Giriş
Bir boya atölyesinde çalışan Kerem Usta, çırağına bir soru soruyor: "Bir duvarın bir bölümünü, aynı anda, her yerinde tamamen kırmızı ve her yerinde tamamen yeşil boyayabilir misin?" Çırak bir an düşünüyor ve "Hayır, olmaz" diyor. Usta soruyor: "Nereden biliyorsun? Denedin mi?" Çırak denemedi. Hiç kimsenin denediğini de görmedi. Ama bunun olanaksız olduğundan, belki de gördüğü herhangi bir şeyden daha emin. Usta bir soru daha soruyor: "Peki bu duvarın kırmızı olduğunu nereden biliyorsun?" Çırak duvara bakıyor: "Görüyorum." Birinci soruya cevap verirken dünyaya bakmaya gerek duymadı; ikinci soruya cevap verirken baktı.
Algı, içebakış ve bellek, Modül Ç2'nin şimdiye kadarki derslerinde, birbirinden çok farklı yollar olarak çıktı karşımıza; ama üçünün de dayandığı şey, dünyanın ya da zihnin bize sunduğu bir malzemeydi. Çırağın birinci cevabı, böyle bir malzemeye dayanmıyor gibi görünüyor. İki artı ikinin dört ettiğini, bir şeyin aynı anda hem var hem yok olamayacağını, bütün bekârların evlenmemiş olduğunu biliriz; ve bunları bilmek için dünyaya bakmamız gerekmez. Felsefe geleneği, bu tür bilgiye "a priori" (önsel) bilgi adını verir: deneyimden bağımsız olarak gerekçelendirilen bilgi. Bu ders, a priori bilginin ne olduğunu, var olup olmadığını, varsa nasıl mümkün olduğunu ve ne kadar güvenilir olduğunu soruyor. A priori bilginin analitik ve sentetik önermelerle, zorunluluk ve olumsallıkla ilişkisi ise Ders Ç2.10'un konusu.
Bu dersin kazanımları:
- A priori ve a posteriori gerekçe arasındaki ayrımı, deneyimin olanak sağlayan ve kanıt sağlayan rolleri arasındaki farkı, rasyonel sezgiyi ve a priori gerekçenin yanılabilirliğini açıklarsın. (anla)
- Bir bilgi iddiasını A Priori Testi ile sınar, iddianın gerekçesinde deneyimin bir kanıt rolü oynayıp oynamadığını belirlersin. (uygula)
- A priori bilginin var olduğu ve rasyonel sezgiye dayandığı görüşünü, yanılabilirlik ve doğallaştırma itirazları karşısında gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Kavramlar, önce temel ayrımı, sonra bu ayrımı netleştiren iki inceliği, en son da a priori gerekçenin kaynağına ve sınırlarına dair kavramları tanımlıyor.
Ayrım, bir önermenin kendisine değil, önce bir önermenin nasıl bilindiğine, yani gerekçesine dairdir. "Duvar kırmızıdır" önermesi, deneyimle, yani duvara bakarak gerekçelendirilir; a posteriori bilinir. "Hiçbir şey aynı anda her yerinde tamamen kırmızı ve tamamen yeşil olamaz" önermesi ise, en azından ilk bakışta, deneyime dayanmadan, yalnızca önermeyi anlayıp üzerinde düşünerek gerekçelendirilir; a priori bilinir. Bir önermenin "a priori bir önerme" olduğunu söylemek, genellikle, onun a priori olarak bilinebildiğini söylemenin kısa bir yoludur. Ayrım, Latince "a priori" yani "öncekinden" ve "a posteriori" yani "sonrakinden" ifadelerinden gelir. Bu terimler, ortaçağda nedenlerden sonuçlara ve sonuçlardan nedenlere giden akıl yürütmeyi ayırmak için kullanılıyordu; bugünkü epistemolojik anlamlarını büyük ölçüde Alman filozof Immanuel Kant'ın 1781 tarihli Saf Aklın Eleştirisi'nde kazandılar. Bu derste "a priori" terimini, Türkçe karşılığı olan "önsel" yerine, felsefe literatüründe yerleşik biçimiyle kullanıyoruz.
Bu ayrım, a priori kavramının en çok yanlış anlaşılan yanını netleştirir. "Hiçbir şey aynı anda tamamen kırmızı ve tamamen yeşil olamaz" önermesini anlamak için, kırmızı ve yeşil kavramlarına sahip olmak gerekir; ve bu kavramları büyük olasılıkla renkli nesneler görerek edindik. Öyleyse bu önermenin bilgisi, bir anlamda deneyime bağlıdır. Ama bu bağlılık, olanak sağlayıcıdır: deneyim, kavramları edinmemizi sağladı. Önermenin doğru olduğuna dair kanıt ise deneyimden gelmez. Kırmızı ve yeşil kavramlarına sahip olan biri, hiçbir kırmızı ya da yeşil nesneye yeniden bakmadan, önermenin doğru olduğunu görebilir. Kant, bu dersin birincil metninde göreceğimiz gibi, bu ayrımı açıkça yaptı: bütün bilgimiz deneyimle başlar, ama bu, bütün bilgimizin deneyimden kaynaklandığı anlamına gelmez. Ders Ç2.8'in köprüsünde sorduğumuz soru da bu ayrımla cevaplanır. Uzun bir kanıtlamanın adımlarını bellekle taşıdığımızda, bellek bir deneyim türüdür. Ama Burge'e göre, bellek burada yalnızca koruyucu bir rol oynar: kanıtlamanın adımlarını ve onların a priori gerekçesini taşır, ama onlara bir kanıt eklemez. Bu yüzden belleğe dayanan bir kanıtlama, yine de a priori kalabilir.
Kant'ın kendi örneği, "Her değişikliğin bir nedeni vardır" önermesidir. Kant'a göre bu önerme a priori olarak bilinir, ama saf değildir, çünkü "değişiklik" kavramı yalnızca deneyimden edinilebilir. "Hiçbir şey aynı anda tamamen kırmızı ve tamamen yeşil olamaz" önermesi de, bu anlamda, saf olmayan bir a priori önermedir: renk kavramları deneyimden gelir, ama önermenin gerekçesi deneyimden gelmez. Saf a priori bilgiye örnek olarak ise mantık ve aritmetiğin bazı önermeleri gösterilir. Bu ayrım, önceki kavramdaki olanak sağlayan ve kanıt sağlayan deneyim ayrımının Kant'taki bir biçimidir.
Amerikalı filozof Laurence BonJour, 1998 tarihli In Defense of Pure Reason kitabında, a priori gerekçenin, bir önermenin doğru olduğunun ve olmak zorunda olduğunun doğrudan kavranmasına dayandığını savundu. Çırak, bir duvarın aynı anda tamamen kırmızı ve tamamen yeşil olamayacağını düşündüğünde, bir çıkarım yapmaz. Önermeyi anlar ve onun doğru olduğunu, hatta başka türlü olamayacağını "görür". Bu görme, gözle değil, akılla gerçekleşir. Çağdaş epistemolojide bu tür durumlara "rasyonel görünüm" (rational seeming) de denir: bir önerme, bir kişiye akıl yoluyla doğru görünür, tıpkı algıda bir şeyin bir kişiye duyular yoluyla belirli bir biçimde görünmesi gibi. Bu benzerlik, Ders Ç2.1'deki algının bilgi sorununun a priori bilgi için de bir karşılığı olduğunu düşündürür: bir önermenin doğru görünmesi, onun doğru olduğunu garanti eder mi? Ders Ç2.12'de sezgilerin felsefede kanıt olarak kullanılıp kullanılamayacağını ayrıca tartışacağız.
Geleneksel görüş, a priori bilginin kesin ve yanılmaz olduğunu varsayıyordu. Ama matematik ve mantık tarihi, bu varsayımın yanlış olduğunu gösteren örneklerle doludur. En ünlüsü, Alman mantıkçı Gottlob Frege'nin aritmetiği mantığa dayandırma girişimidir. Frege, 1893'te yayımlanan Grundgesetze der Arithmetik adlı eserinin ilk cildinde, saf bir mantık yasası saydığı, ama öbür aksiyomlar kadar apaçık olmadığını kendisinin de kabul ettiği bir ilkeyi, sonradan "Temel Yasa V" olarak anılan ilkeyi, kullandı. 1902'de İngiliz filozof Bertrand Russell, Frege'ye yazdığı bir mektupta, bu ilkeden bir çelişki türetilebileceğini gösterdi. Bu çelişki, bugün "Russell paradoksu" olarak bilinir. Frege'nin ilkeye olan güveni, a priori bir güvendi: ilkeyi deneyime başvurmadan, bir mantık yasası olarak kabul etmişti. Ama ilke yanlıştı. Bu örnek, a priori gerekçenin yanılabilir olduğunu gösterir. Dikkat çekici olan, yanlışlığın deneyimle değil, başka bir a priori akıl yürütmeyle, yani bir çelişkinin türetilmesiyle ortaya çıkmasıdır. A priori gerekçe yanılabilir, ama düzeltilmesi de çoğu zaman a priori bir yoldan olur.
Kitcher, 1980'de yayımlanan "A Priori Knowledge" makalesinde ve 1983 tarihli The Nature of Mathematical Knowledge kitabında, a priori bilginin geleneksel anlayışının, yalnızca deneyimden bağımsız gerekçeyi değil, deneyimle çürütülemezliği de içerdiğini savundu. Kitcher'a göre, bir inanç a priori bilgiyse, hiçbir deneyim dizisi onu yenemez. Bu güçlü tanımla, Kitcher, matematiksel bilginin bile a priori olmadığını savundu: bir matematikçi, saygın meslektaşlarının bir kanıtlamada hata bulduğunu söylemesi gibi, deneysel bir kanıtla inancını haklı olarak bırakabilir. Kitcher'ın görüşü tartışmalıdır. Birçok epistemolog, a priori gerekçenin deneyimle yenilebileceğini kabul eder, ama bunun gerekçenin a priori olmasını ortadan kaldırmadığını savunur. Bir inancın ilk gerekçesi a priori olabilir, ve aynı inanç sonradan deneysel bir kanıtla, örneğin bir uzmanın tanıklığıyla, yenilebilir. Bu, Ders Ç2.8'de bellek için gördüğümüz, bir gerekçenin ilk edinme anı ile sonraki yeniciler arasındaki ayrıma benzer bir ayrımdır.
Argüman
Bu bölüm, a priori gerekçenin varlığını ve doğasını savunan bir argüman kuruyor.
- Bir inancın gerekçesi a priori ise, deneyim bu gerekçede bir kanıt rolü oynamaz; en fazla, inancın içeriğini anlamak için gereken kavramları edinmeyi sağlar.
- Bazı inançlarımızın gerekçesi, bu türdendir: mantığın temel ilkelerine, basit aritmetik doğrulara ve renk uyuşmazlığı gibi önermelere dair inançlarımız, onları anladığımızda doğru göründükleri için gerekçelidir, ve bu gerekçeyi güçlendirmek için hiçbir gözleme ihtiyaç duymayız.
- Bu gerekçenin kaynağı, bir önermenin akıl yoluyla doğru ve zorunlu görünmesi, yani rasyonel sezgidir.
- Rasyonel sezgi yanılabilir: Frege'nin Temel Yasa V'ye olan güveni gibi, akıl yoluyla kabul edilmiş bir ilke yanlış çıkabilir.
- Ama bir kaynağın yanılabilir olması, onun bir gerekçe kaynağı olmadığını göstermez; algı ve bellek de yanılabilir ama gerekçe sağlar.
Sonuç: A priori gerekçe vardır, ama yanılmaz değildir. Bazı inançlarımız, deneyimin kanıt rolü oynamadığı bir yoldan, yalnızca onları anlayıp üzerlerinde düşünerek gerekçelendirilir. Bu gerekçenin kaynağı, rasyonel sezgi ya da rasyonel görünümdür. Ama rasyonel sezgi, algı ve bellek gibi, yanılabilir bir kaynaktır. A priori ile a posteriori arasındaki fark, kesinlik ile yanılabilirlik arasındaki fark değil, gerekçenin kaynağı arasındaki farktır. Bu sonuç, a priori bilgiyi, Descartes'tan beri sık sık yapıldığı gibi, bütün bilginin yanılmaz temeli olarak görmekten vazgeçer. Ama onu, deneyimden farklı ve indirgenemez bir bilgi kaynağı olarak korur.
Birinci öncül, a priori kavramını, Kavramlar bölümündeki olanak sağlayan ve kanıt sağlayan deneyim ayrımıyla tanımlıyor. Bu tanım, a priori bilginin, deneyimden tamamen bağımsız, yani kavramlarını bile deneyimden almayan bir bilgi olduğu iddiasından daha ılımlıdır. Bu ılımlılık, a priori kavramını savunulabilir kılar. Hiçbir kavramı deneyimden almayan bir bilginin var olup olmadığı tartışmalıdır. Ama kavramlarını deneyimden alan, gerekçesini ise deneyimden almayan bir bilginin var olduğu çok daha akla yatkındır.
İkinci öncül, a priori bilginin örneklerini veriyor. Bu örneklerin ortak özelliği, onlara dair inancımızın gerekçesini güçlendirmek için hiçbir gözleme ihtiyaç duymamamızdır. Bir kişi, iki artı ikinin dört ettiğinden emin olmak için, iki elma ile iki elmayı yan yana koyup saymaz. Sayarsa ve beş elma bulursa, iki artı ikinin beş ettiği sonucuna değil, saymada bir hata yaptığı ya da elmalardan birinin oraya başka bir yoldan geldiği sonucuna varır. Bu, a priori inançların deneyimle sınanma biçiminin, a posteriori inançlarınkinden farklı olduğunu gösterir. Deneyim, a priori bir inançla çeliştiğinde, genellikle deneyimden şüphe ederiz.
Dördüncü ve beşinci öncül, a priori gerekçenin yanılabilirliğini kabul edip onun değerini koruyor. Bu, Ders Ç1.10'da gördüğümüz yanılabilirciliğin a priori bilgiye uygulanmasıdır. Yanılabilirciliğe göre, bir kişi, gerekçesi doğruluğu garanti etmediği hâlde bir önermeyi bilebilir. Bu ilke, algı ve bellek için kabul edilirse, a priori gerekçe için de kabul edilmelidir.
En tartışmalı öncül: Üçüncü öncül, yani a priori gerekçenin kaynağının rasyonel sezgi olduğu iddiası. Bu iddia, birçok felsefeciye gizemli görünür. Algının nasıl çalıştığını, yani ışığın göze ulaştığını ve beynin onu işlediğini, bilimsel olarak açıklayabiliriz. Ama akıl, bir önermenin zorunlu olarak doğru olduğunu nasıl "görür"? Bir sayı ya da bir mantık ilkesi uzayda ve zamanda yer almaz; zihnimizle nedensel bir ilişkiye giremez. Öyleyse onları nasıl bilebiliriz? Bu soru, İtiraz 2'de ayrıntılı ele alınıyor. Öte yandan, rasyonel sezgiyi reddedenler, a priori olarak bilindiğini düşündüğümüz şeylerin gerekçesini başka bir yoldan açıklamak zorundadır. Bazıları, bu gerekçenin kavramların anlamından, yani dilsel uzlaşımlardan geldiğini savunur. Bu görüş, Ders Ç2.10'da analitiklik bağlamında tartışılacak.
İtirazlar ve cevaplar
İtiraz 1: Hiçbir inanç deneyimle gözden geçirilmekten muaf değildir
Amerikalı filozof Willard Van Orman Quine, 1951 tarihli "Two Dogmas of Empiricism" makalesinde, inançlarımızın tek tek değil, bir bütün olarak deneyimle karşılaştığını savundu. Quine'a göre, inançlarımız bir ağ oluşturur. Deneyim, ağın kenarlarına dokunur; ağın merkezindeki inançlar, örneğin mantık ve matematik ilkeleri, deneyimden uzaktır. Ama hiçbir inanç, deneyimle gözden geçirilmekten muaf değildir. Yeterince güçlü bir deneysel baskı karşısında, mantık ilkeleri bile değiştirilebilir. Quine, kuantum mekaniğinin bazı yorumlarının klasik mantığın bazı ilkelerini değiştirmeyi önerdiğini örnek gösterdi. Öyleyse a priori bilgi, yani deneyimden bağımsız bilgi, yoktur.
Cevap: Quine'ın itirazı, a priori bilginin geleneksel anlayışına karşı yirminci yüzyılın en etkili itirazlarından biridir. Ama itiraz, a priori gerekçe ile deneyimle gözden geçirilemezliği birbirine karıştırıyor olabilir. Kavramlar bölümünde gördüğümüz gibi, bir inancın gerekçesi a priori olabilir ve aynı inanç sonradan deneyimle gözden geçirilebilir. Quine'ın gösterdiği, en fazla, a priori inançların deneyimle gözden geçirilebildiğidir; bu, onların gerekçesinin a priori olmadığını göstermez. Ayrıca, Quine'ın görüşünün kendisi, bir tür a priori akıl yürütmeye dayanır görünür. İnançlar ağının bir bütün olarak deneyimle karşılaştığı, ağın tutarlı olması gerektiği ve basit ağların karmaşık ağlara tercih edilmesi gerektiği gibi ilkeler, deneyimden mi öğrenilir, yoksa ağın kendisini değerlendirmek için kullanılan ilkeler midir? İkincisiyse, Quine'ın sistemi de en azından bazı a priori ilkelere ihtiyaç duyar. Ama Quine'ın asıl hedefi daha derindir: ağın bütünüyle sınandığı bir sistemde, hiçbir inancın gerekçesi deneyimden yalıtılamıyorsa, "ilk gerekçe a priori idi" demek soruyu peşinen kabul etmektir. Bu itiraza en güçlü cevap, Quine'ın ağını ayakta tutan ilkelerin kendilerinin ağın içinden sınanamayacağıdır: bir ağı gözden geçirmek için kullanılan ölçütler, o gözden geçirmeden önce bir biçimde kabul edilmiş olmalıdır. Quine'ın analitik-sentetik ayrımına yönelik eleştirisinin ayrıntıları Ders Ç2.10'da ele alınacak.
İtiraz 2: Rasyonel sezgi, açıklanamaz bir yetidir
Algı, nedensel bir süreçtir: nesneler ışık yansıtır, ışık göze ulaşır, beyin onu işler. Bu süreç, algının neden güvenilir olduğunu açıklar. Ama rasyonel sezgi, hangi nedensel süreçle çalışır? Sayılar, mantık ilkeleri ve zorunluluklar, uzayda ve zamanda var olmaz; zihnimizle nedensel bir ilişkiye giremez. Amerikalı filozof Paul Benacerraf, 1973 tarihli "Mathematical Truth" makalesinde, bu sorunun matematik felsefesi için ciddi bir ikilem yarattığını savundu: matematiğin soyut nesnelerden söz ettiğini kabul edersek, onları nasıl bilebileceğimizi açıklayamayız; onları bilebileceğimizi açıklamak için ise matematiğin anlamını değiştirmemiz gerekir. Öyleyse rasyonel sezgi, açıklanamaz ve gizemli bir yetidir ve bir gerekçe kaynağı olarak kabul edilemez.
Cevap: Benacerraf'ın ikilemi, a priori bilginin en derin felsefi sorunlarından biridir ve kolay bir çözümü yoktur. Ama birkaç cevap mümkündür. Birincisi, bilginin her zaman nedensel bir ilişki gerektirdiği varsayımı, yani nedensel bilgi kuramı, tartışmalıdır. Bu kuram, algısal bilgi için akla yatkındır, ama bütün bilgi türleri için genelleştirilmesi gerekmez. Mantık ilkelerini bilmek, onlarla nedensel bir ilişki kurmayı değil, onları anlamayı gerektirebilir. İkincisi, BonJour, rasyonel sezginin gizemli olduğunu kabul eder, ama ona karşı çıkanların da a priori olarak bilindiğini düşündüğümüz şeylerin gerekçesini açıklamak zorunda olduğunu savunur. Deneycilik, matematik ve mantık bilgisini açıklamakta en az rasyonel sezgi kadar zorlanır. Üçüncüsü, bazı felsefeciler, rasyonel sezginin, kavramlarımıza hâkimiyetin bir sonucu olduğunu öne sürer: kırmızı ve yeşil kavramlarını iyi anlayan biri, onların bir arada bulunamayacağını, bu anlamanın bir parçası olarak bilir. Bu açıklama, sezgiyi gizemli bir algıdan çok, kavramsal bir yetkinliğe dönüştürür. Ama bu açıklamanın, kavramların dünyayla nasıl ilişkilendiğini açıklaması gerekir.
İtiraz 3: A priori bilgi yalnızca dilsel uzlaşımlardır
Ders Ç2.11'de göreceğimiz mantıkçı deneycilik geleneğine göre, a priori olarak bilinen önermeler, dünya hakkında bir şey söylemez; yalnızca kelimelerimizin anlamlarını, yani dilsel uzlaşımlarımızı ifade eder. İngiliz filozof A. J. Ayer, 1936 tarihli Language, Truth and Logic kitabında, mantık ve matematiğin önermelerinin, totolojiler olduğunu, yani anlamlarından dolayı doğru olduklarını ve dünya hakkında hiçbir bilgi vermediklerini savundu. Bu görüşe göre, "hiçbir şey aynı anda tamamen kırmızı ve tamamen yeşil olamaz" önermesi, renk kelimelerinin nasıl kullanıldığına dair bir bilgidir, renkler hakkında değil. Öyleyse a priori bilgi vardır, ama boştur: dünyaya dair bilgimizi genişletmez.
Cevap: Bu görüş, a priori bilgiyi açıklamanın çekici bir yolunu sunar, çünkü rasyonel sezginin gizemini ortadan kaldırır. Ama iki sorunla karşılaşır. Birincisi, bütün a priori önermelerin dilsel uzlaşımlar olduğu açık değildir. Renk uyuşmazlığı önermesi, kırmızı ve yeşil kelimelerinin tanımlarından türetilemez gibi görünür: bu kelimeleri tanımlayan bir cümle, ikisinin bir arada bulunamayacağını içermez, ama yine de bunu biliriz. Bu, renk uyuşmazlığının, en azından bazı felsefecilere göre, sentetik a priori bir önerme olduğunu düşündürür. Bu sorun, Ders Ç2.10'un konusudur. İkincisi, dilsel uzlaşımların kendisi bilinmelidir; ve bir uzlaşımdan doğan sonuçları bilmek, mantık gerektirir. Mantığın kendisi bir uzlaşımsa, bu uzlaşımdan doğan sonuçları bilmek için hangi mantığı kullanırız? Bu, mantığın uzlaşımla açıklanmasına yönelik eski bir itirazdır; klasik biçimini Quine 1936 tarihli "Truth by Convention" makalesinde verdi. Lewis Carroll'ın Ders Ç0.2'de gördüğümüz Kaplumbağa ile Akhilleus hikâyesi de, uzlaşımcılığı hedeflemese de, aynı gerilemeyi gösterir.
İtiraz 4: Bilim, a priori sanılan şeyleri çürüttü
Uzun süre, Öklid geometrisinin, uzayın yapısına dair a priori bir bilgi olduğu düşünüldü. Kant, Öklid geometrisinin önermelerini, deneyimden bağımsız olarak bildiğimiz sentetik önermelerin örnekleri olarak gördü. Ama on dokuzuncu yüzyılda Öklid dışı geometriler geliştirildi, ve yirminci yüzyılın başında Albert Einstein'ın genel görelilik kuramı, fiziksel uzayın Öklid geometrisine uymadığını öne sürdü. Bu kuram sonradan gözlemlerle desteklendi. Öyleyse a priori bildiğimizi sandığımız bir şey, deneyimle yanlışlandı. Bu, a priori bilginin güvenilmez olduğunu gösterir.
Cevap: Bu itiraz, a priori bilginin sınırlarına dair önemli bir dersi gösteriyor, ama a priori bilginin varlığını çürütmüyor. Öklid geometrisi örneğinde, iki farklı önerme türü ayırt edilmelidir. Birincisi, saf geometrinin önermeleridir: "Öklid'in aksiyomları doğruysa, bir üçgenin iç açılarının toplamı iki dik açıya eşittir." Bu tür koşullu önermeler, a priori olarak bilinir ve Öklid dışı geometrilerin bulunması onları çürütmez. İkincisi, fiziksel geometrinin önermeleridir: "Fiziksel uzay Öklid'in aksiyomlarına uyar." Bu önerme, bir deneysel iddiadır ve deneyimle çürütülebilir. Genel görelilik, ikinci türden bir önermeyi çürüttü, birincisini değil. Kant'ın hatası, belki de, bu iki önerme türünü ayırt etmemesiydi. Bu örnek, a priori olarak bildiğimizi düşündüğümüz bir önermenin gerçekten a priori olup olmadığını dikkatle sınamamız gerektiğini gösterir. Bu dersin aracı, A Priori Testi, tam olarak bu sınama için tasarlanmıştır.
Örnekler
Basit örnek: kırmızı ve yeşil
Giriş'teki çırağın cevabını A Priori Testi ile inceleyelim. Önerme: "Hiçbir şey aynı anda, aynı yerinde, tamamen kırmızı ve tamamen yeşil olamaz."
Kavramlar: önermeyi anlamak için kırmızı, yeşil ve yüzey kavramlarına sahip olmak gerekir. Çırak bu kavramları büyük olasılıkla renkli nesneler görerek edindi. Deneyim, burada olanak sağlayıcı bir rol oynadı. Kanıt: çırak, önermenin doğru olduğuna dair kanıtı nereden aldı? Hiçbir duvarı boyamayı denemedi, hiçbir deney yapmadı. Önermeyi anladı ve doğru olduğunu gördü. Deneyim, burada kanıt rolü oynamıyor. Karşı-örnek sınaması: önermeyi çürütecek bir gözlem düşünülebilir mi? Bir duvarın aynı anda tamamen kırmızı ve tamamen yeşil olduğunu görmek nasıl bir şey olurdu? Böyle bir görüntü, bize ya yanıltıcı bir algı, ya da kırmızı ile yeşilin karışımı, ya da iki ayrı bölge gibi görünürdü. Önermeyi çürüten bir gözlemi tutarlı biçimde tasarlamak zordur.
Sonuç: Bu önerme, a priori olarak bilinen bir önermenin iyi bir örneğidir. Deneyim, kavramları edinmeyi sağladı, ama önermenin gerekçesi deneyimden gelmiyor. Önermenin ilginç bir yanı da var: renk kavramlarının tanımlarından doğrudan türetilemez gibi görünür. Bu yüzden felsefeciler, onun analitik mi yoksa sentetik mi olduğunu tartışır. Bu tartışma Ders Ç2.10'da ele alınacak.
Orta örnek: Frege ve Russell'ın mektubu
Frege, aritmetiğin, yani sayıların ve onlarla yapılan işlemlerin bilimini, saf mantığa dayandırmak istiyordu. Bu proje, mantıkçılık olarak bilinir. Frege'nin sistemindeki temel ilkelerden biri, kabaca, her kavramın, o kavrama uyan şeylerin bir kümesini belirlediğini söylüyordu. Frege bu ilkeyi bir mantık yasası olarak, deneyime başvurmadan, akıl yoluyla kabul etti; yine de onun öbür aksiyomlar kadar apaçık olmadığını sezmişti. Ama 16 Haziran 1902'de Russell, Frege'ye yazdığı bir mektupta, bu ilkenin bir çelişkiye yol açtığını gösterdi. Kendisinin üyesi olmayan bütün kümelerin kümesini düşünelim. Bu küme, kendisinin bir üyesi midir? Üyesiyse, tanımı gereği üyesi olmamalıdır; üyesi değilse, tanımı gereği üyesi olmalıdır. Frege, 22 Haziran 1902 tarihli cevabında, bu keşfin kendisini son derece şaşırttığını, çünkü aritmetiği kurmayı düşündüğü temeli sarstığını yazdı.
A Priori Testi ile bakalım. Önerme: Frege'nin Temel Yasa V'si. Kavramlar: kavram ve küme kavramları; bunlar soyut, mantıksal kavramlardır. Kanıt: Frege'nin ilkeye olan güveni, ilkenin akıl yoluyla doğru görünmesine dayanıyordu; deneyim bir kanıt rolü oynamıyordu. Gerekçe a priori idi. Yanılma: ilke yanlıştı. Yanılmanın kaynağı: bir çelişkinin türetilmesi, yani başka bir a priori akıl yürütme. Deneyim, burada da bir rol oynamadı.
Sonuç: Bu örnek, a priori gerekçenin yanılabilir olduğunu çarpıcı biçimde gösteriyor. Dünyanın en titiz mantıkçılarından biri, a priori gerekçeyle mantık yasası saydığı bir ilkede yanıldı. Ama örnek, aynı zamanda a priori gerekçenin kendini düzeltebildiğini de gösteriyor. Hata, deneyimle değil, akıl yürütmeyle bulundu. Bu, a priori bilginin, deneyime dayanmadan da eleştirilebildiğini ve geliştirilebildiğini gösterir. Matematiğin tarihi, bu tür kendi kendini düzeltme süreçleriyle doludur.
Gerçek hayat örneği: bilgisayarla kanıtlanan teorem
Dört renk teoremi, bir düzlem üzerindeki herhangi bir haritanın, komşu bölgeler farklı renklerde olacak biçimde, en fazla dört renkle boyanabileceğini söyler. Bu iddia on dokuzuncu yüzyılın ortalarında ortaya atıldı ve bir asırdan fazla kanıtlanamadı. 1976'da Illinois Üniversitesi'nden Kenneth Appel ve Wolfgang Haken, teoremin bir kanıtını duyurdu; kanıt 1977'de yayımlandı. Kanıtın önemli bir kısmı, bir bilgisayarın çok sayıda özel durumu tek tek denetlemesine dayanıyordu. Bu denetimi bir insanın elle yapması pratik olarak olanaksızdı.
Bu kanıt, felsefeciler arasında bir tartışma başlattı. Amerikalı filozof Thomas Tymoczko, 1979'da yayımlanan bir makalede, bilgisayara dayanan bir kanıtın, geleneksel anlamda a priori olmadığını savundu. Matematikçiler, teoremin doğru olduğunu, bilgisayarın güvenilir çalıştığına dair deneysel bir inanca dayanarak biliyordu. Bu, matematiğe deneysel bir öğe sokuyordu. Öbür yandan, Tyler Burge, 1998'de yayımlanan bir makalede, bilgisayara güvenmenin, tanıklıktaki gibi, gerekçeyi taşıyan bir aracıya dayanan a priori bir yetki olabileceğini, ve bu yüzden kanıtın a priori karakterini bozmayabileceğini savundu. Tanıklıktaki yetki ilkesi Ders Ç2.13 ve Ç2.15'te ele alınacak.
A Priori Testi ile bakalım. Önerme: "Her düzlem haritası dört renkle boyanabilir." Kavramlar: harita, komşuluk, renk; bunlar matematiksel olarak tanımlanmış kavramlardır. Kanıt: kanıtın bir kısmı insan akıl yürütmesine, bir kısmı bilgisayarın hesaplamalarına dayanıyor. Deneyimin rolü: bilgisayarın çıktısına güvenmek, bilgisayarın doğru çalıştığına dair bir inanç gerektirir. Bu inanç, bilgisayarın yapısına ve geçmişteki performansına dair deneysel bir inançtır. Bu deneyim, olanak sağlayıcı mı, kanıt sağlayıcı mı?
Bu soru, kolay cevaplanamaz ve tartışma sürüyor. Bir görüşe göre, bilgisayar, Ders Ç2.8'deki koruyucu bellek gibi, akıl yürütmenin adımlarını taşır ve bu yüzden kanıtın a priori karakterini bozmaz. Başka bir görüşe göre, bilgisayara güvenmek, onun güvenilirliğine dair deneysel bir kanıta dayanmayı gerektirir ve bu yüzden kanıt a posteriori olur. Bu örnek, a priori ile a posteriori arasındaki sınırın, teknoloji matematiğe girdikçe, giderek daha karmaşık hâle geldiğini gösteriyor. Bu tartışmaya bir ayrıntı da eklenmeli: dört renk teoreminin kanıtı sonraki yıllarda sadeleştirildi ve 2005'te bir kanıt denetleme programıyla resmî olarak doğrulandı. Bu, bilgisayarın rolünü ortadan kaldırmadı, ama kanıtın güvenilirliğini başka bir yoldan güçlendirdi.
Araç kartı: A Priori Testi
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir bilgi iddiasının gerekçesinde deneyimin bir kanıt rolü oynayıp oynamadığını sınar; iddianın a priori mi, a posteriori mi gerekçelendirildiğini belirler. |
| Adımlar | 1) Önermeyi tek bir cümleyle yaz. 2) Kavramlar: önermeyi anlamak için hangi kavramlar gerekiyor? Bunlar deneyimden mi edinildi? Bu, olanak sağlayan bir rol mü? 3) Kanıt: önermenin doğru olduğuna inanmak için hangi kanıta dayanıyorsun? Bu kanıt bir gözlem mi, bir deney mi, yoksa önermeyi anlayıp üzerinde düşünmek mi? 4) Karşı-örnek sınaması: önermeyi çürütecek bir gözlem tutarlı biçimde tasarlanabilir mi? 5) Koşullu biçim: önerme, bir deneysel iddiayı gizlice içeriyor mu? Önce koşullu, saf bir biçime dönüştürülebilir mi? 6) Aracılar: gerekçede bellek, tanıklık ya da bir araç gibi aracılar var mı? Bunlar yalnızca koruyucu mu, yoksa kanıt mı sağlıyor? 7) Yanılabilirlik: önerme a priori gerekçelendirilmiş olsa bile yanlış olabilir mi? Hangi a priori ya da deneysel kanıt onu yenebilir? |
| Ne zaman kullanılır | Bir iddianın "mantıken" ya da "tanımı gereği" doğru olduğu söylendiğinde; bir matematiksel ya da mantıksal iddiayı değerlendirirken; bir tartışmada bir tarafın görüşünü kanıta ihtiyaç duymayan bir doğru olarak sunduğu durumlarda. |
| Sınırı | Araç, gerekçenin kaynağını belirler, ama gerekçenin ne kadar güçlü olduğunu tek başına belirlemez: a priori gerekçe de yanılabilir. Olanak sağlayan ve kanıt sağlayan deneyim arasındaki sınır bazı durumlarda, örneğin bilgisayar kanıtlarında, belirsizdir. A priori bilginin analitik mi sentetik mi olduğunu, ya da zorunlu mu olumsal mı olduğunu belirlemez; bu sorular Ders Ç2.10'un konusu. |
| 5K kapısı | Kavram |
Özet
- A priori gerekçe, deneyimin kanıt rolü oynamadığı gerekçedir; a posteriori gerekçe deneyime dayanır.
- Deneyim, kavramları edinmeyi sağlayarak olanak sağlayan bir rol oynayabilir; a priori gerekçe yalnızca kanıt sağlayan rolü dışlar.
- Kant'a göre bütün bilgimiz deneyimle başlar, ama bütün bilgimiz deneyimden kaynaklanmaz; saf olmayan a priori bilgi, deneysel kavramlar içerir.
- Birçok felsefeciye göre a priori gerekçenin kaynağı rasyonel sezgidir (BonJour 1998).
- A priori gerekçe yanılabilir: Frege'nin Temel Yasa V'si, Russell'ın 1902 mektubuyla çürüdü.
- Kitcher'ın koşulu, yani güçlü a priori anlayışı, deneyimle çürütülemezliği de içerir; birçok epistemolog bu şartı fazla güçlü bulur.
- A priori bilgiye karşı başlıca itirazlar: Quine'ın gözden geçirilebilirlik itirazı, Benacerraf'ın erişim sorunu ve deneycilerin dilsel uzlaşım açıklaması.
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
Immanuel Kant, Saf Aklın Eleştirisi'nin 1787 tarihli ikinci baskısının Giriş'ine şu cümlelerle başlar:
Bütün bilgimizin deneyimle başladığından hiç şüphe yoktur. [...] Ama bütün bilgimiz deneyimle başlasa da, bundan bütün bilgimizin deneyimden kaynaklandığı hiç de çıkmaz. Tersine, deneysel bilgimizin bile, izlenimler yoluyla aldığımız şey ile bilme yetimizin kendisinden sağladığı şeyin bir bileşimi olması pekâlâ mümkündür. [...] Öyleyse, deneyimden, hatta bütün duyusal izlenimlerden tamamen bağımsız bir bilginin var olup olmadığı, yakından incelenmesi gereken ve ilk bakışta cevaplanamayacak bir sorudur. Bu tür bilgiye a priori denir; kaynakları a posteriori olan, yani deneyimde bulunan deneysel bilgiden ayrılır.
Birkaç satır sonra Kant, kavramı netleştirmek için bir örnek verir:
Evinin temelini oyan bir adam için, "evin çökeceğini a priori bilebilirdi" deriz; yani evin gerçekten çökmesi deneyimini beklemesine gerek yoktu. Ama yine de bunu bile tamamen a priori bilemezdi. Çünkü cisimlerin ağır olduğunu ve bu yüzden dayanakları kaldırıldığında düştüklerini önceden deneyim yoluyla bilmiş olması gerekirdi.
Kant'ın ilk pasajı, bu dersin olanak sağlayan ve kanıt sağlayan deneyim ayrımının felsefe tarihindeki klasik ifadesidir. "Deneyimle başlamak" ile "deneyimden kaynaklanmak" arasındaki fark, deneyimin bir bilgiyi zamansal olarak öncelemesi ile o bilgiyi gerekçelendirmesi arasındaki farktır. Kant, bilgimizin hepsinin deneyimle başladığını kabul eder: hiçbir şey bilmeyen bir zihin, duyusal izlenimler olmadan uyanmaz. Ama bu, bilgimizin hepsinin deneyimle gerekçelendirildiği anlamına gelmez.
İkinci pasaj ise, "a priori" kelimesinin gündelik bir kullanımını ayıklıyor. Evinin temelini oyan adam, evin çökeceğini, çökmesini beklemeden bilebilir. Ama bu bilgi, cisimlerin ağır olduğuna dair genel bir deneysel kurala dayanır. Kant'a göre bu, gerçek anlamda a priori değildir; yalnızca belirli bir deneyimden, yani evin çöküşünü görmekten, bağımsızdır, ama deneyimin kendisinden bağımsız değildir. Kant'ın "tamamen" a priori dediği bilgi, yalnızca belirli bir deneyimden değil, bütün deneyimden bağımsızdır. Bu ayrım, A Priori Testi'nin beşinci adımının, yani bir önermenin gizlice bir deneysel iddia içerip içermediğini sorma adımının kaynağıdır.
Teknik ayrıntı
A priori, analitik ve zorunlu. Felsefe tarihinde üç ayrım sıklıkla birbirine karıştırıldı. A priori ile a posteriori ayrımı, epistemolojiktir: bir önermenin nasıl bilindiğine dairdir. Analitik ile sentetik ayrımı, anlambilimseldir: bir önermenin doğruluğunun yalnızca anlamından mı kaynaklandığına dairdir. Zorunlu ile olumsal ayrımı, metafizikseldir: bir önermenin bütün olası dünyalarda mı, yoksa yalnızca bazılarında mı doğru olduğuna dairdir. Kant'tan önce Leibniz ve Hume'da, Kant'tan sonra da uzun süre, bu üç ayrımın büyük ölçüde örtüştüğü, yani bütün a priori önermelerin analitik ve zorunlu, bütün a posteriori önermelerin sentetik ve olumsal olduğu düşünüldü. Kant, sentetik a priori önermelerin var olduğunu savunarak bu örtüşmeyi ilk kez açıkça sorguladı. Amerikalı filozof Saul Kripke ise, 1970'teki derslerine dayanan 1980 tarihli Naming and Necessity kitabında, zorunlu a posteriori ve olumsal a priori önermelerin var olduğunu savundu. Bu üç ayrımın ilişkisi, Ders Ç2.10'un konusudur ve o dersin aracı, Dört Kutu Tablosu, bu ilişkileri görselleştirmek için tasarlanmıştır.
A priori gerekçenin yenilmesi. Bir a priori inanç iki yoldan yenilebilir. Birincisi, a priori bir yenicidir: başka bir a priori akıl yürütme, inancın yanlış olduğunu gösterir. Frege'nin durumu buna örnektir. İkincisi, deneysel bir yenicidir: bir deneyim, inancın yanlış olduğunu ya da gerekçesinin güvenilmez olduğunu gösterir. Bir matematikçinin, saygın meslektaşlarının kanıtlamasında hata bulduğunu duyması, deneysel bir yenicidir. Bu ikinci türden yenilme, a priori gerekçenin, deneyimden tamamen yalıtılmış olmadığını gösterir. Bir inancın ilk gerekçesi a priori olabilir, ama onu yenen kanıt deneysel olabilir. Bu ayrım, Kitcher'ın koşuluna, yani güçlü a priori anlayışına, karşı ileri sürülen başlıca cevaptır: a priori gerekçe, deneyimle yenilebilir olsa bile, a priori kalır.
Anlama ve gerekçe. A priori gerekçeyi açıklamanın bir yolu, onu kavramları anlamaya bağlamaktır. Bu görüşe göre, bir kişi "iki artı iki dört eder" önermesini anlıyorsa, onu doğru bulmaya eğilimli olur; ve bu eğilim, kavramlara sahip olmanın bir parçasıdır. Amerikalı filozof Paul Boghossian, 1996'da yayımlanan "Analyticity Reconsidered" makalesinde, bu türden bir "epistemik analitiklik" görüşünü savundu. Bu görüş, rasyonel sezginin gizemini kısmen ortadan kaldırır: sezgi, kavramlara hâkimiyetin bir sonucudur. Ama bir soruyu açık bırakır: kavramlarımız yanlışsa, yani dünyaya uymuyorsa, onlara dayanan a priori bilgi de yanlış olmaz mı?
A priori bilginin kapsamı. A priori bilginin hangi alanları kapsadığı da tartışmalıdır. Mantık ve matematik, en az tartışmalı örneklerdir. Renk uyuşmazlığı gibi kavramsal doğrular, ikinci bir grup oluşturur. Daha tartışmalı bir aday, ahlaktır. İskoç filozof W. D. Ross, 1930 tarihli The Right and the Good kitabında, sözünü tutma ya da başkasına zarar vermeme gibi ilk bakıştaki (prima facie) ödevlerin, yeterince olgun bir zihne kendiliğinden apaçık olduğunu, yani a priori olarak bilindiğini savundu. Bu görüşe göre, ahlaki bilgi de, matematik bilgisi gibi, deneyimden değil, düşünmeden gelir. Bu iddia, ahlak felsefesinin konusudur ve bu dersin kapsamını aşar. Ama a priori bilginin kapsamı sorusunun, epistemoloji ile öbür felsefe alanları arasındaki sınırı nasıl belirlediğini gösterir.
Güncel tartışma
Deneysel felsefe ve sezgiler. Yaklaşık yirmi beş yıldır, deneysel felsefe adı verilen bir hareket, felsefecilerin a priori olarak bildiklerini düşündükleri sezgilerin, farklı kültürlerden ve farklı eğitim geçmişlerinden insanlar arasında değişip değişmediğini deneysel olarak incelemeye başladı. Bazı erken çalışmalar, örneğin Gettier vakalarına dair sezgilerin kültüre göre değiştiğini öne sürdü. Bu iddia, sonraki çalışmalarda büyük ölçüde sorgulandı ve Gettier sezgilerinin kültürler arasında oldukça tutarlı olduğu bulundu. Ama tartışma, a priori bilginin kaynağı olarak görülen sezgilerin ne kadar güvenilir olduğu sorusunu deneysel bir zemine taşıdı. Bu tartışma Ders Ç2.12'de ayrıntılı ele alınacak.
Matematiksel bilgi ve yapay zekâ. Son yıllarda, bilgisayar programları, matematiksel kanıtları denetlemek ve hatta yeni kanıtlar bulmak için giderek daha çok kullanılıyor. Lean ve Coq gibi kanıt denetleme sistemleri, bir kanıtın her adımını biçimsel olarak doğrular. Bu sistemler, dört renk teoremi örneğindeki tartışmayı yeni bir boyuta taşıyor. Bir matematikçi, bir teoremin doğru olduğunu, bir kanıt denetleyicisinin onayına dayanarak biliyorsa, bu bilgi a priori midir? Bir görüşe göre, kanıt denetleyicisi, bir kanıtın a priori gerekçesini taşıyan bir araçtır ve bilgiyi a posteriori yapmaz. Başka bir görüşe göre, kanıt denetleyicisine güvenmek, onun güvenilirliğine dair deneysel bir inanca dayanır. Bu tartışma, a priori bilgi kavramının, insan zihniyle sınırlı bir kavram olarak tasarlandığını, ve bilgi üretiminde makinelerin rolü arttıkça yeniden düşünülmesi gerektiğini gösteriyor.
Kepler sanısı. Bu tartışmanın çarpıcı bir örneği, kürelerin en sıkı nasıl istifleneceğine dair Kepler sanısıdır. Amerikalı matematikçi Thomas Hales, 1998'de, büyük ölçüde bilgisayar hesaplamalarına dayanan bir kanıt sundu. Kanıtı inceleyen hakem paneli, uzun bir çalışmanın ardından, kanıtın doğru olduğundan yüzde doksan dokuz emin olduğunu ama her ayrıntıyı tam olarak denetleyemediğini bildirdi. Bu belirsizlik üzerine Hales, kanıtın her adımını bir kanıt denetleme sistemiyle doğrulamak için "Flyspeck" adlı bir proje başlattı. Hales'in kanıtı 2005'te Annals of Mathematics'te yayımlandı; Flyspeck projesi 2014'te tamamlandı ve sonuçları 2017'de yayımlandı. Bu örnekte, insan hakemlerin denetiminin yetmediği yerde, bir makine denetimi kanıtın güvenilirliğini sağladı. Kanıtın a priori olup olmadığı sorusu, bu yüzden, yalnızca felsefi bir merak değil, matematik topluluğunun neyi kanıtlanmış sayacağına dair pratik bir sorudur.
Pratik: Çözümlü örnek
Bir aile toplantısında, emekli muhasebeci Halil Bey ile torunu Ece bir tartışmaya giriyor. Halil Bey diyor ki: "Bir şeyin yüzde ellisi, o şeyin yüzde yirmi beşinin iki katıdır. Bunu bilmek için hesap makinesine gerek yok." Ece itiraz ediyor: "Ama sen bunu yıllarca hesap yaparak öğrendin. Öyleyse bu bilgi deneyimden geliyor."
Adım 1, önerme. "Bir şeyin yüzde ellisi, yüzde yirmi beşinin iki katıdır."
Adım 2, kavramlar. Önermeyi anlamak için yüzde, iki kat ve oran kavramları gerekiyor. Halil Bey bu kavramları okulda ve muhasebe pratiğinde edindi. Deneyim, burada olanak sağlayıcı bir rol oynadı.
Adım 3, kanıt. Halil Bey'in önermeye inanmasının kanıtı nedir? Hesap yaparken defalarca doğru çıkması mı, yoksa önermeyi anlayınca doğru olduğunu görmesi mi? Halil Bey'e önermeyi neden doğru bulduğunu sorsak, büyük olasılıkla şöyle der: "Elli, yirmi beşin iki katıdır; öyleyse bir şeyin yüzde ellisi de yüzde yirmi beşinin iki katıdır." Bu bir hesaplama deneyimi değil, bir akıl yürütmedir.
Adım 4, karşı-örnek sınaması. Önermeyi çürütecek bir gözlem tasarlanabilir mi? Bir hesaplamada, bir şeyin yüzde ellisinin yüzde yirmi beşinin iki katı olmadığını bulsak, hesaplamada bir hata yaptığımız sonucuna varırız, önermenin yanlış olduğu sonucuna değil.
Adım 5, koşullu biçim. Önerme, gizli bir deneysel iddia içermiyor. Herhangi bir şey için, sayısal oranlar hakkında genel bir iddiadır.
Adım 6, aracılar. Halil Bey, önermeyi yıllarca hesap yaparak pekiştirmiş olabilir. Ama bu pekiştirme, önermenin gerekçesi değil, Halil Bey'in ona olan güveninin ve önermeyi hızlı biçimde hatırlamasının bir nedenidir.
Adım 7, yanılabilirlik. Önerme basit olduğu için, a priori gerekçesi güçlüdür. Ama Halil Bey'in daha karmaşık oranlara dair hızlı yargıları, a priori olsalar bile, yanılabilir.
Sonuç. Ece'nin itirazı, olanak sağlayan deneyim ile kanıt sağlayan deneyimi karıştırıyor. Halil Bey, kavramları ve hesap becerisini deneyimle edindi; ama önermenin doğru olduğuna dair gerekçesi, deneyimden değil, önermeyi anlamaktan geliyor. Bu, Kant'ın "bütün bilgimiz deneyimle başlar, ama bütün bilgimiz deneyimden kaynaklanmaz" ayrımının gündelik bir örneğidir. Ece'nin itirazının haklı bir yanı da var: Halil Bey'in bu tür önermelere olan güveni, deneyimle pekişmiştir; ve daha karmaşık durumlarda, bu güven, a priori gerekçenin sınırlarını aşabilir.
Pratik: Alıştırmalar
- Şu önermelerin her biri için, A Priori Testi'ni kullanarak, gerekçenin a priori mi a posteriori mi olduğunu belirle: (a) "Bütün bekârlar evlenmemiştir." (b) "Su yüz derecede kaynar." (c) "Bir şey aynı anda hem tamamen kare hem tamamen daire olamaz." (d) "Dünya'nın en yüksek dağı Everest'tir."
- Kendi alanından, a priori olarak bildiğini düşündüğün ama sonradan yanlış ya da eksik olduğu ortaya çıkan bir inanç düşün. Yanlışlık deneyimle mi, yoksa başka bir akıl yürütmeyle mi ortaya çıktı?
- Bir arkadaşın şöyle diyor: "Matematik de sonuçta deneyimden öğreniliyor; çocuklar parmaklarıyla sayarak toplamayı öğreniyor." Bu görüşü, olanak sağlayan ve kanıt sağlayan deneyim ayrımını kullanarak değerlendir.
Cevapları göster
- (a) A priori: önermeyi anlamak için "bekâr" ve "evlenmemiş" kavramları gerekir, ama önermenin doğru olduğunu görmek için hiçbir bekârı gözlemlemek gerekmez. "Bekâr" kavramı zaten "evlenmemiş" anlamını içerir. (b) A posteriori: suyun yüz derecede kaynadığı, deney ve gözlemle öğrenilmiş bir olgudur. Üstelik bu önerme koşulludur: deniz seviyesindeki basınçta doğrudur, yüksek bir dağda değildir. (c) A priori: önermeyi anlayan biri, bir şeyin aynı anda hem tamamen kare hem tamamen daire olamayacağını, hiçbir gözlem yapmadan görür. (d) A posteriori: dağların yüksekliği ölçümle belirlenir. Ayrıca "en yüksek" ölçütüne göre değişebilir: deniz seviyesinden yükseklik mi, tabandan yükseklik mi?
- Örnek cevap: bir öğrenci, sonsuz kümelerin hepsinin aynı büyüklükte olduğunu, çünkü hepsinin "sonsuz" olduğunu düşünüyordu. Bu inanç, ona akılla doğru görünüyordu. Ama Georg Cantor'un köşegen argümanını öğrendiğinde, gerçek sayıların kümesinin doğal sayıların kümesinden daha büyük olduğunu gördü. Yanlışlık, deneyimle değil, başka bir akıl yürütmeyle, yani bir kanıtlamayla ortaya çıktı. Bu, Frege örneğindeki gibi, a priori gerekçenin a priori yoldan düzeltildiği bir durumdur.
- Arkadaşının görüşü, olanak sağlayan deneyim ile kanıt sağlayan deneyimi karıştırıyor. Çocuklar toplamayı parmaklarıyla sayarak öğrenir: deneyim, sayı kavramlarını edinmeyi ve toplama becerisini geliştirmeyi sağlar. Bu, olanak sağlayıcı bir roldür. Ama yetişkin bir insan, büyük sayıların toplamının doğru olduğunu, parmaklarıyla sayarak değil, aritmetiğin kurallarını uygulayarak bilir. Bir hesaplamanın sonucunu parmaklarıyla sayarak "sınasa" ve farklı bir sonuç bulsa, saymada hata yaptığı sonucuna varır. Bu, toplama bilgisinin gerekçesinin deneysel değil, a priori olduğunu gösterir. Arkadaşının görüşünün haklı bir yanı da var: a priori bilgi, deneyimsiz bir zihinde ortaya çıkmaz.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir ekonomi tartışmasında biri şöyle diyor: "Fiyatlar yükselirse talep düşer. Bu, ekonominin temel bir yasasıdır, mantıken doğrudur." Zayıf çalışma: "Bu, herkesin bildiği bir yasadır, öyleyse a priori doğrudur." Bu çalışma iddianın gerekçesini sınamıyor. Güçlü çalışma: "1) İddia, 'fiyatlar yükselirse talep düşer' biçiminde genel bir iddiadır. 2) Bu iddia, insanların fiyatlara nasıl tepki verdiğine dair bir deneysel genellemedir; insan davranışını gözlemlemeden doğrulanamaz. 3) Gerçekten de bazı mallar için, örneğin Veblen malı denen bazı statü mallarında ya da ekonomistlerin Giffen malı dediği bazı temel ihtiyaç mallarında, fiyat yükseldiğinde talebin de yükseldiği durumlar tartışılmıştır. 4) İddia, 'öbür her şey sabitken ve kişiler rasyonel tercih ediyorsa' gibi koşullara bağlanarak daha saf bir biçime dönüştürülebilir. Ama bu koşullu biçim bile, insanların tercihlerine dair varsayımlar içerir. 5) Sonuç: iddia, 'mantıken doğru' değil, deneysel bir genellemedir. Onu a priori bir doğru olarak sunmak, tartışmayı kanıt gerektirmeyen bir zemine taşımaya çalışmaktır."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| A Priori Testi | Deneyimin olanak sağlayan ve kanıt sağlayan rolleri ayrılmış |
| Gizli deneysel iddia | İddianın gizlice bir deneysel varsayım içerip içermediği sınanmış |
| Koşullu biçim | İddianın saf, koşullu bir biçime dönüştürülüp dönüştürülemeyeceği tartışılmış |
| Argüman yapısı | Her adım ayrı bir öncül olarak yazılmış; vardığı yer, gerekçenin türünü açıkça adlandırıyor |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç2.8) Ders Ç2.8'in köprüsünde Burge'ün hangi sorusu soruldu? Bu ders o soruya nasıl cevap verdi?
- (Ders Ç2.1) Ders Ç2.1'deki algının bilgi sorunu, a priori bilgi için de bir karşılığa sahip mi? Rasyonel sezgi ile algısal deneyim arasındaki benzerlik nedir?
- (Ders Ç1.10) Ders Ç1.10'da yanılabilircilik nasıl tanımlanmıştı? Frege örneği, a priori bilgi için yanılabilirciliği nasıl destekliyor?
Cevapları göster
- Ders Ç2.8'in köprüsünde, Burge'ün şu sorusu soruldu: uzun bir kanıtlamanın adımlarını bellekle taşıyorsak, vardığımız bilgi yine de a priori midir? Bu ders, soruyu olanak sağlayan ve kanıt sağlayan deneyim ayrımıyla cevapladı. Burge'e göre, bellek, kanıtlamanın adımlarını ve onların a priori gerekçesini taşıyan koruyucu bir aracıdır; kanıtlamaya bir kanıt eklemez. Bu yüzden belleğe dayanan bir kanıtlama, yine de a priori kalabilir. Aynı soru, Gerçek hayat örneğinde bilgisayar kanıtları için de soruldu ve orada cevabın daha tartışmalı olduğu görüldü.
- Evet. Ders Ç2.1'de algının bilgi sorunu, algısal deneyimin, nesnenin var olduğunu ya da nasıl olduğunu garanti etmediği sorunuydu. A priori bilgi için benzer bir sorun vardır: bir önermenin akıl yoluyla doğru görünmesi, onun doğru olduğunu garanti etmez. Frege, Temel Yasa V'yi a priori gerekçeyle kabul etmişti, ama yasa yanlıştı. Rasyonel sezgi ile algısal deneyim arasındaki benzerlik şudur: ikisi de, bir şeyin bir kişiye belirli bir biçimde görünmesidir, biri akıl yoluyla, öbürü duyular yoluyla. İkisi de, bu görünüş temelinde inanç oluşturmayı gerekçelendirir, ama ikisi de yanılabilir.
- Ders Ç1.10'da yanılabilircilik, bir kişinin, gerekçesi doğruluğu garanti etmediği hâlde bir önermeyi bilebileceği görüşü olarak tanımlanmıştı. Frege örneği, bu görüşü a priori bilgi için destekler. Frege'nin Temel Yasa V'ye olan inancı, a priori olarak gerekçelendirilmişti: ilkeyi deneyime başvurmadan bir mantık yasası olarak kabul etmişti. Ama inanç yanlıştı. Öyleyse a priori gerekçe, yanlışlık olasılığını dışlamaz. Bu, a priori bilginin yanılmaz olduğu geleneksel görüşe karşı güçlü bir kanıttır.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| A priori gerekçe nedir? | Deneyimin kanıt rolü oynamadığı gerekçe; deneyim yalnızca kavramları edinmeyi sağlayabilir. |
| Olanak sağlayan ve kanıt sağlayan deneyim farkı nedir? | Olanak sağlayan deneyim kavramları edinmeyi sağlar; kanıt sağlayan deneyim önermenin doğru olduğuna dair kanıt verir. |
| Kant a priori ile deneyim arasındaki ilişkiyi nasıl ifade eder? | Bütün bilgimiz deneyimle başlar, ama bütün bilgimiz deneyimden kaynaklanmaz. |
| Saf olmayan a priori nedir? | A priori gerekçelendirilen ama deneysel kavramlar içeren bilgi (Kant: "Her değişikliğin bir nedeni vardır"). |
| Rasyonel sezgi nedir? | Bir önermenin, yalnızca anlayıp düşünerek, doğru ve zorunlu olarak görülmesi (BonJour 1998). |
| Frege örneği neyi gösterir? | A priori gerekçe yanılabilir; Temel Yasa V, Russell'ın 1902 mektubuyla çürüdü. |
| "Güçlü a priori" nedir? | Deneyimden bağımsız gerekçelendirilen ve hiçbir olası deneyimle çürütülemeyecek bilgi; Kitcher'ın koşulu, adı sonraki literatürden. |
| Benacerraf'ın sorunu nedir? | Soyut nesneler zihinle nedensel ilişkiye giremiyorsa, onları nasıl bilebiliriz? (1973) |
Okuma listesi
- Immanuel Kant, Saf Aklın Eleştirisi (1781/1787), Giriş, I.–II. bölümler. A priori kavramının klasik ifadesi.
- Laurence BonJour, In Defense of Pure Reason (Cambridge University Press, 1998). Rasyonel sezginin savunusu.
- Philip Kitcher, "A Priori Knowledge", The Philosophical Review 89 (1980). Güçlü a priori kavramı.
- Paul Benacerraf, "Mathematical Truth", The Journal of Philosophy 70 (1973). Matematiksel bilginin erişim sorunu.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "A Priori Justification and Knowledge" maddesi.
Sonraki derse köprü
Bu ders, a priori gerekçenin ne olduğunu ve nasıl mümkün olduğunu sordu, ama a priori bilinen önermelerin türünü açık bıraktı. Renk uyuşmazlığı önermesi tanımlardan türetilemiyor gibi göründüğünde, Kant'ın "sentetik a priori" dediği bir kategoriye işaret ediyorduk. Ders Ç2.10, üç ayrımı, yani a priori ile a posteriori, analitik ile sentetik ve zorunlu ile olumsal ayrımlarını bir araya getiriyor ve Kant'tan Kripke'ye bu ayrımların nasıl örtüştüğünü ya da ayrıştığını inceliyor.
Günlük sorusu: Bugün dünyaya bakmadan, yalnızca düşünerek doğru olduğundan emin olduğun bir şey düşün. O inancından, gözünle gördüğün bir şeyden daha mı emin, yoksa daha mı az?