Giriş
Bir aile hekimi, Doktor Nihat, bir hastasına yeni bir ilaç yazmak üzereyken duruyor. Hastanın kullandığı bir başka ilaçla bu yeni ilacın birlikte kullanılmaması gerektiğini hatırlıyor. Bunu nereden bildiğini düşünüyor ve hatırlayamıyor. Belki yıllar önce tıp fakültesinde bir farmakoloji dersinde öğrendi, belki bir kongrede dinledi, belki bir meslektaşı söyledi, belki bir dergide okudu. Kaynağı tamamen unutmuş. Ama bilgi aklında, net ve kesin: bu iki ilaç birlikte verilmez. Doktor Nihat ilacı yazmaktan vazgeçiyor ve başka bir seçeneğe yöneliyor. Kararı gerekçeli mi? Kaynağını hatırlamadığı bir inanca dayanarak bir hasta hakkında karar vermek, epistemik açıdan sorumlu bir davranış mı?
Ders Ç2.7, belleğin bir kayıt değil, bir yeniden kurgu olduğunu ve güvenilirliğinin koşullara bağlı olduğunu gösterdi. Bu ders, aynı konuya felsefi bir açıdan bakıyor. Psikolojinin sorusu, belleğin ne kadar doğru olduğuydu. Epistemolojinin sorusu ise, bellek bir inancı gerekçelendirdiğinde, bu gerekçenin nereden geldiğidir. Gündelik bilgimizin büyük kısmı, şu anda algılamadığımız, akıl yürütmediğimiz, yalnızca hatırladığımız şeylerden oluşur: Ankara'nın başkent olduğu, adımızın ne olduğu, dün akşam ne yediğimiz. Bu inançlar gerekçeliyse, gerekçeleri nereden gelir? İki temel cevap vardır. Koruyucu görüşe göre bellek, başka bir kaynaktan, örneğin algıdan ya da tanıklıktan, elde edilmiş gerekçeyi yalnızca saklar; kendi başına yeni bir gerekçe üretmez. Üretken görüşe göre ise bellek, en azından bazı durumlarda, kendi başına gerekçe üretebilir. Bu ders, iki görüşü karşılaştırıyor ve Doktor Nihat'ın durumunun, yani kaynağı unutulmuş bilginin, ikisi için de neden zor bir sınav olduğunu gösteriyor.
Bu dersin kazanımları:
- Koruyucu ve üretken bellek görüşlerini, unutulmuş kanıt sorununu, bellek yenicilerini ve Reid'in belleği bir ilk ilke olarak görmesini açıklarsın. (anla)
- Bir bellek inancını Bellek Gerekçe Sorusu ile sınar, inancın gerekçesinin ilk edinme anından mı geldiğini, yoksa hatırlama anında mı oluştuğunu belirlersin. (uygula)
- Koruyucu ve üretken görüşleri, unutulmuş kanıt sorunu ve yenicilerin ortadan kalkması karşısında gerekçeli olarak değerlendirirsin. (değerlendir)
Kavramlar
Kavramlar, önce iki temel görüşü, sonra bu görüşleri sınayan iki sorunu, en son da belleğin epistemolojideki özel konumunu tanımlıyor.
Koruyucu görüşün en etkili çağdaş savunucularından biri, Amerikalı filozof Tyler Burge'dür. Burge, 1993 tarihli "Content Preservation" makalesinde, tanıklığı belleğe benzeterek açıkladı: bellek, akıl yürütmede bir içeriği ve onun gerekçe durumunu bir zamandan ötekine değiştirmeden taşır, yani "salt koruyucu" bir bellektir; tanıklık da aynı işi bir kişiden ötekine yapar. Bu görüşe göre, belleğin işlevi, içeriği ve onun gerekçesini korumaktır. Koruyucu görüşün sezgisel bir çekiciliği vardır. Bir şeyi hatırlamak, onu yeniden öğrenmek değildir. Bir bilgiyi hatırladığımızda, ona yeni bir kanıt eklemeyiz; yalnızca daha önce sahip olduğumuz bir bilgiyi yeniden kullanırız. Öyleyse belleğin, inancın daha önce sahip olmadığı bir gerekçeyi ona vermesi beklenmez. Koruyucu görüşün iki sonucu vardır. Birincisi: ilk edinildiğinde gerekçesiz olan bir inanç, bellekte saklandığı için gerekçe kazanamaz. İkincisi: ilk edinildiğinde gerekçeli olan bir inanç, ilk gerekçe unutulsa bile, bellek tarafından korunduğu sürece gerekçeli kalır.
Amerikalı filozof Jennifer Lackey, 2005'te yayımlanan "Memory as a Generative Epistemic Source" makalesinde, koruyucu görüşe karşı karşı-örnekler geliştirdi ve belleğin üretken bir kaynak olabileceğini savundu. Ders Ç1.14'te Lackey'nin, tanıklıkla edinilen bilginin her zaman kişinin başarısı olmadığını gösteren itirazını görmüştük. Burada Lackey, benzer bir yöntemle, belleğin yalnızca koruyucu olmadığını göstermeye çalışır. Lackey'nin argümanları iki türdür. Birincisinde kişi bir inancı ilk edindiğinde, bu inancın gerekçesini çürüten bir yenici, yani Ders Ç1.12'de tanıdığımız ve Ders Ç3.10'da "çürütücü" adıyla ayrıntılı göreceğimiz türden bir karşı-kanıt, vardır; bu yüzden inanç ilk anda gerekçesizdir. Sonra yenici unutulur ya da ortadan kalkar, ama inanç bellekte kalır. Hatırlama anında, yenici artık yoktur ve inanç, ilk anda olmadığı biçimde, gerekçelidir. İkincisinde ise kişi bir ayrıntıyı algılar ama ona dikkat etmez ve o anda bir inanç oluşturmaz; inanç ilk kez hatırlama anında, bellekteki izden oluşur. İki durumda da gerekçe, ilk edinme anından değil, hatırlama anından gelir gibi görünür.
Giriş'teki Doktor Nihat'ın durumu, bu sorunun tam bir örneğidir. Doktor Nihat, ilaç etkileşimini bildiğine inanıyor, ama bu bilginin kaynağını unutmuş. Sorun özellikle Modül Ç4'te göreceğimiz içselci gerekçe kuramları için zordur. İçselciliğe göre, bir inancın gerekçesi, kişinin düşünerek erişebileceği bir şey olmalıdır. Ama Doktor Nihat, inancının gerekçesine, yani unuttuğu kaynağa, erişemiyor. Öyleyse içselciliğe göre inancı gerekçesiz görünür. Bu sonuç, çok sayıda gündelik inancımızın gerekçesiz olduğu anlamına gelir: bildiğimiz şeylerin çoğunu nereden öğrendiğimizi hatırlamayız. Amerikalı filozof Gilbert Harman, 1986 tarihli Change in View kitabında, insanların inançlarının kaynaklarını sistematik olarak unuttuğunu ve bunun rasyonel olduğunu, çünkü her inancın kaynağını hatırlamanın bilişsel olarak çok pahalı olduğunu savundu. Alvin Goldman ise, 1999 tarihli "Internalism Exposed" makalesinde, unutulmuş kanıt sorununu içselciliğe karşı güçlü bir itiraz olarak kullandı.
Bellek inançları, başka inançlar gibi, yenilebilir. Bir yenici, bir inancın yanlış olduğunu gösteren bir kanıt olabilir: örneğin, Ders Ç2.7'deki kardeşlerin anısına karşı gösterilen fotoğraf. Ya da inancın kaynağının güvenilmez olduğunu gösteren bir kanıt olabilir: örneğin, bir anının bir rüyadan kaynaklandığını fark etmek. Bellek yenicileri, koruyucu ile üretken görüş arasındaki tartışmanın merkezindedir. Koruyucu görüşe göre, bir yenici, inancın ilk gerekçesini bozar ve bellek bu bozulmuş gerekçeyi korur. Üretken görüşe göre ise, bir yenicinin unutulması, inancı yeniden gerekçeli kılabilir. Ders Ç2.7'nin bulguları, bellek yenicilerinin özel bir türünü öne çıkarır: kişinin kendi belleğinin belirli koşullarda güvenilmez olduğunu bilmesi. Yanlış anı araştırmalarını bilen biri, defalarca anlatılmış bir çocukluk anısına daha az güvenmelidir. Bu bilgi, bir yenicidir.
Bu görüşün klasik savunucusu, İskoç filozof Thomas Reid'dir. Reid, 1785 tarihli Essays on the Intellectual Powers of Man adlı eserinde, belleği, algı gibi, kendi güvenilirliğini başka bir şeyle kanıtlayamayacağımız, ama ona güvenmekten başka seçeneğimiz olmayan bir ilk ilke olarak gördü. Reid, Essays'in VI. denemesinde (5. bölüm) bütün doğal yetilerimiz için şunu söyler: onların yanıltıcı olmadığını akıl yürütmeyle kanıtlamaya çalışmak, sorgulanan şeyi baştan varsaymaktır; bir adamın dürüstlüğünü kendi sözüne sormak gibi. Bu, Ders Ç2.7'nin İtiraz 2'sinde değindiğimiz epistemik döngüselliktir: belleğin güvenilirliğine dair her kanıt, en sonunda belleğe dayanır. Reid bu döngüyü bir kusur olarak değil, belleğin temel bir kaynak olduğunun işareti olarak gördü. Bu görüş, koruyucu ile üretken görüş tartışmasından bağımsızdır, ama ona bir bağlam sağlar. Bellek temel bir kaynaksa, başka hiçbir kaynağın sağlayamayacağı bir şeyi, yani geçmişe dair bilgiyi, sağlar. Ama bu, dersin terimiyle üretkenlik değildir; koruyucu görüş de belleğin geçmiş bilgisini sağladığını kabul eder. Reid'in görüşü yalnızca belleğin başka bir kaynağa indirgenemeyeceğini söyler.
Amerikalı filozof Michael Huemer, 1999 tarihli "The Problem of Memory Knowledge" makalesinde, bellek gerekçesinin iki bileşeni olduğunu savundu. Birincisi, inancın ilk edinildiği andaki gerekçesidir. İkincisi, inancın o andan bu yana bellekte korunmasının gerekçesidir. Bir bellek inancı, ancak iki bileşen de iyiyse, tam olarak gerekçelidir. Bu görüş, koruyucu görüşün haklı yanını, yani belleğin ilk gerekçeye bağımlı olduğunu, korur. Ama üretken görüşün haklı yanını da kabul eder: hatırlama anındaki koşullar, örneğin bir yenicinin varlığı ya da yokluğu, gerekçeyi etkiler. İkili görüş, bu dersin Argüman bölümünün vardığı sonuca yakındır.
Argüman
Bu bölüm, koruyucu görüşü iki yönden sınayan bir argüman kuruyor.
- Koruyucu görüş doğruysa, bir bellek inancının şimdiki gerekçesi, yalnızca o inancın ilk edinildiği andaki gerekçeden türer.
- Öyleyse koruyucu görüşe göre, (a) ilk edinildiği anda gerekçesiz olan bir inanç, bellekte saklandığı için gerekçe kazanamaz; ve (b) güçlü biçimiyle, ilk edinildiği anda gerekçeli olan bir inanç, ilk gerekçesini, hatırlama anındaki yenicilerden bağımsız olarak, aynen korur.
- Ama Lackey'nin karşı-örneklerinde, ilk edinme anında bir yenici yüzünden gerekçesiz olan bir inanç, yenici unutulduktan sonra, hatırlama anında gerekçeli görünür. Bu, (a)'yı sorgular.
- Ayrıca, ilk edinildiğinde gerekçeli olan bir inanç, hatırlama anında ortaya çıkan bir yenici yüzünden, örneğin kişinin o konuda belleğinin güvenilmez olduğunu öğrenmesi yüzünden, gerekçesini yitirebilir. Bu, (b)'yi sorgular.
- Öyleyse bir bellek inancının gerekçesi, yalnızca ilk edinme anına değil, hatırlama anındaki koşullara da bağlıdır.
Sonuç: Koruyucu görüşün güçlü biçimi savunulamaz; zayıf biçimi Lackey'nin vakalarıyla sınanır ve bu sınav tartışmalıdır. Bir bellek inancının gerekçesi, iki zamana birden bağlıdır: inancın ilk edinildiği ana ve hatırlandığı ana. İlk edinme anı, inancın gerekçesinin temelini sağlar; hatırlama anı ise, bu temelin hâlâ geçerli olup olmadığını, yani bir yenicinin ortaya çıkıp çıkmadığını ya da ortadan kalkıp kalkmadığını belirler. Bu sonuç, Huemer'in ikili görüşüne yakındır. Bu sonuç, belleğin her durumda yeni gerekçe ürettiğini söylemez. Belleğin en az, yenicilerin ortaya çıkması ve ortadan kalkması yoluyla, gerekçeyi değiştirebildiğini söyler. Belleğin bundan daha güçlü bir anlamda, yani hiç gerekçesi olmayan bir içeriğe gerekçe vermek anlamında üretken olup olmadığı, açık bir soru olarak kalır.
Birinci ve ikinci öncül, koruyucu görüşün mantıksal sonuçlarını açıkça ortaya koyuyor. Bu sonuçlar ilk bakışta makul görünür. Bir şeyi yanlış bir kaynaktan öğrenmişsem, o şeyi hatırlamak onu daha güvenilir kılmaz. Bir şeyi güvenilir bir kaynaktan öğrenmişsem, kaynağı unutmam onu daha az güvenilir kılmaz. Ama bu iki sonuç, belleğin pasif bir depo olduğunu varsayar. Ders Ç2.7'de belleğin bir depo değil, bir yeniden kurgu olduğunu gördük. Belleğin yeniden kurgulayıcı yapısı, gerekçenin de, hatırlama anında yeniden kurulduğunu düşündürür.
Üçüncü öncül, Lackey'nin karşı-örneklerine dayanır. Bu karşı-örneklerin yorumu tartışmalıdır ve İtiraz 1'de ele alınıyor. Dördüncü öncül ise daha az tartışmalıdır. Bir kişi, ilk edindiğinde gerekçeli olan bir inancı hatırlarken, o inancın kaynağının güvenilmez olduğunu ya da belleğinin o konuda yanıltıcı olabileceğini öğrenirse, inancın gerekçesi zayıflar. Bu, koruyucu görüşün bile kabul etmesi gereken bir şeydir. Koruyucu görüş, bu durumu, ilk gerekçenin yeni bir kanıtla yenilmesi olarak açıklayabilir. Ama bu açıklama, gerekçenin yalnızca ilk andan türemediğini, hatırlama anındaki kanıtlara da bağlı olduğunu kabul eder.
En tartışmalı öncül: Üçüncü öncül, yani Lackey'nin karşı-örneklerinin koruyucu görüşü çürüttüğü iddiası. Koruyucu görüşün savunucuları, bu karşı-örneklerde belleğin yeni bir gerekçe üretmediğini, yalnızca bir yenicinin ortadan kalkmasıyla, zaten var olan bir gerekçenin önünün açıldığını savunur. Bu yoruma göre, ilk edinme anında inancın bir gerekçesi vardı, ama yenici bu gerekçeyi etkisiz kıldı. Yenici unutulduğunda, ilk gerekçe yeniden etkili hâle gelir. Bu durumda bellek, gerekçeyi üretmemiş, yalnızca korumuştur; değişen, yenicinin varlığıdır. Bu cevap, koruyucu görüşü kurtarır gibi görünür. Ama bir bedel öder: koruyucu görüşü, "bellek ilk gerekçeyi korur, ama gerekçenin etkili olup olmadığı hatırlama anındaki yenicilere bağlıdır" biçimine dönüştürür. Bu biçim, Argüman bölümünün sonucuna, yani ikili görüşe, çok yakındır. Tartışma, belki de, gerekçenin "üretilmesi" ile bir yenicinin ortadan kalkmasıyla "serbest kalması" arasındaki farkın ne kadar önemli olduğuna bağlıdır.
İtirazlar ve cevaplar
İtiraz 1: Lackey'nin karşı-örneklerinde bellek gerekçe üretmez, yalnızca yeniciden kurtulur
Lackey'nin karşı-örneklerini yakından inceleyelim. Bir kişi, ilk edinme anında, gerekçe sağlayan bir kanıta ve onu çürüten bir yeniciye birlikte sahiptir. Yenici, inancın gerekçeli olmasını engeller. Sonra kişi yeniciyi unutur, ama inancı ve, örtük olarak, ilk kanıtın etkisini korur. Hatırlama anında inanç gerekçelidir, ama bu gerekçe, ilk kanıttan gelir, bellekten değil. Bellek yalnızca, ilk kanıtın etkisini korumuş ve yeniciyi kaybetmiştir. Öyleyse bu örnekler, koruyucu görüşü çürütmez; yalnızca yenicilerin unutulabileceğini gösterir.
Cevap: Bu, koruyucu görüşün en güçlü cevabıdır ve Amerikalı filozof Thomas Senor, 2007'de yayımlanan "Preserving Preservationism" makalesinde, korunan gerekçenin ilk bakışta (prima facie) gerekçe olduğunu ve yenilebileceğini vurgulayarak koruyucu görüşü savundu. Cevap, karşı-örneklerin bir yorumunu sunar ve bu yorum tutarlıdır. Ama iki sorunu vardır. Birincisi, bir yenicinin unutulmasının bir inancı gerekçeli kılması, epistemik açıdan tuhaf bir sonuçtur. Kişi, bir şeyi unutarak, epistemik durumunu iyileştirmiş olur. Bu, koruyucu görüşün de üretken görüşün de kabul etmek zorunda olduğu bir tuhaflıktır, ama koruyucu görüş, onu belleğin pasif bir kaybı olarak açıklarken, üretken görüş, onu belleğin aktif bir rolü olarak açıklar. İkincisi, cevap, gerekçenin "üretilmesi" ile "serbest kalması" arasında keskin bir ayrım varsayar. Ama hatırlama anında gerekçeli bir inanç ortaya çıkmışsa ve ilk edinme anında yoksa, bu değişikliğin bir kaynağı olmalıdır. Bu kaynak, belleğin hatırlama anındaki işleyişiyse, bellek en azından gerekçenin ortaya çıkmasında bir rol oynamıştır. Bu ayrımın ne kadar önemli olduğu, büyük ölçüde terminolojik bir tartışmaya dönüşebilir. Bu cevabın bir sınırı da vardır: Senor'un 2007'deki cevabı yalnızca yenici vakalarını karşılar. Lackey'nin dikkat edilmemiş bilgiden doğan inanç vakası, yani İtiraz 3'teki türden durumlar, bu cevapla açıklanmaz ve tartışmada açık kalır.
İtiraz 2: Unutulmuş kanıt sorunu içselciliği çürütür
Doktor Nihat'ın durumu, içselcilik için ciddi bir sorundur. İçselciliğe göre, bir inancın gerekçesi, kişinin düşünerek erişebileceği bir şey olmalıdır. Doktor Nihat, ilaç etkileşimine dair inancının gerekçesine erişemiyor. Öyleyse, içselciliğe göre, inancı gerekçesizdir. Ama inancı açıkça gerekçeli görünür: bir tıp eğitimi almış, deneyimli bir hekimin, mesleki bilgisine dayanan bir inancıdır. Öyleyse içselcilik yanlıştır.
Cevap: Bu, Goldman'ın içselciliğe yönelttiği itirazdır ve içselcilerin buna birkaç cevabı vardır. Birinci cevap, Doktor Nihat'ın inancının gerekçesinin, unuttuğu kaynakta değil, şu an erişebildiği bir şeyde olduğunu söylemektir: inancın kendisinin onda bir "bilinen şey" olarak görünmesi, yani bir bellek görünüşü. Bu cevaba göre, bir şeyi net biçimde hatırlıyor gibi görünmek, o şeye inanmak için içeriden erişilebilir bir gerekçedir. Bu, Reid'in görüşüne yakındır: net biçimde hatırladığımız şeye inanmak için başka bir nedene ihtiyaç duymayız. Amerikalı filozoflar Earl Conee ve Richard Feldman, Goldman'a verdikleri cevapta bu yönde bir görüş savundu. İkinci cevap, Doktor Nihat'ın, hekim olarak, kendi mesleki bilgisinin genel olarak güvenilir olduğunu bilmesidir. Bu genel bilgi, tek tek inançlarının kaynağını hatırlamasa bile, onlara güvenmesi için bir gerekçe sağlar. Bu iki cevap, unutulmuş kanıt sorununu tamamen çözmez, ama içselciliğin bu soruna karşı tamamen savunmasız olmadığını gösterir. Tartışma, Ders Ç4.7'de Goldman ile Feldman ve Conee arasındaki büyük tartışma bağlamında yeniden ele alınacak.
İtiraz 3: Bellek bir kaynak değil, bir depodur; kaynak tartışması anlamsızdır
Belleği bir bilgi kaynağı olarak tartışmak, bir kategori hatasıdır. Algı, dünya hakkında yeni bilgi sağlar; akıl yürütme, var olan bilgilerden yeni bilgiler çıkarır; tanıklık, başkalarının bilgisini aktarır. Bellek ise hiçbir yeni bilgi sağlamaz; yalnızca öbür kaynakların sağladığı bilgiyi saklar. Öyleyse belleğin bir gerekçe kaynağı olup olmadığını sormak, bir kütüphanenin bir yazar olup olmadığını sormak gibidir.
Cevap: Bu itiraz, koruyucu görüşün en güçlü biçimini ifade ediyor. Ama Ders Ç2.7'nin bulguları, belleğin bir depo olmadığını, bir yeniden kurgu olduğunu gösterdi. Bir kütüphane, kitapları değiştirmeden saklar; bellek ise, sakladığı şeyi her hatırlayışta yeniden kurar. Bu yeniden kurma, bazen yeni bilgi üretir. Bir örnek düşünelim: bir kişi, dün bir toplantıda bir arkadaşının kırmızı bir ceket giydiğini fark etmemişti. Lackey'nin, David Owens'tan da yararlanarak geliştirdiği üçüncü argüman tam olarak bu türdendir. Bugün biri ona arkadaşının ne giydiğini soruyor, kişi hatırlamaya çalışıyor ve zihninde arkadaşını kırmızı bir ceketle görüyor. Kişi, dün sahip olmadığı bir inanca, yani arkadaşının kırmızı ceket giydiği inancına, bugün sahip oluyor. Bu inanç, algıdan mı, bellekten mi geliyor? Algının izleri bellekte saklanmış, ama inanç ilk kez bellek yoluyla oluşmuştur. Bu tür durumlar, belleğin yalnızca depolamadığını, dikkatsiz algıların izlerinden yeni inançlar da üretebildiğini gösterir. Bu inançlar, Ders Ç2.7'nin uyarılarına göre, yeniden kurgu hatalarına açıktır. Ama gerekçeli olabilirler.
İtiraz 4: Reid'in görüşü belleği eleştiriden korur
Reid, belleği bir ilk ilke olarak görüyor ve net biçimde hatırladığımız şeye, başka bir neden olmaksızın, inanmamız gerektiğini söylüyor. Ama Ders Ç2.7, net biçimde hatırlanan anıların yanlış olabileceğini gösterdi. Reid'in görüşü, bu bulgular karşısında, belleği eleştiriden koruyan dogmatik bir görüştür. Bir anının netliği, ona inanmak için yeterli bir neden değildir.
Cevap: Bu itiraz, Reid'in görüşünün yalın bir okumasına karşı güçlüdür. Ama Reid'in kendisi, belleğin yanılabilir olduğunu kabul ediyordu. Bu dersin birincil metninde göreceğimiz gibi, Reid, belleğin bazı durumlarda daha az net ve kesin olduğunu, ve "bebeklikte ya da zihinsel bir bozuklukta" hatırlanan şeylerin hayal edilenlerle karışabileceğini açıkça yazar. Reid'in iddiası, belleğin yanılmaz olduğu değil, belleğe güvenmek için başka bir kaynaktan kanıt istemenin döngüsel olduğudur. Reid'e göre bellek, varsayılan olarak güvenilirdir; ama bu varsayım, özel durumlarda, örneğin bir yenici ortaya çıktığında, geri çekilebilir. Bu, Ders Ç3.3'te göreceğimiz ılımlı temelciliğin ve fenomenal muhafazakârlığın bellek için bir öncülüdür; Huemer'in ikili görüşünde de koruma gerekçesini bellek görünüşleri sağlar. Ders Ç2.7'nin bulguları, bu varsayımı tamamen reddetmeyi değil, onu geri çeken koşulları, yani olay sonrası bilgiyi, tekrar anlatımı ve kaynak belirsizliğini, daha iyi tanımayı gerektirir. Reid'in görüşü ile Ders Ç2.7'nin bulguları, böylece, uzlaştırılabilir.
Örnekler
Basit örnek: başkentin adı
Ankara'nın Türkiye'nin başkenti olduğunu bilirsin. Ama bunu ilk ne zaman ve nereden öğrendiğini hatırlıyor musun? Büyük olasılıkla hayır. Belki ilkokulda bir öğretmenden, belki bir haritadan, belki ailenden. Kaynağı tamamen unutmuşsun.
Bellek Gerekçe Sorusu ile bakalım. İlk edinme: inanç, büyük olasılıkla güvenilir bir kaynaktan, bir öğretmenden ya da bir ders kitabından edinildi. İlk gerekçe iyiydi. Koruma: inanç, yıllar boyunca bellekte korundu ve bu süre içinde sayısız kez başka kaynaklarla, haberlerle, gezilerle, sohbetlerle doğrulandı. Hatırlama anı: şu anda inancı çürüten bir yenici yok. Kaynak unutulmuş ama bu, inancın gerekçesini zayıflatmıyor, çünkü inanç sayısız bağımsız kaynakla desteklenmiş durumda.
Sonuç: Bu basit örnek, unutulmuş kanıt sorununun her durumda ciddi olmadığını gösteriyor. Bir inanç, ilk kaynağı unutulmuş olsa bile, sonradan birçok kaynakla desteklenmişse ve hiçbir yenici yoksa, açıkça gerekçelidir. Koruyucu görüş, bu gerekçenin ilk kaynaktan geldiğini söyler. İkili görüş ise, gerekçenin hem ilk kaynaktan hem de sonraki doğrulamalardan ve yenici yokluğundan geldiğini söyler. Pratikte, iki görüş burada aynı sonuca varır.
Orta örnek: unutulan uyarı
Aylin, bir gün bir kafede otururken, yan masada, eski iş arkadaşı Selim'e çok benzeyen birini görüyor ve onun Selim olduğunu düşünüyor. Ama o sabah ortak bir arkadaşları, Selim'in o hafta yurtdışında olduğunu söylemişti. Aylin bu bilgiyi hatırlıyor ve "Selim olamaz, benzeyen biri" diye düşünüyor. Gördüğü kişinin Selim olduğuna inanmıyor. Birkaç ay sonra Aylin, o kafeyi hatırlıyor ve yan masadaki kişinin yüzünü net biçimde gözünde canlandırıyor: bu kesinlikle Selim'di. Ortak arkadaşlarının uyarısını ise artık hatırlamıyor. Aylin, şimdi, o gün kafede Selim'i gördüğüne inanıyor. Gerçekte de, Selim'in yurtdışı yolculuğu son anda ertelenmişti ve o gün kafedeydi.
Bellek Gerekçe Sorusu ile bakalım. İlk edinme: o gün Aylin'in elinde iki şey vardı: Selim'i gördüğü algısal izlenim ve Selim'in yurtdışında olduğu bilgisi. İkincisi bir yeniciydi ve Aylin'in Selim'i gördüğüne inanmasını haklı olarak engelledi. Koruma: algısal izlenim bellekte korundu; yenici ise unutuldu. Hatırlama anı: Aylin'in elinde artık yalnızca net bir algısal anı var ve onu çürüten bir yenici yok.
Sonuç: Bu örnek, Lackey'nin yenici vakalarına yakındır, ama bir farkla: Aylin o gün inancı hiç oluşturmadı; bu yönüyle Lackey'nin ikinci tür vakasına, dikkat edilmemiş bilgiden doğan inanca da benziyor. Aylin'in şimdiki inancı, ilk edinme anında olmayan bir gerekçeye sahip görünüyor. Üretken görüşe göre, bellek, yenicinin unutulmasıyla, yeni bir gerekçe üretti. Koruyucu görüşe göre ise, algısal izlenim baştan beri bir gerekçeydi ve bellek onu korudu; yalnızca yenici kayboldu. Ama örneğin bir rahatsız edici yanı var: Aylin, bir bilgiyi unutarak, epistemik olarak daha iyi bir duruma geçmiş gibi görünüyor. Yenici yanıltıcıydı, çünkü Selim aslında yurtdışında değildi. Ama yenici yanıltıcı olmasaydı, Aylin'in unutması onu gerekçeli ama yanlış bir inanca götürecekti. Bu, gerekçenin, kişinin hiçbir epistemik çabası olmadan, bir unutma yoluyla değişebildiğini gösteriyor; Ders Ç1.14'teki başarı ve övgü tartışması açısından tuhaf bir sonuç.
Gerçek hayat örneği: tanığın belleğini tazelemek
Birçok hukuk sisteminde, bir tanık mahkemede ifade verirken bir olayın ayrıntılarını hatırlayamıyorsa, ona daha önce yazdığı bir not ya da yaptığı bir açıklamanın kaydı gösterilebilir. Bu uygulamaya "belleği tazeleme" denir. Örneğin Amerika Birleşik Devletleri'nin federal delil kurallarının 612. kuralı, bir tanığın belleğini tazelemek için kullanılan yazılı belgelerin karşı tarafa gösterilmesini düzenler. Belleği tazelemek, tanığın belgeyi okuyup aynen tekrarlaması değil, belgenin yardımıyla olayı yeniden hatırlaması amacını taşır.
Bu uygulama, bu dersin sorusunu kurumsal bir biçimde sorar. Tanık, notunu gördükten sonra olayı "hatırladığını" söylediğinde, bu bir bellek inancı mıdır, yoksa notu okumaktan gelen yeni bir inanç mıdır? Koruyucu görüşe göre, not, olaydan hemen sonra yazıldıysa, tanığın ilk algısının gerekçesini taşır; tazelenen bellek bu gerekçeyi yeniden etkin kılar. Ama Ders Ç2.7'nin bulguları, bir uyarı ekler: not, bir olay sonrası bilgi olarak, anıyı değiştirebilir. Tanık, notunda yazanı, gerçekte hatırlamasa bile, hatırladığını sanabilir. Bu durumda tanığın "anısı", aslında notun bir yeniden kurgusudur. Hukuk sistemleri bu riski tanır ve belleği tazelemek için kullanılan belgeyi karşı tarafın incelemesine açar. Bu, Bellek Gerekçe Sorusu'nun kurumsal bir uygulamasıdır: anının gerekçesinin ilk edinme anından mı, yoksa sonradan gelen bir kaynaktan mı geldiğini denetlemek.
Bu örnek, koruyucu ile üretken görüş tartışmasının pratik bir önemi olduğunu gösteriyor. Hukuk, tanığın şimdiki ifadesinin, olay anındaki algısına dayanmasını ister; yani koruyucu bir bellek ister. Ama belleğin yeniden kurgulayıcı yapısı, tazelenen belleğin yeni bir şey, yani notun etkisini, içerebileceğini gösterir. Uygulamanın sınırını da görmek gerekir: farklı hukuk sistemleri bu konuyu farklı biçimlerde düzenler, ve uygulamanın ayrıntıları bu dersin konusu değildir. Burada önemli olan, belleğin gerekçesinin kaynağı sorusunun, mahkemelerde somut bir soru olarak ortaya çıkmasıdır.
Araç kartı: Bellek Gerekçe Sorusu
| Satır | İçerik |
|---|---|
| Ne işe yarar | Bir bellek inancının gerekçesini iki zamana göre sınar: inancın ilk edinildiği an ve hatırlandığı an; gerekçenin hangi andan geldiğini ve hâlâ geçerli olup olmadığını belirler. |
| Adımlar | 1) Bellek inancını yaz. 2) İlk edinme: inanç ne zaman, hangi kaynaktan edinildi? O anda iyi bir gerekçesi var mıydı? Kaynak hatırlanmıyorsa, bunu not et. 3) İlk yeniciler: inanç edinildiğinde, onu çürüten bir karşı-kanıt var mıydı? 4) Koruma süreci: inanç o zamandan beri nasıl korundu? Başka kaynaklarla doğrulandı mı, yoksa yalnızca tekrarlandı mı? 5) Hatırlama anındaki yeniciler: şu anda inancı çürüten ya da belleğin bu konuda güvenilmez olduğunu gösteren bir kanıt var mı? 6) Yeniden kurgu riski: Ders Ç2.7'deki riskler, yani olay sonrası bilgi, tekrar anlatım ve şema etkisi, bu inanç için geçerli mi? 7) Gerekçe yargısı: inancın gerekçesi ilk edinme anından mı geliyor, sonraki doğrulamalardan mı, yoksa bir yenicinin kaybolmasından mı? |
| Ne zaman kullanılır | Kaynağı unutulmuş bir bilgiye dayanarak önemli bir karar verirken; bir tanığın anısını değerlendirirken; bir anının ilk oluşumu ile şimdiki hâli arasında bir fark olduğundan şüphelenildiğinde. |
| Sınırı | Araç, gerekçenin zamansal yapısını ortaya çıkarır, ama çoğu zaman ilk edinme anına dair bilgimiz eksiktir; bu durumda araç, yalnızca hatırlama anındaki koşulları değerlendirebilir. Koruyucu ile üretken görüş arasındaki tartışmayı çözmez; yalnızca bir inancın gerekçesinin hangi bileşenlere dayandığını gösterir. |
| 5K kapısı | Kanıt |
Özet
- Koruyucu görüşe göre bellek, gerekçe üretmez; yalnızca ilk edinme anındaki gerekçeyi korur (Burge 1993).
- Üretken görüşe göre bellek, en azından bazı durumlarda, kendi başına gerekçe üretebilir (Lackey 2005).
- Lackey'nin karşı-örneklerinde, ilk edinme anında bir yenici yüzünden gerekçesiz olan bir inanç, yenici unutulduktan sonra gerekçeli görünür; ya da dikkat edilmemiş bir algıdan, inanç ilk kez hatırlama anında oluşur.
- Unutulmuş kanıt sorunu, kaynağı unutulmuş inançların gerekçeli olup olmadığı sorunudur ve özellikle içselcilik için zordur (Harman 1986, Goldman 1999).
- Bellek yenicileri, bir bellek inancının gerekçesini çürüten karşı-kanıtlardır; hatırlama anında ortaya çıkabilir ya da kaybolabilirler.
- Reid'e göre bellek, güvenilirliği başka bir şeyle kanıtlanamayan temel bir kaynaktır; ama yanılabilirdir ve varsayılan güven geri çekilebilir.
- İkili görüş, bellek gerekçesinin hem ilk edinme anına hem de hatırlama anına bağlı olduğunu savunur (Huemer 1999).
Derinleş — isteğe bağlı katmanlar
Birincil metin
İskoç filozof Thomas Reid, 1785 tarihli Essays on the Intellectual Powers of Man adlı eserinin bellek üzerine üçüncü denemesine, bellek hakkında "apaçık ve kesin" saydığı olguları sıralayarak başlar:
Belki bebeklikte ya da zihinsel bir bozuklukta, hatırlanan şeyler yalnızca hayal edilenlerle karıştırılabilir; ama olgun yaşlarda ve sağlıklı bir zihinde, her insan, net biçimde hatırladığı şeye inanmak zorunda olduğunu hisseder, ve bu inancı için, o şeyi net biçimde hatırlamasından başka bir neden gösteremez; oysa bir şeyi ne kadar net biçimde hayal ederse etsin, bu yüzden ona inanmaz. Net bellekten edindiğimiz bu inancı, bir kanıtlamaya dayanıyormuş kadar kesin, gerçek bir bilgi sayarız; aklı başında hiç kimse onu sorgulamaz ya da ona karşı bir argüman dinlemez. Ölüm kalım davalarında tanıkların tanıklığı ona dayanır, ve insanlığın geçmiş olaylara dair bütün bilgisi bu temel üzerine kuruludur. Bir insanın belleğinin daha az net ve belirli olduğu, belleğinin onu yanıltmış olabileceğini kabule hazır olduğu durumlar vardır; ama bu, bellek tam olarak net olduğunda ona duyulan güveni hiç zayıflatmaz.
Bir sonraki bölümde Reid, belleğin doğasına dair temel tezini ortaya koyar:
İlk olarak, sanırım şu görünüyor: bellek, varlığımızın Yaratıcısının bize verdiği, böyle yaratılmış olmamızdan başka hiçbir açıklamasını veremeyeceğimiz, asli (original) bir yetidir.
Reid'in bu pasajları, bu dersteki tartışmanın üç noktasına doğrudan değiniyor. Birincisi, Reid, net bir anıya inanmak için, anının kendisinden başka bir neden gösteremeyeceğimizi söyler. Bu, İtiraz 2'de içselciliğin unutulmuş kanıt sorununa verdiği cevaba yakındır: bir şeyi net biçimde hatırlıyor gibi görünmek, o şeye inanmak için bir gerekçedir. Doktor Nihat, ilaç etkileşimini net biçimde hatırlıyorsa, Reid'e göre, ona inanmak için kaynağını hatırlamasına gerek yoktur. İkincisi, Reid, belleği "temel bir yeti" olarak görür. Bu, belleğin güvenilirliğinin başka bir kaynaktan türetilemeyeceği anlamına gelir: bellek, başka hiçbir yetinin veremeyeceği bir şeyi, geçmişe dair bilgiyi, verir. Ama bu, dersin anlamıyla bir üretkenlik iddiası değil, bir indirgenemezlik iddiasıdır.
Üçüncüsü, ve belki de en önemlisi, Reid belleğin yanılmaz olduğunu iddia etmez. "Bebeklikte ya da zihinsel bir bozuklukta" hatırlanan şeylerin hayal edilenlerle karışabileceğini kabul eder. Ders Ç2.7'nin bulguları, bu karışmanın yalnızca bebeklikte ya da bozuklukta değil, sağlıklı yetişkinlerde de, belirli koşullarda, gerçekleştiğini gösterdi. Reid'in "olgun yaşlarda ve sağlıklı bir zihinde" kaydı, bu bulgular karşısında daraltılmalıdır. Ama Reid'in temel iddiası, yani belleğe güvenmenin, ona karşı özel bir neden olmadıkça, makul olduğu iddiası, bu bulgulardan sonra da savunulabilir. Reid'in "tanıkların tanıklığı" ifadesi ise, Gerçek hayat örneğindeki belleği tazeleme uygulamasının neden bu kadar önemli olduğunu hatırlatıyor.
Teknik ayrıntı
Koruyucu görüşün iki biçimi. Bu derste koruyucu görüşün iki biçimini ayırıyoruz; bu etiketler literatürden değil, dersin kendi çözümlemesinden gelir. Güçlü biçim, bir bellek inancının şimdiki gerekçesinin, ilk gerekçeyle özdeş olduğunu söyler: bellek, gerekçeyi ne artırır ne azaltır. Zayıf biçim ise, bir bellek inancının şimdiki gerekçesinin, ilk gerekçeden fazla olamayacağını, ama yenicilerle azalabileceğini söyler. Güçlü biçim, Argüman bölümünün dördüncü öncülüyle doğrudan çelişir: hatırlama anında ortaya çıkan bir yenici, gerekçeyi azaltabilir. Zayıf biçim ise dördüncü öncülü kabul eder, ama üçüncü öncülü reddeder: bellek gerekçeyi artıramaz. Lackey'nin karşı-örnekleri, bu zayıf biçime karşı yöneltilmiştir. Zayıf koruyucu görüş, bu dersin benzetmesiyle, belleğin gerekçe için bir "tavan" olduğunu söyler: bellek inancı, ilk gerekçeden daha iyi gerekçelendirilmiş olamaz. Lackey'nin örnekleri, bu tavanın aşılabildiğini göstermeye çalışır.
Bellek ve tanıklık arasındaki benzerlik. Burge, tanıklığı belleğe benzeterek açıkladı: salt koruyucu bellek bir içeriği ve gerekçe durumunu bir zamandan ötekine değiştirmeden taşıdığı gibi, tanıklık da onu bir kişiden ötekine taşır. Bu benzerlik, tanıklığın epistemolojisindeki tartışmaların belleğe de uygulanabileceğini düşündürür. Ders Ç2.13 ve Ç2.15'te göreceğimiz tanıklık tartışmasında, Lackey benzer bir yapıda bir argüman geliştirdi: tanıklık da yalnızca bilgiyi aktarmaz, bazen konuşmacının sahip olmadığı bir bilgiyi dinleyicide üretebilir. Lackey'nin bellek ve tanıklık üzerine argümanları, bu yüzden, aynı genel teze, yani bilgi aktarım süreçlerinin yalnızca koruyucu olmadığı tezine, hizmet eder.
Gerekçenin zamansal yapısı. Bu dersin tartışması, gerekçenin zamansal bir yapıya sahip olduğunu gösterir. Algısal bir inancın gerekçesi, büyük ölçüde, inancın oluştuğu anda belirlenir. Bellek inancının gerekçesi ise, inancın tarihine, yani ilk edinme anından şimdiye kadar geçen süreçte ne olduğuna bağlıdır. Bu tarihsel yapı, gerekçeyi yalnızca kişinin şimdiki zihinsel durumuna dayandıran içselci kuramlar için bir sorun yaratır. Kişi, inancının tarihini bilmeyebilir. Ama bu tarih, inancın gerekçesini etkiler. Bu sorun, Ders Ç4.1'de içselcilik ve Ders Ç4.4'te Goldman'ın süreç güvenilirciliğinin tarihsel yapısı tartışılırken yeniden ortaya çıkacak.
Epistemik döngüsellik. Reid'in belleği temel bir kaynak olarak görmesinin arkasında, Amerikalı filozof William Alston'ın 1986 tarihli "Epistemic Circularity" makalesinde sistematik biçimde incelediği bir sorun yatar. Bir kaynağın, örneğin belleğin, güvenilir olduğunu göstermeye çalıştığımızı düşünelim. Belleğin geçmişte doğru çıktığı durumları sayarız: hatırladığımız şeylerin kayıtlarla, başkalarının anlatımlarıyla uyuştuğu durumları. Ama bu durumları bilmek için de belleğe dayanırız: kayıtları ne zaman kontrol ettiğimizi, sonucun ne olduğunu hatırlarız. Alston, bu tür döngüselliğin bir argümanı kısır kılmadığını, ama onun, kaynağa zaten güvenmeyen bir şüpheciyi ikna edemeyeceğini savundu. Bu, Ders Ç2.7'nin İtiraz 2'sinde Modül Ç5'e bıraktığımız sorunun bellek için özel bir biçimidir. Reid'in cevabı, döngüden kaçmaya çalışmak yerine, belleğe varsayılan bir güven vermektir. Bu cevabın bedeli, belleğe duyulan güvenin, kanıtla kazanılmış değil, baştan verilmiş bir güven olmasıdır; kazancı ise, şüphecinin talep ettiği türden bir dış doğrulamanın zaten hiçbir kaynak için mümkün olmadığını açıkça kabul etmesidir.
Güncel tartışma
Belleğin epistemolojisinde yeni bir ilgi. Bellek, epistemolojide uzun süre algının gölgesinde kaldı. Son yirmi yılda ise bellek epistemolojisi yeniden canlı bir araştırma alanı hâline geldi. Bu canlanmanın bir nedeni, Ders Ç2.7'de gördüğümüz bilişsel bilim bulgularıdır. Belleğin yeniden kurgulayıcı yapısı, onun yalnızca bir koruyucu olmadığını güçlü biçimde düşündürür. Grenoble Alpes Üniversitesi'nde çalışan felsefeci Kourken Michaelian, 2016 tarihli Mental Time Travel (MIT Press) kitabında, bu bulgulara dayanarak, hatırlamanın bir tür geçmişi hayal etme olduğunu ve hatırlama ile hayal etme arasında türsel değil, derecesel bir fark bulunduğunu savundu. Michaelian'ın görüşü, bellek ile hayal gücü arasında türsel bir sınır arayan nedensel bellek kuramlarına karşı çıkar; Hume'un canlılık ölçütü gibi o da farkı derece farkı olarak görür, ama ölçütü canlılıkta değil, hatırlama sisteminin güvenilir işleyişinde arar. Bu görüş doğruysa, bellek inancının gerekçesi, hayal gücünün güvenilirliğiyle de bağlantılıdır.
Kolektif bellek ve gerekçe. Bellek yalnızca bireysel değil, toplumsal bir olgudur. Aileler, topluluklar ve uluslar, geçmişe dair ortak anılar taşır. Bu ortak anılar, bireysel anılar gibi, yeniden kurulur ve bazen değişir. Kolektif belleğin epistemolojisi, bireysel belleğin epistemolojisinden farklı sorular doğurur: bir topluluk bir şeyi "hatırlıyor" olabilir mi, ve bu hatırlama bir gerekçe kaynağı olabilir mi? Ders Ç2.7'deki iki kardeşin anısı, kolektif belleğin bireysel belleği nasıl biçimlendirebileceğinin küçük ölçekli bir örneğiydi. Aile anlatımları, kardeşlerin bireysel anılarını, yaşanmamış biçimlerde yeniden kurdu. Toplumsal epistemoloji ve grup bilgisi, Modül Ç7'de ele alınacak.
Kaynaksız hatırlayan sistemler. Unutulmuş kanıt sorununun çağdaş bir karşılığı, büyük dil modellerinde ortaya çıkar. Bu modeller, eğitim sırasında karşılaştıkları metinlerden edindikleri bilgileri, çoğu zaman kaynaklarını göstermeden üretir. Bir model, bir ilaç etkileşimi hakkında doğru bir cümle kurabilir, ama bu bilgiyi hangi kaynaktan edindiğini söyleyemez; Doktor Nihat'ın durumuna benzer biçimde. Üstelik bu tür modeller, kaynağı olmayan, yani hiç karşılaşılmamış bilgileri de aynı güvenle üretebilir. Bu sorunu hafifletmek için geliştirilen yaklaşımlardan biri, modelin cevap vermeden önce belirli belgeleri araması ve cevabını bu belgelere dayandırmasıdır; böylece cevap, kaynağı gösterilebilen bir bilgiye dönüşür. Bu yaklaşım, bu dersteki önerinin, yani kaynağı unutulmuş bilgiyi bağımsız bir kaynakla doğrulamanın, teknik bir uygulamasıdır. Yapay sistemlerin bilgi ve güvenilirlik sorunları Ders P3.12 ve P3.13'te ele alınacak.
Pratik: Çözümlü örnek
Giriş'teki Doktor Nihat'a dönelim. Doktor Nihat, iki ilacın birlikte verilmemesi gerektiğini hatırlıyor, ama bu bilgiyi nereden öğrendiğini hatırlamıyor.
Adım 1, bellek inancı. "X ilacı ile Y ilacı birlikte verilmemelidir."
Adım 2, ilk edinme. Doktor Nihat, bilginin kaynağını hatırlamıyor. Ama olası kaynaklar, yani tıp fakültesi, mesleki kongreler, tıbbi yayınlar ve meslektaşlar, genel olarak güvenilir kaynaklardır. Büyük olasılıkla ilk gerekçe iyiydi.
Adım 3, ilk yeniciler. Doktor Nihat, bilgiyi edindiği sırada onu çürüten bir karşı-kanıt olup olmadığını bilmiyor. Bu belirsizlik, kaynağın unutulmasının bir sonucudur.
Adım 4, koruma süreci. Bilgi, yıllar boyunca Doktor Nihat'ın belleğinde korundu. Ama bu süre içinde doğrulanıp doğrulanmadığını bilmiyor. Tıbbi bilgi zamanla değişebilir: bir zamanlar tehlikeli sayılan bir etkileşim, yeni araştırmalarla daha az tehlikeli bulunabilir, ya da tersi.
Adım 5, hatırlama anındaki yeniciler. Şu an, inancı çürüten bir karşı-kanıt yok. Ama Doktor Nihat, tıbbi bilginin değişebildiğini bilir; bu genel bilgi, zayıf bir yenici olarak işler.
Adım 6, yeniden kurgu riski. Ders Ç2.7'nin uyarıları geçerli: Doktor Nihat, bu etkileşimi, benzer bir başka etkileşimle karıştırıyor olabilir. Kaynak izleme hatası mümkün.
Adım 7, gerekçe yargısı. Doktor Nihat'ın inancı, bir hekimin mesleki bilgisi olarak, makul ölçüde gerekçelidir. Gerekçe, büyük olasılıkla güvenilir bir ilk kaynaktan ve Doktor Nihat'ın genel mesleki güvenilirliğinden gelir. Bu inanç, bir ilaç yazmamak gibi düşük riskli bir karar için yeterince güçlüdür. İlaç yazmak gibi, bir hastanın sağlığını etkileyebilecek bir karar için ise, güncel bir kaynakla doğrulanması gerekir.
Sonuç. Doktor Nihat'ın durumu, unutulmuş kanıt sorununun pratik bir çözümünü gösteriyor. Kaynağı unutulmuş bir inanç, gerekçesiz değildir; ama gerekçesinin gücü, inanca dayanarak verilecek kararın riskine göre değerlendirilmelidir. Bu, Ders Ç1.5'teki kredi diliyle, inancın derecesinin karar bağlamına göre yeterli olup olmadığını sormaktır. Doktor Nihat'ın en makul davranışı, yeni ilacı yazmaktan vazgeçmek ve ardından, örneğin güncel bir ilaç etkileşimi veri tabanına bakarak, bilgisini doğrulamaktır. Bu, belleğin gerekçesini, bağımsız bir kaynakla destekleyerek güçlendirmektir.
Pratik: Alıştırmalar
- Şu bellek inançlarının her birini Bellek Gerekçe Sorusu ile değerlendir ve gerekçenin en çok hangi zamana bağlı olduğunu belirle: (a) Bir kişinin, beş yıl önce bir arkadaşının doğum gününün 12 Mart olduğunu öğrendiğini ve bunu hâlâ hatırladığını söylemesi. (b) Bir öğrencinin, bir sınavda, bir formülü hatırlaması, ama sınav sırasında yanındaki öğrencinin farklı bir formül yazdığını görmesi. (c) Bir kişinin, çocukluğunda bir köpek tarafından ısırıldığını hatırlaması, ama annesinin bunun hiç yaşanmadığını söylemesi.
- Kaynağını hatırlamadığın ama güvendiğin bir bilgiyi düşün. Bu bilgiye güvenmek için hangi gerekçen var?
- Bir arkadaşın şöyle diyor: "Bir şeyi nereden öğrendiğimi hatırlamıyorsam, ona güvenmemeliyim." Bu görüşü, unutulmuş kanıt sorununu ve Harman'ın görüşünü kullanarak değerlendir.
Cevapları göster
- (a) Gerekçe büyük ölçüde ilk edinme anına bağlıdır. Arkadaşın doğum günü güvenilir bir kaynaktan, büyük olasılıkla arkadaşın kendisinden, öğrenildi. Hatırlama anında bir yenici yoksa, inanç gerekçelidir. Ama beş yıl uzun bir süredir ve tarihler kolayca karışabilir; bir kaynak izleme hatası mümkündür. (b) Gerekçe, hatırlama anındaki bir yeniciden etkileniyor. Yanındaki öğrencinin farklı bir formül yazması, öğrencinin kendi formülünden şüphe etmesi için zayıf bir yenicidir. Ama bu yenici, yanındaki öğrencinin daha güvenilir olduğuna dair bir kanıt yoksa, güçlü değildir. Öğrenci, formülünü kendi bilgisinden hatırlıyorsa, yanındakine göre kendi belleğine güvenmek için iyi bir nedeni olabilir. (c) Gerekçe, hatırlama anında ortaya çıkan güçlü bir yeniciden ciddi biçimde etkileniyor. Annenin tanıklığı, anıyı çürüten bir karşı-kanıttır. Ders Ç2.7'nin bulgularına göre, çocukluk anıları yeniden kurgu hatalarına özellikle açıktır. Kişinin anısının gerekçesi, annenin tanıklığı karşısında büyük ölçüde zayıflar. Ama annenin belleği de yanılabilir; bağımsız bir kanıt, örneğin bir hastane kaydı, sorunu çözebilir.
- Örnek cevap: bir kişi, Everest Dağı'nın dünyanın en yüksek dağı olduğunu biliyor, ama bunu nereden öğrendiğini hatırlamıyor. Bu bilgiye güvenmek için gerekçesi şudur: bu bilgi, yıllar boyunca sayısız kaynakta, kitaplarda, haberlerde ve sohbetlerde tekrarlanmış ve hiçbir zaman çürütülmemiştir. Kaynak unutulmuş olsa bile, bilgi birçok bağımsız kaynakla desteklenmiştir. Ayrıca bu bilgiyle çelişen hiçbir yenici yoktur.
- Arkadaşının görüşü, unutulmuş kanıt sorununa karşı aşırı bir tutumdur. Bu görüş kabul edilirse, bildiklerimizin büyük kısmına güvenmememiz gerekir, çünkü çoğu bilginin kaynağını hatırlamayız. Harman, insanların inançlarının kaynaklarını sistematik olarak unuttuğunu ve bunun rasyonel olduğunu savundu: her inancın kaynağını hatırlamak, bilişsel olarak çok pahalıdır. Kaynağı unutulmuş bir inanca güvenmek, bir yenici yoksa ve inanç genel olarak güvenilir bir süreçle edinilmişse, makuldür. Ama arkadaşının görüşünün haklı bir yanı da var: önemli kararlarda, kaynağı unutulmuş bir inancı bağımsız bir kaynakla doğrulamak, iyi bir epistemik alışkanlıktır.
Pratik: Argüman görevi
Karşılaştırma. Durum: bir aşçı, yıllar önce öğrendiği bir bilgiye dayanarak, mantarları pişirmeden önce yıkamaması gerektiğini söylüyor, çünkü "su emer ve lezzetini kaybeder". Bu bilgiyi nereden öğrendiğini hatırlamıyor. Zayıf çalışma: "Aşçı deneyimlidir, öyleyse bilgisi doğrudur." Bu çalışma, bilginin gerekçesini incelemiyor. Güçlü çalışma: "1) İlk edinme: aşçı bu bilgiyi büyük olasılıkla bir ustasından ya da bir yemek kitabından öğrendi. Bu kaynaklar mutfak bilgisi için genel olarak güvenilirdir. 2) Koruma: bilgi, aşçının uygulamalarında yıllarca kullanıldı. Ama aşçı, mantarları yıkayıp yıkamamanın lezzeti etkileyip etkilemediğini sistematik olarak karşılaştırmadı. 3) Hatırlama anındaki yeniciler: bazı yemek araştırmacıları, mantarların kısa bir yıkamada çok az su emdiğini öne sürmüştür. Bu, bilgiyi zayıflatan bir yenici olabilir. 4) Yeniden kurgu: bilgi, mutfakta yaygın olarak tekrarlanan bir bilgidir; aşçı onu, bir kaynaktan değil, genel mutfak kültüründen edinmiş olabilir. 5) Sonuç: aşçının bilgisi, makul ölçüde gerekçelidir, ama bir yenici ortaya çıktığında, bilginin doğrulanması gerekir. Kaynağı unutulmuş bilgiye güvenmek, düşük riskli kararlar için yeterlidir; ama bir yenici ortaya çıktığında, inanç yeniden sınanmalıdır."
| Ölçüt | Ne aranır |
|---|---|
| İki zaman | İlk edinme anı ile hatırlama anı ayrı ayrı değerlendirilmiş |
| Yeniciler | İnancın gerekçesini etkileyebilecek yeniciler belirlenmiş |
| Risk | Güvenin, kararın riskine göre ayarlanması tartışılmış |
| Argüman yapısı | Öncüller sırayla yazılmış; sonuç bilgiye ne ölçüde güvenileceğini belirtiyor |
Argüman koçu
Görevi buraya yaz; koç argümanını standart biçime çevirir, rubriğin her ölçütüne 0–3 puan verir, en güçlü itirazı söyler. Vardığın görüşü değil, argümanın yapısını değerlendirir.
Tekrar
- (Ders Ç2.7) Ders Ç2.7'de bellek nasıl tanımlanmıştı? Bu dersteki tartışma, o tanımı nasıl kullanıyor?
- (Ders Ç1.14) Ders Ç1.14'te Lackey'nin tanıklıkla ilgili itirazı neydi? Lackey'nin bellekle ilgili argümanı, bu itirazla hangi bakımdan benzer?
- (Ders Ç1.5) Ders Ç1.5'teki kredi kavramı, kaynağı unutulmuş bir inanca nasıl bir güven derecesi vermemiz gerektiğini belirlemede nasıl kullanılabilir?
Cevapları göster
- Ders Ç2.7'de bellek, bir kayıt değil, her hatırlayışta geçmişin yeniden kurulduğu bir süreç olarak tanımlanmıştı. Bu dersteki tartışma, o tanımı, koruyucu görüşe karşı kullanıyor. Koruyucu görüş, belleğin pasif bir depo olduğunu, gerekçeyi değiştirmeden sakladığını varsayar. Ama bellek bir yeniden kurguysa, gerekçe de hatırlama anında yeniden kurulabilir: yeniciler ortaya çıkabilir ya da kaybolabilir, ve dikkatsiz algıların izlerinden yeni inançlar oluşabilir. Belleğin yeniden kurgulayıcı yapısı, onun yalnızca bir koruyucu olmadığını düşündürür.
- Ders Ç1.14'te Lackey'nin tanıklıkla ilgili itirazı, tanıklıkla edinilen bilgide doğruluğun büyük ölçüde dinleyicinin değil, konuşmacının yetkinliğine atfedildiğini, bu yüzden bilginin her zaman kişinin başarısı olmadığını gösteriyordu. Lackey'nin bellekle ilgili argümanı, benzer bir yöntemle, yani dikkatle kurulmuş karşı-örneklerle, yaygın bir varsayımı sorgular. Tanıklık itirazı, başarı cevabının bilgiyi açıklamakta yetersiz kaldığını gösterir. Bellek argümanı ise, koruyucu görüşün bellek gerekçesini açıklamakta yetersiz kaldığını gösterir. İki argüman da, bilgi aktarım süreçlerinin, sanıldığından daha karmaşık olduğunu gösterir.
- Ders Ç1.5'te kredi, bir inanca duyulan güven derecesi olarak tanımlanmıştı. Kaynağı unutulmuş bir inanca verilecek kredi, birkaç etkene bağlıdır: inancın ilk edinildiği sürecin genel güvenilirliği, inancın sonradan başka kaynaklarla doğrulanıp doğrulanmadığı, hatırlama anında bir yenici olup olmadığı ve Ders Ç2.7'deki yeniden kurgu risklerinin ne ölçüde geçerli olduğu. Kaynağı unutulmuş ama birçok bağımsız kaynakla desteklenmiş bir inanca yüksek kredi verilebilir. Kaynağı unutulmuş, hiç doğrulanmamış ve yeniden kurgu riskine açık bir inanca ise daha düşük kredi verilmelidir.
Flashcard'lar
| Ön yüz | Arka yüz |
|---|---|
| Koruyucu bellek görüşü nedir? | Belleğin gerekçe üretmediğini, yalnızca ilk edinme anındaki gerekçeyi koruduğunu savunan görüş (Burge 1993). |
| Üretken bellek görüşü nedir? | Belleğin, en azından bazı durumlarda, kendi başına gerekçe üretebileceğini savunan görüş (Lackey 2005). |
| Lackey'nin karşı-örneklerinin yapısı nedir? | Yenici vakaları: ilk anda gerekçesiz inanç, yenici unutulunca gerekçeli görünür. Dikkat vakaları: inanç ilk kez hatırlama anında oluşur. |
| Unutulmuş kanıt sorunu nedir? | Kaynağı unutulmuş bir inancın hâlâ gerekçeli olup olmadığı sorunu; özellikle içselcilik için zordur (Harman 1986, Goldman 1999). |
| Bellek yenicisi nedir? | Bir bellek inancının gerekçesini çürüten ya da zayıflatan karşı-kanıt; hatırlama anında ortaya çıkabilir ya da kaybolabilir. |
| Reid belleği nasıl görür? | Güvenilirliği başka bir şeyle kanıtlanamayan temel bir yeti; net hatırlanana inanmak için anının kendisinden başka nedene gerek yoktur. |
| İkili görüş nedir? | Bellek gerekçesinin hem ilk edinme anına hem hatırlama anındaki koşullara bağlı olduğu görüşü (Huemer 1999). |
| Zayıf koruyucu görüşün "tavan" iddiası nedir? | Bir bellek inancı, ilk gerekçesinden daha iyi gerekçelendirilmiş olamaz; yenicilerle azalabilir ama artamaz. |
Okuma listesi
- Thomas Reid, Essays on the Intellectual Powers of Man (1785), III. deneme, "Of Memory". Belleğin temel bir kaynak olarak klasik savunusu.
- Tyler Burge, "Content Preservation", The Philosophical Review 102 (1993). Belleğin ve tanıklığın koruyucu rolü.
- Jennifer Lackey, "Memory as a Generative Epistemic Source", Philosophy and Phenomenological Research 70 (2005). Üretken bellek görüşü.
- Michael Huemer, "The Problem of Memory Knowledge", Pacific Philosophical Quarterly 80 (1999). Bellek gerekçesinin ikili yapısı.
- Stanford Encyclopedia of Philosophy, "Epistemological Problems of Memory" maddesi.
Sonraki derse köprü
Modül Ç2'nin ilk sekiz dersi, deneyime dayanan bilgi kaynaklarını inceledi: algı, içebakış ve bellek. Bu kaynakların hepsi, en sonunda, bir şeyin bize nasıl göründüğüne ya da geldiğine dayanıyordu. Ders Ç2.9, farklı türden bir bilgiyi ele alıyor: deneyime dayanmadan, yalnızca düşünerek bilebildiğimiz şeyleri. İki artı ikinin dört ettiğini ya da bir şeyin aynı anda hem kırmızı hem tamamen yeşil olamayacağını, dünyaya bakmadan nasıl biliriz? Burge'ün sorusu da orada yeniden doğar: uzun bir kanıtlamanın adımlarını bellekle taşıyorsak, vardığımız bilgi yine de a priori, yani deneyimden bağımsız mıdır?
Günlük sorusu: Bugün kullandığın ama nereden öğrendiğini hatırlamadığın bir bilgi düşün. O bilginin yanlış olduğu ortaya çıksaydı, ne kadar şaşırırdın?