İçeriğe geç

Ders Ç3.2 · Çekirdek · Modül Ç3: Gerekçelendirmenin yapısı

Klasik temelcilik: yanılmaz temeller

Araç: Temel İnanç Testi · 5K: Kanıt · 6.186 kelime · tamamı yaklaşık 28 dakika okuma

Giriş

1619 kışında, yirmi üç yaşındaki René Descartes, Almanya'da, Otuz Yıl Savaşları'nın başında bir orduyla birlikte bulunuyordu. Yöntem Üzerine Konuşma'da anlattığına göre, kış bastırınca bir yerde kalmak zorunda kaldı; ilgisini çekecek bir çevre bulamadığı ve hiçbir kaygı ya da tutku onu rahatsız etmediği için, bütün gün tek başına kapanıp düşüncelerine daldı. Aklına gelen ilk düşüncelerden biri şuydu: birçok farklı elden çıkmış işler, tek bir ustanın tamamladığı işler kadar kusursuz olmaz. Tek bir mimarın planlayıp yaptığı binalar, eski duvarları yeni amaçlara uydurarak birçok kişinin onarmaya çalıştığı binalardan daha zarif ve kullanışlıdır. Köyken zamanla kasabaya dönüşmüş eski şehirlerin eğri büğrü sokakları, bir mimarın boş bir ovada özgürce planladığı şehirlerin düzenli sokaklarıyla karşılaştırılamaz.

Descartes bu benzetmeyi kendi inançlarına uyguladı. Çocukluğundan beri edindiği görüşler, eski bir şehir gibi, farklı kaynaklardan, farklı zamanlarda, gelişigüzel birikmişti. Bu yapıyı onarmaya çalışmak yerine, onu bütünüyle yıkıp, sağlam bir temelden, tek bir planla yeniden kurmak gerekiyordu. Yirmi iki yıl sonra yayımladığı Meditasyonlar'ın ilk cümleleri, bu kararı dile getirir: bir kez hayatında, bütün eski görüşlerini bir kenara bırakıp, ilk ilkelerden yeniden başlamak.

Ders Ç3.1, gerileme argümanının, gerekçeli inançlar varsa, çıkarımsız olarak gerekçeli temel inançların olması gerektiği sonucuna vardığını gösterdi. Ama temel inançların ne tür inançlar olduğunu açık bıraktı. Bu ders, bu soruya verilen ilk ve en iddialı cevabı inceliyor: klasik temelcilik. Bu görüşe göre, bir inancın temel olabilmesi için, yanılmaz, kuşku götürmez ya da kendinden apaçık olması gerekir; ve öbür bütün inançlar, bu kesin temellerden, gerekçeyi koruyan çıkarımlarla kurulmalıdır. Descartes'ın projesi, bu görüşün en ünlü örneğidir. Dersin aracı Temel İnanç Testi, bir inancın gerçekten bu türden bir temel olup olamayacağını sınıyor.

Bu dersin kazanımları:

  • Klasik temelciliğin iki tezini, temel inançlar için önerilen ölçütleri (yanılmazlık, düzeltilemezlik, kendinden apaçıklık, doğrudan tanışıklık) ve üst yapının temellerden nasıl kurulması gerektiğine dair talebi açıklarsın. (anla)
  • Bir inanca Temel İnanç Testi'ni uygulayarak onun çıkarımsız, yanılmaz ve aktarılabilir bir temel olup olamayacağını belirlersin. (uygula)
  • Klasik temelciliğin dış dünyaya dair bilgimizi açıklamada karşılaştığı güçlüğü ve kendi ölçütünü karşılayıp karşılamadığı sorusunu gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)

Kavramlar

Kavramlar bölümü önce klasik temelciliği tanımlıyor, sonra temel inançlar için önerilen ölçütleri, ardından temellerin en çok önerilen adaylarını, ve son olarak temellerden üst yapıya geçişin nasıl olması gerektiğini.

"Klasik temelcilik" adı, yirminci yüzyılın ikinci yarısında, bu görüşü eleştirenler tarafından konuldu; özellikle Amerikalı filozof Alvin Plantinga'nın 1981'de Noûs'ta ve 1983'te "Reason and Belief in God" (Akıl ve Tanrı İnancı) başlığıyla yayımlanan yazıları, bu adın yerleşmesinde etkili oldu. Ders Ç1.9'da Plantinga'yı gerekçe kavramının ödev kökenleri tartışmasında görmüştük. Plantinga'ya göre, Antik Çağ'dan yirminci yüzyıla kadar epistemolojinin büyük bir kısmı, bu görüşün bir biçimini paylaştı. Descartes, Locke, ve yirminci yüzyılda Amerikalı filozoflar C. I. Lewis ve Roderick Chisholm, farklı biçimlerde bu geleneğin içinde durur. Görüşün çekiciliği, Descartes'ın mimar benzetmesinde görülür: kesin bir temel ve onun üzerine dikkatle kurulan bir yapı, sağlam ve güvenilir bir bilgi binası vaat eder.

Ders Ç2.5'te bu ölçütlerin bir kısmını, içebakışın ayrıcalıklı erişim iddiası bağlamında görmüştük: yanılmazlık, düzeltilemezlik ve kendini açığa vurma. Orada bu ölçütler, kendi zihnimize dair bilginin özel bir statüsü olup olmadığı sorusuna cevap veriyordu. Burada aynı ölçütler başka bir işe koşuluyor: bütün bilgi binasının dayanacağı temelleri seçmek. Ölçütler arasındaki farklar önemlidir. Yanılmazlık, inanç ile doğruluk arasında bir bağ kurar. Kuşku götürmezlik ise, kişinin bakış açısına dairdir: kişi bu inançtan kuşku duymak için bir neden bulamaz. Descartes'ın arayışı, ikincisinin bir biçimidir: en küçük bir kuşku nedenine açık olan her şeyi bir yana bırakmak ve geriye kalanı temel saymak.

Chisholm, Theory of Knowledge (Bilgi Kuramı) kitabında, Descartes'ın kesinlik arayışını çağdaş bir dille yeniden kurdu. Ders Ç2.2'de Chisholm'un "görünmek" fiilinin farklı kullanımlarını ayırdığını görmüştük. Chisholm'a göre, "bana kırmızı bir şey görünüyor" türünden bir yargı, bir kişinin kendi görünüş durumuna dairdir, ve bu durum, kişiye kendini doğrudan sunar: kişi onda olduğu sürece, onda olduğunu bilir. Bu yargılar, dış dünyaya dair değil, kişinin kendi deneyimine dair oldukları için, dış dünyaya dair yanılgılardan korunmuştur. Bir yanılsama ya da halüsinasyon sırasında da, kişiye kırmızı bir şey görünüyorsa, "bana kırmızı bir şey görünüyor" yargısı doğrudur. Klasik temelciliğin modern biçimlerinde, temel inançların başlıca adayları bu türden görünüş yargılarıdır.

Ders Ç1.2'de, İngiliz filozof Bertrand Russell'ın tanışıklık bilgisi ile betimleme bilgisi arasındaki ayrımını görmüştük. Russell'a göre, duyu verileriyle ve kendi zihinsel durumlarımızla tanışıklık içindeyiz; dış nesneleri ise yalnızca betimlemeler aracılığıyla biliriz. Çağdaş klasik temelcilerin en önemlilerinden biri olan Kanada doğumlu Amerikalı filozof Richard Fumerton, 1995 tarihli Metaepistemology and Skepticism (Metaepistemoloji ve Şüphecilik) kitabında, bu fikri bir gerekçe kuramına dönüştürdü. Fumerton'a göre, bir kişinin bir önermeye inanması çıkarımsız olarak gerekçelidir, eğer kişi hem o önermeyi düşünmekle, hem önermenin doğru olmasını sağlayan olguyla, hem de ikisi arasındaki uyumla doğrudan tanışıklık içindeyse. Bu üçlü tanışıklık, kişiye, inancının doğruluğunu, bir başka inanca başvurmadan, doğrudan "görme" olanağı verir.

Descartes'ın mimar benzetmesi, yalnızca sağlam bir temel değil, temel ile üst yapı arasında sağlam bir bağlantı da ister. Bir yapı, temeli ne kadar sağlam olursa olsun, temeliyle bağlantısı zayıfsa çöker. Descartes, Meditasyonlar'da, kesin temellerden, "Düşünüyorum, öyleyse varım" kesinliğinden, Tanrı'nın varlığına ve oradan dış dünyanın varlığına, adım adım, her adımı kesin tutmaya çalışarak ilerler. Ama bu ilerleme, felsefe tarihinin en çok eleştirilen argümanlarından birine, Tanrı'nın aldatıcı olmadığı argümanına dayanır. Tanrı'ya başvurmadan, görünüş yargılarından dış dünyaya kesin bir çıkarımla geçmek mümkün müdür? Argüman bölümü, bu soruyu merkeze alıyor. C. I. Lewis gibi bazı klasik temelciler, üst yapı için kesinlik değil olasılık istedi; ama temeller için kesinlikten vazgeçmedi. Lewis'in 1946 tarihli An Analysis of Knowledge and Valuation (Bilgi ve Değerlendirmenin Çözümlemesi) kitabındaki ünlü ilkesine göre, herhangi bir şey olası olacaksa, bir şeyin kesin olması gerekir.

Argüman

Bu bölüm, klasik temelciliğin, dış dünyaya dair gündelik bilgimizi açıklayamadığını savunan bir argüman kuruyor.

  1. Klasik temelciliğe göre, temel inançlar yanılmaz ya da kuşku götürmez olmalıdır; temel olmayan inançlar ise, ancak temellerden gerekçeyi koruyan çıkarımlarla türetilebiliyorsa gerekçelidir.
  2. Yanılmazlık ya da kuşku götürmezlik ölçütünü karşılayan inançlar, büyük ölçüde iki türdür: kişinin kendi o anki zihinsel durumlarına dair yargılar, ve basit, kendinden apaçık a priori doğrular.
  3. Dış dünyaya dair inançlar, örneğin "önümde bir masa var", görünüş yargılarından tümdengelimle çıkarılamaz, çünkü aynı görünüşler, masanın olmadığı durumlarla, örneğin bir yanılsamayla ya da bir halüsinasyonla, uyumludur.
  4. Dış dünyaya dair inançlar, görünüş yargılarından tümevarımla ya da en iyi açıklamaya çıkarımla türetilmeye çalışılırsa, bu çıkarımların kendisi, ne yanılmaz bir temel ne de bir temelden tümdengelimle türetilmiş bir ilkedir.
  5. Öyleyse, klasik temelcilik doğruysa, dış dünyaya dair gündelik inançlarımızın büyük kısmı ya gerekçesizdir, ya da klasik temelciliğin izin vermediği türden bir çıkarıma dayanır.

Sonuç: Klasik temelcilik, kendi katı ölçütlerine sadık kaldığı ölçüde, şüpheciliğe yaklaşır. Temeller ne kadar sağlam olursa, onlardan inşa edilebilecek bina o kadar küçüktür. Descartes'ın mimarı, kusursuz bir temel attı, ama o temelin üzerine yalnızca birkaç oda inşa edebildi; geri kalanı için, kesinlik ölçütünü karşılamayan bir köprüye, Tanrı'nın aldatıcı olmadığı argümanına, ihtiyaç duydu. Bu sonuç, klasik temelciliği çürütmez; ama onun bedelini açıkça ortaya koyar. Klasik temelci, ya bu bedeli öder ve bildiklerimizin sanıldığından çok daha az olduğunu kabul eder, ya da temellerden üst yapıya geçiş için daha gevşek çıkarımlara izin verir; ama bu ikinci yol, Ders Ç3.3'te göreceğimiz ılımlı temelciliğe doğru bir adımdır.

Birinci öncül, Kavramlar bölümündeki tanımın özetidir. İkinci öncül, temel adaylarının tarihsel ve kuramsal bir değerlendirmesidir. Descartes'tan Chisholm'a kadar, klasik temelciler, temel olarak hemen her zaman bu iki türden birini önerdi. Algısal inançların kendisi, yani "önümde bir masa var" gibi inançlar, yanılmaz değildir; Modül Ç2'deki yanılsama ve halüsinasyon argümanları bunu gösterdi.

Üçüncü öncül, Ders Ç2.2'de gördüğümüz yanılsama argümanının, temelcilik açısından yeniden ifadesidir. Görünüş yargıları ile dış dünyaya dair yargılar arasında mantıksal bir boşluk vardır: birinciler doğruyken ikinciler yanlış olabilir. Bu boşluk, tümdengelimle kapatılamaz.

En tartışmalı öncül: Tümevarımın ve en iyi açıklamaya çıkarımın statüsünü sorgulayan dördüncü öncül. Klasik temelciler, bu öncüle farklı biçimlerde cevap verdi. Bazıları, Lewis gibi, temellerden üst yapıya olasılıklı bir geçişin yeterli olduğunu, ve bu geçişin ilkelerinin a priori bilinebileceğini savundu. Laurence BonJour, Ders Ç3.1'de tutarlılıkçılığın savunucusu olarak gördüğümüz filozof, sonraki yıllarda temelciliğe döndü ve dış dünyaya dair inançlarımızın, görünüşlerin en iyi açıklaması olarak, a priori gerekçelendirilebilecek bir çıkarımla gerekçelenebileceğini savundu. Bu cevaplar doğruysa, dördüncü öncül yanlıştır: tümevarım ya da en iyi açıklamaya çıkarım, kendisi a priori olarak, yani Ders Ç2.9'da gördüğümüz türden bir gerekçeyle, gerekçelenebilir. Ama bu cevaplar, Ders Ç2.17'deki tümevarım sorununu ve Ders Ç2.18'deki cevapların sınırlarını devralır. Klasik temelcinin, dördüncü öncülü reddetmesi, Hume'un sorununu çözmesini gerektirir.

İtirazlar ve cevaplar

İtiraz 1: Klasik temelcilik kendi ölçütünü karşılamaz

Plantinga, 1983 tarihli makalesinde, klasik temelciliğe karşı bir kendini çürütme itirazı geliştirdi. Klasik temelciliğin birinci tezi, bir inancın ancak yanılmaz ya da kendinden apaçık bir temel olduğunda ya da böyle temellerden türetildiğinde gerekçeli olduğunu söyler. Ama bu tezin kendisi, yani "bir inanç ancak şu koşullarda gerekçelidir" önermesi, ne yanılmazdır, ne kendinden apaçıktır, ne de yanılmaz ve kendinden apaçık önermelerden türetilebilir. Birçok dikkatli ve zeki felsefeci onu reddeder. Öyleyse, klasik temelciliğin kendi ölçütüne göre, klasik temelciliğe inanmak gerekçesizdir.

Cevap: Plantinga'nın itirazı, klasik temelciliğe yöneltilen en bilinen itirazlardan biridir, ve birçok felsefeci onu yıkıcı bulur. Klasik temelcinin iki olası cevabı vardır. Birincisi, ilkenin, en azından dikkatle düşünen biri için, kendinden apaçık olduğunu savunmaktır; başkalarının onu reddetmesi, kendinden apaçık önermelerin de, Ders Ç2.12'de sezgiler için gördüğümüz gibi, herkese aynı ölçüde apaçık görünmeyebileceğini gösterir. Bu cevap, tutarlıdır, ama ikna edici olması zordur: bir ilkenin kendinden apaçık olduğunu, onu reddeden yetkin felsefecilerin karşısında savunmak, Ders Ç2.12'deki sezgi kalibrasyonu sorularını davet eder. İkinci cevap, ilkenin bir inanç değil, bir tanım ya da bir öneri olduğunu söylemektir; ama bu cevap, Ders Ç2.11'de mantıkçı deneyciliğin doğrulama ilkesi için gördüğümüz sorunla karşılaşır: bir tanımın neden kabul edilmesi gerektiği sorusu yeniden doğar. Plantinga'nın itirazı, klasik temelciliğin ölçütünün, ne kadar katıysa, kendine uygulandığında o kadar sorunlu olduğunu gösterir.

İtiraz 2: Görünüş yargıları bile yanılabilir

Klasik temelcilik, "bana kırmızı bir şey görünüyor" türünden yargıların yanılmaz olduğunu varsayar. Ama Ders Ç2.5'te gördüğümüz Schwitzgebel'in örnekleri, kendi deneyimlerimize dair yargıların bile yanılabileceğini gösterir: görüş alanımızın kenarının ne kadar net olduğu, bir duygunun tam olarak ne olduğu, ya da düşüncelerimizin sözel olup olmadığı konusunda yanılabiliriz. Yanılmaz temeller yoksa, klasik temelciliğin binası en baştan çöker.

Cevap: Bu itiraz, klasik temelcinin temellerini daraltmaya zorlar, ama ortadan kaldırmaz. Klasik temelci, yanılmazlığın, deneyimin bütün ayrıntılarına değil, yalnızca en basit ve en belirgin yanlarına uzandığını kabul edebilir. "Bana bir renk görünüyor", "bir şey hissediyorum", "düşünüyorum" türünden çok yalın yargılar, belki gerçekten yanılmazdır. Ama bu daraltmanın bir bedeli vardır: temeller ne kadar yalın olursa, onlardan türetilebilecek şey o kadar azdır. "Bana bir renk görünüyor" yargısından, önümde kırmızı bir elma olduğuna geçmek, Argüman'ın gösterdiği boşluğu daha da genişletir. Ayrıca bu cevap, yanılmazlık ile kavramsallaştırma arasında bir gerilim yaratır: bir deneyimi "kırmızı" olarak sınıflandırmak, bir kavram uygulamaktır, ve kavram uygulamaları yanılabilir. Bu gerilim, Ders Ç3.4'te göreceğimiz Sellars'ın meydan okumasının çekirdeğidir.

İtiraz 3: Kesinlik gerekmez, olasılık yeter

Klasik temelciliğin "herhangi bir şey olası olacaksa, bir şeyin kesin olması gerekir" ilkesi, Lewis'in ifadesiyle çekici görünür, ama yanlıştır. Bir önerme, başka bir önermeye göre olası olabilir, ve o başka önerme de bir üçüncüsüne göre; bu zincirin herhangi bir yerde kesinlikte durması gerekmez. Olasılık, kesinlikten türemek zorunda değildir.

Cevap: Bu itiraz, Ders Ç2.18'de gördüğümüz Reichenbach'a aittir. Reichenbach ile Lewis, 1952'de The Philosophical Review'da, Amerikalı filozof Nelson Goodman'ın da katıldığı bir sempozyumda tam olarak bu konuyu tartıştı. Reichenbach, görünüş yargılarının bile mutlak olarak kesin olmadığını, ve bir bilgi sisteminin, kesin temeller olmadan, yalnızca olasılıklar ağıyla kurulabileceğini savundu. Lewis ise, olasılığın, sonunda, olasılık değerlendirmesinin dayandığı verilerin kesinliğine dayandığını savundu: bir şeyin olası olduğunu söylemek, bir veriye göre olası olduğunu söylemektir, ve o verinin kendisi de yalnızca olası ise, gerileme yeniden başlar. Bu tartışma, Ders Ç3.1'deki Agrippa üçleminin olasılık dilindeki karşılığıdır, ve Ders Ç3.1'in Güncel tartışmasında gördüğümüz Peijnenburg ile Atkinson'ın sonsuz olasılık zincirleri üzerine çalışması, bu tartışmaya Reichenbach'ın yanında katılır. İtiraz, klasik temelciliğin "kesinlik" talebinin zorunlu olmadığını düşündürür; ve bu, ılımlı temelciliğe giden yolu açar.

İtiraz 4: Temeller, kavramsal oldukları için çıkarımsız olamaz

Bir görünüş yargısı, "bana kırmızı bir şey görünüyor", bir kavramı, "kırmızı" kavramını kullanır. Bir kavramı uygulamak, deneyimi bir kategoriye yerleştirmektir; ve bu yerleştirme, kişinin bu kavrama sahip olmasını, yani başka şeyleri de bilmesini gerektirir: kırmızının bir renk olduğunu, yeşilden farklı olduğunu, ve belirli koşullarda nasıl göründüğünü. Öyleyse görünüş yargıları, başka bilgilere dayanır, ve çıkarımsız olamaz.

Cevap: Bu itiraz, Amerikalı filozof Wilfrid Sellars'ın 1956 tarihli "Empiricism and the Philosophy of Mind" (Deneycilik ve Zihin Felsefesi) makalesinde geliştirdiği "verilmiş olanın miti" eleştirisinin bir özetidir, ve Ders Ç3.4'ün konusudur. Burada yalnızca klasik temelcinin olası cevabını belirtelim. Klasik temelci, temel inancın gerekçesinin, inancın kavramsal içeriğinden değil, kişinin deneyimle doğrudan tanışıklığından geldiğini söyleyebilir: Fumerton'un tanışıklık kuramı, tam olarak bunu söyler. Bir kavrama sahip olmak, o kavramı uygulamanın bir koşulu olabilir, ama o kavramı uygulayan inancın gerekçesi değildir. Sellars ise, deneyimin, kavramsal olmadıkça, bir inancı gerekçelendiremeyeceğini, kavramsal oldukça da çıkarımsız olamayacağını savunur. Bu ikilem, temelciliğin bütün biçimleri için, klasik ya da ılımlı, en ciddi sorunlardan biridir.

Örnekler

Basit örnek: üç inanç, bir test

Üç inanca Temel İnanç Testi'ni uygulayalım.

"Başım ağrıyor." Çıkarımsız mı? Evet: başımın ağrıdığına, başka bir inançtan çıkararak değil, ağrıyı hissederek inanıyorum. Yanılmaz mı? Ağrının varlığı bakımından, büyük olasılıkla evet; ama ağrının yeri ya da türü bakımından, Ders Ç2.5'te gördüğümüz gibi, yanılabilirim. Düzeltilemez mi? Bir hekim, başımın ağrımadığını söylese, ona inanmam; ağrının yerini yanlış belirttiğimi söylese, belki inanırım. Sonuç: en yalın biçimiyle, "bir ağrı hissediyorum", klasik temelcinin temel adaylarından biridir.

"İki artı iki dört eder." Çıkarımsız mı? Evet, en azından olgun bir düşünür için: bu önermeyi anlamak, onun doğru olduğunu görmeye yeter gibi görünür. Yanılmaz mı? Ders Ç2.9'da, a priori gerekçenin de yanılabilir olduğunu görmüştük; ama bu kadar basit bir önerme için yanılma olasılığı son derece düşüktür. Sonuç: kendinden apaçıklık ölçütünü karşılayan bir temel aday.

"Önümde bir masa var." Çıkarımsız mı? Gündelik deneyimde evet: masayı görüyorum ve ona inanıyorum. Ama yanılmaz mı? Hayır: bir yanılsama, bir halüsinasyon ya da çok gerçekçi bir görüntü, aynı inanca yol açabilir. Klasik temelciye göre bu inanç, temel değildir; "bana bir masa görünüyor" yargısından türetilmesi gerekir. Sonuç: klasik temelcilik, algının bize verdiği en gündelik inançları temel olmaktan çıkarır ve onları, kesin olmayan bir çıkarımın ucuna yerleştirir. Bu örnek, Argüman'ın sonucunu somutlaştırıyor: klasik temellerin ilk ikisi sağlamdır, ama üçüncüsüne, yani dünyaya, köprü kurmazlar.

Orta örnek: Öklid'in gizli varsayımları

Descartes'ın kesinlik ideali, büyük ölçüde geometriden geliyordu. Öklid'in Elemanlar'ı, yaklaşık iki bin yıl boyunca, birkaç apaçık tanım, aksiyom ve postülattan, adım adım ve kesin olarak, yüzlerce teorem türeten bir yapının modeli sayıldı. Klasik temelciliğin bilgi binası için önerdiği yapı, tam olarak buydu.

Ama on dokuzuncu yüzyılda matematikçiler, Öklid'in ispatlarında, açıkça yazılmamış varsayımlar buldu. Elemanlar'ın ilk önermesi, belirli bir doğru parçası üzerine bir eşkenar üçgen kurmayı gösterir: doğru parçasının iki ucunu merkez alan iki çember çizilir ve üçgenin üçüncü köşesi, bu iki çemberin kesiştiği noktaya konur. Ama iki çemberin gerçekten kesiştiği, Öklid'in aksiyomlarından ve postülatlarından çıkmaz; ispat, bunu sessizce, çizime bakarak varsayar. Alman matematikçi Moritz Pasch, 1882'de, Öklid'in sistemindeki örtük varsayımları sistemli olarak inceledi ve özellikle sıralamayla, yani bir noktanın iki nokta arasında olmasıyla ilgili, açıkça yazılması gereken aksiyomlar önerdi. Alman matematikçi David Hilbert, 1899 tarihli Geometrinin Temelleri (Grundlagen der Geometrie) kitabında, geometriyi, bu boşlukları kapatan, çok daha geniş ve açıkça yazılmış bir aksiyom kümesiyle yeniden kurdu.

Temel İnanç Testi ile bakalım. Öklid'in aksiyomları, büyük ölçüde apaçık sayılan temellerdi; ama ispatlar, bu temellerden yalnızca tümdengelimle değil, kâğıt üzerindeki çizimlerin gösterdiği ve yazılmamış başka varsayımlarla da ilerliyordu. Klasik temelciliğin ikinci tezi, yani üst yapının temellerden gerekçeyi koruyan çıkarımlarla türetilmesi, iki bin yıl boyunca en iyi örnek sayılan sistemde bile tam olarak sağlanmamıştı.

Sonuç: Bu örnek, klasik temelcilik için iki yönlü bir ders taşıyor. Bir yandan, temellerin ve çıkarım zincirinin dikkatle incelenmesinin, gizli varsayımları ortaya çıkarabildiğini gösteriyor; Pasch ve Hilbert'in çalışması, klasik temelciliğin ideali doğrultusunda yapılmış bir onarımdır. Öte yandan, örnek, en dikkatli düşünürlerin bile, kendi temellerini ve çıkarımlarını tam olarak göremediğini gösteriyor. Bir sistemin temellerinin tam olarak bilindiğinden ve üst yapının bu temellerden kusursuzca çıktığından emin olmak, Descartes'ın düşündüğünden çok daha zordur.

Gerçek hayat örneği: kök sertifikalar ve DigiNotar

Bir tarayıcıda bir bankanın sitesine bağlandığımızda, adres çubuğundaki küçük kilit simgesi, bağlantının o bankaya ait olduğunu ve şifrelendiğini gösterir. Bu güvencenin arkasında, bir gerekçe zinciri vardır. Bankanın sitesi, bir dijital sertifika sunar. Bu sertifika, bir sertifika yetkilisi (certificate authority) tarafından imzalanmıştır. O yetkilinin sertifikası da, daha üst bir yetkili tarafından imzalanmıştır. Zincir, en sonunda, bir "kök sertifika"da durur. Kök sertifika, kendi kendini imzalar; onu imzalayan daha üst bir yetkili yoktur. Tarayıcılar ve işletim sistemleri, belirli kök sertifikaların bir listesini, "güven deposu"nu, önceden yüklü olarak taşır, ve bu listedeki sertifikalara, başka bir gerekçe istemeden güvenir.

Bu yapı, klasik temelciliğin teknolojik bir karşılığıdır. Kök sertifikalar, temel inançlar gibi, başka bir şeyden türetilmeden güvenilir sayılır; ve öbür bütün sertifikaların güvenilirliği, onlardan, kriptografik imzalarla, yani tümdengelimsel bir kesinliğe yakın bir bağla, türetilir.

2011 yazında, Hollanda'daki sertifika yetkilisi DigiNotar'ın sistemlerine sızıldı. Saldırganlar, DigiNotar adına, Google dahil birçok büyük alan adı için sahte sertifikalar üretti. Sahte Google sertifikasının, özellikle İran'daki kullanıcılara yönelik bir saldırıda kullanıldığı bildirildi. Olay ortaya çıktıktan sonra, tarayıcı üreticileri DigiNotar'ın kök sertifikalarını güven depolarından çıkardı. DigiNotar, aynı yıl iflas etti.

Temel İnanç Testi ile bakalım. Kök sertifikalar, çıkarımsız güvenilir sayılıyordu; ama yanılmaz değildi: arkalarındaki kurumun güvenliği aşılabiliyordu. Zincirin üst yapısı, yani bir sertifikanın bir kök sertifikadan türetilmesi, kriptografik olarak kusursuz işledi; sahte sertifikalar, teknik olarak geçerli imzalar taşıyordu. Sorun, temeldeydi. Bu olay, klasik temelciliğin iki tezinden ilkinin zayıflığını gösteriyor: bir temelin güvenilir sayılması, onun gerçekten yanılmaz olduğu anlamına gelmez; ve temel çöktüğünde, Descartes'ın I. Meditasyon'da yazdığı gibi, üzerine kurulan her şey kendiliğinden çöker. Güvenlik mühendisleri, bu ve benzeri olaylardan sonra, sertifikaların herkese açık kayıtlarda tutulmasını ve bağımsız olarak denetlenebilmesini sağlayan sistemler geliştirdi. Bu, bir anlamda, temelleri yanılmaz saymak yerine, onları sürekli sınanabilir kılmaya, yani Ders Ç3.3'te göreceğimiz ılımlı temelciliğe ve hatta Ders Ç3.5'teki tutarlılıkçı karşılıklı denetime doğru bir adımdır.

Araç kartı: Temel İnanç Testi

Satırİçerik
Ne işe yararBir inancın, klasik temelciliğin istediği türden bir temel olup olamayacağını sınar: çıkarımsız mı, yanılmaz ya da kuşku götürmez mi, ve ondan inanmak istediğin öbür inançlara güvenilir bir yol var mı? Bir inancın gerekçe zincirinde nerede durduğunu ve o durma noktasının ne kadar sağlam olduğunu gösterir.
Adımlar1) İnancı tek bir cümleyle yaz. 2) Çıkarımsızlık: bu inanca, başka bir inançtan çıkararak mı, yoksa doğrudan, bir deneyim ya da kavrayışla mı ulaşıyorsun? 3) Yanılmazlık: bu inanca sahip olduğun hâlde yanlış olabileceği bir durum tutarlı biçimde düşünülebilir mi? 4) Düzeltilemezlik: bir başkası, ne kadar yetkin olursa olsun, seni bu konuda haklı olarak düzeltebilir mi? 5) İçeriği daralt: inanç yanılabilirse, onun yanılmaz bir çekirdeği var mı, örneğin "bana öyle görünüyor" biçiminde? 6) Aktarım: bu çekirdekten, inanmak istediğin asıl inanca, tümdengelimle mi, yoksa yalnızca olasılıklı bir çıkarımla mı geçiliyor? 7) Karar: inanç klasik bir temel mi, yanılabilir ama çıkarımsız bir temel mi (Ders Ç3.3), yoksa çıkarımsal bir inanç mı?
Ne zaman kullanılırBir tartışmada birinin bir şeyi "kesin", "apaçık" ya da "tartışılmaz" diye sunduğunda; bir sistemin, bir kararın ya da bir hesabın neyi sorgulamadan kabul ettiğini görmek istediğinde; kendi en temel inançlarının ne kadar sağlam olduğunu sınamak istediğinde.
SınırıAraç, klasik temelciliğin ölçütlerini uygular, ama bu ölçütlerin doğru olup olmadığına karar vermez; İtiraz 1'de gördüğümüz gibi, ölçütlerin kendisi tartışmalıdır. Yanılmazlık sorusu, olanaklı yanılgı durumlarını düşünebildiğin ölçüde cevaplanabilir; düşünemediğin bir yanılgı biçimi, inancı yanılmaz gösterebilir. Araç, kavram uygulamasının yanılabilirliğini, yani Sellars'ın sorusunu, ayrıca ele almaz.
5K kapısıKanıt

Özet

  • Klasik temelcilik: temel inançlar yanılmaz, kuşku götürmez ya da kendinden apaçık olmalıdır; temel olmayan inançlar ise temellerden, gerekçeyi koruyan çıkarımlarla türetilmelidir.
  • Temel inanç ölçütleri: yanılmazlık, düzeltilemezlik, kuşku götürmezlik ve kendinden apaçıklık; temellerin başlıca adayları, kendi zihinsel durumlarımıza dair yargılar ve basit a priori doğrulardır.
  • Chisholm'un kendini sunan durumları ve Fumerton'un doğrudan tanışıklık kuramı, klasik temelciliğin modern biçimleridir.
  • Ana güçlük: görünüş yargılarından dış dünyaya tümdengelimle geçilemez; tümevarım ya da en iyi açıklamaya çıkarım ise, klasik ölçütleri karşılamaz. Klasik temelcilik, kendi ölçütlerine sadık kaldıkça şüpheciliğe yaklaşır.
  • Plantinga'nın itirazı: klasik temelciliğin ölçütü, kendisi ne yanılmaz ne de kendinden apaçıktır.
  • Lewis ve Reichenbach (1952), olasılığın kesinliğe dayanmak zorunda olup olmadığını tartıştı.
  • Temel İnanç Testi, bir inancın çıkarımsızlığını, yanılmazlığını ve üst yapıya aktarımını sınar.

Derinleş — isteğe bağlı katmanlar

Birincil metin

Descartes, İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar'ın birinci meditasyonuna şöyle başlar:

Birkaç yıl önce, gençliğimde kaç yanlışı doğru diye kabul ettiğimi, ve onlardan çıkardığım şeylerin ne kadar kuşkulu olduğunu fark ettim; bu yüzden, bilimlerde sağlam ve kalıcı bir şey kurmak istiyorsam, hayatımda bir kez, bütün eski görüşlerimi açıkça bir yana bırakıp, ilk ilkelerden yeniden başlamam gerektiğini düşündüm. [...] Bunu başarmak için, onların hepsinin yanlış olduğunu kanıtlamam gerekmeyecek (bunu belki hiçbir zaman başaramam). Ama aklım, pek de kesin ve kuşku götürmez olmayan görüşlerden de, açıkça yanlış görünenlerden olduğu kadar onayımı geri çekmem gerektiğine beni ikna ettiği için, içinde herhangi bir kuşku nedeni bulduğum her görüşü reddetmem yeterli olacaktır. Bunu yapmak için onların hepsini tek tek gözden geçirmem de gerekmez (bu, sonu gelmez bir iş olurdu); ama temel bir kez oyulduğunda, üzerine kurulan her şey kendiliğinden yıkılacağı için, şimdiye kadar inandığım her şeyin dayandığı ilkenin kendisine hemen saldıracağım.

İkinci meditasyonun başında ise, aradığı şeyi bir benzetmeyle anlatır:

Arşimet, bütün Dünya'yı yerinden oynatmak için yalnızca sağlam ve kıpırdamaz bir nokta istedi; ben de, doğru ve kuşku götürmez en küçük bir şeyi bulabilirsem, büyük şeyler umabilirim.

Birinci pasaj, klasik temelciliğin iki tezini, daha adlandırılmadan üç yüzyılı aşkın süre önce, bir yöntem olarak dile getiriyor. Birinci tez, yani temellerin kuşku götürmez olması gerektiği, Descartes'ın "içinde herhangi bir kuşku nedeni bulduğum her görüşü reddetme" kararında görülür. Descartes'ın ölçütü, yanılmazlıktan daha katıdır: bir görüşün yanlış olduğunu göstermek gerekmez, kuşkulu olması yeter. Bu, kuşku götürmezlik ölçütüdür. İkinci tez, yani üst yapının temellere bağımlılığı, pasajın son cümlesindeki mimari imgede görülür: temel oyulduğunda, üzerindeki her şey kendiliğinden yıkılır. Bu imge, gerekçe aktarımı ilkesinin, Ders Ç3.1'de gördüğümüz ilkenin, en güçlü biçimidir: üst yapının gerekçesi, tamamen temelden gelir.

İkinci pasaj, klasik temelciliğin hem iddiasını hem de iyimserliğini taşıyor. Arşimet'in sabit noktası, tek bir kesin noktanın bütün bir dünyayı taşıyabileceği fikridir. Descartes, bu noktayı hemen ardından bulduğunu düşünür: "Ben varım, ben var oluyorum" önermesi, her düşündüğümde zorunlu olarak doğrudur. Ders Ç2.5'te aynı meditasyonun birkaç satır sonrasını, "görüyormuşum gibi geliyor" yargısının yanılmaz sayılmasını görmüştük. Ama Argüman'ın gösterdiği gibi, tek bir sabit nokta, bir kaldıraç olmadan dünyayı oynatamaz. Descartes'ın kaldıracı, Tanrı'nın varlığı ve aldatıcı olmadığı argümanıydı. Teknik ayrıntıda göreceğimiz gibi, bu kaldıracın kendisi, Descartes'ın çağdaşlarınca, sabit noktanın sağlamlığına dayanmadığı için eleştirildi.

Pasajların çevirisinin bir öyküsü de var. Burada kullanılan İngilizce çeviri, 1680'de İrlandalı William Molyneux tarafından yapıldı; Ders Ç2.11'de Locke'a gönderdiği küp ve küre sorusuyla tanıdığımız aynı Molyneux.

Teknik ayrıntı

Kartezyen çember. Descartes'ın üst yapıyı kurma yöntemi, Meditasyonlar yayımlandığı yıl, Fransız teolog ve filozof Antoine Arnauld'un, kitapla birlikte yayımlanan dördüncü itirazlar dizisinde, bir döngü suçlamasıyla karşılaştı. Descartes, açık ve seçik kavradığı şeylerin doğru olduğunu, ancak Tanrı'nın var olduğu ve aldatıcı olmadığı bilindiğinde güvenle söyleyebileceğini savunuyordu. Ama Tanrı'nın varlığını kanıtlayan argümanlar, kendileri açık ve seçik kavrayışlara dayanıyordu. Öyleyse Descartes, açık ve seçik kavrayışın güvenilirliğini Tanrı ile, Tanrı'nın varlığını da açık ve seçik kavrayışla kanıtlıyor gibi görünüyordu. Bu, "Kartezyen çember" olarak bilinir, ve Ders Ç3.1'deki Agrippa'nın karşılıklılık kipinin, Descartes'ın kendi projesinde ortaya çıkışıdır. Descartes ve yorumcuları, çemberden kaçmak için çeşitli cevaplar önerdi; örneğin, şu anda açık ve seçik kavranan bir şeyin Tanrı'ya başvurmadan da kesin olduğunu, Tanrı'nın yalnızca geçmişte kavranmış ama şu anda kavranmayan sonuçlar için gerekli olduğunu. Bu cevapların başarılı olup olmadığı, Descartes yorumunun en eski tartışmalarından biridir.

Plantinga'nın tanımı. Plantinga, 1983 tarihli makalesinde, klasik temelciliği, temel inançlar için üç türlü uygun aday kabul eden bir görüş olarak tanımladı: kendinden apaçık önermeler, düzeltilemez önermeler, ve duyulara apaçık önermeler. Plantinga'ya göre, Antik ve Orta Çağ temelcileri, örneğin Thomas Aquinas, duyulara apaçık önermeleri, yani "bir ağaç görüyorum" türünden algısal yargıları, temel sayıyordu. Descartes ve Locke ile başlayan modern temelcilik ise, bunları temellerden çıkarıp yalnızca kendinden apaçık ve düzeltilemez önermeleri bıraktı. Bu ayrım önemlidir, çünkü Argüman'ın gösterdiği güçlük, yani görünüşlerden dış dünyaya geçiş güçlüğü, büyük ölçüde modern temelciliğin sorunudur. Antik temelcilik, algısal inançları temel saydığı için bu güçlükle aynı biçimde karşılaşmaz; ama onları yanılmaz saydığı ölçüde, yanılsama argümanlarıyla karşılaşır.

Lewis'in verilmiş olanı. C. I. Lewis, 1929 tarihli Mind and the World-Order (Zihin ve Dünya Düzeni) ve 1946 tarihli kitabında, bilgide iki öğeyi ayırdı: zihne verilen ham deneyim, "verilmiş olan" (the given), ve zihnin bu deneyime uyguladığı kavramsal yorum. Lewis'e göre, verilmiş olan kendisi yanılmaz değildir, çünkü bir yargı değildir; ama verilmiş olanı ifade eden, "bana şöyle görünüyor" türünden yargılar, Lewis'in "ifade edici yargılar" (expressive judgments) dediği yargılar, kesindir. Bu kesin yargılar, nesnel dünyaya dair yargılara, olasılıklı bir biçimde, "şu eylemi yaparsam şu deneyimi yaşarım" türünden koşullu öngörüler aracılığıyla, bağlanır. Lewis'in kuramı, klasik temelciliğin, üst yapı için kesinlik değil olasılık isteyen en gelişmiş biçimlerinden biridir; ve Sellars'ın Ders Ç3.4'teki eleştirisinin başlıca hedeflerinden biridir.

Tanışıklığın üç bileşeni. Fumerton'un tanışıklık kuramı, klasik temelciliğin "kişi inancının doğru olduğunu nasıl görür?" sorusuna ayrıntılı bir cevap verir. Kuramın üç bileşeni, birbirinden bağımsızdır. Bir kişi, bir ağrıyla tanışıklık içinde olup, "başım ağrıyor" önermesini hiç düşünmüyor olabilir; bu durumda inancı yoktur. Kişi önermeyi düşünüp ağrıyla tanışıklık içinde olabilir, ama ikisinin uyumunu fark etmeyebilir; bu durumda inancı, Fumerton'a göre, çıkarımsız olarak gerekçeli değildir. Ancak üç bileşen birlikte bulunduğunda, yani kişi hem önermeyi, hem olguyu, hem de ikisi arasındaki uyumu doğrudan kavradığında, kişi doğruluğu doğrudan "görür." Eleştirmenler, "uyumu doğrudan kavrama" fikrinin, Sellars'ın meydan okumasına açık olduğunu söyler: bir önerme ile bir olgu arasındaki uyumu kavramak, kavramsal bir işlem değil midir?

Güncel tartışma

Tanışıklık kuramının yeniden doğuşu. Yirminci yüzyılın ikinci yarısında, klasik temelcilik, Plantinga'nın, Sellars'ın ve başkalarının eleştirileri altında büyük ölçüde gözden düştü. Ama 1990'lardan itibaren, Fumerton'un çalışmalarıyla, tanışıklık kuramı yeniden ilgi gördü. Bugün bu kuramı savunan felsefeciler, onun iki güçlü yanını vurgular. Birincisi, kuram, içselci gerekçe anlayışının, yani Ders Ç1.9'da gördüğümüz, gerekçenin kişinin erişebildiği bir şey olması gerektiği anlayışının, en tutarlı biçimidir. İkincisi, kuram, bir inancın doğruluğunun kişiye nasıl doğrudan "verilebileceğini" açıklamaya çalışır; bu, Ders Ç3.3'te göreceğimiz ılımlı temelciliğin cevapsız bıraktığı bir sorudur. Eleştirmenler ise, kuramın gündelik bilgimizin çok küçük bir kısmını kapsadığını ve bu yüzden Argüman'ın gösterdiği şüpheci sonuçtan kaçamadığını söyler. Fumerton'un kendisi, bu şüpheci sonucu, en azından kısmen, kabul etmeye hazırdır.

Kesinlik ve yapay sistemler. Klasik temelciliğin "kesin temeller, kesin çıkarımlar" ideali, bilgisayar güvenliğinde ve yazılım mühendisliğinde canlı bir yaklaşım olarak sürüyor. Güvenlik mühendisleri, bir sistemin güvenliğini, en küçük ve en iyi denetlenmiş bir çekirdeğe, "güven kökü"ne (root of trust) dayandırmaya çalışır; ve bu çekirdeği olabildiğince küçük tutmayı ilke edinir, çünkü küçük bir çekirdek, büyük bir sisteme göre çok daha kolay denetlenebilir. Gerçek hayat örneğindeki DigiNotar olayı, bu yaklaşımın sınırını gösteriyor: güven kökü ne kadar küçük olursa olsun, yanılmaz değildir. Olaydan sonra yaygınlaşan "sertifika şeffaflığı" (certificate transparency) sistemi, sertifikaların herkese açık, yalnızca eklenebilen kayıtlarda tutulmasını sağlayarak, bir sertifikanın sahte olup olmadığını bağımsız gözlemcilerin denetlemesine olanak verir. Bu sistem, güveni tek bir kesin temelde toplamak yerine, birçok bağımsız denetçi arasında dağıtır; bu, felsefi açıdan, klasik temelcilikten tutarlılıkçı bir karşılıklı denetime doğru bir kaymadır.

Kesinliğin değeri. Klasik temelciliğin gözden düşmesi, kesinlik arayışının değersiz olduğu anlamına gelmez. Bazı felsefeciler, Descartes'ın projesini, bütün bilgimizi kesin temellere dayandırma girişimi olarak değil, kesinliğin nerede bulunduğunu ve nerede bulunmadığını gösteren bir harita olarak okur. Bu okumaya göre, klasik temelciliğin başarısızlığı, değerli bir sonuçtur: bilgimizin büyük kısmının yanılabilir olduğunu, ve bu yanılabilirliğin, yanılmaz temellerle değil, sürekli sınama ve düzeltmeyle yönetilmesi gerektiğini gösterir. Bu bakış, Ders Ç1.10'da gördüğümüz yanılabilirciliğin, gerekçe yapısındaki karşılığıdır.

Pratik: Çözümlü örnek

Bir kuyumcu dükkânında, yıl sonu sayımı yapılıyor. Muhasebeci Sevda Hanım, defter kayıtlarına göre kasada 48.000 TL nakit ve vitrinlerde 312 parça ürün olması gerektiğini söylüyor. Dükkân sahibi Rıza Bey, sayımı Descartes gibi yapmaya karar veriyor: "Hiçbir kayda güvenmeyeceğim; ancak kuşku götürmez olana güvenip oradan yeniden kuracağım." Temel İnanç Testi'ni uyguluyor.

Adım 1, inanç. "Dükkânın yıl sonu varlıkları defterdeki gibidir."

Adım 2, çıkarımsızlık. Bu inanç çıkarımsaldır: defter kayıtlarına, kayıtlar da bir yıl boyunca yapılan girişlere, girişler de satış fişlerine ve çalışanların beyanlarına dayanır.

Adım 3, yanılmazlık. Defter yanılabilir: bir giriş yanlış yapılmış, bir fiş kaybolmuş, bir çalışan hata yapmış olabilir. Temel olamaz.

Adım 4, düzeltilemezlik. Bir denetçi, defteri haklı olarak düzeltebilir. Temel olamaz.

Adım 5, içeriği daraltmak. Rıza Bey, kuşku götürmez bir çekirdek arıyor. Kasayı açıp parayı kendisi sayıyor: "Şu anda elimde, saydığım kadarıyla, 47.850 TL var." Bu inanç, defterden çok daha sağlam; ama yanılmaz değil: sayarken bir deste atlamış olabilir. Rıza Bey parayı ikinci kez sayıyor, aynı sonuca varıyor. Kuşku daha da azalıyor, ama tamamen ortadan kalkmıyor. Vitrinlerdeki ürünler için de aynı işlemi yapıyor ve 311 parça sayıyor.

Adım 6, aktarım. Sayımdan "dükkânın yıl sonu varlıkları şudur" sonucuna geçiş, büyük ölçüde doğrudan: sayılan para ve ürünler, varlıkların kendisidir. Ama defter ile sayım arasındaki farkı, yani 150 TL'lik ve bir parçalık eksikliği açıklamak için, Rıza Bey yine defter kayıtlarına, fişlere ve çalışanların hatırladıklarına dönmek zorunda: kuşku götürmez temelden, kuşkulu kayıtlara geri adım atıyor.

Adım 7, karar. "Kasada 47.850 TL var" inancı, klasik temelciliğin istediği yanılmazlığa yaklaşıyor ama ulaşmıyor; iki kez sayılmış bir sayım, yanılabilir ama çıkarımsız bir temeldir. Farkın nedenine dair inançlar ise çıkarımsaldır ve klasik bir temelden türetilemez.

Sonuç. Bu örnek, Descartes'ın yönteminin hem gücünü hem sınırını gösteriyor. Rıza Bey, her şeyi kuşkuya alıp sayımla yeniden başladığında, defterdeki hataları ortaya çıkarabildi; bu, Orta örnekteki Pasch ile Hilbert'in Öklid'i onarmasına benzer bir kazanımdır. Ama sayımın kendisi de yanılmaz değildi, ve farkı açıklamak için, kuşkulu kayıtlara geri dönmek zorunda kaldı. Gerçek denetim uygulamaları da, tam olarak bu dengeyi kurar: kesinliğe yakın fiziksel sayımlar ile yanılabilir ama vazgeçilmez kayıtlar, birbirini denetler. Bu denge, klasik temelciliğin tek yönlü yapısından çok, Ders Ç3.7'de göreceğimiz temelci ve tutarlılıkçı sentezlere benzer.

Pratik: Alıştırmalar

  1. Şu üç inanca Temel İnanç Testi'nin 2., 3. ve 5. adımlarını uygula ve her birinin klasik bir temel olup olamayacağına karar ver: (a) "Şu anda mavi bir renk görüyorum." (b) "Bir bütün, kendi parçasından büyüktür." (c) "Dün akşam yemekte balık yedim."
  2. Plantinga'nın kendini çürütme itirazını kendi sözlerinle, üç öncüllü bir argüman olarak yaz.
  3. Bir arkadaşın şöyle diyor: "Descartes haklıydı: kesin olmayan hiçbir şeyi bilgi saymamalıyız. Bilim de zaten böyle çalışır; kanıtlanmamış hiçbir şeyi kabul etmez." Arkadaşına, Argüman bölümünün sonucunu ve Ders Ç1.10'daki yanılabilirciliği hatırlatarak nasıl cevap verirdin?
Cevapları göster
  1. (a) Çıkarımsız: evet, doğrudan deneyime dayanıyor. Yanılmaz mı: "bir renk görüyorum" çekirdeği bakımından büyük olasılıkla evet; ama "mavi" kavramının uygulanması bakımından, örneğin rengin mavi mi turkuaz mı olduğu konusunda, yanılabilir. Daraltılmış çekirdek, "bana bir renk görünüyor", klasik bir temel adayıdır; "mavi görüyorum" ise sınırda kalır. (b) Çıkarımsız: evet, önermeyi anlamak, doğruluğunu görmeye yeter gibi görünür. Yanılmaz mı: sonlu bütünler için büyük olasılıkla evet; ama sonsuz kümeler için, örneğin doğal sayıların, kendi parçası olan çift sayılarla aynı büyüklükte, yani bire bir eşlenebilir olduğu düşünüldüğünde, önerme yanlıştır. Bu, kendinden apaçık görünen önermelerin bile, Ders Ç2.9'da gördüğümüz gibi, yanılabileceğini gösterir; klasik temel olarak, ancak sonlu bütünlerle sınırlandırılırsa kalabilir. (c) Çıkarımsız: bir anlamda evet, bellek doğrudan bir kaynaktır. Yanılmaz mı: hayır; Ders Ç2.7'de gördüğümüz gibi, bellek yeniden kurgulayıcıdır, ve dün akşam ne yediğim konusunda yanılabilirim. Klasik bir temel değildir; ılımlı temelciliğe göre ise, yanılabilir ama çıkarımsız bir temel olabilir.
  2. Öncül 1: Klasik temelciliğe göre, bir inanç ancak yanılmaz ya da kendinden apaçıksa ya da böyle önermelerden türetilmişse gerekçelidir. Öncül 2: Klasik temelciliğin bu ilkesi, ne yanılmazdır, ne kendinden apaçıktır, ne de böyle önermelerden türetilebilir; birçok yetkin felsefeci onu reddeder. Sonuç: Öyleyse, klasik temelciliğin kendi ilkesine göre, klasik temelciliğe inanmak gerekçesizdir.
  3. Arkadaşının görüşü, yanılmazcılığın bir ifadesidir: bilgi, kesinlik gerektirir. Bu dersin argümanı, bu görüşün bir bedeli olduğunu gösterdi: kesinlik ölçütüne sadık kalan biri, dış dünyaya dair gündelik bilgimizin büyük kısmını bilgi saymamak zorunda kalır. Ders Ç1.10'daki yanılabilirciliğe göre ise, bilgi, yanılma olasılığını tamamen dışlamayan bir gerekçeyle de mümkündür. Arkadaşının bilim hakkındaki iddiası da yanlıştır: bilim, sonuçlarını kanıtlamaz; onları sınar, ve en iyi kuramlar bile, Ders Ç2.17'de gördüğümüz tümevarım sorunu nedeniyle, kesin değil, yanılabilirdir. Bilimin gücü, kesinlikte değil, hataları bulup düzeltebilmesindedir. Arkadaşının görüşünün haklı yanı şudur: kesinliğin olduğu yerlerde, örneğin matematikte, ona değer vermek ve kesin olanı yanılabilir olandan ayırmak önemlidir. Ama kesin olmayan her şeyi bilgi saymamak, bilgiyi neredeyse yok etmek olur.

Pratik: Argüman görevi

Karşılaştırma. Durum: biri şöyle diyor: "Eşimin beni sevdiğinden kesinlikle eminim." Zayıf çalışma: "Eminim, öyleyse kesin." Bu çalışma, emin olma duygusunu kesinlikle karıştırıyor. Güçlü çalışma: "1) İnanç: eşim beni seviyor. 2) Çıkarımsızlık: bu inanç, eşimin davranışlarından, sözlerinden ve yıllar içindeki deneyimlerden çıkarılıyor; çıkarımsal. 3) Yanılabilirlik: eşimin beni sevdiği hâlde bunu belli etmediği ya da sevmediği hâlde sevgiyi gösterdiği bir durum tutarlı biçimde düşünülebilir; ne kadar olasılık dışı olursa olsun. 4) Öyleyse inanç, klasik temelciliğin istediği türden yanılmaz bir temel değil. 5) Benim 'kesin' duygum, kanıtın çokluğundan ve tutarlılığından, yani yıllar içindeki deneyimlerin birbirini desteklemesinden geliyor. 6) Sonuç: inancım gerekçeli ve muhtemelen bilgi; ama kesinliğim, mantıksal bir yanılmazlıktan değil, birikmiş kanıttan kaynaklanıyor. Klasik temelcilik bu inancı bilgi saymaz; yanılabilirci bir anlayış sayar."

ÖlçütNe aranır
TestTemel İnanç Testi'nin çıkarımsızlık ve yanılabilirlik adımları uygulanmış
Yanılgı durumuİnancın yanlış olabileceği tutarlı bir durum açıkça tarif edilmiş
Duygu ve kesinlikEmin olma duygusu ile mantıksal kesinlik birbirinden ayrılmış
Gerekçeli sonuçArgüman, inancın klasik bir temel olup olmadığına ve gerekçesinin neye dayandığına net bir cevap veriyor

Argüman koçu

Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.

En az 120 karakter (0)

Tekrar

  1. (Ders Ç3.1) Ders Ç3.1'deki gerileme argümanının sonucu neydi? Klasik temelcilik, o sonuca nasıl bir içerik veriyor?
  2. (Ders Ç2.5) Ders Ç2.5'te ayrıcalıklı erişimin hangi biçimleri ayrılmıştı? Bu biçimler, klasik temelciliğin temel inanç ölçütleriyle nasıl ilişkili?
  3. (Ders Ç1.10) Ders Ç1.10'da yanılmazcılık ile yanılabilircilik nasıl ayrılmıştı? Klasik temelcilik, bu iki görüşten hangisine daha yakın?
Cevapları göster
  1. Ders Ç3.1'deki gerileme argümanı, gerekçeli inançlar varsa, çıkarımsız olarak gerekçeli temel inançların olması gerektiği sonucuna varmıştı; ama temel inançların ne tür inançlar olduğunu açık bırakmıştı. Klasik temelcilik, bu sonuca en katı içeriği verir: temel inançlar, yanılmaz, kuşku götürmez ya da kendinden apaçık olmalıdır; ve öbür bütün inançlar, bu kesin temellerden, gerekçeyi koruyan çıkarımlarla türetilmelidir. Ders Ç3.1'in İtiraz 4'ündeki şüpheci itiraza, yani temel inançların gerekçesiz varsayımlardan farkı olmadığı itirazına, klasik temelcilik en güçlü cevabı vermeye çalışır: temeller gerekçesiz değil, en kesin inançlarımızdır.
  2. Ders Ç2.5'te ayrıcalıklı erişimin güvenlik iddiasının üç biçimi ayrılmıştı: yanılmazlık, yani kişinin kendi zihinsel durumu hakkında yanılamaması; düzeltilemezlik, yani kimsenin kişiyi bu konuda haklı olarak düzeltememesi; ve kendini açığa vurma, yani bir zihinsel durumda olan kişinin, o durumda olduğunu bilmesi. Klasik temelcilik, bu ölçütleri, kendi zihnimize dair bilginin özel statüsünü açıklamak için değil, bilgi binasının temellerini seçmek için kullanır. Chisholm'un kendini sunan durumları, kendini açığa vurma ölçütünün bir temel inanç ölçütüne dönüştürülmesidir.
  3. Ders Ç1.10'da yanılmazcılık, bilginin yanılma olasılığını tamamen dışlayan bir gerekçe gerektirdiği görüşü; yanılabilircilik ise, bilginin, doğruluğu garanti etmeyen bir gerekçeyle de mümkün olduğu görüşü olarak tanımlanmıştı. Klasik temelcilik, temel inançlar için yanılmazcılığa yakındır: temeller yanılmaz olmalıdır. Üst yapı için ise, katı biçimi yine yanılmazcıdır, çünkü yalnızca tümdengelime izin verir; Lewis gibi daha gevşek biçimleri ise, üst yapı için olasılığa izin verir, ama temeller için kesinlikten vazgeçmez. Klasik temelciliğin karşılaştığı şüpheci sonuç, Ders Ç1.10'da yanılmazcılığın bedeli olarak gördüğümüz sonuçla aynıdır.

Flashcard'lar

Ön yüzArka yüz
Klasik temelciliğin iki tezi nedir?Temel inançlar yanılmaz, kuşku götürmez ya da kendinden apaçık olmalıdır; öbür inançlar temellerden gerekçeyi koruyan çıkarımlarla türetilmelidir.
Temel inanç ölçütleri nelerdir?Yanılmazlık, düzeltilemezlik, kuşku götürmezlik ve kendinden apaçıklık.
Chisholm'un kendini sunan durumları nedir?Sahip olunduğu anda, sahip olunduğu kesin olarak bilinen zihinsel durumlar: düşünmek, istemek, bir şeyin bir biçimde görünmesi.
Fumerton'un tanışıklık kuramı nedir?Kişi önermeyle, olguyla ve ikisinin uyumuyla doğrudan tanışıklık içindeyse, inancı çıkarımsız olarak gerekçelidir (1995).
Klasik temelciliğin ana güçlüğü nedir?Görünüş yargılarından dış dünyaya tümdengelimle geçilemez; kesinlik ölçütüne sadık kaldıkça şüpheciliğe yaklaşır.
Plantinga'nın itirazı nedir?Klasik temelciliğin ölçütü, kendisi ne yanılmaz ne kendinden apaçık ne de bunlardan türetilmiştir; kendini çürütür (1983).
Kartezyen çember nedir?Descartes açık-seçik kavrayışın güvenilirliğini Tanrı ile, Tanrı'nın varlığını açık-seçik kavrayışla kanıtlıyor gibi görünür (Arnauld).
Lewis'in ilkesi nedir?Herhangi bir şey olası olacaksa, bir şeyin kesin olması gerekir (1946); Reichenbach buna karşı çıktı (1952).

Okuma listesi

  • René Descartes, İlk Felsefe Üzerine Meditasyonlar (1641), I. ve II. Meditasyon. Kuşku yöntemi ve Arşimet'in sabit noktası.
  • C. I. Lewis, An Analysis of Knowledge and Valuation (Open Court, 1946). Verilmiş olan ve kesinlik ilkesi.
  • Alvin Plantinga, "Reason and Belief in God", A. Plantinga ve N. Wolterstorff (ed.), Faith and Rationality (1983) içinde. Klasik temelciliğin tanımı ve eleştirisi.
  • Richard Fumerton, Metaepistemology and Skepticism (Rowman & Littlefield, 1995). Tanışıklık temelciliği.
  • Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Foundationalist Theories of Epistemic Justification" maddesi.

Sonraki derse köprü

Bu dersin argümanı, klasik temelciliğin kendi ölçütlerine sadık kaldıkça şüpheciliğe yaklaştığını gösterdi; ve İtiraz 3, kesinliğin temeller için zorunlu olmayabileceğini düşündürdü. Ders Ç3.3, bu yönde atılan adımı inceliyor: ılımlı temelcilik. Bu görüşe göre, temel inançlar, çıkarımsız olarak gerekçelidir, ama yanılmaz değildir; bir algı, bir anı ya da bir sezgi, yanılabilir olduğu hâlde, aksine bir neden yoksa, bir inancı gerekçelendirebilir. belleği tartışırken Ders Ç2.8'de, sezgileri tartışırken Ders Ç2.12'de değindiğimiz fenomenal muhafazakârlık, bu görüşün en etkili çağdaş biçimidir. Ders, bir görünüşün ne zaman bir gerekçe sağladığını ve ne zaman sağlamadığını belirlemek için Görünüş İlkesi adlı bir araç sunuyor.

Günlük sorusu: Bu hafta, bir şeyden "kesinlikle eminim" dediğin oldu mu? O kesinlik, yanılamayacağın bir şeye mi dayanıyordu, yoksa çok sayıda tutarlı kanıta mı?

Anlamadığın bir yer mi var?

Mentor yalnız bu dersin metnine dayanarak cevap verir. Metinde geçmeyen bir şey sorarsan uydurmaz, geçmediğini söyler.