bana yeşil görünüyor" yargısı, bilgimizin en temel, en ön kavramsal katmanı değildir; tam tersine, daha karmaşık bir bilgi birikimini önceden varsayar.
Ders Ç3.2 ve Ç3.3, temel inançların, bir görünüşe ya da bir deneyime dayanarak, çıkarımsız olarak gerekçeli olduğunu gördü. Bu ders, bu fikre yöneltilen en etkili meydan okumayı inceliyor. Sellars'a göre, bilgimizin, başka hiçbir bilgiye dayanmayan, kendini kendiliğinden doğrulayan bir "verilmiş olan" üzerine kurulduğu fikri bir mittir. Ders Ç2.1'de, Ece'nin mağaza ışığında lacivert sandığı ceketin gün ışığında mor çıktığını görmüştük; o örnek, Sellars'ın kravat dükkânının yakın bir akrabasıdır. Bu derste, bu türden örneklerin, temelcilik için neden ciddi bir sorun yarattığını göreceğiz. Dersin aracı Mit Testi, bir temelin, Sellars'ın kurduğu ikileme takılıp takılmadığını sınıyor.
Bu dersin kazanımları:
- Verilmiş olan kavramını, Sellars'ın ikilemini, nedenlerin mantıksal uzayı fikrini, "görünüyor" ifadesinin "dır" ifadesine bağımlılığını ve Sellars'ın gözlem bilgisi için önerdiği koşulu açıklarsın. (anla)
- Bir temel inanca Mit Testi'ni uygulayarak onun dayandığı şeyin kavramsal olup olmadığını, gerekçe isteyip istemediğini ve hangi arka plan bilgisini varsaydığını belirlersin. (uygula)
- Sellars'ın ikilemine verilen başlıca cevapları, yani dogmacı, tanışıklıkçı ve McDowellcı cevapları, karşı-görüşün en güçlü hâliyle değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Kavramlar bölümü önce Sellars'ın eleştirdiği fikri, sonra onun bu fikre karşı kurduğu ikilemi, ardından ikilemin dayandığı ayrımı, ve en son, Sellars'ın kendi önerdiği alternatifi tanımlıyor.
Sellars, bu fikrin felsefe tarihinde birçok biçimde ortaya çıktığını söyler: duyu içerikleri, maddi nesneler, tümeller, önermeler, gerçek bağlantılar, ilk ilkeler, hatta verilmişliğin kendisi. Ders Ç3.2'de gördüğümüz C. I. Lewis, bu kavramı açıkça kullanmıştı; Ders Ç2.3'te de duyu verisi kuramlarını incelemiştik. Sellars'ın hedefi, bu biçimlerin hepsinde ortak olan bir iddiadır: bilginin temelinde, kendi yetkisini başka hiçbir şeyden almayan, kendini doğrulayan bir şey bulunur, ve bu şeyin yetkisi, üzerine kurulan bütün bilgiye aktarılır. Sellars, bu kendini doğrulayan kavrayışları, deneysel bilginin "kıpırdamayan hareket ettiricileri" (unmoved movers) diye anar; ifade, Aristoteles'in ilk hareket ettiricisini çağrıştırır.
Sellars, ikilemi bu kadar yalın bir biçimde dile getirmedi; bu yalın biçim, Amerikalı filozof Laurence BonJour'un 1985 tarihli The Structure of Empirical Knowledge kitabında yaptığı yeniden kuruluşa dayanır. Ders Ç3.1'de BonJour'u tutarlılıkçılığın savunucusu olarak görmüştük; bu kitap, onun tutarlılıkçı döneminin başlıca eseridir. İkilemin gücü, temelcinin iki ihtiyacını birbirine karşı koymasındadır. Temelci, temellerin bir yandan gerekçe sağlamasını, öbür yandan gerekçeye ihtiyaç duymamasını ister. İkilem, bu iki özelliğin aynı şeyde bulunamayacağını öne sürer: gerekçe sağlayabilen her şey, gerekçe isteyecek kadar kavramsaldır; gerekçe istemeyen her şey ise, gerekçe sağlayamayacak kadar kavramsal değildir.
Bu ayrım, ikilemin ikinci boynuzunu taşır. Bir ateşin bir kâğıdı yakması nedensel bir ilişkidir; ama ateş, kâğıdın yanmasının "gerekçesi" değildir. Benzer biçimde, bir ışık dalgasının gözümüze çarpıp bir duyuma yol açması, nedensel bir ilişkidir; Sellars'a göre bu duyum, kendi başına, "bu kırmızıdır" inancının gerekçesi değildir, yalnızca nedenidir. Ders Ç2.6'da gördüğümüz Davidson'ın "Actions, Reasons, and Causes" makalesi, eylemlerin gerekçelerinin aynı zamanda nedenleri olduğunu savunuyordu; ama nedenlerin hepsinin gerekçe olmadığını da kabul ediyordu. Sellars'ın ayrımı, bu ilişkiyi inançlara uygular: bir inancın gerekçesi, onun nedenler uzayındaki yeridir, nedensel geçmişi değil.
Bu sonuç, Ders Ç3.2'deki klasik temelciliğin en önemli varsayımını hedef alır. Klasik temelciler, Chisholm gibi, "bana kırmızı bir şey görünüyor" yargılarının, dış dünyaya dair yargılardan önce gelen, daha temel ve daha kesin yargılar olduğunu düşünüyordu. Sellars'a göre ise, durum tam tersidir: "görünüyor" kavramı, "dır" kavramından sonra gelir, ona dayanır. John, kravatın yeşil göründüğünü söyleyebilmek için, önce kravatların gerçekten yeşil ya da mavi olabildiğini, ve ışığın renkleri nasıl değiştirdiğini öğrenmek zorundaydı. Görünüş yargıları, bilgimizin temeli değil, onun incelikli bir ürünüdür.
Sellars, temelciliği reddederken, çıkarımsız bilgiyi reddetmez. Bir kişi, bir şeyin yeşil olduğunu, bir çıkarım yapmadan, doğrudan bakarak bilebilir. Ama bu bilginin bilgi olması için, kişinin, kendi gözlem raporlarının güvenilirliğine dair bir genel bilgiye de sahip olması gerekir. Bu, tek bir gözlem bilgisinin bile, birçok başka bilgiyi önceden varsaydığı anlamına gelir. Bilgi, tek tek, kendi başına duran tuğlalardan değil, birbirine bağlı bir bütünden oluşur. Bu koşul, bir kaynağın güvenilirliğine dair bilginin rolü sorusunun algıdaki karşılığıdır; aynı soruyu tanıklık için Ders Ç2.13 ve Ç2.14 sormuştu. Sellars'ın görüşünün, bir döngüye yol açıp açmadığı, İtiraz 4'ün konusudur.
Argüman
Bu bölüm, Sellars'ın ikilemini, BonJour'un yeniden kuruluşunu izleyerek, numaralı öncüllerle bir argüman olarak kuruyor.
- Bir şeyin bir inancı gerekçelendirebilmesi için, o şey ile inanç arasında, bir nedensellik ilişkisi değil, bir gerekçe ilişkisi bulunmalıdır; yani o şey, inancın doğru olduğunu düşünmek için bir neden olmalıdır.
- Bir şeyin bir inancın doğru olduğunu düşünmek için bir neden olabilmesi için, onun bir içeriğe sahip olması, yani bir şeyin şöyle olduğunu sunması gerekir; bu içerik kavramsaldır.
- Kavramsal bir içeriğe sahip olan, yani bir şeyin şöyle olduğunu sunan her durum, doğru ya da yanlış olabilir; ve doğru ya da yanlış olabilen her durum, kişinin ona dayanmakta haklı olması için kendisi bir gerekçe ister.
- Kavramsal bir içeriğe sahip olmayan bir durum, yani ham bir duyum, bir inançla yalnızca nedensel olarak ilişkilidir; birinci öncüle göre, bir inancı gerekçelendiremez.
- Öyleyse, temelcinin temeli olarak önerilen her durum, ya kendisi bir gerekçe ister, ya da bir gerekçe sağlayamaz; ikisi birden olamaz. Gerekçe sağlayıp gerekçe istemeyen bir "verilmiş olan" yoktur.
Sonuç: Temelciliğin aradığı türden bir temel, yani bir inancı gerekçelendiren ama kendisi gerekçeye ihtiyaç duymayan bir verilmiş olan, tutarlı bir kavram değildir. Bu sonuç, Ders Ç3.1'deki gerileme argümanının sonucunu, yani gerekçe zincirinin çıkarımsız temellerde durması gerektiği sonucunu, sorgular. Sellars'a göre, bilgi, sabit bir temelin üzerinde duran bir bina değil, kendi kendini düzelten bir girişimdir: her iddia sorgulanabilir, ama hepsi aynı anda değil. Birincil metinde bu sonucu Sellars'ın kendi sözleriyle göreceğiz.
Birinci ve dördüncü öncüller, Kavramlar bölümündeki nedenlerin mantıksal uzayı ayrımına dayanır. Bu ayrım, epistemolojide geniş kabul görür: bir inancın nedensel geçmişi ile gerekçesi aynı şey değildir. Ama dikkat: Ders Ç2.18'de kısaca gördüğümüz ve Ders Ç4.3–Ç4.4'te ayrıntılı göreceğimiz güvenilirciler, gerekçeyi tam olarak inancın nedensel geçmişinin güvenilirliğiyle tanımlar. Güvenilirciler için, dördüncü öncül yanlıştır: ham bir duyum, güvenilir bir süreçle inanca yol açıyorsa, inanç gerekçelidir.
İkinci öncül, gerekçe sağlayan şeyin bir içeriğe sahip olması gerektiğini söyler. Bu da makul görünür: bir şeyin bana kırmızı bir elma olduğunu düşünmem için bir neden olabilmesi için, o şeyin, bir anlamda, kırmızı bir elmayla "ilgili" olması, onu sunması gerekir.
En tartışmalı öncül: Kavramsal içeriği olan her durumun gerekçe istediğini söyleyen üçüncü öncül. Sellars'ın ikileminin bütün karşı-görüşleri, en çok bu öncüle yönelir. Ders Ç3.3'te gördüğümüz Pryor ve Huemer, deneyimlerin ve görünüşlerin, kavramsal ya da önermesel bir içeriğe sahip olduğunu, ama inanç olmadıklarını, ve bu yüzden kendilerinin gerekçe istemediğini savunur. Bir inanç, kişinin bir şeyi doğru olarak kabul etmesidir, ve bu kabul, bir gerekçe ister. Bir deneyim ise, kişinin bir şeyi kabul etmesi değil, bir şeyin ona sunulmasıdır; ve bir şeyin bize sunulmasında, haklı ya da haksız olmak gibi bir şey yoktur. Bu karşı-görüş doğruysa, üçüncü öncül yanlıştır, ve deneyimler, ikilemin iki boynuzunun arasından geçebilir: içeriğe sahiptirler, bu yüzden gerekçe sağlayabilirler; ama inanç değildirler, bu yüzden gerekçe istemezler. İtiraz 1 bu karşı-görüşü ayrıntılı ele alıyor.
İtirazlar ve cevaplar
İtiraz 1: Deneyimler inanç değildir, gerekçe istemez
Sellars'ın ikilemine karşı en yaygın karşı-görüş, üçüncü öncülü reddeder. Bir deneyimin içeriği vardır: bana kırmızı bir elma sunar. Ama deneyim, bir yargı ya da bir kabul değildir; bir şeyin bana öyle görünmesidir. Bir şeyi kabul ettiğimde, onu kabul etmekte haklı ya da haksız olabilirim; ama bir şey bana öyle göründüğünde, o görünüşe sahip olmakta haklı ya da haksız olmam. Öyleyse deneyim, gerekçe ister türden bir durum değildir, ama içeriği sayesinde gerekçe sağlayabilir. Pryor, 2005 tarihli "There Is Immediate Justification" (Dolaysız Gerekçe Vardır) makalesinde, bu görüşü Sellars'ın ve BonJour'un ikilemine karşı açıkça savundu.
Cevap: Bu karşı-görüş, Sellars'ın ikilemine verilen en güçlü cevaplardan biridir, ve birçok çağdaş felsefeci tarafından kabul edilir. Ama iki sorunla karşılaşır. Birincisi, Ders Ç3.3'te Siegel'in bilişsel nüfuz tartışmasında gördüğümüz gibi, deneyimler de akılsal ya da akıl dışı olabilir gibi görünür: gerekçesiz bir korkunun ürettiği bir deneyim, bir anlamda "kötü" bir deneyimdir. Bu doğruysa, deneyimler de bir tür değerlendirmeye tabidir, ve "gerekçe istemez" iddiası zayıflar. İkincisi, Sellars'ın kravat dükkânı hikâyesi, deneyimlerin içeriğinin bile, öğrenilmiş kavramlara dayandığını gösterir: kravatın "yeşil" göründüğü bir deneyime sahip olmak için, "yeşil" kavramına sahip olmak gerekir. Bu kavram, öğrenilmiştir ve başka bilgilere bağlıdır. Öyleyse deneyim, gerekçe istemese bile, bir arka plan bilgisine bağımlıdır; ve bu bağımlılık, deneyimin "verilmiş olan" olarak, yani başka hiçbir şeye dayanmayan bir temel olarak görülmesini engeller. Karşı-görüşün savunucusu, deneyimin bir arka plana bağlı olmasının, onun gerekçe sağlayan rolünü ortadan kaldırmadığını söyleyebilir: kavramlar, deneyimin koşuludur, gerekçesi değil.
İtiraz 2: Ham duyum, tanışıklık yoluyla gerekçe sağlar
İkilemin ikinci boynuzu, kavramsal olmayan bir durumun bir inançla yalnızca nedensel olarak ilişkili olabileceğini söylüyor. Ama Ders Ç3.2'de gördüğümüz Fumerton'un tanışıklık kuramı, başka bir ilişki önerir. Kişi, bir ağrıyla tanışıklık içindeyse, ve "ağrım var" önermesini düşünüyorsa, ve ikisi arasındaki uyumla da tanışıklık içindeyse, inancı gerekçelidir. Burada ağrı, inancı yalnızca nedensel olarak etkilemiyor; kişi, ağrının inancı doğru kıldığını doğrudan kavrıyor. Bu kavrayış, ne bir çıkarım ne de bir nedensel ilişkidir.
Cevap: Tanışıklık kuramı, Sellars'ın ikilemine karşı en dikkatli temelci cevaplardan biridir; ama ikilemin bir boynuzuna takılıp takılmadığı tartışmalıdır. Kuramın kilit kavramı, kişinin önerme ile olgu arasındaki "uyumu" doğrudan kavramasıdır. Bu kavrayışın kendisi kavramsal mıdır? Kavramsalsa, yani "bu ağrı, 'ağrım var' önermesini doğru kılar" biçiminde bir içeriği varsa, ikilemin birinci boynuzuna takılır: doğru ya da yanlış olabilir ve gerekçe ister. Kavramsal değilse, yani yalnızca bir tür doğrudan karşılaşmaysa, ikinci boynuza takılır: bir inancın doğru olduğunu düşünmek için nasıl bir neden olabilir? Fumerton'un cevabı, tanışıklığın, bir yargı olmadığını ama yine de kişiye olguyu "verdiğini", yani ikilemin varsaydığı iki seçeneğin tam olmadığını söylemektir. Bu cevap, İtiraz 1'deki karşı-görüşe benzer bir yapıdadır: gerekçe sağlayan ama gerekçe istemeyen bir üçüncü tür durum. Eleştirmenler, bu üçüncü türün, tam olarak Sellars'ın "mit" dediği şey olduğunu söyler.
İtiraz 3: Deneyim kavramsaldır, ama bir yargı değildir
Güney Afrika doğumlu filozof John McDowell, 1994 tarihli Mind and World (Zihin ve Dünya) kitabında, Sellars'ın meydan okumasını kabul eden ama onun tutarlılıkçı sonucunu reddeden bir görüş geliştirdi. Ders Ç2.4'te McDowell'ı, algının yanılabilir bir bilgi yeteneği olduğu görüşüyle görmüştük. McDowell'a göre, deneyim kavramsal bir içeriğe sahiptir: deneyimde, kavramsal yetilerimiz, bizim bir şey yapmamız olmadan, edilgen olarak harekete geçer. Deneyim, bir yargı değildir, çünkü bir yargı etkin bir kabuldür; ama dünyanın bize "kendini sunmasıdır." Bu yüzden, deneyim, nedenler uzayında yer alır ve gerekçe sağlayabilir; ama dünyanın kendisine bağlı olduğu için, inançlarımızı dünyaya bağlar.
Cevap: McDowell'ın görüşü, Sellars'ın meydan okumasını ciddiye alan en etkili cevaplardan biridir, ve İtiraz 1'deki karşı-görüşün felsefi olarak daha derin bir biçimidir. McDowell, iki tehlikeden kaçınmaya çalışır. Birincisi, verilmiş olanın mitidir: inançlarımızı, kavramsal olmayan bir şeye dayandırmak. İkincisi, McDowell'ın deyişiyle, "boşlukta sürtünmesiz dönmek"tir: inançlarımızı yalnızca başka inançlara dayandırıp, dünyayla hiçbir bağ kurmamak; McDowell, bu ikinci tehlikenin, Davidson'ın tutarlılıkçılığında ortaya çıktığını düşünür. McDowell'ın çözümü, deneyimi hem kavramsal hem de dünyaya açık bir durum olarak görmektir. Bu çözümün sorunu, kavramsal olmayan içerik tartışmasındadır: Güncel tartışmada göreceğimiz gibi, birçok felsefeci, deneyimin, kavramlarımızın yakalayabileceğinden çok daha ince ayrıntılara sahip olduğunu, ve bu yüzden tamamen kavramsal olamayacağını savunur. McDowell'ın görüşü, ayrıca, bebeklerin ve hayvanların algısını açıklamakta zorlanır: onların kavramsal yetileri yoksa, deneyimleri de mi yoktur?
İtiraz 4: Sellars'ın kendi koşulu bir döngüye yol açar
Sellars'ın güvenilir belirti koşulu, bir kişinin "bu yeşildir" sözünün gözlem bilgisi olması için, kişinin, bu tür sözlerinin güvenilir belirtiler olduğunu bilmesini gerektirir. Ama bu genel bilgi nereden gelir? Ancak geçmişteki gözlemlerden, yani geçmişte "bu yeşildir" dediği ve doğru çıktığı durumlardan. Ama o geçmiş gözlemlerin bilgi olması için de, o zamanki genel bilgi gerekirdi. Öyleyse, ilk gözlem bilgisi hiçbir zaman ortaya çıkamaz: her gözlem bilgisi, kendisinden önce bir gözlem bilgisi gerektirir. Bu, Ders Ç3.1'deki gerilemenin bir başka biçimidir.
Cevap: Sellars bu itirazı öngörmüştü ve ona açıkça cevap verdi. Ona göre, bir kişinin şu anda gözlem bilgisine sahip olması, şu anda, geçmişte belirli olguların gerçekleştiğini bilmesini gerektirir; ama o geçmiş olguların gerçekleştiği anda, kişinin onları "bilmiş" olmasını gerektirmez. Bir çocuk, renk kelimelerini öğrenirken, "bu yeşil" der ve büyükleri onu onaylar; o anda çocuk, henüz gözlem bilgisine sahip değildir. Ama zamanla, bu öğrenme sürecinin sonunda, çocuk, geçmişteki raporlarının güvenilir çıktığını şimdi hatırlayabilir, ve bu hatırlama, şimdiki raporlarını bilgi yapar. Bilgi, tek bir anda, sıfırdan değil, bir öğrenme süreciyle, kademeli olarak ortaya çıkar. Bu cevap, döngüyü, zaman içinde yayılan bir gelişimle çözer. Eleştirmenler, bu cevabın, bilginin nasıl ortaya çıktığını açıklasa da, şu andaki bir gözlem bilgisinin gerekçesinin, sonunda, başka bir bilgiye dayanmasının, Ders Ç3.6'da göreceğimiz yalıtım sorununa yol açıp açmadığını sorar.
Örnekler
Basit örnek: kravat dükkânı yeniden
Giriş'teki hikâyeye Mit Testi ile bakalım. Temel olarak önerilen durum: John'un "bu kravat bana yeşil görünüyor" yargısı. Kavramsal mı? Evet: "yeşil" kavramını ve "görünmek" kavramını kullanıyor; bir şeyin şöyle olduğunu sunuyor. Gerekçe istiyor mu? Klasik temelciye göre hayır, çünkü kendi deneyimime dair bir yargıdır. Ama Sellars'a göre, John'un bu yargıyı yapabilmesi için, "yeşil" ile "yeşil görünmek" arasındaki farkı, ve elektrik ışığının renkleri nasıl değiştirdiğini öğrenmiş olması gerekiyor. Bu öğrenme, Jim'in ona söylediği şeylere, yani tanıklığa, ve dışarı çıkıp kravatı gün ışığında görmesine, yani başka bir algıya, dayanıyor. Arka plan bilgisi: "görünmek" kavramı, "olmak" kavramını ve standart koşullar kavramını önceden varsayıyor.
Sonuç: John'un "yeşil görünüyor" yargısı, bilgisinin en temel katmanı değil, Jim'le karşılaşmasından sonra edindiği yeni bir bilginin ürünüdür. Bu, klasik temelciliğin en önemli varsayımını, yani görünüş yargılarının dış dünyaya dair yargılardan daha temel olduğu varsayımını, tersine çeviriyor. Ilımlı temelcilik açısından ise sonuç daha karmaşık: John'un "bu kravat mavi" inancı, yine de, kravatın görünüşüne ve arka plan bilgisine dayanarak, çıkarımsız olarak gerekçeli olabilir; ama bu gerekçe, Sellars'ın istediği türden bir arka plan bilgisini gerektiriyor.
Orta örnek: papağan ve termometre
Amerikalı filozof Robert Brandom, Sellars'ın görüşlerini geliştirdiği 1994 tarihli Making It Explicit (Açık Kılmak) kitabında ve sonraki yazılarında, şöyle bir karşılaştırma yapar. Bir papağan, kırmızı bir nesne gördüğünde "Bu kırmızı!" diye bağırmak üzere eğitilebilir. Papağan, güvenilir bir biçimde, kırmızı nesneler karşısında bu sesi çıkarır. Bir termometre de, güvenilir bir biçimde, sıcaklığa karşılık gelen bir sayı gösterir; termometre benzetmesinin kökü Sellars'ın kendisindedir, o da gözlem bilgisini bir termometrenin tepkisine benzeten görüşü eleştirmişti. Ama ne papağanın sesi ne de termometrenin göstergesi, bilgi değildir. Bir insan "Bu kırmızı" dediğinde ise, durum farklıdır: insan, bu sözün neyi gerektirdiğini, neyle çeliştiğini, neyin kanıtı olduğunu bilir. "Bu kırmızı" diyen biri, onun renkli olduğunu, yeşil olmadığını, ve belirli koşullarda farklı görünebileceğini de kabul etmiş olur.
Mit Testi ile bakalım. Papağanın sesi, nedensel olarak güvenilirdir, ama kavramsal değildir: papağan, "kırmızı" kavramının başka kavramlarla ilişkisini bilmez. İkilemin ikinci boynuzuna göre, bu ses bir inancı gerekçelendiremez; çünkü bir inanç bile değildir. İnsanın sözü ise, kavramsaldır: nedenler uzayında yer alır. Ama bu kavramsallık, ikilemin birinci boynuzuna göre, onun bir gerekçe istemesine yol açar: insan, neden kırmızı olduğunu düşündüğü sorulduğunda, bir şey söyleyebilmelidir.
Sonuç: Bu örnek, Sellars'ın nedensel güvenilirlik ile gerekçe arasındaki ayrımını somutlaştırıyor. Güvenilircilik için bu örnek bir meydan okumadır: papağan da güvenilir bir süreçle "Bu kırmızı" diyorsa, onun da bilgisi var mıdır? Güvenilirciler, papağanın bir inancı olmadığını, ve bilginin, güvenilir bir süreçle oluşmuş bir inanç gerektirdiğini söyleyerek cevap verebilir. Ama bu cevap, inanç kavramının kendisinin, Sellars'ın vurguladığı türden bir kavramsal ağı gerektirip gerektirmediği sorusunu açar. Brandom'a göre, gerektirir; ve bu, bilginin, en temel düzeyinde bile, kavramsal bir pratik olduğunu gösterir.
Gerçek hayat örneği: Rusçada iki mavi
Türkçede, açık mavi ile koyu mavi, aynı rengin iki tonu olarak düşünülebilir, ama Türkçe "lacivert" kelimesiyle koyu maviye ayrı bir ad verir. Rusçada ise bu ayrım daha keskindir: açık maviye "goluboy", koyu maviye "siniy" denir, ve bu iki kelime, iki ayrı temel renk adı gibi kullanılır. İngilizcede ise her ikisi de "blue" kelimesiyle karşılanır.
2007'de, New York Üniversitesi'nden psikolog Jonathan Winawer ve aralarında Lera Boroditsky'nin de bulunduğu çalışma arkadaşları, Proceedings of the National Academy of Sciences dergisinde yayımladıkları bir çalışmada, Rusça ve İngilizce konuşanlara mavi tonlarını ayırt etme görevleri verdi. Katılımcılara üç renk karesi gösterildi ve üstteki karenin alttaki ikisinden hangisiyle aynı olduğu soruldu. Rusça konuşanlar, iki tonun "goluboy" ile "siniy" arasındaki sınırın iki farklı yanında bulunduğu durumlarda, aynı yanında bulunduğu durumlardan daha hızlı ayırt etti. İngilizce konuşanlarda böyle bir fark görülmedi. Ayrıca, Rusça konuşanların bu avantajı, katılımcılardan aynı anda sözel bir görev yapmaları istendiğinde ortadan kalktı; uzamsal, yani görsel-mekânsal bir ek görevde ise korundu.
Mit Testi ile bakalım. Bu bulgu, ikilemin tartıştığı soruya, yani algısal deneyimin ne ölçüde kavramsal olduğu sorusuna, deneysel bir veri katıyor. Renk ayrımı gibi temel bir algısal görev bile, kişinin sahip olduğu renk kavramlarından, en azından hız bakımından, etkileniyor. Bu, Sellars'ın, algının en temel düzeyinde bile öğrenilmiş kavramlara bağlı olduğu görüşüyle uyumlu görünüyor. Ama bulgunun sınırları da önemli: etki, ayrımın kendisinde değil, ayrımın hızındadır; İngilizce konuşanlar da iki tonu ayırt edebiliyordu; yalnızca sınırın iki yanına düşen çiftlerde bir hızlanma göstermediler. Ayrıca sözel bir görev etkiyi ortadan kaldırdığı için, etkinin algının kendisinden değil, algıya eşlik eden hızlı bir sözel sınıflandırmadan gelmesi de olasıdır. Bulgu, deneyimin tamamen kavramsal olduğunu göstermiyor; ama deneyim ile kavramlar arasında, verilmiş olan fikrinin varsaydığından daha sıkı bir etkileşim olduğunu düşündürüyor.
Araç kartı: Mit Testi
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Temel olarak önerilen bir şeyin, Sellars'ın ikilemine takılıp takılmadığını sınar: kavramsal mı, gerekçe istiyor mu, gerekçe sağlayabiliyor mu, ve hangi arka plan bilgisini önceden varsayıyor? Bir temelin gerçekten "kendi başına" mı durduğunu, yoksa fark edilmeyen bir bilgi ağına mı dayandığını gösterir. |
| Adımlar | 1) Temel olarak önerilen şeyi yaz: bir deneyim, bir görünüş, bir duyum, bir "apaçık" yargı. 2) Kavramsallık: bu şey, bir şeyin şöyle olduğunu sunuyor mu; bir önermeyle ifade edilebilir mi? 3) Kavramsalsa: doğru ya da yanlış olabilir mi; kişinin ona dayanmakta haklı olması için kendisi bir gerekçe istiyor mu? Bir inanç mı, yoksa inanç olmayan bir görünüş mü? 4) Kavramsal değilse: inançla yalnızca nedensel olarak mı ilişkili, yoksa bir gerekçe ilişkisi kurulabiliyor mu? 5) Arka plan: bu yargıyı yapabilmek için hangi kavramların ve hangi güvenilirlik bilgisinin önceden öğrenilmiş olması gerekiyor? 6) Karşı-görüş: dogmacı (deneyim inanç değildir), tanışıklıkçı (doğrudan kavrayış) ve McDowellcı (edilgen kavramsallık) cevaplardan hangisi bu durumda en güçlü? 7) Karar: önerilen temel bir mit mi, yoksa savunulabilir bir temel mi; savunulabilirse, hangi karşı-görüşe dayanarak? |
| Ne zaman kullanılır | Biri bir iddiayı "doğrudan gördüm", "açıkça hissediyorum" ya da "tartışılmaz bir veri" diye sunduğunda; bir bilimsel ya da gündelik tartışmada, "ham veri" diye sunulan şeyin ne kadar ham olduğunu sorgulamak istediğinde; kendi en temel algısal inançlarının hangi öğrenilmiş kavramlara dayandığını görmek istediğinde. |
| Sınırı | Araç, Sellars'ın ikilemini bir test olarak uygular, ama ikilemin kendisinin doğru olup olmadığına karar vermez; İtiraz 1, 2 ve 3, ikilemin bir öncülünü reddeden ciddi karşı-görüşlerdir. Kavramsallık sorusunun cevabı, Güncel tartışmada göreceğimiz kavramsal olmayan içerik tartışmasına bağlıdır, ve bu tartışma çözülmüş değildir. Araç, bir temelin mit olduğunu gösterse bile, bu, o temele dayanan inancın gerekçesiz olduğunu değil, gerekçesinin başka bir yerden, örneğin bir bilgi ağından, geldiğini gösterir. |
| 5K kapısı | Karşı-görüş |
Özet
- Verilmiş olan, bilgimize başka hiçbir bilgi olmadan sunulan ve kendi yetkisini bütün bilgiye aktaran kendiliğinden yetkili temeldir; Sellars'a göre bu bir mittir.
- Sellars'ın ikilemi (BonJour'un yalın biçimiyle): verilmiş olan ya kavramsaldır ve gerekçe ister, ya da kavramsal değildir ve gerekçe sağlayamaz.
- Nedenlerin mantıksal uzayı, gerekçelendirme ilişkilerinin uzayıdır; nedensel ilişkilerden ayrıdır.
- Kravat dükkânı hikâyesine göre, "görünüyor" ifadesi "dır" ifadesine bağımlıdır; görünüş yargıları, bilgimizin en temel katmanı değil, incelikli bir ürünüdür.
- Sellars'ın güvenilir belirti koşulu: gözlem bilgisi, kişinin kendi raporlarının güvenilirliğine dair genel bir bilgiyi önceden varsayar; bu koşul, zaman içinde yayılan bir öğrenme süreciyle döngüden kaçar.
- Başlıca karşı-görüşler: deneyimler inanç değildir ve gerekçe istemez (Pryor, Huemer); tanışıklık doğrudan bir kavrayıştır (Fumerton); deneyim edilgen olarak kavramsaldır (McDowell).
- Mit Testi, bir temelin kavramsallığını, gerekçe ihtiyacını ve dayandığı arka plan bilgisini sınar.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Sellars, "Empiricism and the Philosophy of Mind"ın otuz altıncı kısmında, gözlem bilgisinin güvenilir belirti koşuluna yöneltilebilecek bir itirazı ele aldıktan sonra, şu ünlü cümleyi yazar:
Asıl önemli nokta, bir olayı ya da bir durumu bilme olarak nitelendirirken, o olayın ya da durumun deneysel bir betimlemesini vermiyor olmamızdır; onu nedenlerin, yani kişinin söylediğini gerekçelendirmenin ve gerekçelendirebilmenin, mantıksal uzayına yerleştiriyoruz.
Otuz sekizinci kısmın sonunda ise, bilginin yapısına dair geleneksel resmi eleştirir:
Her şeyden önce, bu resim durağan karakteri yüzünden yanıltıcıdır. İnsan, bir kaplumbağanın üzerinde duran bir fil resmi (kaplumbağayı ne taşıyor?) ile kuyruğunu ağzına almış büyük bir Hegelci bilgi yılanı resmi (nereden başlıyor?) arasında seçim yapmaya zorlanmış gibi görünür. İkisi de olmaz. Çünkü deneysel bilgi, tıpkı onun gelişkin uzantısı olan bilim gibi, bir temeli olduğu için değil, herhangi bir iddiayı tehlikeye atabilen, ama hepsini birden değil, kendi kendini düzelten bir girişim olduğu için akılsaldır.
Birinci pasaj, bu dersin Kavramlar bölümündeki nedenlerin mantıksal uzayı fikrinin kaynağıdır. Pasajın kilit ayrımı, "deneysel bir betimleme" ile "nedenler uzayına yerleştirme" arasındadır. Bir durumun nedensel geçmişini, örneğin bir ışık dalgasının göze çarpıp bir sinir uyarısına yol açmasını, betimlemek, deneysel bir betimlemedir. Ama bir durumu "bilme" olarak nitelemek, bir betimleme değil, bir değerlendirmedir: o durumu, gerekçeler ve gerekçelendirme yeteneği ağına yerleştirmektir. Bu, gerekçe kavramının normatif bir kavram olduğu, Ders Ç1.9'un temel fikrinin en etkili ifadelerinden biridir. Pasajdaki "gerekçelendirebilmek" kelimesi de önemlidir: Sellars'a göre bilmek, yalnızca gerekçeli olmak değil, gerekçelendirebilmek, yani gerektiğinde gerekçe gösterebilecek bir konumda olmaktır.
İkinci pasaj, Ders Ç3.1'deki Agrippa üçleminin, Sellars'taki karşılığını taşıyor. Kaplumbağanın üzerindeki fil, temelciliğin imgesidir: her şey bir temele dayanır, ama temelin neye dayandığı sorusu cevapsız kalır. Kuyruğunu ağzına almış yılan ise, tutarlılıkçılığın imgesidir: her şey her şeye dayanır, ama nereden başladığı belli değildir. Sellars'ın cevabı, ikisini birden reddeder, ve üçüncü bir resim önerir: bilgi, durağan bir yapı değil, sürekli bir düzeltme sürecidir. Her iddia sorgulanabilir; ama hepsi aynı anda değil. Bu, Ders Ç1.8'de gördüğümüz Neurath'ın açık denizde onarılan gemisine çok yakın bir resimdir. Temelciliği ve tutarlılıkçılığı birleştirmeye çalışan sentezler için, Ders Ç3.7'nin konusu, Sellars'ın bu resmi önemli bir esin kaynağıdır.
Teknik ayrıntı
Davidson'ın ilkesi. Donald Davidson, 1983'te yayımlanan "A Coherence Theory of Truth and Knowledge" (Hakikat ve Bilginin Bir Tutarlılık Kuramı) makalesinde, Sellars'ın ikileminin ikinci boynuzunu çok keskin bir ilkeyle ifade etti: bir inancı tutmak için, başka bir inançtan başka hiçbir şey neden sayılamaz. Davidson'a göre, duyumlar, inançlarımıza nedensel olarak yol açar, ama onların gerekçesi değildir. Bu ilke, Davidson'ı tutarlılıkçılığa götürdü: inançların gerekçesi, yalnızca başka inançlarla olan ilişkilerinden gelir. McDowell'ın İtiraz 3'teki "boşlukta sürtünmesiz dönme" eleştirisi, tam olarak bu ilkeye yöneliktir: inançlarımız yalnızca birbirine dayanırsa, dünyayla nasıl bir bağ kurar? Davidson'ın cevabı, Ders Ç0.3'te gördüğümüz yorumlama hayırseverliğine dayanır: bir inanç sisteminin büyük kısmı, onu yorumlanabilir kılan koşullar nedeniyle, doğru olmak zorundadır.
BonJour'un dönüşü. BonJour, 1985'teki kitabında Sellars'ın ikilemini temelciliğe karşı en güçlü argüman olarak sundu ve tutarlılıkçılığı savundu. Ama 1990'ların sonunda, tutarlılıkçılığın deneyimden gelen girdiyi açıklayamadığı, yani Ders Ç3.6'da göreceğimiz yalıtım sorununa yakın bir kaygı, sonucuna vardı ve 1999'da yayımladığı "The Dialectic of Foundationalism and Coherentism" makalesinde temelciliğe döndüğünü açıkladı. Bu dönüş, ikilemi nasıl aştığı sorusunu doğurdu. BonJour'un, 2003'te Ernest Sosa ile birlikte yazdığı Epistemic Justification kitabında geliştirdiği yeni görüşüne göre, bilinçli bir deneyimin içeriği, kişiye, o deneyime sahip olmakla birlikte, kendiliğinden ve doğrudan farkındalıkla verilir; bu farkındalık, deneyimin içeriğine ayrıca bir yargı eklemez, deneyimin kendi yapısının bir parçasıdır. Bu görüş, İtiraz 2'deki tanışıklık cevabına yakındır, ve aynı eleştiriyle karşılaşır: bu "kurucu" ya da "yerleşik" farkındalık (constitutive, built-in awareness), kavramsal mıdır, değil midir? BonJour'un dönüşü, Sellars'ın ikileminin, onu en güçlü biçimde savunan filozofu bile sonunda tatmin etmediğini, ama ondan kaçış yolunun da hâlâ tartışmalı olduğunu gösteriyor.
Sellars'ın kendi temelciliği. Sellars'ın verilmiş olanı reddetmesi, çıkarımsız bilgiyi reddettiği anlamına gelmez. Sellars, gözlem raporları ile öbür önermeler arasında iki ayrı "mantıksal boyut" olduğunu söyler (yorumcular bunlara dikey ve yatay boyut der): bir gözlem raporu, çıkarımsız olarak, yani bir başka rapordan çıkarılmadan, bilgi olabilir; ama bu bilginin bilgi olarak statüsü, kişinin genel bir bilgi ağına, özellikle kendi raporlarının güvenilirliğine dair bilgiye, dayanır. Sellars'a göre, bu iki boyut birbirini dışlamaz: gözlem raporları, bilginin "temelinde" durur, çünkü başka raporlardan çıkarılmaz; ama bu temel, kendiliğinden yetkili değildir, çünkü yetkisini bilgi ağından alır. Sellars'ın görüşü, bu yüzden, ne saf bir temelcilik ne de saf bir tutarlılıkçılıktır; Ders Ç3.7'de göreceğimiz sentezlerin bir öncüsüdür.
Lewis ve verilmiş olan. Ders Ç3.2'de C. I. Lewis'in, bilgide ham deneyim ile kavramsal yorumu ayırdığını ve ham deneyimi "verilmiş olan" olarak adlandırdığını görmüştük. Lewis'in verilmiş olanı, kendisi bir yargı değildi; ama Lewis, onu ifade eden "ifade edici yargıların" kesin olduğunu savunuyordu. Sellars'ın ikilemi, Lewis'in görüşüne doğrudan uygulanabilir: ham deneyim, kavramsal değilse, ifade edici yargıları nasıl gerekçelendirir? Kavramsalsa, neden kendisi bir gerekçe istemez? Sellars'ın eleştirisi, büyük ölçüde, Lewis'in ve onun gibi düşünen deneycilerin bu soruyu cevapsız bıraktığını gösterir. Sellars'ın eleştirisinin hedefi, bu yüzden, yalnızca belirli bir kuram değil, deneyciliğin uzun bir geleneğinin, yani bilginin, kavramlardan önce gelen ve onlara yetki veren bir duyusal katmana dayandığı varsayımının kendisidir.
Güncel tartışma
Kavramsal olmayan içerik. Algısal deneyimin "kavramsal olmayan içeriğe" sahip olup olmadığı tartışması, Evans'ın 1982 kitabıyla başladı; McDowell'ın 1994'teki cevabıyla da Sellars'ın ikilemine bağlandı. İngiliz filozof Gareth Evans, ölümünden sonra 1982'de yayımlanan The Varieties of Reference kitabında, algısal deneyimin, kavramsal olmayan bir içeriğe sahip olduğunu savundu. Ders Ç2.5'te Evans'ı saydamlık gözlemiyle görmüştük. Bu görüşü destekleyen en sık argüman, "incelik" (fineness of grain) argümanıdır: algısal deneyim, kavramlarımızın yakalayabileceğinden çok daha ince ayrıntılar içerir. Bir kişi, iki çok yakın renk tonunu yan yana gördüğünde, onları ayırt edebilir, ama her biri için ayrı bir renk kavramına sahip değildir. McDowell, bu argümana, "bu ton" gibi gösterici kavramların, deneyimin inceliğini yakalayabileceğini söyleyerek cevap verdi. Ama Amerikalı filozof Richard Heck, 2000'de The Philosophical Review'da yayımlanan "Nonconceptual Content and the 'Space of Reasons'" makalesinde, bu cevabın işlemediğini savundu: "bu ton" gösterici kavramını kişiye kazandıran şey deneyimin kendisidir, öyleyse deneyimin içeriği o kavramla kurulamaz, ondan önce gelmelidir. Tartışma sürüyor. Gerçek hayat örneğindeki Rusça mavi bulgusu, bu tartışmaya, kavramların deneyimi en azından bazı yönlerden etkilediğini gösteren deneysel bir veri ekliyor.
Pittsburgh okulu. Sellars'ın 1963'ten ölümüne, 1989'a kadar ders verdiği Pittsburgh Üniversitesi'nde, McDowell ve Brandom'ın onun düşüncelerini geliştirmesi, bu çevreye bazen "Pittsburgh okulu" denmesine yol açtı. Brandom ve McDowell, bu okulun en önemli temsilcileridir. Brandom, Sellars'ın nedenler uzayı fikrini, dilin ve kavramların anlamının, onların çıkarımsal ilişkilerinden geldiğini savunan bir anlam kuramına, "çıkarımcılığa" (inferentialism), dönüştürdü. Amerikalı filozof Richard Rorty ise, 1979 tarihli Philosophy and the Mirror of Nature (Felsefe ve Doğanın Aynası) kitabında, Sellars'ın verilmiş olan eleştirisini, epistemolojinin bütün geleneksel projesine, yani bilginin temellerini arama projesine, karşı bir argüman olarak kullandı. Rorty'ye göre, Sellars'ın eleştirisinden sonra, bilgi, dünyayla bir ayna ilişkisi değil, bir toplumsal gerekçelendirme pratiğidir.
Makineler ve nedenler uzayı. Orta örnekteki papağan ve termometre, bugün yeni bir soruya dönüştü. Yapay öğrenme sistemleri, görüntülerdeki nesneleri güvenilir biçimde sınıflandırabiliyor ve sorulduğunda bu sınıflandırmaları sözcüklerle ifade edebiliyor. Bu sistemler, Brandom'ın papağanına mı benziyor, yoksa nedenler uzayında bir yere mi sahipler? Bir görüşe göre, bu sistemler, güvenilir bir ayırt etme yeteneğine sahiptir, ama kavramlarının çıkarımsal ilişkilerini gerçekten kavramadıkları için, papağana daha yakındır. Bir başka görüşe göre, büyük dil modelleri gibi sistemler, kavramlar arasındaki çıkarımsal ilişkileri, en azından bir ölçüde, yakalar ve bu yüzden papağandan farklıdır. Bu tartışma, akademinin ileri derslerinde, dil modellerinin epistemolojisi bağlamında yeniden ele alınacak.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir aşçılık kursunda, eğitmen Şef Nurhan, öğrencilerine aynı çorbanın iki kâsesini tattırıyor ve soruyor: "Hangisi daha tuzlu?" Öğrencilerden Barış, hiç duraksamadan "Soldaki" diyor. Şef Nurhan soruyor: "Nereden biliyorsun?" Barış: "Tadına baktım; açıkça daha tuzlu. Bu, doğrudan bir veri; bunun gerekçesini sormaya gerek yok." Şef Nurhan gülümsüyor ve Barış'tan, bu "doğrudan veri"ye Mit Testi'ni uygulamasını istiyor.
Adım 1, temel. Barış'ın önerdiği temel: "Soldaki çorba bana daha tuzlu geliyor."
Adım 2, kavramsallık. Bu, bir şeyin şöyle olduğunu sunuyor: "daha tuzlu" bir karşılaştırma kavramı, ve "tuzlu" bir tat kavramı. Bir önermeyle ifade edilebiliyor. Kavramsal.
Adım 3, gerekçe ihtiyacı. "Bana daha tuzlu geliyor" yargısı, bir inanç mı, yoksa bir görünüş mü? Barış, bunu bir görünüş olarak sunuyor. Ama Şef Nurhan bir şey ekliyor: "Sağdaki kâseyi önce tattın, sonra soldakini. Bir tat, bir öncekinden sonra daha güçlü ya da daha zayıf gelebilir; ayrıca soldaki kâse biraz daha sıcak, ve sıcaklık tuz algısını etkileyebilir." Bu bilgiler, görünüşün içeriğini yanlışlamıyor, ama görünüşün güvenilirliğini koşullara bağlıyor. Görünüş, en azından bir değerlendirmeye açık.
Adım 4, nedensel mi gerekçe mi. Dildeki tat alıcıları, tuz moleküllerine nedensel olarak tepki veriyor; bu, Barış'ın yargısının nedensel geçmişi. Ama bu nedensel süreç, kendi başına, "soldaki daha tuzlu" yargısının gerekçesi değil; gerekçe, bu sürecin bir yargıya dönüşmesinde, yani kavramsal bir düzeyde ortaya çıkıyor.
Adım 5, arka plan. "Daha tuzlu" yargısını yapabilmek için, Barış'ın, tuzlu tadın ne olduğunu, başka tatlardan, örneğin acıdan ya da ekşiden nasıl ayrıldığını öğrenmiş olması gerekiyor. Ayrıca, bir aşçı olarak güvenilir bir tat alma yeteneğine sahip olduğunu, yani Sellars'ın güvenilir belirti koşulunu, ancak geçmişteki tadımlarının doğru çıktığını bilerek söyleyebilir. Barış, kursun başında, birkaç kez tuzu yanlış değerlendirmişti.
Adım 6, karşı-görüş. Dogmacı cevap: Barış'ın görünüşü, inanç olmadığı için gerekçe istemez, ve içeriği sayesinde "soldaki daha tuzlu" inancına ilk bakışta gerekçe sağlar. McDowellcı cevap: Barış'ın deneyimi, kavramsal yetilerinin edilgen olarak harekete geçmesidir, ve dünyaya, yani çorbanın gerçek tuz oranına, açıktır.
Adım 7, karar. Barış'ın önerdiği "doğrudan veri", Sellars'ın anladığı anlamda bir verilmiş olan değil: kavramsal, arka plan bilgisine dayalı ve koşullara bağlı bir değerlendirmeye açık. Ama bu, onun bir gerekçe sağlamadığı anlamına gelmiyor; dogmacının ya da McDowell'ın cevabına göre, sağlıyor. Pratik sonuç: Şef Nurhan, tadımın sırasını değiştirip iki kâseyi aynı sıcaklıkta yeniden tattırmayı öneriyor.
Sonuç. Bu örnek, Sellars'ın meydan okumasının, bir mutfakta bile ortaya çıktığını gösteriyor. Barış'ın "tartışmaya gerek yok, doğrudan veri" tutumu, verilmiş olanın mitinin gündelik bir biçimiydi: bir deneyimi, kendi yetkisini hiçbir şeyden almayan bir temel saymak. Mit Testi, bu deneyimin bile bir öğrenme sürecine, arka plan bilgisine ve koşullara dayandığını ortaya çıkardı. Ama test, deneyimi değersiz kılmadı: deneyim, hâlâ en iyi kanıttı; yalnızca, Sellars'ın dediği gibi, sorgulanabilir ve düzeltilebilir bir kanıt oldu.
Pratik: Alıştırmalar
- Şu üç "doğrudan veriye" Mit Testi'nin 2., 3. ve 5. adımlarını uygula: (a) Bir hekimin röntgende "burada bir kırık görüyorum" demesi. (b) Bir çocuğun "anne, karnım ağrıyor" demesi. (c) Bir hakemin "top çizgiyi geçti" demesi.
- Sellars'ın ikileminin iki boynuzunu kendi sözlerinle yaz. Sonra, İtiraz 1'deki karşı-görüşün hangi boynuzu nasıl reddettiğini açıkla.
- Kravat dükkânındaki John, elektrik ışığını hiç görmeden yaşasaydı, "bu kravat bana yeşil görünüyor" yargısını yapabilir miydi? Cevabını Sellars'ın "görünüyor" ve "dır" ifadeleri arasındaki ilişkiye dair görüşüyle gerekçelendir.
Cevapları göster
- (a) Kavramsallık: evet; "kırık" bir tıbbi kavram ve hekim bir şeyin şöyle olduğunu söylüyor. Gerekçe ihtiyacı: evet; başka bir hekim, görüntüdeki gölgenin bir kırık değil bir artefakt olduğunu söyleyebilir. Arka plan: bu "görme", yıllarca süren bir eğitimi, röntgen görüntülerinin nasıl oluştuğuna dair bilgiyi ve kırıkların görüntüde nasıl göründüğüne dair birikimi önceden varsayıyor; Ders Ç2.4'teki Doktor Leyla örneğine benzer. Bu, Sellars'ın görüşünün açık bir örneği: en "doğrudan" görme, en çok arka plan bilgisi gerektirebilir. (b) Kavramsallık: evet, ama çok basit bir düzeyde; "ağrı" ve "karın" kavramları. Gerekçe ihtiyacı: çocuğun kendi ağrısına dair yargısı, Ders Ç2.5'te gördüğümüz ayrıcalıklı erişim nedeniyle, büyük ölçüde güvenilirdir; ama ağrının yeri konusunda, örneğin karın mı yoksa bel mi, yanılabilir. Arka plan: çocuk, "ağrı" kelimesini ve vücut bölümlerinin adlarını öğrenmiş olmalı. Bu örnek, klasik temelciliğin en güçlü adayına en yakın olanı; ama bile, bir öğrenilmiş kavram ağına dayanıyor. (c) Kavramsallık: evet; "çizgiyi geçmek" bir oyun kuralına bağlı bir kavram. Gerekçe ihtiyacı: evet; bu tür kararlar, görüntü kayıtlarıyla sık sık denetlenir ve bazen düzeltilir. Arka plan: hakemin, oyunun kurallarını, topun çizgiyi "tamamen" geçmesinin ne anlama geldiğini, ve hızlı hareketlerin gözde nasıl yanıltıcı olabileceğini bilmesi gerekiyor.
- Birinci boynuz: verilmiş olan kavramsal bir içeriğe sahipse, bir şeyin şöyle olduğunu söyler, doğru ya da yanlış olabilir, ve bu yüzden kendisi bir gerekçe ister; öyleyse gerekçe zincirinin sonu değildir. İkinci boynuz: verilmiş olan kavramsal bir içeriğe sahip değilse, bir inançla yalnızca nedensel olarak ilişkilidir ve onu gerekçelendiremez. İtiraz 1'deki karşı-görüş, birinci boynuzu reddeder: deneyimlerin kavramsal bir içeriği vardır, ama inanç değildirler; ve gerekçe isteyen şey, kavramsal içeriğin kendisi değil, bir şeyi doğru olarak kabul etmek, yani inançtır. Deneyim, kabul değil, sunuş olduğu için gerekçe istemez, ama içeriği sayesinde gerekçe sağlar.
- Sellars'a göre, hayır, ya da en azından aynı anlamda değil. "Bana yeşil görünüyor" yargısı, bir şeyin yeşil görünmesi ile gerçekten yeşil olması arasındaki farkı bilmeyi gerektirir. Bu farkı bilmek için, kişinin, bir şeyin olduğundan farklı göründüğü koşulları, örneğin alışılmadık bir aydınlatmayı, tanıması gerekir. Elektrik ışığını hiç görmemiş ve her şeye yalnızca standart koşullarda bakmış bir John için, "görünmek" ile "olmak" arasında bir fark yoktur; o, yalnızca "bu yeşildir" diyebilir. "Görünüyor" kavramı, "dır" kavramına ve görünüş ile gerçeklik arasındaki farkın deneyimine dayanır. Bu, görünüş yargılarının bilginin en temel katmanı olmadığını, tam tersine, daha karmaşık bir bilgiyi önceden varsaydığını gösterir.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir apartman toplantısında, bir komşu, "Asansör tehlikeli; bunu ben her gün hissediyorum, sarsılıyor" diyor ve bakım şirketinin raporunu dinlemeyi reddediyor. Zayıf çalışma: "Hissetmesi önemli değil, rapor doğrudur." Bu çalışma, deneyimi tamamen reddediyor. Güçlü çalışma: "1) Önerilen temel: 'Asansörün sarsıldığını hissediyorum.' 2) Kavramsallık: 'sarsılmak' bir kavram; bir şeyin şöyle olduğunu söylüyor. 3) Gerekçe ihtiyacı: hissin kendisi bir görünüş; ama 'tehlikeli' yargısı, bir inanç ve bir gerekçe istiyor. 4) Arka plan: 'normal' bir asansörün nasıl hissettirdiğine dair bir karşılaştırma ölçüsü gerekiyor; komşunun bu ölçüsü, belki başka bir binadaki daha yeni bir asansöre dayanıyor. 5) Karşı-görüş: dogmacıya göre, hissin kendisi, asansörün sarsıldığına dair ilk bakışta bir gerekçe sağlar; bu gerekçe, raporla tartılmalıdır, rapor tarafından otomatik olarak silinmez. 6) Değerlendirme: komşunun deneyimi bir kanıttır, ama 'tartışmanın dışında' bir temel değildir; hem 'sarsılma' kavramı hem de 'tehlike' yargısı, sorgulanabilir bir arka plana dayanıyor. 7) Sonuç: deneyim ile rapor birlikte tartılmalı; belki bakım şirketine, komşunun tarif ettiği belirli sarsıntıyı ayrıca incelemesi söylenebilir."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| Veri iddiası | "Tartışmanın dışında" sunulan veri açıkça adlandırılmış |
| Kavramsallık ve arka plan | Verinin kavramsal olup olmadığı ve hangi arka plan bilgisine dayandığı somut olarak gösterilmiş |
| Karşı-görüş | En az bir karşı-görüşün, yani dogmacı, tanışıklıkçı ya da McDowellcı cevabın, bu durumda ne diyeceği yazılmış |
| Gerekçeli sonuç | Argüman, veriyi ne tamamen reddeden ne de tartışmanın dışında tutan, onu bir kanıt olarak yerine koyan bir sonuca varıyor |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç3.3) Ders Ç3.3'teki fenomenal muhafazakârlık neydi? Sellars'ın ikilemi, bu ilkeye nasıl bir sorun yöneltiyor, ve ilkenin savunucuları nasıl cevap verebilir?
- (Ders Ç3.2) Ders Ç3.2'de klasik temelciliğin temel inanç adayları nelerdi? Sellars'ın kravat dükkânı hikâyesi, bu adaylardan hangisini doğrudan hedef alıyor?
- (Ders Ç2.1) Ders Ç2.1'deki Ece'nin ceketi örneği neyi gösteriyordu? Bu örnek, Sellars'ın kravat dükkânıyla nasıl ilişkili?
Cevapları göster
- Ders Ç3.3'te fenomenal muhafazakârlık, bir kişiye p doğru görünüyorsa, yenici yoksa, kişinin p'ye inanmak için bir miktar gerekçeye sahip olduğunu söyleyen ilke olarak tanımlanmıştı. Sellars'ın ikilemi, bu ilkeye şu soruyu yöneltir: görünüşün içeriği kavramsalsa, görünüş neden kendisi bir gerekçe istemez; kavramsal değilse, nasıl gerekçe sağlar? İlkenin savunucuları, İtiraz 1'deki karşı-görüşle cevap verir: görünüşlerin önermesel bir içeriği vardır, ama inanç değildirler; gerekçe isteyen şey bir şeyi doğru olarak kabul etmektir, bir şeyin doğru görünmesi değil. Bu cevap, görünüşlerin ikilemin iki boynuzunun arasından geçebileceğini savunur.
- Ders Ç3.2'de klasik temelciliğin temel inanç adayları, kişinin kendi o anki zihinsel durumlarına dair yargılar, özellikle "bana kırmızı bir şey görünüyor" türünden görünüş yargıları, ve basit, kendinden apaçık a priori doğrulardı. Sellars'ın kravat dükkânı hikâyesi, birinci adayı doğrudan hedef alır: klasik temelciler, görünüş yargılarının dış dünyaya dair yargılardan daha temel olduğunu düşünüyordu; Sellars ise, "görünüyor" kavramının, "dır" kavramına ve görünüş ile gerçeklik arasındaki farka dair bir bilgiye dayandığını, yani görünüş yargılarının daha temel değil, daha karmaşık olduğunu gösterir.
- Ders Ç2.1'de Ece, mağaza ışığında lacivert sandığı bir ceketi, eve gelip gün ışığında koyu mor olarak görmüştü; örnek, Ece'nin ceketin lacivert olduğunu bilmediğini, ama lacivert göründüğünü bildiğini, yani görünüş ile gerçeklik arasındaki ayrımı gösteriyordu. Bu örnek, Sellars'ın kravat dükkânının yakın bir akrabasıdır: ikisinde de alışılmadık bir aydınlatma, bir nesnenin olduğundan farklı görünmesine yol açıyor. Ama Sellars, bu türden örneklerden daha derin bir sonuç çıkarır: Ece'nin "ceket bana lacivert görünüyor" yargısını yapabilmesi, onun, bir rengin aydınlatmaya göre farklı görünebileceğini önceden bilmesine dayanır; yani görünüş yargısı, bilginin en temel katmanı değil, bir öğrenmenin ürünüdür.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Verilmiş olan nedir? | Bilgimize başka hiçbir bilgi olmadan sunulan ve yetkisini bütün bilgiye aktaran kendiliğinden yetkili temel; Sellars'a göre bir mit. |
| Sellars'ın ikilemi nedir? | Verilmiş olan ya kavramsaldır ve gerekçe ister, ya da kavramsal değildir ve gerekçe sağlayamaz (BonJour'un yalın biçimi). |
| Nedenlerin mantıksal uzayı nedir? | Bir durumu bilgi olarak nitelemenin, onu gerekçelendirme ve gerekçelendirebilme ilişkilerine yerleştirmek olduğu; nedensel ilişkilerden ayrı bir uzay. |
| Kravat dükkânı hikâyesi neyi gösterir? | "Görünüyor" ifadesi "dır" ifadesine bağımlıdır; görünüş yargıları bilginin temeli değil, incelikli bir ürünüdür. |
| Güvenilir belirti koşulu nedir? | Gözlem raporu, ancak kişi bu tür raporlarının güvenilir belirtiler olduğunu biliyorsa bilgi ifade eder. |
| Dogmacı karşı-görüş nedir? | Deneyimler kavramsal içeriğe sahiptir ama inanç değildir; gerekçe istemez, ama gerekçe sağlar (Pryor, Huemer). |
| McDowell'ın cevabı nedir? | Deneyim, kavramsal yetilerin edilgen olarak harekete geçmesidir; hem nedenler uzayındadır hem dünyaya açıktır (1994). |
| Sellars'ın bilgi resmi nedir? | Bilgi, bir temele dayandığı için değil, her iddiayı, ama hepsini birden değil, sorgulayabilen kendi kendini düzelten bir girişim olduğu için akılsaldır. |
Okuma listesi
- Wilfrid Sellars, "Empiricism and the Philosophy of Mind" (1956); Richard Rorty'nin girişi ve Robert Brandom'ın çalışma rehberiyle kitap olarak (Harvard University Press, 1997). Verilmiş olanın miti.
- Laurence BonJour, The Structure of Empirical Knowledge (Harvard University Press, 1985), 4. bölüm. Sellars'ın ikileminin yalın biçimi.
- John McDowell, Mind and World (Harvard University Press, 1994). Edilgen kavramsallık ve verilmiş olan ile tutarlılıkçılık arasında bir yol.
- James Pryor, "There Is Immediate Justification", M. Steup ve E. Sosa (ed.), Contemporary Debates in Epistemology (Blackwell, 2005) içinde. İkileme dogmacı cevap.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Wilfrid Sellars" maddesi.
Sonraki derse köprü
Sellars'ın ikilemi, temelciliğe ciddi bir soru yöneltti: bir inancı ancak kavramsal bir şey gerekçelendirebiliyorsa, ve kavramsal olan her şey bir gerekçe istiyorsa, gerekçe zinciri nerede durur? Teknik ayrıntıda gördüğümüz Davidson, bu soruya radikal bir cevap verdi: bir inancı yalnızca başka bir inanç gerekçelendirebilir. Bu cevap, Ders Ç3.1'deki Agrippa üçleminin bir başka seçeneğini, yani karşılıklı desteği, yeniden gündeme getiriyor; ama bu kez bir döngü olarak değil, bir ağ olarak. Ders Ç3.5, bu görüşü, yani tutarlılıkçılığı, inceliyor: bir inancın gerekçesi, onun başka inançlarla oluşturduğu sistemin tutarlılığından gelir. Ders, bir inanç sisteminin ne ölçüde tutarlı olduğunu değerlendirmek için Tutarlılık Ölçümü adlı bir araç sunuyor.
Günlük sorusu: En son ne zaman bir şeyi "bu bir gerçek, yorum değil" diyerek tartışmaya kapattın? O gerçeği görebilmek için, önceden neyi öğrenmiş olman gerekiyordu?