İçeriğe geç

Ders Ç3.3 · Çekirdek · Modül Ç3: Gerekçelendirmenin yapısı

Ilımlı temelcilik ve fenomenal muhafazakârlık

Araç: Görünüş İlkesi · 5K: Kanıt · 6.323 kelime · tamamı yaklaşık 29 dakika okuma

Giriş

Bir yaz akşamı, hava kararmak üzereyken Hacer Hanım bahçeye çıkıyor. Domates fidelerinin arasında, yerde kıvrılmış koyu renkli bir şey görüyor ve hiç düşünmeden bir adım geri sıçrıyor: yılan. Sonra yaklaşıyor, eğiliyor, ve kıvrılmış şeyin sabah suladıktan sonra orada unuttuğu hortum olduğunu görüyor. Gülüyor, hortumu topluyor.

Hacer Hanım'ın ilk tepkisi, yanlış bir inanca dayanıyordu: orada yılan yoktu. Ama o an, yılan olduğuna inanmakta haksız mıydı? Çoğumuz, hayır deriz. Alaca karanlıkta, bir bahçede, kıvrılmış koyu bir şey gerçekten yılan gibi görünüyordu; ve bir şeyin bize yılan gibi görünmesi, en azından ilk anda, onun yılan olduğuna inanmak için bir neden gibi görünür. Hacer Hanım'ın inancı yanlıştı, ama makuldü. Sonra yaklaşıp baktığında, yeni bir görünüş, hortumun görünüşü, ilkini geçersiz kıldı.

Bu küçük olay, Ders Ç3.2'deki klasik temelciliğin göremediği bir şeyi gösteriyor. Klasik temelcilik, temel inançların yanılmaz olmasını istiyordu; Hacer Hanım'ın inancı ise yanılabilir, hatta yanlıştı. Klasik temelciliğe göre, bu inanç temel değildir ve gerekçesi, ancak "bana yılan gibi bir şey görünüyor" türünden kesin bir yargıdan, kesin olmayan bir çıkarımla türetilebilir. Bu dersin konusu olan ılımlı temelcilik ise, başka bir resim sunuyor: Hacer Hanım'ın inancı, çıkarımsız olarak, doğrudan görünüşe dayanarak gerekçelidir; ama bu gerekçe yenilebilir, ve yaklaşınca gördüğü hortum onu yendi. Dersin aracı Görünüş İlkesi, bir görünüşün ne zaman bir inancı gerekçelendirdiğini, ne zaman gerekçelendirmediğini sınıyor.

Bu dersin kazanımları:

  • Ilımlı temelciliği, ilk bakışta gerekçe ile yenilebilirliği, fenomenal muhafazakârlığı, algısal dogmacılığı ve görünüş kavramını açıklarsın. (anla)
  • Bir inanca Görünüş İlkesi'ni uygulayarak dayandığı görünüşün türünü, yenicilerini ve kaynağının güvenilirliğini sınar, inancın ne ölçüde gerekçeli olduğuna karar verirsin. (uygula)
  • Fenomenal muhafazakârlığın kendini çürütme argümanını ve ona yöneltilen bilişsel nüfuz, altın arayıcısı ve kolay bilgi itirazlarını gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Kavramlar bölümü önce ılımlı temelciliği ve onun temel kavramı olan yenilebilir gerekçeyi, sonra görünüş kavramını, ardından bu fikrin en etkili iki çağdaş biçimini ve en son, bu biçimlere yöneltilen en ciddi itirazın adını tanımlıyor.

Ilımlı temelcilik, Ders Ç3.1'deki gerileme argümanının sonucunu kabul eder: gerekçe zinciri, çıkarımsız olarak gerekçeli temel inançlarda durur. Ama Ders Ç3.2'deki klasik temelciliğin bedelini ödemez. Temeller yanılmaz olmak zorunda olmadığı için, algısal inançlar, bellek inançları ve sezgiler, kendileri temel olabilir. "Önümde bir masa var" inancı, "bana bir masa görünüyor" yargısından çıkarılmak zorunda değildir; doğrudan masanın görünüşüne dayanarak gerekçeli olabilir. Böylece klasik temelciliğin karşılaştığı, görünüşlerden dış dünyaya geçiş sorunu, en baştan ortadan kalkar: dış dünyaya dair inançlar, zaten temeldir. Bu görüşün yirminci yüzyıldaki önemli savunucuları arasında Amerikalı filozoflar William Alston ve Robert Audi vardır; Ders Ç1.4'te Audi'yi inanç ile inanmaya eğilimli olma ayrımıyla görmüştük.

Bu kavram, ılımlı temelciliğin bütün yapısını taşır. Ders Ç1.12'de yenici kavramını görmüştük; Ders Ç2.14'te de, tanıklıkta varsayılan güvenin yenicilerle nasıl geri çekildiğini incelemiştik. İlk bakışta gerekçe, bu yapının bütün temel inançlara genellenmesidir. Hacer Hanım'ın yılan inancı, görünüşe dayanarak ilk bakışta gerekçeliydi; hortumu gördüğünde, bu gerekçe yenildi. Yeniciler iki türdür: bazıları, inancın yanlış olduğunu gösterir (hortumu görmek, orada yılan olmadığını gösterir); bazıları ise, görünüşün güvenilmez olduğunu gösterir (alaca karanlıkta kıvrılmış şeylerin sık sık yılan gibi göründüğünü bilmek). Bu ayrım, Ders Ç3.10'da ayrıntılı işlenecek.

Ders Ç2.12'de sezgiyi, George Bealer'in deyişiyle bir "zihinsel görünüş" olarak tanımlamış ve onu inançtan ayırmıştık: Müller-Lyer yanılsamasında, çizgiler farklı uzunlukta görünmeye devam eder, ama biz onların eşit olduğuna inanırız. Görünüş kavramı, bu ayrımı bütün kaynaklara genişletir. Hacer Hanım'a, bahçedeki şey yılan gibi göründü; bu görünüş, onun yılan olduğuna inanmasının nedeniydi. Ama görünüş ile inanç aynı şey değildir: hortumu gördükten sonra, Hacer Hanım bir an geriye bakıp, şeklin hâlâ biraz yılana benzediğini fark edebilir, ama artık ona inanmaz. Görünüşlerin tam olarak ne olduğu, yani kendine özgü bir durum mu, yoksa bir inanmaya eğilim mi olduğu, Güncel tartışmada değineceğimiz bir sorudur.

Ders Ç2.8'de Huemer'i belleğin ikili gerekçesiyle görmüştük; orada koruma gerekçesini bellek görünüşlerinin sağladığını belirtmiştik. Huemer, 2001 tarihli Skepticism and the Veil of Perception (Şüphecilik ve Algı Perdesi) kitabında ve 2007'de Philosophy and Phenomenological Research'te yayımlanan "Compassionate Phenomenal Conservatism" (Şefkatli Fenomenal Muhafazakârlık) makalesinde, bu ilkeyi bütün gerekçenin temeli olarak savundu. İlkenin adındaki "muhafazakârlık", kişinin, bir şeyin ona göründüğü biçimini, aksine bir neden olmadıkça, koruması gerektiği anlamına gelir; "fenomenal" ise, ilkenin şeylerin kişiye nasıl göründüğüne, yani deneyimine dayandığını belirtir. İlke, çok geniş kapsamlıdır: yalnızca algıya değil, belleğe, sezgiye, içebakışa ve hatta bir çıkarımın geçerli görünmesine de uygulanır. Ders Ç2.12'de bu ilkenin sezgiler için ne anlama geldiğini ve sorunlarını, Ders Ç2.8'de ise bellek için ne anlama geldiğini görmüştük.

Pryor, 2000'de Noûs'ta yayımlanan "The Skeptic and the Dogmatist" (Şüpheci ve Dogmacı) makalesinde, bu görüşü özellikle dış dünya şüpheciliğine bir cevap olarak geliştirdi. "Dogmacılık" adı, gündelik anlamıyla, yani eleştiriye kapalılık anlamıyla karıştırılmamalıdır; burada kastedilen, deneyimin, şüphecinin istediği türden bir ön kanıta ihtiyaç duymadan gerekçe sağladığıdır. Pryor'a göre, bir el görüyorsam, elimin var olduğuna inanmak için, önce bir rüya görmediğimi ya da aldatılmadığımı kanıtlamam gerekmez; deneyimin kendisi, bunu dolaysız olarak gerekçelendirir. Bu, Ders Ç5'te göreceğimiz şüpheciliğe karşı Moorecu cevabın gerekçe kuramındaki temelidir. Pryor'un görüşü, fenomenal muhafazakârlığın algıyla sınırlı bir biçimidir.

Ders Ç2.1'de, Amerikalı filozof Susanna Siegel'in "bilişsel nüfuz" kavramını görmüştük: bir kişinin inançları ve beklentileri, algısal deneyimin kendisini, örneğin bir yüzün öfkeli görünmesini, etkileyebilir. Ders Ç2.12'de de, fenomenal muhafazakârlığın, kişinin önyargıları ya da arzuları yüzünden doğru görünen şeylere de gerekçe tanıyıp tanımadığı sorusunu bu derse bırakmıştık. Bu sorun, ılımlı temelciliğin en ciddi sorunudur, çünkü ilkenin "yenici yoksa" kaydı, burada işlemez: kişi, görünüşünün bozuk bir kaynaktan geldiğini bilmiyorsa, elinde bir yenici yoktur. İtiraz 1 ve 2, bu sorunu ayrıntılı ele alıyor.

Argüman

Bu bölüm, Huemer'in fenomenal muhafazakârlık lehine geliştirdiği kendini çürütme argümanını, numaralı öncüllerle yeniden kuruyor.

  1. Normal koşullarda, birkaç istisna dışında, bir kişinin inançları, sonunda, bir şeyin ona öyle görünmesine dayanır: algıda bir şeyin bir biçimde görünmesine, bellekte bir şeyin öyle olmuş gibi görünmesine, akıl yürütmede bir çıkarımın geçerli görünmesine.
  2. Görünüşler, yenici olmadığında bile gerekçe sağlamıyorsa, görünüşlere dayanan hiçbir inanç gerekçeli değildir.
  3. Öyleyse, görünüşler gerekçe sağlamıyorsa, kişinin hiçbir inancı gerekçeli değildir.
  4. Fenomenal muhafazakârlığı reddeden kişinin bu reddi de, bir inançtır; ve o inanç da, birinci öncüle göre, bir şeyin, örneğin bir itirazın, o kişiye doğru görünmesine dayanır.
  5. Öyleyse, fenomenal muhafazakârlığı reddeden kişi, kendi reddini gerekçesiz kılar; tutarlı bir biçimde reddedemez.

Sonuç: Fenomenal muhafazakârlık, ya da en azından görünüşlerin, yenici olmadığında, bir miktar gerekçe sağladığı ilkesi, tutarlı olarak reddedilemez. Bu ilkeyi reddeden her argüman, kendisi, öncüllerinin doğru görünmesine dayanır. Bu sonuç, ılımlı temelciliğe güçlü bir dayanak sağlar: temel inançlar, görünüşlere dayanarak, çıkarımsız olarak ve ilk bakışta gerekçelidir. Sonucun gücü, ilkenin "en azından bir miktar" ve "yenici yoksa" kayıtlarından gelir; argüman, görünüşlerin her zaman ve her koşulda güçlü bir gerekçe sağladığını değil, hiçbir gerekçe sağlamadıklarının tutarlı olarak savunulamayacağını gösterir.

Argümanın yapısı, Ders Ç2.12'deki Bealer'in sezgilere dair kendini çürütme argümanının genelleşmiş bir biçimidir. Orada, sezgileri tümüyle reddeden kişinin, kendi reddini de bir sezgiye dayandırmak zorunda olduğunu görmüştük. Burada aynı yapı, bütün görünüşlere uygulanıyor.

Argümanın tarihsel bir öncüsü de var. Birincil metinde göreceğimiz gibi, İskoç filozof Thomas Reid, on sekizinci yüzyılda, algıya güvenmeyip akla güvenen şüpheciye, ikisinin de aynı "atölyeden" çıktığını, ve birine güvenmeyip öbürüne güvenmek için bir neden olmadığını söylemişti. Huemer'in argümanı, Reid'in bu eşitlik argümanının kesinleştirilmiş bir biçimi olarak okunabilir.

Üçüncü öncül, ikinci öncülden ve birinci öncülden çıkar. Dördüncü öncül, birinci öncülün, fenomenal muhafazakârlığı reddeden kişinin kendi inancına uygulanmasıdır.

En tartışmalı öncül: Bütün inançları görünüşlere bağlayan birinci öncül. Eleştirmenler, bu öncülün iki şeyi karıştırdığını söyler: bir inancın bir görünüşe eşlik etmesi ile bir inancın gerekçesinin o görünüşten gelmesi. Bir matematikçi bir teoreme, onun kanıtını adım adım izlediği için inanır; kanıtın her adımının geçerli görünmesi, bu inanca eşlik eder, ama inancın gerekçesi, görünüşlerin kendisi değil, adımların gerçekten geçerli olmasıdır. Bu itiraz doğruysa, inançların gerekçesi, görünüşlerden değil, görünüşlerin işaret ettiği şeylerden, yani kanıtlardan ve geçerli çıkarımlardan gelir; ve görünüşlerin gerekçe sağlamadığını savunan biri, kendi reddini, görünüşlere değil, kendi argümanının geçerliliğine dayandırabilir. Huemer'in cevabına göre, olgunun kendisi, bir kedinin orada olması da, bir adımın geçerli olması da, inanca ancak görünüş yoluyla ulaşır: kişi, adımın geçerli olduğunu, ona öyle göründüğü için kabul eder. Bu cevabın ikna edici olup olmadığı, Ders Ç1.9'da gördüğümüz içselcilik ile dışsalcılık tartışmasına bağlıdır, ve Modül Ç4'ün konusudur.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Bozuk kaynaktan gelen görünüşler

Ders Ç2.1'de gördüğümüz bilişsel nüfuz olgusu, fenomenal muhafazakârlık için ciddi bir sorun yaratır. Siegel'in örneğine benzer bir durum düşünelim: bir kişi, iş arkadaşının kendisine kızgın olduğundan, hiçbir kanıt olmadan, kuşkulanıyor. Bu kuşku, algısını etkiliyor: iş arkadaşının yüzü, nötr olduğu hâlde, ona kızgın görünüyor. Kişi, bu görünüşe dayanarak, arkadaşının kızgın olduğuna inanıyor. Fenomenal muhafazakârlığa göre, kişinin elinde bir yenici olmadığı için, bu inanç ilk bakışta gerekçelidir. Ama sezgisel olarak, inanç gerekçesizdir: kuşkunun kendisi gerekçesizdi, ve gerekçesiz bir kuşkunun ürettiği bir görünüş, gerekçe sağlamamalıdır.

Cevap: Siegel, 2012'de Noûs'ta yayımlanan "Cognitive Penetrability and Perceptual Justification" makalesinde ve 2017 tarihli The Rationality of Perception (Algının Akılsallığı) kitabında, bu türden durumlarda algının "epistemik olarak alçaldığını" savundu: gerekçesiz bir inancın ürettiği bir deneyim, o inancın gerekçesizliğini devralır. Bu görüş doğruysa, fenomenal muhafazakârlık, görünüşün yalnızca var olmasına değil, kaynağına da bakmak zorundadır. Huemer'in cevabı ise (2013'te Tucker'ın derlemesindeki "Phenomenal Conservatism Über Alles" yazısında), kişinin kendi bakış açısını öne çıkarır: kişinin, kendi bakış açısından, görünüşüne güvenmekten başka bir seçeneği yoktur; ve gerekçe, kişinin bakış açısından makul olanla ilgiliyse, bozuk kaynaklı bir görünüşe güvenen kişi de, en azından bir anlamda, gerekçelidir. Bu cevap, iki gerekçe anlayışını ayırmayı gerektirir: kişinin kendi bakış açısından suçlanamazlığı ve kişinin inancının iyi bir kaynaktan gelmesi. Ders Ç1.9'da gördüğümüz ödev anlayışı birinciye, iyi neden anlayışı ise ikinciye daha yakındır. İtiraz, fenomenal muhafazakârlığın, bu iki anlayıştan hangisinin bir kuramı olduğunu açıkça seçmesini gerektirir.

İtiraz 2: Altın arayıcısı

Amerikalı filozof Peter Markie, 2005'te Philosophical Studies'te yayımlanan "The Mystery of Direct Perceptual Justification" (Dolaysız Algısal Gerekçenin Gizemi) makalesinde, şöyle bir örnek verdi. İki altın arayıcısı, bir derede yan yana çalışıyor. Birincisi, deneyimli bir uzman: yıllar içinde, altın külçeleri ile benzer görünen taşları ayırt etmeyi öğrenmiş. İkincisi, acemi: altın bulmayı o kadar çok istiyor ki, gördüğü her parlak taş ona altın gibi görünüyor. İkisi de aynı külçeye bakıyor ve ikisine de o altın gibi görünüyor. Uzmanın inancı gerekçelidir; acemininki, sezgisel olarak, değildir. Ama fenomenal muhafazakârlığa göre, ikisine de aynı şey görünüyor ve ikisinin de elinde bir yenici yok; öyleyse ikisinin de inancı ilk bakışta gerekçeli olmalıdır.

Cevap: Markie'nin örneği, İtiraz 1'in gündelik bir biçimidir: acemininki, arzu tarafından üretilmiş bir görünüştür. Fenomenal muhafazakârlığı savunanlar, iki cevap önerdi. Birincisi, uzmanın ve acemininki aynı görünüş değildir: uzmanın görünüşü, "bu taş altındır" önermesinin doğru görünmesidir; acemininki ise, belki yalnızca "bu taş parlak ve sarıdır" önermesinin doğru görünmesi ile altın bulma arzusunun birleşimidir. Bu cevap, görünüşlerin içeriğini dikkatle ayırmayı gerektirir, ve Ders Ç2.1'deki ince ve zengin içerik tartışmasına bağlanır. İkinci cevap, Huemer'in ve Chris Tucker'ın kişinin bakış açısına dayanan savunmasıdır: acemi, kendi bakış açısından, uzman kadar makul davranıyordur; ama bilgiye sahip değildir, çünkü inancı güvenilir bir kaynaktan gelmez. Bu cevap, gerekçe ile bilgi arasındaki farka dayanır, ve Ders Ç1.10'daki gerekçeli doğru inanç ile bilgi arasındaki tartışmayı hatırlatır. Markie'nin örneği, her iki cevapta da, görünüşün tek başına yeterli olmadığını, onun nasıl oluştuğunun da önemli olduğunu düşündürüyor.

İtiraz 3: Kolay bilgi

Amerikalı filozof Stewart Cohen, 2002'de Philosophy and Phenomenological Research'te yayımlanan "Basic Knowledge and the Problem of Easy Knowledge" (Temel Bilgi ve Kolay Bilgi Sorunu) makalesinde, ılımlı temelciliğe bir başka itiraz yöneltti. Bir masa kırmızı görünüyor; ılımlı temelciliğe göre, kişi, bu görünüşe dayanarak, masanın kırmızı olduğunu dolaysız olarak bilebilir. Kişi buradan geçerli bir çıkarımla şuna varabilir: "Masa kırmızıysa, beyaz olup kırmızı bir ışıkla aydınlatılmış değildir." Öyleyse kişi, masanın beyaz olup kırmızı ışıkla aydınlatılmadığını da bilir. Ama bunu, yalnızca masaya bakarak, ışığı hiç denetlemeden öğrenmiş olur. Bu, çok "kolay" bir bilgidir: bir kaynağın güvenilirliğini, yalnızca o kaynağa başvurarak doğrulamak gibi.

Cevap: Cohen'in itirazı, belleği tartışırken Ders Ç2.8'de karşılaştığımız epistemik döngüsellik sorununun ve Ders Ç2.18'deki kural döngüselliği tartışmasının bir başka biçimidir. Ilımlı temelcilerin cevapları çeşitlidir. Bazıları, kolay bilginin gerçekten kolay olduğunu, ama bunun bir sorun olmadığını savunur: kişinin masanın kırmızı olduğunu bilmesi, onun kırmızı ışıkla aydınlatılmış beyaz bir masa olmadığını bilmesini gerektirir, ve bu bilgi gerçekten masaya bakarak edinilir. Başkaları, temel bilginin, kişinin aldatıcı bir ortamda olmadığını bilmesini gerektirmediğini, ama bu bilginin, temel bilgiden geçerli bir çıkarımla elde edilemeyeceğini savunur; bu, Ders Ç5'te göreceğimiz kapanış ilkesi tartışmasına bağlanır. Cohen'in kendisi, sorunun yalnızca ılımlı temelciliğe değil, temel bilgiye izin veren her kurama, örneğin güvenilirciliğe de uygulandığını vurguladı. Bu, sorunun ılımlı temelciliğe özgü bir kusur değil, temel bilgi fikrinin genel bir bedeli olduğunu düşündürür.

İtiraz 4: Dogmacılık şüpheciye karşı soruyu dilenir

Pryor'un dogmacılığı, şüpheciye şöyle cevap veriyor: bir el görüyorum, öyleyse elim var; öyleyse bir fıçıdaki beyin değilim. Ama şüphecinin sorusu, tam olarak, el deneyiminin bir elin varlığına neden kanıt olduğuydu: fıçıdaki bir beyin de aynı deneyimi yaşardı. Dogmacının cevabı, şüphecinin sorguladığı şeyi, yani deneyimin güvenilirliğini, varsayıyor. Bu, Ders Ç0.4'te gördüğümüz döngüsel argümanın bir biçimidir.

Cevap: Pryor bu itirazı öngörmüştü, ve bir ayrımla cevap verdi: dogmacılık, şüpheciyi ikna etmeye çalışmaz; yalnızca, kişinin, şüpheciyi ikna edemese bile, gerekçeli olabileceğini söyler. Bir argümanın, onun sonucundan kuşku duyan birini ikna edememesi, argümanın öncüllerine inanan kişinin gerekçesiz olduğu anlamına gelmez. Bu, Ders Ç2.18'de güvenilircinin karşı-tümevarımcıya verdiği cevaba benzer bir yapıdır: gerekçe, karşıdakini ikna etmekle değil, kişinin gerçek epistemik durumuyla ilgilidir. Ama dogmacılığa yöneltilen daha teknik bir itiraz da var. MIT'de çalışan filozof Roger White, 2006'da Philosophical Studies'te yayımlanan "Problems for Dogmatism" (Dogmacılığın Sorunları) makalesinde, olasılık kuramını kullanarak, bir el deneyiminin, "aldatılmıyorum" önermesinin olasılığını artıramayacağını, hatta azaltacağını savundu: çünkü aldatılma senaryosu da el deneyimini öngörür. Bu itiraz, dogmacılık ile Ders Ç2.18'deki Bayesçi öğrenme anlayışı arasında bir gerilim olduğunu gösterir, ve Teknik ayrıntıda ele alınacak.

Örnekler

Basit örnek: Hacer Hanım'ın yılanı

Giriş'teki olaya Görünüş İlkesi ile bakalım. Görünüş: "Domates fidelerinin arasında bir yılan var." Tür: algısal görünüş. Varsayılan: yenici yoksa, bu görünüş, Hacer Hanım'a, yılan olduğuna inanmak için ilk bakışta bir gerekçe sağlar. Yenici taraması: o an, Hacer Hanım'ın elinde bir yenici var mıydı? Alaca karanlıktaydı; bu, görünüşün güvenilirliğini azaltan bir koşuldur, yani bağ koparan türden zayıf bir yenicidir. Ama bahçede yılan görülmesi olanaksız değildi. Kaynak sorusu: görünüş, bir korku tarafından üretilmiş olabilir mi? Belki; yılanlardan korkan biri, kıvrılmış şeyleri daha kolay yılan olarak görür. Güç: görünüş güçlüydü, Hacer Hanım hiç düşünmeden geri sıçradı.

Sonuç: Hacer Hanım'ın ilk inancı, ilk bakışta gerekçeliydi, ama zayıf bir biçimde: alaca karanlık ve olası bir korku etkisi, gerekçenin gücünü azaltıyordu. Doğru tepki, tam olarak Hacer Hanım'ın yaptığıydı: geri çekilmek, yani inancın gerektirdiği önlemi almak, ama sonra yaklaşıp bakmak, yani yeni bir görünüşle sınamak. Hortumun görünüşü, ilk inancı çürüttü. Bu örnek, ılımlı temelciliğin gündelik akıl yürütmeyi ne kadar doğal biçimde betimlediğini gösteriyor: görünüşlere güveniriz, ama koşullara dikkat ederiz, ve yeni görünüşler eskileri düzeltebilir.

Orta örnek: mantar toplayıcıları

Markie'nin altın arayıcısını, Türkiye'nin dağlık bölgelerinde yaygın bir uğraşa uyarlayalım. Sonbaharda, Karadeniz'in bir köyünde, iki kişi ormanda mantar topluyor. Birincisi, Rukiye Teyze, ömrü boyunca bu ormanda mantar toplamış. İkincisi, şehirden gelmiş genç bir ziyaretçi, Onur; internette birkaç fotoğraf görmüş ve yenilebilir bir mantar bulmayı çok istiyor. İkisi de aynı mantara bakıyor, ve ikisine de, mantar yenilebilir bir tür gibi görünüyor.

Görünüş İlkesi ile bakalım. Rukiye Teyze'nin görünüşü, yıllar içinde, binlerce mantarı görüp, yenilebilir olanları zehirli benzerlerinden ayırmayı öğrenmiş bir göze dayanıyor; kaynağı güvenilir. Onur'un görünüşü ise, birkaç fotoğrafa ve güçlü bir arzuya dayanıyor; kaynağı, Markie'nin acemisi gibi, arzu tarafından etkilenmiş olabilir. Yenici taraması: Onur'un elinde, belki farkında olmadığı bir yenici var: bazı zehirli mantarların, yenilebilir türlere çok benzediğine dair genel bir bilgi. Bu bilgiye sahipse, görünüşü bu türler için güvenilmez kılan bir bağ koparan yenicidir.

Sonuç: Bu örnek, İtiraz 2'nin hem gücünü hem de pratik önemini gösteriyor. Fenomenal muhafazakârlığın yalın biçimine göre, Onur'un inancı da ilk bakışta gerekçelidir. Ama mantar toplama bağlamında, yanılmanın bedeli çok yüksektir, ve yanlış bir mantarı yemek, ölümcül olabilir. Pratik bilgelik, Onur'un görünüşüne değil, Rukiye Teyze'nin görünüşüne güvenmeyi, ya da hiç değilse, Onur'un, kendi görünüşünün kaynağını sorgulamasını önerir. Örnek, görünüşün kaynağının, yani uzmanlıkla mı yoksa arzuyla mı oluştuğunun, gerekçenin değerlendirilmesinde göz ardı edilemeyeceğini düşündürüyor. Bu, ılımlı temelciliği reddetmeyi değil, onu, Ders Ç2.12'deki Sezgi Kalibrasyonu gibi, görünüşün güvenilirliğini sınayan araçlarla tamamlamayı gerektirir.

Gerçek hayat örneği: pilotların iç kulağı

Görüşün sıfıra yakın olduğu bulutların içinde ya da gece deniz üzerinde uçan bir pilot, uçağın yönelimini, yani yatay mı, yatık mı, tırmanıyor mu alçalıyor mu olduğunu, gözüyle göremez. Bu durumda, insan bedeninin denge sistemi, yani iç kulaktaki denge organı, ona bir yönelim "duygusu" verir. Ama bu duygu, uçuşta yanıltıcı olabilir. Uçak uzun ve yumuşak bir dönüşteyken, denge organı bir süre sonra bu dönüşe alışır ve pilota uçağın düz uçtuğu duygusunu verir. Uçak hızlanırken, denge organı bu hızlanmayı bir tırmanış olarak algılayabilir. Havacılık otoriteleri, bu türden "mekânsal yönelim bozukluğu"nu (spatial disorientation), özellikle görsel referansların bulunmadığı koşullarda ölümcül kazaların bilinen bir nedeni olarak tanır. ABD Federal Havacılık İdaresi'nin (FAA) pilotlar için yayımladığı eğitim belgeleri, bu türden yanılsamaları ayrıntılı biçimde anlatır ve pilotlara, görsel referans yokken, bedenlerinin verdiği duyguya değil, gösterge panelindeki aletlere güvenmelerini öğütler.

Görünüş İlkesi ile bakalım. Görünüş: "Uçak düz uçuyor." Tür: bedensel, denge organından gelen bir görünüş. Varsayılan: fenomenal muhafazakârlığa göre, bu görünüş, yenici yoksa, ilk bakışta bir gerekçe sağlar. Yenici taraması: eğitimli bir pilotun elinde güçlü bir bağ koparan yenici vardır: görsel referans olmayan koşullarda, denge organından gelen görünüşlerin güvenilmez olduğuna dair bilgi. Ayrıca, gösterge panelindeki yapay ufuk, uçağın yatık olduğunu gösteriyorsa, bu, görünüşün içeriğini doğrudan çürüten bir yenicidir. Kaynak sorusu: görünüş, bilinen bir fizyolojik yanılsamanın ürünüdür.

Sonuç: Bu örnek, ılımlı temelciliğin yapısını, yaşamsal sonuçları olan bir alanda gösteriyor. Pilot eğitiminin önemli bir kısmı, bir görünüşün, ne kadar güçlü olursa olsun, belirli koşullarda bir yenici tarafından geçersiz kılınması gerektiğini öğretmeye ayrılır. Bu, fenomenal muhafazakârlığın "yenici yoksa" kaydının pratik karşılığıdır: görünüşler varsayılan olarak güvenilirdir, ama bir görünüş türünün belirli koşullarda güvenilmez olduğu biliniyorsa, o koşullarda o görünüşe değil, başka bir kaynağa güvenmek gerekir. Örnek, aynı zamanda, yenicinin varlığının yetmediğini, onun pratikte etkili olması için eğitim gerektiğini de gösteriyor: pilotlar, denge organlarının verdiği güçlü duyguyu, bildikleri hâlde, bastırmakta zorlanabilir. Müller-Lyer yanılsamasında olduğu gibi, görünüş, ona inanmasak bile sürer.

Araç kartı: Görünüş İlkesi

Satırİçerik
Ne işe yararBir inancın dayandığı görünüşü açıkça adlandırır ve o görünüşün, ilk bakışta sağladığı gerekçenin, yeniciler ve kaynağın güvenilirliği karşısında ne ölçüde ayakta kaldığını sınar. Fenomenal muhafazakârlığın varsayılan güvenini, onun bilinen sorunlarına karşı denetimli biçimde uygular.
Adımlar1) Görünüşü yaz: "Bana p gibi görünüyor." 2) Tür: algısal mı, bellek mi, sezgi mi, bir çıkarımın geçerli görünmesi mi? 3) Varsayılan: yenici yoksa, bu görünüş p'ye inanmak için ilk bakışta bir gerekçe sağlar; bunu açıkça not et. 4) Yenici taraması: p'nin yanlış olduğunu gösteren bir şey (çürüten yenici) ya da bu görünüşün bu koşullarda güvenilmez olduğunu gösteren bir şey (bağ koparan yenici) var mı? 5) Kaynak sorusu: görünüş, bir arzunun, korkunun, beklentinin ya da gerekçesiz bir inancın ürünü olabilir mi? Bu alanda uzmanlığın var mı? 6) Güç ve bedel: görünüş ne kadar güçlü ve net; yanılmanın bedeli ne kadar yüksek? 7) Karar: inan, askıya al ya da yeni bir görünüşle sına; bedel yüksekse, başka bir kaynağa başvur.
Ne zaman kullanılırBir şeyin "apaçık", "gözümle gördüm" ya da "içimde öyle hissediyorum" diye kabul edildiği her durumda; bir görünüşün ya da sezginin, önemli bir kararın tek dayanağı olduğu durumlarda; aynı şeye iki kişinin farklı görünüşlerle baktığı anlaşmazlıklarda.
SınırıAraç, kişinin farkında olduğu yenicileri ve kaynak sorunlarını yakalayabilir; farkında olmadığı bir bilişsel nüfuzu, tanımı gereği, çoğu zaman yakalayamaz. Kaynak sorusu, kişinin kendi önyargılarını fark edebilmesine dayanır, ve önyargılar çoğu zaman görünmezdir. Araç, görünüşlerin neden gerekçe sağladığı sorusunu cevaplamaz; yalnızca, sağladıklarını varsayarak, bu gerekçeyi denetler.
5K kapısıKanıt

Özet

  • Ilımlı temelcilik: temel inançlar çıkarımsız olarak gerekçelidir, ama yanılmaz değildir; algısal, bellek ve sezgi inançları kendileri temel olabilir, ve görünüşlerden dış dünyaya çıkarım sorunu ortadan kalkar.
  • İlk bakışta gerekçe yenilebilir gerekçedir: yenici yoksa geçerlidir, çürüten ya da bağ koparan bir yenici ortaya çıkınca geri çekilir.
  • Görünüş, bir önermenin kişiye doğru görünmesidir; inançtan ayrıdır ve inancın nedeni olabilir.
  • Huemer'in fenomenal muhafazakârlığı: p doğru görünüyorsa, yenici yoksa, p'ye inanmak için bir miktar gerekçe vardır; kendini çürütme argümanı, normal koşullarda inançlarımızın görünüşlere dayandığından yola çıkarak, bu ilkenin tutarlı olarak reddedilemeyeceğini savunur.
  • Pryor'un algısal dogmacılığı: algısal deneyim, dolaysız ve ilk bakışta bir gerekçe sağlar; şüpheciyi ikna etmeye değil, kişinin gerekçeli olabileceğini göstermeye çalışır.
  • Başlıca itirazlar: bozuk kaynaklı görünüşler (bilişsel nüfuz, Siegel), altın arayıcısı (Markie), kolay bilgi (Cohen) ve Bayesçi itiraz (White).
  • Görünüş İlkesi, varsayılan güveni yeniciler, kaynak ve bedel açısından denetler.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Thomas Reid, Soruşturma'nın görme üzerine bölümünün "Genel olarak algı üzerine" başlıklı yirminci kısmında, algıda ortaya çıkan inancın doğasını şöyle anlatır:

Şunu da biliyorum ki, bir nesnenin algılanması, hem onun biçiminin bir kavrayışını hem de onun şimdiki varlığına bir inancı içerir. Ayrıca biliyorum ki, bu inanç, kanıtlamanın ve akıl yürütmenin sonucu değildir; doğamın dolaysız sonucudur.

Hemen ardından, şüpheciye cevap verir:

Algıda sahip olduğum bu inancın, şüpheciliğin en güçlü bataryalarına açık olduğunun farkındayım. Ama onlar onu pek etkilemiyor. Şüpheci bana sorar: algıladığın dış nesnenin varlığına neden inanıyorsun? Bu inanç, efendim, benim imalatım değildir; doğanın darphanesinden çıkmıştır; onun suretini ve yazısını taşır; ve doğru değilse, kusur benim değildir: onu güvenle, hiç kuşkulanmadan aldım. Akıl, der şüpheci, hakikatin tek yargıcıdır, ve akla dayanmayan her görüşü ve her inancı atmalısın. Neden, efendim, akıl yetisine algı yetisinden daha çok inanmalıyım? İkisi de aynı atölyeden çıktı ve aynı usta tarafından yapıldı; ve o usta elime bir kusurlu mal verdiyse, bir başkasını vermesini ne engelleyebilir?

Reid'in birinci pasajı, ılımlı temelciliğin ana tezini, yaklaşık iki buçuk yüzyıl önce dile getiriyor: algıda edinilen inanç, bir akıl yürütmenin sonucu değildir, yani çıkarımsızdır. Reid, bu inancın "doğamın dolaysız sonucu" olduğunu söylüyor; bu, Pryor'un dolaysız gerekçe kavramının tarihsel bir öncüsüdür. Ders Ç2.8'de belleği, Ders Ç2.14'te tanıklığı Reid'in ilk ilkeler olarak gördüğünü öğrenmiştik; bu pasaj, aynı yapıyı algıya uyguluyor.

İkinci pasaj, bu dersin Argüman'ının, yani kendini çürütme argümanının, en eski ve en canlı biçimlerinden biridir. Reid'in şüpheciye cevabı, bir eşitlik argümanıdır. Şüpheci, algıya güvenmeyip yalnızca akla güvenmek istiyor. Reid'e göre, bu seçim keyfîdir: algı da akıl da, aynı doğadan, aynı "atölyeden" geliyor; birine güvenip öbürüne güvenmemek için bir neden yoktur. Şüpheci, akla güveniyorsa, algıya da güvenmelidir; ya da ikisine birden güvenmemelidir, ama o zaman, kendi şüpheci argümanına da güvenemez, çünkü o argüman akla dayanır. Huemer'in argümanı, Reid'in bu sezgisini, görünüşler kavramıyla genelleştirir: algısal görünüşler de, aklın görünüşleri de, inançlarımızın aynı türden dayanaklarıdır, ve birini reddedip öbürünü kabul etmek tutarsızdır.

Reid'in "doğru değilse, kusur benim değildir" sözü de dikkat çekicidir. Bu söz, İtiraz 1'in cevabında gördüğümüz, Huemer'in kişinin bakış açısına dayanan savunmasına çok yakındır: kişi, doğanın ona verdiği yetilere güvenmekte suçlanamaz, yetiler yanıltsa bile.

Teknik ayrıntı

Fenomenal muhafazakârlığın biçimleri. Huemer'in ilkesinin üç kaydı, her biri önemli bir iş görür. "En azından bir miktar gerekçe" kaydı, görünüşlerin tek başına bilgi ya da güçlü bir gerekçe sağladığını değil, yalnızca bir başlangıç noktası sağladığını söyler; bu, görünüşlerin birbirine karşı tartılmasına olanak verir. "Yenici yoksa" kaydı, gerekçenin yenilebilir olduğunu söyler. "Bu yüzden" kaydı ise, gerekçenin görünüşün kendisinden geldiğini, görünüşün güvenilir olduğuna dair ayrı bir inançtan gelmediğini söyler; bu, ilkenin çıkarımsız bir gerekçe ilkesi olmasını sağlar. Bazı felsefeciler, ilkenin daha zayıf biçimlerini önerdi: örneğin, yalnızca algısal görünüşlere ya da yalnızca belirli koşullarda oluşan görünüşlere gerekçe tanıyan biçimler. Bu biçimler, İtiraz 1 ve 2'den kaçmaya çalışır, ama kendini çürütme argümanının gücünü bir ölçüde yitirir: hangi görünüşlerin gerekçe sağladığını belirleyen ölçüt, kendisi bir görünüşe mi dayanır?

Dolaysız gerekçe ve dolaysız inanç. Pryor, dogmacılığını savunurken, iki şeyi ayırır: dolaysız gerekçe ve dolaysız inanç. Bir inanç, kişinin onu başka bir inançtan çıkarmadan oluşturduğu anlamında dolaysız olabilir, ama gerekçesi başka inançlara dayanabilir. Pryor'un iddiası, algısal inançların gerekçesinin dolaysız olduğu, yani başka önermelere inanma gerekçesine dayanmadığıdır. Bu ayrım, Ders Ç3.1'de gördüğümüz, Ders Ç3.9'da ayrıntılı işlenecek önerme gerekçesi ile inanç gerekçesi ayrımına benzer. Pryor'a göre, şüphecinin hatası, algısal gerekçenin, kişinin aldatılmadığına dair önceden gerekçeli bir inanca dayandığını varsaymasıdır. Dogmacı ise, bu önceden gerekçe talebini reddeder: algısal deneyim, kişinin aldatılmadığına dair bir inanca ihtiyaç duymadan, gerekçe sağlar.

White'ın olasılık itirazı. Roger White'ın 2006'daki itirazı, şu basit olasılık gözlemine dayanır. Bir el deneyimini, E diyelim, ele alalım. "Elim var" hipotezi, E'yi öngörür; ama "fıçıdaki bir beyinim ve bana bir el deneyimi veriliyor" hipotezi de E'yi öngörür. Ayrıca, E, "elim yok ve bana el deneyimi de verilmiyor" olasılığını dışlar. Bu yüzden, olasılık kuramına göre, E'yi öğrenmek, "aldatılıyorum" hipotezinin olasılığını azaltamaz; tam tersine, onu biraz artırır, çünkü aldatma senaryosu, E'nin gerçekleştiği bir senaryodur. Dogmacılık ise, E'ye dayanarak elimin olduğuna, oradan da aldatılmadığıma, yani olasılığı azalmayan bir şeye gerekçeli olarak inanabileceğimi söyler. White'a göre, bu bir tutarsızlıktır. Dogmacıların cevapları, olasılık kuramının ilk bakışta gerekçeyi doğru biçimde temsil edip edemeyeceğini sorgular; bu tartışma, Ders Ç2.18'deki Bayesçi cevap ile bu dersin temelciliği arasındaki gerilimi gösterir.

İlk bakışta gerekçenin mantığı. İlk bakışta gerekçenin yapısı, Amerikalı filozof John Pollock'un çalışmalarıyla biçimsel olarak incelendi. Pollock, 1986 tarihli Contemporary Theories of Knowledge (Çağdaş Bilgi Kuramları) kitabında, akıl yürütmenin, kesin kurallarla değil, "yenilebilir nedenler" ile işlediğini savundu: bir şeyin kırmızı görünmesi, onun kırmızı olduğuna inanmak için yenilebilir bir nedendir; ve bu neden, çürüten ya da bağ koparan yenicilerle yenilebilir. Pollock, bu yapıyı, Ders Ç0.7'de değindiğimiz tekdüze olmayan mantıklara benzer bir biçimde kurdu. Ilımlı temelcilik, bu biçimsel yapının epistemolojideki karşılığıdır.

Güncel tartışma

Algının akılsallığı. Siegel'in 2017 tarihli kitabı, İtiraz 1'de gördüğümüz tartışmayı yeni bir düzeye taşıdı. Siegel'e göre algısal deneyimler, inançlar gibi, akılsal ya da akıl dışı olabilir. Bir deneyim, gerekçesiz bir korkunun, bir önyargının ya da yanlış bir beklentinin ürünüyse, epistemik olarak "alçalmıştır" ve kişiye tam bir gerekçe sağlamaz. Bu görüş, algının, inancın edilgen bir girdisi değil, kendisi değerlendirilebilen bir zihinsel işlem olduğunu öne sürer. Ilımlı temelcilik açısından sonucu ciddidir: temellerin kendisi, değerlendirmeden muaf değildir. Bazı felsefeciler, bu görüşün temelciliği zayıflattığını, çünkü temellerin artık başka şeylere, örneğin onları üreten süreçlerin akılsallığına, bağımlı hâle geldiğini söyler. Siegel'in görüşü, temelciliği tümden reddetmekten çok, temellerin değerlendirmeden muaf olduğu saf bir biçimiyle çatışır gibi görünür.

Görünüşler nedir? Fenomenal muhafazakârlık tartışmasının bir yan kolu, görünüşlerin doğasına dairdir. Bir görüşe göre, görünüşler kendine özgü zihinsel durumlardır: bir önermenin doğru göründüğü, ne bir inanç ne de bir duyumdur. Başka bir görüşe göre ise, görünüşler, inanmaya yönelik eğilimlerdir: bir şeyin bana doğru görünmesi, ona inanmaya eğilimli olmamdır. Bu ikinci görüş doğruysa, fenomenal muhafazakârlık, kişinin inanmaya eğilimli olduğu şeye, yenici yoksa, inanmakta gerekçeli olduğunu söyler; ve bu, ilkeyi, bir önyargının ya da bir arzunun yarattığı inanma eğilimlerine karşı daha da savunmasız kılar. Amerikalı filozof Chris Tucker'ın derlediği 2013 tarihli Seemings and Justification (Görünüşler ve Gerekçe) kitabı, bu tartışmanın başlıca çağdaş metinlerini bir araya getirdi.

Görünüşler ve değer. Fenomenal muhafazakârlığın en tartışmalı uygulamalarından biri, ahlak alanındadır. Huemer, 2005 tarihli Ethical Intuitionism (Ahlaki Sezgicilik) kitabında, ahlaki görünüşlerin, örneğin bir şeyin yanlış ya da adaletsiz görünmesinin, algısal görünüşler gibi, yenici yoksa, ahlaki inançlara gerekçe sağladığını savundu. Bu görüş, ahlaki bilginin mümkün olduğunu savunmanın bir yoludur; ama Ders Ç2.12'de gördüğümüz deneysel felsefe bulguları, ahlaki sezgilerin özellikle sıra ve çerçeve etkilerine açık olduğunu gösteriyordu. Bu tartışma, Görünüş İlkesi'nin kaynak ve yenici adımlarının, ahlak alanında özellikle önemli olduğunu düşündürür. Huemer'in kendisi, 2008 tarihli "Revisionary Intuitionism" (Düzeltici Sezgicilik) makalesinde, ahlaki görünüşler arasında çatışma olduğunda, daha genel ve daha az ilgisiz etkene açık görünüşlerin, daha özel ve duygusal yükü daha ağır olanlardan üstün tutulması gerektiğini önerir; bu öneri, Görünüş İlkesi'nin güç ve kaynak adımlarının ahlaktaki bir uygulamasıdır.

Pratik: Çözümlü örnek

Cengiz, ikinci el bir araba almak için bir galeriye gidiyor. Satıcının gösterdiği araba, dışarıdan bakıldığında kusursuz görünüyor: boyası parlak, iç döşemesi temiz, motoru çalıştırınca düzgün bir ses çıkarıyor. Satıcı, "Bu arabanın hiçbir sorunu yok, görüyorsunuz" diyor. Cengiz'e de öyle görünüyor. Kararını vermeden önce, Görünüş İlkesi'ni uyguluyor.

Adım 1, görünüş. "Bana bu arabanın iyi durumda olduğu görünüyor."

Adım 2, tür. Bu, karma bir görünüş: bir kısmı algısal (boya, döşeme, ses), bir kısmı ise bu algılardan arabanın genel durumuna dair hızlı ve kendiliğinden bir yargı.

Adım 3, varsayılan. Fenomenal muhafazakârlığa göre, yenici yoksa, bu görünüş Cengiz'e arabanın iyi durumda olduğuna inanmak için bir miktar gerekçe sağlıyor.

Adım 4, yenici taraması. Cengiz bir bağ koparan yenici fark ediyor: ikinci el arabalarda, en ciddi sorunlar, örneğin bir kazadan kalma şasi hasarı ya da değiştirilmiş kilometre, dış görünüşten anlaşılmaz; parlak bir boya, tam tersine, bir hasarı gizlemek için yapılmış olabilir. Bu bilgi, görünüşün içeriğini çürütmez, ama bu türden görünüşlerin bu konuda güvenilmez olduğunu gösterir.

Adım 5, kaynak sorusu. Cengiz'in görünüşü, bir uzmanın gözünden değil, sınırlı bir deneyimden geliyor. Ayrıca bir arzu da var: Cengiz bu modeli uzun süredir istiyor, ve fiyat bütçesine uygun. Bu, Markie'nin altın arayıcısının durumuna benziyor: arzu, görünüşü etkilemiş olabilir.

Adım 6, güç ve bedel. Görünüş güçlü, ama yanılmanın bedeli yüksek: ciddi bir hasar, hem güvenlik hem para açısından büyük bir kayıp olabilir.

Adım 7, karar. Cengiz, görünüşüne dayanarak satın almıyor, ama onu da tamamen bir kenara bırakmıyor: araba, ilk bakışta umut verici. Arabayı bağımsız bir ekspertiz servisine götürmeye karar veriyor; servis, şasi ölçümleri, boya kalınlığı ölçümü ve araç geçmişi kayıtlarıyla, Cengiz'in görünüşünün erişemediği bilgileri sağlayabilir.

Sonuç. Bu örnek, ılımlı temelciliğin gündelik bir kararda nasıl işlediğini gösteriyor. Cengiz'in görünüşü, bir gerekçe sağlıyordu; fenomenal muhafazakârlığın söylediği gibi, onu tamamen reddetmek için bir neden yoktu. Ama Görünüş İlkesi, bu gerekçenin, bir bağ koparan yeniciyle ve bir kaynak sorunuyla zayıfladığını, ve yüksek bir bedel karşısında yetersiz kaldığını gösterdi. Bu sonuç, ılımlı temelciliğin bir zayıflığı değil, onun doğru kullanımıdır: görünüşler başlangıç noktasıdır, son söz değil. Satıcının "görüyorsunuz" sözü, tam olarak, görünüşün son söz olduğunu ima ediyordu.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu üç görünüşe Görünüş İlkesi'nin 2., 4. ve 5. adımlarını uygula ve her biri için bir karar ver: (a) Bir kalabalıkta, uzaktan bir arkadaşını gördüğünü düşünüyorsun. (b) Bir matematik problemini çözerken, bir adımın doğru olduğu sana apaçık görünüyor. (c) Çocuğun bir sınavda kopya çektiğini söyleyen bir öğretmene, çocuğunun bunu yapmayacağı sana açıkça görünüyor.
  2. Huemer'in kendini çürütme argümanını, Reid'in birincil metindeki eşitlik argümanıyla karşılaştır. İki argüman neyi paylaşıyor, nerede ayrılıyor?
  3. Bir arkadaşın şöyle diyor: "Fenomenal muhafazakârlık tehlikeli bir görüş. Her şeyin göründüğü gibi olduğunu söylüyor; komplo kuramcılarının da işine yarar." Bu itirazı, ilkenin kayıtlarını ve İtiraz 1'in cevabını kullanarak değerlendir.
Cevapları göster
  1. (a) Tür: algısal görünüş. Yenici taraması: uzaklık ve kalabalık, yüz tanıma görünüşlerini güvenilmez kılan koşullardır; bu bir bağ koparan yenicidir. Kaynak: arkadaşını görmeyi bekliyorsan, beklenti görünüşü etkilemiş olabilir. Karar: zayıf bir gerekçe; yaklaşıp bakmak ya da seslenmek gibi yeni bir görünüşle sınamak makul. (b) Tür: zihinsel görünüş ya da sezgi. Yenici taraması: Ders Ç2.9'da gördüğümüz gibi, matematikte apaçık görünen adımlar da bazen yanlış çıkabilir; ama basit bir adım için bu olasılık düşüktür. Kaynak: alanında deneyimliysen, güvenilir; yeni bir konudaysan, daha az güvenilir. Karar: ilk bakışta gerekçeli; ama önemli bir sonuç bu adıma dayanıyorsa, adımı ayrıca denetlemek makul. (c) Tür: bir kişiye dair, sevgiyle yüklü bir görünüş. Yenici taraması: öğretmenin tanıklığı, görünüşün içeriğini doğrudan çürüten bir yenici adayıdır. Kaynak: bu görünüş, büyük olasılıkla, çocuğuna duyduğun sevgiden ve onun iyi biri olduğuna dair genel inancından etkileniyor; tam olarak İtiraz 1 ve 2'deki türden bir kaynak sorunu. Karar: görünüşü tek başına yeterli sayma; öğretmenin kanıtını dinle ve çocuğunla konuş. Bu, sevgiyi reddetmek değil, onun bir görünüş üzerindeki etkisini fark etmektir.
  2. İki argüman da şüpheciye karşı bir tutarlılık argümanıdır: şüpheci, bir kaynağa güvenmeyip öbürüne güvenemez, çünkü ikisi de aynı türdendir. Reid'de bu iki kaynak algı ve akıldır; ikisi de "aynı atölyeden" çıkmıştır. Huemer'de ise, bütün kaynaklar görünüşler kavramı altında toplanır, ve şüphecinin kendi reddi de bir görünüşe dayanır. Ayrıldıkları yer, kapsamları ve dayanaklarıdır. Reid'in argümanı, doğanın verdiği yetilere dair, teolojik bir çerçevede kurulmuştur: "aynı usta" tarafından yapılan yetiler. Huemer'in argümanı ise, teolojik bir varsayım içermez, ve bütün inançların görünüşlere dayandığı genel bir öncüle dayanır. Reid'in argümanı, iki kaynağın eşitliğini, Huemer'inki ise bütün kaynakların ortak yapısını vurgular.
  3. Arkadaşının itirazı, ilkeyi kaba bir biçimde okuyor. Fenomenal muhafazakârlık, her şeyin göründüğü gibi olduğunu söylemez; yalnızca, bir görünüşün, yenici yoksa, bir miktar gerekçe sağladığını söyler. İlkenin iki kaydı, komplo kuramcısının ondan nasıl yararlanabileceğini sınırlar. Birincisi, "en azından bir miktar" kaydı: görünüş, güçlü bir gerekçe değil, bir başlangıç noktasıdır. İkincisi, "yenici yoksa" kaydı: bir komplo kuramı, genellikle, onunla çelişen çok sayıda kanıtla, yani yenicilerle karşı karşıyadır; ve kişi bu kanıtları bildiği ölçüde, görünüşünün sağladığı gerekçe yenilir. İtirazın haklı yanı ise, İtiraz 1'de gördüğümüz bozuk kaynak sorunudur: bir komplo kuramcısının görünüşleri, gerekçesiz bir kuşku tarafından üretilmiş olabilir, ve kişi bunun farkında olmayabilir. Huemer'in bakış açısı savunmasına göre, bu kişi kendi bakış açısından suçlanamaz olabilir; ama bu, onun inancının iyi bir kaynaktan geldiği ya da bilgi olduğu anlamına gelmez. Siegel'in görüşüne göre ise, bu kişinin görünüşleri epistemik olarak alçalmıştır. İki cevap da, ilkenin komplo kuramcısını haklı çıkarmadığını, ama onun durumunu açıklamak için ek bir ayrım gerektirdiğini gösterir.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: bir iş görüşmesinde, bir aday sana ilk dakikada çok güvenilir ve yetkin göründü; işe alındıktan sonra, beklentilerini karşılamadı. Zayıf çalışma: "Yanılmışım, demek ki ilk izlenimler hiçbir işe yaramaz." Bu çalışma, tek bir yanılgıdan genel bir ret çıkarıyor. Güçlü çalışma: "1) Görünüş: aday bana güvenilir ve yetkin göründü. 2) Tür: kısa bir etkileşimden doğan, sosyal bir görünüş. 3) Fenomenal muhafazakârlığa göre, yenici yoksa, bu görünüş bir miktar gerekçe sağlıyordu. 4) Yenici taraması: o an elimde bir bağ koparan yenici vardı, ama kullanmadım: kısa görüşmelerdeki ilk izlenimlerin, iş başarısını öngörmede sınırlı olduğuna dair genel bir bilgi. 5) Kaynak sorusu: adayın rahat konuşması ve benim geçmişime benzeyen bir eğitimi olması, görünüşümü etkilemiş olabilir; bu, yetkinlikle ilgisiz bir etkendir. 6) Değerlendirme: inancım ilk bakışta gerekçeliydi, ama bildiğim bir yeniciyi ve bir kaynak sorununu hesaba katmadığım için, gerekçe sandığımdan çok daha zayıftı. 7) Sonuç: ilk izlenimler işe yarar, ama bir başlangıç noktası olarak; kararı, ek kanıtlarla, örneğin bir deneme göreviyle, sınamalıydım."

ÖlçütNe aranır
Görünüşün adlandırılmasıİnancın dayandığı görünüş ve türü açıkça yazılmış
İlk bakışta gerekçeGörünüşün, yanlış çıkmasına karşın, ilk bakışta bir gerekçe sağlayıp sağlamadığı ayrıca değerlendirilmiş
Yenici ve kaynakEn az bir yenici ya da kaynak sorunu somut olarak belirlenmiş
Gerekçeli sonuçArgüman, görünüşleri toptan reddetmeden, gerekçenin gücünü ayarlayan bir sonuca varıyor

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç3.2) Ders Ç3.2'de klasik temelciliğin ana güçlüğü neydi? Ilımlı temelcilik bu güçlükten nasıl kaçınıyor?
  2. (Ders Ç2.12) Ders Ç2.12'de Bealer'in sezgilere dair kendini çürütme argümanı neydi? Huemer'in argümanı onu nasıl genelleştiriyor?
  3. (Ders Ç1.12) Ders Ç1.12'de yenici kavramı nasıl tanımlanmıştı? İlk bakışta gerekçe kavramı bu tanımı nasıl kullanıyor?
Cevapları göster
  1. Ders Ç3.2'de klasik temelciliğin ana güçlüğü, kesin görünüş yargılarından dış dünyaya dair inançlara tümdengelimle geçilememesiydi; klasik temelcilik, kendi ölçütlerine sadık kaldıkça, dış dünyaya dair gündelik inançlarımızın büyük kısmını gerekçesiz bırakıyor ve şüpheciliğe yaklaşıyordu. Ilımlı temelcilik bu güçlükten, temellerin yanılmaz olmasını istemeyerek kaçınır. Algısal inançlar, örneğin "önümde bir masa var", kendileri temel olabilir; görünüşlere dayanarak, çıkarımsız olarak ve ilk bakışta gerekçelidirler. Böylece dış dünyaya dair inançlar, kesin bir görünüş yargısından çıkarılmak zorunda kalmaz; zaten temeldir. Bedeli ise, temellerin yanılabilir ve yenilebilir olmasıdır.
  2. Ders Ç2.12'de Bealer'in argümanı, sezgileri kanıt olarak tümüyle reddeden kişinin, bu reddi de, sonunda, bir ilkenin doğru göründüğü yargısına, yani bir sezgiye dayandırmak zorunda olduğunu söylüyordu; öyleyse sezgileri tümüyle reddetmek, kendi gerekçesini baltalar. Huemer'in argümanı, aynı yapıyı bütün görünüşlere genelleştirir: bütün inançlar, algıda, bellekte, sezgide ya da akıl yürütmede, sonunda bir görünüşe dayanır; görünüşler gerekçe sağlamıyorsa, hiçbir inanç gerekçeli değildir, fenomenal muhafazakârlığı reddeden inanç da dahil.
  3. Ders Ç1.12'de yenici, kişinin kanıtına eklendiğinde gerekçesini çökerten doğru bir önerme olarak tanımlanmıştı. İlk bakışta gerekçe kavramı, bu tanımı, kişinin elindeki kanıt açısından kullanır: bir görünüş, kişinin elinde onu çürüten ya da onun güvenilirliğini koparan bir kanıt, yani bir yenici yoksa, gerekçe sağlar; böyle bir kanıt ortaya çıktığında, gerekçe geri çekilir. Ders Ç2.14'te tanıklık için gördüğümüz gibi, bu kullanım, yenici kavramının olgusal anlamından biraz farklıdır: burada önemli olan, kişinin elinde olan aksine nedenlerdir.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Ilımlı temelcilik nedir?Temel inançlar çıkarımsız olarak gerekçelidir ama yanılmaz değildir; algı, bellek ve sezgi inançları kendileri temel olabilir.
İlk bakışta gerekçe nedir?Yenici yoksa geçerli olan, çürüten ya da bağ koparan bir yenici ortaya çıkınca geri çekilen gerekçe.
Fenomenal muhafazakârlık nedir?p doğru görünüyorsa, yenici yoksa, p'ye inanmak için bir miktar gerekçe vardır (Huemer).
Huemer'in kendini çürütme argümanı nedir?Normal koşullarda inançlar görünüşlere dayanır; görünüşler gerekçe sağlamıyorsa, ilkeyi reddeden inanç da gerekçesizdir.
Pryor'un algısal dogmacılığı nedir?Algısal deneyim, aldatılmadığına dair önceden bir inanç gerektirmeden, dolaysız ve ilk bakışta bir gerekçe sağlar (2000).
Markie'nin altın arayıcısı örneği neyi gösterir?Aynı görünüş, uzmanda gerekçe sağlarken, arzuyla görünüşü oluşan acemide sağlamıyor gibidir (2005).
Cohen'in kolay bilgi sorunu nedir?Temel bilgiyle, bir kaynağın güvenilirliğini yalnızca o kaynağa başvurarak çok kolay "bilebiliriz" (2002).
White'ın dogmacılığa itirazı nedir?Bir el deneyimi, aldatılma hipotezinin olasılığını azaltamaz; dogmacılık olasılık kuramıyla çatışır (2006).

Okuma listesi

  • Michael Huemer, Skepticism and the Veil of Perception (Rowman & Littlefield, 2001). Fenomenal muhafazakârlığın ilk ayrıntılı savunusu.
  • James Pryor, "The Skeptic and the Dogmatist", Noûs 34 (2000). Algısal dogmacılık.
  • Peter Markie, "The Mystery of Direct Perceptual Justification", Philosophical Studies 126 (2005). Altın arayıcısı itirazı.
  • Susanna Siegel, The Rationality of Perception (Oxford University Press, 2017). Bilişsel nüfuz ve algının akılsallığı.
  • Thomas Reid, İnsan Zihni Üzerine Sağduyu İlkelerine Göre Bir Soruşturma (1764), Bölüm VI, Kısım 20. Algıda dolaysız inanç ve şüpheciye cevap.

Sonraki derse köprü

Bu derste, temel inançların, görünüşlere, yani deneyimlere dayanarak gerekçeli olduğunu gördük. Ama Ders Ç3.2'nin İtiraz 4'ünde ilk kez değindiğimiz bir soru, hâlâ cevapsız duruyor. Bir deneyim, bir inancı nasıl gerekçelendirir? Deneyim, bir inancın gerekçesi olabilmek için, onunla mantıksal bir ilişki içinde olmalı, yani bir önermesel içeriğe sahip olmalı gibi görünür. Ama bir deneyim önermesel bir içeriğe sahipse, kavramsaldır; ve kavramsal bir şey, neden kendisi de bir gerekçeye ihtiyaç duymasın? Ders Ç3.4, Wilfrid Sellars'ın 1956'da ortaya koyduğu bu ikilemi, "verilmiş olanın miti" adıyla bilinen meydan okumayı inceliyor. Ders, bir temelin, Sellars'ın ikilemine takılıp takılmadığını sınamak için Mit Testi adlı bir araç sunuyor.

Günlük sorusu: En son ne zaman bir şeyin "açıkça öyle göründüğünü" düşünüp sonra yanıldın? O an, elinde görmezden geldiğin bir yenici var mıydı, yoksa görünüş gerçekten ikna ediciydi?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.